ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Fransa’da protestoların ardından bilanço: Bin 200 gözaltı, yüzlerce iş yeri zarar gördü

Paris’te hayat pahalılığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto eden ülke çapındaki gösterilerin ertesi günü çıkan çatışmalarda zarar gören Salomon mağazasının vitrinini onaran bir kişi (Reuters)
Paris’te hayat pahalılığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto eden ülke çapındaki gösterilerin ertesi günü çıkan çatışmalarda zarar gören Salomon mağazasının vitrinini onaran bir kişi (Reuters)
TT

Fransa’da protestoların ardından bilanço: Bin 200 gözaltı, yüzlerce iş yeri zarar gördü

Paris’te hayat pahalılığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto eden ülke çapındaki gösterilerin ertesi günü çıkan çatışmalarda zarar gören Salomon mağazasının vitrinini onaran bir kişi (Reuters)
Paris’te hayat pahalılığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto eden ülke çapındaki gösterilerin ertesi günü çıkan çatışmalarda zarar gören Salomon mağazasının vitrinini onaran bir kişi (Reuters)

Fransa, hayat pahalılığını protesto etmek için yüz binlerce kişinin katıldığı gösterilerin ardından, ülke genelinde bir gün boyunca yaşanan şiddet olayları, yağma ve kargaşanın yol açtığı hasarı tespit ediyor. Olaylar, cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı ay kala yaşandı.

Toplumsal gerilimin tırmandığı ve parlamentoda çoğunluğa sahip olmaması nedeniyle hükümetin hareket alanının daraldığı bir dönemde yönetim, şiddet olaylarına karışanlara karşı kararlı bir tutum sergileyeceğini açıkladı.

rgthy
Paris sokaklarından birinde yanmış bir aracın yanından bisikletiyle geçen bir kişi (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın Fransız haber ajansı AFP'den aktardığı habere göre olaylardaki şiddetin boyutu 2023'teki protestoları ve 2018-2019 yıllarında düzenlenen Sarı Yelekliler eylemlerini aştı.

Paris başta olmak üzere büyük kentlerin sokaklarında yüzlerce işletme ve mağaza hedef alındı. Molozlar ve yanmış motosikletlerin enkazı sokakların büyük bölümünü kapladı. Yerel yetkililer, “Sokakların tamamı sistematik biçimde tahrip edildi” açıklamasında bulundu.

fgh
Fransa’nın Marsilya kentinde hayat pahalılığına ve akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen ülke çapındaki gösteriler sırasında çıkan çatışmaların ertesi günü, belediye işçisi sokakları temizliyor (Reuters)

AFP muhabirlerinin Paris'ten aktardığına göre, küçük gruplar hâlinde hareket eden gençler organize şekilde yağma eylemlerine girişti. Maske ve eldiven takan kişiler, mağazaların camlarını kırıp içeri girmeden önce güvenlik kameralarını devre dışı bıraktı.

Güneydeki Marsilya, kuzeydeki Lille ve güneybatıdaki Bordeaux kentlerinde göstericiler belediye ve valilik binalarına girerek tahribata yol açtı. Fransa'nın orta kesimindeki Limoges kentinde ise yerel yetkililere göre 19. yüzyıldan kalma büyük belediye binasının önemli bir bölümü yangında zarar gördü.

sxdf
Paris’te bir kişi, olay çıkaranların geride bıraktığı çöplerin yanında yolun ortasında oturuyor (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, X platformundan yaptığı açıklamada, “tahribat gerçekleştiren, kamu kurumlarına veya işletmelere saldıran ya da yağma eylemlerine katılan herkesin” peşine düşüleceğini ve cezalandırılacağını bildirdi.

