ABD'nin Gazze'de ‘ertesi gün’ için planı yok… Hamas'ın ortadan kaldırılması öncelik olmaya devam ediyor

Şarku’l Avsat’a konuşan araştırmacılar: Çok uluslu güç Washington için ölü ya da erken.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)
TT

ABD'nin Gazze'de ‘ertesi gün’ için planı yok… Hamas'ın ortadan kaldırılması öncelik olmaya devam ediyor

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin sokaklarında yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşını sona erdirmeyi ve Filistinli tutuklular karşılığında İsrailli esirleri serbest bırakmayı amaçlayan görüşmeler tıkanırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti, savaşı sona erdirmek ve Hamas'ı ortadan kaldırmak için kilit bir hedef olarak gördüğü Refah'ın işgali için bastırmaya devam ediyor.

Bazılarının ‘amaçtan’ ziyade ‘araçlar’ etrafında döndüğünü düşündüğü ‘anlaşmazlıklara’ rağmen, ABD'li yetkililer İsrail'in Gazze savaşından sonraki ‘ertesi güne’ ilişkin bir ‘planın’ olmadığından bahsediyor. Peki ABD'nin planı ne?

Analistler, Hamas'ın geçen yıl 7 Ekim'de başlattığı ve devam eden savaşı tetikleyen saldırının sadece İsrail'i değil, ABD, İran, bölge ülkeleri ve Filistinlileri de şaşırttığını söylüyor.

Ancak saldırının yankıları, savaşın İsrail ve Filistin arasındaki önceki savaşlara benzemeyeceğini gösterdi. Netanyahu açıkça “bunun bölgenin çehresini değiştirecek uzun bir savaş olacağını” ifade etti.

Savaşın başlamasından yedi aydan fazla bir süre sonra bugün, Gazze'de ‘ertesi gün’ ile ilgili sorular yoğunlaşırken, Bahreyn Zirvesi bildirisine göre iki devletli bir çözüme hazırlık olarak Filistin topraklarında güvenliği devralacak çok uluslu güçlerin oluşturulması da dahil olmak üzere öneriler ve senaryolar ortaya atılıyor.

dsfdvf
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan (Reuters)

Öte yandan, Hamas'ın kontrolünün sona erdirilmesi koşuluyla, güvenliğin yeniden sağlanması ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına katılmak üzere ortak güçlerin Gazze Şeridi'nde konuşlandırılmasına ilişkin, bazıları ABD tarafından ortaya atılan ‘fikirler’ öne sürülüyor.

Stratejik ikilemler

Bazı raporlar, konunun hem ABD'nin hem de İsrail'in karşı karşıya olduğu stratejik ve siyasi ikilemleri ortaya koyduğuna ve Başkan Joe Biden yönetiminin çatışmayı sona erdirmek için yeni bir girişimde bulunmadığına inanıyor. Çünkü çok az ABD'li yetkili Arap ülkeleriyle aralarındaki farklılıkların çözülmeye yakın olduğuna dair herhangi bir iyimserlik ifade etti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve bir dizi üst düzey ABD'li yetkilinin geçtiğimiz hafta Pazar günü Riyad ve diğer Arap başkentlerini de kapsayan bir turla İsrail'e gelmesiyle birlikte Biden yönetimi Refah ve ötesindeki seçenekleri, özellikle de buradaki askeri operasyon ve Gazze'nin geleceğini görüşmek istiyor.

ABD planı yok

Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Gays el-Ömeri, ABD'nin bir planı olmadığını, zira ABD'nin ‘savaşın bir parçası olmadığını’ vurguladı. Şarku’l Avsat'a konuşan el-Ömeri, “ABD'nin İsrail'e Washington'un şehir savaşları konusundaki deneyimlerine dayanarak tavsiyelerde bulunduğunu, ancak ABD savaşın bir tarafı olmadığı için plan yapmanın ABD'nin yetkisinde olmadığını” söyledi. El-Ömeri, “Bunun yerine ABD net hedefler belirledi: İsrail'in Refah'a yönelik herhangi bir operasyonda sivilleri korumak için inandırıcı planlar sunması gerekiyor. İsrail'in planları bu hedefe göre değerlendirilecektir” ifadelerini kullandı.

dsfv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

Demokrasileri Savunma Vakfı'nda kıdemli araştırmacı olan Richard Goldberg Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Biden yönetimi nihayetinde İsrail için kabul edilemez olan bazı parametreler konusunda rahat. Söz konusu parametreler şunlar: ‘Hamas'ın El Fetih ile birleşmiş bir siyasi parti olarak kalması, Filistin Yönetimi liderliğindeki hükümetin Gazze Şeridi'ni yönetmesinin desteklenmesi ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) birincil sosyal ve insani yardım sağlayıcısı olarak kalması’. Biden için bu, bir Filistin devletine giden yoldur. İsrail içinse bu, 7 Ekim'e giden bitmeyen bir yoldur.”

Çok uluslu güç ölü mü, yoksa henüz vakti mi değil?

Arap Birliği, Gazze Şeridi de dahil olmak üzere iki devletli çözüm beklentisiyle Filistin topraklarına çok uluslu güçlerin gönderilmesini tavsiye etti. Bu önerinin Amerikan pozisyonuyla uyumlu olmadığı ve İsrail'in bunu reddettiği açıkça görüldü.

El-Ömeri, “ABD, Hamas'ı yenilgiye uğratma ve esirlerin serbest bırakılmasını sağlama hedeflerini İsrail ile paylaşıyor. Şu anda uluslararası bir güç oluşturulması Washington'da erken bir fikir olarak görülüyor. Bu fikir, savaş sona erdikten sonra ABD'nin sıcak bakabileceği bir şey. Ancak buna rağmen uluslararası güç fikri, bu gücün yapısıyla ilgili pek çok soruyu da gündeme getiriyor: Bu gücün içinde Arap kuvvetleri olacak mı? Bu gücün görev alanı nedir? Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki kalıntılarıyla savaşabilecek mi? Gücünün kaynağı ne olacak?” ifadelerini kullandı.

sxdvfb
Bahreyn'deki 33. Arap Birliği Zirvesi’nden (EPA)

İsrail'e gelince, el-Ömeri, Netanyahu'nun Gazze Şeridi'ndeki savaştan sonraki gün için herhangi bir siyasi ya da güvenlik fikrini tartışmayı reddettiğini belirtti. Zira Netanyahu, koalisyonunu kaybetme korkusuyla uluslararası güçleri bile tartışmak istemiyor. El-Ömeri, “Ancak İsrail Savunma Bakanı'nın son açıklamaları, Netanyahu üzerinde ertesi günün senaryosunu ortaya koyması için baskı yaratıyor. Buna savaştan sonra Gazze Şeridi'nde güvenliği kimin sağlayacağı sorusu da dahil” dedi.

Goldberg, çok uluslu bir güç oluşturma önerisinin iki nedenden ötürü duyurulduğu günden bu yana ölü doğduğunu düşünüyor: “Birincisi, böyle bir öneri, Kudüs ve gelecekteki herhangi bir barış anlaşmasında İsrail'in kontrolünde kalması muhtemel bölgeler üzerindeki İsrail egemenliğini silmeyi amaçlıyor. İkincisi, İran'ın Hamas'ı sadece Gazze Şeridi'nde değil Batı Şeria'da da yeniden inşa etmesinin önünü açıyor.” Goldberg, “Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün İran destekli terör örgütleriyle nasıl başa çıktığı konusunda daha fazla bilgi edinmek istiyorsak, son 17 yılda Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile Hizbullah arasında neler yaşandığını gözden geçirelim” ifadesini kullandı.

Öncelik Hamas'ı yenmek

Bazı ABD'li yetkililer, İsrail'in stratejisinin Hamas'ı yenmekte başarısız olduğunu ve dolayısıyla Refah operasyonunun da başarısız olduğunu söylese de el-Ömeri, “Bunun Washington'un görüşünü tam olarak yansıttığından emin değilim. Biden yönetimi Hamas'ı yenme kararlılığını sürdürüyor, ancak bu hedefe sivilleri koruyan bir askeri operasyonla ulaşılabileceğine inanıyor. İsrail'le aralarındaki gerilim ise hedefle değil yöntemlerle ilgili” dedi.

dsvfbgn
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)

Goldberg şu değerlendirmede bulundu: “Bu, Hamas'ı olduğu gibi bırakan bir ateşkesi zorlamayı haklı çıkarmak için mümkün olduğunca çok argüman yaratmayı amaçlayan siyasi bir iletişim çabası gibi görünüyor. Hem ABD hem de İsrail gerçeklerle ve ayrıntılarla uğraşsa daha iyi olur: Hamas bugün ne kadar güçlü? Hâlâ nerelerde faaliyet gösteriyor? Gazzelilerin Hamas'ın bir daha iktidara gelmeyeceğine inanması için kalan birimlerin dağıtılması, Hamas liderliğinin ve kontrolünün ortadan kaldırılması ve üst düzey liderlerinin öldürülmesi için ne gerekiyor?”



Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için şartlarını sertleştirmesinde birçok etkenin rol oynadığı açıkça görülüyor. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın son yanıtını reddetmesinin ardından Washington ile yürütülen müzakere sürecini açık bir çıkmaza sürükledi.

Analistlerin çoğu, yoğun Amerikan ve İsrail operasyonlarının İran’ı köşeye sıkıştıracağını ve rejimi daha fazla kayıp vermemek için uzlaşma masasına iteceğini tahmin ediyordu. Ne var ki, ateşkesin ardından yaşananlar bu mantıksal kurguyla uyuşmadı; Tahran, askeri baskıya rağmen geri adım atmak yerine direnci artırmayı seçti.

Tahran, taleplerini geri çekmek yerine ateşkesi, iç dengelerini yeniden düzenlemek için bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor görüntüsü verdi. İran’ın bu yaklaşımında; karmaşık iç siyasi dengeler, Çin ve Rusya’dan aldığı dış destek ile Trump’ın müzakerelerde geniş kapsamlı bir zafer elde etmesinden çekinen bölgesel ve uluslararası aktörlerin tereddütlü tavrı etkili oluyor.

İç bölünmeler sertleşmeyi derinleştiriyor

İran yönetimini taviz vermeye zorlaması beklenen saldırıların, Tahran’daki karar alma mekanizmasında ters etki yaratmış olabileceği değerlendiriliyor.

Savaşı sona erdirecek tek merkezli bir karar mekanizması ortaya çıkmak yerine, rejim içinde farklı eğilimlerin öne çıktığı görülüyor. Bir kesim tam çöküşü önlemek isterken, diğer bir kesim herhangi bir uzlaşının teslimiyet görüntüsü vereceğinden endişe ediyor. Başka bir grup ise zamanın, küresel ekonominin ve ABD iç siyasetinin Washington’u şartlarını yumuşatmaya zorlayabileceğine inanıyor.

sdbgrtb
Aralık 2018'de Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları'na ait devriye botlarının üzerinden uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - AP)

Amerikan Girişim Enstitüsü araştırmacısı Michael Rubin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran içinde farklı kanatlar arasında hakemlik yapabilecek bir iç otoritenin yokluğunun rejimin sertleşmesini artırdığını söyledi.

Rubin, “Geçmişte İran lideri, özellikle anlaşma yapılıp yapılmaması gibi zor konularda farklı fraksiyonlar arasında hakem rolü oynuyordu. Eğer Mücteba öldüyse artık bir hakem yok. Her grup, rakipleri tarafından zayıf veya hain olarak gösterilmemek için en sert ve en engelleyici pozisyonu almaya çalışacaktır” dedi.

Bu değerlendirme, Trump’ın da dikkat çektiği çelişkiyi açıklıyor. Trump, İranlıların sözlü olarak zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmeyi kabul ettiklerini ancak yazılı yanıtta bunun yer almadığını söylemişti.

Ayrıca bu durum, Trump’ın İran yönetimindeki ayrışmayı tanımlamak için kullandığı “ılımlılar ve deliler” ifadesine de ışık tutuyor. Washington’un saldırıların Tahran’da birleşik bir karar doğuracağı yönündeki beklentisi, görünüşe göre iç siyasi hesaplarla karşılaştı. İran’da sertlik yanlısı bir tutum, siyasi açıdan uzlaşmadan daha az riskli görülüyor.

