Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier: (Türkiye-Almanya) İki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier: (Türkiye-Almanya) İki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, "(Türkiye-Almanya) İki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz, birbirimize ihtiyacımız var." dedi.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesindeki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Almanya-Türkiye ilişkilerinin uzun ve zengin bir geçmişe dayandığını dile getiren Steinmeier, "Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100. yıl dönümünde Türkiye'ye gelmek çok önemliydi." dedi.

Steinmeier, bu ilişkilerin sadece devletler ve hükümetler arasında olmadığını söyleyerek, özellikle insani ilişkilerin iki ülke arasındaki bağları özel kıldığına işaret etti.

"Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya'nın (Türkiye'yle olduğu gibi) bu kadar yoğun dostane ve ailevi ilişkileri yoktur." ifadesini kullanan Steinmeier, 1961'de işgücü anlaşması imzalanmasından bu yana yaklaşık 3 milyon Türk kökenli insanın Almanya'da yaşadığını hatırlattı.

Steinmeier, iki ülkenin NATO'da, G20 nezdinde ve özellikle de Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler karşısında bilgi ve görüş alışverişinde bulunması gerektiğini söyleyerek, "(Türkiye-Almanya) İki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz, birbirimize ihtiyacımız var." ifadesini kullandı.

"Gazze'de insani durumu düzeltmeliyiz"
Gazze'de yaşanan son gelişmelere de değinen Steinmeier, "Gazze'deki insani durumu düzeltmeliyiz, düzeltmek durumundayız." dedi.

Steinmeier, savaşın bölgeye yayılmasının engellenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Filistinliler için siyasi bir perspektif olmadan orta veya uzun vadede İsrail için de güvenlik sağlanamaz. Sonucunda bu siyasi perspektif sadece iki devletli bir çözüm olabilir, bu yönde yine adım atmalıyız.

Kısa süre içinde ve bu çok zor dönemlerde Türk-Alman ilişkilerine yeniden önem kazandırmalıyız, ivme kazandırmalıyız. Çok yoğun ve detaylı görüşmelerimiz sonrasında size tekrar davetiniz için tüm gönlümle teşekkür etmek istiyorum."

Erdoğan'a İstanbul, Gaziantep ve Ankara'ya daveti için teşekkür eden Steinmeier, Erdoğan'ın Almanya'ya 2018'deki ziyaretinden sonra iki kere daha görüşme fırsatına sahip olduklarını anımsattı.

Cumhurbaşkanı Steinmeier, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Filistin'deki duruma ilişkin, "Bu iki olay tehlikeli bir zamanda yaşadığımızı gösteriyor. Bu gerçekler bizim siyasi hayatımızı ne kadar etkilese de ilişkilerimiz çok uzun bir geçmişe ve zengin bir geçmişe dayanıyor." ifadelerini kullandı.

İki ülkenin insani ilişkilerine işaret eden Steinmeier, şöyle devam etti:

"100 yılı aşkın bir süre önce zanaatkarlar Almanya'daki yoksulluktan kaçarak Türkiye'ye, bu uzaklara gelmişlerdi. 1920'li yıllarda Alman bilim adamları, mimarlar, şehir plancıları genç Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşuna katkıda bulunmak için geldiler. 1930'lu, 1940'lı yıllarda ise Nazi Almanya'sında baskıya uğrayan çoğu Yahudi olan aileler buraya geldiler."

Steinmeier, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde katıldığı etkinlikte, geçmişte Türkiye'ye gelen bilim insanları konusunda yeni bilgiler edindiğini söyleyerek, iki ülkenin tarihi bağlılığının son derece güncel olduğunu ifade etti.

6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerde Almanya'dan insani yardım kuruluşlarının, doktorların kısa sürede Türkiye'ye ulaşarak arama kurtarma ekiplerine katıldığını anımsatan Steinmeier, Almanya'dan çok yoğun maddi destek de sağlandığını belirtti.

