Net tutumların adamı Antonio Guterres

Güvenlik Konseyi'nin tökezlemelerine rağmen Gazze'de ateşkese yönelik açık ve acil taleplerini yineledi ve yaşananlara ışık tutmak ve uyarmak için iki kez Refah Sınır Kapısını ziyaret etti.

Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)
Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)
TT

Net tutumların adamı Antonio Guterres

Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)
Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)

Nebil Fehmi

Geçmişteki sert eleştirilerimde haklıydım ama bugün aynı objektiflik ve açık sözlülükle, herkese hakkını vermek, Genel Sekreterin Gazze'deki duruma ilişkin gösterdiği cesarete saygı ve takdirlerimi sunmak için yazıyorum.

Diplomatik ve siyasi yolculuğumun büyük bir kısmını uluslararası gelişmeleri bir görevli veya takipçi olarak geçirdim. Büyük savaşların tekrarını önlemek amacıyla esas olarak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tesis edilen Birleşmiş Milletler (BM) sisteminin, anlaşma ve kuruluşlarının, mevcut en iyi ve uluslararası toplumun genel çıkarlarını en fazla gözeten yöntemler olduğundan emin bir şekilde geçirdim. Çok taraflı ilişki ve düzenlemelerin, birçok ülkenin çıkarlarını dikkate alması nedeniyle ikili ilişkilere kıyasla daha adil olduğuna inandım. Birden fazla ülkeyi bir araya getirmesi ve genel bir çerçeveye, kurallara ve yasalara dayanmaları nedeniyle, orta ve küçük ülkelere daha dengeli bir alan sunduklarından ve bunun da ikili ilişkilerde en büyük ve en zengin ülkeler lehine olan dengesizlikleri kısmen düzelttiklerinden emindim. Bu nedenle katılımcı sayısının çokluğundan ve çıkarlarının çeşitliliğinden kaynaklanan idari zorluklara rağmen onları tercih ettim.

Bu çok taraflı kurumların çalışmalarının, ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişiminden veya bozulmasından ve gerilmesinden etkileneceğinden her zaman emin oldum. Ama bu gerilimleri, çok taraflı örgütlerin ciddi olaylarla başa çıkmakta, inisiyatif almakta ve eyleme geçmekte gecikmeleri veya bocalamaları konusunda kabul edilebilir bir gerekçe ve mazeret olarak görenlerle temelde aynı fikirde değilim, aksine bence krizler ve çatışmalar yoğunlaştıkça bu kurum veya kuruluşların görev ve sorumlulukları da artmakta ve önem kazanmaktadır.

Çok taraflı kuruluşların başkanlarının, en iyi ve en zor koşullarda kuruluşlarının bayrağını yükseltmek ve hedeflerine bağlı kalmak konusunda ciddi ve asil bir sorumluluk taşıdığına inanıyorum. Bu kanaatimde, kuruluşların anlaşmalarının ve yönetici ana örgüt olan BM’nin çalışma kurallarının uluslararası ilişkilerin genel kurallarını tanımladığı ve BM genel sekreteri olan başkanına harekete geçmek ve inisiyatif almak için alan tanıdığı gerçeğinden hareket ediyorum.

BM Genel Kurulu'nun her yıllık oturumunun başında, bu görevi üstlenenlerin yani genel sekreterlerin pek çok öneri sunduklarına tanık olduk. Hem de ülkeler bunlar üzerinde anlaşmaya varmadan ve BM’ye bağlı organlar bunlara ilişkin kararlar almadan önce, zira bilindiği gibi genel sekreter, bu inisiyatifleri daha sonra diplomatik çabalarla takip eder. Bu sayede ilgili organların bu inisiyatiflerle ilgili idari kararlar alabilmeleri için en fazla sayıda ülkenin kendilerini benimsemesini sağlamaya çalışır.

Genel sekreterin rolü, sadece bu tür inisiyatifler önermenin ötesine geçerek hassas ve tehlikeli siyasi konuları ve olayları da içerir. BM Anlaşması’nın 99. maddesi, kendisine uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğunu düşündüğü konuları Güvenlik Konseyi'ne sunma yetkisi verir.

Yani, genel sekreter ve benzeri örgütlerin başkanlarının, üyeler tarafından organların amaçlarını gerçekleştirmek ile yetkilendirildikleri için, konunun önemi ve ciddiyetine yönelik değerlendirmelerine göre inisiyatif alma ve öneriler sunma hakları vardır ve hatta bu onların görevidir. Bu liderlerin, gerekirse üyelere danışmadan önce bile, olaylarla yüzleşme ve tek başlarına hareket etme cesaretine ve bilgeliğine sahip olmaları gerekir.