Hürmüz: Geçici bir baskı kartı

Hürmüz Boğazı İran’ın elindeki en önemli koz olmaya devam ediyor. Deniz trafiğinin aksaması, Tahran’a savaşın maliyetini enerji piyasalarından enflasyona, Asya’dan Avrupa’ya ve hatta ABD iç siyasetine kadar geniş bir alana yayma imkânı sağlıyor.

dfrgt
Dini lider Mücteba Hameney'in afişinin yer aldığı billboard(AP)

Bu nedenle İran, boğazın yeniden açılmasını yaptırımların hafifletilmesi ve deniz güvenliğinde rolünün tanınması gibi siyasi ve ekonomik şartlara bağlıyor.

Ancak bu kozun da sınırsız olmadığı belirtiliyor.

Demokrasileri Savunma Vakfı araştırmacısı Jonathan Schanzer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada İran’ın gücünü olduğundan fazla gördüğünü savundu.

Schanzer, “İran rejiminin ateşkes ilanından bu yana tutumunu değiştirdiğini düşünmüyorum. Ancak savaşı sürdürmek hata olur. ABD sonunda ekonomik savaşla, askeri operasyonlarla ya da her ikisiyle üstünlüğü ele geçirecektir. Hürmüz şu an için İran’a belli bir avantaj sağlıyor ama enerji akışları yeniden düzenlenip bölgedeki diğer üreticiler devreye girdikçe bu durum değişecektir. Savaşı sürdürmek rejim açısından kaybedilmiş bir bahistir” dedi.

Bu yaklaşım, Washington’un karşı stratejisini de yansıtıyor. ABD ve müttefikleri, İran’ın savaşın maliyetini büyütmek için kullandığı zamanı enerji akışlarını yeniden yönlendirmek, üretimi artırmak ve Hürmüz’ün etkisini azaltmak için kullanmayı hedefliyor. Böylece İran’ın stratejik baskı aracı olarak kullandığı boğazın, uzun vadede rejimin kendi üzerinde yük oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Çin ve Rusya faktörü

Tahran’ın sert tutumunun bir kısmı Çin ve Rusya’ya yönelik hesaplara dayanıyor.

Analistlere göre Pekin, İran’ın çökmesini ya da ABD’nin tam bir zafer elde ederek Asya’nın merkezinde ve batısında kendi şartlarını dayatmasını istemiyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı analize göre özellikle Çin’in Şandong eyaletindeki küçük rafinerilerden oluşan ağ, yaptırımlara rağmen İran petrolünü işlemeyi sürdürüyor. Bu durum İran ekonomisine milyarlarca dolar kazandırarak rejime ciddi baskı altında mali manevra alanı sağlıyor.

Ancak Çin’in desteği de belirli sınırlarla bağlı. Pekin, Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı ve Hürmüz’ün uzun süre kapalı kalması Çin sanayisi ile tedarik zincirlerine zarar verebilir, Asya’daki ekonomik yavaşlamayı derinleştirebilir.

Bu nedenle Trump, İran dosyasını Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ilişkiler açısından daha büyük bir testin parçası olarak görüyor: Çin, Tahran’ı uzlaşmaya mı zorlayacak yoksa krizi Washington’u müzakere masasında zayıflatmak için mi kullanacak?

Rusya ise savaşı, ABD’nin küresel maliyetlerini artırmak ve dikkatini diğer dosyalardan uzaklaştırmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak Moskova da Pekin gibi, Washington yeniden saldırı kararı alırsa İran’ı askeri ve ekonomik sonuçlardan tamamen koruyabilecek kapasiteye sahip değil.

Bu durum, “dost desteğinin” sınırlarını ortaya koyuyor. Bu destek İran’ın direncini uzatabiliyor ancak güç dengelerini kökten değiştirmeye yetmiyor.

Trump: Tırmanış ile benzin fiyatları arasında

Washington’da ise Trump’ın rahat bir pozisyonda olmadığı görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından askeri operasyonların yeniden başlatılmasını görüşmek üzere ulusal güvenlik ekibiyle toplantı yaptı.

Trump, ateşkesin “yoğun bakım cihazlarına bağlı” olduğunu ve İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemeye yönelik bir “planı” bulunduğunu söyledi.

Amerikalı yetkililer; Hürmüz’de gemilere eskort sağlanmasını öngören “Özgürlük Projesi”nin yeniden devreye sokulması ya da henüz vurulmayan askeri hedeflere yönelik bombardımanın yeniden başlaması gibi seçeneklerin değerlendirildiğini belirtti.

