ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump: Mutabakat muhtırası nihai değil, gerekirse bombalamaya döneriz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump: Mutabakat muhtırası nihai değil, gerekirse bombalamaya döneriz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile imzalanması planlanan mutabakat muhtırasının "nihai bir anlaşma olmadığını" belirterek, "Eğer anlaşmayı beğenmezsem yeniden bombalamaya döneriz" dedi. Trump ayrıca, muhtıranın yaptırımların derhal kaldırılmasını içermediğini, ancak bu konunun daha sonra ele alınacağını ifade etti.

Öte yandan, Fransa'nın Evian-les-Bains kentinde bir araya gelen G7 liderleri, ABD ile İran arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını ve uygulanmasına katkı sağlamaya hazır olduklarını açıkladı.

Lübnan'da ise Washington ile Tahran'ın savaşı sona erdiren ve İsrail ile Hizbullah cephesini de kapsayan bir anlaşmaya vardığını duyurmasına rağmen, İsrail ordusu ülkenin güneyindeki çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi.

ABD-İran Mutabakat muhtırasının taslak metni

Bloomberg, ABD ile İran arasında cuma günü İsviçre'de imzalanması planlanan ve 14 maddeden oluşan mutabakat muhtırasının taslağını yayımladı:

1. İran ve ABD, mevcut savaşta yer alan müttefikleriyle birlikte, bu mutabakatın imzalanmasıyla tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere, savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder. Taraflar birbirlerine karşı düşmanca eylemlerde bulunmamayı, güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınmayı taahhüt eder. Nihai anlaşma, bu madde ve diğer tüm maddeleri teyit edecektir.

2. İran ve ABD, karşılıklı olarak egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi taahhüt eder.

3. Taraflar, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmak üzere müzakereler yürütmeyi kabul eder.

4. Mutabakatın imzalanmasının ardından ABD, deniz ablukasını kaldıracak, İran'a yönelik müdahale ve engellemeleri durduracak ve en geç 30 gün içinde deniz taşımacılığını savaş öncesi kapasitesine döndürecektir. İran'a ait gemi trafiği de savaş öncesi seviyelerle orantılı olacaktır. Ayrıca ABD, nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde çevre bölgelerdeki güçlerini çekmeyi taahhüt eder.

5. İran, teknik engellerin giderilmesi ve mayın temizliği çalışmalarını da dikkate alarak, Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi trafiğini 30 gün içinde savaş öncesi seviyelere çıkarmak için gerekli adımları atacaktır.

6. ABD, bölgesel ortaklarıyla iş birliği içinde, İran'ın ekonomik kalkınması ve yeniden yapılandırılması için en az 300 milyar dolarlık finansman içeren kapsamlı bir plan hazırlayacaktır. Bu planın uygulama mekanizması nihai anlaşmanın bir parçası olarak 60 gün içinde belirlenecektir.

7. ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararları ile birincil ve ikincil tüm Amerikan yaptırımları dahil olmak üzere İran'a yönelik mevcut yaptırımların kaldırılmasını öngören bir takvim üzerinde anlaşmayı taahhüt eder.

8. İran, hiçbir koşulda nükleer silah üretmeyeceğini yeniden teyit eder. Zenginleştirilmiş materyallerin akıbeti ve İran'ın nükleer ihtiyaçları da dahil olmak üzere nükleer programla ilgili diğer konular nihai anlaşmada düzenlenecektir.

9. Nihai anlaşmaya varılıncaya kadar mevcut durum korunacaktır. İran nükleer programındaki mevcut pozisyonunu muhafaza edecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgedeki askerî varlığını artırmayacaktır.

10. ABD, yaptırımlar kaldırılıncaya kadar İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve bunlarla bağlantılı bankacılık, sigorta ve taşımacılık hizmetlerine yönelik muafiyetler sağlayacaktır.