Steinmeier, deprem bölgesi ziyaretiyle ilgili konuşurken de yeniden inşa çalışmalarının "takdire şayan" olduğunu ifade ederek, "Burada aynı zamanda Suriyeli göçmenler de aynı şekilde bu depremin mağdurları oldular. Dün onlarla da konuştum. Almanya olarak depremzedeleri unutmayacağız ve desteklemeye devam edeceğiz." dedi.

Ticaret hacmi 55 milyar avroya ulaştı
Görüşmelerinde kültürel, bilimsel ve ekonomik ilişkilerin de konuşulduğunu belirten Steinmeier, "İki ülke arasındaki ticaret 55 milyar avroluk hacimle yeni bir rekora ulaştı. Türkiye'de finans politikalarındaki reformlar Avrupa'da da Batı'da da büyük bir takdirle karşılanıyor. Bana refakat eden Maliye Bakanım da bana bu konuda bilgi verdi." şeklinde konuştu.

Stenmeier, ekonomik açıdan zor bir dönemden geçildiğine işaret ederek, "Bu nedenle ekonomik ilişkilerimizi daha da geliştirmek zorundayız." dedi.

Yasal güvenlik ve hukuk devleti ilkelerinin önemli olduğunu vurgulayan Steinmeier, "Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler konusunda da basın özgürlüğü, hukuk devleti ilkeleri son derece önemli. Geçtiğimiz hafta AB Zirvesi sırasında bu konuda somut ilerlemelerin kaydedilmesi konusunda, örneğin vize konularında ilerleme kaydedilmesini, çaba harcamamız gerektiğini söyledik." diye konuştu.

Steinmeier, Türkiye'de "son derece gayretli bir sivil toplum, ülkelerinin iyiliğini isteyen, çabalayan insanlar" olduğunu vurgulayarak, "Bu nedenle Türkiye'ye dinamik, demokratik ve Avrupa'ya yönelen bir gelişme diliyorum. 100 yıldır süren ilişkilerimizin daha da başarılı olması ve geleceğe dönük olmasını arzu ediyorum. Bunu arzu ediyorum çünkü biraz önce söylediğim gibi dünyada yaşanan gelişmeler hepimizi son derece endişelendiriyor." dedi.

Cumhurbaşkanı Steinmeier, Erdoğan ile Rusya-Ukrayna savaşını da ele aldıklarını ve ABD'nin Ukrayna'ya yardımlarının söz konusu olduğunu belirterek, "Türkiye'nin de Ukrayna'yı desteklediğini biliyoruz. Biz de aynı şekilde bu desteği vermeye çalışıyoruz. Gelecekte de bu desteği yoğun bir şekilde, askeri ve ekonomik açıdan sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.

Birkaç hafta sonra Almanya'da "Ukrayna Yeniden Yapılanma Konferansı" düzenleneceğini kaydeden Steinmeier, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da bu konferansa davet etti.

Gazze'deki insani durum
Hamas’ın 7 Ekim saldırısının, Orta Doğu’daki son çatışmanın nedeni olduğunu savunan Steinmeier, "(Gazze'deki insani durum) Bu konuda da Türkiye'nin önemli bir görevi var. Sayın Cumhurbaşkanı'yla birlikte hepimizin, elimizden geldiğince özellikle rehinelerin serbest bırakılması için bölgedeki ilişkilerimizi kullanmamız gerektiğini konuştuk. Bu, diğer adımların bu olayın tırmanmasına engel olması için ön koşul." diye konuştu.

Steinmeier, iki ülke ilişkilerinin "yüzeysel" olmadığını, kendisine Türkiye ziyaretinde çeşitli alanlardaki kişilerden oluşan kalabalık bir heyetin eşlik ettiğini aktardı.

Berlin'de döner dükkanı işleten üçüncü kuşaktan Arif Keleş'in dönerinin de "bu çeşitliliğin bir parçası" olduğunu kaydeden Steinmeier, "Bu, yeni Almanya'yı şekillendiren bir çeşitlilik. Bunun anlaşılmasını arzu ediyorum." ifadelerini kullandı.

