İHA'ların düşürüldüğü gece: İsrail ve İran arasındaki caydırıcılık yarışı nereye varacak?

13 nisanı 14 nisana bağlayan gece uzun, derin ve çok yönlü bir dersti.

14 nisanın ilk saatlerinde Kudüs semalarında meydana gelen patlamaların oluşturduğu ışıklar (Reuters)
14 nisanın ilk saatlerinde Kudüs semalarında meydana gelen patlamaların oluşturduğu ışıklar (Reuters)
TT

İHA'ların düşürüldüğü gece: İsrail ve İran arasındaki caydırıcılık yarışı nereye varacak?

14 nisanın ilk saatlerinde Kudüs semalarında meydana gelen patlamaların oluşturduğu ışıklar (Reuters)
14 nisanın ilk saatlerinde Kudüs semalarında meydana gelen patlamaların oluşturduğu ışıklar (Reuters)

Husam İtani

Caydırıcılık ve inisiyatif. Bunlar İran ve İsrail arasında anlamları tartışılan iki kelime. 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece uzun, derin ve modern savaşlar, uluslararası ittifaklar, ekonomik imkanlar ve iç siyasi uyum açısından çok yönlü bir dersti.

Tahran ve Tel Aviv yaptıkları açıklamalarda hedeflerine ulaştıklarını duyurdular. İran, Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’nin X platformu hesabından yapılan açıklamayla, İsrail’in gerilimi tırmandıracak bir adım atmaması halinde konunun ‘kapanmış’ sayılacağını bildirirken Türkiye aracılığıyla ABD'ye gönderdiği bir mesajla da bunu teyit etti.

Öte yandan İsrail basını, İran’ın saldırısının sabahında İsrail’in vereceği yanıtın planlanmasında ve istenmeyen sonuçlar doğurabilecek bir askeri operasyonda acele edilmemesi gerektiğinden söz eden haberlere yer verdi.

thy5j6
İran’ın 14 Nisan'da başlattığı saldırıda füzeleri önleme görevinden dönen İsrail’e ait bir F-15 savaş uçağı üzerinde çalışan bir görevli (Reuters)

Her ne olursa olsun İran topraklarından İsrail'e karşı başlatılan ve daha önce eşi ve benzerine rastlanmayan misilleme, İsrail'in, İran’ın nükleer programını geliştiren bilim adamlarına karşı suikastlar ve nükleer programın yürütüldüğü bazı tesislere yönelik sabotaj saldırıları düzenlemek gibi İran içinde aldığı bir takım askeri ve güvenlik önlemlerinin yanı sıra dışarıda Suriye’de ve bazen Irak'ta İran’ın askeri tesislerinin bombalanmasını neredeyse günlük bir olay haline getirmesi sonucu Tahran’ın yıllar içinde ciddi şekilde zarar gören caydırıcılık kapasitesini yeniden tesis etmeyi amaçlayan ciddi bir girişimdi.

İsrail'in İranlı nükleer bilim adamlarını hedef alan suikastlarına misilleme olarak Lübnan asıllı Fransız vatandaşı Muhammed Hasan el-Hüseyni'nin 2012 temmuzunda Bulgaristan'ın Burgaz şehrinde İsrailli turistleri taşıyan bir tur otobüsüne gerçekleştirdiği intihar saldırısı gibi İran'ın daha önce verdiği tepkiler, öyle görünüyor ki İsrail'in bu tür eylemlerini tekrarlamasını engelleyecek kadar güçlü değildi.

İranlı general Rıza Zahidi ve yardımcılarının konsolosluk saldırısında öldürülmesinin ardından İran’ın caydırıcılık potansiyeli yerle bir oldu.

