İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran'ın elindeki kartları oynaması giderek daha zor ve riskli hale geliyor

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
TT

İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Elie Kossaifi

İran’ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail’e yaklaşık 300 İHA ve füzeyle düzenlediği saldırı, İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı savaşı sırasındaki stratejik çerçevesinden soyutlanıp tek başına ele alındığında, İsrail'in kazandığını ve İran'ın kaybettiğini söylemek için ne kanıta ne de argümana ihtiyaç var. Ancak aynı saldırı daha geniş kapsamlı bir stratejik bağlamda ele alındığında zafer ve yenilgi hesapları değişiyor ve ‘İsrail İran'a karşı mutlak bir zafer elde etti mi? İran tamamen yenildi mi?’ soruları ortaya çıkıyor.

İsrail, cumartesi gecesi ‘uluslararası-bölgesel bir koalisyonun’ desteğiyle İran saldırısını başarılı bir şekilde püskürterek Gazze Şeridi'nde Hamas Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşta şimdiye kadar elde edemediği bir ‘zafer pozu’ verdi. Ancak İsrailliler, başarılarının ya da zaferlerinin boyutunu İran saldırısının sahadaki sonuçlarıyla mı yoksa Tahran’ın uzun vadede İsrail’e zarar verme kararlılığı açısından niyetleriyle mi ölçmeleri gerektiği sorusunun yanıtını arıyorlar.

‘İran saldırısı’ aslında genel çerçevesi itibariyle özellikle öncesinde sızdırılan bilgiler ve bilgilendirmeler sayesinde sürpriz olma özelliğini yitirdiğinden ya da bu özelliği en aza indiğinden beklenenin dışına çıkmadı. İsrail her ne kadar İran saldırısının ‘sınırlarını’ bilse de daha sonra açıkladığı üzere saldırıyı ‘yüzde 99’ engelleyeceğinden tam emin değildi.

Bir başka deyişle, İran füzelerinin İsrail'e zarar verme ihtimali bir olasılıktı. Dolayısıyla, İran'ın füze saldırısı İsrail'in savunma sistemini test etti ve bu testin başarılı olması kaçınılmaz bir sonuç değildi.

cdfgbnhymj
İran'ın İsrail'e İHA’lar ve füzelerle düzenlediği saldırısı sırasında Aşkelon’da devreye giren savunma sistemi füzeler ve İHA’ları püskürtürken, 14 Nisan 2024 (Reuters)

Bu nedenle, İran saldırısı, karmaşıklıkları ve bir o kadar da karmaşık olan hesaplamaları beraberinde getirmesine rağmen, özellikle de genel stratejik kapsamı çerçevesinde ön hazırlıkları ve sonuçları göz önüne alındığında, şu an bölgedeki başlıca olay olan İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşı, sahadaki dalgalanmalar, inişleri-çıkışları ve savaşın ‘ertesi günü’ ile ilgili belirsizlikle karşılaştırıldığında bir ‘yan olay’ olduğu söylenebilir. Buna karşın İran’ın saldırısı, 1973 yılından bu yana ilk kez bölgedeki bir devlet tarafından saldırıya uğraması açısından İsrail üzerindeki etkisi küçümsenemez. Bu yüzden İran'ın İsrail'e saldırısı, sonucu ne olursa olsun başlı başına ‘istisnai’ bir olaydır.

