ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Demokratlar kazanırsa ABD dış politikasında yaşanabilecek 4 değişiklik

New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)
New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)
TT

Demokratlar kazanırsa ABD dış politikasında yaşanabilecek 4 değişiklik

New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)
New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)

Bağımsız analistler, Demokratların 3 Kasım’daki ara seçimlerde ABD Temsilciler Meclisi’ni, hatta belki Senato’yu kazanma şansının yüksek olduğunu belirtiyor. Böyle bir sonuç, Cumhuriyetçilerin iki yıllık hâkimiyetinin ardından Demokratlara Washington’da iktidardan pay alma imkânı sağlayabilir.

Demokratlar, Cumhuriyetçilerin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin savaş ilan etmesine ve kamu harcamalarını kontrol etmesine izin verdiğini savunuyor. Oysa ABD Anayasası, bu yetkileri milletvekillerine veriyor.

Şarku’l Avsat’ın değerlendirmelerine göre Demokratların kontrolündeki bir Kongre’nin Trump’ın dış politikasını sınırlayabileceği bazı yollar şöyle:

İran savaşını sınırlandırmak

Trump, 28 Şubat’ta İran’a karşı savaşı başlatmadan önce Kongre’den onay almadı. Demokratlar, Kongre onayı alınmadığı sürece çatışmaların sona erdirilmesi yönünde birçok kez oy kullandı. Bu karar tasarılarından biri, az sayıda Cumhuriyetçinin desteğiyle kabul edildi ancak Trump yönetimi kararı uygulamadı.

Demokratların Temsilciler Meclisi veya Senato’da çoğunluğu sağlaması durumunda, Trump’ı savaşı sürdürmek için Kongre’den onay almaya zorlamak amacıyla savunma harcamalarını azaltmaları mümkün olabilir. Ayrıca yönetim yetkililerinin planları hakkında kamuoyu önünde ifade vermelerini zorunlu kılabilirler.

Ukrayna’ya yeni destek

Trump, Rusya’nın işgaline karşı mücadele eden Kiev’e hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi milletvekillerinden geniş destek gelmesine rağmen, Ukrayna’ya doğrudan sağlanan ABD askerî ve mali yardımlarını büyük ölçüde durdurdu.

cdfvghy
Eski Başkan Barack Obama’nın, Michigan eyaletinde dün seçmenleri sandığa gitmeye teşvik etmek amacıyla düzenlenen mitingde Demokrat Parti’nin adayı, eyaletin Dışişleri Bakanı Jocelyn Benson’a destek vermek üzere alana katılması kalabalık tarafından tezahüratlarla karşılandı (AFP)

Trump, son dönemde Rus dizeline yönelik yaptırımları kaldırması ve Rusya’nın enerji sektörünü hedef alan yaptırımlardan geri adım atması nedeniyle, aralarında çok sayıda Cumhuriyetçinin de bulunduğu bazı Kongre üyelerinin tepkisini çekti. Bu adımlar, Trump’ın söz konusu yaptırımları öngören bir yasayı imzalamasından yalnızca birkaç hafta sonra geldi.

Demokratların kasım ayında her iki kanatta da çoğunluğu kazanması durumunda, hangi konuların ne zaman oylanacağını belirleme imkânı elde edecekleri belirtiliyor.

Bu durum, Ukrayna’ya yeni yardımların onaylanmasının önünü açabilir. Söz konusu yardımların, Trump’ın kullanabileceği muhtemel başkanlık vetosunu aşmak için gereken üçte iki çoğunluğa ulaşması da olası görülüyor.

fg
ABD Başkanı Donald Trump’ı destekleyen bayraklar, ara seçimler öncesinde Georgia eyaletinin Perry kentinde düzenlenen seçim mitinginin yapıldığı alanın dışında (Reuters)

Demokratlar, Trump’ın diğer adımlarını da hedef alabilir. Örneğin, Demokratların çoğunluğu kazanması hâlinde Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi başkanlığını üstlenmesi beklenen New York milletvekili Gregory Meeks, Trump’ın Rus dizelini yeniden küresel pazara sunma planını engellemeyi amaçlayan ve iki partinin desteğini alan bir yasa tasarısı sundu.

İsrail’e askerî yardımların durdurulması

İsrail’in Gazze savaşındaki politikaları, on binlerce Filistinli sivilin hayatını kaybetmesi ve işgal altındaki Batı Şeria’da şiddetin devam etmesi, Demokratlar arasında İsrail’e verilen desteğin azalmasına yol açtı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Cumhuriyetçiler arasındaki yakın ittifak da bu eğilimi etkileyen unsurlar arasında yer aldı.

Demokratların, geçen mali yılda 3,8 milyar dolar olarak gerçekleşen İsrail’e yönelik askerî yardımlara kısıtlama getirmesi veya yardımları durdurması mümkün. ABD, İsrail’e diğer tüm ülkelerden daha fazla yardım sağlıyor.

bh
ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimler öncesinde düzenlediği seçim mitingine katılanlar (Reuters)

Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların yaklaşık yarısı, bu yaz İsrail’e yapılan yardımların kesilmesi yönünde oy kullandı. Bu girişime karşı çıkan Meeks gibi bazı milletvekilleri ise ağır bombalar gibi silahların İsrail’e tedarikine kısıtlama getirilmesini destekledi.

Askerî harcamaların azaltılması ve dış yardımların yeniden başlatılması

Demokratların, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Partiye kıyasla askerî harcamaları azaltmaya daha fazla eğilim göstermesi bekleniyor.

Trump, bu yılın askerî bütçesinde yüzde 67’lik rekor bir artış talep ederek bütçenin 1,5 trilyon dolara çıkarılmasını istedi. Ancak Demokratlar, İran savaşı konusunda Kongre’ye danışmamasını ve sosyal programlarda yaptığı kapsamlı kesintileri gerekçe göstererek Senato’da bu girişimi engelledi.

Trump ayrıca Kongre tarafından onaylanan milyarlarca dolarlık dış yardımı dondurdu veya iptal etti. Bu kesintiler, finansmanın yeniden başlatılması için çaba göstereceklerini belirten çok sayıda Demokratın tepkisini çekti.


Zelenskiy, kasım ayında Kiev, Moskova ve Washington arasında görüşme yapılacağını doğruladı: Toprak meselesi liderlere bırakılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)
TT

Zelenskiy, kasım ayında Kiev, Moskova ve Washington arasında görüşme yapılacağını doğruladı: Toprak meselesi liderlere bırakılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, pazar günü yaptığı açıklamada, Kiev ve Moskova temsilcileri arasında ABD arabuluculuğunda kasım ayında bir görüşme gerçekleştirileceğini doğruladı. Görüşmenin, bu yılın başından bu yana durmuş olan barış müzakerelerini yeniden canlandırmayı amaçladığı belirtildi.

Zelenskiy, ulusal televizyona verdiği  röportajda, “Müzakereye hazırız. Konu toprak meselesiyse bunun liderler düzeyinde ele alınması gerekiyor. Diğer meseleler ise teknik heyetlerin yetki alanına giriyor. Dolayısıyla bütün bunlar kasım ayında görüşülebilir” dedi.


Trump’ın seçim stratejisinin merkezini Beyaz Evanjelikler oluşturuyor

Florida’da Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen iki Amerikalı kadın seçmen (Reuters)
Florida’da Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen iki Amerikalı kadın seçmen (Reuters)
TT

Trump’ın seçim stratejisinin merkezini Beyaz Evanjelikler oluşturuyor

Florida’da Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen iki Amerikalı kadın seçmen (Reuters)
Florida’da Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen iki Amerikalı kadın seçmen (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, ülke genelindeki dini grupların çoğunda desteği gerilemesine rağmen, Kongre ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Partinin çok sayıda adayının kazanmasını sağlayabilecek güçlü bir destek tabanına sahip beyaz Evanjeliklere büyük umut bağlıyor. Trump, beyaz Evanjeliklerin desteğini Cumhuriyetçilerin seçim zaferinde belirleyici bir güç olarak görüyor.