Diğer tarafta ise İsrail'in caydırıcılığı, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısının başarılı olmasının ardından skandal denebilecek bir kayba uğradı. Hamas Hareketi tarafından gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, binden fazla Filistinli silahlı grup üyesinin Gazze Şeridi sınırlarından 35 kilometre içeriye girmeyi başarması, İsrail'in askeri ve istihbarat üstünlüğü iddialarına ağır bir darbe indirdi. Bu esnada yüzlerce İsrailli asker ve sivil, komuta kademesindeki karışıklık ve o gün öğleden sonraya kadar süren Filistin saldırısı karşısında yaşanan kafa karışıklığı nedeniyle ya öldürüldü ya da esir alındı. İsrail’in Gazze’ye saldırısının temelinde caydırıcılığın yeniden tesis edilmesi ve savaşın ilk günündeki feci başarısızlığın Filistinli sivillere karşı şiddeti, ölüm ve yıkımı abartarak telafi edilmesi vardı.

xscdf bgnty
Tahran'daki İran Şura Meclisi’nin 14 Nisan'daki ilk oturumunun başında sloganlar atan İranlı milletvekilleri (ICANA)

Sonrasında İsrail, Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyölerini de kapsayan saldırılara başladı. Aynı zamanda Şam ve çevresinin yanı sıra mart ayında çok sayıda İran destekli milisin öldürüldüğü oldukça şiddetli saldırılara sahne olan Halep'i hedef aldı.

Başka bir deyişle, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun ‘Refah Muhafızı Operasyonu’ kapsamında Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemileri hedef alan saldırılarını engellemede başarılı olmasından ve Sana Yarımadası’ndaki İran destekli milislerin Gazze'deki savaşın seyrini değiştirme kabiliyetlerinin sınırlı olduğunun anlaşılmasından sonra 28 Ocak'ta Ürdün'ün doğusunda yer alan Tower 22 (Kule 22) adındaki ABD üssüne düzenlenen saldırıda üç Amerikan askerinin öldürülmesi sonrası Washington’ın ‘direniş ekseninin’ Irak kanadını saf dışı bırakmasının ardından İsrail'in Şam'ın Mezze semtindeki İran konsolosluğuna yaptığı hava saldırısı İran'ın caydırıcılık sistemi tamamen çöktü.

Dahası, Hizbullah Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra İsrail’e ait hedeflere sınır ötesi saldırılar düzenlediyse de onlarca Lübnanlı sivilin yanı sıra yaklaşık 300 Hizbullah üyesinin hayatını kaybetmesine, Güney Lübnan'daki birçok köyün yıkılmasına ve bölge sakinlerinin yerlerinden edilmesine rağmen saldırılarının İsrail'in Hamas'a yönelik operasyonları üzerindeki etkisi çok az oldu.

Bu bağlamda İran’ın caydırıcılığının -Şam'daki konsoloslukta General Muhammed Rıza Zahidi ve yardımcılarının öldürülmesinden sonra- içler acısı bir duruma düştüğünü söylersek abartmış olmayız. Tahran bu saldırıya sert bir yanıt vermediği takdirde İsrail'in İran'ın iç bölgeleri de dahil olmak üzere daha fazla saldırı düzenleyerek gerilimi tırmandırmaması için İran'ın bir karşılık vermesi gerektiği kanaati oluştu.

İsrail’in verilerine göre bir gecelik çatışma yaklaşık 1,33 milyar dolara mal oldu.

Zahidi’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önde gelen komutanlarından biri olması nedeniyle, 1 Nisan’daki konsolosluk saldırısı ile 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece bu saldırıya verilen yanıt arasındaki on iki gün boyunca misillemenin şekli ve hangi araçların kullanılacağı, İran’ın vekilleri tarafından mı yoksa doğrudan İran güçleri tarafından mı gerçekleştirileceği konularında yoğun tartışmalar yapıldı. Batı basınında yer alan haberlerde, Tahran’la İsrail’e vereceği karşılığın şiddetini en aza indirmesi ve mümkün olduğunca sınırlı bir çerçevede gerçekleştirmesi için belirli bir ‘bedel’ önerisinde bulunmak üzere çeşitli aracılarla temaslarda bulunulduğu aktarıldı. İsrail ise İran içinde niteliksel saldırılar düzenlemekle, hatta İran'ın tüm elektrik şebekesini devre dışı bırakabileceği söylenen ‘elektromanyetik bomba’ kullanmakla tehdit etti. Daha sonra İran’a önerilen bedellerin yeterli ya da en azından ikna edici olmadığı anlaşıldı.

