ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Tel Aviv'in dış politikası Washington'ın ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu.

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
TT

ABD-İsrail ilişkilerinin temelleri ve hedefleri

Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)
Joe Biden 2016 yılında AIPAC konferansında konuşurken (AFP)

Akil Abbas

ABD'nin Maryland eyaletinde 16 Eylül 1997 tarihinde 17 yaşındaki lise öğrencisi Samuel Sheinbein, aynı yaşlardaki bir arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki lise öğrencisi Alfredo Enrique Tello’yu öldürdü. Sheinbein, aşık olduğu, ancak aşkına karşılık bulamadığı okul arkadaşının Tello ile çıkmasına kızdığı için bu cinayeti işlemişti.

Tello, boğularak öldürülmüş, ardından cesedi parçalara ayrılmış ve sonra da yakılmıştı. Kalıntıları ise çöp torbalarına konarak boş bir evin deposuna atılmıştı. Sheinbein’in babası İngiliz Mandası altındaki Filistin topraklarında doğmuş ve 6 yaşında ABD’ye göç etmeden önce İsrail vatandaşlığı almıştı. Sheinbein’in, bu durumdan yararlanarak cinayetten günler sonra İsrail'e kaçtığı ortaya çıktı. Sheinbein, o dönemde yürürlükte olan ve başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsrail vatandaşlarının sınır dışı edilmesini önleyen İsrail yasasından yararlanmak için İsrail vatandaşlığı aldı. ABD, İsrail'in bu mantığını reddetti ve Sheinbein'in ABD yasalarına göre yargılanmak üzere kendisine iade edilmesini talep etti.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülke arasında yaşanan ve ABD basınının gündeminden düşmeyen uzun soluklu ve hararetli hukuki ve siyasi tartışmalar çerçevesinde İsrail'e ‘en üst düzeyde iş birliği’ göstermesi çağrısında bulundu. Bunun yanında ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti. İsrail hükümeti, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığını iptal etme ve yargılanmak üzere ABD’ye iade etme girişimleri de dahil olmak üzere ABD'nin talebini karşılamak için çeşitli çabalar sarf etti.

ABD Kongresi, Sheinbein'in ABD’ye iade edilmemesi halinde İsrail'e yapılan yardımı askıya almakla tehdit etti.

Bu çabalar 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Sheinbein'in İsrail vatandaşlığından çıkarılmasının ve ABD’ye iadesinin hukuka aykırı olduğuna dair nihai ve temyizsiz kararıyla bozuldu. Sonunda Sheinbein, İsrail'de reşit olmayan biri olarak yargılandı ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sheinbein cezasının 4 yılını çektikten sonra izin alma ve 16 yılını çektikten sonra şartlı salıverilme hakkı kazandı. Bu cezayı hafif bulan ABD, Sheinbein'in tutuklanıp ABD'ye gönderilmesi için Interpol'e başvurdu.

Sheinbein'in 2014 yılında İsrail’deki bir hapishanede gardiyanlara ateş açtıktan sonra öldürülmesi, ABD’de büyük tartışmalara ve kurbanın ait olduğu grup olan Latin Amerikalılar arasında büyük rahatsızlığa neden oldu. Ancak aynı zamanda ABD’deki Sheinbein dosyası da kapandı.

ABD Kongresi’nin İsrail'e yardımı askıya alma tehdidini yerine getirmemesinin nedenlerinden biri, ABD’nin İsrail'de gerçek bir kuvvetler ayrılığı olduğuna, yüzden İsrail’deki yargı makamlarının hükümetin siyasi çıkarları lehine kararlar vermeye zorlanamayacağına ve İsrail hükümetinin ABD’nin öfkesinin sonuçlarından kaçınmak için Sheinbein’i iade etme konusunda samimiyetle çalıştığına inanmasıydı. Bu durum, Arap dünyasında İsrail ve ABD arasındaki ilişkiye dair genel su-i zannı derinleştiren yaygın ve beklenen davranıştan farklıydı. Bir başka neden de İsrail parlamentosu Knesset'in daha sonra, ilki 1999 yılında ve ikincisi ise 2001 yılında olmak üzere, belirli koşullar altında başka ülkelerde işlenen suçlar nedeniyle aranan İsraillilerin sınır dışı edilmesine izin veren iki yasa çıkarmış olmasıydı.

ABD ulusal güvenliğine hizmet

Kökünde apolitik olan ve Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi bulunmayan bu karmaşık mesele, neredeyse iki yıl sürdü. Birçok hukuki ve insani detaya sahip ve bundan kaynaklanan siyasi baskıları olan bu karmaşık dava, İsrail ve ABD arasındaki yakın ilişkinin, özellikle de iki farklı ama birbiriyle bağlantılı yönünün anlaşılmasına yardımcı olacak unsurları barındırıyor.

Bu yönlerden ilki, ABD’li politikacıların ve nüfuz sahiplerinin İsrail'i, ABD’nin Batı Avrupa'ya baktığı gibi anlaşılabilecek ve ele alınabilecek şeffaf bir demokrasiye sahip ABD benzeri bir siyasi sistem, güçlü bir müttefik ve ortak temel değerlere sahip önemli bir ticaret ortağı olarak görmeleridir.

İkincisi ise 1950'li yılların sonlarından bu yana, özellikle de İsrail'in 1956’daki 6 Gün Savaşı sırasında işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekilme konusunda yaşanan İsrail-ABD anlaşmazlığından sonra İsrail dış politikasının bölgesel ve küresel olarak ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmasıdır.

İsrail, 1950'li yıllardan beri dış politikasını ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Bu ikincisi, İsrail'in, yerli nüfusunun kaderiyle ilgilenmeyen, kapitalist bir yatırım ve kalkınma aracı olarak toprakla ilişkinin anlamına dair Batının varsayımları ve Avrupa’nın yardımları üzerine kurulu modern bir devlet olarak ideolojik yapısıyla da tutarlıydı. Bu ülkede yürürlükte olan siyasi sistem, Batının Arap ülkeleriyle olan ve kurumlardan ziyade kişilere odaklanan zorlu ilişkilerin aksine, yöneten kişilerden/partilerden bağımsız ve kurumsal olarak sorunsuz bir şekilde ele alınabilen liberal bir parlamenter sisteme dayanıyor.

İsrail, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını desteklemede, özellikle de Soğuk Savaş sırasında Arap dünyasının büyük bölümünü kapsayan ya da sempati duyan Doğu Bloğu’nun etkisinin genişlemesini önlemek için Batı Bloğu için eşsiz bir politik ve güvenlik kalesi haline gelerek çok önemli bir rol oynadı. İsrail'in bu bağlamda yürüttüğü önemli faaliyetler arasında Sovyetler Birliği’nin bölgedeki, özellikle de Arap ülkelerindeki eylemleri ve hareketleri hakkında istihbarat toplamak ve ABD’ye Mısır tarafından konuşlandırılan SAM-2 uçaksavar füze sistemi ve diğer askeri, lojistik ve diplomatik iş birliği biçimleri hakkında istihbarat sağlamak vardı.

dfvrgb
Ortak askeri tatbikatlar sırasında eğitime katılan İsrailli paraşütçüler ve ABD’li askerler, 2018 (AFP)

Tüm bunlar olurken İsrail, ABD’nin o dönemde az sayıdaki Arap müttefikinden duyduğu şüphenin aksine, Doğu Bloğu'na hiçbir sırrını sızdırmayan güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtladı. Aslında İsrail, ABD'nin o dönem Cemal Abdunnasır yönetimindeki Mısır'ın başını çektiği ve Suriye, Irak, Libya, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Arap halklarının çoğunu kapsayan Doğu ve Batı karşıtı kampa sempati duyan sosyalist eğilimli Arap milliyetçiliğini kontrol altına almasında ve böylece engellemesinde önemli bir rol oynadı.