Steinmeier, Almanya'nın İsrail'e silah ihracatına ilişkin soruya da bu desteğin "soykırıma katkı olduğu" fikrini paylaşmadıklarını ve uluslararası mahkeme nezdinde de bu konumlarını savunduklarını söyleyerek karşılık verdi.

Almanya'nın Solingen kentinde geçen ay kundaklama sonucu Türk kökenli Bulgaristan vatandaşı aynı aileden 4 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıya ilişkin Steinmeier, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile toplantılarında bu konuyu konuştuklarının altını çizdi.

Steinmeier, bu saldırıdan duyduğu üzüntüye değinerek, Alman makamlarının saldırıyı yapanlara hak ettikleri cezayı vereceğini sözlerine ekledi.

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier Ankara'dan ayrıldı
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından Berlin'e dönmek üzere Ankara'dan ayrıldı.

Steinmeier ve beraberindeki heyeti Ankara Valisi Vasip Şahin uğurladı. Steinmeier ve heyetini Berlin'e götürecek uçak, saat 19.36'da Ankara'dan hareket etti.

Steinmeier, 3 günlük Türkiye ziyareti kapsamında 22 Nisan'da İstanbul'a gelmiş ve 63 yıl önce Almanya'ya iş gücü göçünün başladığı nokta Sirkeci Garı'na ziyarette bulunmuştu. Burada, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın tarafından karşılanan Steinmeier, sonrasında İmamoğlu ve İstanbul Valisi Davut Gül ile Demiryolu Müzesi'ni ziyaret etmişti.

Cumhurbaşkanı Steinmeier, Almanya'nın Ankara Büyükelçiliğinin Tarabya'daki tarihi yazlık rezidansında da iş dünyası, gazeteci, siyasetçi ve spor dünyasından isimlere davet vermişti.

Steinmeier, 23 Nisan'da da İstanbul Havalimanı'nda Alman lojistik firması DHL'yi ziyaret ederek yetkililerden bilgi almıştı. Ardından Gaziantep'e giden Steinmeier, Gazikent İlkokulu'nu ziyaret etmiş; Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'teki depremlerin etkilediği Gaziantep'in Nurdağı ilçesinde çeşitli ziyaretlerde bulunmuştu.

Dün akşam saat 20.48'de de Ankara'ya gelen Steinmeier, bugün Anıtkabir'i ziyaret etmesinin ardından Ankara Üniversitesi (AÜ) Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile bir araya gelmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Steinmeier, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde baş başa ve heyetler arası görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenlemişti.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nden Almanya'nın Ankara Büyükelçiliğine gelen Steinmeier, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmüştü.
 



Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
TT

Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)

ABD, dün İran üzerinde düşürüldüğü bildirilen uçağı kullanana Amerikalı pilotu İran güçleri ona ulaşmadan önce bulmak için zamana karşı yarışırken, emekli bir Amerikalı pilot AFP'ye, düşman topraklarına paraşütle atladıktan sonra hayatta kalmak için bir pilotun atması gereken adımları açıkladı.

İran silahlı kuvvetleri, bir F-15E savaş uçağını düşürdüklerini açıkladı. Bu arada, ABD medyası, pilotlardan birinin fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrıldığını ve ülkenin güneybatısında özel kuvvetler tarafından düzenlenen operasyonla İran'dan çıkarıldığını, diğer pilotun, yani uçağın silah sistemlerinden sorumlu navigatörün ise aranmaya devam ettiğini bildirdi.

Emekli pilot Houston Cantwell, şu anda Mitchell Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü'nde çalışıyor ve bir pilotun ilk tepkisinin genellikle "Aman Tanrım, iki dakika önce saatte 800 kilometre hızla uçan bir savaş uçağındaydım ve bir füze kafamın sadece 4,5 metre uzağında patladı" olduğunu söyledi.

Bir savaş uçağının, onu imha etmeyen hasar alması veya kaçınılmaz olarak düşmesine yol açacak teknik bir arıza yaşaması durumunda, pilot, koltuğunu yüksek hızda kokpitten dışarı fırlatan sistemi devreye sokarak kaçmasını ve paraşütle iniş yapmasını sağlayabilir.