BM'nin şu anki Genel Sekreteri Antonio'nun BM’de üstlendiği önceki görevlerdeki çalışmalarını takip ettiğimi hatırlıyorum. Görevindeki ilk dönem için yürüttüğü seçim kampanyası sırasında bana şahsen söyledikleri, özellikle de anlaşmazlıkların çözümünde BM'nin siyasi rolünü aktifleştirmeye verdiği öncelik hakkında anlattıkları, uluslararası sistemi daha adil ve dünyadaki tüm ülkelerin çıkarlarını gözetecek şekilde geliştirmeye verdiği önem ilgimi çekmişti.

Guterres'in seçilmesi ile birlikte, Genel Sekreter'in, Trygve Lie ve Dag Hammarskjöld başta olmak üzere uluslararası örgütün ilk on yıllarında bu sorumluluğu taşıyanların çizgisinde hareket etmesini görmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Çünkü çok taraflı kuruluşların başkanlarının rolünün sadece kuruluşları yönetmek değil, aynı zamanda üyelerin kuruluşların yüksek hedeflerine ulaşma konusundaki kararlılıklarına, kural ve uygulamalarına saygı duymalarını sağlayacak şekilde dümeni yönlendirmek olduğu kanaati ve inancındayım. Yani genel sekreter, dünyanın vicdanı ve atan kalbi sayılır ve uluslararası toplumun birinci temsilcisi olması nedeniyle kendisine benzersiz sorumluluklar düşer. Bu toplumun genel çıkarının sorumluluğunu taşır. BM’nin temel hedeflerini ilerletmek amacıyla farklı yönelim ve çıkarlara sahip ülkeler ile başa çıkabilecek siyasi zekaya, ülkeler veya bizzat BM alışılmadık veya kontrolsüz bir yola saptığında rotayı düzeltme cesareti ve cüretkarlığına sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında her zaman rasyonel inisiyatif alabilme becerisinin bu pozisyonlarda bulunanların en önemli vasıflarından biri olduğunu düşünmüşümdür. Bu nedenle, geçmişte birden fazla kez, insani ve sosyal konulara odaklandığı ve kişisel olarak siyasi konulara son derece dar sınırlar dışında dalmadığı, açık ve kararlı pozisyonlar almaktan kaçındığı, eyleme dönüşmeyen maliyetsiz anlaşmaları tercih ettiği için BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'i açık ve güçlü bir şekilde eleştirdim.

O dönemdeki sert eleştirimde haklı olduğumu düşünüyorum ama bugün de aynı objektiflik ve açık sözlülükle, herkese hakkını vermek adına ve Guterres'in Gazze'deki duruma ilişkin açık pozisyonlarına, güçlü ve cesur açıklamalarına duyduğum saygıyı ve takdiri belirtmek için yazıyorum.

Başından beri, şiddet kullanımını kınarken bile, 7 Ekim 2023 olaylarının, 70 yıldan fazla süren bir işgal altındaki Filistin halkının uzun süredir çektiği acılar bağlamında bir an olduğunu belirtmeyi ihmal etmedi. İsrail ve diğerlerinden gelen asılsız eleştiriler ve yoğun baskılar karşısında bu tutumundan geri adım atmadı. Derhal ateşkes talep ederek net ve güçlü tutum ve açıklamalarını sürdürdü. Gazze Şeridi'nde Filistinlilerin maruz kaldığı ağır acıların altını çizdi ve acımasız, insanlık dışı aç bırakma politikasının uluslararası insancıl hukuk kurallarına tamamen aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca Gazze Şeridi’nde güvensiz ve istikrarsız koşullarda çalışan BM kurumlarına da her türlü desteği sağladı.

Güvenlik Konseyi'nin ateşkes kararını kabul etmekte aylarca tökezlemesine rağmen, ateşkes yönündeki açık ve acil taleplerini tekrarlayarak bu tutumunu daha da netleştirdi. Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin birçok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen bu talebini yenilemekte tereddüt etmedi. Ayrıca yaşananlara ve sorunlara ışık tutmak, İsrail'in Refah'ta yeni askeri operasyonlar başlatmasının sonuçları konusunda uyarıda bulunmak, uluslararası toplumu mümkün olan en yüksek miktarda insani yardım sağlamaya teşvik etmek için Refah Sınır Kapısını iki kez ziyaret etti. Ateşkes olmadığı sürece bu yardımın Gazze Şeridi'nin farklı bölgelerindeki vatandaşlara ulaşmayacağını ısrarla tekrarladı.

Arap dünyasından ya da Ortadoğulu olmamasına rağmen bütün bu pozisyonları, ziyaretleri, açıklamaları tekrarladı. BM’nin temel sorumluluklarına bağlı kaldığı ve uluslararası örgütün liderliğini üstlenenlerin sorumluluklarını ve rollerini gereği gibi takdir ettiği için, kendisini tebrik ediyor, teşekkür ediyor, herkesi kendisini örnek alınacak bir pozisyon sahibi olarak görmeye çağırıyorum.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe