İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran'ın elindeki kartları oynaması giderek daha zor ve riskli hale geliyor

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
TT

İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Elie Kossaifi

İran’ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail’e yaklaşık 300 İHA ve füzeyle düzenlediği saldırı, İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı savaşı sırasındaki stratejik çerçevesinden soyutlanıp tek başına ele alındığında, İsrail'in kazandığını ve İran'ın kaybettiğini söylemek için ne kanıta ne de argümana ihtiyaç var. Ancak aynı saldırı daha geniş kapsamlı bir stratejik bağlamda ele alındığında zafer ve yenilgi hesapları değişiyor ve ‘İsrail İran'a karşı mutlak bir zafer elde etti mi? İran tamamen yenildi mi?’ soruları ortaya çıkıyor.

İsrail, cumartesi gecesi ‘uluslararası-bölgesel bir koalisyonun’ desteğiyle İran saldırısını başarılı bir şekilde püskürterek Gazze Şeridi'nde Hamas Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşta şimdiye kadar elde edemediği bir ‘zafer pozu’ verdi. Ancak İsrailliler, başarılarının ya da zaferlerinin boyutunu İran saldırısının sahadaki sonuçlarıyla mı yoksa Tahran’ın uzun vadede İsrail’e zarar verme kararlılığı açısından niyetleriyle mi ölçmeleri gerektiği sorusunun yanıtını arıyorlar.

‘İran saldırısı’ aslında genel çerçevesi itibariyle özellikle öncesinde sızdırılan bilgiler ve bilgilendirmeler sayesinde sürpriz olma özelliğini yitirdiğinden ya da bu özelliği en aza indiğinden beklenenin dışına çıkmadı. İsrail her ne kadar İran saldırısının ‘sınırlarını’ bilse de daha sonra açıkladığı üzere saldırıyı ‘yüzde 99’ engelleyeceğinden tam emin değildi.

Bir başka deyişle, İran füzelerinin İsrail'e zarar verme ihtimali bir olasılıktı. Dolayısıyla, İran'ın füze saldırısı İsrail'in savunma sistemini test etti ve bu testin başarılı olması kaçınılmaz bir sonuç değildi.

cdfgbnhymj
İran'ın İsrail'e İHA’lar ve füzelerle düzenlediği saldırısı sırasında Aşkelon’da devreye giren savunma sistemi füzeler ve İHA’ları püskürtürken, 14 Nisan 2024 (Reuters)

Bu nedenle, İran saldırısı, karmaşıklıkları ve bir o kadar da karmaşık olan hesaplamaları beraberinde getirmesine rağmen, özellikle de genel stratejik kapsamı çerçevesinde ön hazırlıkları ve sonuçları göz önüne alındığında, şu an bölgedeki başlıca olay olan İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşı, sahadaki dalgalanmalar, inişleri-çıkışları ve savaşın ‘ertesi günü’ ile ilgili belirsizlikle karşılaştırıldığında bir ‘yan olay’ olduğu söylenebilir. Buna karşın İran’ın saldırısı, 1973 yılından bu yana ilk kez bölgedeki bir devlet tarafından saldırıya uğraması açısından İsrail üzerindeki etkisi küçümsenemez. Bu yüzden İran'ın İsrail'e saldırısı, sonucu ne olursa olsun başlı başına ‘istisnai’ bir olaydır.

Ucu açık bir olay

Dolayısıyla Tel Aviv'deki karar vericiler saldırıyı İran’ın New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’nin açıklamasında belirtildiği gibi ‘bu iş şu an sonuçlandı sayılır’ şeklinde değerlendiremezler. Aksine İsrail Batılı müttefikleriyle birlikte bunun tekrarlanmayacağını garanti edene kadar ucu açık bir olaydır. Haliyle bu saldırı, 13 nisanı 14 nisana bağlayan geceden sonra artık sadece İsrail’i değil, uluslararası müttefiklerini ve bölge ülkelerini de ilgilendiren İsrail-İran çatışmasında yeni dinamiklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İran, İsrail’e saldırmak zorunda kalmayı değil, Tel Aviv’in Gazze’deki ‘çıkmazını’ sürdürmeyi ve derinleştirmeyi tercih ederdi

İran'ın bölgedeki güncel olaylarla başa çıkma stratejisi, İsrail'in Şam'daki konsolosluk binasını hedef alan ve başta Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önde gelen komutanlarından Muhammed Rıza Zahidi olmak üzere 7 DMO subayının öldürülmesine yol açan saldırısına karşılık olarak cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının daha derin ve daha doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor.

İran hiçbir zaman İsrail'e saldırmaya zorlanmak istemedi. Bunun yerine İsrail'in Gazze'deki ‘çıkmazının’ detaylarını takip etmeyi ve bu çıkmazı elinden geldiğince derinleştirmeye çalışmayı tercih ederdi. Buna rağmen İran’ın, Gazze Şeridi'nde sahadaki gerçekleri etkileme kabiliyeti yok. İran’ın vekillerinin de Gazze’deki çatışmaların seyri üzerinde ne kadar etkili olabileceği biliniyor. Sadece savaşan taraflar arasındaki askeri güç dengesi bakımından değil, aynı zamanda İran ve bölgedeki vekillerinin Hamas Hareketi’ni destekleyecek kadar ilerletmekten kaçındıkları belirli bir noktada savaştıkları gerçeği de göz önüne alındığında neredeyse yok denecek kadar az bir etkiye sahipler.

Yani Gazze Şeridi'nde İsrail'in kafasını karıştırmak ve savaş çabalarını dağıtmak için İsrail'e karşı gerçek bir savaşa hazır değiller. Bunun nedenlerinin başında savaşa sürüklenmeyi ve vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın ciddi bir şekilde zarar görmesini istemeyen İran'ın karmaşık hesapları geliyor. Özellikle ABD'nin Gazze’de savaşın patlak vermesinden önce de Tahran'ı ve bölgedeki müttefiklerini bölgede geniş çaplı bir savaş başlatmayı akıllarına bile getirmemeleri için bölgede konuşlandığı ortaya çıktıktan sonra İran’ın hesapları daha da karmaşık bir hal aldı.

sdfvebrt
Tahran’da İran’ın İsrail’e düzenlediği operasyona verilen ‘El-Vaat es-Sadık’ (Sadık Vaat) adının Arapça yazılışı ile Farsça olarak ‘İsrail örümcek ağından bile daha zayıftır’ ifadesiyle İran'ın balistik füzelerinin görüldüğü bir afişin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Tüm bu anlattıklarımız İran'ın ‘stratejik sabır’ kavramını güçlü bir şekilde çağrıştırıyor. Her ne kadar cumartesiyi pazara bağlayan gece gerçekleşen ‘İran işgali’ bu stratejiye zorunlu değişiklikler getirmiş olsa da bu stratejiden bir sapma ya da bu stratejinin dışlanması söz konusu değil. Halen İran'ın mevcut savaşın sırasında karşı karşıya kaldığı bölgesel ve uluslararası zorluklarla başa çıkma stratejisinin özünü bu oluşturuyor. İran, Hamas Hareketi’nin askeri kanadının büyük ölçüde zarar görmesine, savaşta çok sayıda Filistinli sivilin ölmesine ve Gazze Şeridi'nin yıkıma uğramasına rağmen İsrail'in Gazze Şeridi’nde Hamas Hareketi’ne karşı ‘mutlak bir zafer’ elde edemeyeceği üzerine bahis oynuyor.

Tahran'ın bahisleri

Ancak İran hesaplarını buna göre yapmıyor. Her şeyden önce İsrail'in Binyamin Netanyahu’nun söz verdiği gibi ‘mutlak bir zafer’ elde edemediğini, yani 7 Ekim saldırısı sonrası Tel Aviv’de atılan İsrail ordusunun Hamas'ı ortadan kaldıracağı şeklindeki meşhur sloganda olduğu gibi Hamas’ın yok edemediğini savunuyor. Hamas’ı eli zayıf da olsa müzakere masasında ve bir şekilde ‘ertesi gün’ ile ilgili planlara dahil etmek, İran’ın bölgedeki yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için kilit bir söylem ve operasyonel araç olarak çok önemli olan Filistin kartını kaybetmemesini sağlıyor. Ancak bu İran için artık garanti değil, en azından 7 Ekim'den önce olduğu kadar güçlü bir garanti yok. Şu an sorulması gereken asıl soru Hamas'ın ayakta kalıp kalmayacağından ziyade nasıl ve hangi güçle ayakta kalacağı ve yeteneklerini yeniden inşa edip edemeyeceği sorusudur.

Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek.

İsrail'in savaşı sürdürme konusundaki motivasyonu, savaşın başında belirtildiği gibi Hamas'ı tamamen yok etmek değilse bile, mümkün olduğunca zayıflatma ve yeniden ayağa kalkması ihtimali bırakmama kararlılığı üzerine kurulu. Bu, savaşın başlardaki hızında, yani ağır ve yoğun bombardımanlar ve geniş çaplı kara saldırısı şeklinde devam edebileceği ya da yeniden başlayabileceği anlamına gelmiyor, ama İsrail'in açıklamalarından Refah’a kara saldırısı gerçekleşse de gerçekleşmese de Hamas’a ait hedeflere yönelik ‘cerrahi’ operasyonların ve saldırıların devam edeceği anlaşılıyor. Başka bir deyişle Tel Aviv’in, yenilenmiş ateşkes anlaşmalarıyla ya da kelimenin geleneksel anlamıyla bir ateşkese ulaşma şansı olup olmadığına bakmaksızın Hamas ile ‘uzun soluklu’ bir askeri-güvenlik savaşına gireceği kesin. Aynı zamanda Filistin-İsrail çatışmasına değilse bile İsrail’in bakış açısına göre mevcut savaşta ‘nihai bir çözüm’ bulunana kadar İsrail, Gazze Şeridi'ndeki askeri hareket özgürlüğünü sürdürebilir.

cdfbrgt
Tel Aviv’de ABD Başkanı Joe Biden'ı Kaptan Amerika kostümü giymiş halde arkasında İsrail bayrağı elinde Davut Yıldızlı bir kalkan tutarken gösteren grafiti duvar resminin yanından bisikletiyle geçen İsrailli bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Bu sebeple İran, Hamas'ı mümkün olduğunca korumak amacıyla kalıcı bir ateşkes için baskı yapıyor. Ancak özellikle kendisi ve vekilleri İsrail'e açık askeri baskı yapmaktan caydırıldıkları için elinde bu baskıyı yapabilmesini sağlayacak çok az araç var. Dolayısıyla sadece savaşın kendi içindeki çelişkilerine, bilhassa İsrail’in içinde yarattığı çelişkilere, savaşı ve savaşın ertesi gününü yönetmede ABD ile İsrail arasındaki çelişkilere ve Batılı ülkelerde halkların savaşın sona ermesi için yaptığı baskıya bahis oynayabilir. Öte yandan Gazze’deki bombardımanların yoğunluğunun azalması Batı ülkelerindeki kamuoyunu bir şekilde ‘etkisizleştirdiği’ ve İran'ın İsrail'e saldırısının yönelimini etkileyebileceği düşünüldüğünde bu bahis de İran’a garantili sonuçlar vermiyor. En azından, son zamanlarda savaşın yönetimi konusunda, özellikle de ABD ile İsrail arasında Refah'a olası kara harekatı konusunda yaşanan anlaşmazlığın savaşın gidişatında, yani İsrail'i Hamas'ı askeri ve siyasi olarak kuşatma ve etkisiz hale getirme planından vazgeçmeye zorlamada belirleyici bir çelişkiye dönüşeceği üzerine bahis oynanmaması gerektiğini gösteriyor.

Çatışmanın yoğunlaştığı nokta neresi?

İsrail-İran anlaşmazlığı tam da bu noktada, yani Gazze'deki savaşın geleceği ve ertesi günü noktasında yoğunlaşıyor. Tüm bunlar İran'ı sadece Filistin'le ilgili nedenlerden dolayı değil, tüm bölgesel projesiyle ilgili nedenlerden ötürü ilgilendiriyor. Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek. Bu da onları daha katı olmaya ve daha fazla baskı aracı kullanmaya zorlayacağından önünde sonunda başlarına bela açabilir.

Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor.

