İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran'ın elindeki kartları oynaması giderek daha zor ve riskli hale geliyor

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
TT

İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Elie Kossaifi

İran’ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail’e yaklaşık 300 İHA ve füzeyle düzenlediği saldırı, İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı savaşı sırasındaki stratejik çerçevesinden soyutlanıp tek başına ele alındığında, İsrail'in kazandığını ve İran'ın kaybettiğini söylemek için ne kanıta ne de argümana ihtiyaç var. Ancak aynı saldırı daha geniş kapsamlı bir stratejik bağlamda ele alındığında zafer ve yenilgi hesapları değişiyor ve ‘İsrail İran'a karşı mutlak bir zafer elde etti mi? İran tamamen yenildi mi?’ soruları ortaya çıkıyor.

İsrail, cumartesi gecesi ‘uluslararası-bölgesel bir koalisyonun’ desteğiyle İran saldırısını başarılı bir şekilde püskürterek Gazze Şeridi'nde Hamas Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşta şimdiye kadar elde edemediği bir ‘zafer pozu’ verdi. Ancak İsrailliler, başarılarının ya da zaferlerinin boyutunu İran saldırısının sahadaki sonuçlarıyla mı yoksa Tahran’ın uzun vadede İsrail’e zarar verme kararlılığı açısından niyetleriyle mi ölçmeleri gerektiği sorusunun yanıtını arıyorlar.

‘İran saldırısı’ aslında genel çerçevesi itibariyle özellikle öncesinde sızdırılan bilgiler ve bilgilendirmeler sayesinde sürpriz olma özelliğini yitirdiğinden ya da bu özelliği en aza indiğinden beklenenin dışına çıkmadı. İsrail her ne kadar İran saldırısının ‘sınırlarını’ bilse de daha sonra açıkladığı üzere saldırıyı ‘yüzde 99’ engelleyeceğinden tam emin değildi.

Bir başka deyişle, İran füzelerinin İsrail'e zarar verme ihtimali bir olasılıktı. Dolayısıyla, İran'ın füze saldırısı İsrail'in savunma sistemini test etti ve bu testin başarılı olması kaçınılmaz bir sonuç değildi.

cdfgbnhymj
İran'ın İsrail'e İHA’lar ve füzelerle düzenlediği saldırısı sırasında Aşkelon’da devreye giren savunma sistemi füzeler ve İHA’ları püskürtürken, 14 Nisan 2024 (Reuters)

Bu nedenle, İran saldırısı, karmaşıklıkları ve bir o kadar da karmaşık olan hesaplamaları beraberinde getirmesine rağmen, özellikle de genel stratejik kapsamı çerçevesinde ön hazırlıkları ve sonuçları göz önüne alındığında, şu an bölgedeki başlıca olay olan İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşı, sahadaki dalgalanmalar, inişleri-çıkışları ve savaşın ‘ertesi günü’ ile ilgili belirsizlikle karşılaştırıldığında bir ‘yan olay’ olduğu söylenebilir. Buna karşın İran’ın saldırısı, 1973 yılından bu yana ilk kez bölgedeki bir devlet tarafından saldırıya uğraması açısından İsrail üzerindeki etkisi küçümsenemez. Bu yüzden İran'ın İsrail'e saldırısı, sonucu ne olursa olsun başlı başına ‘istisnai’ bir olaydır.

Ucu açık bir olay

Dolayısıyla Tel Aviv'deki karar vericiler saldırıyı İran’ın New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’nin açıklamasında belirtildiği gibi ‘bu iş şu an sonuçlandı sayılır’ şeklinde değerlendiremezler. Aksine İsrail Batılı müttefikleriyle birlikte bunun tekrarlanmayacağını garanti edene kadar ucu açık bir olaydır. Haliyle bu saldırı, 13 nisanı 14 nisana bağlayan geceden sonra artık sadece İsrail’i değil, uluslararası müttefiklerini ve bölge ülkelerini de ilgilendiren İsrail-İran çatışmasında yeni dinamiklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İran, İsrail’e saldırmak zorunda kalmayı değil, Tel Aviv’in Gazze’deki ‘çıkmazını’ sürdürmeyi ve derinleştirmeyi tercih ederdi

İran'ın bölgedeki güncel olaylarla başa çıkma stratejisi, İsrail'in Şam'daki konsolosluk binasını hedef alan ve başta Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önde gelen komutanlarından Muhammed Rıza Zahidi olmak üzere 7 DMO subayının öldürülmesine yol açan saldırısına karşılık olarak cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının daha derin ve daha doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor.

