Blinken: Suudi Arabistan-ABD anlaşmasına haftalar kaldı

Gözlemciler ve araştırmacılar, beklenen adımla ilgili Şarku’l Avsat’a konuştular

ABD Dışişleri Bakanı, salı günü Senato’daki oturumda ifade verdi (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, salı günü Senato’daki oturumda ifade verdi (AFP)
TT

Blinken: Suudi Arabistan-ABD anlaşmasına haftalar kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, salı günü Senato’daki oturumda ifade verdi (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, salı günü Senato’daki oturumda ifade verdi (AFP)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dün yaptığı açıklamada, ABD ve Suudi Arabistan’ın bir savunma anlaşmasını ve sivil bir nükleer anlaşmayı sonuçlandırmaya ‘çok yakın’ olduklarını söyledi.

Blinken, Temsilciler Meclisi Tahsilatlar Komitesi önünde Dışişleri Bakanlığı’nın bütçe talebi konusunda verdiği ifade sırasında, anlaşmaların sonuçlandırılmasına ‘haftalar kaldığını’ belirtti. Ancak Blinken, Gazze'de sükûnet sağlanmadan ve Filistin devletinin kurulmasına giden yol açılmadan Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecinin başlayamayacağı uyarısında bulundu.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın geçtiğimiz hafta Ortadoğu'ya yaptığı ziyaretin ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan ABD'li üst düzey bir yetkili, ülkesinin Suudi Arabistan'a savunma garantisi vermeyi önerdiği ve gelişmiş silahların satışını içeren anlaşmalara varılmak üzere olduğunu söyledi. Aynı yetkili, anlaşmanın sivil bir nükleer anlaşmanın yanı sıra olası F-35 savaş uçakları ve diğer gelişmiş silahların satışını da içereceğini sözlerine ekledi.

Suudi Arabistan'ın açık talepleri

Blinken, salı günü Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki oturumda, anlaşmaların ABD ve Suudi Arabistan arasındaki boyutlarının neredeyse tamamlandığını, ancak kapsamlı anlaşmaların tamamlanabilmesi için İsrail'in bazı adımlar atmasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın İsrail'le ilişkileri normalleştirme sürecine geri dönmesi için Gazze'de sükûneti ve Filistin devletinin kurulmasına giden yolun açılması gerektirdiği konusunda çok net olduğunu ifade eden Blinken, İsrail'in ilerlemek isteyip istemediğine karar vermesi ve kuruluşundan bu yana istediği gibi bölge ülkeleriyle normalleşmiş ilişkiler kurmayı başarma fırsatını yakalaması gerektiğini de kaydetti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Ortadoğu turundan dönüşü sonrası dün Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında, “Başkan Joe Biden, İsrail'in güvenliğinin yanı sıra Filistin halkı için onurlu ve güvenli bir geleceği garanti altına alan iki devletli çözümün bölgedeki herkes için uzun vadeli güvenlik ve istikrarı sağlamanın en iyi yolu olduğuna inanıyor” ifadelerini kullandı.

Biden'ın İsrail'i bölgesel istikrarı sağlayacak şekilde çevresiyle bütünleştirme düşüncesinden bahsettiğini belirten Sullivan, “Geçtiğimiz hafta sonu Suudi Arabistan'da Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile bunu konuştum. İsrail'in bu yönde adımlar atması halinde neler elde edilebileceğine dair açıklamalarını sizler de işittiniz. İsrail hükümeti ile bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz” dedi.

‘Çok önemli’ anlaşma

ABD'nin eski Ortadoğu temsilcisi Dennis Ross, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın öneminden bahsetti. Ross, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu tür bir anlaşma her iki ülkenin de ihtiyaç ve çıkarlarına uygundur” diye konuştu.

ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) Ortadoğu uzmanı Stephen Cook, anlaşmanın son derece önemli olduğuna inanıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Cook, “Şimdiye kadar resmiyet kazanmamış olan bu anlaşma, ABD ve Suudi Arabistan'ın güvenliğini resmen birbirine bağlayarak bir emsal teşkil edecek. Anlaşma aynı zamanda Suudilerin Çin'le ilişkilerini de etkileyecek ve ilk fırsatta anlaşmayı test etmesi muhtemel olan İranlılara güçlü bir mesaj verecek” yorumunda bulundu.

bgrnthmj
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman, ABD Başkanı Biden’ı 2022 yılının temmuz ayında Cidde'de ağırladı (Bender el-Calud)

Washington'daki Ortadoğu Enstitüsü'nde (MEI) kıdemli araştırmacı Brian Katulis de ABD ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın önemli olduğu görüşünde. Katulis, Şarku’l Avsat’a, anlaşmanın bölge üzerinde istikrarı sağlayıcı bir etkisi olacağını söyledi. Katulis, “İki ülke arasındaki anlaşmalar güvenlik, ekonomi ve enerji gibi birçok önemli alanda iki ülkeyi birbirine yakınlaştıracak” ifadelerini kullandı.

