ABD'nin Gazze'de ‘ertesi gün’ için planı yok… Hamas'ın ortadan kaldırılması öncelik olmaya devam ediyor

Şarku’l Avsat’a konuşan araştırmacılar: Çok uluslu güç Washington için ölü ya da erken.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)
TT

ABD'nin Gazze'de ‘ertesi gün’ için planı yok… Hamas'ın ortadan kaldırılması öncelik olmaya devam ediyor

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşını sona erdirmeyi ve Filistinli tutuklular karşılığında İsrailli esirleri serbest bırakmayı amaçlayan görüşmeler tıkanırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti, savaşı sona erdirmek ve Hamas'ı ortadan kaldırmak için kilit bir hedef olarak gördüğü Refah'ın işgali için bastırmaya devam ediyor.

Bazılarının ‘amaçtan’ ziyade ‘araçlar’ etrafında döndüğünü düşündüğü ‘anlaşmazlıklara’ rağmen, ABD'li yetkililer İsrail'in Gazze savaşından sonraki ‘ertesi güne’ ilişkin bir ‘planın’ olmadığından bahsediyor. Peki ABD'nin planı ne?

Analistler, Hamas'ın geçen yıl 7 Ekim'de başlattığı ve devam eden savaşı tetikleyen saldırının sadece İsrail'i değil, ABD, İran, bölge ülkeleri ve Filistinlileri de şaşırttığını söylüyor.

Ancak saldırının yankıları, savaşın İsrail ve Filistin arasındaki önceki savaşlara benzemeyeceğini gösterdi. Netanyahu açıkça “bunun bölgenin çehresini değiştirecek uzun bir savaş olacağını” ifade etti.

Savaşın başlamasından yedi aydan fazla bir süre sonra bugün, Gazze'de ‘ertesi gün’ ile ilgili sorular yoğunlaşırken, Bahreyn Zirvesi bildirisine göre iki devletli bir çözüme hazırlık olarak Filistin topraklarında güvenliği devralacak çok uluslu güçlerin oluşturulması da dahil olmak üzere öneriler ve senaryolar ortaya atılıyor.

dsfdvf
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan (Reuters)

Öte yandan, Hamas'ın kontrolünün sona erdirilmesi koşuluyla, güvenliğin yeniden sağlanması ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına katılmak üzere ortak güçlerin Gazze Şeridi'nde konuşlandırılmasına ilişkin, bazıları ABD tarafından ortaya atılan ‘fikirler’ öne sürülüyor.

Stratejik ikilemler

Bazı raporlar, konunun hem ABD'nin hem de İsrail'in karşı karşıya olduğu stratejik ve siyasi ikilemleri ortaya koyduğuna ve Başkan Joe Biden yönetiminin çatışmayı sona erdirmek için yeni bir girişimde bulunmadığına inanıyor. Çünkü çok az ABD'li yetkili Arap ülkeleriyle aralarındaki farklılıkların çözülmeye yakın olduğuna dair herhangi bir iyimserlik ifade etti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve bir dizi üst düzey ABD'li yetkilinin geçtiğimiz hafta Pazar günü Riyad ve diğer Arap başkentlerini de kapsayan bir turla İsrail'e gelmesiyle birlikte Biden yönetimi Refah ve ötesindeki seçenekleri, özellikle de buradaki askeri operasyon ve Gazze'nin geleceğini görüşmek istiyor.

ABD planı yok

Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Gays el-Ömeri, ABD'nin bir planı olmadığını, zira ABD'nin ‘savaşın bir parçası olmadığını’ vurguladı. Şarku’l Avsat'a konuşan el-Ömeri, “ABD'nin İsrail'e Washington'un şehir savaşları konusundaki deneyimlerine dayanarak tavsiyelerde bulunduğunu, ancak ABD savaşın bir tarafı olmadığı için plan yapmanın ABD'nin yetkisinde olmadığını” söyledi. El-Ömeri, “Bunun yerine ABD net hedefler belirledi: İsrail'in Refah'a yönelik herhangi bir operasyonda sivilleri korumak için inandırıcı planlar sunması gerekiyor. İsrail'in planları bu hedefe göre değerlendirilecektir” ifadelerini kullandı.

dsfv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

Demokrasileri Savunma Vakfı'nda kıdemli araştırmacı olan Richard Goldberg Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Biden yönetimi nihayetinde İsrail için kabul edilemez olan bazı parametreler konusunda rahat. Söz konusu parametreler şunlar: ‘Hamas'ın El Fetih ile birleşmiş bir siyasi parti olarak kalması, Filistin Yönetimi liderliğindeki hükümetin Gazze Şeridi'ni yönetmesinin desteklenmesi ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) birincil sosyal ve insani yardım sağlayıcısı olarak kalması’. Biden için bu, bir Filistin devletine giden yoldur. İsrail içinse bu, 7 Ekim'e giden bitmeyen bir yoldur.”