Pilot daha sonra, yakalanmaktan kaçınmak için pratik yaptığı, hayatta kalma, düşmandan gizlenme, direnme ve kaçmaya odaklanan SERE (Survival Retention and Rescape - Hayatta Kalma, Düşmandan Gizlenme, Direnme ve Kaçış) eğitimini hızla uygulamaya başlar.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Cantwell telefon görüşmesinde bu prosedürün pilot iniş yapmadan önce başladığını belirtti.

Şöyle açıkladı: “En iyi bilgiyi paraşütle inerken elde edersiniz… Nereye gitmek isteyebileceğiniz veya nereden kaçınmak isteyebileceğiniz konusunda en iyi görüş açısına paraşütle inerken sahip olursunuz, çünkü yukarıdan bakıldığında görüş alanı geniştir.”

Cantwell'in askeri sicili, Irak ve Afganistan üzerindeki görevler de dahil olmak üzere yaklaşık 400 saatlik muharebe uçuşunu içeriyor ve zorlu paraşüt inişlerinde kapsamlı eğitim aldı.

Eski pilot, paraşütle bile olsa yere çarpmanın pilotu ayak, ayak bileği veya bacak yaralanması riskiyle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyardı.

Şöyle devam etti: "Vietnam Savaşı'ndan kurtulan ve uçaktan atlayarak ağır yaralanan birçok insanın hikayesi var..." Bir pilotun yere indiğinde, "hareket edebilecek durumda olup olmadığını belirlemek için" durumunu değerlendirmesi gerektiğini belirterek, "Hareket edebiliyor muyum?" diye sordu.

Pilot daha sonra durumu değerlendirmeye ve konumunu belirlemeye başlar: düşman hatlarının gerisinde olup olmadığını, nerede saklanabileceğini ve komutasıyla nasıl iletişim kurabileceğini belirler.

Cantwell, pilotun mümkün olduğunca uzun süre düşman tarafından yakalanmaktan kaçınmaya çalışması gerektiğini vurguladı. "Eğer çöl ortamındaysam, su bulmaya çalışırım" dedi.

Mensubu olduğu kuvvetler, derhal muharebe arama ve kurtarma (CSAR) ekiplerini, yüksek eğitimli askerleri ve havacıları yüksek alarma geçirecektir.

Cantwell, bunun, "sizi kurtarmak için ellerinden gelen haer şeyi yapacaklarını bilmek büyük bir iç huzuru sağlıyor" dedi, ancak "intihar görevine çıkmayacaklarını" da kabul etti.

Kurtarma görevi

Bu durumda, kayıp mürettebatın güvenli bir kurtarma operasyonunun imkanlarını artırma konusunda ek bir sorumluluğu vardır.

Cantwell bunu, "En büyük önceliğim yakalanmamak" ve "beni kurtarabilecekleri bir yere ulaşmak" diye açıkladı.

Şehirlerde bu yer bir çatı olabilir; kırsal alanlarda ise helikopterlerin inebildiği bir alan olabilir. İdeal olarak, kurtarma operasyonu ilave koruma sağlamak için gece yapılmalıdır.

Amerikalı pilotlar, Cantwell'e göre fırlatma koltuklarında veya uçuş kıyafetlerinde "bazı temel gıda malzemeleri, su, bazı hayatta kalma ekipmanları ve iletişim cihazları" içeren küçük bir çanta taşırlar; "bunlar, mümkün olan en kısa sürede kurtarılmanızı sağlayacak şeylerdir."

Eski pilot, F-16'yı kullanırken yanında bir tabanca da taşıdığını belirtti.

Bu arada, arama kurtarma personeli yüksek alarmda ve sürekli teyakkuz halinde bulunuyor; örneğin, 1993'te Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü "Kara Şahin Düşürme Operasyonu"na katılan emekli Başçavuş Scott Waltz gibi.

Waltz, “Herhangi bir operasyon gerçekleştirilmeden önce… her zaman bir muharebe arama ve kurtarma planı vardır,” diye vurguladı.