Yetkililer, cumartesi günü 1.200 kişinin gözaltına alındığını, göstericilerle yaşanan çatışmalarda 150 güvenlik görevlisinin yaralandığını açıkladı.

h
Fransa’nın orta kesimindeki Limoges kentinde hayat pahalılığına karşı düzenlenen protestolar sırasında bir grubun baskın düzenlediği belediye binasında yangın çıktı (AFP)

Göstericiler arasında da yaralananlar oldu. Bazılarının durumunun ağır olduğu bildirildi. Orta Fransa'daki Saint-Étienne kentinde 17 yaşındaki bir gencin, polisin attığı bir bomba nedeniyle elinin koptuğu belirtildi.

Başbakan Sébastien Lecornu, gece saatlerinde güvenlik güçlerini ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, “Bu akşam bilanço daha ağır olmadığı için kendimizi şanslı saymalıyız” dedi.

Ağır maliyet

İçişleri Bakanlığının tahminlerine göre gösterilere yaklaşık 550 bin kişi katıldı. Organizatörler ise katılımcı sayısının 800 bine ulaştığını öne sürdü.

dfgth
Paris’te hayat pahalılığına karşı dün düzenlenen protestolar sırasında Saint-Martin Kanalı’nın kenarında bir araç yanıyor (AFP)

Göstericiler arasında yer alan sosyal hizmet uzmanı Régine Monféraud, “Hayat pahalılığını protesto etmek ve düşük ücretler karşılığında didinip durmaktan, kiraların da sürekli yükselmesinden bıktığımızı söylemek için geldim” dedi.

Protestolar ve bunlara eşlik eden şiddet olayları, siyasi partiler arasında farklı tepkilere yol açtı. Radikal sol çizgideki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin lideri Jean-Luc Mélenchon, Paris'teki gösteriye katılarak şiddet ve tahribat eylemlerinden uzak durulması çağrısında bulundu.

jukı
Paris’te hayat pahalılığını protesto eden gösteri sırasında polis ekipleri Cumhuriyet Meydanı’nda ilerliyor (AFP)

Anketlerde önde görünen aşırı sağcı lider Marine Le Pen ise Ulusal Birlik (RN) partisinin polisin yanında olduğunu vurguladı. Le Pen, solun tutumunun “şiddeti meşrulaştırdığını” ve ülkeyi kaosa sürüklediğini savundu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı ay kala Mélenchon ile Le Pen arasındaki siyasi rekabet de giderek sertleşiyor. Birçok kamuoyu yoklaması, iki liderin seçimlerin ikinci turunda karşı karşıya gelebileceğine işaret ediyor.

vfgbhj
Fransa’nın güneydoğusundaki Lyon kentinde bir gösterici, turizm ofisinin önünde göz yaşartıcı gaz bulutları arasında barikatları tekmeliyor (AFP)

Özellikle Paris'te şiddet olaylarının gece geç saatlere kadar sürmesi üzerine Başbakan Lecornu, hasarın maliyetinin “çok yüksek olacağı” uyarısında bulundu.

Ticaret ve Dağıtım Federasyonu Başkanı Alexandre Bompard da olayların “önemli ekonomik ve mali sonuçlar” doğurmasını beklediğini söyledi.


İran Parlamentosu, Mehrdad Ahlaki Ketabçi’yi savunma bakanı olarak atadı

Mehrdad Ahlaki Ketabçi (Mehr)
Mehrdad Ahlaki Ketabçi (Mehr)
TT

İran Parlamentosu, Mehrdad Ahlaki Ketabçi’yi savunma bakanı olarak atadı

Mehrdad Ahlaki Ketabçi (Mehr)
Mehrdad Ahlaki Ketabçi (Mehr)

İran’ın resmi medyasında pazar günü yer alan haberlere göre Parlamento, Mehrdad Ahlaki Ketabçi’nin savunma bakanı olarak atanmasını onayladı. Ketabçi’nin atanması, selefi Aziz Nasırzade’nin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşının başında öldürülmesinden sekiz ay sonra gerçekleşti.