Burada İran'ın pervaneli motora sahip eski modellerin yerine jet motoru kullanan 400 kadar Şahid-238 model İHA, 2022 yılında envanterine giren Hayber Şekan füzeleri ve kruz füzeleri kullanarak gerçekleştirdiği misillemenin İsrail’in askeri üslerini vurmayı ve İsrail'e zayiat verdirmeyi amaçlayan ciddi bir eylem olduğunu belirtmek önemli. Ancak daha da önemlisi, İran’ın misillemesi, savaş kabiliyetini tam olarak göstermeyecek ve İsrail’e kayıplar verdirmesi durumunda İsrail'in karşılık vermesini kaçınılmaz hale getirmeyecek şekilde tasarlandı. İsrailli kaynaklar, İran’ın misillemesinde 31 kişinin hafif şekilde, bir kişinin ise ağır şekilde yaralandığını açıkladılar.

sdfvb
Arad bölgesinde bir roket motorunun kalıntılarını incelen İsrailli polisler, 14 Nisan 2024 (Reuters)

İsrail Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz, İsrail'in İran saldırısına ‘uygun zamanda karşılık vereceğini’ söylese de bu sonuç İsrail'in yanıtını spekülasyonlara açık halde tutmasına imkan veriyor.

Dikkate alınması gereken bir başka husus ise ABD’nin ve dolayısıyla Batı’nın İsrail’e verdiği desteğin boyutunun bir kez daha ortaya çıkması. (Savaş uçakları Kıbrıs adasından havalanan) ABD, İngiltere ve diğer Batılı ülkelerin İsrail'i savunmak için doğrudan çatışmaya girmesi bir detay değil, daha ziyade İran saldırısını engellemeye çalışan uluslararası koalisyondaki buzdağının sadece görünen kısmı olabilir. İran'ın sözde müttefikleri olan Rusya ve Çin, ne sahada ne de siyaset sahnesinde meseleye müdahil olmaya niyetli değildi. Öyle ki Moskova, ‘itidalli olunması gerektiği’ şeklinde orta yollu bir açıklama yapmakla yetindi. Bundan dolayı direniş ekseni gruplarının liderleri uluslararası arenadaki ittifaklarını ve kritik anlarda bunları harekete geçirme kabiliyetlerini yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyabilirler.

İsrail’in verilerine göre F-35 savaş uçaklarının sıra Demir Kubbe ve Davud Sapanı (David's Sling) savunma sistemlerinin kullanıldığı bir gecelik çatışmanın 4 ila 5 milyar şekele (1,33 milyar dolara) mal oldu. Buna ABD’nin ve diğer Batılı ülkelerin füzelere ve İHA’lara yönelik müdahalesinin maliyeti dahil değil.

Bu noktanın üzerinde durulması gerekiyor. Çatışmanın ekonomik maliyeti, ABD’nin yaptırımlar uyguladığı ve halkın büyük bir kısmının ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığı İran ile 7 Ekim’den bu yana kendisine sağlanan açık krediler bir yana, ekonomisi dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasında yer alan İsrail'e farklı şekillerde yansıdı.

İsrail'in 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece gibi günlerle daha birçok kez karşılayabileceği, İran'ın ise İsrail ve ABD'ninkilerden çok daha ucuza mal olan İHA’lar ve füzeler kullansa da böyle günler için işin ekonomik maliyetini hesaba katmak zorunda olduğu söylenebilir.

Batı'nın İsrail'in başarısını kutlaması, Gazze'de sivilleri ve çocukları katleden Netanyahu hükümetinin ‘aklanması’ demektir.

Öte yandan misillemenin ‘ertesi günü’ ile ilgili olarak, bir gözlemcinin dikkatinden kaçamayacak birçok gerçek de var. Hakkında çok konuşulan ve havacılık eksikliğini telafi ettiği söylenen ‘fakir adamın silahı’ İHA’ların ve balistik füzelerin, güçlü ve hazırlıklı bir düşman karşısında zayıflıklarının ortaya çıkması bu gerçeklerden biri. Bazı uluslararası güçlerin İran'ın başarısızlığından dersler çıkarmaya başlaması ihtimali de var. Kısa ömürlü İHA döneminin sona erdiğini ilan etmek için henüz erken olabilir, fakat İsrail’in ve Batı’nın teknolojik üstünlüğünün bu silahı etkisiz hale getirdiği ve bunun örneğin İsrail’in kuzey cephesinde hızlı yansımaları olacağı da ortada.

x cdf b
İran basında yer alan bir fotoğrafta İran'da açıklanmayan bir yerden yola çıkan bir İHA görülüyor, 14 Nisan 2024 (Tesnim Haber Ajansı)

Tüm bunlar olurken Gazze’deki savaşın unutulmaması gerekiyor. Batı'nın İsrail'in İran’ın misillemesini püskürtmedeki başarısını kutlaması, Gazze'de sivilleri ve çocukları katleden Netanyahu hükümetinin ‘aklanması’ demektir. Bu, özellikle İsrail-Batı ittifakının gücünden sonra İsraillilerin istediği Refah'a kara harekatı düzenlemesine ve ‘Hamas'ı yok etmesine’ iznin verilmesi anlamına da gelir mi? İsrail, İran’ın misillemesini püskürtmede başarılı olduktan sonra artan hissesine dayanarak Hizbullah'a saldıracak ve Lübnan sadece müttefiki olmayan bir ülke olmakla kalmayıp, aynı zamanda kötüleşen mezhepçi gerilim, devam eden ekonomik kriz ve füze gücü olup olmadığına dair soruların gölgesinde asgari düzeyde bir iç uyumdan da yoksunken İsrailli komutanların son aylarda tekrarladığı tehditte olduğu gibi ‘Lübnan'ı Gazze’ye çevirecek’ mi?

Sonuç olarak, siyasi sürecin neredeyse tamamen tıkandığı bu günlerde güç dengeleri, ilişkiler, caydırma potansiyeli ve bu potansiyeli harekete geçirme kabiliyetleri yeniden şekilleniyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Şah'ın savaşın tehdidi altındaki projesi: Buşehr Nükleer Santrali

Buşehr Nükleer Santrali (Arşiv - Reuters)
Buşehr Nükleer Santrali (Arşiv - Reuters)
TT

Şah'ın savaşın tehdidi altındaki projesi: Buşehr Nükleer Santrali

Buşehr Nükleer Santrali (Arşiv - Reuters)
Buşehr Nükleer Santrali (Arşiv - Reuters)

İran'da faaliyetteki tek sivil nükleer tesis olan Buşehr Nükleer Santrali, İran'ın çalkantılı tarihi nedeniyle onlarca yıllık gecikmenin ardından Rusya tarafından inşa edilen santraldi ve 2013 eylülünde resmen hizmete açıldı.

İran'ın resmi haber ajanslarının bildirdiğine göre dün ABD ve İsrail, bin megavat kapasiteli bir reaktörü barındıran santralin çevresini hedef alan ortak saldırı düzenledi. Saldırıda bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Fransız Haber Ajansı AFP'nin bildirdiğine göre 28 Şubat'ta Ortadoğu'da savaşın başlamasından bu yana, İran'ın güneybatısında Körfez kıyılarında bulunan bu bölge dördüncü kez hedef alındı.

