John Bolton Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail İsfahan saldırısında son derece sınırlı bir performans gösterdi

İsrail’in daha fazla saldırı düzenlemesinden yana olduğunu açıklayan eski Başkan Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Biden yönetiminin İsrail’e baskı yapmasını eleştirdi

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Londra’da gazetecilere açıklama yaparken (Reuters)
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Londra’da gazetecilere açıklama yaparken (Reuters)
TT

John Bolton Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail İsfahan saldırısında son derece sınırlı bir performans gösterdi

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Londra’da gazetecilere açıklama yaparken (Reuters)
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Londra’da gazetecilere açıklama yaparken (Reuters)

Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İsrail’in İran’ın İsfahan şehrine gerçekleştirdiği hava saldırısında son derece sınırlı bir performans gösterdiğini düşünüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Bolton, İsrail’in İran’a verdiği karşılığın sınırlı olmasının ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İsrail’e uyguladığı yoğun baskıdan kaynaklandığını söyledi. İsrail'in yeni saldırılar düzenleyebileceğini göz ardı etmeyen ABD'li eski yetkili, İran’a yumuşak bir karşılık verilmesinin İsrail'i daha büyük bir risk altına sokabileceğini, çünkü İran rejiminin, İsraillilerin İran konusunda ciddi olmadıkları sonucuna varabileceğini vurguladı.

ABD'nin Ortadoğu'da herhangi bir stratejisinin olmamasını eleştiren Bolton, Tahran'la ve bölgedeki vekilleriyle birlikte kurduğu ‘ateş çemberiyle’ yüzleşilmesi gerektiğinin altını çizdi. Eski Başkan Donald Trump'ın eğer halen başkan olsaydı İran’ın bu tür saldırılar gerçekleştiremeyeceğini söylediği açıklamalarını da eleştiren Bolton, İranlıların kendisini ‘konuşan, ancak eyleme geçmeyen bir adam’ olarak gördüğünü belirtti.

İşte eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile röportajın tamamı:

Öncelikle İsfahan saldırısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence İsrail, çok sınırlı bir performans gösterdi. Bu İsrail tarafından bir hata olarak görülebilir. Biden yönetimi tarafından misillemesini yumuşatması için İsrail’e büyük bir baskı yapıldığını düşünüyorum. Bununla, yaptıklarının önemini azaltıp azaltmadıklarından emin değilim. Fakat göreceğiz, belki de bu iş bitmemiştir. Ama eğer amaç İsrail'in gücünü göstererek İran'ın gelecekteki saldırılarını caydırmaksa, bunu başarabildiklerini kesin olarak söyleyemiyorum.

İsrail'in İran'ın savunma sistemlerini bozması gerektiğini söylediniz. Yaşananların bunu başarmanın ilk adımı olduğunu düşünüyor musunuz?

İsrail saldırının arkasında olduğunu kabul etmediğinden İsraillilerin akıllarından ne geçtiğini bilmek zor. Bu konuyla ilgili kafa karıştırıcı noktalardan biri de bu. Ancak sessizlik, daha fazla saldırının geleceği anlamına da gelebilir. İran saldırıları sonrasında İsrail'in karar almakta ve karşılık vermekte geç kalmasında Beyaz Saray’ın baskısı önemli bir faktör oldu. Hatta belki de ana faktör olduğuna inanıyorum. Hizbullah’la birlikte Gazze'deki durumu dikkate aldıkları açık. Ancak benim endişelendiğim nokta saldırının sadece insansız hava araçları (İHA) kullanılarak gerçekleştirilmiş gibi görünmesi. İsrail daha önce de İran'a karşı İHA kullanmış ve saldırının arkasında olduğunu açıklamaktan kaçınmıştı. Ama bu, Tahran'daki molla rejiminin hafta sonu 320'den fazla balistik füze, kruz (seyir) füzesi ve İHA ile gerçekleştirdiği saldırının bir değişikliğe yol açtığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bu sert tepkinin İsrail'i daha büyük bir risk altına sokabileceğini düşünüyorum. Çünkü mollalar (İranlı yetkililer) İsraillilerin İran konusunda ciddi olmadığı sonucuna varabilir.