Ancak kararın zamanlaması oldukça karmaşık görünüyor. Trump’ın Çin ziyareti öncesinde büyük bir askeri karar alınması beklenmiyor. Bunun yanı sıra ABD iç siyaseti de ciddi baskı oluşturuyor.

Benzin fiyatları galon başına yaklaşık 4,52 dolara yükselirken, anketler ara seçimler yaklaşırken Trump’ın ekonomik performansına yönelik desteğin gerilediğini gösteriyor.

Bu nedenle Trump’ın federal benzin vergisini askıya alma seçeneğine açık olduğu belirtiliyor. Ancak böyle bir adım Kongre onayı gerektiriyor ve tüketicilere tam anlamıyla yansımayabileceği değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Tahran, savaşın artık yalnızca askeri değil aynı zamanda ABD içinde siyasi ve ekonomik bir mücadeleye dönüştüğüne inanıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı her gün, Amerikan tüketicisi üzerindeki baskıyı artırıyor ve Trump’ın rakiplerine “savaşın enflasyonu yükselttiği ve ekonomiyi zayıflattığı” yönünde eleştiri fırsatı veriyor.

Ancak İran’ın bu hesabı da ciddi riskler içeriyor. Trump, Tahran’ın Hürmüz ve seçimleri kendisine karşı baskı unsuru olarak kullandığına kanaat getirirse, iç baskının kararlarını sınırlamadığını göstermek amacıyla yeni bir saldırıya yönelebilir.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Michael O’Hanlon, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada mevcut belirsizliği şu sözlerle özetledi:

“Her iki taraf da üstünlüğü ele geçirmeyi umuyor. Ancak şu an için kimin haklı olduğunu kimse bilmiyor.”

Sonuç olarak savaş, bombardımanın ötesinde çok daha karmaşık bir aşamaya girmiş durumda. Hürmüz Boğazı hâlâ denklemin merkezinde yer alıyor: Şimdilik İran’ın elindeki önemli bir baskı kartı, ancak Trump ateşkesin zaferini engelleyen bir örtüye dönüştüğüne karar verirse, bu durum hızla savaşın yeniden başlamasına yol açabilir.


Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
TT

Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran savaşı nedeniyle Amerikan mühimmat stoklarında ciddi eksiklik yaşandığı yönündeki açıklamaları eleştirerek, Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Alt Komitesi’nde düzenlenen oturumda “mühimmat meselesinin akıl dışı ve faydasız biçimde abartıldığını” söyledi. Hegseth, ABD’nin ihtiyaç duyduğu mühimmat açısından yeterli kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Hegseth, Amerikan şirketlerinin bu alana yatırım yapmaya başladığını belirterek, “Yeni fabrikalar kuruluyor. Bu da önümüzdeki yıllarda mevcut mühimmat kapasitemizin iki, üç hatta dört katına çıkacağı anlamına geliyor. Çünkü bizim de müttefiklerimizin ve Yabancı Askeri Satış Programı kapsamındaki ortaklarımızın da buna ihtiyacı var. Geçmişte bu ihtiyacı yeterince karşılayamıyorduk” dedi.

ABD’nin bu konuda “iyi bir durumda” olduğunu ifade eden Hegseth, Pentagon’un gerekli gördüğü ihtiyaçlara ilişkin Kongre’ye yeni bir talep sunacağını da kaydetti.

“Her senaryo için hazır planlarımız var”

Milletvekillerinin İran savaşında bir sonraki adımın ne olacağına ilişkin sorularını yanıtlayan Hegseth, Pentagon’un çeşitli senaryolar için hazır planları bulunduğunu söyledi.

Hegseth, “Gerekirse tırmandırma planımız var, gerekirse yeniden konuşlanma planımız var, ayrıca varlık ve kabiliyetlerin taşınmasına yönelik planlarımız da mevcut” ifadelerini kullandı.

cv cfv
ABD Temsilciler Meclisi’nde, 12 Mayıs 2026 tarihinde Bütçe Ödenekleri Komitesi’nde savunma yetkililerinin katılımıyla bir oturum gerçekleştirildi (Reuters)

Görevin hassasiyetine dikkat çeken Hegseth, “Başkanın İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlama yönündeki taahhüdü çerçevesinde bir sonraki adımın ne olacağını doğal olarak açıklamayacağız” dedi.