Rusya, santralin inşasına katılmış ve Rus teknisyenler santralin işletilmesine yardımcı oluyor. Rusya dün, İran'daki santralden Rosatom Nükleer Ajansı çalışanları olan 198 işçiyi tahliye etmeye başladığını duyurdu.

Şah döneminde başlatılan proje

Başlangıçta Almanya merkezli Siemens şirketine verilen proje, 1975 yılında Şah dönemine kadar uzanıyor. Ancak 1979 İran İslam Devrimi ve Irak-İran Savaşı (1980-1988) nedeniyle çalışmalar durduruldu.

Önemli bir petrol ve doğalgaz üreticisi olan İran, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve yerel tüketim için fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmak amacıyla 1980'lerin sonlarında projeyi yeniden canlandırmaya çalıştı. Fakat bu kez de Almanya, nükleer silahların yayılmasına ilişkin endişeler nedeniyle Siemens’i projeden çekilmeye ikna etti.

Bunun üzerine Tahran, 1995 yılının ocak ayında basınçlı su reaktörü inşa etmek üzere sözleşme imzalayan Rusya'ya yöneldi.

Moskova ile imzalanan sözleşme, reaktörün 1999 yılında faaliyete geçmesini öngörüyordu. Buna karşın birçok sorun projenin tamamlanmasını 11 yıl geciktirdi. Projede binlerce Rus mühendis ve teknisyen çalışıyordu.

Maliyeti 1 milyar dolardan fazla olduğu tahmin edilen bu projeyle ilgili olarak Ruslar ve İranlılar arasında birçok mali anlaşmazlık da yaşandı.

Washington’ın baskısı

Diğer engellerin yanı sıra Washington da santralin faaliyete geçmesinin İran’ın nükleer silahlara sahip olma olasılığını kolaylaştıracağından endişesiyle Moskova’yı nükleer santralin inşasını tamamlamamaya ikna etmek için yoğun baskı uyguladı.

Bununla birlikte Moskova, nükleer yayılma riskini azaltmak amacıyla santrale nükleer yakıt sağlanması ve bu yakıtın Rusya'ya iade edilmesini öngören bir anlaşma imzalayarak santralin inşasını tamamlamak için bir istisna elde etti.

Çok sayıda analist ve diplomat, Rusya'nın İran üzerindeki etkisini korumak, özellikle de İran'ı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliği yapmaya zorlamak için santralin tamamlanmasını geciktirdiğini düşünüyor.

Sivil kullanım

Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi veya ağır su ile enerji üretmek üzere kurulması planlanan Arak Nükleer Reaktörü’nden farklı olarak, Buşehr Nükleer Santrali, nükleer silahların yayılmasına katkıda bulunan bir faktör olarak değerlendirilmiyor.

Batı güçleri, İran’ı yıllardır nükleer silah geliştirmeye çalıştığıyla suçluyor; ancak Tahran bu iddiaları reddediyor.

Buna karşılık İran, bölgedeki tek nükleer askeri güç olan İsrail'i, uranyum zenginleştirme tesislerinden bazılarını sabote etmekle defalarca kez suçladı.

ABD, İran'ın uranyum zenginleştirmesini engellemenin önemini vurgularken, Tahran sivil amaçlı nükleer enerjiye sahip olma hakkını savunuyor. Ancak İran, uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirdi. Bu oran, nükleer silah üretimi için gereken yüzde 90'a yakın ve sivil kullanım için gerekli seviyenin oldukça ötesinde.

Körfez ülkelerine yakın konumu

Buşehr Nükleer Santrali, Arap Körfezi ülkelerine yakın bir konumda bulunuyor ve 750 kilometreden fazla uzaklıktaki Tahran’dan çok, Kuveyt ve Doha gibi Arap başkentlerinin yakınlarında yer alıyor.

Komşu Arap Körfez ülkeleri, özellikle deprem riski yüksek bir bölgede büyük bir deprem meydana gelmesi durumunda radyasyon sızıntısı tehlikesi açısından bu santralin güvenilirliği konusunda defalarca endişelerini dile getirdi.