ABD Başkanı Joe Biden'ın İsrail'e yaptığı İran’a karşılık vermemesi çağrısını ‘utanç verici’ olarak nitelendirdiniz. Bölgede gerilimin daha da tırmanmasından korkmuyor musunuz?

Biden'ın İran saldırıları sonrasında yaşananların, sırf hayatta kaldığı için İsrail adına bir zafer olduğunu söylemesi utanç verici. Hayatta kalmak doğal bir durumdur, kendisine yöneltilmiş 320 silahla yüzleşmek ise değil. İran saldırısının başarısız olması, İsrail'e ya da Biden’ın Beyaz Sarayı’na rahat bir nefes aldırmamalı.

Wall Street Journal (WSJ) ve CBS gibi ABD basınından kaynakların aktardığına göre İran’ın İsrail’e karşı kullandığı 120 balistik füzenin neredeyse yarısı, yani 60 tanesi ya fırlatma rampasında ateşlendiği sırada başarısız oldu ya da İsrail'i vuracak kadar yaklaşamadan düşürüldü. Bu da İran'ın beceriksizliği ve füze sistemlerindeki başarısızlığın, İsrail'e çok fazla zarar verebilecek 60 balistik füzenin gönderilmesiyle sonuçlanmadığı anlamına geliyor. ABD, İsrail ve diğerlerinin sahip olduğu füze savunma teknolojisi ne kadar iyi olursa olsun İran tarafının başarısızlığı işlerine yaradı. Bu da iyi bir şey değil.

Sizce İsrail, İran'ın saldırılarına nasıl karşılık vermeliydi?

Daha geniş kapsamlı bir saldırı olmalıydı. Daha önce de dediğim gibi saldırıların bitip bitmediğini bilmiyorum ama İran topraklarından fırlatılan füzelerin ve İHA’ların hepsinin İsraillilerin saldırdığı İsfahan yakınlarındaki hava üssünden gelmediği neredeyse kesin. Bu yüzden bence füzelerin ateşlendiği, İHA’ların havalandığı tüm üsler ve çevrelerindeki tüm hava savunma sistemleri vurulmalıydı. İran’ın saldırısına verilecek en asgari karşılık bu olurdu. Fakat İsrail bunu yapmadı. Bana kalırsa İranlı karar vericilerin İsrail'e tekrar saldırmaları halinde, İsrail'e vermeyi umdukları zarardan çok daha fazlasına mal olacak bir yanıtla karşılaşacaklarını anlamaları için daha da ileri gidilmeliydi. Caydırıcılık ancak bu şekilde tesis edilir.

Biden yönetiminin Ortadoğu’daki çatışmaya stratejik bir bakış açısıyla bakmayı reddettiğini söylediniz. Bunu biraz daha açar mısınız?

Beyaz Saray ve Avrupa'dakilerin çoğu, meseleyi birbirinden ayrı, ilgisiz çatışmalar olarak görüyorlar. Olaylar, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim'de İsrail'e saldırmasıyla başladı. Ancak Hamas, Hizbullah, Husiler ve Irak ile Suriye'deki Şii milisler, İran'ın İsrail'e ve ateş çemberinde yer aldığına inandığım bazı Körfez ülkelerine karşı yürüttüğü genel ateş çemberi kampanyasının vekilleridir. Dolayısıyla bu terörist gruplar İran tarafından onun emirlerini yerine getirmek üzere silahlandırılmış, donatılmış, eğitilmiş ve finanse edilmiştir. Ancak komuta ve yürütme kademeleri arasında NATO'da (var olan) ilişkiye benzer bir ilişki yok.

Tüm bunlar İran tarafından organize edildi. İran'ın geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdiği saldırıyı Hamas'tan ya da Hizbullah'tan ayrı düşünmek bence stratejik bir hatadır. Eğer karşı karşıya olduğunuz tehdidin doğasını anlamazsanız, bu tehditle etkili bir şekilde mücadele etmeniz imkansız değilse de zordur.

Trump’ın başkanlık döneminden bazı eski yetkililer, bugün Ortadoğu'da yaşananların ABD yönetiminin bölgeye ilişkin stratejisinin net olmamasından kaynaklandığını söylüyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Bölgeye dair net bir stratejinin olmaması, ABD'nin İsrail'e yardım etme çabalarının yanı sıra İran destekli bu grupların terör eylemlerinin tehdit ettiği Körfez ülkeleri, Ürdün ve Mısır’ın güvenlik istikrarını koruma çabalarını da engelliyor.

Örneğin Hamas Hareketi, Mısır'ın iç sorunlar yaşadığı Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Teşkilatı’nın bir uzantısıdır. Bu, İsrail ile birçok Arap ülkesi arasında ortak bir meseledir. ABD, 2015 yılında İran ve dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmaya geri dönmeye ve sanki İran bölgede barış ve güvenlik için şimdi olduğu kadar büyük bir tehdit değilmiş gibi davranmaya çalışırken, İran'a yaranmaya çalışaral aslında bölge ülkelerinin ABD ile yakın iş birliği yapma çabalarını baltalıyor.

Eski Başkan Donald Trump, eğer başkan olsaydı bu tür saldırıların gerçekleşmeyeceğini söyledi. Bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

Böyle açıklamaların bir dayanağı yoktur. İranlılar Trump'ı, ‘konuşan, ancak eyleme geçmeyen bir adam’ olarak görüyorlar. Bu yüzden gerçek performansının Biden yönetiminden çok da farklı olmayabileceğini düşünüyorlar. Bunu önümüzdeki kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinin sonuçlandığında öğrenebiliriz. Seçimler yaklaştı, ancak şu an kimse sonucun ne olacağını gerçekten bilmiyor.

Biden yönetimi İran'a karşı yaptırım uygulama politikasına geri dönmüş gibi görünüyor. Sizce yaptırımlar Tahran üzerinde baskı oluşturmaya yeterli mi?

Hayır, yeterli değil. Yaptırım uygulama politikasına dönülmesinin nedeni Biden yönetiminin, Trump yönetiminin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından yeniden uygulanan yaptırımları etkili bir şekilde uygulayamamasından kaynaklanıyor.

Financial Times'a göre İran'ın geçtiğimiz yılki petrol satışları, ağırlıklı olarak Çin'den elde ettiği 35 milyar dolarlık gelirle altı yıl önceki seviyesine geri döndü. Bu aynı zamanda yaptırımların uygulanmaması halinde İran'ın terör eylemleri ya da nükleer silah programı için kullanabileceği bir gelir elde edebileceğini de gösteriyor.

Yani mevcut yaptırımlar doğru şekilde uygulanmadan yeni yaptırımların duyurulması, İran üzerindeki baskıyı arttırmayacağı gibi, İran'ın eylemlerini de hiçbir şekilde kısıtlamayacaktır.



Trump: İran'la yapıcı görüşmeler yürütüyoruz, seçimlerden önce saldırmayacağız

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)
TT

Trump: İran'la yapıcı görüşmeler yürütüyoruz, seçimlerden önce saldırmayacağız

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'la verimli görüşmeler yürüttüğünü ve kasım ayında yapılması planlanan ABD Kongresi ara seçimlerinden önce İran'a saldırı düzenlemeyeceğini söyledi.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile verimli görüşmeler yürütüyoruz” ifadesini kullandı. Trump ayrıca ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının sürdüğünü ve petrol akışının Hürmüz Boğazı üzerinden devam ettiğini belirtti.

Trump, “ABD'de 3 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerinden önce İran'a saldırmayacağız” dedi.

Trump, bu hafta Cumhuriyetçiler için yürüttüğü seçim kampanyası sırasında, seçimlerden önceki veya sonraki günlerde çatışmanın nihai bir çözüme kavuşturulabileceğine inandığının sinyalini verdi. Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı habere göre Trump, aynı zamanda İran'a yönelik geniş çaplı askeri operasyonların yeniden başlatılması seçeneğine de hâlâ açık olduğunu belirtti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşmanın Tahran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini “esaslı ölçüde” azaltmasını ve bu yönde somut adımlar atmasını gerektirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki “tam kontrolünü kaybettiğini” belirterek, hayati öneme sahip bu su yolundan geçen petrol akışının savaş öncesi seviyelere yaklaştığını ifade etti.

Rubio ayrıca İran ekonomisinin “tam ve kapsamlı bir serbest düşüş” yaşadığını söyledi.

Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek ve gerilimi düşürmek amacıyla bölgesel girişimlerin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor. İran ise ABD ve İsrail'e yönelik söylemini sertleştirerek yeni bir saldırıya karşılık vereceği uyarısında bulunurken, nükleer programı konusunda müzakerelere hazır olduğunu belirtiyor. Tahran ayrıca haklarından “hiçbir koşulda” taviz vermeyeceğini vurguluyor.


Rebecca Grynspan, Guterres’in halefi olma yarışında konumunu güçlendiriyor 

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)
TT

Rebecca Grynspan, Guterres’in halefi olma yarışında konumunu güçlendiriyor 

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)

Kosta Rika'nın eski Devlet Başkanı Yardımcısı Rebeca Grynspan, diplomasi kaynaklarından edinilen bilgiye göre dün yapılan gayriresmî oylamada, dördüncü kez birinci sırayı alarak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği yarışında en güçlü aday olarak öne çıktı.

31 Aralık 2026'da beş yıllık ikinci görev süresi dolacak olan Antonio Guterres'in halefi olmak için dört kadın ve üç erkek aday yarışıyor.

Ancak oylama süreci belirsizliğini koruyor; nitekim 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimî üyesinden birinin veto hakkını kullanması, herhangi bir olası adaylığı engellemeye yetiyor.

Güvenlik Konseyi dün gerçekleştirdiği gayriresmî eğilim oylamasında her bir adayı "destek", "destek vermeme" veya "görüş yok" şeklinde değerlendirdi.

Diplomatik kaynağa göre Grynspan, dokuz "teşvik" oyu alarak zirvedeki yerini korudu. Bu sonuçla Grynspan, temmuz ayından bu yana düzenlenen beş oylama turunun dördünde ilk sırada yer almış oldu.

Bununla birlikte Kosta Rikalı diplomatın performansı, 29 Eylül'de yapılan ve 10 "destek", iki "görüş yok" ile üç "destek vermeme" oyu aldığı bir önceki oylamaya kıyasla hafif bir düşüş gösterdi.

BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Arjantinli Başkanı Rafael Grossi bu eğilim oylamasında ikinci sırada yer alırken, Guyana'nın eski Dışişleri Bakanı Carolyn Rodrigues-Birkett ise üçüncü oldu.

Bir adayın 15 üyeli Güvenlik Konseyi'nde en az dokuz üyenin desteğini almasının yanı sıra, mevcut uluslararası konjonktürde derin ayrışmalar yaşayan beş büyük gücün (daimî üyeler) vetosundan kurtulması gerekiyor.

Bu engelin aşılması halinde adayın ismi, onaylanmak üzere tüm BM üyesi ülkelerin yer aldığı Genel Kurul'a sevk ediliyor.


Fransa: Lise öğrencileri, öğrenci hareketini yatıştırmak amacıyla başbakanla görüşmeye çağrıldı 

Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 
Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 
TT

Fransa: Lise öğrencileri, öğrenci hareketini yatıştırmak amacıyla başbakanla görüşmeye çağrıldı 

Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 
Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 

Fransa’da lise öğrencilerini temsil eden dernekler, dün Başbakan Sébastien Lecornu ile görüşme talebinde bulundu. Hükümet, bugün düzenlenmesi planlanan yeni gösteriler öncesinde öğrenci hareketini yatıştırmak amacıyla girişimlerini yoğunlaştırıyor.

Eylül ayında Paris banliyölerinde başlayan öğrenci hareketine katılan lise öğrencileri; okul binalarının kötü durumunu, sınıflardaki aşırı kalabalığı ve özellikle dezavantajlı bölgelerde hastalanan ya da izinli öğretmenlerin yerine öğretmen bulunmamasını protesto ediyor.

“Lise Öğrencileri Sendikal Birliği” Başkanı Riyad Rani gazetecilere yaptığı açıklamada, “Rakamlarla desteklenmiş önerilerimiz var. Bu nedenle gelecek haftadan itibaren başbakanla görüşme talep ediyoruz” dedi.

Başbakan Lecornu ise krizi yatıştırmak amacıyla hükümetin “ilk kararlarının ekim ayının sonunda açıklanacağını” duyurdu.

vf
Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, liselerdeki durum hakkında konuşuyor. (AP)

Lecornu, “Gençlerin öfkesi durup dururken ortaya çıkmadı. Dile getirdikleri endişeler dikkate alınmalı” dedi.