İran hiçbir zaman İsrail'e saldırmaya zorlanmak istemedi. Bunun yerine İsrail'in Gazze'deki ‘çıkmazının’ detaylarını takip etmeyi ve bu çıkmazı elinden geldiğince derinleştirmeye çalışmayı tercih ederdi. Buna rağmen İran’ın, Gazze Şeridi'nde sahadaki gerçekleri etkileme kabiliyeti yok. İran’ın vekillerinin de Gazze’deki çatışmaların seyri üzerinde ne kadar etkili olabileceği biliniyor. Sadece savaşan taraflar arasındaki askeri güç dengesi bakımından değil, aynı zamanda İran ve bölgedeki vekillerinin Hamas Hareketi’ni destekleyecek kadar ilerletmekten kaçındıkları belirli bir noktada savaştıkları gerçeği de göz önüne alındığında neredeyse yok denecek kadar az bir etkiye sahipler.

Yani Gazze Şeridi'nde İsrail'in kafasını karıştırmak ve savaş çabalarını dağıtmak için İsrail'e karşı gerçek bir savaşa hazır değiller. Bunun nedenlerinin başında savaşa sürüklenmeyi ve vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın ciddi bir şekilde zarar görmesini istemeyen İran'ın karmaşık hesapları geliyor. Özellikle ABD'nin Gazze’de savaşın patlak vermesinden önce de Tahran'ı ve bölgedeki müttefiklerini bölgede geniş çaplı bir savaş başlatmayı akıllarına bile getirmemeleri için bölgede konuşlandığı ortaya çıktıktan sonra İran’ın hesapları daha da karmaşık bir hal aldı.

sdfvebrt
Tahran’da İran’ın İsrail’e düzenlediği operasyona verilen ‘El-Vaat es-Sadık’ (Sadık Vaat) adının Arapça yazılışı ile Farsça olarak ‘İsrail örümcek ağından bile daha zayıftır’ ifadesiyle İran'ın balistik füzelerinin görüldüğü bir afişin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Tüm bu anlattıklarımız İran'ın ‘stratejik sabır’ kavramını güçlü bir şekilde çağrıştırıyor. Her ne kadar cumartesiyi pazara bağlayan gece gerçekleşen ‘İran işgali’ bu stratejiye zorunlu değişiklikler getirmiş olsa da bu stratejiden bir sapma ya da bu stratejinin dışlanması söz konusu değil. Halen İran'ın mevcut savaşın sırasında karşı karşıya kaldığı bölgesel ve uluslararası zorluklarla başa çıkma stratejisinin özünü bu oluşturuyor. İran, Hamas Hareketi’nin askeri kanadının büyük ölçüde zarar görmesine, savaşta çok sayıda Filistinli sivilin ölmesine ve Gazze Şeridi'nin yıkıma uğramasına rağmen İsrail'in Gazze Şeridi’nde Hamas Hareketi’ne karşı ‘mutlak bir zafer’ elde edemeyeceği üzerine bahis oynuyor.

Tahran'ın bahisleri

Ancak İran hesaplarını buna göre yapmıyor. Her şeyden önce İsrail'in Binyamin Netanyahu’nun söz verdiği gibi ‘mutlak bir zafer’ elde edemediğini, yani 7 Ekim saldırısı sonrası Tel Aviv’de atılan İsrail ordusunun Hamas'ı ortadan kaldıracağı şeklindeki meşhur sloganda olduğu gibi Hamas’ın yok edemediğini savunuyor. Hamas’ı eli zayıf da olsa müzakere masasında ve bir şekilde ‘ertesi gün’ ile ilgili planlara dahil etmek, İran’ın bölgedeki yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için kilit bir söylem ve operasyonel araç olarak çok önemli olan Filistin kartını kaybetmemesini sağlıyor. Ancak bu İran için artık garanti değil, en azından 7 Ekim'den önce olduğu kadar güçlü bir garanti yok. Şu an sorulması gereken asıl soru Hamas'ın ayakta kalıp kalmayacağından ziyade nasıl ve hangi güçle ayakta kalacağı ve yeteneklerini yeniden inşa edip edemeyeceği sorusudur.

Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek.

İsrail'in savaşı sürdürme konusundaki motivasyonu, savaşın başında belirtildiği gibi Hamas'ı tamamen yok etmek değilse bile, mümkün olduğunca zayıflatma ve yeniden ayağa kalkması ihtimali bırakmama kararlılığı üzerine kurulu. Bu, savaşın başlardaki hızında, yani ağır ve yoğun bombardımanlar ve geniş çaplı kara saldırısı şeklinde devam edebileceği ya da yeniden başlayabileceği anlamına gelmiyor, ama İsrail'in açıklamalarından Refah’a kara saldırısı gerçekleşse de gerçekleşmese de Hamas’a ait hedeflere yönelik ‘cerrahi’ operasyonların ve saldırıların devam edeceği anlaşılıyor. Başka bir deyişle Tel Aviv’in, yenilenmiş ateşkes anlaşmalarıyla ya da kelimenin geleneksel anlamıyla bir ateşkese ulaşma şansı olup olmadığına bakmaksızın Hamas ile ‘uzun soluklu’ bir askeri-güvenlik savaşına gireceği kesin. Aynı zamanda Filistin-İsrail çatışmasına değilse bile İsrail’in bakış açısına göre mevcut savaşta ‘nihai bir çözüm’ bulunana kadar İsrail, Gazze Şeridi'ndeki askeri hareket özgürlüğünü sürdürebilir.

