ABD seçimleri: Derin bölünmeler ve umut

Ülke, siyasi öfkenin ve gerginliğin gölgesinde şiddet olaylarına tanık olur mu?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

ABD seçimleri: Derin bölünmeler ve umut

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Robert Ford

Eski Başkan Donald Trump, 2 Haziran'da Fox News televizyon kanalına verdiği bir röportajda, ticari dolandırıcılık suçundan hapis cezasına çarptırılması halinde şiddet olaylarının patlak verebileceği uyarısında bulundu. Trump, “Belli bir noktada çöküş gerçekleşir” ifadelerini kullandı. Yargı sürecini eleştiren Trump, Biden yönetimini mahkemeleri muhaliflerine karşı bir silah olarak kullanmakla suçladı. Cumhuriyetçi Parti’den müttefikleri de ona bu konuda destek oldu.

Trump’ın destekçilerinin birçoğunun fanatikliği tartışma konusu bile olamaz. Trump’ın New York'taki ‘sus payı’ davasında aleyhine hüküm verilmesinin ertesi günü başkanlık kampanyasına yapılan mali bağışlar iki katına çıktı. X platformunda yaklaşık bir milyon takipçisi olan aşırı sağcı vlogger Laura Loomer, Trump hakkında verilen mahkeme kararına, Trump önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kazanır kazanmaz Demokrat Parti liderlerinin idam edilmesi çağrısında bulunarak tepki gösterdi. Kongrenin Georgia eyaleti Cumhuriyetçi Üyesi Marjorie Taylor Greene, Trump'ı Hz. İsa’ya benzeterek siyasi otoritelerin her ikisini de yanlış suçlamalarla mahkum ettiğini söyledi. Anketlere göre Amerikalıların yüzde 40'ından fazlası, Trump'ın hüküm giymesinden sonra bile başkan olmaya uygun olduğunu düşünüyor. Trump, New York'ta 11 Temmuz'daki duruşmasında, ‘ticari dolandırıcılık’ suçundan dört yıla kadar hapis cezasına çarptırabilir.

Önümüzdeki seçimlerde yeni şiddet olayları yaşanır mı?

Trump, hapse girmesi halinde şiddet olayları çıkabileceği tehdidinde bulunmanın yanı sıra kim kazanırsa kazansın seçimin sonucuna saygı göstermeyi de reddediyor. Trump, geçtiğimiz nisan ayında Time dergisine verdiği röportajda, seçim sürecinde hile yapılmadığı takdirde kaybetmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mart ayında Michigan'da düzenlenen bir mitingde ise kaybetmesi halinde sokakların ‘kan gölüne’ döneceği uyarısında bulundu. Trump, 6 Ocak'ta Kongre Binası'na düzenlenen baskında yer aldıkları için hapse atılanları sık sık ‘rehineler’ olarak tanımlıyor.

Bugüne kadar hiçbir başkan adayı hapse girmesi ya da seçimi kaybetmesi halinde üstü kapalı olarak şiddet tehdidinde bulunmamıştı. Fakat birçok uzman siyasi şiddetin artma riskinin gerçek olduğu konusunda uyarıyor. PBS haber kanalı ve Maris anket şirketi tarafından mart ayında yapılan bir ankete katılanların yüzde 20'si ABD’yi yeniden rayına oturtmak için şiddetin gerekli olabileceğini söyledi. Ankete katılan Cumhuriyetçilerin yüzde 28’i şiddet kullanımını onayladı.

Barack Obama yönetimi döneminde eski İç Güvenlik Bakanı Yardımcısı olan Juliette Kayyem, geçtiğimiz nisan ayında CNN'e yaptığı açıklamada, Trump ve kampanya ekibinin şiddet tehdidini sık sık dillendirdiğini, ancak ABD devletinin 6 Ocak 2021 tarihindekine benzer bir başka ayaklanmaya karşı hazırlıksız olduğunu söyledi.

Son yıllarda yapılan anketler, Amerikalıların yüzde 10 ila 30'unun ülkedeki bir iç siyasi krizi çözmek için şiddet kullanılmasını onaylayabileceğini gösterdi.