Pew Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan yeni veriler, 28 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında 3 bin 917’si kayıtlı seçmen olmak üzere 5 bin 62 Amerikalı yetişkinin yanıtlarına dayanıyor. Verilere göre beyaz Evanjelikler, çoğunluğunun Trump’ın başkanlık performansını onayladığı tek dini grup olma özelliğini koruyor. Bu grupta Trump’ın performansını onaylayanların oranı yüzde 58, onaylamayanların oranı ise yüzde 40 olarak ölçüldü. Bununla birlikte destek oranı, 2025’in başında kaydedilen yüzde 78 seviyesine kıyasla belirgin biçimde geriledi.

xfvg
Güney Carolina’da bir kilisede seçmenlere yönelik rehber dağıtılıyor (Reuters)

Genel tabloda, kayıtlı seçmenlerin yüzde 44’ü kendi seçim bölgelerinde Temsilciler Meclisi için Demokrat adaylara, yüzde 36’sı ise Cumhuriyetçi adaylara oy vermeyi planlıyor. Aradaki fark, Demokratlara sekiz puanlık üstünlük tanıyan RealClearPolitics anketlerinin ortalamasına yakın. Ankette Trump’ın yetişkin nüfus genelindeki onay oranı yüzde 30’da kalırken, yüzde 68’lik kesim başkanın performansından memnun olmadığını belirtti. Bu sonuç, Associated Press ile NORC’un ortak anketinde ulaşılan oranlarla da örtüşüyor.

Destek tablosu dini aidiyete göre ayrışıyor

Veriler, seçmenlerin oy verme eğilimlerinin dini aidiyetlerine göre keskin biçimde farklılaştığını ortaya koyuyor. Beyaz Evanjeliklerin yüzde 73’ü Cumhuriyetçilere, yalnızca yüzde 12’si Demokratlara oy vermeyi planlıyor. Protestanların genelinde Cumhuriyetçilere destek yüzde 49, Demokratlara destek ise yüzde 32 düzeyinde. Beyaz ve Evanjelik olmayan Protestanlarda ise Cumhuriyetçilere destek yüzde 45, Demokratlara destek yüzde 37 olarak ölçülüyor.

Buna karşılık siyah Protestanların ezici çoğunluğu Demokratları destekliyor. Bu grupta Demokratlara oy vermeyi planlayanların oranı yüzde 74, Cumhuriyetçileri tercih edenlerin oranı ise yüzde 6. Katolikler arasında ise tablo daha dengeli: Yüzde 42 Demokratlara, yüzde 39 Cumhuriyetçilere oy vermeyi düşünüyor. Beyaz Katoliklerde Cumhuriyetçilere destek yüzde 50’ye karşı yüzde 32 ile öne çıkarken, Hispanik kökenli Katoliklerin yüzde 59’u Demokratları, yalnızca yüzde 19’u Cumhuriyetçileri destekliyor.

En belirgin ayrışmalardan biri de herhangi bir dine bağlı olmayan seçmenlerde görülüyor. Ateistlerin yüzde 81’i, agnostiklerin yüzde 75’i ve herhangi bir dine mensup olmayanların yüzde 61’i Demokratlara oy vermeyi planlıyor.

Başkan Trump’ın performansına yönelik onay oranı ise Protestanların genelinde yüzde 39, Katoliklerde yüzde 30 seviyesinde. Beyaz Katoliklerde de destek yüzde 39’a gerilemiş durumda. Bu oran, 2025’in başında yüzde 59 olarak ölçülmüştü. Siyah Protestanların yüzde 90’ı, Hispanik kökenli Katoliklerin ise yüzde 78’i Trump’ın performansını onaylamıyor.

ABD’de Evanjeliklerin ağırlığı

Bu verilerin önemi, söz konusu grupların Amerikan toplumundaki büyüklüklerinden kaynaklanıyor. Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi’nin 2023-2024 yıllarında gerçekleştirdiği kapsamlı dini araştırmasından aktardığı verilere göre ABD’deki yetişkinlerin yüzde 62’si kendisini Hristiyan olarak tanımlıyor. Bunların yüzde 40’ı Protestan, yüzde 19’u Katolik, yüzde 3’ü ise diğer Hristiyan mezheplerine mensup.