Buşehr bölgesi 2021 yılının nisan ayında, 5,8 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı. Ancak yetkililer, nükleer santralin zarar görmediğini açıkladı.


İsrailliler İran, Lübnan ve Gazze'deki savaşların sona ermesini talebiyle protesto gösterisi düzenledi

Tel Aviv'de İsrailliler savaşa karşı protesto gösterisi düzenledi (AFP)
Tel Aviv'de İsrailliler savaşa karşı protesto gösterisi düzenledi (AFP)
TT

İsrailliler İran, Lübnan ve Gazze'deki savaşların sona ermesini talebiyle protesto gösterisi düzenledi

Tel Aviv'de İsrailliler savaşa karşı protesto gösterisi düzenledi (AFP)
Tel Aviv'de İsrailliler savaşa karşı protesto gösterisi düzenledi (AFP)

Fransız Haber Ajansı AFP, dün, Tel Aviv'de yüzlerce İsraillinin, İran ve Lübnan ile devam eden savaşları protesto etmek amacıyla gösteri düzenlediğini bildirdi. AFP’nin haberine göre protesto gösterisi sırasında Başbakan Binyamin Netanyahu karşıtı sloganlar atıldı.

Savaş nedeniyle toplu etkinliklere getirilen kısıtlamalara rağmen, sahil kentinin orta kesimlerindeki bir meydanda toplanan göstericilerin ellerinde savaş karşıtı pankartlar vardı. Bunlardan birinde “Bombardımana hayır, bitmeyen savaşı bitirin!” yazıyordu.

dvdfvdf
İsrail polisi, savaş karşıtı göstericileri dağıtırken (DPA)

İsrail içindeki Filistinli (Arap) ve Yahudi vatandaşlardan oluşan, “Birlikte Duralım" (Standing Together) adıyla bilinen hareketin sorumlularından Alon-Lee Green, Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, “Polis sesimizi bastırmaya çalışıyor” dedi.

Green, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İran'daki savaşın, Lübnan'daki savaşın ve halen devam eden Gazze'deki savaşın sona ermesini talep etmek ve Batı Şeria'daki zulmün sona ermesini talep etmek için buradayız. İsrail'de her zaman savaş vardır. Eğer gösteri yapmamıza izin verilmezse, konuşmamıza da asla izin verilmez.”

AFP muhabirine göre İsrail polisi daha sonra Green ve bir dizi göstericiyi gözaltına aldı.

Göstericiler, hükümetin İran'la savaş gerekçelerine şüpheyle yaklaştıklarını ifade ettiler.

sddefv
Tel Aviv'de İsrailliler savaş karşıtı protesto gösterisi düzenledi (AFP)

Sadece ilk adını söylemeyi tercih eden Cecile (62), “Savaşın sebebi konusunda ciddi şüphelerim var. Bence asıl neden (Başbakan Binyamin) Netanyahu'nun hakkında davaları durdurmak istemesi” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu, uzun süredir devam eden bir yolsuzluk davasında yargılanıyor. Bu sebeple cumhurbaşkanlığı affı talep etti. ABD Başkanı Donald Trump da İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'a defalarca kez baskı uygulayarak Netanyahu için af talebinde bulundu.

Dün akşam yayınlanan bir videolu açıklamada İran'a karşı askerî harekâtı sürdüreceğine söz veren Netanyahu, “Tahran'daki terörist rejimi vurmaya devam edeceğimize söz vermiştim ve tam da bunu yapıyoruz” dedi.

İsrail Başbakanı, “Bugün petrokimya fabrikalarını vurduk” diye ekledi.