Çok uluslu güç ölü mü, yoksa henüz vakti mi değil?

Arap Birliği, Gazze Şeridi de dahil olmak üzere iki devletli çözüm beklentisiyle Filistin topraklarına çok uluslu güçlerin gönderilmesini tavsiye etti. Bu önerinin Amerikan pozisyonuyla uyumlu olmadığı ve İsrail'in bunu reddettiği açıkça görüldü.

El-Ömeri, “ABD, Hamas'ı yenilgiye uğratma ve esirlerin serbest bırakılmasını sağlama hedeflerini İsrail ile paylaşıyor. Şu anda uluslararası bir güç oluşturulması Washington'da erken bir fikir olarak görülüyor. Bu fikir, savaş sona erdikten sonra ABD'nin sıcak bakabileceği bir şey. Ancak buna rağmen uluslararası güç fikri, bu gücün yapısıyla ilgili pek çok soruyu da gündeme getiriyor: Bu gücün içinde Arap kuvvetleri olacak mı? Bu gücün görev alanı nedir? Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki kalıntılarıyla savaşabilecek mi? Gücünün kaynağı ne olacak?” ifadelerini kullandı.

sxdvfb
Bahreyn'deki 33. Arap Birliği Zirvesi’nden (EPA)

İsrail'e gelince, el-Ömeri, Netanyahu'nun Gazze Şeridi'ndeki savaştan sonraki gün için herhangi bir siyasi ya da güvenlik fikrini tartışmayı reddettiğini belirtti. Zira Netanyahu, koalisyonunu kaybetme korkusuyla uluslararası güçleri bile tartışmak istemiyor. El-Ömeri, “Ancak İsrail Savunma Bakanı'nın son açıklamaları, Netanyahu üzerinde ertesi günün senaryosunu ortaya koyması için baskı yaratıyor. Buna savaştan sonra Gazze Şeridi'nde güvenliği kimin sağlayacağı sorusu da dahil” dedi.

Goldberg, çok uluslu bir güç oluşturma önerisinin iki nedenden ötürü duyurulduğu günden bu yana ölü doğduğunu düşünüyor: “Birincisi, böyle bir öneri, Kudüs ve gelecekteki herhangi bir barış anlaşmasında İsrail'in kontrolünde kalması muhtemel bölgeler üzerindeki İsrail egemenliğini silmeyi amaçlıyor. İkincisi, İran'ın Hamas'ı sadece Gazze Şeridi'nde değil Batı Şeria'da da yeniden inşa etmesinin önünü açıyor.” Goldberg, “Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün İran destekli terör örgütleriyle nasıl başa çıktığı konusunda daha fazla bilgi edinmek istiyorsak, son 17 yılda Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile Hizbullah arasında neler yaşandığını gözden geçirelim” ifadesini kullandı.

Öncelik Hamas'ı yenmek

Bazı ABD'li yetkililer, İsrail'in stratejisinin Hamas'ı yenmekte başarısız olduğunu ve dolayısıyla Refah operasyonunun da başarısız olduğunu söylese de el-Ömeri, “Bunun Washington'un görüşünü tam olarak yansıttığından emin değilim. Biden yönetimi Hamas'ı yenme kararlılığını sürdürüyor, ancak bu hedefe sivilleri koruyan bir askeri operasyonla ulaşılabileceğine inanıyor. İsrail'le aralarındaki gerilim ise hedefle değil yöntemlerle ilgili” dedi.

dsvfbgn
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)

Goldberg şu değerlendirmede bulundu: “Bu, Hamas'ı olduğu gibi bırakan bir ateşkesi zorlamayı haklı çıkarmak için mümkün olduğunca çok argüman yaratmayı amaçlayan siyasi bir iletişim çabası gibi görünüyor. Hem ABD hem de İsrail gerçeklerle ve ayrıntılarla uğraşsa daha iyi olur: Hamas bugün ne kadar güçlü? Hâlâ nerelerde faaliyet gösteriyor? Gazzelilerin Hamas'ın bir daha iktidara gelmeyeceğine inanması için kalan birimlerin dağıtılması, Hamas liderliğinin ve kontrolünün ortadan kaldırılması ve üst düzey liderlerinin öldürülmesi için ne gerekiyor?”