Buna paralel olarak, kayıp pilotun yeri ve durumuyla ilgili olarak, “insan istihbaratından görüntülere… ve arama ve sinyal istihbaratında kullandığımız tüm farklı insansız hava araçlarına kadar her şeyden” elde edilen çok miktarda istihbarat toplanıyor ve analiz ediliyor… tüm bunlar bu kişiyi bulmaya çalışmak için kullanılıyor.

Konum belirlendikten sonra, ekip üyeleri onları olay yerine taşıyan helikopterlerde acil bir kurtarma planı hazırlarlar.

Waltz, "Nişancılar tehditleri tespit edip arar, pilotlar iniş yeri arar ve biz de düşen pilotla temas kurarız" dedi. Ona ulaştıklarında, aradıkları kişi olup olmadığını teyit ederler ve tıbbi ihtiyaçlarını değerlendirirler.

Ekip, öncelikle "karşı karşıya olduğumuz acil tehlikenin niteliğini, onu kurtarmak için ne kadar zamanımız olduğunu ne tür yaralanmaları olduğunu" hızlı bir şekilde değerlendiriyor ve ardından olay yerinde gerekli tedavi türüne ve miktarına karar veriyor veya tehdidin büyüklüğüne bağlı olarak hemen ayrılmamız gerekip gerekmediğine karar veriyor.


ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
TT

ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)

ABD ve İran, savaşın başlamasından bu yana ilk kez yaşanan bir olay kapsamında, İran topraklarına düşen Amerikan uçağının pilotlarından birini bulma yarışına girdi.

Arama ve kurtarma operasyonları, ABD ordusu için zaman faktörü açısından en karmaşık ve hassas görevlerden biri olarak kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığına göre bu tür görevler için özel olarak eğitilen hava kuvvetlerinin seçkin birimleri, genellikle uçakların kaybolabileceği çatışma bölgelerine önceden konuşlandırılıyor.

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları nedir?

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları, düşen uçak pilotları veya izole askerler gibi yardıma muhtaç kişileri bulmayı ve onlara yardım sağlamayı amaçlayan askeri görevlerdir.

Geleneksel arama-kurtarma operasyonlarının aksine -ki bunlar genellikle bir felaket sonrası gerçekleşir- savaş ortamında arama ve kurtarma, düşman bölgelerinde veya çatışma alanlarında yürütülür.

Bu operasyonlar genellikle helikopterler aracılığıyla gerçekleştirilir; hava ikmal uçakları ve diğer askeri uçaklar da alanı bombardıman veya devriye ile güvence altına almak için destek sağlar.

ABD’nin CBS kanalına konuşan eski bir paraşütle kurtarma birimi komutanı, İran’da bildirilen operasyonun en az 24 paraşütle kurtarma personelini kapsayacağını, Black Hawk helikopterleri ile bölgenin taranacağını söyledi. Komutan, ekibin gerektiğinde uçaktan atlamaya hazır olacağını ve yere ulaştıklarında önceliklerinin kayıp mürettebatla temas kurmak olacağını ifade etti.

Kayıp pilota ulaşıldığında, kurtarma ekibi gerekli ise tıbbi müdahalede bulunur, düşmandan kaçınır ve güvenli bir tahliye noktasına ulaşmayı hedefler.

İran’dan dün paylaşılan görüntüler, en az bir Amerikan askeri helikopteri ve bir hava ikmal uçağının Huzistan eyaleti üzerinde faaliyet gösterdiğini ortaya koydu.

Zaman faktörünün önemi

Bu görevler, zaman açısından son derece hassas kabul ediliyor; çünkü düşman güçlerin de aynı bölgeye gönderilerek, kurtarma ekiplerinin bulmaya çalıştığı Amerikalıları ele geçirmeye çalışması muhtemel.

Eski bir ABD Deniz Piyadeleri özel operasyon uzmanı olan Jonathan Hackett, BBC kanalının The World Tonight programına yaptığı açıklamada, kurtarma ekibinin önceliğinin, kişinin hâlâ hayatta olduğuna dair herhangi bir işaret bulmak olduğunu söyledi.