İran'ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının sınırlı olmasının arkasındaki neden de bu. Saldırı, İsrail'i yok etmeye yemin etmiş ve bu doğrultuda askeri yeteneklerini abartmış olan İran'ın, İsrail savunma sistemi karşısında niteliksel olarak dezavantajlı olduğunu ortaya çıkardı. Başka şekilde ifade etmek gerekirse İran, her ne kadar saldırının kasıtlı olarak sınırlandırıldığını ve elinde kullanmadığı ‘daha akıllı’, daha gelişmiş ve daha ölümcül füzeler olduğunu söylese de bir füze programına sahip ve nükleer güç olma eşiğinde bir devlet olarak çizdiği imajı ciddi şekilde sarsıldı. Zira imaj önemli bir konu olmakla birlikte bölge ve dünya halklarının zihinlerinde de İran’ın İsrail’e zarar veremediği, İsrail'i kısıtlayamadığı ve caydıramadığı imajı şekillendi. Sonuç olarak İran gibi stratejisinin büyük bir bölümünü hem içeride hem de dışarıda imaj ve siyasi propagandaya dayandıran bir ülke için bu konu oldukça önemli.

Öte yandan şu an ve özellikle bu saldırıyla ilgili olarak İsrail'in 7 Ekim saldırısında sarsılan caydırıcılık imajının önemli bir kısmını yeniden kazandığı söylenebilir. Ayrıca ABD’nin ve Batılı ülkelerin İsrail’in güvenliğine olan bağlılığının ne kadar sağlam olduğu ve ABD’nin bölgede kendini dayatma planının devam ettiğini de teyit etti. İran saldırısına verilen ‘kolektif’ yanıt, ortak hareket etme potansiyelinin ve İsrail için faydalarının da bir testiydi.

İran yalnızlaştı

Diğer taraftan İran, kendisini askeri olarak savunacak hiçbir uluslararası müttefiki olmadığından yalnız kalmış gibi görünüyor. Ancak İran, Gazze'deki savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleme başlığı altında ABD’nin kendisiyle arasında angajman kurallarını çiğnemek istemediğinden de emin oldu. Yine de bu, İran'ın güçlü bir konumda, Washington ile karlı anlaşmalar yapabileceğinden emin olması için yeterli değil. İran elindeki kartları kaybettikçe ve gücünün sınırları ortaya çıktıkça Washington, İran'a karşı daha katı bir tutum sergileyecektir. Yani ABD'nin bölgede sükunete ihtiyacı olmasından dolayı kendisiyle anlaşması gerektiği üzerine bahis oynayarak zayıflığını örtbas edemez.

Bu noktada bazı değişiklikler olurken Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor. İran'ın bölgede birçok güç kartına sahip olduğu doğru, ama bu kartları kullanmasının eskisinden daha zor hale geldiği ve özellikle İran için riskler taşıdığı da bir gerçek.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump neden Grönland’la ilgili U dönüşü yaptı?

Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)
Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)
TT

Trump neden Grönland’la ilgili U dönüşü yaptı?

Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)
Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland konusunda "anlaşma çerçevesi" oluşturulduğunu açıklaması, müttefikleri tarafından şüpheyle karşılandı.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) dün yaptığı açıklamada, çerçeveyi NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirlediklerini söyledi.

ABD Başkanı, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da duyurdu.

Trump, anlaşmanın detaylarına dair bilgi paylaşmazken Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia ediyor.

Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği belirtiliyor. Bu bölgelerin ABD toprağı olarak sayılabileceği savunuluyor. Washington'ın nadir toprak madenleri için Grönland'da çalışma yapabileceği de iddialar arasında.

Wall Street Journal da anlaşma kapsamında Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceğini savunuyor. Böylelikle Beyaz Saray, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

Danimarka'nın ise bunu onaylayıp onaylamadığı belli değil. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtti.

Guardian'ın analizinde, Avrupalı liderlerin Trump'ın "anlaşma çerçevesine" şüpheyle yaklaştığı yazılıyor.

Trump'ın tutumunu değiştirmesinde piyasalar da etkili oldu. Amerikan gazetecilik kuruluşu Semafor, Cumhuriyetçi liderin salı günü ilhak tehditlerini yinelemesinin ABD borsalarında keskin bir satış dalgasına yol açtığına dikkat çekiyor.

