ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda ilerleme kaydediyor… İran savaşı ise henüz sona ermekten uzak

2 Eylül 2026’da Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor. (Reuters)
2 Eylül 2026’da Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor. (Reuters)
TT

ABD, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda ilerleme kaydediyor… İran savaşı ise henüz sona ermekten uzak

2 Eylül 2026’da Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor. (Reuters)
2 Eylül 2026’da Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor. (Reuters)

Son haftalarda İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki denetimini zayıflatmayı başaran ABD’nin, eş zamanlı olarak Tahran’ın petrol ihracatını fiilen durdurduğu ve bu durumun İran ekonomisindeki çöküşü hızlandırdığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, ABD ve İsrail tarafından şubat ayında başlatılan ve birkaç hafta sürmesi öngörülen savaş henüz sona ermiş değil. Mevcut kilitlenmenin her iki taraf için de maliyeti artarken, haziran ayında varılan anlaşmanın kısa sürede bozulmasının ardından diplomatik alanda herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. Düşük yoğunluklu çatışmalar devam ederken, ABD’nin savaştan çıkış stratejisine dair bir emare bulunmuyor.

İran üzerindeki artan ekonomik baskı şu ana kadar ülke içinde kitlesel bir ayaklanmaya yol açmadı. Öte yandan uluslararası gösterge olan Brent petrolün varil fiyatı bu hafta 100 doları aşarken, ulaştırma ve tarımda yaygın olarak kullanılan motorin fiyatları rekor seviyeye ulaştı. ABD Başkanı Donald Trump, benzin fiyatlarının ara seçimlere kadar yüksek seyretmesinin muhtemel olduğunu ifade etti.

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı tarafından 9 Eylül 2026’da yayınlanan bir fotoğrafta, 4 Eylül 2026 tarihinde USS George Washington uçak gemisinin güvertesinde duran bir F/A-18 - Super Hornet uçağı görülüyor. (AFP)
ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı tarafından 9 Eylül 2026’da yayınlanan bir fotoğrafta, 4 Eylül 2026 tarihinde USS George Washington uçak gemisinin güvertesinde duran bir F/A-18 - Super Hornet uçağı görülüyor. (AFP)

İran baskı kozlarını kaybediyor

İran, barış dönemlerinde küresel düzeyde ticareti yapılan petrol ve doğal gazın beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı savaşın ilk günlerinde fiilen kapatarak küresel ekonomik şoku bir koz olarak kullandı. Tahran yönetimi, bu süreçte petrol ihracatını ağırlıklı olarak Çin’e sürdürdü.

Ancak küresel ticaret hareketlerini izleyen Kpler şirketinin petrol uzmanı Homayoun Falakshahi tarafından derlenen verilere göre, son haftalarda denklem tersine döndü. ABD ablukası İran’ın ihracatını fiilen durdururken, ABD ordusu Arap Körfezi ülkelerinin ihracat artışını kolaylaştırdı.

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln, 6 Eylül 2026’da Tayland’ın Pattaya kenti yakınlarındaki Laem Chabang Limanı’ndan ayrılırken (AFP)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln, 6 Eylül 2026’da Tayland’ın Pattaya kenti yakınlarındaki Laem Chabang Limanı’ndan ayrılırken (AFP)

Veriler, İran’ın petrol ihracatının geçen ilkbahardaki günlük 1,85 milyon varil seviyesinden ağustos ayında yaklaşık 255 bin varile gerilediğini ortaya koydu. Buna karşılık İran dışındaki ülkelerin petrol ihracatı, savaşın en yoğun olduğu dönemdeki günlük 300 bin varil seviyesinden eylül ayında 8,4 milyon varile yükseldi; alternatif rotalar üzerinden yapılan sevkiyatlar da eklendiğinde bu miktar 10,8 milyon varile ulaştı.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, pazar günü benzer rakamlara dikkat çekerek, çatışma öncesindeki akışın muhtemelen üçte ikisine veya daha fazlasına ulaşıldığını belirtti. Falakshahi’ye göre İran dışındaki ülkelerin ihracatı savaş öncesinde günlük yaklaşık 14 milyon varil seviyesindeydi.

Öte yandan sevkiyattaki artış, Hürmüz Boğazı’ndaki yoğun ABD askeri varlığına dayanıyor ve bu durum askeri kaynaklar üzerinde baskı oluşturuyor. Kamuoyunda destek görmeyen savaşın ABD’li mükelleflere maliyeti şimdiden 37,5 milyar doları aşarken, 18 ABD askerinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu durumun kasım ayındaki seçimlerde Cumhuriyetçiler üzerinde baskı oluşturması bekleniyor.

