ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Zelenskiy, Ukrayna'nın kahramanları için "ulusal büyük şahsiyetler mezarlığı" kurulmasını önerdi

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy Kiev'deki Meçhul Asker Anıtı'na çelenk götürürken (Arşiv-DPA)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy Kiev'deki Meçhul Asker Anıtı'na çelenk götürürken (Arşiv-DPA)
TT

Zelenskiy, Ukrayna'nın kahramanları için "ulusal büyük şahsiyetler mezarlığı" kurulmasını önerdi

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy Kiev'deki Meçhul Asker Anıtı'na çelenk götürürken (Arşiv-DPA)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy Kiev'deki Meçhul Asker Anıtı'na çelenk götürürken (Arşiv-DPA)

Volodimir Zelenskiy, ülkenin kahramanlarını onurlandırmak amacıyla “ulusal büyükler mezarlığı (panteon)” kurulmasına ilişkin bir yasa tasarısını parlamentoya sundu.

Zelenskiy, Anayasa Günü dolayısıyla dün yaptığı konuşmada, “Bugün parlamentoya Ukrayna Ulusal Büyükler Mezarlığı’na ilişkin bir yasa tasarısı sundum” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, “Ukrayna için savaşan ve farklı dönemlerde ülkeye ilham veren tüm kahramanların isimleri bir araya getirilecek ve tarihimizde sonsuza kadar yaşatılacak” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Kiril Budanov ise yaptığı açıklamada, “Artık hiç kimse Ukraynalılara hangi kahramanları onurlandıracaklarını, hangi bayramları kutlayacaklarını ya da hangi tarihi öğreneceklerini dikte edemeyecek” ifadelerini kullandı.

Budanov, “Atalarımız yüzyıllar boyunca özgür kendi kaderini tayin ve ulusal bağımsızlık hakkı için savaştı. Bugün askerlerimiz de tam olarak bunun için kan döküyor” dedi.

Açıklamalarda “kendi kaderini tayin hakkı” vurgusunun, tarih ve anma politikaları konusunda anlaşmazlık yaşanan komşu Polonya’ya dolaylı bir gönderme olarak değerlendirildiği belirtildi.

Söz konusu anma alanının başkent Kiev’de inşa edilmesi planlanıyor.


Kum mercileri, Pezeşkiyan’ın iç çatışmasının gidişatını takip ediyor

(foto altı) İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, dün Kum’da Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi ile bir araya geldi. (İran Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, dün Kum’da Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi ile bir araya geldi. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Kum mercileri, Pezeşkiyan’ın iç çatışmasının gidişatını takip ediyor

(foto altı) İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, dün Kum’da Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi ile bir araya geldi. (İran Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, dün Kum’da Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi ile bir araya geldi. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin artan ekonomik baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, hükümetinin olası tüm senaryolara hazırlık yaptığını açıkladı. Ekibi ise sonuçları henüz netleşmeyen diplomatik süreci korumaya çalışıyor.

Pezeşkiyan dün Kum kentine gerçekleştirdiği ziyarette rejime destek veren önde gelen Şii dini mercilerle bir araya geldi. Görüşmelerde hükümet ile Dini Lider arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi, devlet kurumlarının birlik içinde hareket etmesi, silahlı kuvvetlere destek verilmesi ve devam eden müzakerelerin sürdürülmesi çağrıları öne çıktı.

Pezeşkiyan, Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi ile görüşmesinde, “Halk, rejimin en temel sermayesidir” dedi. Vatandaşların güveni ve desteğinin korunması gereken önemli bir toplumsal kaynak olduğunu belirten Pezeşkiyan, bunun güçlendirilmesinin ülkenin tehditlerle mücadele ve krizleri aşma kapasitesini artıracağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, yurt içi ve yurt dışındaki bazı çevrelerin ulusal birliğe zarar vermeye ve savaşı sona erdirmeyi amaçlayan son anlaşmaların uygulanmasını engellemeye çalıştığını öne sürerek, önümüzdeki dönemde iç bütünlüğün korunmasının önemini vurguladı.

Pezeşkiyan, müzakerelerin sürmesi ve son anlaşmaların uygulanmasının ekonomik ve uluslararası alanda rahatlama sağlayacağını umduğunu belirterek, beklenen gelişmelerin ülkenin karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal sorunların önemli bir bölümünün çözümüne katkı sunabileceğini söyledi.

Pezeşkiyan, hükümetinin son dört ay ve savaş sürecindeki faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, devletin tüm imkânlarının istikrarın korunması, kamu hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesi ve çatışmaların halk üzerindeki etkilerinin sınırlandırılması için seferber edildiğini ifade etti.

frbfr
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, cumartesi günü Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile üçlü bir toplantıda bir araya geldi. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ayetullah Mekarim Şirazi ise hükümet ile Dini Lider arasındaki mesafenin azaltılmasının İran halkına daha fazla güven vereceğini belirterek, devlet kurumları arasındaki koordinasyonun sürdürülmesinin toplumdaki umut duygusunu güçlendireceğini söyledi.

“Her türlü gevşeklik düşmanı daha cesur hale getirir” uyarısında bulunan Şirazi, yetkililerin daha güçlü bir duruş sergilemesinin İran’ın rakiplerini zayıflatacağını ifade etti. İran halkının yaşadığı zorluklara rağmen gösterdiği direnci öven Şirazi, devletin bunu ‘sözde ve özde’ takdir etmesi gerektiğini dile getirdi.

Şirazi, son mutabakatların, ‘kötü niyetli’ olarak nitelediği çevreler tarafından engellenmemesi halinde ülke açısından olumlu sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Hükümete yaşam koşullarının iyileştirilmesine öncelik verilmesi, konut ve temel tüketim mallarındaki fiyatların kontrol altına alınması ve gençlere destek sağlanması çağrısında bulundu.

Hükümete destek

İran’ın önde gelen dini mercilerinden Ayetullah Hüseyin Nuri Hemedani de Pezeşkiyan ile gerçekleştirdiği görüşmede, Pezeşkiyan ve hükümetine desteğini açıkladı. Ancak bu desteğin, rejimin birliğinin korunması ve siyasi konularda nihai merci olarak Dini Lider etrafında kenetlenilmesi şartına bağlı olduğunu vurguladı.

Hemedani, hükümetin savaş sürecinde piyasaları yönetme performansından memnuniyet duyduğunu belirterek, günlük temel ihtiyaç maddelerinde geniş çaplı bir kıtlığın yaşanmasının önüne geçildiğini söyledi.

“Yaklaşımımız sizi ve hükümeti desteklemektir. Toplumdaki birlik korunmalıdır” diyen Hemedani, iç cephede yaşanacak herhangi bir bölünmenin devrim sürecine zarar vereceğini ifade etti.

Yetkililer ile Dini Lider arasındaki ilişkinin ‘imam ile onun arkasından yürüyenler arasındaki ilişki gibi olması gerektiğini’ söyleyen Hemedani, bu ifadeyle rejim yapısında siyasi itaate verilen önceliğe işaret etti.

Hemedani, silahlı kuvvetlerin güçlendirilmesi çağrısında bulunurken, diplomatik sürecin de desteklenmesi gerektiğini belirtti. Müzakerelerde görev alan yetkililerin zayıflatılmaması veya hedef alınmaması konusunda uyarıda bulundu.

Yaptırımların kaldırılması sürecinde ilerleme sağlanması halinde hükümetin ilk önceliğinin halkın yaşam koşullarını iyileştirmek ve İranlılar üzerindeki ekonomik baskıyı hafifletmek olması gerektiğini söyledi.

İstikrarsız bir dönem

Pezeşkiyan, Kum’daki dini mekânların sorumlusu ile gerçekleştirdiği ayrı bir görüşmede ise savaş sırasında İran’ın düşmanlarının stratejik hedeflerinin boşa çıkarılmasında en önemli unsurun ulusal birlik ve dayanışma olduğunu söyledi.

Hükümetin, silahlı kuvvetlerle koordinasyon içinde hareket ederek savaşın halk üzerindeki etkilerini azaltmak amacıyla yürütme, idari ve hizmet kapasitesini seferber ettiğini belirten Pezeşkiyan, bu süreçte devlet kurumlarının ortak çaba gösterdiğini ifade etti.

Pezeşkiyan, Dini Lider’in talimatları ile hükümete verilen yetkilerin bazı sonuçlar alınmasına katkı sağladığını belirterek, bunlar arasında ‘Lübnan’daki göreceli istikrar’ ve bazı ekonomik rahatlamaların bulunduğunu söyledi.

Bununla birlikte önümüzdeki dönemin hâlâ belirsizliklerle dolu olduğunu kabul eden Pezeşkiyan, ülkenin dikkatli, hazırlıklı ve iç bütünlüğünü koruyan bir tutum sergilemesi gerektiğini ifade etti. Hükümetin ‘her türlü olası senaryoyla yüzleşmeye hazır olması gerektiğini’ vurguladı.

Pezeşkiyan’ın Kum ziyareti, hükümetine yönelik dini kurum desteğini pekiştirme, yönetimin rejim içindeki konumunu güçlendirme ve müzakere sürecini muhafazakâr çevrelerin eleştirilerinden koruma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ziyaret, son anlaşmaların sonuçlarının hem iç hem de dış kamuoyunda halen sınandığı bir dönemde gerçekleşti.

Rekor düzeyde enflasyon

Pezeşkiyan’ın Kum ziyareti, ülkede geçim sıkıntısının derinleştiğine işaret eden yeni verilerle aynı döneme denk geldi. Resmî verilere göre, savaşın etkisiyle İran’da enflasyon haziran ayında sert şekilde hızlanarak yıllık bazda yüzde 88,6 ile rekor seviyeye ulaştı.

İran İstatistik Merkezi’nin cumartesi günü yayımladığı verilere göre, 22 Mayıs-21 Haziran dönemini kapsayan Hordad ayında gıda fiyatları, 2025’in aynı dönemine kıyasla iki katından fazla arttı.

dsferbf
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği binasının duvarında yer alan ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (Reuters)

Verilere göre ekmek ve tahıl ürünlerinin fiyatı yıllık bazda yüzde 138,8 yükselirken, kırmızı ve beyaz etin fiyatı ise yüzde 178,2 arttı.

İran İstatistik Merkezi, aylık verilerini İran takvimine göre yayımlıyor. Karşılaştırma açısından, ocak sonu ile şubat sonu arasındaki Behmen ayında yıllık enflasyon yüzde 68 olarak kaydedilmişti. Bu dönem, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşından önceye denk geliyor.

İran ekonomisi uzun yıllardır yüksek enflasyon ve özellikle uluslararası yaptırımların etkisiyle riyalin sert değer kaybıyla mücadele ediyor. Bu durum, İranlıların alım gücünün hızla erimesine yol açtı.

Ekonomik kriz son aylarda daha da derinleşirken, kötüleşen yaşam koşulları Aralık 2025’te başlayan geniş çaplı protestoların fitilini ateşledi. Gösteriler daha sonra siyasi talepleri de kapsayacak şekilde genişledi.

Söz konusu dönemde yıllık enflasyon yüzde 52,6 seviyesindeydi. Ancak savaşın etkisiyle ekonomik kriz çok daha ağır bir boyuta ulaştı.


ABD ve İran teknik görüşmelerin yeniden başlamasıyla saldırıları durdurmayı planlıyor

ABD ve İran teknik görüşmelerin yeniden başlamasıyla saldırıları durdurmayı planlıyor
TT

ABD ve İran teknik görüşmelerin yeniden başlamasıyla saldırıları durdurmayı planlıyor

ABD ve İran teknik görüşmelerin yeniden başlamasıyla saldırıları durdurmayı planlıyor

ABD’li bir yetkili, ABD ile İran'ın saldırıları durduracağını ve gemilerin serbest seyrüsefer hakkını kullanmasına izin vereceğini açıkladı. Aynı yetkili mutabakat muhtırasının tüm maddelerine ilişkin teknik görüşmelerin yeniden başlatılmasının planlandığını ifade etti.

Yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mutabakat muhtırasının tüm maddelerine ilişkin teknik görüşmelerin yeniden başlaması planlanıyor. İki taraf saldırıları geçici olarak durduracak ve gemilerin serbestçe seyretmesine izin verecek.”

Alman haber ajansı DPA’nın aktardığına göre mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin teknik görüşmelerin önümüzdeki günler için planlandığı şekilde ‘doğru rotada’ ilerlediğini teyit eden ABD’li yetkili, Çatışmayı çözme kanallarının Lucerne Gölü zirvesinin ardından ‘başarıyla işleyip yönetildiğine’ dikkati çekti.

Bu hafta başlarında ABD, Hürmüz Boğazı'ndaki ve Washington'ın sorumluluğunu Tahran'a yüklediği saldırıların ardından İran'daki hedeflere saldırılar düzenlemişti.

ABD’nin saldırıları, mutabakat muhtırasının imzalanmasından yaklaşık iki hafta sonra çatışmayı yeniden alevlendirme tehlikesi taşıyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, çarşamba günü ABD-İran arasında teknik düzeyde ek görüşmelerin yapılabileceğine işaret ederek bugün ya da yarın olası bir zaman dilimi olarak belirtmiş, müzakerelerin yeniden İsviçre'de yapılmasını beklediğini de söylemişti.

Geçtiğimiz pazar günü ABD, İran ve arabulucu ülkeler Pakistan ile Katar'dan üst düzey temsilciler, Lucerne yakınlarındaki lüks bir tatil beldesinde görüşmeler yaptı. Taraflar, yaptırımlar ve İran'ın nükleer programı dahil olmak üzere çeşitli konularda çalışma grupları, Hürmüz Boğazı ve Lübnan'daki ateşkes konusunda ise iletişim grupları oluşturulması üzerinde mutabık kaldı.

Bu müzakereler, ABD ile İran arasında daha önce varılan mutabakat muhtırası temelinde yürütülüyor. Ek görüşmeler, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı savaşa olası bir çıkış yolu bulmayı hedefliyor.