Trump'ın çerçeve anlaşmasını açıklayıp gümrük vergisinden vazgeçmesinin ardından küresel piyasalar dün toparlandı.

Analizde BK, Belçika ve Fransa gibi ülkelerin elinde ABD Hazine tahvilleri gibi trilyonlarca dolarlık ABD varlığı bulunduğuna, bunların satılması halinde faiz oranlarının hızla yükselebileceğine işaret ediliyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Guardian, Telegraph


ABD’de göçmenlik operasyonunda 5 yaşındaki çocuk gözaltına alındı

Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)
Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)
TT

ABD’de göçmenlik operasyonunda 5 yaşındaki çocuk gözaltına alındı

Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)
Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ekiplerinin 5 yaşındaki bir çocuğu gözaltına alması tartışma yarattı.

ICE ekipleri, Minnesota eyaletindeki Minneapolis şehrinde salı günü düzenlediği baskında 5 yaşındaki Liam Conejo Ramos'u gözaltına aldı.

Çocuğun, okuldan döndükten sonra evinin önünde babası Adrian Alexander Conejo Arias'la birlikte gözaltına alınıp Teksas'taki göçmenlik merkezine transfer edildiği aktarıldı.

Minneapolis'in kuzeyindeki Columbia Heights'ta gerçekleşen olay, bölgedeki okullardan sorumlu müdür Zena Stevnik'in tepkisini çekti. Müdür, "Neden 5 yaşındaki bir çocuğu gözaltına alıyorsunuz? Bu çocuk tehlikeli bir suçlu olarak sınıflandırılamaz" dedi.

Stevnik, ICE memurlarının 5 yaşındaki çocuğu "yem olarak kullanıp" evin kapısını çalmasını istediğini de söyledi. Evde yaşayan kişinin olay sırasında dışarıda olduğu, daha sonradan ekiplerle iletişime geçip Ramos'u serbest bırakmaları için "yalvardığı" ifade ediliyor.

Ailenin avukatı Marc Prokosch, Ramos ve Arias'ın devam eden bir sığınma başvurusu olduğunu vurguluyor. Baba ve oğlun ülkeye kaçak yollardan girmediğini, buna ait net kayıtlar bulunduğunu belirtiyor. Ramos ve Arias'ın uyruklarına dairse bilgi paylaşılmadı.

İç Güvenlik Bakanlığı Sözcüsü Tricia McLaughlin ise dünkü açıklamasında, ICE'nin Ramos'un babasını yakalamak için nokta atışı operasyon düzenlediğini ve çocuğu hedef almadığını savundu.

McLaughlin, kayıtdışı göçmen olduğunu ileri sürdüğü babanın çocuğunu terk ederek memurlardan kaçmaya çalıştığını savundu. ICE memurlarının çocuğun güvenliğini sağlamak istediğini iddia etti.

Diğer yandan ICE'nin aynı gün düzenlediği operasyonda başka bir adreste yaşayan 17 yaşındaki lise öğrencisinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Geçen hafta düzenlenen baskında da 17 yaşındaki bir lise öğrencisiyle annesi yakalanmıştı.

ICE ekipleri iki hafta önce de 10 yaşındaki bir çocukla annesini gözaltına almıştı.

Ramos, son iki hafta içinde bölgedeki baskınlarda yakalanan 4. çocuk oldu.

Teksas'taki gözaltı merkezinde tutulan Geraldo Lunas Campos'un 3 Ocak'ta yaşamını yitirmesi de gündem olmuştu.

ABD basının aktardığına göre El Paso Adli Tabipliği, Campos'un ölüm nedenini cinayet olarak açıkladı. Asli ölüm nedeninin "boyun ve göğse yapılan baskı kaynaklı oksijen yetersizliğinden boğulma olarak" kaydedildiği aktarıldı.

Renee Nicole Macklin Good'un 7 Ocak'ta Minneapolis'te bir ICE görevlisi tarafından vurularak öldürülmesinin yankıları da sürüyor. 

İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, 37 yaşındaki Amerikalının göçmenlere yönelik bir operasyon sırasında ICE memurlarını "ezmeye çalıştığını ve aracıyla onlara çarptığını" öne sürmüştü.

