ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'de endişe: "Çin ve Rusya'ya karşı caydırıcılığımız zayıfladı"

İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
TT

ABD'de endişe: "Çin ve Rusya'ya karşı caydırıcılığımız zayıfladı"

İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberine göre İran savaşında kullanılan silahların miktarı Amerikalı yetkililerde endişe yarattı. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, cephanelerin boşalmasının ABD'nin, Çin ve Rusya'nın atabileceği askeri adımları caydırmasını ya da bunlara yanıt vermesini zorlaştıracağını savunuyor. 

Yetkililerden bazıları, ABD'nin Avrupa'daki PAC-3 Patriot hava savunma önleyicileri ve ATACMS karadan karaya füzeleri stoklarının "kritik seviyenin de altına" düştüğünü söyledi.

Yetkililer, Avrupa'da hassas vuruş füzeleri ve güdümlü roketlerin aralarında olduğu diğer silahların da son derece düşük seviyelere indiğini belirtti. Aktarılana göre THAAD füze önleyicileriyle Merops anti-drone sistemleri de Ortadoğu'ya gönderilerek Avrupa'daki stokların daha da azalmasına yol açtı.

ABD ve İran son haftalarda birbirlerine yönelik saldırılarını büyük ölçüde azalttı. Ancak Japonya, Güney Kore ve Almanya gibi ülkelerden kaydırılan silah stoklarının yeniden doldurulmasının yıllar sürebileceği belirtiliyor. 

Batı ülkeleri, Çin ve Rusya'nın yakın zamanda geniş çaplı saldırılar düzenlemesini beklemese de WSJ'ye konuşan yetkililere göre bu durum, ABD'nin küresel askeri kapasitesinde zayıflık yarattı. 

Amerikalı kaynaklar, Çin'in yakın zamanda Tayvan'ı istilaya başlaması durumunda ABD'nin zorluk yaşayabileceğini vurguladı. 

Avrupalı yetkililerin de Rusya'ya karşı ABD desteğine daha az bel bağladığı hatırlatıldı. 

Daha önce de New York Times, Tayvan için savaşa girmeye hazırlandığı öne sürülen Çin ve Washington'ın eskisi kadar destek veremediği Ukrayna'yla çatışan Rusya'nın ABD'nin stoklarını yakından takip ettiğini bildirmişti. 

ABD'nin son dönemde İran'a yönelik saldırılarında daha az silah kullanması dikkat çekiyor. 

Diğer yandan WSJ, Beyaz Saray'ın istenen tüm operasyonları yürütebilecek kadar silaha sahip olduğunu öne sürdüğünü de aktardı. 

Amerikan gazetesi, ABD'den silah sipariş eden ülkelerin gecikmelerle karşı karşıya kaldığını bildiriyor. 

Independent Türkçe, WSJ, NYT


İran basını Amerikan ekonomik savaşını nasıl değerlendiriyor?

Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
TT

İran basını Amerikan ekonomik savaşını nasıl değerlendiriyor?

Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026

Hanan Azizi

“Diplomasi için yeni bir fırsat” ve “kayıp fırsatlar” ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'i “düşman çıkarlarına hizmet eden bir kişi” olarak değerlendirmeleri arasında, İran basınının İran-Amerikan çatışmasındaki son gelişmeler ve ABD Başkanı Donald Trump'ın “ekonomik savaş” duyurusu ve İran'a eşi benzeri görülmemiş bir tecrit uygulanması konusunda görüşleri ve tutumları farklılık gösterdi.

Sertlik yanlısı kesim ekonomik savaşı “hiçbir askeri zafer elde edemediği için Trump'ın sahadaki başarısızlığının bir sonucu” olarak görüyor. Dolayısıyla ona göre bu yüzleşme “ABD'nin savaş bataklığından kurtulmasının bir aracı”dır. Reformist ve ılımlı kesim ise İran'ın “çok sayıda anlaşma ve diplomatik fırsatı kaçırdığını ve şu anda kasvetli bir gelecekle karşı karşıya olduğunu” düşünüyor.

Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü General Hüseyin Muhibbi, İran'ın ABD ile yakın ekonomik ilişkileri olduğunu belirterek, Amerikan yönetiminin “ekonomik savaşının sonuçlarını yakın gelecekte göreceğini” söyledi ve “Düşman bize kazandığına inandırmak istediği bir savaş yürütüyor” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Bu savaş, dünyanın en büyük askeri gücü ile 47 yıldır yaptırımlar altında olan bir ülke arasındaki bir mücadeledir. Bu, geleneksel, dengeli bir savaş değil, askeri araçlarla desteklenen bir bilgi savaşıdır. İran halkının düşmanı olan Amerika Birleşik Devletleri, kendisini İran halkının kurtarıcısı olarak göstermek istedi, ancak ulusumuzun zenginliklerini yağmalamaya ve halka hizmet edenleri hain olarak göstermeye çalışıyor. Düşmanın askeri çatışmada aldığı aşağılayıcı yenilgi, İran'a karşı ekonomik savaş başlatmasının ana nedenidir.”

Hüseyin Muhibbi ABD destekçilerine de şunları söyledi: “Eğer askeri çatışmayı kazanmış olsaydınız, ekonomik savaşa gerek kalmazdı. Ekonomik savaş yeni değil, çünkü 47 yıldır bize karşı ekonomik savaş yürütüyorsunuz. Ülke ekonomisinin tüm temellerine yaptırımlar uyguladınız, şimdi de kamuoyunu şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Düşmanın her hamlesi için senaryolarımız olduğunu defalarca belirttik ve ekonomik savaş da bunun bir parçasıdır. Olası sonuçlarını hafifletmek ve diğer ülkelerle kolayca ekonomik ilişkiler kurmak için bir senaryomuz var. Ekonomik alan konusunda asla endişe duymuyoruz.” Hüseyin ayrıca Başkan Trump'ın destekçilerine de seslendi: “Hürmüz Boğazı'nı kapatmak amacıyla tüm askeri teçhizatınızı bölgeye gönderdiniz, ancak başaramadınız. Kimle savaştığınızı ve kimi yenmeyi amaçladığınızı biliyor musunuz? ABD şimdi yenildi, çünkü yenilmemiş olsaydı geri çekilip ekonomik savaş ilan etmezdi.”

Zorlayıcı diplomasi etkili mi?

 Devrim Muhafızları'nın meydan okuyucu tonunun aksine, reformist gazeteler “diplomasi ve arabuluculara bir şans daha verme” ihtiyacını vurguluyor. İtimad (Etemad) gazetesi “Diplomasi için bir şans daha: Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'a son ziyaretinin analizi" başlıklı bir makale yayınladı. Makalede “Bu ziyaretin, baskı yoluyla diplomatik yolun yeniden başlatılma olasılığını değerlendirme girişimi olduğu, ancak Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı ABD ve dünya açısından ekonomik maliyeti artırmak için kullanmaya çalıştığı” belirtildi.

ABD yönetimi, deniz ablukasının ve yaptırımların başarılı olacağına inanıyor ve İran'ın zayıf bir konumda olduğunu, bunun da İran'ı daha fazla taviz vermeye teşvik ettiğini düşünüyor

Araştırmacı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Rahman Ghahremanpour İtimad'a verdiği demeçte, Pakistan tarafının ABD yönetiminin yeni tutumlarını İran'a ilettiğini söyledi.

Trump, Tahran ile müzakerelerin askıya alındığını duyurdu, ancak geçmiş deneyimler Trump'ın birkaç sert ve uzlaşmaz tavır aldıktan sonra müzakerelere geri döneceğini gösteriyor. Böyle yaparak müzakerelerde güçlü bir konuma sahip olacağını düşünüyor. Ghahremanpour “Trump şu anda Tahran'a yönelik baskının ve gerilimin arttığına inanıyor. Bu nedenle, ABD zorlayıcı diplomasi yoluyla ve güçlü bir konumdayken, İran'a yeni bir teklif sunabilir ve diplomasiye yeniden başlama şansını test edebilir. Bu girişimin başarısı veya başarısızlığı, İranlı yetkililerin iç ve dış duruma dair değerlendirmelerine ve İran'ın bu koşullara dayanma gücüne bağlı. Herhangi bir diplomatik süreçte her iki taraf da diğer taraftan azami tavizler almaya ve kendileri asgari tavizler vermeye çalışır” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar Meclisi Üyesi Muhsin Kumi, Dini Liderin Danışmanı Muhsin Rızai, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Cumhurbaşkanı, Tahran'da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreninde, 3 Temmuz 2026 (Reuters)
Uzmanlar Meclisi Üyesi Muhsin Kumi, Dini Liderin Danışmanı Muhsin Rızai, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Cumhurbaşkanı, Tahran'da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreninde, 3 Temmuz 2026 (Reuters)

Tahran ve Washington'un hesapları nelerdir?

Ghahremanpour Tahran'ın hesaplarının, ABD'nin ara seçimlere yaklaşması, petrol fiyatlarının yükselmesi ve Washington'un müttefikleri arasında hoşnutsuzluk olması nedeniyle Trump'ın önemli bir baskı altında olduğu yönünde olduğunu belirtti. Bu nedenle İran, gerilimin devam etmesinin veya Hürmüz Boğazı'nın sürekli olarak kapatılmasının Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçimlerdeki şansını azaltabileceğine inanıyor. İran, ABD yönetiminin daha fazla taviz vermesine neden olabileceğinden, şimdi Washington ve Trump'a baskı uygulamak için en uygun zaman olduğuna inanıyor. “İran'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağına ve Trump'ın taviz vermesi gerektiğine dair güvencelerinin nedeni de budur” diyor Ghahremanpour. Öte yandan, ABD yönetimi deniz ablukasının ve yaptırımların başarı olacağına inanıyor ve İran'ın zayıf bir durumda olduğunu, bu durumun da onu daha fazla taviz vermeye teşvik ettiğini düşünüyor.

Müzakere aldatmacasıyla savaş alanındaki yenilgiden kaçış

Sertlik yanlısı Keyhan gazetesi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran ziyaretine ilişkin yayımladığı haberinde, ziyaretleri “bağımsız girişim değil, Amerikan yönetiminin uyguladığı yeni bir aldatma süreci” olarak nitelendirdi. Haberde ayrıca, “ABD'nin, deniz filosunda önemli bir yıpratmaya maruz kaldığı, enerji krizi ve enflasyonla mücadele ettiği, stratejik yenilgisini örtbas etmek için bir yandan yaptırım sopasını, diğer yandan diplomatik mesajlar havucunu kullanmaya çalıştığı” belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre gazete şöyle devam etti: “Ancak biz aldatıcılara diyoruz ki, İslam Cumhuriyeti onların planlarını gördü ve bu ziyaretlerin amacının İran'a tek taraflı eleştiri yöneltmek ve Tahran'ı gerçek bir karşılık olmadan taviz vermeye teşvik etmek olduğunu biliyor.”

İran bugün gerçek bir sorunla karşı karşıya: Karar alma süreçlerinde yaşanan kafa karışıklığı ve kararsızlık, Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ve dış ilişkilerinin seyrini etkiliyor

Keyhan gazetesi, özellikle Pakistanlı yetkilinin Trump ile telefon görüşmesi yapmasının ardından, Pakistan Genelkurmay Başkanını Tahran'da Amerikan çıkarlarına hizmet etmekle suçladı. Ona göre bu, ziyaretin dengeli bir diplomatik hamle değil, Washington tarafından kendisine verilen bir görev olduğunu gösteriyor.

 Gazete, daha önce deniz ablukasının hemen başarılı olacağına bahse giren ABD'nin anlaşmalardan çekildiğini ve kendisini müzakerelerden muaf gördüğünü, ancak şimdi muazzam ekonomik baskı nedeniyle geri adım attığını belirtti. Gazete şöyle devam etti: “Amerikan uçak gemilerinin ve savaş gemilerinin bölgede konuşlandırılması ABD'yi güçlendirmedi. Washington şu anda iki büyük zorlukla karşı karşıya; uzun vadeli görevlerdeki birliklerinin ve askeri güçlerinin önemli ölçüde yıpranması ve İran'ın kendisine deniz ablukası uygulayan savaş gemilerine ateş açma tehditleri. Bu nedenle, gerçek tamamen farklı. Washington, yarattığı enerji krizinden kurtulmak ve Hürmüz Savaşı bataklığından çıkmak için İran'ın müzakere masasına geri dönmesine son derece ihtiyaç duyuyor.” Kayhan gazetesi ayrıca ekonomik sorunların çözümünde diplomatik zayıflığın değil, çaba ve planlamanın anahtar olduğunu da ifade etti.

 İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile görüştü, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile görüştü, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

22 Ağustos'ta Sazandegi gazetesinde yayınlanan “İyi bir anlaşmadan karanlık bir ufka” başlıklı makalede, İnşaat Partisi (eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'ye yakın bir fraksiyon) Genel Sekreteri Hüseyin Maraşi, ülkenin bugün gerçek bir sorunla karşı karşıya olduğunu savundu. Söz konusu sorun; karar alma süreçlerinde yaşanan kafa karışıklığı ve kararsızlığın Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ve dış ilişkilerinin seyrini etkilemesidir. “Ateşkesin sağlanması ve saldırı kabiliyetinin korunması, savaştan sonra İran'ın önemli bir başarısıdır” diye belirtti.

Ayrıca, “savaş sırasında İran'da 16 binden fazla hedefin bombalanmasına rağmen, karşı taraf İran'ın saldırı kabiliyetini etkisiz hale getirmeyi başaramadı. Ardından diplomatik mekanizma savaş sahasındaki bu başarıyı siyasi bir fırsata dönüştürmeyi başardı ve bu da İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Anlaşmanın şartları büyük ölçüde İran'ın lehineydi” değerlendirmesinde bulundu.

 Tahran ve Washington, Dini Lider Ali Hamaney'in cenazesi sırasında da ateşkes konusunda anlaştılar.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Pezeşkiyan yaptırımların İran ekonomisini etkilediğini doğruladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
TT

Pezeşkiyan yaptırımların İran ekonomisini etkilediğini doğruladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesine uygulanan ABD yaptırımlarının İran ekonomisine zarar verdiğini doğruladı. Pezeşkiyan, birkaç gün önce yaptığı açıklamada ise yaptırımların herhangi bir sonuç vermeyeceğini söylemişti.

Pezeşkiyan, dün akşam devlet televizyonuna verdiği röportajda, “Bazıları yaptırımların hiçbir etkisinin olmadığını söylüyor. Bu kişilere nasıl cevap vereceğimi gerçekten bilmiyorum” dedi. Pezeşkiyan, “Savaş halindeyiz ve savaşın dayattığı koşulları kabullenmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen pazartesi günü İran ekonomisini “boğmaya” yönelik planları açıklamış ve İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacakları konusunda uyarmıştı.

Son dönemde açıklanan yeni tedbirler, ABD ve bazı müttefiklerinin Tahran’a 2018’den bu yana uyguladığı yaptırım rejimine ekleniyor. Söz konusu tarih, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’la 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı- KOEP) çekildiği döneme denk geliyor.

İran Cumhurbaşkanı, son aylarda “ithalat ve ihracatın yüzde 25 ila 35 arasında azaldığını” belirterek, ticaret hacmindeki düşüşe ayak uydurabilmesi için benzin fiyatlarının nihayetinde artırılması gerektiğini söyledi.

Pezeşkiyan, “Benzin kotasının üçüncü kademesindeki fiyatı yükseltmeliyiz... Örneğin 5 bin tümenden 10 bin tümene çıkarabiliriz” dedi. İran’da tüketim miktarına göre farklı sübvansiyonlu benzin fiyatları uygulanıyor. Dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden İran’da akaryakıt fiyatları küresel ölçekte en düşük seviyeler arasında bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı’nın yürütmeden sorumlu yardımcısı Muhammed Cafer Kaimpenah çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının, ülkenin yurt içindeki üretim açığını kapatacak miktarda benzin ithal etmesini engellediğini söylemişti.

Ancak Pezeşkiyan aynı gün yaptığı açıklamada, söz konusu yaptırımların “hiçbir sonuç vermeyeceğini” savunmuş ve İran’ın ekonomik baskılara karşı “kararlılıkla durduğunu” vurgulamıştı.