İsrail'in atması gereken adımlar

ABD ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın duyurusunun yakında yapılabileceğine dair iyimser havaya rağmen yetkililer, iki ülke arasında tamamlansa bile ABD Senatosu'nun onayını gerektiren anlaşmanın önünde çok sayıda zorluk olduğu uyarısında bulundular.

ABD'li Demokrat Senatör Chris Murphy, Senato Dış İlişkiler Komitesi tarafından düzenlenen oturumda ABD Dışişleri Bakanı'na doğrudan “Komitemiz, iki ülke arasındaki herhangi bir anlaşmanın İsrail'i de kapsayan ve temelde bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik gerçek taahhütleri içeren bir anlaşma çerçevesinde olacağını düşünüyor. Ancak ne yazık ki şu an İsrail siyasi sahnesinde bu tür taahhütlerde bulunma niyeti yok gibi görünüyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?” sorusunu yöneltti.

Söz konusu anlaşmaların geleceğinin İsrail ile ilişkilerin normalleşmesine bağlı olduğunu ima eden Blinken, Murphy'nin sorusuna “Anlaşmaları tamamlasak bile, ki bunu hızlı bir şekilde yapabileceğimizi düşünüyorum, normalleşme sürecinde ilerlemek için ihtiyaç duyduğumuz diğer şeyler olmadan anlaşmalarda ilerleme kaydedilemez” yanıtını verdi.

Blinken'ın açıklamasına değinen Cook, şunları söyledi:

ABD ve Suudi Arabistan bir anlaşmaya çok yakın görünüyor. ABD, İsrail'in kabul edeceği ve böylece Arap-İsrail çatışmasının sona ereceği ve bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik müzakerelerin hızlanacağı umuduyla normalleşmeyi canlandırmaya çalışıyor. İsrailliler ilk maddeyi istiyorlar ama ikinci maddeyi kabul edemiyorlar çünkü bu siyasi açıdan çok zor. Burada ABD’li bazı senatörlerin İsrail'i kapsamayan bir anlaşmayı imzalamayacaklarını söylemiş olmaları sorun teşkil ediyor.

ABD’nin yapacağı herhangi bir güvenlik anlaşmasının Senato'nun üçte ikisi tarafından onaylanması gerekiyor. Aynı durum, silah satışı anlaşmaları için de geçerli. Silah satışı anlaşmaları, bu tür anlaşmaları engelleme yetkisine sahip olan Senato ve Temsilciler Meclisi’nin dış ilişkiler komiteleri tarafından incelenmesi gerekiyor.

İsrail ile normalleşme olmadan Senato'da üçte iki oyla onaylanması gereken bir güvenlik anlaşması yapmanın mümkün olmadığını vurgulayan Dennis Ross ise “Normalleşme olmadan ABD'nin güvenlik taahhütleri azalabilir, ancak Suudi Arabistan caydırıcılık ve Amerikan yapımı gelişmiş silahlara erişmek için resmi bir taahhütte bulunulmasını istiyor” dedi.

Bu durum, söz konusu güvenlik anlaşmasının Senato’nun onayı olmadan ve daha az taahhütle kabul edilebileceği ihtimalini gündeme getiriyor. MEI kıdemli araştırmacısı Katulis, ABD Senatosu’nun Ukrayna, Tayvan ve İsrail'e ek yardımın altı ay süreyle ertelenmesi meselesinde görüldüğü üzere performansını etkileyen birçok bölünmeyle boğuştuğunu ve karşı karşıya kaldığı zorluklar olduğunu söyledi. ABD seçimlerine altı aydan daha kısa bir süre kaldığını hatırlatan Katulis, bu durumun Senato’da herhangi bir projenin onaylanmasını zorlaştıracağına dikkati çekti.

Buna karşın Ross, bazı muhalif sesler olsa da anlaşmanın Ortadoğu'nun ve ABD'nin Çin-Rusya-İran ittifakıyla rekabetinin yararına olacağını söyledi.

 



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.