ABD’nin çatışmanın her alanında üstünlük sağladığını savunan Hegseth, “Biz kazanıyoruz ve bu çatışmanın her aşamasında kazandık. İran da kabiliyetlerinde yaşanan büyük gerileme nedeniyle bunun farkında. Bu yüzden müzakere masasına oturmak istiyorlar. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağı bizim ve Başkan Trump’ın şartlarına göre belirlenecek. Bunu gerçekleştirmek için gerekli tüm mühimmat ve kapasiteye sahibiz” dedi.

Savaşın maliyeti 29 milyar dolara yükseldi

Komite üyeleri ise Hegseth ile oturuma katılan Genelkurmay Başkanı Dan Caine’den, savaş için ek finansman talebinin bir an önce Kongre’ye sunulmasını istedi.

Pentagon’un yeni değerlendirmesine göre savaşın maliyetinin geçen hafta açıklanan 25 milyar dolardan 29 milyar dolara yükseldiği belirtildi.

sxvfdvb
Temsilciler Meclisi Bütçe Ödenekleri Alt Komitesi Başkanı Ken Calvert, 12 Mayıs 2026’da düzenlenen bir duruşmada (Reuters)

Komite Başkanı Ken Calvert, “Umarım kısa süre içinde ek finansman paketini görebiliriz. Mühimmat konusunun farkındayız, bu çatışmanın maliyetini biliyoruz ve devam eden operasyonun finansmanı için muhtemelen kullanmak zorunda kalacağımız diğer unsurların da maliyetini biliyoruz” dedi.

Calvert, ABD’nin karşı karşıya olduğu çok yönlü tehdit ortamına dikkat çekerek, “Dünya artık daha tehlikeli, daha karmaşık ve riskler açısından daha bağlantılı hale geldi. Çin ordusunu kaygı verici bir hız ve ölçekte modernize ediyor. Rusya saldırgan savaşını sürdürüyor. İran ve vekil güçleri ise ağır darbe almalarına rağmen hâlâ tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Tayvan, Ukrayna, NATO, İsrail ve Körfez’deki ABD ortaklarına yönelik tehditlerin “teorik kaygılar değil, ABD’nin güvenilirliği ve kararlılığı açısından bir sınav” olduğunu söyledi.

Demokratlardan Hegseth’e Tepki

Komitedeki Demokratların en kıdemli ismi Betty McCollum ise Hegseth’in daha önce İran savaşına karşı çıkanları “yenilgici” olarak nitelendirmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.

McCollum, savaş maliyetleri artarken Kongre’nin yönetimi sorgulamasının anayasal bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Savunma Bakanlığı bize askeri hizmetler için yakıt maliyetinin varil başına 154 dolardan 195 dolara yükseldiğini bildirdi. Bu da yakıt için daha fazla ödeme yaptığımız ve eğitim ile tatbikatlar için daha az kaynak kaldığı anlamına geliyor” dedi.

fdvfdv
ABD Genelkurmay Başkanları Kurulu Başkanı Dan Caine, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda (AFP)

McCollum, savunma yetkililerinden Kongre’ye; görev yapan askeri personel sayısı, operasyonel faaliyetler, konuşlandırılmış gemilerin ek bakım maliyetleri, kullanılan mühimmat, kaybedilen veya modernizasyon gerektiren ekipmanlar ile yakıt giderlerine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmalarını istedi.

Bu bilgilerin en geç 11 Haziran’a kadar teslim edilmesi talep edilirken, ayrıca savaş nedeniyle ABD tesislerinde oluşan zararların karşılanması için gereken finansmanın boyutuna ve ABD’nin bölgesel müttefikleriyle yeni tesisler veya Merkez Kuvvetler Komutanlığı kapsamındaki iyileştirmeler konusunda herhangi bir anlaşma yapılıp yapılmadığına dair bilgi verilmesi çağrısında bulunuldu.


Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
TT

Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)

Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla çok uluslu bir güç oluşturulmasını destekleyen Fransa ve İngiltere, artık ittifaka katılan her ülkenin söz konusu görev için fiilen ne katkı sağlayacağını netleştirmenin zamanı geldiği görüşünde.