İsrail, ABD’ye zaman zaman aralarında yaşanan bazı anlaşmazlıklarda bile açıkça meydan okumalarında ve karşı çıkmalarında ısrarcı olmaktan kaçındı. Daha ziyade Arap dünyasının büyük bir kısmının sürekli ve çoğu zaman beyhude bir ulusal gururla yaptığı gibi, ABD'den mümkün olan azami tavizi koparmak için sessizce ve perde arkasında olabildiğince baskı uygulayarak uzlaşmaya yöneldi.

AIPAC'in önemi

İşte tam da bu noktada 1950’li yılların sonlarında kurulan, ancak 1970’li yıllar ve sonrasında ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat partili karar alıcılar arasında İsrail vizyonunu tanıtmada etkili olabilen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) önemi ortaya çıkıyor. AIPAC'in Amerikan siyaset sahnesindeki rolü, Arap siyasetçilerin korktuğu ve politika yapımını kontrol eden devasa bir etki makinesi olduğu yönündeki çok abartılı algısının aksine ister sağcı ister solcu olsun, dönemin İsrail hükümeti tarafından belirlenen ülke çıkarını ABD'nin Ortadoğu’daki politikasıyla ilişkilendirmedeki ustalığında yatıyor. Çünkü AIPAC, ABD'li karar vericileri bu çıkarları korumanın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet ettiğine ikna etme görevini üstleniyor. Ancak dış politika arenasındaki en güçlü lobi grubu olmasına rağmen, bu görevinde çoğu zaman başarısız oluyor.

fvertbg
İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen ABD vatandaşı Jonathan Pollard, 30 yıllık mahkumiyetin ardından hapisten çıktıktan sonra New York'ta bir mahkeme salonundan ayrılırken 20 Kasım 2015 (AFP)

İsrail'in ABD ile olan anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğinin en iyi örneklerinden biri, ABD Donanması'nda görev yapmış Yahudi asıllı ABD’li istihbarat analisti Jonathan Pollard'ın davasıdır. Pollard, 1985 yılında tutuklandı ve ABD federal mahkemesinde İsrail adına casusluk suçundan yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonraki 30 yıl boyunca göreve gelen hemen hemen her İsrail hükümeti, AIPAC ile birlikte, birbirini izleyen ABD yönetimlerini Pollard'ı insani ya da sağlık gerekçeleriyle yahut başkan tarafından çıkarılacak özel bir afla serbest bırakılmasına ikna etmeye çalıştı. Ancak bu süre zarfında göreve gelen ABD yönetimleri, ABD'nin çeşitli savunma ve istihbarat kurumlarının yetkililerinin de benzer bir şekilde reddetmesiyle desteklenen bu talepleri reddettiler. Zira başka ülkeler adına casusluk yapmaktan hüküm giymiş kişiler hakkında şartlı tahliye ya da af kararı alınmaması gibi güçlü bir Amerikan geleneği söz konusu.

İsrail her zaman ABD'ye karşı açıkça meydan okumaktan ve karşı çıkmaktan kaçınmış ve anlaşmazlıkları sessizce çözmeye dikkat etmiştir.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, İsrail'in Filistinlilerle geçici düzenlemeleri sona erdirecek ve iki devletli bir çözümü hayata geçirecek bir anlaşmayı (1998 Wye Nehri Anlaşması) kabul etmesini sağlamak için 1998 yılında İsrail hükümetinin Pollard'ın serbest bırakılmasını talep etmesi üzerine bu geleneği bozmaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından desteklenen dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü George Tenet, Clinton'ın vermek istediği tavizi protesto etti ve Pollard'ın serbest bırakılması halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Ancak 2015 yılına gelindiğinde eski başkanlardan Barack Obama, yine İsrail'in talebi ve AIPAC'in ısrarlı baskısı üzerine Pollard'ın şartlı tahliyesine karar verdi. Obama'nın Beyaz Saray'daki son yılında aldığı kararın gerekçesi olarak kamuoyuna ABD yasalarının buna izin verdiği açıklaması yapıldı. Pollard casusluk davalarında verilen cezayı çekmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezası 30 yıldır. Hükümlünün bundan sonra insani, sağlık ya da diğer nedenlerle şartlı tahliye talep etme hakkı vardır. Ancak ABD’li yetkililerin özellikle casusluk davalarında bu tür bir tahliyeye izin vermesi nadir görülür.

