Gazze savaşını durdurmak ve sonrası

Müzakerelerin ulaştığı darboğazın aşılmasına yönelik çok sayıda yoğun uluslararası, bölgesel ve ulusal baskılar var

Filistinli bir kız, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Kampında gerçekleştirdiği operasyonun ertesi günü enkaz arasında yürürken, 9 Haziran 2024 (AFP)
Filistinli bir kız, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Kampında gerçekleştirdiği operasyonun ertesi günü enkaz arasında yürürken, 9 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze savaşını durdurmak ve sonrası

Filistinli bir kız, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Kampında gerçekleştirdiği operasyonun ertesi günü enkaz arasında yürürken, 9 Haziran 2024 (AFP)
Filistinli bir kız, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Kampında gerçekleştirdiği operasyonun ertesi günü enkaz arasında yürürken, 9 Haziran 2024 (AFP)

Nebil Fehmi

Gazze açısından mercekler artık ABD Başkanı Joe Biden'ın rehine ve tutukluların serbest bırakılması, ateşkes, insani yardımların girişine izin verilmesi, Gazze Şeridi'nde zorla yerinden edilenlerin yeniden yerlerine dönmelerinin sağlanması, ardından aylarca süren acılardan sonra, insani altyapının yeniden inşa edilmesi, barınma ihtiyacının ve geçim kaynaklarının temin edilmesi şeklindeki üç aşamalı bir anlaşma ile ilgili açıkladığı fikirlere odaklanıyor.

Oyalama, oldubittileri sürdürme, mevcut duruma sessiz kalma aşamasını geride bıraktık. Artık bazıları stratejik, bazıları ise taktiksel ve manevra amaçlı kararlar alma anına geldik. Dolayısıyla tarafların anlaşmaya varamadığı ve diğer tarafları sorumlu tuttuğu yönünde bir açıklama yapmaları veya tam aksine farklı yorumlara bağlı ve koşullu olarak anlaşmayı kabul ettiklerini ilan etmeleri beni şaşırtmaz.

Müzakerelerin ulaştığı darboğazın aşılmasına yönelik çok sayıda ve yoğun uluslararası, bölgesel ve ulusal baskılar var. Nedeni de insanlık dışı uygulamaların reddedilmesi ile Filistin çevresinde gerilimin tırmanması, Gazze Şeridi'nin güneyinden Mısır’a doğru ve oradan da Lübnan ile bölgesel başka yerlere uzaması yönündeki gerçek endişedir. ABD de anlaşma için baskı yapıyor çünkü başkanlık seçimlerinin belirleyici aşamaları yaklaşıyor. Biden açısından pozisyonlarını desteklemeyen Amerikalıların duruşları seçim sonuçları için belirleyici olacak. Zira Amerikalıların bir kısmı Netanyahu ve İsrail ile ilişkileri gergin olduğu için Biden’a karşı bir tutum içindeyken, bazıları da İsrail’e verdiği destek ve bu desteğin İsrail’in bazı insani değerlere saygı gösterilmesini gerektiren tüm yasal ve insani sınırları aşmasına izin verdiğine inandıkları için kendisine karşı.

İsrail ve Hamas'ın, dikkate almaları gereken çeşitli nedenlerden ötürü anlaşmaya varmaktan çekinmeyeceklerine inanıyorum. İsrail Başbakanı açısından bunların en önemlisi, rehinelerin kurtarılması yönündeki iç baskı, uygulamalarını reddeden, kendisinden ve yetkililerinden hesap sorulmasını talep eden Batılı ve uluslararası liberal hareket ile Filistin tarafına artan uluslararası desteği dizginleme arzusudur.

Hamas'ı da anlaşmaya varma fikrini kabul etmeye itecek çeşitli nedenler var; İsrail'in yoğun askeri baskısının ardından nefes almak ve kartlarını yeniden karmak, Gazze Şeridi'nde işgal altındaki Filistinlilerin acılarını hafifletmek, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki uygulamalarına yönelik uluslararası öfkenin meyvelerini toplamak ve Hamas'ın Filistinliler arasındaki konumunu güçlendirmek için bunlardan yararlanmak.

İşgalci devlet ile yönelimi ne olursa olsun herhangi bir Filistinli siyasi akımı, aynı kefeye koymaktan her zaman kaçındım. Çünkü işgal en büyük günahtır, sorunun ve çatışmanın temelidir ki bunu, burada bir kez daha tüm netlik ve açıklıkla vurgulamak istiyorum.

Siyasi manevralar ve uzlaşmalar bir yana, mevcut İsrail hükümeti veya Netanyahu liderliğindeki herhangi bir hükümet ile Gazze'deki çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya varılacağını hayal etmek zor. Zira bu anlaşmayı hemen, şahsiyetlerde, konumlarda, politikalarda ve ideolojilerde değişimi dayatan bir değerlendirme, hesap sorma, siyasi ve adli inceleme aşaması izleyecek.

Hamas liderlerinin, hareketin, Gazze Şeridi'ndeki ve tüm Filistin sahasındaki etkisini ve varlığını ortadan kaldıracak ABD ve İsrail koşullarını ve taleplerini içeren bir anlaşmanın lafzına ve ruhuna uyması da pek mümkün görmüyorum; özellikle de Hamas'a başka bir siyasi rol sağlayacak Filistin uzlaşısının yokluğunda ve İsrail'in, Hamas'ı izlediğini ve liderlerini Filistin topraklarının içinde ve dışında öldürdüğünü ilan ettiği bir ortamda.

Dolayısıyla anlaşmanın onaylanması, İsrail ve Hamas'ın bu aşamada Amerikan Başkanı'nın bahsettiği önerileri reddetmek konusunda karşı tarafı sorumlu tutarak uluslararası, bölgesel ve ulusal imajlarını iyileştirmeye odaklandıklarını yansıtıyor. Bu ise İsrail'in, anlaşmaya varılsa bile savaşın devam edeceği ve yeni öneride savaşın hiçbir aşamada sona erdirilmesine ilişkin bir maddenin yer almadığı dahil, Hamas'ın kabul etmesi zor tutumların altını çizmesine yol açtı. Buna karşılık Hamas, İsrail’in toptan reddettiği Gazze'deki savaşın tamamen sona erdirilmesi şartını içermeyen hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğini yineledi.

Bütün bu yaklaşımlar ve çelişkiler ışığında bir yol ayrımında olduğumuza, ilgili ana tarafların itiraz etmediği ama uygun da bulmadığı bir anlaşmanın eşiğinde bulunduğumuza inanıyorum. Gazze Şeridi, çevresi ve Lübnan’daki büyük gerilimin ortasında, anlaşmayı kendileri için uygun bulmadıklarından, tarafların ve özellikle de İsrail tarafının anlaşmaya ciddi ve temel düzeyde bağlılık göstermeleri pek olası görünmüyor.

Buna rağmen, direnişçi, mücadeleci ve kahraman Filistin halkının vahşice öldürülmesini durdurmanın tek yolu olduğundan, tarafları anlaşmaya varmaya zorlama çabasının sürdürülmesini hâlâ destekliyorum. Anlaşmanın kapsamlı, ayrıntılı ve doğru bir anlaşma olması için çalışarak veya anlaşmanın tamamlanması için hızlı ilave adımlar atarak, insani acıları hafifletme çabalarının devam etmesini de destekliyorum.

Bugün ABD Başkanı'nın teklif edilen anlaşmanın şartları veya unsurları hakkındaki açıklamaları hakkında yayınlananların içeriğiyle ilgili yorum yapmayacağım, çünkü bu satırları yazarken orijinal tam metinler elimde değildi. Yaklaşık 50 yılı kapsayan siyasi ve diplomatik çalışma kariyeri bana açıklananlara veya yayınlananlara güvenerek analiz yapmamayı öğretti

Burada şunu belirtmekle yetineceğim; mevcut veya gelecekteki çabalarla varılacak herhangi bir anlaşma, tam ve nihai bir ateşkesi, rehine ve tutuklu takasını, İsrail güçlerinin tamamen geri çekilmesiyle Filistinlilerin insani ihtiyaçlarının sağlanmasını, yeniden inşayı, Filistinliler için güvenlik ve emniyetin temin edilmesini, sınırlardaki güvenlik düzenlemelerinin sağlanmasını içermelidir. Bütün bunlar bizi İsrail ve Filistin devletlerini içeren iki devletli çözüme götürecek siyasi bir bağlama oturtulmalıdır.

Dolayısıyla anlaşmaya varılsa da ve hatta bunda başarısız olunsa da BM Güvenlik Konseyi'nden üç eksende hareket etmeyi içeren bir karar çıkarılmasını öneriyorum:

Birincisi, kaçırılanların ve tutukluların kademeli olarak değişimi, ateşkes ve İsrail güçlerinin geri çekilmesi, Gazze içinde ve sınırlarda güvenliği ve denetimi sağlayacak uluslararası bir gücün oluşturulması, gıda ve insani yardımların yoğunlaştırılması.

İkincisi, başkenti Doğu Kudüs olan ve 1967 sınırları esas alınarak kurulacak Filistin devletinin iki yıl süreyle BM’nin vesayeti altında olması ve bu süreçte, Filistin'in uluslararası alanda elde ettiği tanımalara ve Filistin Otoritesi’nin İsrail ile daha önceki anlaşmalara uygun olarak sahip olduğu sorumluluklara dokunulmaması.

Üçüncüsü, 1967 sınırları esas alınarak ve Kudüs’ün ikisinin de başkenti olduğu iki devlet temelinde çözüme varılması için BM Güvenlik Konseyi ve himayesinde iki yıllık bir müzakere sürecinin başlatılması. Genel Sekreter ve beş ülkenin, müzakerelerin ilerleyişi hakkında periyodik raporlar sunması.

Bu adımlarla, varılan her türlü anlaşmayı kayıt altına almış, tamamlamış ya da eğer çabalar sekteye uğrarsa, Gazze savaşı ve sonrasındaki sorunlarla başa çıkmak için yeni bir çerçeve sunmuş oluruz.



Bangladeş, Gazze’deki ‘istikrar gücüne’ katılmak istiyor

İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Gazzeliler (Reuters)
İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Gazzeliler (Reuters)
TT

Bangladeş, Gazze’deki ‘istikrar gücüne’ katılmak istiyor

İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Gazzeliler (Reuters)
İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Gazzeliler (Reuters)

Bangladeş dün, Gazze Şeridi’nde konuşlandırılması planlanan uluslararası istikrar gücüne katılma niyetini ABD’ye iletti. Bangladeş hükümeti, Ulusal Güvenlik Danışmanı Halil Rahman’ın Washington’da Amerikalı diplomatlar Allison Hooker ve Paul Kapoor ile görüştüğünü açıkladı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre resmî açıklamada, Rahman’ın Bangladeş’in ‘Gazze’ye konuşlandırılacak uluslararası istikrar gücüne katılmaya ilgisi olduğunu’ dile getirdiği bildirildi.

Açıklamada, Bangladeş’in olası katılımının kapsamı veya niteliği hakkında bilgi verilmedi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan konuya dair henüz bir açıklama yapılmadı. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, kasım ayı ortasında, Barış Konseyi ve onunla iş birliği yapan ülkelerin geçici bir uluslararası istikrar gücü kurması yönünde karar almıştı. Bu karar, ekim ayında başlayan ateşkesin ardından alınmıştı.

Ateşkes, ilk aşamadan öteye ilerleyemedi ve sonraki adımlarda kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. Ateşkes yürürlüğe girdiğinden bu yana 400’den fazla Filistinli ve 3 İsrailli asker hayatını kaybetti. İsrail ile Hamas arasında ateşkesin daha zorlayıcı aşamalarına ilişkin ciddi anlaşmazlıklar sürüyor ve taraflar birbirini ihlallerle suçluyor. İsrail’in 2023 sonlarından itibaren Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları, on binlerce kişinin ölümüne, ciddi bir açlık krizine ve tüm Gazze nüfusunun yerinden edilmesine yol açtı. Birçok insan hakları uzmanı, araştırmacı ve BM soruşturması, İsrail’in saldırılarını ‘soykırım’ olarak değerlendiriyor.


Donroe Doktrini: Trump'ın Batı Yarımküre Vizyonu

Caracas'ta Venezuela Ulusal Parklar Birimi (JN Parkes) üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılmasını talep eden bir yürüyüş düzenledi, 8 Ocak 2026
Caracas'ta Venezuela Ulusal Parklar Birimi (JN Parkes) üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılmasını talep eden bir yürüyüş düzenledi, 8 Ocak 2026
TT

Donroe Doktrini: Trump'ın Batı Yarımküre Vizyonu

Caracas'ta Venezuela Ulusal Parklar Birimi (JN Parkes) üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılmasını talep eden bir yürüyüş düzenledi, 8 Ocak 2026
Caracas'ta Venezuela Ulusal Parklar Birimi (JN Parkes) üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılmasını talep eden bir yürüyüş düzenledi, 8 Ocak 2026

Stephanie Potendek Ejera

Yüzyılı aşkın bir süredir Latin Amerika, egemenlik, müdahale ve Batı Yarımküre düzeniyle ilgili düzenlemeler gibi kavramlara ilişkin farklı vizyonların test alanı olmuştur. ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela, Kolombiya, Meksika ve Küba'ya verdiği ültimatomlar, bölgedeki birçok kişinin geçmişte kaldığını umduğu gerilimleri yeniden canlandırdı. Bu adımlar güvenlik çerçevesinde olsa da, uluslararası hukuk, toprak egemenliği ve Batı Yarımküre'de müdahale etmeme ilkesinin uygulanabilirliği hakkında daha derin soruları gündeme getiriyor.