İngiltere Savunma Bakanlığı, 22-23 Nisan tarihlerinde İngiltere Daimi Müşterek Karargâhı’nda düzenlenen toplantıların, “ulusal vizyonların çok uluslu bir plan çerçevesinde birleştirilmesi açısından kritik” olduğunu açıkladı. Bakanlık, salı günkü toplantının ise “farklı kıtalardan 44 ülkenin askeri planlamacıları tarafından son haftalarda kaydedilen büyük ilerlemeye” dayandığını belirtti.

İngiltere Savunma Bakanı John Healey pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık bu çok uluslu savunma görevine liderlik edecek. Diplomatik anlaşmaları askeri planlara dönüştürecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına güveni yeniden tesis edeceğiz. Görevimiz yalnızca konuşmakla kalmayıp harekete geçmeye hazır olduğumuzu göstermektir” dedi.

frgb
Hürmüz Boğazı’nda 8 Mayıs 2026 tarihinde gemiler (Reuters)

Paris ve Londra’nın “örnek teşkil etmek” amacıyla harekete geçerek, Fransız uçak gemisi “Charles de Gaulle” ve ona eşlik eden savaş gemilerini Kızıldeniz üzerinden bölgeye sevk ettiği belirtiliyor. Paris’te dolaşan bilgilere göre gemi, Cibuti’deki Fransız deniz üssünde durdu.

Londra yönetimi ise “İngiltere’nin en gelişmiş savaş gemilerinden biri” olarak tanımlanan HMS Dragon destroyerini boğaza yakın sulara yönlendirdi. Ancak geminin mevcut konumu açıklanmadı.

Uygun an bekleniyor

İki Avrupa başkenti, çok uluslu güce katkı sağlayacak ülkelerin “şartlar oluşur oluşmaz” göreve başlayabilecek şekilde hazır tutulmasını öngören “önceden konuşlanma” stratejisi doğrultusunda hareket ediyor.

Fransız cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre plan, “özellikle Doğu Akdeniz’de hâlihazırda bulunan deniz unsurlarından en iyi şekilde yararlanmak ve boğazdaki deniz trafiğinin yeniden başlamasına ilişkin şartların netleşmesini beklemek” üzerine kurulu.

sxdv
Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle (uçak gemisi) ve ona eşlik eden savaş gemileri, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki sularda görev yapmak üzere ilerlerken Süveyş Kanalı’ndan geçiyor (AFP)

Élysée Sarayı’na göre Fransa, çoğunluğu Kıbrıs açıklarında Doğu Akdeniz’de bulunan, ayrıca Körfez bölgesinde konuşlu 8 fırkateyn ile 2 çıkarma ve komuta gemisi olmak üzere toplam 10 gemi sevk etti. Fransız çevreleri, “önceden askeri konuşlanmanın önemine” dikkat çekerek bunun doğru yönetilmesinin de hayati olduğunu vurguluyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz dahil birçok Batılı liderin açıklamalarına göre çok uluslu gücün temel özellikleri tarafsız, barışçıl ve bölgedeki Amerikan güçlerinden tamamen ayrı olması.

Macron ayrıca, bu gücün İran’la eşgüdüm içinde hareket edeceğini defalarca dile getirerek, operasyonun başlamasının Tahran’ın kabulüne bağlı olduğunu vurguladı.

Fransız Cumhurbaşkanlığı çevreleri, ABD’nin de bu girişimi kabul etmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Bu da pratikte Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yapılması, kırılgan ateşkesin kalıcı hale gelmesi ya da çatışmaların ciddi şekilde azalması gibi şartların oluşmasını gerektiriyor.

Aşılması zor engeller

Ancak mevcut tablo, görevin önümüzdeki günler veya haftalarda başlamasının zor olduğunu gösteriyor. Bunun için en az beş temel unsurun oluşması gerektiği belirtilirken, ilk iki unsur doğrudan çatışan taraflarla bağlantılı görülüyor.

Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a son önerilerini değerlendirmesi için süre tanıyarak uzattığı ateşkesin son derece kırılgan olduğu ifade ediliyor. Trump pazartesi günü yaptığı çeşitli açıklamalarda yeniden askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidinde bulundu.