cdfbrgt
Tel Aviv’de ABD Başkanı Joe Biden'ı Kaptan Amerika kostümü giymiş halde arkasında İsrail bayrağı elinde Davut Yıldızlı bir kalkan tutarken gösteren grafiti duvar resminin yanından bisikletiyle geçen İsrailli bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Bu sebeple İran, Hamas'ı mümkün olduğunca korumak amacıyla kalıcı bir ateşkes için baskı yapıyor. Ancak özellikle kendisi ve vekilleri İsrail'e açık askeri baskı yapmaktan caydırıldıkları için elinde bu baskıyı yapabilmesini sağlayacak çok az araç var. Dolayısıyla sadece savaşın kendi içindeki çelişkilerine, bilhassa İsrail’in içinde yarattığı çelişkilere, savaşı ve savaşın ertesi gününü yönetmede ABD ile İsrail arasındaki çelişkilere ve Batılı ülkelerde halkların savaşın sona ermesi için yaptığı baskıya bahis oynayabilir. Öte yandan Gazze’deki bombardımanların yoğunluğunun azalması Batı ülkelerindeki kamuoyunu bir şekilde ‘etkisizleştirdiği’ ve İran'ın İsrail'e saldırısının yönelimini etkileyebileceği düşünüldüğünde bu bahis de İran’a garantili sonuçlar vermiyor. En azından, son zamanlarda savaşın yönetimi konusunda, özellikle de ABD ile İsrail arasında Refah'a olası kara harekatı konusunda yaşanan anlaşmazlığın savaşın gidişatında, yani İsrail'i Hamas'ı askeri ve siyasi olarak kuşatma ve etkisiz hale getirme planından vazgeçmeye zorlamada belirleyici bir çelişkiye dönüşeceği üzerine bahis oynanmaması gerektiğini gösteriyor.

Çatışmanın yoğunlaştığı nokta neresi?

İsrail-İran anlaşmazlığı tam da bu noktada, yani Gazze'deki savaşın geleceği ve ertesi günü noktasında yoğunlaşıyor. Tüm bunlar İran'ı sadece Filistin'le ilgili nedenlerden dolayı değil, tüm bölgesel projesiyle ilgili nedenlerden ötürü ilgilendiriyor. Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek. Bu da onları daha katı olmaya ve daha fazla baskı aracı kullanmaya zorlayacağından önünde sonunda başlarına bela açabilir.

Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor.

İran'ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının sınırlı olmasının arkasındaki neden de bu. Saldırı, İsrail'i yok etmeye yemin etmiş ve bu doğrultuda askeri yeteneklerini abartmış olan İran'ın, İsrail savunma sistemi karşısında niteliksel olarak dezavantajlı olduğunu ortaya çıkardı. Başka şekilde ifade etmek gerekirse İran, her ne kadar saldırının kasıtlı olarak sınırlandırıldığını ve elinde kullanmadığı ‘daha akıllı’, daha gelişmiş ve daha ölümcül füzeler olduğunu söylese de bir füze programına sahip ve nükleer güç olma eşiğinde bir devlet olarak çizdiği imajı ciddi şekilde sarsıldı. Zira imaj önemli bir konu olmakla birlikte bölge ve dünya halklarının zihinlerinde de İran’ın İsrail’e zarar veremediği, İsrail'i kısıtlayamadığı ve caydıramadığı imajı şekillendi. Sonuç olarak İran gibi stratejisinin büyük bir bölümünü hem içeride hem de dışarıda imaj ve siyasi propagandaya dayandıran bir ülke için bu konu oldukça önemli.

Öte yandan şu an ve özellikle bu saldırıyla ilgili olarak İsrail'in 7 Ekim saldırısında sarsılan caydırıcılık imajının önemli bir kısmını yeniden kazandığı söylenebilir. Ayrıca ABD’nin ve Batılı ülkelerin İsrail’in güvenliğine olan bağlılığının ne kadar sağlam olduğu ve ABD’nin bölgede kendini dayatma planının devam ettiğini de teyit etti. İran saldırısına verilen ‘kolektif’ yanıt, ortak hareket etme potansiyelinin ve İsrail için faydalarının da bir testiydi.

İran yalnızlaştı

Diğer taraftan İran, kendisini askeri olarak savunacak hiçbir uluslararası müttefiki olmadığından yalnız kalmış gibi görünüyor. Ancak İran, Gazze'deki savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleme başlığı altında ABD’nin kendisiyle arasında angajman kurallarını çiğnemek istemediğinden de emin oldu. Yine de bu, İran'ın güçlü bir konumda, Washington ile karlı anlaşmalar yapabileceğinden emin olması için yeterli değil. İran elindeki kartları kaybettikçe ve gücünün sınırları ortaya çıktıkça Washington, İran'a karşı daha katı bir tutum sergileyecektir. Yani ABD'nin bölgede sükunete ihtiyacı olmasından dolayı kendisiyle anlaşması gerektiği üzerine bahis oynayarak zayıflığını örtbas edemez.

Bu noktada bazı değişiklikler olurken Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor. İran'ın bölgede birçok güç kartına sahip olduğu doğru, ama bu kartları kullanmasının eskisinden daha zor hale geldiği ve özellikle İran için riskler taşıdığı da bir gerçek.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kuraklık İran’ı vurdu: Ülkenin en önemli barajlarından biri elektrik üretimini durdurdu

İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
TT

Kuraklık İran’ı vurdu: Ülkenin en önemli barajlarından biri elektrik üretimini durdurdu

İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)

İranlı yetkililer, ülkenin en büyük barajlarından birinde su seviyesinin önemli ölçüde düşmesi nedeniyle dün elektrik üretimini durdurdu.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'ya göre Karkheh Barajı ve ilgili santralinin müdürü Emir Mahmudi, "Karkheh Barajı rezervuarındaki düşük su seviyesi nedeniyle santralin üniteleri devre dışı bırakıldı" dedi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Mahmudi, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için barajın alt vanalarından su verildiğini belirtti.

Mahmudi, barajın rezervuarında şu anda yaklaşık bir milyar metreküp su depolandığını belirterek, "Şu an su seviyesi 180 metre olup, elektrik üretimi için normal işletme seviyesinden 40 metre daha düşüktür" dedi.

IRNA'ya göre Karkheh Barajı, dünyanın en büyük toprak barajlarından biri ve İran ile Ortadoğu'nun en büyüğü. Baraj, İran'ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinin Andimeşk şehrinin 22 kilometre kuzeybatısındaki Karkheh Nehri üzerine inşa edilmiş olup, suları İran ve Irak sınırında bulunan Hawizeh (El-Azim) bataklıklarına akmaktadır.

Baraj, ülkenin batısındaki nehirleri merkeze yönlendirmeyi amaçlayan birkaç projeden biri.

Bu gelişme, İran'ın altmış yıl önce kayıtları tutmaya başlamasından bu yana en kötü kuraklıklarından biriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor.

İran medyası son haftalarda, yağış seviyelerinin bu yıl uzun vadeli ortalamaya kıyasla yaklaşık yüzde 90 oranında düştüğünü bildirdi.

Birçok ile su sağlayan barajlardaki su seviyeleri rekor seviyelerde düştü ve son birkaç haftadır birçok şehirde yağmur duası yapılıyor.

İranlı yetkililer ayrıca yağış sağlamak için bulut tohumlama operasyonları başlattı ve tüketimi azaltmak için periyodik su kesintilerine başvurdu. Büyük ölçüde kurak bir ülke olan İran, yıllardır kronik kuraklık ve sıcak hava dalgalarından muzdarip ve bu durumun iklim değişikliği nedeniyle daha da kötüleşmesi bekleniyor.


Taliban, İngiliz ordusuyla çalışan Afganları Batı teknolojisiyle izledi

Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
TT

Taliban, İngiliz ordusuyla çalışan Afganları Batı teknolojisiyle izledi

Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Telegraph’tan katardığı habere göre Afganistan'da bırakılan ‘hassas malzeme ve ekipmanlar’ Taliban'ın İngiliz ordusuyla çalışan Afganların izini sürmesini sağladı. Bu bilgi, casusların ve İngiliz özel kuvvetleri üyelerinin kimliklerini ortaya çıkaran veri sızıntısı ile ilgili devam eden resmi soruşturmada bir ihbarcının ifadesine göre ortaya çıktı.

Gazete, sadece ‘Şahıs E’ kod adlı ihbarcının, 18 Kasım’da kapalı bir oturumda Avam Kamarası Savunma Seçme Komitesi üyelerine, Afganistan Özel Kuvvetleri üyeleri ve diğerlerinin Taliban üyelerinin saldırılarından kaçmak için evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını söylediğini ve bu oturumun tutanaklarının cuma günü yayınlandığını bildirdi.

gynt
Kandahar vilayetinin Sipin Buldak ilçesinde hasar görmüş bir evin yanında duran bir Taliban güvenlik görevlisi, 16 Ekim 2025 (EPA)

İhbarcı, Afganistan Özel Kuvvetleri üyeleri ve diğerleri, Taliban'a karşı operasyonlarda İngiliz ordusuyla birlikte çalışmışlardı ve Taliban'ın artık onların peşine düşebilecek teknolojiye sahip olması nedeniyle kendilerini korumak için telefon numaralarını değiştirmek zorunda kaldıklarını da ekledi.

İhbarcı, 2022 yılında bir İngiliz deniz piyadesi yanlışlıkla paylaştığı için yaklaşık 33 bin kişinin isminin çevrimiçi olarak yayınlandığı veri sızıntısını İngiliz hükümetine ilk bildiren kişiydi. Sızıntı 2023 yılına kadar fark edilemedi. Bu olay hükümeti, yaklaşık 24 bin Afgan askeri ve ailelerine gizlice acil yeniden yerleştirme teklifinde bulunmaya itti. Bu hatanın sonucu olarak, İngiliz hükümeti, kimlikleri sızdırılan Afganları İngiltere’ye götürmek ve barındırmalarını sağlamak için beş yıllık bir plan çerçevesinde 7 milyar sterlin harcadı.

Gazetenin aktardığına göre İhbarcı şöyle dedi:

“Taliban'ın bizim sahip olduğumuz yeteneklere sahip olmadığına dair bir yanılgı var gibi görünüyor. Afganistan'da her şeyi geride bıraktık ve onlar da buna sahip. Telefon numaranız varsa, sizi bulabilirler.”

İngiltere Avam Kamarası Üyesi Jesse Norman, ihbarcıya Taliban'ın verilerin şifresini çözme ve kullanma kapasitesine sahip olup olmadığını sorduğunda, ihbarcı “Her şeye sahipler” şeklinde kısa ve öz bir şekilde cevap verdi. Norman, “Bu, onlara bize karşı kullanılan hassas malzemeleri ve ekipmanları bıraktığımız anlamına mı geliyor?” diye açıklığa kavuşturması istendiğinde, tek kelimeyle “Evet” yanıtını verdi. Taliban, 2021 yılının ağustos ayında Kabil'in düşüşünün ardından Afganistan'ın kontrolünün tamamını yeniden ele geçirdi ve daha sonra, 2022'deki sızıntının hemen ardından İngiltere Savunma Bakanlığı'na ait hassas verileri ele geçirdiğini duyurdu.

sdfrg
Sipin Buldak ilçesinde Taliban güvenlik devriyesi, 15 Ekim 2025 (EPA)

Avam Kamarası üyeleri bu olayı ve geçtiğimiz ay ortaya çıkan kanıtları soruşturuyor. Savunma Seçme Komitesi’ne sızıntının, bundan etkilenen kişilerden 49’unun ölümüne yol açtığının tahmin edildiği bildirildi.

Ağustos 2023'te, sızıntı ile ilgili herhangi bir bilginin bu yılın temmuz ayına kadar yayınlanmasını yasaklayan bir mahkeme kararı çıkarıldı ve ihbarcı, korumaya çalıştığı Afganlara sızıntı konusunda uyarıda bulunması da yasaklandı.

İngiltere Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Vakaya ilişkin bağımsız bir inceleme sonucunda, sızan verilerde isimlerin bulunmasının tek başına bir kişiyi hedef almaya neden olmasının olası olmadığı sonucuna varıldı” dedi.


30 yıl sonra “Barselona ruhu” geri mi dönüyor? Akdeniz ülkeleri yeni yol haritası mı arıyor?

Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
TT

30 yıl sonra “Barselona ruhu” geri mi dönüyor? Akdeniz ülkeleri yeni yol haritası mı arıyor?

Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)

Ahmed Abdulhakim

Akdeniz için Birlik (AiB) üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ve temsilciler cuma günü Barselona'daki Akdeniz için Birlik 10. Bölgesel Forumu'na katılarak güney Akdeniz'i etkileyen jeopolitik krizler, siyasi ve güvenlik sorunları ile güney ve kuzey arasındaki büyüme oranlarındaki eşitsizlikler çerçevesinde ortak sorunları ele alma ve Avrupa-Akdeniz ortaklığını derinleştirme konusundaki taahhütlerini yenilemeyi görüştüler. Bölge halkları, ekonomileri ve ülkelerini birbirine bağlamaya odaklanan forum, Akdeniz Paktı'nı siyasi olarak destekleyen yeni bir stratejik vizyon onaylandı.

Ancak, birçok Avrupa ve Kuzey Afrika ülkelerinin dışişleri bakanının da belirttiği üzere AiB’e Avrupa ve Akdeniz Havzası'ndan üye olan 43 ülkenin bu ‘tarihi’ yeni başlangıca verdiği siyasi desteğin ivmesine rağmen, siyasi ve güvenlikle ilgili zorluklar, Akdeniz'in iki yakasındaki ülkeler arasındaki ortaklığı derinleştirmek amacıyla başlatılan Barselona Süreci’nin 30’uncu yıldönümünde düzenlenen forumu gölgede bıraktı.

Yeni bir strateji ve Akdeniz Paktı

Barselona'da ‘Daha güçlü bir Avrupa-Akdeniz ortaklığı için birlik’ sloganı altında düzenlenen 10. Bölgesel Forumu'nda yapılan görüşme ve tartışmaların ardından, AiB yetkilileri yaptıkları açıklamalarda forumun ‘verimli’ geçtiğini söylediler. Akdeniz'in iki yakası arasında 2008 yılında kurulan ortaklığı teşvik etmek amacıyla 1995 yılında başlayan Barselona Süreci olarak da bilinen Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’ndan (EUROMED) doğan AiB’e üye üyelerin temsilcileri, ‘bölgesel zorluklar karşısında birlik olma’ çabası çerçevesinde aralarındaki iş birliği ve koordinasyonu derinleştirmek için ‘önemli bir adım’ attılar.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi başkanlığında, AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil ve AB Komisyonunun Akdeniz'den sorumlu üyesi Dubravka Suica’nın katılımıyla gerçekleşen forumda katılımcılar, Akdeniz bölgesinin ‘barış, refah ve karşılıklı anlayış için ortak bir alan’ olarak kalmasının önemini vurguladılar. Ayrıca “Çok taraflılık bir seçenek değil, bir zorunluluktur” diyen katılımcılar, Barselona Süreci'nin ve sürekliliğinin öneminin altını bir kez daha çizdiler.

rfhy
AiB üyeleri, insanları, ekonomileri ve ülkeleri birbirine bağlamaya ve Akdeniz Paktı'nı siyasi olarak desteklemeye odaklanan yeni bir stratejik vizyon benimsedi (AiB)

Forum katılımcıları, geniş kapsamlı bölgesel istişareler sonucunda geliştirilen ve önümüzdeki yıllarda AiB’in çalışmalarını yönlendirecek olan örgüt için yeni bir stratejik vizyonu onayladılar. Bu stratejik çerçeve, ‘eğitim, gençlerin hareketliliği, beceri geliştirme, cinsiyet eşitliği ve sosyal içerme yoluyla’ insanları, ‘gelişmiş diyalog, iklim direnci, su ve enerji güvenliği ve krizlere hazırlık yoluyla’ ülkeleri ve ‘gelişmiş ticaret, dijital iş birliği, sürdürülebilir altyapı ve yeşil yatırım yoluyla’ ekonomileri olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç temel unsur üzerine inşa edildi.

Forum çerçevesinde, AiB Genel Sekreteri Kamil ve İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, İspanya ile AiB arasında ‘AiB’in uluslararası bir kuruluş olarak statüsünü daha net hale getiren ve onu uluslararası en iyi uygulamalarla uyumlu hale getiren ve misyonunu yerine getirme kabiliyetini güçlendiren’ yeni bir genel merkez anlaşması imzaladılar.

AiB yetkililerine göre yeni stratejik vizyon ve genel merkez anlaşması, AiB’yi iklim değişikliği ve su kıtlığından gençler arasındaki işsizlik oranları ve kriz sonrası toparlanmaya kadar ortak zorluklara kolektif çözümler sunmak için kilit bir konuma yerleştiriyor. Akdeniz Paktı'nın resmi olarak yürürlüğe girmesi, AB ve güney Akdeniz ülkeleri tarafından yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, işgücü kaynağı ve bölgesel istikrar gibi ortak önceliklerin ilerletilmesi konusunda daha güçlü bir siyasi ve mali taahhüdü de yansıtıyor. Ayrıca, Akdeniz bölgesinin AB için stratejik önemi ve ortaklık ve entegrasyona dayalı ortak bir Akdeniz alanı oluşturmak için güney ülkeleriyle iş birliğini derinleştirme ihtiyacı da vurgulandı.

Anlaşma ayrıca, çatışmaların önlenmesi, arabuluculuk, organize suçla mücadele ve deniz güvenliği ve emniyeti dahil olmak üzere barış, güvenlik ve savunma alanlarında iş birliğinin kapsamının genişletilmesini öngörürken, Akdeniz ülkelerinde kapasite geliştirmeyi desteklemekte ve bölgesel alışverişi teşvik ediyor. Ayrıca, göç konusunda kapsamlı ve hak temelli bir yaklaşım çağrısında bulunan anlaşmada bu yaklaşım, düzensiz göçü azaltmak, göçmenleri, sığınmacıları ve mültecileri korumak ve etkili geri dönüş ve geri kabul politikalarını teşvik etmek amacıyla, tüm hükümet kademelerini ve göç sürecinin tamamını kapsıyor.

AB Konseyi, karşılıklı anlayışı derinleştirmek ve büyüme ve sürdürülebilir kalkınma için fırsatlar yaratmak amacıyla halklar ve ülkeler arasındaki bağların güçlendirilmesinin önemini vurgularken ekonomik entegrasyonu artırma, ticareti ve yatırımı kolaylaştırma, mavi ekonomi ve enerjiyi geliştirme ve Avrupa ile güneydeki ortakları arasındaki bağlantıları iyileştirme yoluyla istihdam yaratılmasına ve ekonomik dayanıklılığa katkıda bulunma konusunda önemli bir potansiyel olduğunun altını çizdi.

EUROMED’in temel taşı

Şarku’l Avsat’ın  Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil, “Barselona Süreci, otuz yıl sonra, halen EUROMED’in temel taşı olmaya devam ediyor. Bugün, barış, refah ve dayanışma içinde bir Akdeniz bölgesi için ortak vizyonumuzu yeniliyoruz” dedi.

cfrgt
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ve AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil (AiB)

AiB’in yeni vizyonunun, daha dinamik ekonomiler inşa etme gibi temel hedeflerini korurken, halklar, devletler ve ekonomiler arasındaki karşılıklı bağımlılık ilkesine dayandığını belirten Genel Sekreter Kamil, ayrıca, ticareti teşvik etmenin, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukları ele almanın, kadınların işgücüne katılımını artırmanın ve cinsiyet eşitliğini sağlamanın da hedefler arasında yer aldığını belirtti. Kamil, serbest ticaret ve yatırım yoluyla ekonomik bağları güçlendirmenin, üretim merkezlerini tüketime yaklaştırmanın ve Güney ülkelerindeki güneş ve rüzgar enerjisinin muazzam potansiyelini kullanarak ortak bir enerji pazarı oluşturmaya çalışmanın yanı sıra, halklar arasında eğitim, değişim ve işbirliğine dayalı etkili programları daha iyi uygulayabilecek bir organizasyon oluşturmaya dayandığını açıkladı.

Kamil'e göre son 30 yıl, Akdeniz'in iki yakası arasında ortak bir kimlik oluşturulmasına ve iş birliği, girişimler ve ortak projeler için geniş çerçeveler kurulmasına katkıda bulundu ve böylece Avrupa-Akdeniz kimliği hem Güney hem de Kuzey'deki sıradan vatandaşların bilincinde sağlam bir şekilde yer edindi. Ancak, projenin henüz tüm hedeflerine ulaşamadığını ve elde edilenlerin başlangıçtaki hedeflerin sadece bir kısmını temsil ettiğini kabul eden Kamil, “Kuzey ve güney arasındaki ekonomik uçurum devam ediyor. Her iki kıyının ekonomilerindeki büyüme dengesizlikleri, adil ve dengeli bir kalkınmaya dayalı daha uyumlu bir Avrupa-Akdeniz alanı oluşturmak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini yansıtmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

AB Komisyonunun Akdeniz'den sorumlu üyesi Dubravka Suica, forumun eğitim ve ekonomi alanlarında ortaklığın önemini vurguladığını, Kuzey Afrika'daki Avrupa ve Arap üniversiteleri arasında ortak projeler için temel oluşturduğunu, Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle yatırımları artırdığını, ayrıca yeni ve yenilenebilir enerji, göç, istihdam, güvenlik ve yeni proje ve girişimlerin geliştirilmesi alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirtti. Suica, AB’nin ‘Güney Akdeniz bölgesinde kilit bir oyuncu olmayı hedeflediğini’ de sözlerine ekledi.

Barselona Süreci’nin 30’uncu yıldönümünün kutlama için değil, Avrupa ve Akdeniz havzası ülkeleri arasındaki ortaklığı güçlendirme konusundaki ortak taahhüdü yenilemek ve bölge ülkeleri arasındaki uzun ortaklık tarihini hatırlamak için ‘özel bir an’ olduğunu söyleyen Suica, AiB çerçevesindeki onlarca yıllık deneyimin ‘yararlı ve verimli’ sonuçlar verdiğini belirtti. Farklı aşamalar ve isimlere rağmen, 43 üyeli birlik artık daha derinlemesine stratejik çalışmalara, fırsatların daha net bir şekilde belirlenmesi ve güvenlik, istikrar, ikili işbirliği ve bölgesel kalkınma düzeylerini yükseltmek için çalışmalara, ayrıca dayanıklılığı güçlendirmeye ve karşılıklı güveni artırmaya ihtiyaç duyuyor.

AiB’nin, Suriye'nin yaklaşık 13 yıllık bir aradan sonra birliğe geri dönmesini onaylaması da dikkat çekiciydi. Şam, Suriye Dışişleri Bakanlığı Avrupa İşleri Direktörü Muhammed Bera Şukri başkanlığındaki diplomatik heyetle Barselona'daki görüşmelere katıldı.

Gazze krizi ve İsrail'in ihlalleri gündemi domine etti

Forum sırasında görüşmelerin ve hatta Avrupalı ve Arap yetkililerin açıklamalarının gündeminin başındaki konular arasında Gazze'deki insani kriz ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının sonuçlarının yanı sıra Tel Aviv'in Lübnan ve Suriye'de sürdürdüğü ihlaller yer aldı. Yetkililer, tüm bunları Akdeniz'in iki yakasındaki ülkeler arasında arzu edilen iş birliği ve koordinasyonu engelleyebilecek ‘tehlikeli bir jeopolitik sorun’ olarak değerlendirildi.

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, forumda yaptığı konuşmada, ‘iki devletli çözümün’ Ortadoğu'da kalıcı barışı sağlamanın tek yolu olduğunu söyledi. Albares, “Tüm bu acıları sona erdirip kalıcı barışı inşa etmenin zamanı geldi” şeklinde konuştu. Bölgedeki tüm halklar için ‘adil ve kapsamlı bir barışa ihtiyaç olduğunu’ vurgulayan İspanyol Bakan, “Filistin halkına adil bir çözüm sunulmadan Ortadoğu'da barışın geleceği olamaz” dedi.

ABD'nin Gazze’de barış planı ve bunu destekleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2803 sayılı kararının ‘iki devletli çözümün uygulandığının kanıtı’ olduğunu belirten Albares, AiB'nin ‘Filistinlilerle İsraillileri aynı masaya oturtan tek kuruluş’ olduğunu dikkate alarak, “Bu, Ortadoğu'daki tüm halklara barış ve güvenliği geri getirebilecek tek alternatiftir” şeklinde konuştu.

İspanya Dışişleri Bakanı, İsrail'i Gazze Şeridi'ne yeterli insani yardımın girmesine izin vermemesi ve Lübnan ve Suriye'yi ihlal etmeye devam ederek bölgedeki istikrar ve güvenliği tehdit etmesi nedeniyle eleştirdi.

Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, İsrail'in Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de devam eden ihlallerini eleştirdi. İsrail’in Gazze'de işlediği ‘soykırıma’ rağmen ‘uluslararası hukuku tanımayı reddetmesi ve cezasız kalmasına’ dikkati çeken Safadi, “Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edemeyiz” dedi. Filistinlilere karşı bir apartheid rejiminin kurulmasını asla kabul etmeyeceklerini vurgulayan Ürdünlü Bakan, iki devletli çözüm arayışının devam edeceğini ekledi.

Peki bu ivme devam edecek mi?

Güney Akdeniz ülkelerindeki karmaşık jeopolitik ve güvenlik durumu göz önüne alındığında ve Avrupa ve Akdeniz havzası ülkeleri arasındaki bu ivmeye rağmen, AiB koridorlarında ‘tüm bu zorlukların nasıl aşılacağı ve ortaklık ve koordinasyonun derinleştirilmesi hedeflerine nasıl ulaşılacağı’ sorusu dolaşıyordu. Bu konuda farklı görüşler dile getirildi. Overseas Development Institute (ODI) kıdemli araştırmacısı, İnsani yardım sistemlerini iyileştirmeye yönelik Grand Bargain (Büyük Pazarlık) Girişimi Eşbaşkanı Büyükelçi Michael Köhler, yaptığı değerlendirmede, “Bunun AiB için kararlı bir an olduğuna şüphe yok, ancak siyasi liderlerin çözülmemiş zorlukları aşmak ve belirtilen hedeflere ulaşmak için daha fazla istekli olmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Büyükelçi Köhler, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Akdeniz'in iki yakası arasındaki ortaklığı güçlendirmek ve derinleştirmek için tüm Akdeniz ülkelerinin acil bir ihtiyacı ve doğrudan menfaati olduğuna inanıyorum ve bu ülkelerin, bu iş birliğini siyasi ve güvenlik açısından engelleyen her türlü zorluğu ve krizi çözmek için büyük bir potansiyeli ve yeteneği var.”

Aynı bölgede yaşadıklarını ve zorlukları birlikte çözmeleri gerektiğini vurgulayan Büyükelçi Köhler, “Bu ortaklığı derinleştirmek için yeni bir stratejimiz var, ancak bu strateji belge ve planların sayısı ile ilgili değil, daha çok bu planın hedeflerine ulaşma kararlılığı ve çabasıyla bağlantılı. Bu yüzden bunu başarmak için gerekli siyasi iradenin olmasını umuyorum. Jeopolitik sorunlar ve krizler, AiB’nin ortak çalışmalarını kesinlikle etkili oluyor. Zira güney Akdeniz bölgesi, Filistin ve İsrail arasındaki çatışma, İsrail'in Lübnan ve Suriye'de devam eden ihlalleri, Fas ve Cezayir arasındaki çatışma ve krizler veya Libya ve diğer yerlerdeki karışıklıklar gibi siyasi ve güvenlik sorunlarıyla dolu. Ama tüm bu zorlukların esiri olmamalı, iş birliği için ortak bir zemin bulmalı ve hedeflerimize ulaşmalıyız” şeklinde konuştu.

Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi (CMCC) Veronica Casertelli ise forumun Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nı güçlendirmek için kesinlikle önemli bir an olduğunu ve bu ortaklığın söz konusu anın üzerine geliştirilmesi ve derinleştirilmesi gerektiğini söylerken, bunu engelleyen krizlere siyasi çözümler bulunmasının önemini vurguladı. Casertelli, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Herhangi bir ortak kolektif eylemin karşılaşabileceği krizleri ve zorlukları çözmek için toplumlar ve hükümetler arasındaki doğrudan iletişim kanallarını güçlendirmeye ihtiyacımız var” dedi.