Putin General Dyumin'i halefi olmaya mı hazırlıyor?

Rusya Devlet Başkanı, korumasının 2030'daki başkanlık sonrası dönemde kendisi için ideal bir kalkan olarak hizmet etmesini planlıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
TT

Putin General Dyumin'i halefi olmaya mı hazırlıyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)

Said Tanyos

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 29 Mayıs'ta halihazırda yardımcısı ve Tula bölgesinin eski valisi Aleksey Dyumin'i Rusya Federasyonu Devlet Konseyi Sekreteri olarak atadığında, basında Kremlin’in efendisine sadık olan bu generalin Rusya'nın gelecekteki başkanı olacağı yönünde haberler yer aldı. Putin’in bilhassa Dyumin’i üst düzey sivil ve askeri pozisyonlara atamasından sonra, kendisi Kremlin tahtına çıkma ihtimali en yüksek halef haline geldi.

Putin'in koruması Aleksey Dyumin’in, Rusya'nın gelecekteki başkanı olacağı haberi 7 yıldır zaman zaman basında yer alıyor. Hatta Putin'in 2016 yılında Dyumin'i Rusya'nın “silah sanayisi” bölgesinin valiliğine atamasından kısa bir süre sonra bu konuda ilk tahminde bulunan ünlü gazeteci Sergey Dorenko oldu.

Dorenko, "Putin'in halefi Aleksey Dyumin" başlıklı sunumunda, daha önce bilinen ve tanınan bir figür olmayan birinin hızlı mesleki yükselişini bu tahminine delil olarak gösterdi. Dorenko bunu, 2017 ve 2018 yıllarında dile getirmişti ve 2021'de Dyumin, yeni bir dönem için tekrarTula bölgesinin valisi olarak seçildi. Böylece gözlemciler o dönemde 2024 başkanlık seçimlerinin ana adayının potansiyel halef değil de Putin olacağından emin oldular. Dyumin'in Kremlin'in başkanı olarak göreve başlamasının zamanı henüz gelmemişti ve gözlemcilere göre en makul ve olası tarih 2030’du.

Başkanlık dağının eteklerine geçiş

14 Mayıs'ta Devlet Başkanı Putin, kabinedeki yeni atamalar ile ilgili bir kararname imzaladı ve bu kararnamede dikkat çeken husus, Putin'in Dyumin'i Tula bölgesi valiliğinden azlederek kendisine yardımcı olarak ataması oldu. Dyumin'in askeri-sanayi kompleksi ve Dışişleri Konseyi’nden sorumlu devlet başkanı yardımcısı görevini üstleneceği bildirildi. Buna ek olarak, kendi ülkelerinin bayrağı altında Olimpiyat Oyunlarına ve uluslararası müsabakalara katılmaları yasaklanan Rus sporculara uygulanan yaptırımlar ortasında spor endüstrisindeki ilerlemeden de sorumlu oldu.

Ancak 29 Mayıs'ta Çar, yardımcısı Aleksey Dyumin'i Devlet Konseyi Sekreteri olarak atayarak yeni bir sürpriz yaptı. İmzaladığı bir başkanlık kararnamesi ile Igor Levitin'i Devlet Konseyi Sekreteri görevinden alarak yerine Dyumin'i atadı.

Aleksey Dyumin kimdir?

Aleksey Gennadyevich Dyumin 28 Ağustos 1972'de doğdu. İstihbarat ve devlet başkanlığı güvenlik servisinde çalışan eski bir subaydır. Acil Durumlar Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve 2016 yılından bu yana da Moskova'nın 200 kilometre güneydoğusunda bulunan Tula bölgesinin valisi olarak görev yaptı. Putin geçen Mart ayında beşinci dönem başkanlık için seçildikten sonra başkanlık yönetiminde çalışmaya başladı.

xcsdvfg
Aleksey Gennadyevich Dyumin eski bir subay ve Putin'in yardımcısıdır (Wikipedia)

Dyumin, Putin Kremlin tahtına çıkmadan önce 1990'ların sonlarında istihbarat alanında onun emrinde çalıştığı için Putin'e yakındı ve hâlâ da öyle. Basın onu sık sık "Putin'in halefi" olarak tanımladı. Özel askeri şirket Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin'in 23 ve 24 Haziran 2023'te gerçekleştirdiği silahlı isyanın ardından bu konu yeniden gündeme geldi.