11. Nihai anlaşmaya yönelik ilerlemeler doğrultusunda İran'a ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fon ve varlıklar serbest bırakılacak ve İran Merkez Bankası'nın belirleyeceği nihai yararlanıcıların kullanımına sunulacaktır. ABD bu kapsamda gerekli tüm izin ve lisansları verecektir.

12. İran ve ABD, nihai anlaşmanın başarılı şekilde uygulanmasını ve gelecekteki uyumu denetlemek amacıyla ortak bir uygulama mekanizması kuracaktır.

13. İran, mutabakatın 4, 5, 10 ve 11. maddelerinin uygulanmaya başlamasına ilişkin güvenceleri aldıktan sonra ve bu uygulamalar sürdüğü müddetçe, taraflar yalnızca kalan maddeler hakkında nihai anlaşma müzakerelerine başlayacaktır.

14. Nihai anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilecek bağlayıcı bir karar temelinde yürürlüğe girecektir.

Arakçi, Lavrov'a ABD'nin sorumluluğunu hatırlattı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinde Tahran ile Washington arasında varılan mutabakat muhtırasının ayrıntılarını ele aldı.

İran Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Arakçi, görüşmede muhtıranın detaylarını aktararak, maddelerin uygulanmasında sorumluluğun ABD'ye ait olduğunu vurguladı. Ayrıca İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının tamamen durdurulması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, iki bakanın ikili ilişkilerle ilgili çeşitli konuları da değerlendirdiği ve Lavrov'un mutabakat muhtırasını memnuniyetle karşıladığı ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Arakçi ve Lavrov'un uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin söz konusu mutabakatı desteklemesinin önemine dikkat çektiğini, Orta Doğu'da barış ve istikrarın güçlendirilmesi amacıyla diplomatik temasların sürdürülmesi gerektiğini vurguladığını kaydetti.

Önümüzdeki dönemde İran'ın nükleer programı, ekonomik yaptırımlar ve karşılıklı yükümlülüklerin uygulanma mekanizmalarına ilişkin ayrıntılı müzakerelerin devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle mevcut anlaşma, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların daha kapsamlı bir çözüme kavuşturulmasına zemin hazırlayan genel bir çerçeve olarak değerlendiriliyor.


Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor
TT

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Robert Ford

Washington’daki İsrail yanlıları, Amerikan kamuoyundaki artan öfkeye rağmen İsrail’in gücünü pekiştirmeye yönelik yeni politikalar üretme konusundaki ustalıklarını sergilemeyi sürdürüyor. Mevcut ikili savunma anlaşması çerçevesinde İsrail'e her yıl İsrail ve ABD askeri sistemleri ile teçhizatı satın almak üzere hükümet hesaplarına 3,3 milyar dolar nakit aktarılıyor. Buna iki ülkenin yakın iş birliği içinde yürüttüğü füze savunma sistemlerine ayrılan 500 milyon dolar da ekleniyor. Bu anlaşmanın 2028 yılında sona ermesinin ardından ne olacağı sorusu ise Washington gündeminin odağına yerleşmiş durumda. Amerikan kamuoyu büyük yardım programına karşı cephe aldı. New York Times (NYT) gazetesi ile Siena Araştırma Enstitüsü’nün (SRI) geçtiğimiz mayıs ayında kayıtlı seçmenler arasında gerçekleştirdiği anket, seçmenlerin yüzde 57'sinin İsrail'e daha fazla askeri ve ekonomik yardım sağlanmasına karşı çıktığını ortaya koydu. Bu oran, Amerikalıların İsrail'in tutumundan duydukları şüpheciliğin giderek arttığını yansıtan göstergeler serisinin en güncel halkası oldu. Özellikle Cumhuriyetçiler ve genç seçmenler arasındaki desteğin erimesi bu tabloyu belirginleştiriyor. Dolayısıyla büyük yardım programının yenilenmesi, siyasetçiler ve Kongre üyeleri arasında hiç olmadığı kadar sert bir tartışmaya zemin hazırlayacak.

ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle ortak üretim anlaşmalarına sahip.

İsrail'de ise ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımlara yönelik Amerikan halk desteğinin gerilediğine ilişkin farkındalık artıyor. Bu yardımların artık zorunlu olmadığını, hatta İsrail'in karar serbestisini kısıtlayabileceğini ileri süren sesler de yükseliyor. Dolayısıyla Başbakan Binyamin Netanyahu dahil İsrailli yetkililer son altı ay içinde her iki ülkenin savunma sanayii sektörlerinin daha geniş bir sistem ve teçhizat yelpazesinde doğrudan iş birliği yapmasına imkân tanıyacak biçimde ikili askeri ilişkinin yapısının değiştirilmesini önerdi. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) ve Heritage Vakfı gibi ABD'deki lobi grupları ve düşünce kuruluşlarının desteğiyle bazı Kongre üyeleri, Amerikan kaynaklarını İsrail'in gücünü pekiştirmeye yönelik kullanmak için yeni bir strateji ortaya attı. ABD Savunma Bakanlığı bütçe yasası da 2027 yılında İsrailli savunma sektörü şirketlerini ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) teknolojik araştırma ile yeni askeri sistem ve teçhizat geliştirme ve üretim programlarına entegre edecek yeni bir politikayı hayata geçirecek. Savunma Bakanlığı bütçe yasasının 224. maddesi kabul edilirse Pentagon bünyesinde insansız hava araçlarına (İHA) karşı sistemler, hava savunma, yapay zeka (AI), savunma amaçlı ileri bilgisayar teknolojisi, siber savaş, biyoteknoloji ve savunma sanayii geliştirme alanlarındaki ortak projeleri yönetmek üzere yeni bir ofis kurulacak. Bu alanlarda yürütülecek çalışmalar İsrailli şirketlere son derece hassas Amerikan teknolojilerine açılan yeni kapılar aralayacak.

rgrbgf
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD’nin Florida eyaletindeki Palm Beach’te bulunan Trump’a ait Mar-a-Lago kulübünde gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında el sıkışırken, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle halihazırda ortak üretim anlaşmalarına sahip; bu çerçevede yabancı şirketler Amerikan yönergelerine göre uçağın belirli bileşenlerini veya parçalarını üretiyor.

Dikkat çekici olan husussa Washington’ın F-35 programındaki tüm kritik bileşenler ve fikri mülkiyet hakları üzerindeki kontrolünü elinde bulunduruyor olması.

Bu sayede ABD, siyasi anlaşmazlıklar gerekçesiyle Türkiye gibi ülkeleri uçak parçası üretim sözleşmelerinin dışında tutabiliyor. İsrail'e özel 224. madde önerisi ise farklı bir yönde ilerliyor. Bu senaryoda Pentagon, teknolojiyi ve sistemleri araştırıp geliştirmeleri için İsrailli şirketleri tek başına ya da ABD merkezli şirketlerle ortaklaşa finanse edecek, ardından bu ürünleri kendi kullanımı için satın alacak. İsrail merkezli şirketler ise geliştirdikleri teknolojilere ek olarak Amerikalılara yönelik sistem ve teçhizat üretiminde kullandıkları üretim tesislerinin de sahibi olacak. Bu anlamda İsrailli savunma şirketleri, Pentagon ve yurt dışı pazarları hem İsrail ordusunun ihtiyacını hem de İsrail ihracat pazarını birlikte geride bırakan dev Amerikan askeri-sanayi kompleksinin bir parçası haline gelecek. ABD-İsrail İş Birliği Başkanı Aaron Kaplowitz, haziran ayı başlarında Washington Post'ta yayımlanan bir makalede ABD Sınır Güvenliği teşkilatının halihazırda İsrail yapımı İHA’lar kullandığına dikkati çekerek bunu İsrail teknolojisinin ABD silah sistemlerine entegre edilerek geliştirilmesi halinde Amerikan askeri kapasitesini artırabileceğinin kanıtı olarak sundu.