Cep telefonu görüntüleriyse, ICE görevlilerinin yolun ortasındaki aracında olayları izleyen kadının otomobilinin kapısını zorla açmaya çalıştığını ortaya koymuştu.

Independent Türkçe, Guardian, Washington Post, KATV


Trump yönetimi, Le Pen davasına da el attı: Siyasi yasak kaldırılsın

ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)
TT

Trump yönetimi, Le Pen davasına da el attı: Siyasi yasak kaldırılsın

ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)

ABD yönetiminden yetkililerin, radikal sağcı Marine Le Pen'e siyasi yasağın kaldırılması için Fransa'da lobicilik yaptığı aktarılıyor.

Fransız yargıç Magali Lafourcade, AFP'ye açıklamasında Donald Trump yönetiminden iki kişinin kendisiyle irtibata geçip Le Pen'e getirilen siyasi yasağın kaldırılmasını istediğini savundu.

Hükümete danışmanlık yapan bağımsız kurum Fransa İnsan Hakları Komisyonu'nun (CNCDH) genel sekreteri Lafourcade, "Fransa'daki kamuoyu tartışmalarının manipüle edilmesinden" endişe duyduğu için bunu Fransa Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiğini belirtti.

Lafourcade, geçen yıl mayısta Samuel D. Samson ve Christopher J. Anderson'la Paris'te görüştüğünü söyledi. Bu kişiler, ABD Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Demokrasi, İnsan Hakları ve Çalışma Bürosu'nun (DRL) danışmanları.

Yargıç, Samson ve Anderson'ın Le Pen hakkında yürütülen hukuki süreci "siyasi bir dava" olarak gördüğünü belirtti. ABD'li yetkililere göre Le Pen'in cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmesi siyasi saiklerle engelleniyor.

Le Pen davasına dahil olmayan Lafourcade, ABD'li danışmanların bu görüşü destekleyecek argümanları güçlendirmek için lobicilik faaliyetleri yürüttüğünü ifade etti.

CNCDH'nin bağımsız bir kurum olduğunu ve diplomatlarla yaptıkları görüşmeleri raporlamadıklarını vurgulayan yargıç, ABD'li yetkililerin taleplerinin Fransız kamuoyunda "dezenformasyon ve manipülasyona yol açabileceğinden" ve sürece müdahale olarak görülebileceğinden endişelendiği için Fransa Dışişleri Bakanlığı'yla irtibata geçtiğini söyledi.

Guardian, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın iddialara dair yorum talebini yanıtsız bıraktığını aktarıyor.

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Fransız yargıçla görüşen kişilerin Samson ve Anderson olduğunu doğrulamayı reddetti. Bunun yerine gazeteye gönderilen açıklamada, DRL danışmanlarının Avrupalı yetkililerle rutin görüşmeler yaptığı belirtildi.

Trump yönetiminde yükselen genç muhafazakarlar arasında yer alan Samson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Substack sayfasında "Avrupa'da Medeniyet Müttefiklerine İhtiyaç" başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Geçen ay mayısta yayımlanan yazıda, radikal sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin "aşırılıkçı örgüt" diye nitelenmesini eleştirmişti.

Geçen yıl martta görülen davada radikal sağcı Ulusal Birlik Partisi'nin eski lideri Marine Le Pen, Avrupa Birliği (AB) fonlarını zimmetine geçirmekten suçlu bulunmuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un en dişli rakiplerinden biri olan Le Pen'e 5 yıl siyasi yasak getirilmişti. Ayrıca iki yılı ertelenmiş, iki yılı da elektronik kelepçeyle gözetim altında tutulmak üzere 4 yıl hapis ve 100 bin euro para cezası verilmişti.

Dava, Le Pen'in 2027'de düzenlenmesi öngörülen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olma ihtimalini ortadan kaldırabilecek nitelikte. Siyasetçinin avukatlarının karara itirazı üzerine başlatılan temyiz süreci devam ediyor.

Le Pen, tespit edilen usulsüzlüklerin kasıtlı bir suiistimal değil, münferit hatalardan kaynaklandığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, Telegraph