Ucu açık bir olay

Dolayısıyla Tel Aviv'deki karar vericiler saldırıyı İran’ın New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’nin açıklamasında belirtildiği gibi ‘bu iş şu an sonuçlandı sayılır’ şeklinde değerlendiremezler. Aksine İsrail Batılı müttefikleriyle birlikte bunun tekrarlanmayacağını garanti edene kadar ucu açık bir olaydır. Haliyle bu saldırı, 13 nisanı 14 nisana bağlayan geceden sonra artık sadece İsrail’i değil, uluslararası müttefiklerini ve bölge ülkelerini de ilgilendiren İsrail-İran çatışmasında yeni dinamiklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İran, İsrail’e saldırmak zorunda kalmayı değil, Tel Aviv’in Gazze’deki ‘çıkmazını’ sürdürmeyi ve derinleştirmeyi tercih ederdi

İran'ın bölgedeki güncel olaylarla başa çıkma stratejisi, İsrail'in Şam'daki konsolosluk binasını hedef alan ve başta Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önde gelen komutanlarından Muhammed Rıza Zahidi olmak üzere 7 DMO subayının öldürülmesine yol açan saldırısına karşılık olarak cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının daha derin ve daha doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor.

İran hiçbir zaman İsrail'e saldırmaya zorlanmak istemedi. Bunun yerine İsrail'in Gazze'deki ‘çıkmazının’ detaylarını takip etmeyi ve bu çıkmazı elinden geldiğince derinleştirmeye çalışmayı tercih ederdi. Buna rağmen İran’ın, Gazze Şeridi'nde sahadaki gerçekleri etkileme kabiliyeti yok. İran’ın vekillerinin de Gazze’deki çatışmaların seyri üzerinde ne kadar etkili olabileceği biliniyor. Sadece savaşan taraflar arasındaki askeri güç dengesi bakımından değil, aynı zamanda İran ve bölgedeki vekillerinin Hamas Hareketi’ni destekleyecek kadar ilerletmekten kaçındıkları belirli bir noktada savaştıkları gerçeği de göz önüne alındığında neredeyse yok denecek kadar az bir etkiye sahipler.

Yani Gazze Şeridi'nde İsrail'in kafasını karıştırmak ve savaş çabalarını dağıtmak için İsrail'e karşı gerçek bir savaşa hazır değiller. Bunun nedenlerinin başında savaşa sürüklenmeyi ve vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın ciddi bir şekilde zarar görmesini istemeyen İran'ın karmaşık hesapları geliyor. Özellikle ABD'nin Gazze’de savaşın patlak vermesinden önce de Tahran'ı ve bölgedeki müttefiklerini bölgede geniş çaplı bir savaş başlatmayı akıllarına bile getirmemeleri için bölgede konuşlandığı ortaya çıktıktan sonra İran’ın hesapları daha da karmaşık bir hal aldı.

sdfvebrt
Tahran’da İran’ın İsrail’e düzenlediği operasyona verilen ‘El-Vaat es-Sadık’ (Sadık Vaat) adının Arapça yazılışı ile Farsça olarak ‘İsrail örümcek ağından bile daha zayıftır’ ifadesiyle İran'ın balistik füzelerinin görüldüğü bir afişin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Tüm bu anlattıklarımız İran'ın ‘stratejik sabır’ kavramını güçlü bir şekilde çağrıştırıyor. Her ne kadar cumartesiyi pazara bağlayan gece gerçekleşen ‘İran işgali’ bu stratejiye zorunlu değişiklikler getirmiş olsa da bu stratejiden bir sapma ya da bu stratejinin dışlanması söz konusu değil. Halen İran'ın mevcut savaşın sırasında karşı karşıya kaldığı bölgesel ve uluslararası zorluklarla başa çıkma stratejisinin özünü bu oluşturuyor. İran, Hamas Hareketi’nin askeri kanadının büyük ölçüde zarar görmesine, savaşta çok sayıda Filistinli sivilin ölmesine ve Gazze Şeridi'nin yıkıma uğramasına rağmen İsrail'in Gazze Şeridi’nde Hamas Hareketi’ne karşı ‘mutlak bir zafer’ elde edemeyeceği üzerine bahis oynuyor.

Tahran'ın bahisleri

Ancak İran hesaplarını buna göre yapmıyor. Her şeyden önce İsrail'in Binyamin Netanyahu’nun söz verdiği gibi ‘mutlak bir zafer’ elde edemediğini, yani 7 Ekim saldırısı sonrası Tel Aviv’de atılan İsrail ordusunun Hamas'ı ortadan kaldıracağı şeklindeki meşhur sloganda olduğu gibi Hamas’ın yok edemediğini savunuyor. Hamas’ı eli zayıf da olsa müzakere masasında ve bir şekilde ‘ertesi gün’ ile ilgili planlara dahil etmek, İran’ın bölgedeki yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için kilit bir söylem ve operasyonel araç olarak çok önemli olan Filistin kartını kaybetmemesini sağlıyor. Ancak bu İran için artık garanti değil, en azından 7 Ekim'den önce olduğu kadar güçlü bir garanti yok. Şu an sorulması gereken asıl soru Hamas'ın ayakta kalıp kalmayacağından ziyade nasıl ve hangi güçle ayakta kalacağı ve yeteneklerini yeniden inşa edip edemeyeceği sorusudur.

Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek.

İsrail'in savaşı sürdürme konusundaki motivasyonu, savaşın başında belirtildiği gibi Hamas'ı tamamen yok etmek değilse bile, mümkün olduğunca zayıflatma ve yeniden ayağa kalkması ihtimali bırakmama kararlılığı üzerine kurulu. Bu, savaşın başlardaki hızında, yani ağır ve yoğun bombardımanlar ve geniş çaplı kara saldırısı şeklinde devam edebileceği ya da yeniden başlayabileceği anlamına gelmiyor, ama İsrail'in açıklamalarından Refah’a kara saldırısı gerçekleşse de gerçekleşmese de Hamas’a ait hedeflere yönelik ‘cerrahi’ operasyonların ve saldırıların devam edeceği anlaşılıyor. Başka bir deyişle Tel Aviv’in, yenilenmiş ateşkes anlaşmalarıyla ya da kelimenin geleneksel anlamıyla bir ateşkese ulaşma şansı olup olmadığına bakmaksızın Hamas ile ‘uzun soluklu’ bir askeri-güvenlik savaşına gireceği kesin. Aynı zamanda Filistin-İsrail çatışmasına değilse bile İsrail’in bakış açısına göre mevcut savaşta ‘nihai bir çözüm’ bulunana kadar İsrail, Gazze Şeridi'ndeki askeri hareket özgürlüğünü sürdürebilir.

cdfbrgt
Tel Aviv’de ABD Başkanı Joe Biden'ı Kaptan Amerika kostümü giymiş halde arkasında İsrail bayrağı elinde Davut Yıldızlı bir kalkan tutarken gösteren grafiti duvar resminin yanından bisikletiyle geçen İsrailli bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Bu sebeple İran, Hamas'ı mümkün olduğunca korumak amacıyla kalıcı bir ateşkes için baskı yapıyor. Ancak özellikle kendisi ve vekilleri İsrail'e açık askeri baskı yapmaktan caydırıldıkları için elinde bu baskıyı yapabilmesini sağlayacak çok az araç var. Dolayısıyla sadece savaşın kendi içindeki çelişkilerine, bilhassa İsrail’in içinde yarattığı çelişkilere, savaşı ve savaşın ertesi gününü yönetmede ABD ile İsrail arasındaki çelişkilere ve Batılı ülkelerde halkların savaşın sona ermesi için yaptığı baskıya bahis oynayabilir. Öte yandan Gazze’deki bombardımanların yoğunluğunun azalması Batı ülkelerindeki kamuoyunu bir şekilde ‘etkisizleştirdiği’ ve İran'ın İsrail'e saldırısının yönelimini etkileyebileceği düşünüldüğünde bu bahis de İran’a garantili sonuçlar vermiyor. En azından, son zamanlarda savaşın yönetimi konusunda, özellikle de ABD ile İsrail arasında Refah'a olası kara harekatı konusunda yaşanan anlaşmazlığın savaşın gidişatında, yani İsrail'i Hamas'ı askeri ve siyasi olarak kuşatma ve etkisiz hale getirme planından vazgeçmeye zorlamada belirleyici bir çelişkiye dönüşeceği üzerine bahis oynanmaması gerektiğini gösteriyor.

Çatışmanın yoğunlaştığı nokta neresi?

İsrail-İran anlaşmazlığı tam da bu noktada, yani Gazze'deki savaşın geleceği ve ertesi günü noktasında yoğunlaşıyor. Tüm bunlar İran'ı sadece Filistin'le ilgili nedenlerden dolayı değil, tüm bölgesel projesiyle ilgili nedenlerden ötürü ilgilendiriyor. Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek. Bu da onları daha katı olmaya ve daha fazla baskı aracı kullanmaya zorlayacağından önünde sonunda başlarına bela açabilir.

Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor.

İran'ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının sınırlı olmasının arkasındaki neden de bu. Saldırı, İsrail'i yok etmeye yemin etmiş ve bu doğrultuda askeri yeteneklerini abartmış olan İran'ın, İsrail savunma sistemi karşısında niteliksel olarak dezavantajlı olduğunu ortaya çıkardı. Başka şekilde ifade etmek gerekirse İran, her ne kadar saldırının kasıtlı olarak sınırlandırıldığını ve elinde kullanmadığı ‘daha akıllı’, daha gelişmiş ve daha ölümcül füzeler olduğunu söylese de bir füze programına sahip ve nükleer güç olma eşiğinde bir devlet olarak çizdiği imajı ciddi şekilde sarsıldı. Zira imaj önemli bir konu olmakla birlikte bölge ve dünya halklarının zihinlerinde de İran’ın İsrail’e zarar veremediği, İsrail'i kısıtlayamadığı ve caydıramadığı imajı şekillendi. Sonuç olarak İran gibi stratejisinin büyük bir bölümünü hem içeride hem de dışarıda imaj ve siyasi propagandaya dayandıran bir ülke için bu konu oldukça önemli.

Öte yandan şu an ve özellikle bu saldırıyla ilgili olarak İsrail'in 7 Ekim saldırısında sarsılan caydırıcılık imajının önemli bir kısmını yeniden kazandığı söylenebilir. Ayrıca ABD’nin ve Batılı ülkelerin İsrail’in güvenliğine olan bağlılığının ne kadar sağlam olduğu ve ABD’nin bölgede kendini dayatma planının devam ettiğini de teyit etti. İran saldırısına verilen ‘kolektif’ yanıt, ortak hareket etme potansiyelinin ve İsrail için faydalarının da bir testiydi.

İran yalnızlaştı

Diğer taraftan İran, kendisini askeri olarak savunacak hiçbir uluslararası müttefiki olmadığından yalnız kalmış gibi görünüyor. Ancak İran, Gazze'deki savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleme başlığı altında ABD’nin kendisiyle arasında angajman kurallarını çiğnemek istemediğinden de emin oldu. Yine de bu, İran'ın güçlü bir konumda, Washington ile karlı anlaşmalar yapabileceğinden emin olması için yeterli değil. İran elindeki kartları kaybettikçe ve gücünün sınırları ortaya çıktıkça Washington, İran'a karşı daha katı bir tutum sergileyecektir. Yani ABD'nin bölgede sükunete ihtiyacı olmasından dolayı kendisiyle anlaşması gerektiği üzerine bahis oynayarak zayıflığını örtbas edemez.

Bu noktada bazı değişiklikler olurken Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor. İran'ın bölgede birçok güç kartına sahip olduğu doğru, ama bu kartları kullanmasının eskisinden daha zor hale geldiği ve özellikle İran için riskler taşıdığı da bir gerçek.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Avustralya'da bir genç İsrail cumhurbaşkanını öldürmekle tehdit ettiği iddiasıyla suçlandı

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog (Reuters)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog (Reuters)
TT

Avustralya'da bir genç İsrail cumhurbaşkanını öldürmekle tehdit ettiği iddiasıyla suçlandı

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog (Reuters)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog (Reuters)

Avustralyalı bir genç, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Avustralya'ya yapması planlanan ziyaret öncesinde kendisine yönelik çevrimiçi ölüm tehditleri nedeniyle suçlandı.

Avustralya Federal Polisi yaptığı açıklamada, 19 yaşındaki gencin geçen ay bir sosyal medya platformu aracılığıyla "yabancı bir devlet başkanına ve uluslararası hukuk kapsamında korunan bir kişiye" yönelik tehditlerde bulunduğunu belirtti.

Bu suçun cezası on yıla kadar hapistir.

Polis tehditlerin hedefinin kim olduğunu açıklamadı, ancak Avustralya medyası tehditlerin Herzog'a yönelik olduğunu geniş çapta bildirdi. Sydney Morning Herald gazetesi, genç adamın ABD Başkanı Donald Trump'a da tehditlerde bulunduğunu bildirdi.

Polis, kefaletle serbest bırakılmasını reddetti ve bugün Sidney'deki bir mahkemede hakim karşısına çıkması bekleniyor. Polis, dün Sidney'deki bir evde yapılan aramada bir cep telefonu ve uyuşturucu yapımı veya kullanımına ilişkin malzemeler ele geçirdiklerini belirtti.

Herzog'un, aralık ayındaki Bondi plajı saldırısının ardından Başbakan Anthony Albanese'nin daveti üzerine beş günlük bir ziyaret için pazar günü Avustralya'ya gelmesi planlanıyor.

14 Aralık'ta Yahudi Hanuka kutlamaları sırasında meydana gelen ve 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarından hayatta kalanlar ve kurbanların aileleriyle görüşmesi bekleniyor.

Herzog'un ziyareti Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlanıyor.


Birleşmiş Milletler: DEAŞ'ın oluşturduğu tehdit arttı ve "daha karmaşık" bir hal aldı

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)
TT

Birleşmiş Milletler: DEAŞ'ın oluşturduğu tehdit arttı ve "daha karmaşık" bir hal aldı

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, DEAŞ'ın oluşturduğu tehdidin 2015 ortalarından bu yana istikrarlı bir şekilde arttığını ve "daha karmaşık" hale geldiğini belirtti.

Terörle Mücadeleden Sorumlu Genel Sekreter Vekili Alexander Zuev, BM Güvenlik Konseyi'ne verdiği brifingde, DEAŞ ve bağlantılı grupların Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki varlıklarını genişletmeye devam ederken DEAŞ, Irak ve Suriye'de de saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

Zuev, “Afganistan'da, grubun Horasan Vilayeti, bölge ve ötesi için en ciddi tehditlerden biri olmaya devam ediyor” dedi.

Zuev ayrıca, aralık ayında Avustralya'nın Sidney kentindeki Bondi Plajı'na düzenlenen ve 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının DEAŞ ideolojisinden esinlendiğini belirtti.

Geçtiğimiz ay, grup Nijer'in ana havaalanını hedef alan nadir bir saldırının sorumluluğunu üstlenerek, Sahel bölgesindeki artan gücünü vurguladı.

Birkaç gün önce, grup Kabil'deki bir Çin restoranına düzenlenen ve 7 kişinin ölümüne yol açan saldırının sorumluluğunu üstlenmişti.

Zuev'e göre, Suriye'de "Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) 21 Ocak'ta el-Hol kampından çekilmesi, yeni operasyonel ve insani zorluklar yarattı."

Kampta yaklaşık 24 bin kişi barınıyor; bunların yaklaşık 15 bini Suriyeli, 42 farklı uyruktan yaklaşık 6 bin 300 yabancı kadın ve çocuk bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu kişilerin çoğunun ülkeleri tarafından geri gönderilmeleri reddediliyor.

Kaçmalarından korkan Amerika Birleşik Devletleri, bu tutukluları Irak'a transfer etmeye başladı.

Zuev, “örgüt ve ona bağlı kuruluşların, devam eden terörle mücadele baskısına rağmen uyum sağlamaya ve direnç göstermeye devam ettiğini” ifade etti.

Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Komitesi Yürütme Direktörlüğü Başkanı ise DEAŞ'ın taktiklerini nasıl güncellediğinden bahsetti.

Örgütün ve diğer grupların “kripto para birimleri de dahil olmak üzere sanal varlıkların yanı sıra internet araçları, insansız hava aracı sistemleri ve gelişmiş yapay zeka uygulamalarının kullanımını genişlettiğini” söyledi.

Şöyle devam etti: “Yapay zeka, aşırıcılığı ve terörist eleman devşirmeyi teşvik etmek için giderek daha fazla kullanılıyor ve özellikle gençler ve çocuklar hedef alınıyor.”


Alman istihbaratı: Rusya'nın askeri harcamaları, kamuoyuna açıklananın çok üzerinde

Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)
Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)
TT

Alman istihbaratı: Rusya'nın askeri harcamaları, kamuoyuna açıklananın çok üzerinde

Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)
Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)

Almanya'nın dış istihbarat teşkilatı BND, dün yaptığı açıklamada, Rusya'nın askeri harcamalarının kamuoyuna açıklanandan çok daha fazla olduğunu belirterek, Moskova'nın NATO'nun doğu sınırlarına yönelik bir tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

BND, Rus bütçe verilerinin analizinin, Rusya'nın 2022 ve 2023 yıllarındaki askeri harcamalarının resmi olarak açıklanan rakamdan yaklaşık %66 daha yüksek olduğunu gösterdiğini açıkladı. "Bu rakamlar, Rusya'nın Avrupa'ya yönelik artan tehdidinin somut bir göstergesidir" ifadelerini kullandı.

Rusya'nın savunma harcaması tanımının NATO'nunkinden farklı olduğunu, Moskova'nın askeri personele yapılan sosyal yardım ödemeleri, askeri inşaat ve bilişim projeleri gibi harcamaları hariç tuttuğunu belirtti. Bu ve diğer "gizli" miktarlar hesaba katılırsa, Rusya'nın 2024 yılındaki toplam askeri harcamasının resmi olarak açıklanan 140 milyar avro yerine 202 milyar avroya ulaşacağını ifade etti.

BND'ye göre 2025 yılının ilk üç çeyreğindeki toplam harcamaların, resmi rakam olan 118 milyar avroya kıyasla 163 milyar avroya çıkması bekleniyor. Alman istihbarat teşkilatı, 2025 yılındaki toplam askeri harcamaların Rusya'nın ekonomik çıktısının yaklaşık %10'unu ve toplam bütçesinin yarısını temsil ettiğini bildirdi.

BND’ye göre “Bu fonlar sadece Ukrayna’ya karşı savaşta değil, özellikle NATO’nun doğu kanadı boyunca askeri kapasiteleri güçlendirmek ve genişletmek için de kullanılıyor.”  Ekim ayında, Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı başkanı Martin Jaeger, Bundestag’a Rusya’nın Avrupa’da batıya doğru nüfuzunu genişletmeye kararlı olduğunu söylemişti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Jaeger, “Bu hedefe ulaşmak için Rusya, gerekirse NATO ile doğrudan askeri çatışmaya girmekten çekinmeyecektir” uyarısında bulunmuştu.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rusya'yı Almanya ve diğer Avrupa ülkelerini hedef alan siber saldırılar, casusluk ve sabotaj operasyonları yürütmekle suçladı. Merz, son zamanlarda Avrupa havaalanları üzerinde gerçekleştirilen ve geniş çaplı aksamalara neden olan tanımlanamayan insansız hava araçları (İHA) uçuşlarının arkasında Moskova'nın olduğundan şüphelendiğini söyledi.