ABD Senatosu, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden, bölgesel İHA teknolojileri ve yeteneklerini de içeren konularda İsrail hükümetiyle istihbarat paylaşımının kapsamını genişletmesini talep eden bir yasa tasarısını görüşüyor.

Kaplowitz'in bazı İsrailli savunma şirketlerinde bizzat yatırımcı konumunda olduğunu da belirtmek gerekir. Öte yandan Amerikan askeri kapasitesini güçlendirmeye ilişkin bu argüman Washington'da başka eleştirilere de zemin hazırladı. Gazze savaşına duyduğu tepkiyle istifa eden ABD Dışişleri Bakanlığı eski Askeri Yardım Ofisi yetkilisi Josh Paul, 224. maddeyi İsrail'e sağlanan yardımları Pentagon'un araştırma ve silah için ayrılan dev bütçesinin içine gizlemenin bir aracı olarak nitelendirdi. Paul ayrıca İsrail kontrolündeki teknolojilerin ve üretim tesislerinin Pentagon'un silah tedarik süreçlerine entegre edilmesinin, Washington ile Kudüs arasında ciddi bir politika anlaşmazlığı patlak verdiğinde İsrail'e Pentagon'un yeni sistem ve teçhizat edinmesini ya da konuşlandırmasını geciktirme imkânı tanıyabileceği uyarısında da bulundu. Paul, İsrailli şirketlerin Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projeler aracılığıyla geliştirilen teknolojiyi ihracat pazarlarında diğer Amerikan şirketleriyle rekabet etmek için kullanabileceğini de vurguladı.

Entegrasyon insan hakları baskısını azaltacak

Simon ve diğerleri, yıllık askeri yardımların Pentagon'un İsrailli şirketlerle yapacağı tedarik sözleşmeleri ve Amerikan-İsrail ortak projeleriyle ikame edilmesinin Washington'ın İsrail politikası ile Filistinlilerin hakları üzerindeki etkisini kısıtlayacağını da vurguluyor. Amerikan yasaları, insan haklarını ihlal eden ülkelerin ABD silahı edinemeyeceğini öngörüyor. Biden yönetiminin Gazze'de kullanılan ve büyük ölçüde Washington tarafından finanse edilen İsrail silah alımlarına kısıtlama getirmeme politikası Demokrat Parti içinde derin bir kırılmaya yol açmıştı. Askeri alımlar için ayrılan yıllık nakit transferinin sona ermesi ise Washington'ın teorik olarak İsrail'in sahadaki uygulamalarına karşılık olarak yardım akışını durdurma seçeneğini yitireceği anlamına gelecek. Kongre'nin, özellikle Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projelerde Pentagon'a ürün tedarik eden ve Amerikan askeri gücünü sağlamlaştıran yapılarsa, İsrailli şirketlere yönelik araştırma ve üretim anlaşmalarını hedef alması çok daha güç olacak.

scc
ABD Ordusu Hava Savunma Topçu Birliği’den bir asker, Orta Doğu'da adı açıklanmayan bir konumda, ordunun son aşama balistik füze savunmasındaki ana sistemi Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yaparken, 1 Haziran 2026 (AFP)

Eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi Steve Simon, Responsible Statecraft sitesinde yayımladığı analizde ABD topraklarında İsraillilerin sahip olduğu yeni üretim tesislerinin Pentagon'un ihtiyaçlarını karşılamak üzere Amerikalılara istihdam sağlayacağını ve böylece dış politikada İsrail ile yaşanabilecek herhangi bir anlaşmazlıktan bağımsız biçimde bu istihdamı koruma yönünde iç siyasi bir çıkar oluşturacağını vurguladı. Aaron Kaplowitz ise 224. maddeye ilişkin ABD'nin siyasi kararının Amerikan savunma politikasını askeri kapasiteye duyulan ihtiyacın mı yoksa eylemci baskının mı şekillendireceğini ortaya koyacağını sorguladı. İsrail'in sahadaki uygulamaları ne olursa olsun İsrailli şirketleri savunan Kaplowitz, kamuoyu görüşünün Amerikalılar açısından önemini koruması gerektiği, ancak ulusal güvenliğin her zaman önce gelmesi gerektiğini değerlendirdi.

İsrail casusluğuna rağmen artan istihbarat paylaşımı

ABD Senatosu aynı zamanda Ulusal İstihbarat Direktöründen İsrail hükümetiyle bölgesel insansız hava aracı teknolojileri ve kapasiteleri, seyir füzesi ve balistik füze kapasiteleri, terör, yaptırımları delme girişimleri ile devletlerin ve devlet dışı aktörlerin plan ve niyetleri dahil çeşitli dosyalarda istihbarat paylaşımını genişletmesini talep eden bir yasayı görüşüyor. İstihbarat bütçe yasasının 622. maddesindeki düzenleme, Başkan 15 gün içinde Kongre'ye tehlikeye girebilecek belirli bir ulusal güvenlik çıkarını açıklayan bir mektup iletmedikçe bu paylaşımın askıya alınmasını veya kısıtlanmasını yasaklıyor.

Savunma sanayisinin birleştirilmesi ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik adımlar Kongre’de sorunsuz bir şekilde ilerliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD sınırlı kapsamda birçok ülkeyle istihbarat paylaşımında bulunmakla birlikte başka bir ülkeyle bu tür Kongre denetimine tabi bir formatta istihbarat paylaşımını düzenleyen herhangi bir yasa mevcut değil. İstihbarat bütçesinin bu maddesi Senato'ya, Pentagon'un Savunma İstihbarat Teşkilatı'nın ABD politika müzakerelerine ilişkin bilgi toplamaya yönelik bir İsrail istihbarat girişimini son derece ciddi bir tehdit olarak sınıflandırdığını kamuoyu önünde kabul etmesinden kısa süre sonra ulaşması dikkati çekti.

Washington'da siyasi hesaplar kolay görünüyor

İsrail yanlısı lobinin geçtiğimiz yıl Demokrat Parti'nin sol kesiminin ve az sayıda Cumhuriyetçinin de katıldığı emsalsiz eleştirilerle karşılamasına karşın savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik düzenlemeler Kongre'de herhangi bir engele takılmadan ilerlemeye devam ediyor. Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi'nin Pentagon bütçe yasasına ilişkin görüşmelerinde başta Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna olmak üzere Demokratların yalnızca bir kısmı 219. maddeye itiraz etti. Khanna'nın 219. maddeyi tasarıdan çıkarma girişimi ise komite içinde yeterli destek bulamadı.

frvfrvf
M142 Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi (HIMARS), 13 Mart 2026 tarihinde, yeri açıklanmayan bir bölgede Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçek mühimmatla tatbikatlar gerçekleştiriyor (AFP)

Yasa tasarısı şimdi Temsilciler Meclisi'nin genel kurulunda nihai oylamaya sunulacak. Khanna ve Cumhuriyetçi Thomas Massie dahil az sayıda temsilci 219. maddeyi Pentagon bütçe yasasından çıkarmak için bir kez daha girişimde bulunacak. Ancak daha geniş bir muhalefetin oluştuğuna dair işaretler henüz son derece sınırlı. Benzer şekilde, istihbarat bütçe yasasında önerilen istihbarat paylaşımının genişletilmesi de Senato İstihbarat Komitesi'nin görüşmelerinde kayda değer bir tartışmaya yol açmadı. Bu yasa tasarısı da şimdi Senato genel kuruluna sevk edilecek.

Kongre üyelerinin, Savunma Bakanlığı’nın yıllık bütçesi gibi büyük ve hayati öneme sahip yasaların içine kendi tercih ettikleri özel tasarıları dahil etmeleri şaşırtıcı değil.

Her iki yasa tasarısının da eylüle kadar Temsilciler Meclisi ve Senato'dan geçmesi gerekiyor. Demokrat Parti'nin, özellikle İran'la savaşın çözümsüz kalmayı sürdürmesiyle birlikte her iki tasarıya karşı itirazlarını yükseltmesi ve bu süreçte Thomas Massie gibi az sayıda Cumhuriyetçinin de safa gelmesi bekleniyor. Ancak Pentagon ve istihbarat bütçelerindeki İsrail'e ilişkin maddeler, ABD'nin küresel güvenlik politikasına dair daha kapsamlı tartışmanın gölgesinde yalnızca sınırlı ilgi görecek.

Kongre üyelerinin yıllık savunma bütçesi gibi büyük ve hayati önem taşıyan yasaların içine kendi öncelikli projelerini yerleştirmesi alışılmamış bir durum değil. Nitekim Suriye kökenli Amerikalılar, Kongre'yi 2019 yılında devrik Esed rejimine yönelik Caesar (Sezar) Yaptırımları’nı, Savunma Bakanlığı bütçe yasasına dahil etmeye ikna etmeyi başarmıştı. İsrail ile ikili ilişkilerin derinleştirilmesine en kararlı biçimde karşı çıkanlar bile her eyalete ekonomik kazanım sağlayan bir Pentagon bütçesine olumsuz oy vermenin siyasi bedelini göze alamayacak.

Kongre gelecekteki Dışişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde İsrail'e yönelik nakit askeri yardımı kısmaya karar verebilir; ancak savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesi büyük olasılıkla bu engelden geçecek. İsrail'e yönelik askeri yardım eleştirilerine duyarlı Kongre üyeleri bu doğrudan yardımları kısma yönünde oy kullanarak İsrail eleştirmenlerini memnun edebilir. Öte yandan ABD-İsrail savunma sanayii entegrasyonunu derinleştiren ve istihbarat paylaşımını artıran yasaları destekleyerek İsrail yanlısı lobi ile ilişkilerini sıcak tutabilir.

Böylece Washington'daki İsrail destekçileri, Amerikan kamuoyundaki eğilimlerden bağımsız olarak bölgedeki İsrail nüfuzunu pekiştirecek yeni ve güçlü araçlar elde etmiş olacak.


ABD-İran ateşkesi işin kolay yanıydı, peki şimdi çözülmesi gereken hangi "düğümler" var?

Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD-İran ateşkesi işin kolay yanıydı, peki şimdi çözülmesi gereken hangi "düğümler" var?

Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)

Daniel Baumann

Devletler arasındaki çatışmalarda savaş çoğunlukla müzakere masasındaki konumları güçlendirmenin bir aracı olur. Ancak  mevcut durumda “ABD, müzakereler aracılığıyla İran'dan istediğini almak için öncekinden daha güçlü bir konumda mı, yoksa daha zayıf bir konumda mı?” sorusunu sormak gerekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hürmüz Boğazı'nın açılması, ABD'nin İran'a uyguladığı ablukaya son verilmesi ve askeri saldırıların durdurulması maddelerini içeren anlaşma çerçevesindeki belirsizliği devam ediyor. İran’a tanınacak ekonomik rahatlama miktarı ve kapsamı, İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah'a karşı savaşının akıbeti ve İran nükleer programının geleceği dahil pek çok temel mesele henüz netlik kazanmadı. Bu belirsizlik nedeniyle, kırılgan barış ayakta kalsa bile Washington ile Tahran ayrıntılar ve sonraki adımlar üzerine süregelen müzakerelere mahkûm olmaya devam edecek. Üzücü olansa ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın ağır bir bedel ödetmesine karşın ABD'yi Tahran'dan taviz koparmak konusunda muhtemelen daha az yetenekli bırakmış olmasıdır.

ABD’nin savaş hedefleri 28 Şubat'taki harekâtın başından itibaren tutarsız bir görüntü çizmiş olsa da Başkan ve üst düzey komutanların açıklamaları, rejim değişikliğinden İran'ın nükleer ve füze programlarını zayıflatmaya, Tahran'ın başta Hizbullah olmak üzere bölgesel vekillerine verdiği desteği kısmaya kadar uzanan geniş bir yelpazedeki hırsları yansıttı. Ancak bu daha sınırlı hedefler esas alındığında dahi ABD bugün çatışma öncesine kıyasla daha zayıf bir konumda görünüyor.

dgth
Umman’ın Musandam şehrinden Hürmüz Boğazı’nda görülen gemiler, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Açık olmak gerekirse ABD ve İsrail Tahran'a ağır darbeler indirdi. Savaş, aralarında İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanı ve istihbarat yetkilisinin de bulunduğu yüzlerce kıdemli İranlı ismin ölümüne yol açan bir dizi yıkıcı hava saldırısıyla başladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD ve İsrail’in 2025 yılında gerçekleştirdikleri saldırıların ardından zaten gerilemekte olan İran nükleer programı yeni bir darbeyle karşılaşırken ülkenin eskimiş deniz filosunun büyük bölümü yok edildi. ABD ve İsrail ayrıca İran’ın füze cephaneliğinin yaklaşık üçte birini imha etti. Bu oran başlangıçta duyurulandan daha düşük olmakla birlikte önemli ve etkili bir düzey olarak değerlendiriliyor.

“Hürmüz Boğazı’nın açılması, ablukanın sona erdirilmesi ve askeri saldırıların durdurulmasından oluşan anlaşma çerçevesi, özünde hâlâ belirsizliğini koruyor.
Ekonomik cephede ise savaş ve ABD’nin uyguladığı abluka, zaten tükenmiş halde olan İran ekonomisinin çöküşünü daha da derinleştirdi. İranlı liderler bunu kamuoyu önünde direniş ve dayanma söylemiyle reddetse de her anlaşma görüşmesinde ekonomik rahatlama taleplerini ısrarla öne sürmeleri tam tersini gösteriyor. İsrail, savaş öncesinde Gazze Şeridi’nde Hamas'a geniş çaplı yıkım yaşatmış, Lübnan'da Hizbullah'ı zayıflatmıştı. Bu yıl İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırıları örgütün gücünü daha da zayıflatırken İsrail, Lübnan içinde bir tampon bölgeyi de işgal altına aldı.

Bununla birlikte İran bu harekâttan yalnızca sağ çıkmakla kalmadı, güçlü bir karşılık da verdi. İran'ın füzeleri, topçu mermileri ve insansız hava araçları (İHA) ABD'nin Körfez'deki müttefiklerinin petrol altyapısını ve diğer kritik tesislerini hedef aldı. Amerikan uçaklarını imha etti ve Washington'ın üslerini vurdu. Hizbullah, İsrail'in kara ve hava harekâtına karşın İsrail'in kuzeyine saldırılarını sürdürdü. Savaşın en önemli sonucu ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı büyük ölçüde sınırlandırmayı başarması ve petrol, doğalgaz ile diğer malların serbest akışını sekteye uğratarak fiyatları yükseltmesi ve dünya genelinde çalkantıya yol açmasıydı.

ABD ile İran önümüzdeki aylarda müzakere turlarına girerken Tahran masaya daha büyük kozlarla oturacak. Bu nüfuzun en belirgin kaynağı, bu savaş boyunca ilk kez açıkça sergilenen boğazı kapatma kapasitesidir. İran, önceki pek çok ABD-İsrail çatışması ve 2025 yılındaki askeri operasyon dahil olmak üzere geçmişteki gerginliklerde boğazı kapatmaktan kaçınmış, bunu son koz olarak elinde tutmuş ve böyle bir adımın askeri güç karşısında başarısızlıkla sonuçlansa bile dünyayı kendisine karşı birleştirebileceğinden çekinmişti. Ancak bu iki kaygının hiçbiri gerçekleşmedi. ABD ve İsrail'in kapsamlı bombardımanına ve ardından aylarca süren aralıklı saldırılara karşın Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam etti.

ABD aynı zamanda en önemli güç kaynaklarından birini, yani ittifaklarını da büyük ölçüde yitirdi. Washington'ın Avrupalılarla ya da diğer müttefiklerinin büyük çoğunluğuyla istişare etmeden savaşa girme kararı ve ardından yardım sunmadıkları için onları kınaması, başlıca müttefikler petrol ve gaz ithalatı açısından büyük ölçüde bağımlı olmalarına karşın bazı ülkelerin Amerikan yönetimine cephe almasına zemin hazırladı ve savaş konusundaki derin bölünmeyi gün yüzüne çıkardı.

cdfgthy
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında ABD karşıtı duvar resimlerinin önünden geçen İranlı kadınlar, 15 Haziran 2026 (AFP)

Orta Doğu'da ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi ABD’nin müttefiki olan başlıca ülkeler İran'ın Körfez ülkelerine karşı saldırılarını dizginlemek amacıyla İran'a ait dondurulmuş fonları serbest bırakmış olabilir. BAE gibi bazı ülkeler ABD ve İsrail ile yakınlaşırken diğerleri Washington'ın güvenilirliğini sorgulamaya başladı.

İran Hürmüz Boğazı'nı kapattı, petrol, gaz ve diğer malların serbest akışını sekteye uğratarak dünya genelinde çalkantıya yol açtı.

İsrail ile ABD de artık bir görüş ayrılığının iki tarafına düştü. İsrailliler Trump'a yatırım yaparak her şeyi kazanmayı umdu. Ancak her şeyi kaybetme riskiyle yüz yüze gelmiş olabilir. ABD için boğazın açılması hayati bir öncelik taşırken İsrail'in farklı kaygıları var. Üst düzey İsrailli yetkililerden bir kısmı son anlaşmayı kınadı. Anlaşmanın kritik öneme sahip nükleer dosyayı ve İran'ın orta menzilli balistik füze programını ele almadığını öne sürdü. Büyük olasılıkla anlaşmanın Hizbullah'ın Lübnan'da gücünü yeniden inşa etmesine olanak tanımasından da kaygı duyuyorlar. Bunlara ek başka itirazlar da mevcut. İsraillilerin bir bölümü İsrail'in seçim dönemine girmesiyle birlikte Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenilirliğini zayıflatmayı hedefliyor. Böylece yakın iki müttefik kendilerini derin bir ayrışmanın içinde buldu.

İran'ın bu nüfuzu son harekât öncesine kıyasla çok daha pervasızca kullanması da kuvvetle muhtemel. Hamaney ABD ile yüzleşme söz konusu olduğunda saldırgan bir söylemle temkinli hesapları bir arada yürütmüştü. İran’ın yeni liderleri ise ABD ve İsrail saldırısından ve rejim değişikliği operasyonundan sağ çıktıktan, dimdik ayakta kalarak rakiplerine de hasar verdikten sonra kendilerini çok daha güçlü hissedebilirler.

fvgthy
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Yunan adası Girit'teki Suda Körfezi'nden ayrılırken, 26 Şubat 2026 (AFP)

Önümüzdeki aylar, ABD'nin maliyetli ve tartışmalı bir askerî harekâtı diplomatik bir başarıya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini ortaya koyacak. Washington'ın müttefiklerinin güvenini yeniden tesis etmesi, caydırıcılığı güçlendirmesi ve İran'ın nükleer ile füze programlarına anlamlı kısıtlamalar dayatması gerekiyor. Aksi takdirde Tahran, gelecekteki krizlerde ABD'yi müttefiklerinden koparabileceğine, savaşın yıkımını katlayabileceğine ve Washington ile müttefiklerine ağır bir bedel ödeteceğine daha da inancını pekiştirecek.