Tahran ise Washington’un ya kendi yanıtını kabul etmesi ya da reddetmesi gerektiğini belirterek artık ek taviz verme alanının kalmadığını açıkladı.

Böylesi bir ortamda, çok uluslu güce katkı sunmayı düşünen ülkelerin sonucu belirsiz ve kendilerini doğrudan çatışmanın tarafı haline getirebilecek bir misyona katılmalarının zor olduğu değerlendiriliyor.

İkinci unsur ise taraflar arasında barış müzakerelerine dair somut bir ufkun bulunmaması. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre ABD ve İran heyetlerinin yeniden doğrudan ya da dolaylı müzakerelere başlaması ihtimali giderek zayıflıyor. Pakistan arabuluculuğunun çıkmaza girdiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından büyük zarar görecek olan Çin’in olası arabuluculuğu tek umut olarak görülüyor. Çünkü Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı bu boğazdan geçiyor.

Hürmüz’de iki ayrı görev tartışması

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla hazırladığı Özgürlük Projesi’nin başarısız olmasının ardından Avrupalılar, bunun kendi girişimlerinin önünü açtığını düşünüyor.

Ancak Başkan Trump pazartesi günü Özgürlük Projesi’ni daha büyük bir askeri güçle yeniden devreye sokma tehdidinde bulundu. Trump daha önce planın yalnızca 36 saat sonra askıya alınmasını Körfez ülkelerinin girişimleri ve İran’la müzakerelerdeki ilerlemeyle gerekçelendirmişti.

Trump’ın açıklamalarının gözdağı mı yoksa gerçek bir plan mı olduğu netlik kazanmazken, projenin yeniden gündeme gelmesi Paris, Londra ve onlarla iş birliği yapan Avrupa, Asya, Körfez ve Afrika ülkelerini rahatsız ediyor.

Çünkü Hürmüz’de güvenli geçişi sağlamak amacıyla iki rakip askeri misyonun aynı anda bulunmasının pratikte ciddi sorunlar yaratacağı değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupalılar ve ortaklarının, ABD-İran ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini beklemek zorunda kalabileceği belirtiliyor.

İran ve ABD’nin Çekinceleri

Sorunlar bununla da sınırlı değil. İran, boğazda yabancı askeri güç bulunmasına açık şekilde karşı çıkıyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Fransa ve İngiltere’ye ait savaş gemilerinin veya “başka ülkelerin gemilerinin” Hürmüz’e yaklaşması halinde “kesin bir karşılık verileceği” uyarısında bulundu.

Garibabadi, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Savaşta da barışta da bu boğazın güvenliğini yalnızca İran İslam Cumhuriyeti sağlayabilir. Hiçbir ülkenin bu alana müdahale etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Macron, İran’a güvence vermek amacıyla çok uluslu görevin Tahran’la koordinasyon içinde yürütüleceğini ve Fransa’nın asla boğaza asker konuşlandırmayı düşünmediğini söyledi. Ancak Macron aynı zamanda girişimin temel ilkelerinin; boğaza herhangi bir tarafça abluka uygulanmasına karşı çıkmak ve geçişlerden ücret alınmasını reddetmek olduğunu da vurguladı.

Fransa ayrıca İran’ın boğaz üzerindeki baskısını kaldırması karşılığında, İran gemilerinin de serbest dolaşım hakkına kavuşmasını; başka bir ifadeyle ABD’nin İran limanlarına yönelik baskısının sona ermesini öneriyor.

Çok uluslu misyona mesafeli duran yalnızca İran değil. Washington yönetimi de girişime sıcak bakmıyor. ABD, Avrupalılar, NATO üyeleri ve Avustralya ile Japonya gibi ülkelerin son savaşta Washington’a destek vermemesinden rahatsızlık duyuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile İngiliz mevkidaşı arasında pazartesi günü yapılan telefon görüşmesinde Avrupa’nın öncülük ettiği görev de ele alındı. Rubio’nun ve Başkan Trump’ın bu misyona mesafeli olduğu biliniyor.

Trump daha önce, her şey bittikten sonra böyle bir gücün oluşturulmasının mantıklı görünmediğini söylemiş, ancak sonunda yine de bazı faydaları olabileceğini ifade etmişti.