Öte yandan İsrail ordusu, cuma günü İran'ın çelik üretim tesislerini vurduğunu açıklamıştı. Netanyahu, “Bu iki sektör, bize ve tüm dünyaya karşı yürüttükleri terör savaşını finanse eden para makinesi. Bunları vurmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

ddsfv
İsrail polisi Tel Aviv'de bir göstericiyi gözaltına alırken (AFP)

Protestoculardan biri olan Cecile ise savaşın nedenlerinin sürekli değiştiğini belirterek, “Savaşın nedenleri sürekli değişiyor. Neyin başarı, neyin başarısızlık sayılacağını bilmiyoruz, ne kadar süreceğini de bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Savaşın başlamasından bu yana büyük toplantılara getirilen kısıtlamalara rağmen, protestocular toplantıyı düzenlemekte ısrar etti.

İsrail ordusunun verilerine göre dün akşam Yemen'den atılan bir füzenin yanı sıra gece yarısından itibaren İran'dan atılan 8 füze tespit edildi.

sdvfrg
Tel Aviv'de İsrailliler savaşa karşıtı protesto düzenledi (AFP)

İsrailli sağlık görevlilerine göre İran'dan atılan roketler nedeniyle en az 5 kişi yaralandı.

Protestocular, Yemen'den tespit edilen füze saldırısı uyarısından sonra protesto alanını terk etmeye başladı.

İsrail ve İran, 28 Şubat'ta İran'a karşı başlayan ve geniş çaplı bir bölgesel savaşa dönüşen ABD-İsrail ortak saldırısından bu yana birbirlerine saldırılar düzenliyor.


Nijerya’da etnik çatışmalar ve misilleme eylemlerinde 11 kişi öldü

Nijerya'nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis arabası (Reuters)
Nijerya'nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis arabası (Reuters)
TT

Nijerya’da etnik çatışmalar ve misilleme eylemlerinde 11 kişi öldü

Nijerya'nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis arabası (Reuters)
Nijerya'nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis arabası (Reuters)

Nijerya polisi, nüfusu 250 milyonu aşan ve Afrika kıtasının en büyük petrol üreticisi olan ancak yıllardır artan güvenlik sorunlarıyla boğuşan Nijerya'nın orta kesimlerindeki Nasarawa eyaletinde, etnik çatışmalar sırasında düzenlenen bir misilleme saldırısında en az 11 kişinin öldüğünü açıkladı.

Nijerya, yıllardır Boko Haram ve ‘Batı Afrika'daki DEAŞ’ örgütüyle şiddetli bir savaş verirken, fidye amacıyla kaçırma eylemlerine yönelen organize suç şebekelerinin tehdidi giderek artıyor.

Ayrıca Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki mezhepsel gerginlik ve kuraklık ile iklim değişikliğinin yol açtığı kıt kaynaklar üzerindeki çatışmalar nedeniyle yerel topluluklar arasındaki gerginlik de tırmanıyor.

Irkçı cinayet

Nasarawa Eyaleti Polis Sözcüsü Ramhan Nansel, geçtiğimiz cuma günü Odigi bölgesini hedef alan bir saldırı sonucu en az 11 kişinin öldüğünü ve 50'den fazla evin yıkıldığını açıkladı. Saldırının, kendi etnik grubundan iki kişinin öldürülmesinin ardından misilleme saldırısı düzenledikleri şüphelenilen silahlı kişiler tarafından gerçekleştirildiği düşünülüyor.

Polis Sözcüsü Nansel, çatışmaların Akiawa ve Odige Kasa'daki diğer bölgelere de yayıldığını açıkladı.

dsv
Nijerya'nın Plateau eyaletinin yönetin şehri Jos'ta silahlı saldırının yaşandığı olay yerine gelen polisler ve vatandaşlar (Reuters)

Yerel polis müdürünün etkilenen bölgeleri ziyaret ettiğini belirten Nansel, ‘cinayet ve yıkım olayları karşısında derin üzüntüsünü’ dile getirerek, ‘adaletin yerini bulacağına’ dair söz verdi.