Dyumin’in kariyeri

Aleksey Dyumin,1994 yılında Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra Hava Kuvvetleri'nde görev aldı ve ardından istihbarat servisine geçiş yaptı. Üst düzey devlet yetkililerinin Rusya içindeki ve dışındaki gezileri sırasında iletişimlerinin güvenliğini sağlamakla görevlendirildi. Başbakan Viktor Çernomırdin ile çalıştı ve devlet başkan Boris Yeltsin'e iş gezilerinde birkaç kez eşlik etti, ardından Şahsi Güvenlik Departmanına katıldı.

10 Ağustos 1999'da Dyumin'in hayatı, dönemin yeni Başbakanı Vladimir Putin'in şahsi koruması görevine atanmasının ardından ciddi bir dönüm noktasına girdi. Bununla ilgili olarak Dyumin, ilk kez Putin'in koruması olarak atandığında departmanının üst düzey yetkililerinin Putin'in uzun süre hükümetin başında kalamayacağına inandıklarını söylemişti. Çünkü eski Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin gömlek değiştirir gibi kabineyi değiştiriyor, başkanlarını görevden alıyordu ama bu kez işler farklı ilerledi.

Dyumin, birinci (2000 - 2004) ve ikinci (2004 - 2008) devlet başkanlığı döneminde Putin'in şahsi koruması olarak görev yaptı. Aynı şekilde Vladimir Putin'in hükümete başkanlık ettiği yıllarda da (2008-2012) görevine devam etti. Yalnızca  2007 yılında Putin kendisini başbakan Viktor Zubkov'un güvenliğini üstlenmekle görevlendirdiğinde, başkanın şahsi koruması görevinden 9 aylığına uzak kaldı. Dyumin, çevresindeki insanlara nadiren güvenen Rusya Devlet Başkanı'nın şahsi yardımcısı pozisyonuna yükseldi.

Kommersant gazetesine göre Aleksey Dyumin, yıllarca Devlet Başkanlığı Güvenlik Servisi’nde çalıştı ve "zor görevlerde güvenilebilecek" bir kişi olduğunu kanıtladı. Dyumin, 2013 yılında Rusya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi ve Özel Harekat Kuvvetleri Komutanı oldu. 2014 yılında Ukrayna’da gerçekleşen darbenin ardından Kırım Yarımadası'nın ilhakı operasyonuna katıldı ve 2015 yılında Genelkurmay Başkanı (Rus Kara Kuvvetleri Birinci Komutanı Yardımcısı) görevini üstlendi. Birkaç ay sonra da Savunma Bakan Yardımcılığına atandı.

Tula bölgesi valiliği

Şubat 2016'da Rus silah sanayinin başkenti sayılan Tula bölgesinin valisi Vladimir Gruzdev istifa etti. Aynı yılın eylül ayında Dyumin, oyların yüzde 84'ünden fazlasını aldığı seçimleri kazanarak bölgenin valisi olarak atandı. 2021 yılında bölgenin ekonomisinde bir atılım ve tüm sektörlerde büyük ölçekli bir kalkınma gerçekleştirmeye çalışmasından sonra yeniden seçildi.

Aleksey Dyumin Tula bölgesi valiliği görevini üstlendiğinden beri basın pek çok görev üstleneceği yönünde söylentilerle peşini bırakmadı. 2020 yılının başında Dmitry Medvedev hükümeti istifa ettiğinde medyada, onun yeni hükümette görev almasının beklendiği haberleri yer aldı. 2021 yılı sonunda yeniden bölge valisi seçilmesinin ardından medyada Acil Durumlar Bakanlığı görevini devralmasının beklendiği yönünde haberler çıktı ancak kendisi bu iddiayı yalanladı, çünkü zaten kendisine bu görevi üstlenmesi için bir davette bulunulmamıştı. Ocak 2023'te Tula valisi görevine ek olarak Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak atanma olasılığı hakkında haberler yayıldı. Başbakan yardımcılığına aday gösterildiği de söylendi ama böyle bir şey de olmadı.

Geçen mayıs ayında Dyumin, Tula bölgesi valiliği görevinden istifa etti ve birkaç gün önce Savunma Bakanı birinci yardımcılığı pozisyonuna getirileceğine dair söylentiler yayılsa da aynı ayın 14'ünde başkanlık yönetiminde devlet başkanı yardımcısı olarak görev yapacağı öğrenildi.

Putin’in halefi

2017 yılında gözlemciler, o dönemde henüz 2018 seçimlerine aday olacağını açıklamamış olduğu için Putin'in olası halefleri listesi hazırlamışlardı. Aleksey Dyumin, dönemin başbakanı ve şu anki Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ile Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin'in ardından üçüncü sırada yer alıyordu.

2020 yılında Liberal Demokrat Parti'nin ölmüş lideri Vladimir Jirinovski, Dyumin'in Rusya'nın mevcut başkanının yerini alacak politikacı olabileceğini öngörmüştü. Putin’in kendisi, halefinin, Dyumin'in de onur derecesiyle mezun olduğu ve “G8 Ülkeleri Arasındaki İşbirliği Çerçevesinde Küresel Organizasyonun Siyasi Yönleri” başlıklı teziyle siyaset bilimi alanında doktorasını yaptığı Rus Akademisi mezunlarından biri olmasını düşündüğünü defalarca ima etti.

Muhtemelen Putin, Dyumin döneminde Devlet Konseyi’nin rolünü ve etkisini güçlendirecek ve Dyumin, Putin'in himayesinde ve rehberliğinde Devlet Konseyi’ne yeni bir soluk getirecek. Böylece bu danışma organı, tüm Rus devlet dairelerinin çalışmaları için merkezi bir koordinatör organ haline gelebilir.

Bölge liderleri, valileri ve yöneticilerini birleştiren bir kurum olarak Devlet Konseyi güçlendiriliyor. Bundan sonraki yeni işlevini henüz bilmesek de Kremlin koridorlarında zaten olgunlaşmış kararları tartışmanın yanı sıra, içerik olarak olmasa da şekil olarak bazı bağımsız kararlar alabilecek hale gelebileceğini tahmin edebiliriz. Şu anda Devlet Konsey’i diğer hükümet organlarına karşı bir denge unsuru olarak görülebilir. Şarku'l Avsat'ın  Independent Arabia'dan  aktardığı analize göre Dyumin'in Devlet Konseyi Sekreteri olarak atanması ve Moskova'ya transfer edilmesi, başkanlık için eğitimine başlandığı anlamına gelip gelmediği konusundaki tartışmaya son noktayı koymalı.

Rus seçkinleri, Dyumin'in Devlet Konseyi Sekreteri olarak atanması nedeni ile coşkulu, zira bu atama onun Putin tarafından seçilen Rusya'nın gelecekteki başkanı olma ihtimalini artırıyor. Uzun süredir devam eden bu tür söylentiler şimdi gerçeğe daha yakın.

İstihbarat görevlisi ve şahsi koruma olarak Putin'in güvenliği için çalışan Dyumin, Tula bölgesinde iyi bir yönetici olduğunu gösterdi. Şimdi de Devlet Konseyi Sekreteri olarak Rusya'nın ana seçkinlerini federal düzeyde denetleyecek. Aleksey Dyumin'in atanmasını, iktidar devir teslimi ve devletin yönetilmesi için yeni bir yapının inşasını amaçlayan geçiş döneminin ana dönüştürücüsü rolüne benzetebiliriz. Bu geçiş döneminden sonra, Putin gelecekte Devlet Konseyi'nin başkanı olup, Rusya Federal Cumhuriyeti'nin siyasi danışmanı olarak görev yaparken, Aleksey Dyumin ise öyle ya da böyle Rusya'nın başkanı olacak.

xscdfvgr
Dyumin elbette Başkan’a çok yakın (Wikipedia)

Başkan Putin'in karşı karşıya olduğu ve yurt içinde ve dışında her geçen gün artan tehlikelerin ortasında Dyumin, 2030'da başkanlığı bırakmasından sonraki dönemde Putin'in etrafında bir güvenlik kalkanı oluşturmak konusunda ideal bir isim. Şüphesiz başkanlık ve yürütme rolünü üstlenecek. Ülke içinde tüm dikey kesimin “yeni Putin”e boyun eğmesini garanti altına alacak, diğer bir deyişle güçlü ve güçlendirilmiş bir Devlet Konseyi için yapısal çerçeveyi sağlayacak.

Yeni Rusya'nın ilk devlet başkanı Boris Yeltsin'in 1999 sonlarında Putin'in velinimeti olabildiğine ve kendisine destek oranı yüzde 6’yı geçmese bile Putin’in Kremlin kulelerine geçiş yapmasına izni verdiğine işaret ediliyor.

Dyumin’in pazarlanması

Dyumin elbette Devlet Başkanı’na çok yakın ve bu da Devlet Konseyi adı verilen koordinatör organının sadece bir danışma organı olmaktan çıkıp, valilerin, bölge yöneticilerinin ve ülkedeki fiili otoritenin kaderini etkileyebileceği anlamına geliyor.

Aslında Dyumin, kendisine Rusya'nın bir sonraki devlet başkanı olmaya hak kazandıran çok sayıda uzmanlığa ve deneyime sahip. Aralarında ikinci ve dördüncü dereceden "Anavatana Liyakat Nişanı", Cesaret Madalyası ve Rusya Kahramanı unvanı da bulunan düzinelerce üst düzey nişan aldı. Devlet Konseyi başkanlığını üstlenmesinin ardından Konsey, Rusya Federasyonu'nda Güvenlik Konseyi ile birlikte hükümet kararlarının gelişiminin tartışıldığı en önemli anayasal organ haline geldi.

Putin, kendisini Kremlin tahtına getiren Yeltsini'nin halef seçme senaryosunu takip etmeyip, kendi halef belirleme senaryosunu icat edecektir. 2030 yılında görev süresi dolmadan istifa etmeyecek, aksine yenilenen mevcut başkanlık döneminin son gününe kadar görevde kalacaktır. Bundan sonra artık yaşlandığını ve seksenli yaşların eşiğinde olduğunu açıklayacak ve bu nedenle 2030 yılında yapılması planlanan başkanlık seçimleri için Dyumin'i adayı olarak gösterdiğini söyleyecektir. Dyumin ve başkanlığını üstleneceği Devlet Konseyi’nin önemini pazarlamak ve propagandasını yapmak için önümüzdeki 6 yıl boyunca bolca vakti olacak.

Anayasal olarak Rusya'da yönetim miras bırakma sistemine dayanmıyor, ancak bu ülkedeki siyasi bilinç, bilinçaltında hâlâ geçmişte çarların yönetimi kendilerinden sonra çocuklarına ve torunlarına miras bırakmaları uygulamasının etkisi altında. Putin de, bir sonraki duyuruya kadar anayasal sıfatı resmi olarak kısaca Rusya Federasyonu Başkanı olsa da çarların sonuncusudur.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.