Hackett, “Ekip, o kişinin en son bilinen konumundan başlayarak tersine çalışıyor ve ardından bu zorlu arazi koşullarında kişinin ne kadar hızlı hareket edebileceğine göre arama alanını genişletiyor” ifadesini kullandı.

Arama ve kurtarma operasyonlarının tarihi

Hava destekli savaşlarda arama ve kurtarma operasyonlarının uzun bir geçmişi bulunuyor. Bu uygulama, Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotların düşen meslektaşlarını kurtarmak için Fransa’da rastgele inişler yapmasıyla başladı.

Amerikan ordusundaki paraşütle kurtarma birimlerinin kökeni, 1943 yılında iki askeri cerrahın Burma’ya (günümüzde Myanmar) paraşütle atlayarak yaralı askerleri kurtarmaya çalıştığı göreve kadar uzanıyor.

Dünya çapında ilk helikopterle kurtarma operasyonu ise bundan bir yıl sonra gerçekleşti; US Lieutenant, Japon hatlarının gerisinde dört askeri kurtardı. Şarku’l Avsat’ın Air & Space Magazine’den aktardığına göre bu olay, aynı zamanda helikopterin savaşta ilk pratik kullanımını temsil ediyor.

ABD, savaş sonrasında resmi arama-kurtarma birimleri kurdu; ancak modern savaşta arama-kurtarma operasyonlarının bugünkü formu, Vietnam Savaşı sırasında şekillendi. Bu dönemde ‘Bat 21’ adlı görev sırasında, Kuzey Vietnam hattının gerisinde düşen bir pilotu kurtarma çabaları esnasında birçok uçak kaybedildi ve Amerikalı askerler hayatını kaybetti.

Vietnam Savaşı, savaşta arama-kurtarma operasyonlarının kapsam ve karmaşıklık açısından genişletilmesini gerektirdi. Bu deneyim, Amerikan ordusunun modern kurtarma operasyonlarının temelini oluşturan taktik ve prosedürleri geliştirmesine katkı sağladı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin paraşütlü kurtarma ekipleri

ABD Hava Kuvvetleri, askerleri bulma ve kurtarma görevlerinin temel sorumluluğunu üstleniyor. Bu operasyonlar, esas olarak ‘paraşütle kurtarma ekipleri’ olarak bilinen birimler tarafından yürütülüyor; bu birimler, daha geniş özel harekât topluluğunun bir parçası olarak faaliyet gösteriyor. Birliğin mottosu: “Biz bunları, başkalarının yaşaması için yapıyoruz.”

Paraşütle kurtarma personeli, hem savaşçı hem de sağlık görevlisi olarak yüksek düzeyde eğitim alıyor ve Amerikan ordusunun en zorlu eğitim programlarından birine tabi tutuluyor.

Seçme ve eğitim süreci baştan sona yaklaşık iki yıl sürüyor. Program, paraşütle atlama, dalış, su altı eğitimleri, hayatta kalma, direnç ve kaçış tekniklerinin yanı sıra tam kapsamlı bir sağlık görevlisi eğitimi içeriyor. Ayrıca savaş alanı tıbbı, karmaşık kurtarma operasyonları ve silah kullanımı gibi özel eğitimler de veriliyor.

Sahada bu ekipleri, savaş ortamında kurtarma operasyonlarında uzmanlaşmış subaylar yönetiyor; bu subaylar, kurtarma görevlerinin planlanması, koordinasyonu ve yürütülmesinden sorumlu.

Son dönemdeki ABD kurtarma operasyonları

Paraşütle kurtarma ekipleri, Irak ve Afganistan savaşları sırasında geniş çapta görevler üstlendi; binlerce operasyonda yaralanmış veya tahliye edilmesi gereken Amerikalı askerler ve müttefiklerini kurtardı.