5 Eylül 2026 tarihinde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, bilinmeyen bir konumda İran petrol tankerlerine yönelik ABD saldırıları sırasında yükselen duman görülüyor. (Reuters)
5 Eylül 2026 tarihinde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, bilinmeyen bir konumda İran petrol tankerlerine yönelik ABD saldırıları sırasında yükselen duman görülüyor. (Reuters)

Ambargo İran ekonomisini zorluyor

ABD'nin uyguladığı sıkı abluka ve yeni yaptırımlar, İran ekonomisine ağır darbeler vurarak fiyatların yükselmesine ve akaryakıt istasyonlarında uzun kuyrukların oluşmasına yol açtı.

Ancak yaşanan ekonomik sıkıntılar, giderek daha sert bir çizgiye kayan İranlı liderlerin Hürmüz Boğazı, tartışmalı nükleer program veya bölgedeki silahlı gruplara verilen destek konularında taviz vereceğine dair bir işaret sunmuyor.

Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) İran uzmanı Ali Vaez konuya ilişkin değerlendirmesinde, Washington’ın temel sorununun bir zafer teorisinden yoksun olması niteliğini koruduğunu belirterek, daha fazla geminin geçiş yaptığını ve İran’ın zarar gördüğünü ancak tüm bunların henüz siyasi bir sonuç doğurmadığını ifade etti.


Anthropic, devlet destekli casusluk operasyonlarını engelledi

Anthropic" şirketinin logosu, bir klavye ve robotik bir el görülüyor (Reuters)
Anthropic" şirketinin logosu, bir klavye ve robotik bir el görülüyor (Reuters)
TT

Anthropic, devlet destekli casusluk operasyonlarını engelledi

Anthropic" şirketinin logosu, bir klavye ve robotik bir el görülüyor (Reuters)
Anthropic" şirketinin logosu, bir klavye ve robotik bir el görülüyor (Reuters)

Yapay zekâ şirketi Anthropic, yaptığı açıklamada, kendi yapay zekâ modellerinin gözetim amacıyla kullanıldığı devlet destekli çeşitli casusluk operasyonlarını tespit ederek engellediğini duyurdu. Şirket, hükümetlerin ve bunlarla bağlantılı aktörlerin, bu teknolojiyi azınlıkları ve siyasi muhalifleri izlemek amacıyla giderek daha fazla kullandığı uyarısında bulundu.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre Anthropic, yapay zekâ modellerinin kötüye kullanımına ilişkin dün yayımladığı raporda, ocak-temmuz ayları arasında tespit edilerek durdurulan söz konusu faaliyetlerin Çin, İran ve Batı Afrika kaynaklı olduğunu belirtti.

Rapora göre gözetim kampanyalarında, söz konusu yönetimlerin geleneksel olarak hedef aldığı diaspora toplulukları ve muhalif gruplar mercek altına alındı. Bunlar arasında Hong Kong'daki demokrasi yanlısı isimler, Asya genelindeki Tibet toplulukları ve Falun Gong hareketinin takipçilerinin yanı sıra İran'daki azınlıklar ve yurt dışında yaşayan İran rejimi karşıtları da bulunuyor.

Vakaların birinde İranlı aktörlerin, sosyal medya hesapları üzerinden kişilerin kimliklerini belirlemeye yönelik bir yöntem geliştirdiği tespit edildi. Başka bir olayda ise Mali'nin ulusal güvenlik birimleri adına çalışan bir yüklenici, Anthropic'in Claude adlı yapay zekâ modelini kullanarak "istihbarat bilgilerinin toplanmasını sağlayan temel yazılımlar" tasarladı.

Raporda, "Yapay zekâ artık mühendislik iş gücünün yerine kullanılıyor" değerlendirmesine yer verildi.

Anthropic ayrıca kullanıcıların silah tasarlama, şüpheli biyolojik araştırmalar yürütme ve flört uygulamaları üzerinden dolandırıcılık operasyonları geliştirme girişimlerini de engellediğini bildirdi.

Verilerin damıtılması

Merkezi San Francisco'da bulunan şirket, Çinli geliştiricileri Claude modelini kullanıcıların sorularını yanıtlamak için yanıltıcı biçimde kullanmakla ve aynı zamanda elde edilen verileri kendi yapay zekâ modellerini geliştirme amacıyla "damıtmakla" suçladı.

"Damıtma" (distillation), bir yapay zekâ modelinin başka bir modeli eğitmek amacıyla kullanılmasını ifade ediyor.

