İsrail ABD’yi Gazze Şeridi’nde “yeni aşama” konusunda bilgilendirdi

Gallant Hochstein ile görüştü. Refah'ta şiddetli çatışmalar devam ediyor. UNRWA ‘Felaket boyutunda’ açlık uyarısında bulundu

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein ile görüştü (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein ile görüştü (DPA)
TT

İsrail ABD’yi Gazze Şeridi’nde “yeni aşama” konusunda bilgilendirdi

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein ile görüştü (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein ile görüştü (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein'a Gazze Şeridi’ndeki savaşta ‘yeni bir aşamaya’ geçilmesinin tüm cepheleri etkileyeceğini ve Tel Aviv'in bu hamleye ‘askeri ve siyasi olarak hazır olduğunu’ söyledi.

İsrail'in ‘3C Aşaması’ olarak adlandırdığı yeni aşama, İsrail'in Hamas’ın Gazze Şeridi'ndeki yönetimine bir alternatif bulma çabalarıyla eş zamanlı olarak Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi'ndeki liderlerini ortadan kaldırmaya yönelik daha az yoğun çatışmalar ve hassas operasyonlar gerçekleştirilmesini içeriyor.

Gallant'ın Gazze Şeridi’nde daha hassas operasyonlar başlatmayı planladığına dair açıklamaları, İsrail'in Lübnan’da Hizbullah'a karşı saldırı tehditlerinde bulunduğu bir döneme denk geldi. Hochstein, birkaç gün önce iki taraf arasındaki gerilimi sakinleştirmeye çalışmış, ancak Lübnan-İsrail cephesinde ateşkes yolunda olumlu bir ilerleme kaydedildiğini duyuramamıştı.

İsrail Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Bakan Gallant'ın Washington ziyareti sırasında Hochstein ile bir araya geldiği ve ikilinin ‘İsraillilerin İsrail'in kuzeyindeki evlerine güvenli bir şekilde dönmelerini sağlayacak bir çerçeveye ulaşmak için yapılacakları’ görüştüğü belirtildi.

Gallant'ın ofisinden yapılan açıklamada, İsrail Savunma Bakanı’nın Hochstein'a Gazze'deki savaşta 3C Aşaması’na geçişin tüm cephelerdeki gelişmeleri etkileyeceğini ve İsrail'in askeri ve diplomatik olarak her senaryoya hazır olduğunu söylediği aktarıldı.

Gallant, Hochstein’ın yanı sıra ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns ile de temaslarda bulundu.

Refah'ta çatışmalar

Gallant'ın çatışmaların yeni bir aşamaya geçtiğini açıklamasının öncesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Hamas'a karşı yürüttüğü şiddetli çatışmaların sona erdiğini duyurmuştu. Netanyahu, yaptığı açıklamada, şiddetli çatışmaların yaşandığı aşamanın sona erdiğini söyledi.

İsrail'in planına göre Refah'taki askeri operasyonlar sona erdiğinde ordu, Gazze Şeridi içinde farklı bir şekilde hedef odaklı operasyonlara başlayacak.

Ancak dün de Refah'ın bazı bölgelerinde şiddetli çatışmalar devam etti. Şarku’l Avsat’a konuşan sahadaki kaynaklar, İsrail ordusunun kontrol sağlamaya çalıştığı Refah’ın batı ve kuzey bölgelerinde ağır çatışmalar yaşandığını söylediler.

dfrgbthyju
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah’ta hareket halindeki bir İsrail tankı (AFP)

İsrail ordusu geçtiğimiz ayın başlarında başlattığı operasyonla Refah'ın doğusundaki ve güneyindeki bölgeleri ve şehir merkezini kontrol altına almıştı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere Refahlılar, İsrail tanklarının Refah'ın batısında yeni saldırılar gerçekleştirdiğini belirttiler. Refah sakinlerinin aktardığına göre İsrail tanklarının şehrin kuzeybatısında yerlerinden edilmiş kişilerin çadırlarının bulunduğu el-Mevasi bölgesinin dış mahallelerine kadar ulaşması nedeniyle bazı aileler kuzeye, Gazze'nin orta kesimlerindeki Han Yunus ve Deyr el-Belah'a kaçmak zorunda kaldı.

Refah’ta çatışmalar devam ederken İsrail savaş uçakları da diğer bölgelere hava saldırıları düzenlemeye devam etti. İsrail ordusu, Muhammed Salah adlı bir Hamas liderini öldürdüğünü duyurdu. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, Salah'ın Hamas'ın en önemli silah geliştiricilerinden biri olduğu belirtildi.

Öte yandan Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze kentindeki bir sağlık merkezine düzenlediği saldırıda Gazze Ambulans ve Acil Durum Müdürü Hani el-Cafaravi'nin öldüğünü açıkladı.

İsrail Ordu Radyosu dün, savaşın başından bu yana Gazze'ye 50 bin bomba atıldığını, bunların yüzde 5'inin patlamadığını, bunun da yaklaşık 2 bin ila 3 bin bombanın Hamas tarafından hammadde olarak kullanılacağı anlamına geldiğini bildirdi. Radyo, İsrail ordusunun Hamas'ın silah üretmek için yeniden atölyeler kurduğunun farkında olduğunu da ekledi.

Açlık “felaket boyutunda”

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan açıklamada, ‘İsrail’in sistematik bir açlık politikası uyguladığı ve sivillerin tıbbi tedaviye ulaşmasını engellediği’ belirtildi. Açıklamada, ‘Gazzeliler arasında, özellikle de çocuklarda açlık ve hastalıkların artmakta olduğu’ uyarısı yapıldı.

Gazzelilerin son kullanma tarihi geçmiş konserve yiyecekler yediği ve bunun da çok sayıda kişinin zehirlenmesine neden olduğu bildirildi. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini bugün yaptığı açıklamada, İsrail'in BM ajansının faaliyetlerine son verme girişimlerine yanıt verilmesi çağrısında bulunarak, Gazze'deki açlık seviyesinin "felaket" boyutunda ve insan kaynaklı olduğunu vurguladı.

xcdvfbghtnyju
Yetersiz beslenme ve lösemi gibi kronik hastalıklara sahip Filistinli çocuklar Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir hastanede tedavi olmayı bekliyor (AFP)

Gazze Şeridi’nde çatışmalar devam ettiği, sokaklarda ve enkaz altında halen cesetler olduğu için ölü sayısı kesin olmamakla birlikte İsrail tarafından Gazze Şeridi’ne 7 Ekim'den bu yana düzenlenen saldırılarda ölen Filistinlilerin sayısı 37 bin 626'ya, yaralıların sayısı ise 86 bin 98'e yükseldi.

Filistin hükümetinin Yardım İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından yayınlanan bir rapora göre enkaz altında çok sayıda kurbanın yanı sıra yaklaşık 10 bin kişi kayıp ve Gazze’den 5 binden fazla Filistinli İsrail tarafından tutuklandı.

Pazartesi günü yayınlanan raporda İsrail tarafından 499 sağlık çalışanı, 70 sivil savunma görevlisi, 152 gazeteci ve yedisi yabancı olmak üzere en az 273 yardım görevlisinin öldürüldüğü belirtildi. Savaşın 17 bin çocuğu yetim bıraktığı kaydedildi.

Raporda Gazze’deki sağlık sistemine ilişkin olarak (Gazze'nin kuzeyinde 3, Gazze şehrinde 7, Deyr el-Belah'ta 3 ve Han Yunus’ta 4 hastane olmak üzere) 17 hastanenin kısmen çalıştığı 19 hastanenin hizmet dışı olduğu ve UNRWA sağlık merkezlerinin yüzde 71'inin çalışmalarına devam edemediği aktarıldı.

Şimdiye kadar 31 çocuğun yetersiz beslenme ve susuzluk nedeniyle öldüğü belirtilen rapora göre Gazze'nin kuzeyinde iki yaşın altındaki çocukların yüzde 31'inin, Refah'ta iki yaşın altındaki çocukların yüzde 10'unun akut yetersiz beslendiği gözlemlendi.

Raporda ayrıca konutların yüzde 60'ından fazlasının, ticari tesislerin yüzde 80'inden fazlasının, 155 sağlık tesisinin, 187 UNRWA tesisinin ve 130 ambulansın savaş sırasında hasar gördüğü belirtildi.



Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
TT

Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)

Elie el-Kasifi

Ortadoğu’daki tabloyu okumak için iki ana başlık var. Bunlardan birincisi İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve dolayısıyla Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve Batı Şeria'dan bahsetmemesi, ikincisi ise İran'ın nükleer programı, balistik silahları ve belki de Tahran destekli milislerin bölgedeki geleceğiyle ilgili müzakereler konusunda İran ve ABD arasında karşılıklı olarak verilen mesajlar ve savrulan tehditler.

Bu iki başlık arasındaki tüm bağlantıları, sanki bölge için hala sisli, dalgalı ve binlerce soruyu beraberinde getiren bir gelecek öngörüyormuşuz gibi aramanın bir önem yok. Bu iki başlığın eşzamanlı ve uluslararası sahneyi her geçen gün sarsan Donald Trump döneminde ABD'nin bölgedeki stratejisinin mihenk taşı olması yeterli. Zira bunun İran'dan Sudan'a, doğudan batıya bölgedeki tabloyu etkilemeden yapılması mümkün değil.

İster doğuda ister batıda” olsun hiç kimse tarafından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana istediğini yapmaktan caydırılamayan İsrail, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana ABD'nin bölgedeki tutumuyla birebir özdeşleşmiş durumda. Trump’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının arifesinde İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkesin, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkanı’nın seçim kampanyası sırasında söz verdiği gibi Gazze'deki savaşı durdurma konusunda ciddi olduğunu gösterdiği doğru olsa da çok geçmeden Trump'ın vaatlerinin İsrail'i ve hatta kendisini bile bağlamadığı ortaya çıktı. Slogan atma ve son tarih belirleme konusunda başarılı olan Trump’ın gerçeklere uyum sağlama ve planlarını yavaşlatma ya da iptal etme konusunda daha becerikli olduğu da açıkça görüldü. Aynı şey Ukrayna'daki savaşı rekor bir sürede sona erdirme vaadi için de geçerli.

Gazze Şeridi'ndeki savaşa gelince, İsrail’in yeniden başlayan saldırısı, sanki ABD’nin mevcut stratejisinin bir parçasıymış ve sadece İsrail stratejisini yansıtmıyormuş gibi ABD'nin tam desteğine sahip. Bu da Trump dönemi ile İsrail'in Gazze’deki ve bölgedeki vahşetini örtbas etmekten geri kalmayan Joe Biden dönemi arasında büyük bir fark olduğunu gösterdi. Ancak ABD’nin ve İsrail’in stratejileri arasındaki uyum daha önce hiç Trump yönetiminde olduğu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı. Trump'ın açıkladığı Gazze halkını yerinden etme planı bunun tek kanıtıdır. Trump, bu plandan geri adım atmış ya da planını ertelemiş gibi görünse de bu plan İsrail aşırı sağı için çok iddialı bir Amerikan tavanı oluşturdu. İsrail aşırı sağının önerilerine karşı zaman zaman çok muğlak da olsa bir mesafe koyan önceki Demokrat Partili Joe Biden yönetimi döneminde durum böyle değildi.

Aslında İsrail'in Gazze Şeridi’ne karşı yeniden başlayan saldırısı ‘güç yoluyla barış’ sloganının pratikteki tercümesi olurken pratikte bölgede barışı sağlamaktan ziyade İsrail'in bölge üzerindeki kontrolünü dayatmak anlamına geliyor. Ancak İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana geleneksel rakipleri olan Filistinli gruplar ve Hizbullah'a karşı elde ettiği tüm ‘başarılara’ rağmen, şimdiye kadar kendisi için tamamen elverişli bir bölgesel durum tasarlayabilmiş ya da bölge üzerinde kontrolünü empoze etmesine yahut çevresiyle normal ilişkileri olan bir devlete dönüşebilmiş değil. Aksine, İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de güç kullanmaya devam etmesi, onu bölgede ‘normal bir devlet’ olmaktan giderek daha da uzaklaştırıyor.

Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum tesis edildiğinden, İsrail'in Lübnan'daki saldırıları artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a yönelik saldırılar olarak görülmüyor.

İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatması, Hizbullah ile bölgedeki devletler ve halklar arasındaki köklü husumet göz önüne alındığında, Hizbullah'a karşı olumsuz bir hassasiyet uyandırmak bir yana İsrail'in Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'ye girmeye devam etmesi ve buradaki mezhepçi grupları kendi tarafına çekmeye çalışması, Suriye topraklarını sürekli bombalaması, İran'ın bölgedeki hegemonik projesinin çöküşünden sonra belli bir bölgesel denge yaratmaya çalışan bölgenin ağır toplarının İsrail'e karşı hassasiyetlerini ve öfkelerini artırdı. Tüm bunların yanında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım savaşını sürdürmesi, bölge genelinde İsrail'e yönelik nefreti pekiştirirken İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ihtimalini ortadan kaldırdı ya da en azından uzun bir süre için erteledi.

7u6ı8o9
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında hasar gören bina, 1 Nisan 2025 (AFP)

Hatta Lübnan dosyasıyla ilgili olarak İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan topraklarında beş yeri işgal etmesi ve Beyrut'un güney banliyölerini yeniden bombalamaya başlaması, Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığı ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum oluştuğu için bunlar yapılan artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a karşı yapılmış gibi görülmüyor. Öyle ki Hizbullah, doğrudan ya da dolaylı sorumlulukla, geçtiğimiz hafta İsrail’deki yerleşim birimlerine iki parti halinde ham roketlerle saldırmış olsa da bu durum İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını haklı çıkarmıyor. İsrail’in saldırıları Hizbullah’ın roketli saldırılarına verilen bir yanıt değil, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de ateş kontrolünü sağlama iddiasından öteye geçmiyor.

Bu durum bölgedeki çatışmayı bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda İsrail arasında olmaktan çıkarıp bir yanda İsrail diğer yanda onun politikalarından etkilenen bölge ülkeleri arasında olmaya doğru sürüklüyor. Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki saldırılarını genişleterek ve orada süresiz kalma tehdidinde bulunarak körüklemeye devam ettiği Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan gerilim, bunun en açık örneğidir. Ayrıca İsrail, Suriye'de çoğunlukla Türkiye tarafından desteklenen yeni hükümete sürekli olarak saldırmış ve Suriye toprakları içindeki birçok yeri bombalamıştır.

Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti.

Peki Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilim doğrudan bir çatışmaya dönüşür mü? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken olsa da Ankara'nın Suriye ordusuna eğitim vermek için Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan Palmira’da (Tedmur) bir askeri üs kurmayı planlıyor olmasına İsrail'in verdiği tepkiden de görülebileceği gibi böyle bir çatışma mümkün. Her halükarda İsrail'in, saldırılarının, bombalamalarının ve ‘sızma girişimlerinin’ Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve hükümeti için görmezden gelemeyecekleri büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ardından Suriye'deki yeni hükümetin hızını etkilemeye çalıştığı aşikar. Bu konu Türkiye ile Şara yönetimi arasındaki başlıca ortak meselelerden biri haline geldi.

Trump'ın uzun süredir ABD güçlerini Suriye'den çekme arzusundan hareketle Türkiye ile İsrail arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılması için belli bir anda inisiyatif alacağını, bunun da ABD'nin Suriye'nin kuzeyinin güvenliğini Türkiye'ye emanet etme ihtiyacını haklı çıkardığını ve bu yüzden ABD yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şara yönetimi arasındaki anlaşmaya buradaki güvenlik düzenlemelerinin bir başlangıcı olarak itiraz etmediğini konuşanlar var. Bu anlaşmanın İsrail'in Suriye’ye yönelik politikalarından görünenin aksine Washington’ın Suriye’nin bölünmesini teşvik etmediğine dair bir sinyal verdiği de bu dosyanın gündeme getirdiği bir diğer nokta. Ancak henüz Suriye konusunda net bir ABD-İsrail çelişkisinden bahsetmek mümkün değilse de ABD'nin özellikle şu an Washington tarafından daha önce eşi ve benzeri görülmemiş şekilde korunan İsrail'in dosyaları ve arenaları birbirine bağlamasından bu yana Suriye stratejisinin bir bütün olarak bölgedeki dosyalarla ilgilenme stratejisinden ayrı tutulamayacağı kesin.

cfvbghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bir araya geldiler, 4 Şubat 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Gazze ve Batı Şeria ile ilişkilerinin hızı ile başta Suudi Arabistan-Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin hızı arasında da bir çelişki var. İsrail bu bölgeleri gerginliğin ve istikrarsızlığın ortasında tutmaya çalışırken, İran'ın bölgedeki yayılmacı projesinin körüklediği yaklaşık yirmi yıldır süregelen çatışmaların ve krizlerin ardından bu bölgelerde istikrarın sağlanması Riyad ve Ankara'nın açıkça çıkarınadır. Bu durum, Suriye'deki ve daha az ölçüde Irak'taki çatışma dinamiklerinin bir parçası olan Ankara'ya kıyasla Riyad için daha çok geçerli.

Bu çerçevede Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti. İsrail de bu iki arenayı tek bir arena olarak ele alıyor, ancak bu iki dinamik arasında, önümüzdeki ay Donald Trump'ın Suudi Arabistan'dan başlamak üzere Körfez'e yapacağı ziyaret turunda önemli bir noktaya gelecek olan bölgesel sahneyi bir bütün olarak etkilemesi mümkün olmayan açık bir çelişki söz konusu.

Trump’ın Körfez ülkelerine gerçekleştireceği ziyaret, ABD yönetiminin bölgedeki arenaların birbirine bağlılığını ne ölçüde kabul ettiği sorusunu gündeme getiriyor. Dolayısıyla İsrail, Gazze Şeridi’ndeki ve Batı Şeria'daki saldırılarını sürdürdüğü, Suriye'ye sızmaya devam ettiği, Lübnan'ın beş noktasında askerlerini konuşlandırdığı ve Lübnan ve Suriye topraklarını bombalamaya devam ettiği sürece mevcut durumda herhangi bir bölgesel anlaşmaya varılması oldukça zor.

Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın bölgesel nüfuzunun ciddi şekilde erimesi, bölge ülkelerinin Ortadoğu’daki tabloya geçmiş yıllardan, özellikle de 2015 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bakmasına neden oluyor. O dönemde bu anlaşma İran'ın bölgede serbest kalmasıyla aynı anlama geliyordu. Şimdi ise İran rejimini çökmekten zar zor kurtaran bir anlaşmaya dönüştü. Dolayısıyla, bölge ülkelerine yönelik İran tehdidi artık geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Bu tehdit, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı politikaları nedeniyle yerini İsrail tehdidine bıraktı. İsrail tehdidi bölgedeki kaosu derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak asıl önemli soru şu: Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ‘İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye girdiğini ve onları sahada kontrol ettiğini, bunun da kapsamlı bir normalleşmeye kapıyı araladığını’ söylediğinde İsrail’in şu anki hızının bölgede uzun bir istikrarsızlık evresine işaret ettiği göz önüne alındığında, İsrail ile ABD arasındaki bu uyum daha ne kadar devam edecek? Trump’ın Gazze Şeridi’ni ‘Ortadoğu’nun Rivierası’ yapma önerisi ya da Rusya ile Ukrayna arasında barışı aceleye getirmesi gibi krizlerle başa çıkma konusundaki tarzı da İsrail ile tamamen uyumlu. Çünkü gerçekler Gazzelilerin gitmeye hazır olmadığını gösterirken ve ilk etapta gidebilecekleri bir yer yokken önerilerine kimsenin karşı koyamayacağına inanıyor ya da bunu ima ediyorlar. Rusya kendi koşullarını karşılamayan bir barışı sonuca ulaştırma konusunda hiç acele etmiyor, aksine Trump'ın girişimini tüketmeye ve kazanımlarını genişletmeye çalışıyor. Lübnan ya da Suriye'de normalleşme sürecinin mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteren tek bir işaret dahi yok. Üstelik Witkoff'un önerdiği normalleşme reçetesi bölgesel kaosun daha uzun yıllar devam etmesinden başka bir işe yaramayacak.

Buna karşın Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir. Doğaları gereği hareketli olsalar da Trump ve ekibindekiler, şimdiye kadar sundukları çelişkili normalleşme önerileriyle ‘yaratıcı kaos’ teorisine inanıyor ya da bunu yeniden denemeye çalışıyor gibi görünüyorlar.