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Tahran’ın Trump’ın Kürt liderlerle yaptığı görüşmeyle ilgili açıklama istediğini belirtti

TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Tahran’ın Trump’ın Kürt liderlerle yaptığı görüşmeyle ilgili açıklama istediğini belirtti

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Tahran’ın Trump’ın Kürt liderlerle yaptığı görüşmeyle ilgili açıklama istediğini belirtti

Şarku’l Avsat’ın güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani, Iraklı yetkililerden ABD Başkanı Donald Trump’ın Iraklı Kürt lider Mesud Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile yaptığı telefon görüşmesinin içeriğine dair daha ayrıntılı ve net bilgiler talep etti.

İranlı iki yetkili, ABD’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) cephesini kullanarak İran sınırlarına karşı bir gedik açma ihtimalinden duydukları endişeyi dile getirdi.

Kaynaklar, Tahran’ın Bağdat’taki federal yönetimin yeterli güvenceleri sağlaması ve Iraklı Kürt tarafların İranlı muhalif gruplara herhangi bir kolaylık sağlamasını engellemek için gerekli önlemleri alması gerektiğini vurguladığını aktardı.

Kaynakların aktardığına göre Bakıri Kani, “Trump ile Erbil ve Süleymaniye’deki yetkililer arasında neler konuşulduğunu öğrenmek için yardımınızı istiyoruz” dedi.

Bakıri Kani, Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Saldırılar yalnızca ABD askeri üsleriyle sınırlı kaldı” ifadesini kullandı. İran’ın ayrıca, Irak ile İran arasında imzalanan güvenlik anlaşmasına dayanarak Bağdat’tan muhalif grupların iki ülke arasındaki sınırı ihlal etmesini engelleyecek önlemler almasını istediğini belirtti.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı tarafından yayımlanan açıklamada ise Araci’nin, Irak hükümetinin İran ile imzalanan güvenlik anlaşmasına tamamen bağlı olduğunu ve Irak topraklarından İran sınırlarına sızmaya ya da terör eylemleri gerçekleştirmeye yönelik hiçbir girişime izin verilmeyeceğini ifade ettiği aktarıldı.

Araci ayrıca, IKBY İçişleri Bakanlığı’nın, Erbil tarafındaki sınır hattında tam kontrolü sağlamak amacıyla peşmerge güçlerinden güvenlik takviyeleri gönderdiğini belirtti. Irak’ın farklı taraflarla diplomatik temaslarını sürdürdüğünü söyleyen Araci, krizi kontrol altına almak, gerilimi düşürmek ve yeniden diyalog sürecine dönmek için çabaların devam ettiğini vurguladı.

Bu temaslar, güvenlik kaynaklarının IKBY’deki Dikle kasabasında İranlı Kürt muhalif grubun karargâhına düzenlenen saldırıyı duyurduğu bir dönemde gerçekleşti. Kaynaklara göre dün bir insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıda bir silah deposu hedef alındı. Saldırı sonucu iki militan yaralandı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise dün yaptığı açıklamada, IKBY’de Tahran karşıtı İranlı Kürt silahlı grupların hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, yerel saatle 11.00’de fırlatılan üç füze ile Komala örgütüne ait üs ve karargâhların ‘başarıyla vurulduğu’ belirtildi.

Kürt güvenlik kaynakları ise bir İHA saldırısının Erbil ilinin kuzeydoğusunda Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) karargâhını hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, “Bugün sabah saatlerinde düzenlenen patlayıcı yüklü İHA saldırısında PJAK karargâhı hedef alındı; iki kişi hayatını kaybetti, bir kişi yaralandı” bilgisini paylaştı. Saldırıda İranlı bir Kürt militanın öldüğü belirtildi.

fdb
3 Mart 2026’da Erbil’in doğusundaki Koya kasabasında İran’ın sınır ötesi saldırısının ardından parti kampında meydana gelen hasarı inceleyen bir İran Kürdistanı Demokrat Partisi üyesi (AFP)

PJAK Sözcüsü Halil Kani Sanani AFP’ye yaptığı açıklamada, İran yönetimini, PJAK mensubu ailelerin bulunduğu bir kampa üç füze fırlatmakla suçladı. Sanani, saldırıda “kampın bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini ve üç kişinin yaralandığını” söyledi. Söz konusu kampın, IKBY’nin başkenti Erbil’in doğusunda bulunduğu belirtildi. Salı günü de IKBY’de İranlı Kürt savaşçılar ile ailelerinin bulunduğu bir kampın İHA’yla hedef alındığı ve saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi. Bu bilgiyi, İran Kürdistanı Demokrat Partisi üyesi Muhammed Nazif Kadir paylaştı.

Geçtiğimiz şubat ayı ortasında Irak’ta konuşlu bazı Kürt muhalif gruplar, İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmeyi ve kendi kaderini tayin hakkını sağlamayı hedefleyen bir siyasi koalisyon kurduklarını duyurdu.

Aynı bağlamda İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai, ülkede veya sınır bölgelerinde faaliyet gösteren rejim karşıtı gruplara karşı ‘hoşgörü gösterilmemesi gerektiğini’ söyledi. Rızai, bu gruplarla ‘ABD ve İsrail’in askerleriymiş gibi’ muamele edilmesi gerektiğini ifade etti.

Öte yandan Reuters’a konuşan üç kaynak, İranlı silahlı Kürt grupların son günlerde ABD ile İran’ın batısındaki güvenlik güçlerine yönelik olası saldırılar ve bunun nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda görüşmeler yaptığını aktardı.

Kaynaklar, IKBY’deki İran-Irak sınır hattında konuşlu gruplardan oluşan İranlı Kürt koalisyonunun, ABD ve İsrail’in İran içindeki hedefleri vurduğu bir dönemde İran ordusunu zayıflatmayı umarak böyle bir saldırı için eğitim yaptığını belirtti.

İki kaynağa göre bu planların amacı, cumartesi günü başlayan ABD-İsrail saldırılarında İran Dini Lideri Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkilinin öldürülmesinin ardından rejim karşıtı İranlıların ayaklanmasının önünü açmak.

Kaynaklar, askeri planlamanın hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmamasını isteyerek, operasyonun uygulanıp uygulanmayacağı ya da olası zamanlaması konusunda henüz nihai bir karar alınmadığını belirtti. Aynı kaynaklar, söz konusu grupların ABD’den askeri destek talep ettiğini ve Erbil ile Bağdat’taki bazı liderlerin son günlerde Trump yönetimiyle temas halinde olduğunu aktardı.

İki kaynak ayrıca Kürt grupların, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’ndan (CIA) silah temini konusunda destek alabilme ihtimalini Washington ile görüştüklerini söyledi.

CNN, CIA’in bu gruplarla temas kurduğu ve olası bir kara operasyonunun gündemde olduğu haberini ilk duyuran medya kuruluşu oldu. Axios internet sitesi ise Trump’ın bu hafta IKBY’deki iki önde gelen liderle telefon görüşmesi yaptığını yazdı.

Ancak CIA’in söz konusu operasyonun planlanmasına ne ölçüde dahil olduğu, silah teminine yardım edip etmediği ya da Kürt gruplarla birlikte İran’a ABD askerlerinin gönderilmesine yönelik bir plan bulunup bulunmadığı bağımsız olarak doğrulanamadı.

CIA konuya ilişkin yorum yapmayı reddederken, Beyaz Saray ile ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da yorum taleplerine yanıt vermedi. IKBY yönetimi de şu ana kadar konuya ilişkin bir açıklama yapmadı.

Gözlemcilere göre Irak topraklarından başlatılacak herhangi bir askeri operasyon, ABD’den kapsamlı askeri ve istihbarat desteği gerektirecek. Pentagon ise Erbil’de bulunan iki ABD üssünün, DEAŞ’a karşı savaşan Uluslararası Koalisyon’a destek verdiğini belirtiyor.