Çinli geliştiriciler daha önce de bu yöntemi izinsiz kullanmakla suçlanmış, söz konusu uygulamanın Anthropic ve OpenAI gibi ABD merkezli yapay zekâ laboratuvarlarının kaynaklarının izinsiz kullanılmasına, dolayısıyla haksız kaynak aktarımına yol açtığı öne sürülmüştü.

Anthropic, Çin merkezli Moonshot ve DeepSeek şirketlerinin de Claude modelini gizlice kullanarak kendi kullanıcılarına yanıtlar ürettiğini iddia etti.

Raporda, "Bir vakada Moonshot, 10 gün boyunca müşterilerinden gelen yaklaşık 300 bin talebi, çoğunun Singapur ve Japonya'da bulunduğu görülen 5 bin 380 sahte hesaptan oluşan bir ağ üzerinden Anthropic'e yönlendirdi" ifadeleri kullanıldı.

Bu verilerin bir bölümünde kullanıcıların hassas bilgilerinin de yer aldığı ve bunun gizlilik anlaşmalarının ihlal edilmesi anlamına gelebileceği belirtildi.

Anthropic, "Moonshot'ın müşterilerine, taleplerinin Anthropic'e yönlendirildiğini ve üçüncü bir tarafla paylaşıldığını bildirip bildirmediğini bilmiyoruz" açıklamasında bulundu.

Rapora göre DeepSeek de benzer tekniklerden yararlandı.

Biyolojik silah araştırmaları

Anthropic, araştırmalar kapsamında biyolojik silahlarla bağlantılı çalışmaları da tespit ederek engellediğini açıkladı. Şirket, söz konusu kişilerin niyetlerinin tamamen net olmadığını belirtirken, kimliklerini açıklamadı.

Raporda, "Bu çalışmalara dahil olan kişiler araştırmalarını sürdüren bilim insanları. Kasten zarar vermeye çalıştıklarını iddia etmiyoruz. Ayrıca kimliklerinin veya çalıştıkları laboratuvarların açıklanması onları riske atabilir" denildi.

Söz konusu bilimsel çalışmalar arasında sivrisineklerle bulaşan chikungunya virüsü, yüksek derecede bulaşıcı bir kuş gribi türü, çiçek ve maymun çiçeği virüslerini de içeren bir virüs ailesi ile hayvan kaynaklı toksinler ve diğer zehirli maddeler üzerine araştırmaların bulunduğu belirtildi.


Tahran tanker savaşını genişletiyor... Washington ise İran’ı ekonomik olarak tecrit etme kampaniyasını sürdürüyor

Tahran tanker savaşını genişletiyor... Washington ise İran’ı ekonomik olarak tecrit etme kampaniyasını sürdürüyor
TT

Tahran tanker savaşını genişletiyor... Washington ise İran’ı ekonomik olarak tecrit etme kampaniyasını sürdürüyor

Tahran tanker savaşını genişletiyor... Washington ise İran’ı ekonomik olarak tecrit etme kampaniyasını sürdürüyor

İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) tarafından yapılan açıklamada, Umman'ın Hasab kentinin 4 deniz mili batısında iki gemiye saldırıdüzenlendi; gemilerden birinde yangın çıktı, diğer geminin durumunun ise henüz netleşmedi.

Devrim Muhafızları ise dün İran’a ait 5 petrol tankerini hedef alan çarşamba günkü saldırıya misilleme olarak Basra Körfezi'nde 2 ABD gemisi ile 8 petrol tankerine saldırdığını duyurmasının ardından, gemilerin Tahran ile koordinasyon kurmadan girmesinin yasaklandığı "yasaklı bölgenin" sınırlarını genişlettiğini açıkladı.

Diğer taraftan ABD hükümeti, İran'ı ekonomik olarak tecrit etme kampanyasını artırdığı bir dönemde, Lübnan Hizbullahı'na ve İran’ın Ortadoğu’daki diğer müttefiklerine destek sağlayan şirket ve şahıslara yönelik yeni yaptırımlar uyguladığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son yaptırımlar, ABD Hazine Bakanlığı’nın ilk kez 24 Ağustos’ta açıkladığı ve Tahran’ın savaşı finanse etmek, füze üretmek, siber saldırılar düzenlemek ve Devrim Muhafızları’nı desteklemek için kullandığı gelir hatlarını kesmeyi hedefleyen "Ekonomik Tecrit Operasyonu" (Operation Economic Outcast) kapsamında hayata geçirildi.

ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC) tarafından alınan kararların Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan ve Türkiye’de bulunan; Washington’un belirlemelerine göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun komutası altındaki Iraklı yarı askerî grup Ketaib Hizbullah’a ve Lübnan Hizbullahı’na destek veren kurum ve bireyleri hedef aldığı belirtildi.