Lecornu daha önce, çarşamba gününden itibaren okullarda yarım gün süren ve ders yapılmayan zaman dilimleri oluşturulacağını açıklamıştı. Bu uygulamayla öğrenci ve çalışanların her eğitim kurumunda karşılaştıkları sorunları dile getirebilmeleri için “kurum içi demokratik bir alan” oluşturulması amaçlanıyor.

18 soruşturma

Ancak bu girişim, Clara gibi çok sayıda öğrencinin tepkisini çekti. Takma isim kullanan Clara, hükümetin “öğrencileri ciddiye almadığını” söyledi.

Ülkedeki en büyük okul yöneticileri sendikası da söz konusu karara karşı çıkarak, öğrencilerin de katılımıyla Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşme talebinde bulundu.

Öğrenci birlikleri, bugün Paris ve diğer kentlerde yeni yürüyüşler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Fransa’nın güneybatısındaki Anglet kentinde, hükümet karşıtı lise öğrencilerinin protestosu sırasında bir okulun önünde yanan çöp konteynerini iten Fransız polisleri. (DPA)

Öğrenci gösterilerinin yoğunluğu dün azaldı. Hükümetin gerilimi düşürme çabalarını artırdığı sırada çok sayıda okulda eğitim yeniden başladı.

Lecornu, dün akşam yaptığı konuşmada, “Güvenlik güçlerine öğrencilerle çatışmaları yönünde talimat verilmediğini” söyledi.

gb
Lise öğrencileriyle dayanışma gösterisinde protestocularla karşı karşıya gelen Fransız jandarma güçleri. (AFP)

İçişleri Bakanı Laurent Nunez ise daha önce ses bombalarının kullanımının askıya alındığını açıklamıştı. Bu karar, ses bombasının isabet etmesi sonucu 15 yaşındaki bir göstericinin elinin koptuğuna ilişkin haberlerin ardından alındı.

Nunez, Ulusal Meclis’te kamu düzeninin sağlanmasına ilişkin yaklaşımını savunurken, tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi.

Lecornu’nun dün akşam verdiği bilgilere göre, hareketin 28 Eylül’de başlamasından bu yana 215 öğrenci, 89 öğretmen, 761 polis ve jandarma yaralandı; 6 bin 629 kişi gözaltına alındı. Bu olaylarla ilgili 18 soruşturma açıldı.

Kara hafta

BFMTV adına yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Fransızların yüzde 55’i öğrenci hareketini destekliyor.

Bugün saat 13.00’te Paris’teki Bastille Meydanı’nda büyük bir gösteri düzenlenmesi bekleniyor. Fransa başkentinin banliyölerinde de başka gösteriler yapılacak.

Lisenin son sınıfında okuyan ve “Pierre” takma adını kullanan bir öğrenci, “Kara hafta... cumartesiye kadar” dedi.

gbh
Lise öğrencileriyle dayanışma gösterisinde Fransız çevik kuvvet polisiyle çatışan protestocular. (AFP)

Eğitim Bakanlığı verilerine göre dün, 459 eğitim kurumunda dersler tamamen veya kısmen durduruldu. Bu sayı salı günü 891’di. “Olaylar” ise dün 232 kurumla sınırlı kaldı; salı günü bu sayı 496 olmuştu.

Öğrencilerin talepleri arasında eğitim yönlendirme platformu Parcoursup’un kaldırılması da bulunuyor. Ancak Yükseköğretim Bakanı Philippe Baptiste bu talebi reddediyor.

Bu arada hükümetin karşı karşıya olduğu sorunlar yükseköğretim sektörüne de yayıldı. Bakanlığın verilerine göre salı günü yükseköğretim kurumlarının yüzde 40’ında çeşitli aksaklıklar yaşandı.

Baptiste, dün öğleden sonra sendika temsilcileriyle bir araya geldi. Ancak sendika temsilcileri, 2027 yılı eğitim bütçesinin yetersiz olduğu gerekçesiyle ve öğrenci protestolarıyla dayanışma amacıyla toplantıyı terk etti.

“Öğrenci Birliği” sözcüsü Sabrine Kharbach, toplantının ardından, “Bir saat boyunca havanda su dövüldü” ifadelerini kullandı.