Büyük olasılıkla Obama’nın Pollard'ı şartlı tahliye etmesinin asıl nedeni, Filistinlilerle bir barış anlaşması imzalanması çerçevesinde İsrail'i yatıştırmaktı. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Şartlı tahliye kararı Pollard'ın İsrail'e gitmesine izin verilmeden önce beş yıl boyunca ABD’de kalmasını gerektiriyordu. İsrail, Pollard'a hapisteyken vatandaşlık vermişti.

Pollard, 2020 yılının son gününde İsrail'e gitti ve burada kahramanlar gibi karşılandı. Başbakan Binyamin Netanyahu havaalanında bizzat karşıladığı Pollard’a ve eşine İsrail kimlik kartlarını takdim etti. Netanyahu Pollard’a hitaben, “Artık evindesin... Ne güzel bir an” dedi ve Pollard’ın gelişi için İbranice bir şükran duası okudu. Pollard, ABD’de ise bir vatan haini olarak görülüyor.  Özellikle ABD’nin güvenlik ve istihbarat teşkilatlarındaki pek çok kişi onun hak etmediği bir şekilde serbest bırakılmasını sağlayan özel bir siyasi durumdan yararlanarak kayırıldığına inanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Netanyahu neden Batı’da ‘yanmış kâğıt’ haline geldi?

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Netanyahu neden Batı’da ‘yanmış kâğıt’ haline geldi?

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya verdiği destekte dikkat çekici olan şey, bu çağrıyı yaparken ne kadar yalnız olduğuydu. İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının ardından -ki İsrail burada savaş suçları işledi- Netanyahu dünya çapında nefret edilen bir figür haline geldi. Bu, eylül ayında New York’ta, Netanyahu’nun konuşması sırasında onlarca diplomatın salondan dışarı akın etmesiyle açıkça görüldü.

Ancak belki de daha önemlisi, Batı’daki birçok önemli figürün onun tartışmalı politika ve eylemlerinden uzaklaşıyor gibi görünmesi. Trump’ın kendi yardımcısı JD Vance bile, önümüzdeki ayın başlarında yapılacak Amerikan ara seçimlerindeki adayları desteklemeye odaklandığını söyleyerek Netanyahu’yu desteklemeyi reddetti ve Trump’la ters düştü.

İsrail’in büyük çekişmeye sahne olacak seçimlerine doğru giderken, Batı’daki kilit sesler Netanyahu’yu gözden çıkarıyor gibi görünüyor. Bu durum, İsrail siyasetinde otuz yılı aşkın süredir lider konumda olan ve 2021-2022 yıllarındaki kısa bir dönemin dışında 2009’dan bu yana ülkenin liderliğini yürüten bu adamdan artık bıktıklarının bir işareti.

Eylül ayında Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada, 12 uluslu bir grubun parçası olarak Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini hedef alan ticaret ve ekonomi yasakları açıkladı; bu hamle, işgal altındaki arazide bulunan İsrail yerleşimlerine yönelik malların yasaklanmasını, hizmetlerin ve finansmanın kısıtlanmasını amaçlıyordu. Aynı zamanlarda, eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Netanyahu’ya yönelik sert eleştirilerde bulunarak “İsrail’i seviyorum ama Netanyahu’nun hükümetinden ve politikasından nefret ediyorum” dedi ve yeniden iktidara gelmesi durumunda ona karşı sert olacağını belirtti.

Görsel kaldırıldı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yapmak üzere geldiği New York’ta Genel Kurul salonundan ayrılan delegelere el sallıyor, 24 Eylül 2026. (Reuters)

Netanyahu’nun ABD-İsrail ilişkilerini Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında bir anlaşmazlık konusuna dönüştürme çabaları, Demokratlar nezdindeki imajını olumsuz etkiledi. Zira birçoğu, Obama yönetiminin en önemli siyasi önceliklerinden ve başarılarından biri olan İran nükleer anlaşmasına karşı çıkmak için 2015 yılında Kongre’ye gitmesini unutmadı.

Buna ek olarak, sonbahar boyunca Netanyahu ve hükümetinin, 7 Ekim saldırılarının gerçekleşebileceği konusunda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır gibi ülkeler tarafından önceden uyarılıp uyarılmadığını gösteren bir dizi eşgüdümlü sızıntı yaşandı; bu sızıntılar Batı medyasında ve siyasi muhalefetle aynı çizgideki İsrail medyasında geniş yankı uyandırdı.

Çetin geçen İsrail siyasetinde seçimler kıyasıya bir rekabetle yürütülür; bu olağan bir durumdur. Ancak Netanyahu’ya karşı küresel muhalefet, 2026 seçimlerinin ilginç bir unsuru olmakla birlikte, bunun sonuçları etkileyip etkilemeyeceği henüz bilinmiyor.

Batı’daki pek çok sesin Netanyahu’dan uzaklaşmasının birbiriyle bağlantılı üç ana nedeni var. Bunlardan ilki ve en yakın tarihli olanı, İsrail’in Ortadoğu’daki askeri eylemlerinin -özellikle de bu yıl ve geçen yıl gerçekleşen sonuçsuz İran savaşlarının- yol açtığı istikrarsızlık ve ekonomik sıkıntılar. Ancak İsrail’in Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriye’deki eylemlerinin yanı sıra geçtiğimiz yıl eylül ayında Katar’a yönelik düzenlediği askeri saldırı da İsrail’in Netanyahu yönetimindeki davranışlarının ne kadar öngörülemez bir hal aldığına dair büyüyen bir huzursuzluk hissi uyandırdı.

Bu eylemler, Suudi Arabistan gibi ülkelerin ilişkileri normalleştirme fikrinden uzaklaşmasına neden oldu ve İsrail’in halihazırda bağlarının bulunduğu Ortadoğu ülkeleriyle de ciddi gerilimler yaşamasına yol açtı. Netanyahu’nun ne kadar yalnızlaştığının ve çaresiz kaldığının bir göstergesi de bu sonbaharın başlarında Abu Dabi’ye gerçekleştirdiği ziyaret için verdiği çaba ve yürüttüğü kulislerdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İsrail kamuoyuna bağları koruyabildiğini göstermek ve onlara 2020 yılındaki başarısını -BAE, Bahreyn ve Fas ile ilişkileri başlatan İbrahim Anlaşmaları’nı- hatırlatmak istiyordu.

İkinci önemli faktör ise Netanyahu’nun, on binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze’deki agresif askeri operasyonlar vasıtasıyla İsrail’i nasıl yalnızlaştırdığı. İsrail’in 2023-2024 yıllarında Gazze Şeridi’nde işlediği savaş suçları ve ihlaller unutulmayacağı gibi, Netanyahu’nun mevcut bölgesel çatışmaları tetikleyen 7 Ekim’deki Hamas saldırısına karşı kendi halkını koruyamayan bir lider olduğu gerçeği de unutulmayacak. Buna, Netanyahu’nun iki devletli çözümü yıllardır reddettiği gerçeği de eklendiğinde, kendisine karşı alınan bu tavrı anlamak kolaylaşıyor.

Son neden, dünyadaki birçok lider ve figürün Netanyahu’ya güvenmemesi ve onu İsrail içindeki iktidarını korumaktan başka pek bir şeyle ilgilenmeyen bir lider olarak görmesi. 1996 yılında Bill Clinton, Netanyahu’nun agresif ve ders verici tavrından rahatsız olarak şu ifadeyi kullanmıştı: “Buradaki süper güç kim?”

Görsel kaldırıldı.
Filistinlileri destekleyen göstericiler, üniversitenin İsrail ile iş yapan şirketlere yaptığı yatırımları protesto etmek amacıyla New York Üniversitesi binalarının önünde toplanıyor, New York, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Netanyahu’nun yönetim ve diplomasi tarzı on yıllardır birçok lideri rahatsız ediyor. O, İsraillilere, bölgeye ve giderek tüm dünyaya maliyeti ne olursa olsun iktidarda kalmak için mümkün olan her şeyi yapan biri olarak görülüyor.

İsrail seçimleri öncesinde anketler kafa kafaya seyrediyor ve ülkenin karmaşık parlamenter demokrasisi sıklıkla koalisyon kurmak için uzayıp giden müzakerelere yol açıyor. Bazı işaretler, İsrail’in 2010’ların sonlarında gördüğü gibi art arda çok sayıda seçimin yaşandığı bölünmüş bir belirsizlik dönemine geri dönebileceğini gösteriyor. Ancak bir sonraki seçimi kim kazanırsa kazansın, Batı’da giderek artan sayıda ses başka biriyle muhatap olmayı tercih ediyor gibi görünüyor. Yine de İsrail’in son birkaç yıldaki sağa kayışı göz önüne alındığında, yeni bir liderin Netanyahu’nun yıkıcı politikalarından radikal biçimde farklı bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği belirsizliğini koruyor.


İsrail seçimlerinin öne çıkan adayları kimler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)
TT

İsrail seçimlerinin öne çıkan adayları kimler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)

İsrail seçimlerinin yaklaşmasıyla rekabet kızışırken, yarışan taraflardan herhangi birinin kurulacak yeni hükümeti oluşturup oluşturamayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor.

Seçmenler, nispi temsil sistemine göre dağıtılan 120 sandalyeli Knesset için yarışan parti listelerini belirlemek üzere yarın sandık başına gidecek.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, İsrail’de 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana yapılacak ilk parlamento seçimlerinde öne çıkan adaylar şöyle:

Binyamin Netanyahu

Netanyahu, 1990’lı yıllarda ilk kez başbakanlık görevini üstlenmesinin ardından 2009’dan bu yana geçen sürenin büyük bölümünde iktidarda kaldı. İsrail’in uluslararası alandaki en belirgin yüzü haline gelen Netanyahu, ülke içinde ise kutuplaşmaya yol açan bir figür olarak öne çıktı.

Destekçileri ona ‘Kral Bibi’ lakabını takıyor ve onu düşmanlarla çevrili bir bölgede İsrail’in kendini savunabilmesi için ihtiyaç duyduğu ‘lider’ olarak görüyor. Ancak Netanyahu siyasi geleceği için mücadele ediyor. Gazze Şeridi’nde savaş suçları işlediği suçlamasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan Netanyahu, söz konusu suçlamaları reddediyor. Ayrıca İsrail’de yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanıyor ve bu suçlamaları da kabul etmiyor.

Kamuoyu yoklamaları, İsrail’in güvenliğini koruyabilecek bir lider olduğu yönündeki Netanyahu imajını zedeleyen 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana Likud Partisi’nin popülaritesinde keskin bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Netanyahu hükümetinin din ve devlet ilişkilerine yönelik politikaları da çok sayıda İsraillinin desteğini almıyor.

Ancak 77 yaşındaki Netanyahu, siyasi sahnenin merkezinde kalma konusunda olağanüstü bir beceriye sahip olduğunu defalarca gösterdi. Seçimleri kazanması halinde ‘geniş tabanlı bir ulusal hükümet’ kurmak istediğini belirten Netanyahu, seçimlerin siyasi bir çıkmaza yol açması durumunda ise aylarca geçici hükümetin başında kalarak iktidarını sürdürebilir.

Netanyahu’nun başlıca rakipleri

Gadi Eisenkot

Gazze savaşında oğullarından birini kaybeden 66 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, kendisini siyasi kurumların dışından gelen ve güvenlik meselelerinde sert tutum benimseyen bir asker olarak tanıtıyor. Mütevazı geçmişi ve ailesinin yaptığı fedakârlıklar, Netanyahu’nun üst düzey görevlerde geçirdiği uzun yıllar ve peşini bırakmayan yolsuzluk davalarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Eisenkot, İbranice ‘dürüst’ anlamına gelen Yashar adlı yeni bir merkez partisine liderlik ediyor.

Naftali Bennett

54 yaşındaki eski başbakan, eski bir özel kuvvetler mensubu ve sağ görüşlü bir siyasetçi. Netanyahu’nun yardımcılığını yapan ve yüksek teknoloji sektöründe servet edinen Bennett, merkez görüşlü eski Başbakan Yair Lapid ile ‘Beyahad’ (Birlikte) adlı yeni bir partide ittifak kurdu. Partinin mesajları, İsrail’in yaşadığı travmanın etkilerinin giderilmesine ve ülkenin yeniden doğru yola sokulmasına odaklanıyor. Siyasi yelpazenin karşıt uçlarında yer almalarına rağmen bu ittifak, 2021 seçimlerinde Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmayı başarmıştı.

 İsrail’in eski Başbakanı Naftali Bennett, Kudüs’teki Mahane Yehuda pazarındaki bir restoranda destekçileriyle fotoğraf çekiliyor. (AP)
İsrail’in eski Başbakanı Naftali Bennett, Kudüs’teki Mahane Yehuda pazarındaki bir restoranda destekçileriyle fotoğraf çekiliyor. (AP)

Avigdor Liberman

68 yaşındaki eski Savunma Bakanı, geçmişte Netanyahu’nun yakın müttefiklerinden biriydi. Netanyahu’dan bile daha sert bir tutum benimseyen Liberman, başbakanı Gazze Şeridi’ndeki Filistinli silahlı gruplara karşı aşırı müsamahakâr davranmakla suçlayarak 2018’de hükümetten istifa etti ve böylece Netanyahu’nun en sert eleştirmenlerinden biri haline geldi. Liberman’ın Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) Partisi’nin seçmen tabanının önemli bir bölümü eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen göçmenlerden oluşuyor.

Yisrael Beiteinu Partisi lideri Avigdor Liberman’ın seçim afişini taşıyan bir otobüs, Kudüs (AFP)
Yisrael Beiteinu Partisi lideri Avigdor Liberman’ın seçim afişini taşıyan bir otobüs, Kudüs (AFP)

Yair Golan

64 yaşındaki eski general, hâlihazırda tarihî İşçi Partisi ile daha küçük sol parti Meretz’in kalıntıları üzerine kurulan Demokratlar Partisi’ne liderlik ediyor. Golan, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te saldırdığı bölgelerden birinde insanların kurtarılmasındaki rolü nedeniyle takdir toplamıştı.

Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Demokratlar Partisi lideri Yair Golan’ın yer aldığı bir seçim kampanyası reklam panosu (EPA)
Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Demokratlar Partisi lideri Yair Golan’ın yer aldığı bir seçim kampanyası reklam panosu (EPA)

Netanyahu’nun kampındaki adaylar

46 yaşındaki Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve 50 yaşındaki Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Filistinlilere yönelik aşırı sağ politikaları nedeniyle uluslararası alanda geniş çaplı eleştirilere maruz kaldı.

Smotrich, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin hızla genişletilmesi yönündeki çalışmalara öncülük ediyor. Smotrich, bu politikanın Filistin devletinin kurulması fikrini gömeceği yönündeki umudunu dile getirmişti.

2007’de Araplara karşı ırkçı kışkırtıcılık suçundan mahkûm edilen Ben-Gvir ise hüküm giymiş Filistinli silahlı kişilere idam cezası uygulanmasını, Filistinlilerin cezaevlerindeki tutukluluk koşullarının ağırlaştırılmasını ve İsraillilerin ateşli silahlara erişiminin kolaylaştırılmasını savundu.

Smotrich ve Ben-Gvir ayrıca, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürülmesi ve bölgeye İsraillilerin yerleştirilmesi çağrısında bulundu.

Ultra-ortodoks Yahudi partilerinden müttefikler

Netanyahu, siyasi iktidarını korumak için yıllardır iki Ultra-ortodoks Yahudi partisine, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Şas’a dayanıyor. Bu iki partinin, dinî açıdan muhafazakâr Yahudilerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması yönündeki talepleri, söz konusu kesimin iş gücüne katılım oranının düşük olması ve devlet yardımlarına bağımlılığıyla birlikte çok sayıda İsraillinin tepkisini çekiyor. Bu tepki, özellikle mevcut savaş koşullarında daha da belirginleşiyor.

Belirleyici rol oynayabilecek taraflar

İki siyasi bloktan herhangi birini açıkça desteklemeyen partiler, Netanyahu’nun ya da rakiplerinin lehine belirleyici olabilir. Bu partiler arasında, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Arap azınlığı temsil eden Birleşik Arap Listesi ve Ortak Liste bulunuyor. Bunların yanı sıra, Amcha Yisrael adlı yeni bir sağ parti ile merkez sağ çizgideki Yedekler ve Ekonomi adlı parti de öne çıkıyor. Kamuoyu yoklamaları, her iki partinin de seçim desteğinin dalgalandığını gösteriyor.


Fransa İçişleri Bakanı: Gösterilere yönelik kısıtlamaları sürdüreceğiz

Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
TT

Fransa İçişleri Bakanı: Gösterilere yönelik kısıtlamaları sürdüreceğiz

Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, bugün yaptığı açıklamada, bir hafta önce yaşananlara benzer şiddet olaylarının önüne geçmek amacıyla hayat pahalılığına karşı düzenlenen geniş çaplı protestolara yönelik kısıtlamaların sürdürüleceğini belirtti.

BFMTV’ye konuşan Nunez, “Açık konuşmak gerekirse önümüzdeki günlerde durum, şimdiye kadar gördüklerimizden farklı olmayacak” ifadelerini kullandı.

Hayat pahalılığının artmasına karşı düzenlenen ve eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden gösterilere, 17 Ekim’de birçok kentte şiddet olayları ve yağma eylemleri eşlik etmişti. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre aşırı solcu aktivistler gösterilere sızarak kaos yaratmak için protestolardan yararlanmakla suçlandı.

Fransız makamları, hafta başında kent genelinde sokağa çıkma yasakları uygulayarak ve gösteri sayısını sınırlandırarak olaylara karşı önlem aldı.

İçişleri Bakanlığı, cumartesi günü yoğun polis varlığının bir önceki haftaya kıyasla yeni bir şiddet dalgasının önüne geçtiğini açıkladı. Bununla birlikte bin 435 kişi gözaltına alınırken, 150’den fazla gösterici ve 267 polis memuru yaralandı.

Nunez bugün yaptığı açıklamada, 12’den fazla kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıp uygulanmayacağına valilerin belediye başkanlarıyla istişare ederek karar vereceğini belirtti.

Fransa’nın, kamu güvenliğine yönelik riskler nedeniyle kent merkezlerindeki gösteri yasağını sürdüreceğini ifade etti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, yaklaşık bir hafta önce şiddet olayları ve yağmanın yaşandığı Marsilya’ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.

Öte yandan Başbakan Sebastien Lecornu’nun, okullardaki koşulların iyileştirilmesi ve daha fazla öğretmen atanmasına ilişkin talepleri görüşmek üzere bugün öğrenci temsilcileriyle bir araya gelmesi bekleniyor.