2005 yılında, ABD Hava Kuvvetleri kurtarma ekipleri, bir devriye sırasında pusuya düşen ve üç takım arkadaşını kaybeden bir ABD Özel Deniz Kuvvetleri (Navy SEAL) askerini bir Afgan köyünde yaralı halde bulup kurtardı. Bu olay daha sonra Lone Survivor filmine konu oldu.

Öte yandan, düşürülen Amerikan pilotlarının kurtarılması operasyonları son yıllarda nadirdi. 1999’da Sırbistan üzerinde düşürülen F-117 Nighthawk uçağının pilotu paraşütle kurtarma ekipleri tarafından bulundu ve güvenli bir şekilde kurtarıldı.

1995’te Bosna’da gerçekleşen ve geniş medya kapsamı bulan bir diğer olayda ise Amerikan pilotu Scott O’Grady, uçağı düşürüldükten sonra altı gün boyunca düşman tarafından esir alınmaktan kaçtı ve Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri iş birliğiyle gerçekleştirilen operasyonla güvenli şekilde kurtarıldı.


Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
TT

Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)

İran'ın Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği'ne düzenlediği saldırıda açıklanandan daha fazla hasar oluştuğu aktarılıyor.

Adlarının paylaşmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan ABD'li yetkililer, 3 Mart'taki saldırıda İran ordusuna ait drone'ların, Riyad'daki hava savunma sistemlerine yakalanmadan binayı vurduğunu söylüyor.

İlk gönderilen drone'un binada büyük bir delik oluşturduğu, ikinci insansız hava aracının (İHA) da buradan girerek patlamaya yol açtığını belirtiyorlar.

Birkaç dakika arayla binaya isabet eden İHA'ların 100'den fazla kişinin çalıştığı üç kata hasar verdiği aktarılıyor.

Vurulan binalar arasında CIA tarafından kullanılan bir yapının da yer aldığı ifade ediliyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, saldırının binada hafif hasara ve küçük bir yangına yol açtığını bildirmişti.

Ancak yetkililer, yapının vurulan kısmının ağır hasar aldığını ve çıkan yangının söndürülmesinin yarım gün sürdüğünü söylüyor.

Kaynaklar, saldırının gece yerel saatle 01.30'da gerçekleştirildiğine, mesai saatleri içinde düzenlenmiş olsa birçok kişinin yaşamını yitirebileceğine işaret ediyor. Bu saldırıyla İran'ın "Amerikalıları kendilerini güvende hissettikleri yerlerde vurabileceği mesajını verdiğini" vurguluyorlar.

Birkaç saat sonra başka drone'ların da bölgeye girdiği fakat hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu aktarılıyor. Bir İHA'nın enkaz parçaları bölgedeki anaokulunun yakınına düşmüş.

Yetkililer, İHA'lardan birinin Suudi Arabistan'daki en üst düzey ABD'li diplomatın, büyükelçilikten birkaç yüz metre uzaktaki konutunu hedef aldığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan dahil Basra Körfezi ülkeleri hakkında deneyimli eski CIA terörle mücadele şefi Bernard Hudson şunları söylüyor:

Kendi imkanlarıyla ürettikleri bir silahı yüzlerce kilometre öteye ateşleyip en büyük rakiplerinin büyükelçiliğine isabet ettirdiler, bu da şehirdeki istedikleri her hedefi vurabilecekleri anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçilik binasına düzenlenen saldırıyla ilgili detay paylaşmayı reddederken, geçen hafta yaptığı açıklamada Suudi Arabistan'daki ABD vatandaşlarına otellere, Amerikan işletmelerine ve eğitim kurumlarına gitmeme uyarısında bulunmuştu.

İran ordusu, Suudi Arabistan'da ABD'ye ait Prens Sultan Hava Üssü'ne de geçen hafta saldırı düzenlemişti.

Operasyonda, ABD Hava Kuvvetleri'nin erken uyarı ve gözetleme uçağı E-3 Sentry'nin imha edildiği aktarılmıştı. 375 kilometrenin üzerinde radar menziline sahip uçağın maliyeti yaklaşık 550 milyon dolardı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN