ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Cumhuriyetçiler, ara seçimlerdeki yenilgilerin ardından Trump'tan politika değişikliğine gitmesini istiyor

Trump, dün Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat alanını ziyareti sırasında gazetecilere açıklamalarda bulunurken (AP)
Trump, dün Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat alanını ziyareti sırasında gazetecilere açıklamalarda bulunurken (AP)
TT

Cumhuriyetçiler, ara seçimlerdeki yenilgilerin ardından Trump'tan politika değişikliğine gitmesini istiyor

Trump, dün Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat alanını ziyareti sırasında gazetecilere açıklamalarda bulunurken (AP)
Trump, dün Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat alanını ziyareti sırasında gazetecilere açıklamalarda bulunurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Demokratlara Kongre'nin kontrolünü kazandıran ara seçimlerdeki ezici yenilginin ve kritik seçim yarışlarında bizzat desteklediği adayların seçmenler tarafından reddedilmesinin ardından, dün Cumhuriyetçilerin politika değişikliği baskısıyla karşı karşıya kaldı.

Başkanlığının son iki yılına girerken Trump'ın müttefikleri ve siyasi stratejistler, Beyaz Saray ekibinde köklü değişiklikler yapılması, disiplinin yeniden sağlanması ve İran savaşı ile gümrük tarifeleri başta olmak üzere seçim yenilgisinden sorumlu tuttukları politikalardan vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

Deneyimli Cumhuriyetçi stratejist John Feehery, seçim sonuçlarını Trump açısından “büyük bir felaket” olarak nitelendirdi.

Feehery, “Kapsamlı bir tasfiye gerçekleştirmesi gerekiyor. Bundan sonra geçecek her gün, konumunu daha da zayıflatacak” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak Trump, seçim sonuçlarını politika değişikliğini gerektiren bir gelişme olarak değerlendirdiğine dair kayda değer herhangi bir işaret vermedi.

Trump, salı günü geç saatlerde Fox News'e yaptığı açıklamada, “Bunu kendime yönelik bir darbe olarak görmüyorum” dedi.

Demokratlar artık Trump'ın yasa tasarılarını engelleme, yönetiminin performansını soruşturma ve adaylıklarına itiraz etme yetkisine sahip olacak. Bu durumun, yürütme yetkilerini hâlihazırda geniş ölçüde kullanan Trump'ı, kendi başına alabileceği kararlara ve başkanlık kararnamelerine daha fazla yönelteceği değerlendiriliyor.

Trump ayrıca, bazı Cumhuriyetçilerin siyasi açıdan yük hâline geldiğinden endişe ettiği gündemine odaklanmayı sürdürüp sürdürmeyeceğine karar vermek zorunda kalacak. Bu durum, 2028'de Beyaz Saray'a aday olmayı düşünen muhtemel Cumhuriyetçi halefleri açısından da önem taşıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AFP)

Trump'ın muhtemel siyasi halefi olarak görülen Başkan Yardımcısı JD Vance, dün ara seçimlerdeki kayıplardan İran savaşını sorumlu tutarak başkanla arasına bir miktar mesafe koymuş gibi göründü.

Siyasi stratejistler ve parti yetkilileri, Cumhuriyetçilerin Trump'ın parti seçmenleri üzerindeki uzun süredir devam eden etkisinin zayıfladığı sonucuna varması hâlinde benzer çıkışların artabileceğini belirtti.

Beyaz Saray'da soruşturma ve personel değişikliği hazırlıkları

Adının açıklanmaması koşuluyla konuşan üst düzey bir yetkiliye göre Beyaz Saray'ın kıdemli danışmanları olası personel ayrılıklarına, yönetimde yapılabilecek değişikliklere ve Demokratların başlatması beklenen soruşturmalara hazırlanıyor.

Yetkili, “Moral şimdiye kadarki en düşük seviyesinde” ifadelerini kullandı.

Yetkili ayrıca, seçimlerden altı hafta önce yapılan kurum içi anketlerin Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da kayıplar yaşayacağına işaret ettiğini ancak Trump'ın siyasi sonuçlara ilişkin uyarılara rağmen İran politikasını değiştirmeyi reddettiğini söyledi.

Yetkili, “Sonuçta bunu hiç umursamadı. Kimseyi dinlemeyi reddetti” dedi.

Trump salı günü geç saatlerde, sekiz ay önce İran'la başlayan savaşın Cumhuriyetçi adaylara zarar verdiğini kabul etti, ancak savaşı başlatma kararını savundu.

Cumhuriyetçilerin endişeleri savaşın çok ötesine uzanıyordu. Cumhuriyetçi bir siyasi danışman, Michigan ve Iowa gibi eyaletlerdeki çekişmeli Senato yarışlarına yönelik düzenlenen odak grup çalışmalarında, ulusal düzeydeki Cumhuriyetçi siyasi danışmanların kaygılarının yaz aylarında giderek arttığını söyledi.

Danışmana göre, daha fazla sayıda Cumhuriyetçi ve bağımsız seçmen, Trump'ın Beyaz Saray'daki balo salonu ve Washington'daki yenileme çalışmaları gibi konulara odaklanmasından rahatsızlık duyduğunu dile getirdi.

Danışman, “Trump, önümüzdeki iki yılı da aynı önemsiz konular hakkında konuşarak geçirirse, bir sonraki seçimlerde bir kez daha ezici bir yenilgiye uğrayacağız” dedi.

Tüm bu gelişmelerin ortasında Trump, dün gazetecileri Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat alanını gezmeye davet ederek projeye ayırdığı zamanı savundu.

Trump, “Benim için bu, huzur veren bir şey” diye konuştu.

Beyaz Saray da meydan okuyan bir söylem benimsedi. Yönetim, sosyal medyada Trump'ın fotoğrafını “Herkese duyurulur: Trump hâlâ sizin başkanınız” mesajıyla paylaştı.

Trump hâlâ önemli yetkilere sahip. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Beyaz Saray', Demokratların muhalefetine rağmen gündeminin bazı bölümlerini hayata geçirmesine imkân sağlayabilecek göç, gümrük tarifeleri, konut ve federal harcamalara ilişkin yürütme tedbirlerine aylardır hazırlık yaptı.

Ancak yürütme yetkisi, yönetimi Kongre soruşturmalarından korumaya yetmeyecek.


Eisenkot, İsrail Başbakanı olması hâlinde Washington ile iş birliğini güçlendirme sözü verdi

İsrail muhalefet bloğunun lideri Gadi Eisenkot (DPA)
İsrail muhalefet bloğunun lideri Gadi Eisenkot (DPA)
TT

Eisenkot, İsrail Başbakanı olması hâlinde Washington ile iş birliğini güçlendirme sözü verdi

İsrail muhalefet bloğunun lideri Gadi Eisenkot (DPA)
İsrail muhalefet bloğunun lideri Gadi Eisenkot (DPA)

İsrail muhalefet blokunun lideri Gadi Eisenkot dün yaptığı açıklamada, başbakanlık görevini üstlenmesi hâlinde ABD ile ilişkileri güçlendirme sözü verdi. Eisenkot, Ortadoğu'da istikrarın pekiştirilmesi için ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte çalışacağını belirtti.

arku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Eisenkot, “Benim liderliğimde bu ortaklığı yeniden canlandıracak ve derinleştirecek, uzun yıllardır dayandığı iki partili desteğin temellerini güçlendireceğiz” dedi. Eisenkot, Trump ile “ortak güvenlik çıkarlarımızı güçlendirmek, bölgesel istikrarı pekiştirmek ve Ortadoğu halkları için yeni refah fırsatlarının önünü açmak” amacıyla çalışmayı sabırsızlıkla beklediğini ifade etti.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, seçimlerin açık bir galip ortaya çıkarmadığını belirterek, dün yeni hükümetin kurulması amacıyla siyasi partilerle istişarelere başladı. Herzog, parti liderlerine uzlaşma sağlamaları ve taviz vermeleri çağrısında bulunurken, Araplara yönelik “ırkçı” söylemleri de kınadı.

İstişarelerin amacı, son seçimlerde görev süresi sona ermek üzere olan Başbakan Binyamin Netanyahu ile başlıca rakibi Eisenkot'un parlamentoda hükümet kurmak için yeterli çoğunluğu elde edememesinin ardından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilecek ismi belirlemek.

İsrail'deki başlıca Arap siyasi oluşumlarından Birleşik Arap Listesi Partisi, dün yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanına yeni hükümeti kurma görevini Eisenkot'a vermesini önereceğini duyurdu.

Cumhurbaşkanı Herzog ile yapılacak görüşme öncesinde Birleşik Arap Listesi'nin parlamento grubu, yayımladığı açıklamada “Gelecek hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için Eisenkot'u önerme kararı aldık” ifadelerini kullandı.

İsrail'de cumhurbaşkanlığı makamı büyük ölçüde sembolik nitelik taşısa da hükümeti kurma girişiminde bulunması için bir adayı görevlendirme yetkisi Herzog'a ait. Bu süreç haftalar, hatta aylar sürebilir ve başarısızlıkla sonuçlanarak yeni seçimlerin yapılmasına yol açabilir.

27 Ekim'de yapılan seçimlerin ardından iki siyasi bloktan hiçbirinin Knesset'te yeterli çoğunluğu sağlayamaması üzerine Herzog, istişareler öncesinde her iki tarafın da “tüm taahhüt ve vaatlerini yerine getiremeyeceğini” kabul etmesi ve yeni bir seçime gidilmesini önlemek için çaba göstermesi gerektiğini söyledi.

Netanyahu, seçim kampanyası sırasında ve öncesinde, iki taraf arasında ittifak kurulması hâlinde Eisenkot'un başbakanlığa gelmesini sağlayabilecek Arap ağırlıklı siyasi listeleri hedef alan sert eleştirilerde bulunmuştu.

Herzog'un dün başladığı görüşmeleri bugün de sürdürerek ilk tur istişareleri gerçekleştirmesi planlanıyor. Hükümeti kurmakla görevlendirilecek adaya bu amaçla 28 gün süre verilecek. Bu süre 14 gün daha uzatılabilecek.

Netanyahu, Likud Partisi'nin daha iyi bir seçim sonucu elde ettiği Kasım 2022'deki son seçimlerin ardından hükümeti kurmak için 58 güne ihtiyaç duymuştu.


Netanyahu: İsrail seçimlerine yabancı müdahalesine ilişkin “ciddi şüpheler” var

Görev süresi sona ermek üzere olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
Görev süresi sona ermek üzere olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu: İsrail seçimlerine yabancı müdahalesine ilişkin “ciddi şüpheler” var

Görev süresi sona ermek üzere olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
Görev süresi sona ermek üzere olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

Görev süresi sona ermek üzere olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, seçim sonuçlarının resmen açıklanmasının ve Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un hükümeti kurmakla görevlendirilecek adayı belirlemek üzere istişarelere başlamasının ardından, dün seçimlere yabancı müdahalesine ilişkin “ciddi şüpheler” bulunduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Netanyahu, İsrail bayrağı ve Başbakanlık Ofisi logosunun önünde yaptığı video açıklamasında, “Yabancı ülkelerin İsrail'deki seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla büyük miktarlarda para harcadığına dair ciddi şüpheler var” ifadelerini kullandı.

İsrail Seçim Komisyonu ise Netanyahu'nun ekibinin baskılarına rağmen, geçen hafta gerçekleştirilen seçimlere ilişkin incelemesinde seçimlerin dürüstlüğünü zedeleyecek herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediğini dün açıkladı.

Komisyon açıklamasında, “İnceleme tamamlandı. Siyasi partilerin sunduğu bütün şikâyetleri değerlendirdik ve seçimlerin dürüstlüğüne herhangi bir müdahale olduğuna işaret eden bulguya rastlamadık” ifadelerine yer verdi.

Netanyahu ve partisi Likud, 27 Ekim'de yapılan seçimlerde rekor sayıda milletvekilliği kazanan İsrail'deki Arap partilerini son günlerde seçimlere hile karıştırmakla suçlamayı sürdürdü. Söz konusu sonuçlar, Netanyahu'nun parlamentoda çoğunluğu elde etmesini engelledi.

Bu baskılar üzerine İsrail hükümetinin Hukuk Danışmanı Gali Baharav-Miara, salı akşamı alışılmadık bir adım atarak, Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen İç Güvenlik Servisi (Şin Bet) Başkanı David Zini'den seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin elindeki kanıtları sunmasını istedi.

İsrail Seçim Komisyonu, açıklamasında siyasi partiler ve bireyler tarafından yapılan bütün itirazların incelendiğini ve 9 binden fazla sandığın denetlendiğini belirtti. Komisyon, bunun “benzeri görülmemiş” bir sayı olduğuna dikkat çekti.

Komisyon, böylece Cumhurbaşkanı Herzog'un yeni hükümeti kurmak için en uygun gördüğü adayı belirlemek üzere yürüttüğü istişareler öncesinde incelemesinin sonuçlarını açıklamış oldu.

İstişarelerin uzun ve zorlu geçmesi bekleniyor. Zira hiçbir siyasi blok, parlamentoda mutlak çoğunluk için gereken 61 sandalyeye ulaşamadı. Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53 sandalye kazanırken, merkez siyasetçi Gadi Eisenkot liderliğindeki ana muhalefet bloku 48 sandalyede kaldı.