ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
TT

Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki kontrolünü kaybetmesinin ardından İran konusunda atacağı yeni adım merakla bekleniyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün Trump'ı savaşın "bir sonraki aşamasına" hazırlanmakla suçlayarak, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ten çatışmanın bedelini Trump'a açıkça anlatmasını istedi.

Kalibaf, bu açıklamayı Vance'in İran savaşını Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin sorumlusu olarak göstermesine cevap olarak yaptı. Kalibaf, X hesabından İngilizce yaptığı paylaşımda, "Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor" ifadelerini kullandı.

Kalibaf, "Başkanınız, ABD 'Önce İsrail' sloganı altında uçurumun eşiğinde dururken savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanıyor" dedi. Vance'e gösterişli konuşmaları bırakması çağrısında bulunan Kalibaf, "Neden bunları başkanınıza söylemiyorsunuz?" diye sordu.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kalibaf, Vance'in savaşın kötü bir fikir olduğunu düşünmesi hâlinde, çatışmayı sürdürmek yerine Trump'ı savaşı sona erdirmeye ikna etmesi gerektiğini savundu. İki isim, nisan ayında gerçekleştirilen doğrudan barış görüşmelerinde ülkelerinin heyetlerine başkanlık etmişti.

Putin'e Hamaney'den mesaj

Moskova'da ise İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'in mesajını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletti. İran devlet medyası mesajın içeriğine ilişkin bilgi vermedi.

Kremlin, Putin'in Rızai ile görüştüğünü doğrularken görüşmenin ayrıntılarını paylaşmadı. Putin ve Rızai, 2 Kasım'da da telefonla görüşerek bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele almıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)

Ziyaret, Financial Times gazetesinin Rusya'nın İran'a helikopterlere monte edilen güdümlü füze fırlatma sistemlerinden 90 adet tedarik etmeyi kabul ettiğine ilişkin haberinin ardından gerçekleşti. Gazete haberini, incelediği Rus üretim belgelerine dayandırdı.

Nedeni savaş

Vance, çarşamba günü yaptığı paylaşımda, "Kaybetmemizin nedeni savaş" ifadesini kullanmıştı. Savaşı savunanlara seslenen Vance, Senato'da önümüzdeki altı yıl boyunca çoğunluğun kaybedilmesinin bu savaşa değdiğini söyleyip söyleyemeyeceklerini sorguladı.

Vance, "Herkes neden kaybettiğimizi biliyor. Nereye gittiğimize ilişkin her dürüst tartışma bu noktadan başlamalı" ifadelerini kullandı.

Trump ile arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunduğu iddialarını hafifletmeye çalışan Vance, başkanın da savaşın Cumhuriyetçilere seçimlere mal olduğunu kabul ettiğini söyledi. Ancak Trump, Reuters'a göre savaşın seçim yenilgisinin birçok nedeninden yalnızca biri olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)

Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, savaşın akaryakıt fiyatlarını yükseltmesi nedeniyle yardımcısının değerlendirmesinin "büyük ölçüde doğru" olduğunu söyledi. Bununla birlikte savaşı savunarak Wall Street Journal'a "Doğru olanı yaptım. Yine olsa yine yapardım" dedi.

Savaşı ne zaman sona erdireceği sorulan Trump, Axios'a göre, "Ne zaman istersem. Ancak bunun doğru şekilde yapılması gerekiyor çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez" cevabını verdi.

Bir Beyaz Saray danışmanı Reuters'a, bazı yetkililerin Vance'in paylaşımını başkanın dış politika çizgisinden sapma ve savaşın ülke içindeki ekonomik sonuçlarının kamuoyu önünde kabul edilmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Konuya yakın bir kaynak, paylaşımın Vance'in 2028 başkanlık seçimleri için kampanyasının başlangıcı olarak yorumlanabileceğini belirtti. Ancak başka bir Beyaz Saray yetkilisi, üst düzey çalışanların çoğunun bu açıklama karşısında şaşkınlık yaşadığını ifade etti.

Paylaşım, Trump'ın savaşın ilk destekçilerinden biri olarak nitelendirdiği Savunma Bakanı Pete Hegseth'in geleceğine ilişkin de soru işaretleri doğurdu.

Söylediklerine inanmayın

Trump, haftalardır seçimlerin ardından savaşı bir şekilde sona erdireceğini söylüyordu. Ancak Axios'a göre en yakın danışmanları bile başkanın bundan sonraki adımının ne olacağını bilmiyor.

ABD ve İsrail, şubat ayında İran'a karşı savaşı başlattı. Nisan ayında ilan edilen ateşkesin bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmaması üzerine çatışma çıkmaza girdi.

Reuters'ın haberine göre İran, o tarihten bu yana yer altına gizlediği askeri cephaneliğinin bir bölümünü yeniden kullanıma hazırladı ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri tehdit etti. Bu gelişmeler küresel petrol arzına ilişkin endişeleri artırdı.

Reuters'a konuşan iki kaynak, Trump'ın geçen hafta ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper'dan askeri operasyonların yeniden başlatılmasına ilişkin seçenekler hakkında brifing aldığını söyledi.

Axios'a konuşan ABD'li yetkililere göre Amerikan ordusu, bölgeye daha fazla askeri teçhizat gönderilmesi de dahil olmak üzere İran'da büyük çaplı operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

Bununla birlikte bir ABD istihbarat yetkilisi ve Reuters'a konuşan iki yetkilinin aktardığına göre, son aylarda hazırlanan istihbarat değerlendirmeleri, yeni saldırıların Tahran'ın müzakere pozisyonunu önemli ölçüde değiştirmeyeceği ve rejim değişikliğine yol açmayacağı sonucuna vardı.

Ancak konuya yakın kaynaklar, Trump'ın askerî harekât kararı alabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklardan biri, seçimlerin ardından Trump'ın siyasi açıdan kaybedecek fazla bir şeyi kalmadığını söyledi. İkinci kaynak ise, "İran'ı bombalamayı planlıyor. Söylediklerine inanmayın. Bu kararı ara seçimler nedeniyle erteledi" ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir mutabakatlar

Katarlı arabulucular, çatışmaların yeniden başlamasını önleyecek bir anlaşma taslağı için Washington ve Tahran'ın desteğini sağlamaya çalışıyor. Axios'a konuşan bölgesel kaynaklara göre bu girişim, önümüzdeki günlerde doğrudan müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açabilir.

ABD'li bir yetkili, Axios'a yaptığı açıklamada, "Herkese önce seçimlerin bizim açımızdan nasıl sonuçlanacağını görmek istediğimizi söyledik" dedi.

Vance son haftalarda müzakerelerdeki çabalarını artırdı. Ancak Reuters'a göre İran, Washington'un uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen sıfırlama talebi de dahil olmak üzere şartlarını kabul etmeye hazır olduğuna ilişkin kayda değer bir işaret vermedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde bölgesel gelişmelerin ve bölgede istikrarın sağlanmasına yönelik diplomatik çabaların ele alındığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Umman Haber Ajansı'ndan aktardığına göre Arakçi ile Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi de perşembe günü Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımının engelsiz biçimde yeniden başlamasını sağlayacak "uygulanabilir siyasi ve teknik mutabakatlar" üzerinde yürütülen görüşmeleri değerlendirdi.

İki bakan, "gerilimin düşürülmesi" aşamasından, deniz yollarının güvenliğini sağlayacak somut düzenlemelere ve ticaret ile enerji taşımacılığını güvence altına alacak ortak teknik mekanizmalara dayalı "sürdürülebilir mutabakatlar" aşamasına geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bu sürecin savaş durumunu sona erdirmesi gerektiğini belirtti.

Bakanlar ayrıca mutabakatların devletlerin egemenliğine saygı ve bütün tarafların meşru çıkarlarının gözetilmesi temelinde oluşturulması çağrısında bulundu.

El-Busaidi, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile yaptığı başka telefon görüşmesinde de bölgesel gelişmeleri ele aldı. Pakistan Dışişleri Bakanlığına göre iki taraf diyaloğun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Siyasi yenilgi

Rızai, çarşamba günü yaptığı açıklamada, "İran halkının" Trump'ı hem savaş alanında hem de Hürmüz Boğazı'nda "stratejik yenilgiye", Washington'da ise "siyasi yenilgiye" uğrattığını savundu. Rızai, Amerikalıların Trump'ın savaşının faturasıyla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.

Axios'un aktardığına göre Rızai, "İran'la karşı karşıya gelen herkes savaş alanından kendi evinin kapısına kadar bedel ödeyecek" ifadelerini kullandı.

İran gazeteleri de dün seçim sonuçlarını savaşın bir kazanımı olarak değerlendirdi. Hükümete yakın İran gazetesi, "Trump'ın balonu patladı" başlığını atarak, Vance'in "Kaybetmemizin nedeni İran savaşıydı" sözlerine yer verdi.

Meclis Başkanı Kalibaf'a yakın çizgideki Sobhe No gazetesi (Yeni Sabah), seçmenlerin "İsrail adına İran'la savaşı" mahkûm ettiğini yazdı. Devrim Muhafızları'na yakın Cevan gazetesi ise "İlk cihatımızı genişleteceğiz" başlığını kullandı.

Axios'a konuşan arabuluculuk sürecinde yer alan diplomatlar, Trump'ın danışmanları ve Ortadoğu uzmanları, İran'daki bu sevinç gösterilerinin Trump'ın savaşa geri dönme ihtimalini artırabileceğini belirtti.

İran Meclisi Adli ve Hukuki İşler Komisyonu üyesi Muhammed Taki Nakdaali ise Avrupa ve ABD sokaklarında Amerikan, İsrailli ve Avrupalı siyasetçileri cezalandırmaya hazır "piyade askerleri" bulunduğunu ve Tahran'ın bu imkânlardan yararlandığını söyledi.

Hamaney, cumartesi günü askeri komutanlara tehditlere "coğrafi sınır olmaksızın" karşılık verme talimatı vermişti. Çarşamba günü de Washington'un saldırıları yeniden başlatması hâlinde savaşın kapsamının genişleyeceği uyarısında bulundu.

 Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)

Trump'ın seçenekleri

Axios, Trump'ın önünde üç seçeneğin bulunduğunu ve üçünün de çeşitli sorunlar barındırdığını değerlendirdi.

İlk seçenek askeri saldırıları yeniden başlatmak. Ancak bu seçenek kamuoyunda destek görmüyor, akaryakıt fiyatlarının yüksek kalmasına neden olabilir ve askerî açıdan daha iyi bir sonuç getirmesi de beklenmiyor.

İkinci seçenek müzakere. Ancak Tahran'ın taviz vermeyi reddetmesi veya Trump'ın zayıfladığını düşünerek taleplerini artırması hâlinde bu seçeneğin de çıkmaza girmesi mümkün.

Üçüncü seçenek ise Trump'ın yardımcılarının "boğma stratejisi" olarak adlandırdığı yaklaşım. Bu seçenek, deniz ablukasının ve yaptırımların sürdürülmesini, İran yönetiminin baskı altında bırakılmasını ve anlaşma yapma isteğinin sınanmasını öngörüyor. Bu yöntemin sonuç vermesi aylar sürebilir.

Vance, son aylarda Trump'ın yakın çevresinde savaşı sona erdirecek bir anlaşmayı savunan grubun öncülüğünü yaptı. Axios'a göre Vance, özel görüşmelerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran konusunda "her açıdan yanıldığını" ileri sürdü.

Habere göre Trump, Netanyahu'nun baskılarına rağmen seçimlerden önce saldırı düzenleme seçeneğini değerlendirmiş, ancak beklemeye karar vermişti. Üst düzey danışmanlarının tavsiyelerine rağmen geçen hafta İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya destek verdiğini açıkladı.

Axios, Vance'in paylaşımında İsrail ile ilişkinin Cumhuriyetçiler açısından ciddi bir siyasi yük hâline geldiğini savunduğunu aktardı.

İsrail'in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon ise savaşın ve ABD'deki enerji fiyatlarındaki artışın sorumluluğunun ülkesine yüklenmesini reddetti.

Danon, Vance'in değerlendirmesine cevap olarak i24NEWS kanalına yaptığı açıklamada, Washington'un İran'a saldırma kararını bağımsız biçimde aldığını, İsrail'in ise operasyona destek verdiğini söyledi.

Danon, "Her şey için İsrail'i suçlamak her zaman kolaydır. Ancak bu doğru değil" ifadelerini kullandı.

Trump'ın, İsrail'in güvenlik taleplerini karşılamayan bir anlaşma yapma ihtimali sorulan Danon, "Kendimizi korumak için her zaman ne gerekiyorsa yapacağız" cevabını verdi.


Demokratların kontrolündeki Kongre, Trump'a karşı mücadele cepheleri oluşturmaya hazırlanıyor

ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)
ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)
TT

Demokratların kontrolündeki Kongre, Trump'a karşı mücadele cepheleri oluşturmaya hazırlanıyor

ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)
ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)

Demokratlar, ara seçimlerde elde ettikleri zaferin ve Kongre'nin her iki kanadında da kontrolü ele geçirmelerinin ardından ABD Başkanı Donald Trump'a karşı yeni mücadele alanları açmaya hazırlanıyor. Washington'daki siyasi dengelerin değişmesi, Trump'ın görev süresinin son iki yılında iç ve dış politika gündemini yeni kısıtlamalarla karşı karşıya bırakıyor.

Demokratlar, Trump ve ailesiyle bağlantılı çıkar çatışması iddialarını araştırmak için Kongre'nin denetim ve ifade vermeye çağırma yetkilerini kullanmayı planlıyor. Soruşturmaların kapsamına ticari faaliyetler ve kripto para işlemlerinin yanı sıra Trump yönetiminin Jeffrey Epstein dosyasını ele alış biçimi, göçmenlere yönelik baskınlar ve göçmenlerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesi de girecek.

Ancak Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Trump'ın görevden alınmasının yeni çoğunluğun öncelikleri arasında bulunmadığını vurguladı. Jeffries, basına yaptığı açıklamalarda Amerikalıların siyasi hesaplaşmalar yerine hayat pahalılığına çözüm ve somut sonuçlar beklediğini belirtti.

Dış politikada ise Washington'daki siyasi dengelerin değişmesinin İran savaşı ve ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımlar üzerindeki olası etkileri mercek altına alınıyor.

Trump ve yardımcısı JD Vance, savaşın seçim yenilgisinde etkili olduğunu kabul etse de uzmanlar, Demokratların çoğunluğu elde etmesinin askeri operasyonların sona ermesini veya İsrail'e verilen desteğin kesilmesini garanti etmediği uyarısında bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bunun gerekçesi olarak da başkanın geniş yürütme yetkilerini ve Kongre kararlarını veto etme hakkını koruması gösteriliyor.


Muhsin Rızai: Putin, savaşı sona erdirmek için her türlü yardımı sunmaya hazır

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yi Moskova'da kabul etti (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yi Moskova'da kabul etti (Kremlin)
TT

Muhsin Rızai: Putin, savaşı sona erdirmek için her türlü yardımı sunmaya hazır

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yi Moskova'da kabul etti (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yi Moskova'da kabul etti (Kremlin)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaşı sona erdirmek için "her türlü yardımı" sunmaya hazır olduğunu söyledi. Rızai bu açıklamyı, dün Kremlin'de Putin'e İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'in mesajını iletmesinin ardından yaptı.

Rızai, Kremlin'de Putin ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı'nın İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları kınadığını ve İran'a karşı yürütülen savaşın "haksız" olduğunu düşündüğünü belirtti.

Putin ile "bölgenin önemli meselelerini" görüştüğünü aktaran Rızai, savaş sonrası dönem ve "bölgedeki güvenlik düzenlemeleri" konusunda da önemli konuların ele alındığını kaydetti.

 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai iledün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai iledün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)

İran liderinin mesajının "mümkün olan en kısa sürede" Putin'e ulaştırılmasını istediğini belirten Rızai, mesajın içeriğine ilişkin bilgi vermedi. Rızai ayrıca Putin'in Hamaney'e "sıcak ve samimi selamlarını" ilettiğini belirtti.

Rızai, İran'ın diplomatik kanallar aracılığıyla ABD'ye "yedi şart" ilettiğini de Putin'e bildirdiğini ifade etti. Rızai, "Washington bu şartları yerine getirmediği sürece Hürmüz Boğazı açılmayacak ve hiçbir müzakere yapılmayacak" dedi.

İran devlet televizyonuna konuşan Rızai, Rus gazının İran'a ulaştırılması için boru hatlarının inşa edilmesi konusunu da Putin ile görüştüklerini belirtti. Bu projenin İran'ın gaz tedarikindeki açığı kapatmasını ve Rus gazını komşu ülkelere satabilmesini sağlayacağını ifade etti.

Görüşmelerde Reşt-Astara demir yolu koridorunun da ele alındığını aktaran Rızai, İran Yol ve Şehircilik Bakanı'nın projenin uygulama sözleşmesini "yakında" imzalayacağını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın RIA Novosti'den aktardığına göre görüşmeye Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov ve Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana İstihbarat Dairesi Başkanı İgor Kostyukov da katıldı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce Putin'in İranlı yetkiliyi kabul ettiğini açıklamıştı.

Putin ve Rızai, 2 Kasım'da da telefon görüşmesi gerçekleştirerek, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele almıştı.

Rızai'nin ziyaretinden birkaç saat önce Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rus vatandaşlarına İran'a seyahat etmekten geçici olarak kaçınmaları yönündeki çağrısını yineledi. Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, tavsiyenin "İran çevresinde yeni bir gerilim artışı riskinin devam ettiği koşullarda" geçerli olduğunu söyledi.

Zaharova ayrıca İran'da bulunan Rus vatandaşlarına dikkatli olmaları, kalabalık alanlardan ve askeri ya da hükümet tesislerinin yakınlarından uzak durmaları çağrısında bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, pazartesi günü yaptığı açıklamada da İran'a yönelik yeni bir askerî harekât planlandığına ilişkin haberlerin "ciddi endişe" yarattığını bildirmiş ve bölgedeki durumun normale dönmesi için diplomatik çabaların artırılması çağrısında bulunmuştu.