Savunma Bakanlığı’nda uzun yıllardır görev yapan Ketabçi, İran’ın füze ve uzay sanayileriyle yakın ilişkileriyle tanınıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2007 yılında Ketabçi’yi İran Savunma Bakanlığı’na bağlı ve balistik füze programıyla ilişkili olan Bakiri Sanayi Grubu’nun başkanı olarak tanımlamıştı.

Eski Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan, Kasım 2014’te Ketabçi’yi Havacılık ve Uzay Sanayii Kurumu’nun başına atamıştı. ABD ise 2020 yılında Ketabçi’ye yaptırım uygulamış ve kendisini Savunma Sanayii Kurumu’nun yöneticisi olarak tanımlayarak konvansiyonel silahlarla bağlantılı faaliyetlerine dikkat çekmişti.

Ketabçi’nin adı, Eylül 2025’te İran’a yönelik önceki yaptırımların yeniden yürürlüğe konulmasıyla Birleşmiş Milletler’in yaptırım listesine tekrar alındı.

Kitabçi ayrıca Avrupa Birliği’nin yaptırım belgelerinde de yer aldı. Söz konusu belgelerde kendisi, İran Savunma Sanayii Kurumu ile Havacılık ve Uzay Sanayii Kurumu’nda görev yapan yetkililerden biri olarak gösterildi.


Litvanya’da kırmızı alarm: NATO savaş uçaklarını bölgeye yönlendirirken halka sığınaklara gitme çağrısı yapıldı

Litvanya’nın Vilnius kentindeki Fabijoniškės yerleşim bölgesinde, olası bir tehlike durumunda halkın sığınması için ayrılan bodrum katının girişinde sığınak yazılı sarı bir levha (Arşiv – AFP)
Litvanya’nın Vilnius kentindeki Fabijoniškės yerleşim bölgesinde, olası bir tehlike durumunda halkın sığınması için ayrılan bodrum katının girişinde sığınak yazılı sarı bir levha (Arşiv – AFP)
TT

Litvanya’da kırmızı alarm: NATO savaş uçaklarını bölgeye yönlendirirken halka sığınaklara gitme çağrısı yapıldı

Litvanya’nın Vilnius kentindeki Fabijoniškės yerleşim bölgesinde, olası bir tehlike durumunda halkın sığınması için ayrılan bodrum katının girişinde sığınak yazılı sarı bir levha (Arşiv – AFP)
Litvanya’nın Vilnius kentindeki Fabijoniškės yerleşim bölgesinde, olası bir tehlike durumunda halkın sığınması için ayrılan bodrum katının girişinde sığınak yazılı sarı bir levha (Arşiv – AFP)

Litvanya ordusu ve ülkenin Ulusal Kriz Yönetim Merkezi, bugün (pazar) sabah saatlerinde tanımlanamayan uçan bir cismin tespit edilmesi üzerine ülkenin orta ve kuzey kesimlerinde yaşayanlara yaklaşık bir saat boyunca sığınaklara gitmeleri talimatı verildiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan  haberine göre merkez, hava alarmının kırmızı seviyeye çıkarılmasının ardından NATO’nun hava polisliği görevindeki savaş uçaklarının bölgeye yönlendirildiğini ve Kaunas Havalimanı’nın kapatıldığını bildirdi.

Bu arada Litvanya’nın kuzey komşusu Letonya’nın ordusu, ülkenin Litvanya sınırına komşu bazı bölgelerinde sarı hava alarmı verildiğini, daha sonra alarmın kaldırıldığını açıkladı. Ordudan yapılan açıklamada, olası bir tehdit bulunduğu belirtildi.

Ukrayna’ya ait insansız hava araçları son aylarda Baltık bölgesindeki NATO ülkelerinin hava sahasını defalarca ihlal etti. Kiev yönetimi, Rusya’nın sinyal karıştırma faaliyetlerinin İHA’ların rotasını değiştirmesine yol açtığını savundu.

Bu gelişmeler, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının NATO ülkelerinin sınırlarını aşarak genişlemesi ihtimaline ilişkin endişeleri artırdı.