Silahlı Şiddet Yer ve Olay Verileri Projesi (ACLED) adlı araştırma kuruluşu, geçtiğimiz ocak ayında ABD’deki aşırı sağcıların seçimleri yeni destekçiler kazanmak ve onları harekete geçirmek için kullanacağı uyarısında bulunan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın ACLED raporundan aktardığı bilgilere göre bu yıl kasım ayında yapılacak seçimlere hile karıştırılacağı iddiaları, özellikle başkanlığa aday olan Trump ve Biden’ın Oval Ofis'i ele geçirmek için kazanmaları gereken Arizona, Pennsylvania ve Wisconsin eyaletlerinde aşırı sağcıları harekete geçirebilir. Bloomberg News tarafından geçtiğimiz mayıs ayında yapılan bir anket, bu üç eyalette ve seçimler için kritik öneme sahip diğer dört eyalette seçmenlerin yarısının seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından şiddet olaylarının yaşanmasından endişe ettiğini ortaya koydu.

Çok sayıda Amerikalının siyasi şiddet kullanılmasını beklediğini gösteren bu anketler yeni sayılmaz. Son yıllarda yapılan başka anketler de Amerikalıların yüzde 10 ila 30'unun ülkedeki bir iç siyasi krizi çözmek için şiddet kullanılmasını onaylayabileceğini gösterdi. Şu an için farklı olansa aşırı sağcı grupların sayısının önemli ölçüde artmış olması.

Onlarca yıldır ABD’deki nefret gruplarının faaliyetlerini inceleyen Güney Yoksulluk Hukuk Merkezi (SPLC), bu ayın başlarında yayınladığı raporda, bu tür grupların sayısının 2021 yılında bu yana iki kattan fazla artarak ülke genelinde bin 400'e ulaştığını bildirdi. Cumhuriyetçi Parti’nin yargı sistemine yönelik eleştirileri mahkemelerin meşruiyetini zayıflatmaya katkıda bulunurken daha fazla Amerikalıyı anlaşmazlıkları şiddet yoluyla çözmeye teşvik ettiğinden aşırılık yanlısı grupların çoğalması özellikle önem arz ediyor.

Aynı zamanda ABD'deki muhafazakâr çevreler, siyasi şiddet konusunda asıl tehdidi aşırı sol grupların oluşturduğu uyarısında bulunuyor. Üyeleri arasında Trump yönetiminden pek çok eski yetkilinin de bulunduğu Önce Amerika Politika Enstitüsü (AFPI) Başkanı Brooke Rollins, mayıs ayında American Mind dergisinde kaleme aldığı makalede, ABD’deki üniversite kampüslerinde gerçekleştirilen Gazze’ye destek protestolarının solcular tarafından verilen gözdağının sadece son örneği olduğunu yazdı. Seçim yıllarında her zaman solcu grupların yer aldığı şiddetin ortaya çıktığını ve bu şiddetin kaos ve nihayetinde ayaklanma başlatmayı amaçladığını söyledi. Rollins, hiçbir iş yerinin Cumhuriyetçilerin politikalarından korktukları için kepenklerini kapatmak zorunda kalmadığını söyleyerek sağcıları tehdit olarak görmeyi reddetti. Rollins’in suçlamaları, Cumhuriyetçi Parti'nin Amerikan demokrasisi için bir tehdit olduğu uyarısında bulunan Demokratların suçlamalarını oldukça andırıyordu.

Kutuplaşma daha da derinleşiyor

YouGov tarafından mart ayı sonları, nisan ayı başlarında yapılan bir anket, Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti destekçileri arasındaki düşmanlığın geçtiğimiz yıl daha da arttığını gösterdi. YouGov tarafından 2023 baharında yapılan bir anket, Demokrat Parti üyelerinin yüzde 69'unun Cumhuriyetçi Parti hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösteriyordu. Ancak bir yıl sonra aynı dönemlerde yapılan son anket bu oranın yüzde 85’e yükseldiğini gösterdi.

Aynı şekilde 2023 yılındaki ankette Cumhuriyetçilerin yüzde 74'ünün Demokratlar hakkında olumsuz görüşe sahip olduğu ortaya çıkarken bu ortan 2024'teki ankete göre yüzde 88'e yükseldi.

Amerikan siyasetinde katı rekabet normal görülse de kullanılan dil artık özellikle aşırıya kaçmış durumda. Eleştiriler politika farklılıkları kadar rakibin şahsiyetini de hedef almaya başladı. Hiçbir zaman ılımlı bir siyasi dil kullanmayan Donald Trump, mayıs ayında Biden'ın yolsuzluk yaptığını iddia etti ve ‘bir kaya kadar aptal’ olduğunu söyledi. Trump, Biden'ı yaşı ve çocukluğundan beri mustarip olduğu ancak büyük ölçüde üstesinden geldiği bir rahatsızlık olan kekemeliğinden ötürü eleştirdi.

ABD’deki seçim kampanyaları sırasında geleneksel olarak bir başkan, başkanlığa aday olan rakibinin şahsiyetine saldırmaz, bunun yerine ABD’nin geleceğine yönelik vizyonunu eleştirir. Ancak Biden, bu yıl bu geleneği bozdu.

Trump’ın siyasi müttefikleri de Demokrat Parti'ye karşı eleştirilerinde en az onun kadar dozu kaçırıyorlar. Örneğin ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, geçtiğimiz haftalarda Ulusal Cumhuriyetçi Avukatlar Birliği'nde yaptığı konuşmada, Demokrat Parti'nin Amerikan devletinin ve toplumunun temel ilkelerini küçümsediğini, sol kanadının ve katı görüşlülerin Amerikan demokrasisini yok edecek ‘Avrupa sosyalizmi tarzında Marksist bir hükümet’ kurmak istediğini söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ya da Almanya Başbakanı Olaf Scholz, ABD Temsilciler Meclisi’nin tepesindeki bir ismin Fransa ve Almanya'nın Marksist ülkeler olduğu iddiasını reddedebilirler, ancak Ulusal Cumhuriyetçi Avukatlar Birliği üyeleri Johnson'ın konuşmasını coşkuyla alkışladılar.

Başkan Biden ve Demokrat Partililer de Trump'a sert eleştirilerde bulunuyor ve ona ağır darbeler indiriyorlar. Bir başkan yardımcısı adayının başkanlık seçimlerinde rakibini eleştirmesi normal sayılır. Başkan Yardımcısı Camilla Harris, haziran ayı başlarında Michigan'daki bir mitingde Trump'ı ‘yakalanmaktan memnun olmayan bir hilekar’ olarak nitelendirdi. ABD’deki seçim kampanyaları sırasında geleneksel olarak bir başkan, başkanlığa aday olan rakibinin şahsiyetine saldırmaz, bunun yerine ABD’nin geleceğine yönelik vizyonunu eleştirir. Ancak bu yıl bu geleneği bozan Biden, haziran ayı başlarında Connecticut'ta düzenlenen bir bağış etkinliğinde Trump'ın ‘başkanlığa aday olan ilk hüküm giymiş suçlu’ olduğunu söyledi ve yargı sistemini eleştirdiği için Trump’ı ‘pervasız’ olarak niteledi. Biden ayrıca Trump'ın 2020 yılındaki başkanlık seçimlerini kaybettikten sonra ruhsal bir bunalıma girdiğini ve artık tehlikeli bir adam olduğunu öne sürdü.

Siyasi gerginlik tehlike teşkil ediyor

Süregelen bu kısasa kısas eleştiriler, bir yandan birçok Amerikalıyı seçim sürecinden uzaklaştırırken diğer yandan Amerikalılar arasında ülkenin geleceğine ilişkin derin bölünmeleri yansıtıyor. Pew tarafından haziran ayında yapılan bir anket, Demokratlar ile Cumhuriyetçiler, gençler ile yaşlılar, yüksek eğitimliler ile düşük eğitimliler ve farklı ırklardan Amerikalılar arasında geniş uçurumlar olduğunu ortaya koydu. Din ve hükümetin rolü arasındaki ilişkiden kürtajın yasallaştırılması, silah kontrolü, ırklar arası ilişkiler ve göçmenliğe kadar birçok konuda büyük görüş ayrılıkları söz konusu.

Örneğin anket, Trump destekçilerinin yüzde 63'ünün, ülkeye kaçak yollardan gelen göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesine yönelik politikayı desteklediğini gösterdi. Buna karşın, Biden'ın destekçileri arasında bu rakam sadece yüzde 15’le sınırlı kalıyor. Biden’ın destekçilerinin yüzde 85'i yasadışı göçmenlerin ABD'de kalmasına izin verilmesi gerektiğine inanırken, yüzde 56'sı vatandaşlık almalarını destekliyor. Her iki taraf da birbirini yasadışı göç konusunu siyasi kazanç uğruna kullanmakla suçluyor. Bu dinamik, özellikle Demokrat Parti’yi destekleyen kadınlar arasında kürtaj konusunda da kendini gösteriyor. Ankete göre Biden’ın destekçilerinin yüzde 88'i ve ABD halkının yüzde 62'si kürtajın yasal olmasını isterken, Trump’ın seçmenlerinin sadece yüzde 31'i sınırlı yasal kürtajı destekliyor.

Partiler arası bölünmeler artık siyasi anlaşmazlıklardan ziyade kültürel anlaşmazlıklarla ilgili olmaya başladı.

Her iki siyasi parti de bu toplumsal bölünmeleri istismar etmek için harekete geçti. Başkan Biden’ın kampanya ekibi, orta sınıf bir anne ve kızının kürtaj için Cumhuriyetçilerin kontrolündeki bir eyaletten Demokratların kontrolündeki komşu bir eyalete giderken polisten kaçtıklarını gösteren bir televizyon reklamını ekranlarda döndürmeye başladı. Reklam, bir korku hali yaratmayı ve kadınları Demokratlara oy vermeleri için harekete geçirmeyi amaçlıyor. Öte yandan Cumhuriyetçilerin seçim kampanyası çerçevesinde kullandıkları reklamlarda yasadışı göçmenlerin ülkeyi ‘istilası’ vurgulanıyor.

Partiler arası bölünmeler artık siyasi anlaşmazlıklardan ziyade kültürel anlaşmazlıklarla ilgili olmaya başladı. Amerikan siyaset sahnesinin 1960'lı ve 1970'li yıllardaki sorunlarıyla ilgili bir kitap kaleme alan tarihçi yazar Doris Kearns Goodwin, haziran ayı başlarında CNN televizyonuna verdiği demeçte ‘Amerikalıların artık sorunlara göre değil, siyasi ve kültürel kimliklere göre bölündüğünü’ söyledi.

George Washington'ın 1796 yılında bu tür bir siyasi kabileciliğin ABD’nin istikrarını tehdit edebileceği konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatan Goodwin, ülkedeki mevcut siyasi duruş, fırsatçılık ve kullanılan dilin, gözlemcilere Cezayir'de 1989 yılından 1993 yılına kadar İslamcı ve laik siyasetçiler arasındaki rekabeti hatırlattığını vurguladı.

Yeni bir iç savaşın patlak vermesini engellemek

Nisan ve mayıs aylarında yapılan iki ankete göre Amerikalıların yüzde 40’ından fazlası yakında yeni bir iç savaşın patlak verebileceğini düşünüyor.

Tarihçi Anne Cox Richardson geçtiğimiz ekim ayında PBS televizyon kanalına verdiği röportajda, ABD'nin ‘bıçak sırtında’ olduğunu söyledi. Ancak burada yukarıda bahsi geçen iki anketin de ABD’de hayali bir iç savaşı konu alan yeni bir Hollywood filminin gösterime girmesinden hemen sonra yapıldığını belirtmekte fayda var. Dahası, her iki ankette de katılımcıların büyük bir kısmının bir iç savaş ihtimalini dışladığının altı çizilmeli.

dfvbrgtnh
Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump (solda) ve Demokrat başkan adayı ve mevcut Başkan Joe Biden, 27 Ocak 2024 (Reuters)

Genç Cumhuriyetçiler, yaşlı Cumhuriyetçilere göre yasadışı göçmenlik ve kürtaj yasası gibi hassas konularda Demokratların görüşlerine daha yakın bir görüşe sahipler.

Ancak bazı gözlemciler ABD’nin göründüğü kadar uçurumun kenarında olmadığını düşünüyor. Hatta tarihçi Richardson'ın kendisi bile yeni bir iç savaşın kaçınılmaz olmadığını belirtiyor. Dartmouth Üniversitesi profesörlerinden Sean Westwood'un araştırmalarına göre anketlerde şiddeti desteklediğini ifade eden pek çok Amerikalının bu tür eylemlerde bulunma ihtimali düşük. Burada genç Amerikalıların iki büyük siyasi parti etrafında daha az kutuplaşmış olduğunu hatırlatalım. Siyaset bilimciler Sally Friedman ve David Schultz, 1982 yılından sonra doğan Amerikalılar arasında sosyal konularda daha fazla fikir birliği olduğunu gösteren bir araştırmaya dikkati çektiler. Pew tarafından haziran ayında yapılan bir anketin Genç Cumhuriyetçiler, yaşlı Cumhuriyetçilere göre yasadışı göçmenlik ve kürtaj yasası gibi hassas konularda Demokratların görüşlerine daha yakın bir görüşe sahip olduklarını göstermesi de bu hususu destekliyor. Friedman ve Schultz, bu yeni kuşaklar daha fazla siyasi güç kazandıkça ABD'deki kutuplaşmanın önümüzdeki yıllarda azalabileceğini öngörüyorlar.

Biden ve Trump arasındaki kasım ayın yapılması planlanan başkanlık seçimleri yarışı kıyasıya geçecek. Siyasi partizan eleştiriler çok daha şiddetli olacak ve özellikle Trump'ın 11 Temmuz'da hapis cezasına çarptırılma ihtimaliyle birlikte iç siyasi şiddet riski daha da yükselecek.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.