IKBY’deki Kürt grupların ABD ile uzun bir iş birliği geçmişi bulunuyor. Ancak bu grupların zaman zaman değişen siyasi yönelimleri ve ittifakları, bazı dönemlerde Washington ile ilişkilerde gerilime yol açtı. ABD, Irak savaşı sırasında ve DEAŞ’a karşı yürütülen mücadelede bu gruplardan bazılarıyla birlikte çalıştı.

Buna rağmen İranlı Kürt grupların İran içinde olası bir çatışmada ne ölçüde başarı sağlayabileceği belirsizliğini koruyor. Bu grupların savaşçılarının askeri deneyim düzeyleri birbirinden farklılık gösteriyor.

CNN’e konuşan bir kaynağa göre plan, silahlı Kürt güçlerinin İran güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmesini ve bunun da şehirlerdeki silahsız İranlıların ayaklanmasını kolaylaştırmasını öngörüyor.


Devrim Muhafızları savaş sırasında İran içinde kontrolü ele aldı

Devrim Muhafızları savaş sırasında İran içinde kontrolü ele aldı
TT

Devrim Muhafızları savaş sırasında İran içinde kontrolü ele aldı

Devrim Muhafızları savaş sırasında İran içinde kontrolü ele aldı

Üst düzey kaynaklar, İran Devrim Muhafızlarının, üst düzey komutanlarının öldürülmesine rağmen savaş zamanı karar alma süreçlerindeki kontrolünü sıkılaştırdığını, bunun da Tahran tarafından başlatılan, bölgenin genelini hedef alan insansız hava aracı ve füze operasyonlarını yönlendiren sert bir stratejiyi öne çıkardığını söylüyor.

 

Komutanlarının öldürülmesini öngören Devrim Muhafızları, geçen cumartesi günkü ABD-İsrail saldırısından önce, direnç ve kararlılığını güçlendirme stratejisi kapsamında, alt rütbelilere geniş yetkiler devretti. Bu adım yanlış hesaplar veya savaşın tırmanması riskini de beraberinde taşıyor. Buna ek olarak, orta rütbeli subaylara komşu ülkelere saldırı düzenleme yetkisi de verildi. Nitekim çarşamba günü İran, NATO üyesi Türkiye'ye balistik füze fırlattı.

İran'da Devrim Muhafızlarının rejimin her kademesinde oynadığı kilit rol ve güvenlik düzeyinde benimsediği baskıcı yaklaşım, protestoların patlak vermesini zorlaştırabilir ve böylece ABD veya İsrail'in saldırılarının bir ayaklanmaya ve rejim değişikliğine yol açması yönündeki umutlarını baltalayabilir.

ABD merkezli siyasi bir örgüt olan Nükleer İran'a Karşı Birleşmişler Örgütü'nde Devrim Muhafızları ile ilgili araştırmalar bölümü başkanı Kasra Orabi, Ayetullah Ali Hamaney'in cumartesi günü öldürülmesinin ardından bir sonraki Dini Liderin seçiminin Devrim Muhafızlarının rolünü önemli ölçüde artırabileceğini söylüyor.

Hamaney'in muhtemel halefi olarak görülen oğlu Mücteba’nın, Devrim Muhafızları ile çok yakın bağları ve üzerinde önemli bir kontrolü bulunuyor. Keza daha sert alt kademeler de dahil olmak üzere unsurları arasında geniş bir desteğe de sahip. Orabi, “Eğer çatışma aniden durur ve rejim ayakta kalırsa, Muhafızların daha da önemli bir rol oynayacağından emin olabiliriz” dedi.

Devrim Muhafızları’nın merkeziyetçilikten uzaklaşma stratejisi, esnekliğin anahtarı

Reuters, bu yazıyı hazırlarken İran Devrim Muhafızları’nın işleyişi hakkında bilgili altı İranlı ve bölgesel kaynakla görüştü ve hepsi, Devrim Muhafızları’nın geçen cumartesi günü savaşın başlangıcından bu yana hiyerarşide çok daha büyük bir rol üstlendiğini ve artık tüm önemli karar süreçlerine ortak olduğunu teyit etti. Konuya hakim bir güvenlik yetkilisi, yeni Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi'nin tüm üst düzey toplantılara katıldığını belirtti. Vahidi’nin birincil amacının her zaman İran'daki rejimin hayatta kalması ve hedeflerini gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Salı günü katıldığı bir televizyon programında, Savunma Bakan Yardımcısı ve Devrim Muhafızları komutanlarından Reza Telayi Nik, özel kuvvetlerin direniş oluşturma çabalarıyla ilgili açıklamada bulunarak, komuta yapısındaki her figürün, kendisine yerini almaya hazır üç halef belirlediğini söyledi. “Her bir birim ve birliğin rolü, herhangi bir komutanın öldürülmesi durumunda halefinin hemen görevi devralmasını sağlayacak şekilde organize edilmiştir” diye ekledi.

Geçen yıl İsrail hava saldırıları, Devrim Muhafızları komutanını ve istihbarat, havacılık ve ekonomi birimlerinin başkanlarını öldürmüştü. Geçen cumartesi günkü hava saldırılarında da son Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur öldürüldü. Orabi, merkeziyetçilikten uzaklaşmanın, yaklaşık 20 yıldır Devrim Muhafızları'nın bir saldırı durumunda benimsemeyi düşündüğü stratejinin bir parçası olduğunu söyledi. Bu strateji, 2003 yılında ABD liderliğindeki işgal sırasında Irak kuvvetlerinin çöküşünden sonra geliştirildi. “Bu düşünce bir bütün olarak merkeziyetçilikten uzaklaşmaya dayanıyor. Böylece belirli bir şehir saldırıya maruz kalırsa, kendini savunabilir ve rejimin otoritesini ve yönetimini koruyabilir” diye ekledi.

Hem dış hem de iç tehditlere karşı koyma

Orabi, en önemli hususun, planın Devrim Muhafızları'nın İran'ın dış saldırılara karşı askeri yanıtında öncü güç olarak görevini sürdürme yeteneğini güvence altına almanın yanı sıra, Tahran'da iç güvenliğin sağlayıcısı olarak da hizmet etmesini sağlamak üzere tasarlanmış olması olduğunu belirtti.

Bu yaklaşım şimdilik işe yarıyor gibi görünse de, üst ve alt düzey Devrim Muhafızları komutanlarını hedef almaya devam eden saldırılar, Muhafızların stratejik bütünlüğünü koruma gücünü nihayetinde test edebilir. Devrim Muhafızları şüphesiz tamamen homojen bir birim değil ve rolüyle ilgili hizipsel rekabetlerden ve kişisel anlaşmazlıklardan muzdarip. Ancak bir kaynak, “İran saldırı altındayken her zamankinden daha birleşikler” dedi.

Orabi, Körfez'deki sivil hedeflere yönelik giderek daha acımasız saldırılar olarak tanımladığı duruma işaret ederek, İsrail ve Amerikan saldırılarından beş gün sonra, komuta yapısının zayıflamaya başladığına dair göstergeler de olabileceğini açıkladı. Bu saldırıların, İran'a yapılan saldırının küresel sonuçları olan bir hata olduğunu göstermeye yönelik kasıtlı bir stratejiyi ne ölçüde yansıttığı ise belirsizliğini koruyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'ın saldırıya verdiği yanıtın önceden planlanmış olduğunu belirtti. Bir televizyon kanalına verdiği demeçte, “Bu birlikler, mevcut siyasi liderlikten gelen doğrudan ve acil emirlerden ziyade, önceden kendilerine verilen genel talimatlara dayanarak görevlerini yerine getiriyorlar” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı analize göre Devrim Muhafızları, şimdi savaşın başlangıcından önce oynadığı merkezi rolün bile ötesine geçerek, İran'da alınan neredeyse her stratejik karara ortak olurken, aynı zamanda geride kalan ve Devrim Muhafızları'nın eski üyelerinden üç üst düzey ismi de içeren bir siyasi liderliğe de dayanabilir.

Siyasi ve ekonomik bir imparatorluk

İran Devrim Muhafızları Ordusu, 1979 İran Devrimi'nden kısa bir süre sonra, yeni cumhuriyeti iç ve dış düşmanlara karşı savunmak ve düzenli silahlı kuvvetlere karşı bir denge unsuru olarak kuruldu. Doğrudan Dini Lider’e bağlı olması nedeniyle, askeri güç, istihbarat ağı ve ekonomik gücü bir arada toplayan, rejimin İran'daki otoritesini korumayı amaçlayan, devlet içinde bir devlet olarak öne çıktı. Bu rolü, devrimden aylar sonra Irak'ın İran'ı işgal etmesi ve ardından yaşanan sekiz yıllık yıpratma savaşı sırasında test edildi. Söz konusu savaş, mevcut İran liderlerinin birçoğu için şekillendirici bir deneyim oldu. Savaş sırasında Devrim Muhafızları’nda görev yapan önde gelen İranlı şahsiyetler arasında, Hamaney'in ölümünden bu yana İran'da en önemli pozisyonları üstlenen üç din adamı olmayan isim de bulunuyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, savaş sırasında sahada görev yapan bir cerrahtı. Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Devrim Muhafızları’nın hava kuvvetleri birliğine komuta etmeden önce ön cephede savaştı. Hamaney'in kıdemli danışmanı Ali Laricani, ön cephenin gerisinde görev yapan bir kurmay subaydı.

2000'li yılların başlarından itibaren, savaş kuşağı daha fazla liderlik pozisyonu üstlenirken ve İran ile Batı arasındaki uzun süreli çatışma yoğunlaşırken, İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun İran devleti içindeki rolü de genişlemeye başladı. Devrim Muhafızları, Tahran'ın sürekli olarak tamamen barışçıl amaçlı olduğunu savunduğu, ancak Batı ülkelerinin nükleer bomba geliştirmek için bir kılıf olduğuna inandığı İran'ın nükleer programını yönetmekle görevlendirildi.

Nükleer program nedeniyle uygulanan sıkı yaptırımlar arasında, Devrim Muhafızları ekonomide de önemli bir rol üstlendi. İnşaat kolu olan Hatemül Enbiya, hayati önem taşıyan enerji sektöründe büyük sözleşmeler elde etti. Devrim Muhafızları ayrıca Ortadoğu genelinde Şii vekiller ile bağlantı noktası olarak önemli bir rol oynarken, kendisine bağlı ve binlerce gönüllüden oluşan paramiliter Besic gücünü de iç karışıkları bastırmakta kullandı.


Irak Hizbullah Tugayları: Ülkenin güneyinde düzenlenen saldırıda liderlerinden biri öldürüldü

Irak Hizbullah Tugayları mensupları, ülkeye yönelik son saldırılarda hayatını kaybeden savaşçıların cenaze töreninde, (Reuters)
Irak Hizbullah Tugayları mensupları, ülkeye yönelik son saldırılarda hayatını kaybeden savaşçıların cenaze töreninde, (Reuters)
TT

Irak Hizbullah Tugayları: Ülkenin güneyinde düzenlenen saldırıda liderlerinden biri öldürüldü

Irak Hizbullah Tugayları mensupları, ülkeye yönelik son saldırılarda hayatını kaybeden savaşçıların cenaze töreninde, (Reuters)
Irak Hizbullah Tugayları mensupları, ülkeye yönelik son saldırılarda hayatını kaybeden savaşçıların cenaze töreninde, (Reuters)

İran destekli Irak Hizbullah Tugayları bugün yaptığı açıklamada, liderlerinden birinin dün Irak'ın güneyinde düzenlenen bir saldırıda öldürüldüğünü duyurdu.

Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Hacı Ebu Hüseyin el-Hamidevi, yaptığı açıklamada, “Yirmi yılı aşkın süredir görevlerini yerine getiren büyük lider Ali Hasan el-Fureyci”nin kaybından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Ketaib Hizbullah'tan iki kaynak dün AFP'ye, grubun Irak'ın güneyinde konuşlandığı Jurf el-Nasr üssü yakınlarında bir araca düzenlenen hava saldırısında iki üyenin öldürüldüğünü söyledi.

Komutanın ölümünün doğrulanmasının ardından ölü sayısı üçe yükseldi.

Bir kaynak saldırıyı "Siyonist-Amerikan saldırısı" olarak nitelendirdi.

Güney Irak'ta bulunan ve Jurf al-Sakhr olarak da bilinen Jurf al-Nasr üssü, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne atfedilen ve daha sonra diğer bölgelere de yayılan saldırıların ilk Irak hedefi oldu.