Tüm ırksal gruplar dahil edildiğinde Evanjelik Protestanlar, yetişkin nüfusun yüzde 23’ünü oluşturuyor. Bu oran 2007’de yüzde 26 düzeyindeydi. Geleneksel Protestanların oranı ise aynı dönemde yüzde 18’den yüzde 11’e geriledi.

Din Araştırmaları Enstitüsü’nün geçen nisan ayında yayımladığı yıllık dini demografi araştırmasına göre beyaz Evanjelikler 2025’te Amerikan nüfusunun yüzde 13’ünü oluşturuyordu. Beyaz ve Evanjelik olmayan Protestanların oranı da yüzde 13, beyaz Katoliklerin oranı ise yüzde 12 olarak kaydedildi.

Bununla birlikte beyaz Evanjelikler, nüfus içindeki oranlarının çok ötesinde bir seçim gücüne sahip. Bu grup, Trump’ı 2024’te Beyaz Saray’a taşıyan siyasi ittifakın yaklaşık üçte birini oluşturdu ve Trump’ın üç başkanlık kampanyasında da yüzde 80’den fazlası kendisine oy verdi.

cdvfg
Wisconsin’da Kongre ara seçimlerinde erken oy verme sürecinin ilk gününde Racine Belediye Binası’nda oy kullanan bir seçmen (DPA)

Reuters ve Ipsos’un anketleri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Beyaz Evanjelikler arasında Trump’a destek, Ocak 2025’teki yüzde 77 seviyesinden bu ay yüzde 63’e geriledi. Ancak bu düşüş, genel seçmen kitlesinde kaydedilen gerilemeden daha sınırlı kaldı. Genel seçmenler arasında Trump’a destek aynı dönemde yüzde 47’den yüzde 31’e indi.

Bu bağlılık, Cumhuriyetçiler açısından önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Sekizinci ayına giren İran savaşıyla ilgili ekonomik baskılar ve hoşnutsuzluk, skandallara ve art arda yürütülen soruşturmalara rağmen on yıl boyunca ayakta kalan bu siyasi ilişkiyi zayıflatabilecek mi?

Güney eyaletlerinden örnekler

Kongre ara seçimleri, özellikle ABD’nin güney eyaletlerindeki Evanjelikler açısından ayrı bir önem taşıyor. Bu eyaletlerde kiliselerde bir araya gelen cemaat üyeleri, sandıkta nasıl oy kullanacaklarına ilişkin işaretler arıyor. Rahipler ise ülkenin “hakikat kalesi” olarak gördükleri kilisenin öğretileri doğrultusunda, siyasete dini bir perspektiften yaklaşmaları için cemaatlerine çağrıda bulunuyor.

Cumhuriyetçi Darlene Graham’ın elinde bulunan bir Senato koltuğu için Demokrat Annie Andrews ile yaşanan beklenmedik rekabette, beyaz Evanjeliklerin Graham’a verdiği destek açık biçimde görülüyor.

Reuters’ın eyaletteki iki kilisede 15 kişiyle yaptığı görüşmelerde yalnızca iki kişi Andrews’a destek vermeyi düşündüğünü söyledi. Görüşülenlerin hiçbiri Trump’a desteğini geri çekme niyeti göstermedi. Katılımcıların çoğu enflasyondan eski Başkan Joe Biden yönetiminin politikalarını sorumlu tuttu.

bg
17 Ekim 2026’da Kentucky eyaletinin Highland Heights kentinde düzenlenen seçim mitinginde ABD Başkanı Donald Trump’ın konuşmasını dinleyen Cumhuriyetçiler (AFP)

Evanjeliklerin seçimlerdeki önemi Güney Carolina ile sınırlı değil. Bu grup, seçmenlerin önemli bir bölümünü oluşturduğu Iowa ve Kansas gibi eyaletlerdeki Senato yarışlarının sonucunu da belirleyebilir.

Kamu Dini Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Robert Jones, Evanjeliklerin Trump’a bağlılığını 2016’da yapılan “büyük bir anlaşma” ile açıklıyor. Buna göre çok sayıda Evanjelik, Trump’ın kürtajı kısıtlama, eşcinsel haklarını sınırlandırma ve katı göç politikaları uygulama taahhüdü karşılığında onun özel yaşamındaki davranışlarını görmezden geldi.