Bu endişenin merkezinde, bazı yorumcuların ve analistlerin gayri resmi olarak “Donroe Doktrini” olarak adlandırmaya başladığı şey yatıyor. Donald ve Monroe isimlerini birleştiren bu terim, özellikle ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırısının ardından, Başkan Trump'ın Amerika kıtasına yönelik dış politikasında benimsediği sert yaklaşımı tanımlamak için 2025 ortalarından itibaren New York Post da dahil olmak üzere medya kuruluşlarında yaygınlaşmaya başladı.

Bu doktrin, yasayla ifade edilmiş veya resmi bir belgede yer alan bir doktrin değil, daha ziyade gazeteciler ve analistler tarafından ABD'nin bölgesel davranışındaki bir değişimi tanımlamak için kullanılan bir tanımlama. Popüler kullanımında, terim, kıtasal hakimiyete odaklanmayı, Çin gibi güçlerin dış etkisine direnmeyi ve zorlayıcı ekonomik, yasal ve diplomatik araçları kullanmaya hazır olmayı ifade ediyor.

Bu tanımlama, Başkan James Monroe tarafından Batı Yarımküre'deki sömürgeci Avrupa müdahalesine karşı koymak için formüle edilen 1823 tarihli Monroe Doktrini'nin mirasına dayanıyor. Donroe Doktrini’ne yapılan çağdaş atıflar, yeni bir yasal temelin ortaya çıktığı anlamına gelmiyor, aksine, bu, nüfuz alanları hakkındaki eski fikirlerin sağlam bir şekilde yeniden yorumlandığını yansıtıyor. Bu da egemenliğin hukuk metinlerinde nasıl tanımlandığı değil, pratikte nasıl test edildiğini yeniden şekillendiriyor. Bu ayrım, son ABD eylemleri etrafındaki hukuki tartışmayı anlamak açısından çok önemli.

Kıtasal doktrinden uygulama pratiğine

Uluslararası hukuk ve kuvvet kullanımı hukuku uzmanı Alonso Gurmendi Dunkelberg, “Donroe” teriminin kendisi üzerinde çok durmasa da, çalışmalarında “Monroe Doktrini”nin uluslararası hukuk söylemindeki geç mirasını incelemeye odaklandığını, mevcut ABD uygulamalarını “isteksiz veya yetersiz” kriteri etrafındaki tartışmalardan daha geniş bir bağlama yerleştirdiğini görüyoruz. Dunkelberg, bu sorunlu kavramı, bir ülkenin kendi sınırları içinde var olduğuna inandığı güvenlik tehditleriyle başa çıkmakta yetersiz olduğu düşünüldüğünde, sınır ötesi eylemi haklı çıkarmak için kullanıyor. Bu mantığa göre, egemenlik artık mutlak değil, dış değerlendirmeye tabi kabul edilir ve bu değerlendirmeye dayalı reaksiyonlar gerektirir.

Devletler arasında eşitlik ve müdahale etmeme ilkesi, özellikle daha güçlü aktörlerin zorlayıcı gücüne maruz kalan devletler için bölgesel uluslararası hukukun temel taşlarını oluşturuyor

Bu mantık, uluslararası hukukçu ve daha sonra Uluslararası Adalet Divanı yargıçlığı yapan Alejandro Álvarez gibi erken dönem anayasa hukukçuları tarafından formüle edilen Latin Amerika'daki yerleşik hukuk gelenekleriyle çelişiyor. Álvarez, 20. yüzyılın başlarındaki (1909) yazılarında, devletler arasında eşitlik ve müdahale etmeme ilkesinin, özellikle daha güçlü aktörlerin zorlayıcı gücüne maruz kalan devletler için bölgesel uluslararası hukukun temel taşlarını oluşturduğunu savunmuştu.

Bu fikirler daha sonra, iç hukuk yolları tüketilmeden önce herhangi bir diplomatik veya askeri müdahaleyi reddeden Calvo Doktrini ve devletler arasında eşitliği ve müdahale etmeme ilkelerini bölgesel normlar olarak benimseyen 1933 Montevideo Sözleşmesi gibi hukuki pozisyonlarla somutlaşmıştı. Tarih boyunca Latin Amerika ülkeleri, egemenliklerini dış müdahale mekanizmalarına tabi kılma girişimlerine karşı direnmiştir ve bu da uluslararası hukukun uzun soluklu bir mirasına katkıda bulunmuştur.