Saldırıya karışanların takibi için ‘geniş ve yoğun bir operasyon başlatılması’ yönünde resmi talimat verildiğini söyleyen Nansel, “Polis komiseri, tüm faillerin hızlı bir şekilde tespit edilmesini, tutuklanmasını ve adalete teslim edilmesini sağlamak için taktik ekiplere ve soruşturma birimlerine talimat verdi” dedi.

Kırılgan bir sakinlik

Olayın üzerinden ilk 24 saatin geçmesinin ardından polis, bölgeye göreceli bir sakinliğin yeniden hâkim olduğunu duyurdu. Ancak bölge sakinlerinin etnik çatışmaların yeniden alevlenmesinden duydukları endişe nedeniyle bu sakinliği kırılgan olarak tanımladı.

dfvdf
Nijerya'nın kuzey-orta kesimlerindeki Jos bölgesinden bir kare (Reuters)

Bölge sakinlerine güvence verirken normal yaşamlarına dönmeleri için çağrıda bulunan Nansel, düzenlediği basın açıklamasında, “Etkilenen bölgelerde durum normale döndü ve şiddetin tekrarlanmasını önlemek için önleyici tedbirler alındı” dedi.

Polis Sözcüsü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Güvenlik durumunun gelecekte daha da kötüye gitmesini önlemek amacıyla, koruma sağlamak ve kalıcı barışı yeniden tesis etmek için ordu ve sivil savunma teşkilatı ile koordineli olarak polis güçlerinin yoğun ve acil bir şekilde sevk edilmesi talimatı verildi.”

Bölgenin önde gelenleriyle bir toplantı düzenlendiğini açıklayan yetkililer, halka sakin kalmaları ve güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları çağrısında bulundu.

Daha fazla ölü

Öte yandan yerel kaynaklar, kurban sayısının daha fazla olabileceğine işaret ettiler. Yerel yetkililerden Onarigo Ona, yaklaşık 15 kişinin öldüğünü, diğerlerinin ise hala kayıp olduğunu söyledi.

dvde
Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu, güvenlik durumunun kötüleştiği bir dönemde düzenlenen bir avcılık festivaline katıldı (EPA)

Etkilenen bölgeleri ziyaret eden Ona, saldırıyı ‘kabul edilemez ve şiddetle kınanması gereken’ bir olay olarak nitelendirdi.

Yerel yetkili, saldırının ayrıca evlerin, araçların, motosikletlerin, gıda maddelerinin ve diğer malların tahrip olmasına yol açtığını belirtti.

Mağdur halka hitaben konuşan ve eyalet yerel parlamentosunda milletvekili olan Ona, devletin vatandaşların hayatını güvence altına almak için güvenlik ve askeri önlemlerini artırması gerektiğini vurgularken yerel yetkililerle birlikte güvenliği güçlendirmek için çalışacağı sözü verdi.

dfvbfr
Maiduguri’deki misilleme saldırıları sonucu  bir pazar yerinde meydana gelen hasarı inceleyen polis memurları (AP)

Diğer taraftan halk, yerel meclis üyesine verdikleri yanıtta, yerinden edilmiş kişilerin evlerine dönüp normal hayatlarına devam edebilmeleri için güvenlik güçlerinin varlığının artırılmasını talep etti ve acil bir hükümet müdahalesi sağlanması amacıyla bu konuyu eyalet meclisinde gündeme getirmesini istedi.

Bu saldırıdan birkaç gün önce komşu Plateau eyaletinde, aralarında Jos Üniversitesi'nden öğrenciler ve çalışanların da bulunduğu en az 28 kişinin öldürüldüğü benzer bir olay ve en az 30 kişinin öldürüldüğü Hristiyan cemaatleri hedef alan diğer saldırılar gerçekleşmişti.

Güvenlik analistlerine göre Nijerya'nın orta bölgelerinde bu saldırıların tekrarlanması, çoğunlukla yerel çatışmalarla bağlantılı olan toplumsal gerilimlerin ve misilleme amaçlı şiddet eylemlerinin devam ettiğini gösteriyor.