sdfrgty
Venezuela’nın geçici Başkanı Delcy Rodríguez ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Padilla, Venezuela'daki ABD operasyonu sırasında öldürülen Venezuelalı ve Kübalı askerleri ve güvenlik personelini anıyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Bu perspektiften bakıldığında, Donroe Doktrini etrafındaki mevcut tartışmalar yeni bir doktrini yansıtmaktan ziyade, uzun süredir yerleşik müdahale etmeme ilkeleri ile siyasi davranışı, güvenlik, yönetişim ve uyumla ilgili dış değerlendirmelere bağlayan modern uygulamalar arasındaki yenilenen bir gerilimi gün yüzüne çıkarıyor. Bu gerilim, özellikle zorlayıcı uygulama araçları Venezuela'ya uygulandığında belirgin bir şekilde ortaya çıktı.

Venezuela ve çağdaş zorlayıcı mekanizmalar

Şarkul Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Venezuela, zorlayıcı uygulama baskısının pratikte nasıl işlediğine dair canlı bir örnek sunuyor. Birden fazla yaptırım sistemi, varlıkların dondurulması ve sınır ötesi icraatlar, bu hedeflerin resmi formülasyonlarından bağımsız olarak, siyasi hedeflere ulaşmak için kullanılan temel araçlar haline geldi. Bu uygulamalar, meşru baskı ile yasadışı müdahale arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak, takdir yetkisinin kapsamını genişletiyor ve hesap sorma mekanizmalarını zayıflatıyor. Daha da önemlisi, Venezuela'ya uygulanan baskı sınırlarıyla sınırlı değil. Donroe yaklaşımıyla, zorlayıcı uygulama kullanılarak daha geniş bir bölgesel ölçekte siyasi davranışın yeniden şekillendirilmesi amaçlanıyor. Bu çapraz etki, son ABD eylemlerine kıtasal önem kazandırıyor ve komşu ülkelerin Caracas'taki olaylara ilişkin artan teyakkuzunu açıklıyor.

xscdfrgt
Caracas'ta Venezuela Ulusal Parklar Birimi (JN Parkes) üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılmasını talep eden bir yürüyüş düzenledi, 8 Ocak 2026 (AFP)

Küba, enerji kaynaklarına olan yapısal bağımlılığı nedeniyle Venezuela'ya uygulanan baskının bir sonucu olarak en doğrudan ve somut kırılganlık biçimlerinden biriyle karşı karşıya bulunuyor. ABD Enerji Bilgi İdaresi'nin 2022 ve 2023 verilerine göre, Venezuela tarihsel olarak Havana'nın ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 58'ini karşılarken, 2023 yılında ek olarak Meksika ihtiyacının yüzde 31'ini karşıladı. Tedarik kaynaklarını çeşitlendirme yönündeki sınırlı girişimlere rağmen, bu yapı Küba'yı Venezuela'dan gelen tedariklerde herhangi bir aksamaya karşı son derece savunmasız hale getiriyor (ABD Enerji Bilgi İdaresi - 2024).

Donroe yaklaşımıyla, zorlayıcı uygulama kullanılarak daha geniş bir bölgesel ölçekte siyasi davranışın yeniden şekillendirilmesi amaçlanıyor. Bu çapraz etki, son ABD eylemlerine kıtasal önem kazandırıyor ve komşu ülkelerin Caracas'taki olaylara ilişkin artan teyakkuzunu açıklıyor

Uygulama araçlarına dayanan politikaların şekillendirdiği bir bağlamda, enerji ilişkileri salt ticaretten siyasi hizalanmanın bir göstergesine dönüşmeye yatkın hale geliyor. Bu nedenle, Caracas'a ihracatını kısıtlaması için baskı yapmak sadece doğrudan hedefi etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda bu, ekonomik istikrarı büyük ölçüde dış enerji tedarikine bağlı olan üçüncü bir ülke üzerinde dolaylı baskı aracı olarak da kullanılacaktır.

Tedariklerdeki herhangi bir sürekli aksama, Küba ekonomisinin kırılganlığını derinleştirecek ve hükümete yöneltilen yasal ve ekonomik baskıyı, başka bir hükümeti etkileyen insani bir krize dönüştürecektir. Bu yol, dolaylı müdahale biçimlerini reddeden Latin Amerika'daki hukuki geleneklere aykırı. Calvo Hukuk Okulu, dış etkinin varlığını inkar etmez, ancak iç hukuk prosedürlerini atlayan veya ekonomik araçlar kullanarak sınır ötesi baskı uygulayan zorlayıcı uygulamaları reddeder.

Küba örneği, koşullu yaptırımın sınır ötesinde nasıl yankı bulduğunu ve bölgesel ilişkileri yeniden şekillendiren ikincil etkiler yarattığını somutlaştırıyor. Baskının düzeyinin farklı ancak doğasının aynı olduğu bu dinamik, enerji iş birliğinin stratejik hizalanma hesaplarıyla kesiştiği Meksika örneğinde daha da karmaşık bir hal alıyor.

Stratejik hizalanma hesapları

Meksika’nın konumu hem daha belirsiz hem de daha karmaşık. Küba'nın aksine, Meksika doğrudan maddi kırılganlıkla karşı karşıya değil, ancak Venezuela'ya yönelik uygulama politikalarından kaynaklanan siyasi ve hukuki baskıya giderek daha fazla maruz kalıyor. Tamamlayıcı bir enerji tedarikçisi olarak artan rolü, ekonomik iş birliğinin stratejik hizalanmayla ilgili beklentilerle nasıl kesişebileceğini gösteriyor.

swefrt6y
Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum, Mexico City'deki Ulusal Saray'da düzenlenen bir basın toplantısında, 5 Ocak 2026 (AFP)

Meksika'nın tutumu, müdahale etmeme ilkesine ve diplomatik karar alma bağımsızlığına yönelik sağlam bir anayasal bağlılığın yanı sıra Washington ile karmaşık bir stratejik ilişkiyle tanımlanıyor. Buna ek olarak, enerji sektöründe veya bölgesel diplomaside Caracas ile yapılacak herhangi bir iş birliği, ekonomik değerinin ötesine uzanan yasal ve normatif sonuçları içinde taşıyor. İç politika açısından bölgesel istikrara doğru bir adım gibi görünen, dışarıda beklenen hizalanmadan bir sapma olarak yorumlanabilir.

Uluslararası ilişkilerde bu yaklaşım, devletlerin doğrudan çatışma yerine kurumsal konumlanma ve yasal çerçeveler aracılığıyla özerkliklerini korumaya çalıştıkları “yumuşak dengeleme” olarak tanımlanır. Ancak Donroe mantığı, tarafsızlığın kendisinin dış değerlendirmeye tabi olması nedeniyle bu tür manevraları daha sınırlı hale getiriyor.

Bu nedenle Meksika, karşıt beklentiler arasında sıkışıp kalmış bulunuyor. Enerji istikrarı çabalarına katılım ve diplomatik etkileşim, siyasi karar alma alanını daraltan bir uygulama merceğinden değerlendirilebilir. Meksika’nın, müdahale etmeme ilkesine bağlılığını ve dış baskıları reddettiğini kamuoyu önünde yeniden teyit etmesine rağmen, hizalanma beklentisinin devam etmesi, yasal özerkliğinin giderek artan bir baskıya maruz kalabileceğine işaret ediyor.

Bu dinamikler, farklı bir biçimde de olsa, Kolombiya’nın karşı karşıya kaldığı baskıları da yansıtıyor. Bogotá’dan bir güvenlik hizalanması talep edilirken, Meksika diplomatik ve yasal baskılarla karşı karşıya bulunuyor. İki vaka birlikte, yaptırıma dayalı bölgesel stratejilerin egemenlik üzerinde nasıl farklı, ancak benzer kısıtlamalar yarattığını ortaya koyuyor.

Devletler, doğrudan çatışma yerine kurumsal konumlanma ve yasal çerçeveler yoluyla özerliklerini korumaya çalışıyorlar. Ancak Donroe mantığı, tarafsızlığın kendisinin dış değerlendirmeye tabi hale gelmesi nedeniyle bu tür manevraları daha sınırlı hale getiriyor

Kolombiya ve güvenlik bağımsızlığının daralan sınırı

Kolombiya, Venezuela'ya uygulanan baskının paralel, ancak farklı türde sonuçlarıyla yüzleşiyor. Enerjiye güvenmek yerine, Bogotá'daki temel dinamik güvenlik hizalanması ve egemenliğin savunulması etrafında dönüyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan ABD operasyonunun ardından, Kolombiyalı liderler, uluslararası hukuk uyarınca öz savunma, ulusal toprakların herhangi bir dış saldırıya karşı savunulması hakkı konusunda açık uyarılarda bulundular.

Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, ABD'nin saldırganlığını açıkça reddederek, Kolombiya'nın saldırıya uğraması durumunda kendini savunacağını vurguladı. Bu duruş, caydırıcılık ve hazırlığı diplomatik uzlaşmanın önüne koyan güvenlik reaksiyonlarını tetikleyebilecek uygulama odaklı söylemin nasıl işlediğini ortaya koyuyor.

sı8o9
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, Kolombiya'nın başkenti Bogotá'da, Güney Amerika’da bağımsızlık lideri Simón Bolívar'ın resminin bulunduğu pankartlar taşıyan destekçileriyle çevrili, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Venezuela'daki istikrarsızlık uluslararası bir güvenlik tehdidi olarak gösterildiğinde, koordineli uygulama örtük bir yanıt haline geliyor. Bu durum, Kolombiya'yı özellikle sınır kontrolü, istihbarat iş birliği ve göç yönetimi konularında uyumluluk beklentilerinin ön saflarına yerleştiriyor. Aynı zamanda, bu süreç Bogotá'nın müzakereci barış süreçleriyle ilgili taahhütlerine ve bölgesel güvenlik politikasının özerkliğine baskı yapıyor.

Bu duruş, özellikle ABD müdahalesinden çekinenler arasında kısa vadeli iç siyasi kazanımlar sağlayabilir, ancak aynı zamanda diplomatik manevra alanını daraltma ve ikili bölünmeleri derinleştirme riskini de taşıyor. Egemenliğini koruma arayışında Kolombiya, arabuluculuk ve hukuki esneklik kapasitesinin, direnmeye çalıştığı dinamikler tarafından aşındırıldığını görebilir.

Egemenliğini koruma arayışında Kolombiya, arabuluculuk ve hukuki esneklik kapasitesinin, direnmeye çalıştığı dinamikler tarafından aşındırıldığını görebilir

Küba, Meksika ve Kolombiya'nın deneyimleri birlikte ele alındığında, tek bir devlete uygulanan baskının tüm bir bölgeyi nasıl yeniden şekillendirebileceğini ortaya koyuyor. Enerji bağları, diplomatik bağımsızlık ve güvenlik tercihleri, bir devletin etkisinin iç kurumlarıyla değil, siyasi hizalanmaya ilişkin dış beklentilere uygunluğuyla ölçüldüğü, birbirine bağlı sadakat testleri haline geliyor.

Donroe Doktrini olarak adlandırılan şey, eski bir kıta düzeninin yeniden canlanışını değil, kabulden ziyade uyumu önceliklendiren bir yeniden şekillendirmeyi yansıtıyor. Zorlayıcı araçların yasal ve idari süreçlere entegre edilmesiyle, hukuk ve güç arasındaki denge bölge genelinde değişiyor. Tehlike sadece istikrarsızlaştırmada değil, aynı zamanda iş birliğinin temelini oluşturan yasal güvenin kademeli olarak aşınmasında da yatıyor.

xdfergt
ABD güçleri tarafından tutuklanmasının ardından Havana'da Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu destekleyen bir mitingde Kübalılar Venezuela bayrakları sallıyor, 3 Ocak 2026 (AFP)

Uygulamanın alanı genişledikçe, Batı yanlısı gruplar bile ideolojik muhalefetten değil, yasal hayal kırıklığından kaynaklanan yabancılaşmaya karşı savunmasız hale gelirler. Gücün koşullu olarak ele alınması, hem müttefikler hem de rakipler arasında güveni aşındırır ve bölgesel iş birliğinin normatif temellerini zayıflatır.

Bu yaklaşımın nüfuzu artırıp artırmayacağı veya dağılmayı hızlandırıp hızlandırmayacağı henüz belli değil. Ancak kesin olan şey, hukuki terimlerle çerçevelenen baskının, doğrudan hedeflerinin ötesine uzanan sonuçlar doğurarak Amerika kıtasındaki güç, eşitlik ve özerklik kavramlarını yeniden şekillendirdiğidir.


Eric Trump, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan'a yatırım yapmaktan heyecan duyuyoruz... Çok büyük projelerimiz var

Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump (Reuters)
Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump (Reuters)
TT

Eric Trump, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan'a yatırım yapmaktan heyecan duyuyoruz... Çok büyük projelerimiz var

Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump (Reuters)
Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump (Reuters)

Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump, grubun Suudi Arabistan’daki yatırımlarını genişletmeye yönelik güçlü bir heyecan taşıdıklarını dile getirdi. Suudi Arabistan’ın, küresel ölçekte büyük gayrimenkul ve turizm projeleri için en cazip destinasyonlardan biri haline geldiğini vurgulayan Eric Trump, başta Riyad ve Cidde olmak üzere önemli Suudi şehirlerinde üç büyük projenin hayata geçirilmesi için çalışmaların sürdüğünü açıkladı.

Eric Trump, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan’da bulunmak harika bir duygu. Burada olmaktan büyük heyecan duyuyoruz” dedi. Eric Trump, grubun Cidde’de bugüne kadar tasarlanan en güzel binalardan birine sahip olduğunu belirterek, söz konusu projenin dikkat çekici bir başarı elde ettiğini ve kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti.

Büyük ölçekli bir projenin geliştirilmesi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Eric Trump, Trump Organization’ın kentin kalbinde büyük ölçekli bir proje geliştirdiğini açıkladı. Projeyi ‘kapsamlı bir yatay gelişim’ olarak tanımlayan Eric Trump, temel atma töreninin bugün yapılacağını, akşam saatlerinde ise bu vesileyle özel bir etkinlik düzenleneceğini söyledi. Eric Trump, “Proje bir otel, bir golf sahası ya da konut projesi olabilir, ancak her durumda istisnai bir çalışma olacak” dedi.

Eric Trump, Suudi Arabistan ve halkına övgüde bulunarak, “Suudi Arabistan’ı ve halkını seviyoruz. Buraya her gelişimizde inanılmaz bir misafirperverlik ve cömertlikle karşılanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Dar Al Arkan ve Dar Global şirketleri, Trump Organization iş birliğiyle, Aralık 2024’te yayımlanan ortak açıklama doğrultusunda Riyad’daki ilk ortak projelerini ‘Trump International Golf Club - Wadi Safar’ adıyla duyurmuştu. Söz konusu proje, Suudi Arabistan’ın başkentinde Trump markasını taşıyan iki önemli projenin ilki olma özelliğini taşıyor.

Kültürel dönüşüm

Eric Trump, özellikle Diriye başta olmak üzere Riyad’da yaşanan gelişmelerin benzeri görülmemiş bir dönüşümü yansıttığını belirterek, “Hayatımda böyle bir şey görmedim. Dün gece araba kullanırken vinçlerin sayısına dikkat çektim ve eşime dönüp ‘Bu devasa inşaat hacmine bak’ dedim” ifadelerini kullandı.

Riyad’da hayata geçirilen projelerin ölçeğinin, kentin ve genel olarak Suudi Arabistan’ın geleceğine dair iddialı bir vizyonu ortaya koyduğunu söyleyen Eric Trump, ülkenin dünyaya açılma sürecini sürdürdüğünü vurguladı. Trump, “Büyük finans forumlarını görüyoruz; bunlar yabancı yatırımların Suudi Arabistan’a akışını kaçınılmaz kılıyor. Bu son derece heyecan verici” dedi.

Eric Trump, krallıktaki yatırım ortamının her geçen gün daha da iyileştiğini, önde gelen küresel markaların Suudi pazarına yönelmeye başladığını ifade etti. Eric Trump, “Suudi Arabistan’dan sürekli söz ediyorum ve burada yaşananlara, özellikle gayrimenkul sektöründeki gelişmelere büyük bir inanç duyuyorum” diye konuştu.

Yeni düzenlemelerin doğrudan yabancı yatırıma imkân tanıyacağını belirten Eric Trump, bunun piyasaya milyarlarca dolarlık sermaye girişinin önünü açacağını söyledi. Hisse senedi piyasalarının yabancı yatırımcılara açılmasının da finansal akışları artıracağını dile getiren Eric Trump, bunun ticaret, turizm ve birçok sektöre olumlu yansıyacağını kaydetti.

Diriye Projesi

Eric Trump, Diriye Projesi’nin ve krallığın farklı bölgelerinde hayata geçirilen büyük projelerin, dünyanın dört bir yanından daha fazla insanı Suudi Arabistan’ı ziyaret etmeye teşvik edeceğini söyledi. Eric Trump, “İnsanlar burada nelerin inşa edildiğini gördüklerinde, gelmek için gerçek bir istek duyacaklar. Her şey son derece yüksek bir kaliteyle ve çok büyük bir ölçekte hayata geçiriliyor” dedi.

Bu gelişmeleri sık sık dile getirdiğini belirten Eric Trump, “Bunu çok konuşuyorum. Çünkü dünyanın tamamının burada neler inşa ettiğimizi, Trump ailesinin neler yaptığını ve Trump Organization’ın Suudi Arabistan’da neleri hayata geçirdiğini görmesini istiyorum” ifadelerini kullandı.

Daha büyük beklentiler

Eric Trump, sözlerini Suudi Arabistan’ın geleceğinin çok daha büyük fırsatlar barındırdığına dikkat çekerek tamamladı: “Bence Suudi Arabistan’ın en iyi günleri henüz gelmedi. Burayı ziyaret ettiğim son 6-7 yıl içinde olağanüstü başarılara tanıklık ettim. Bugüne kadar elde edilenler gurur verici. Bu, kendisiyle gurur duymayı hak eden bir ülke.”