Gazze Şeridi'nde ateşkesin ardından geçici uluslararası bir yönetimin kurulması

Bölgenin güvenliğine yönelik tehdit nedeniyle tüm taraflar olağanüstü çaba göstermeli

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Gazze Şeridi'nde ateşkesin ardından geçici uluslararası bir yönetimin kurulması

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

James Jeffrey

ABD Başkanı Joe Biden'ın 31 Mayıs'ta İsrail'in yeni ateşkes planını onaylaması, Gazze'deki savaşın tüm dinamiğini değiştirdi. O tarihten bu yana yapılan yorumların çoğu, İsrail'in Gazze Şeridi’ne yönelik stratejisinde algılanan değişimden ziyade Hamas Hareketi’nin kısa süre önce açıkladığı yanıta ve önerinin ayrıntılarına yönelikti. Biden tarafından açıklanan ve İsrail'in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini ve kalıcı ateşkes yapılmasını öngören teklif, 'ertesi gün' için kapsamlı bir planlama yapılması ihtiyacını daha da belirgin hale getirdi. Ancak ertesi gün ile ilgili ne İsrail'de ne de Washington'da henüz detaylı bir planlama yapılmış değil.

Birkaç aydır, düşünce kuruluşları ve medyadan meslektaşlarla birlikte Gazze'de savaş sonrası uluslararası bir yapının oluşturulmasına ilişkin bir plan üzerinde çalışıyorum. Bu plan, yerel yetkililer belirli düzenlemeler altında yeni bir hükümet ve hem Gazzelilere hem de İsraillilere barış getirecek umut verici bir güvenlik yapısı kurmadan önce, Gazze'nin yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olunması gerektiğine dikkati çekmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz mayıs ayında Wilson Centre Forumu'nda tartışılan ve resmi internet sitesinde yer alan plan, İsrailli ve Amerikalı hükümet yetkilileri ve çeşitli Arap taraflarla görüşülerek hazırlandı. Planın göze çarpan unsurlarına geçmeden önce İsrail'in ateşkes önerisinde nelerin yeni olduğuna ve bu planın buna nasıl uyduğuna bir göz atalım.

İsrail, ateşkesle ilgili düşüncesinin detaylarını şimdiye kadar kamuoyuna açıklamadı. Bu yüzden (dört buçuk sayfa olduğu söylenen) teklifin yapısal çerçevesini anlamamız için Başkan Biden'ın açıklamalarını ve İsrail'in farklı ve bazen de çelişkili tepkilerini masaya yatırmalıyız. İsrail'in öncelikle, müzakerelerin başarılı olması halinde, teklifin ikinci aşamasının sonunda İsrail Savunma Kuvvetlerinin Gazze'den tamamen çekilmesini kabul ettiği açıkça görülüyor.

Plan, ilk etapta Gazze'yi yönetecek çok uluslu bir idarenin kurulmasını ve bu idarenin Uluslararası Temas Grubu’na rapor vermesine odaklanıyor.

İkinci olarak, İsrail, Gazze Şeridi için daha sonra gelecek üçüncü aşamada kapsamlı bir yeniden inşa planını kabul etmeye hazır görünüyor. Bu önemli bir gelişme, zira Başkan Biden'ın da kabul ettiği üzere İsrail'de bazıları halen Gazze Şeridi'nin İsrail’in yarı kalıcı işgali altında olmasını bekliyor. Üstelik, herhangi bir büyük yeniden inşa planı, güvenlik kaygıları, birçok kilit öneme sahip sınır kapısını kontrol etmesi ve su, elektrik, iletişim gibi temel hizmetleri sağlaması göz önünde bulundurulduğunda İsrail'in desteğinin alınması gerekiyor. Senatör Lindsey Graham da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesinin hemen ardından 9 Haziran'da Face the Nation adlı televizyon programında, İsrail'in ateşkes önerisi doğrultusunda Gazze'nin yeniden inşasına ve yönetimine ilişkin bir planı olduğunu ifade etmişti. Bu, edindiğim başka bilgilerle de tutarlı.

Geliştirdiğimiz plan, 11 Haziran'da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan tarafından açıklanan ve Arap devletlerinin ‘Gazze'nin istikrara kavuşturulması ve yeniden inşasında rol oynayacağı geçici bir güvenlik oluşumu ile idari yapı oluşturmasını’ öneren ABD yönetiminin görüşüyle de oldukça uyumlu.

Çok uluslu bir idari yapı

Planımız ilk etapta Gazze'yi yönetecek ve belirli bir ülke veya bölgedeki barış ve güvenlik krizini yönetmek amacıyla uluslararası aktörlerin çabalarını koordine etmek için özel amaçlarla kurulmuş gayri resmi ve daimî olmayan uluslararası bir organ olan Uluslararası Temas Grubu'na (ICG) rapor verecek, çok uluslu bir idari yapı kurulmasını öngörüyor. Bu iki oluşum ABD, İsrail, Mısır, önde gelen diğer Arap ülkeleri ve G7 üyesi ülkeler tarafından ortaklaşa hazırlanan uluslararası bir tüzük çerçevesinde kurulacaktır. Filistin Yönetimi ile istişare için bir mekanizmaya sahip olacak ve mümkünse, 10 Mayıs’taki ateşkes kararını takiben BMGK’da alınacak bir kararla desteklenecektir. İsrail'in önerisinin ikinci aşaması için ateşkes müzakerelerinde başka hukuki temeller de atılabilir.

Bosna deneyiminden çıkarılan bir ders olarak geçici idari yapının resmi yetkiye sahip olması gerekiyor.

Çok uluslu yönetim, üst düzey bir temsilci tarafından yönetilecek ve ICG’ye katılan ülkelerin yanı sıra, diğer ülkelerden gelen bağışlarla finanse edilecek. Finans, güvenlik, ulaşım, bakanlıklarla koordinasyon, kamuoyu yoklaması ve halkla ilişkiler için özel ekipleri olacak ve İsrail, Mısır ve diğer ülkelerden lojistik destek alacak. Kapsamlı yönetim ve güvenlik gözetiminden başlayarak işleyişinde merkezi yetkilere sahip olacak.

ABD ve ICG üyesi ülkeler, Hamas sonrası güvenlikle ilgili sorumlulukları üstlenecek sivil polis ve jandarma güçleri (sivil halk arasında konuşlu hafif silah kolluk kuvveti) eğitilene kadar güvenlik devriyeleri gerçekleştirmek için çok uluslu yönetime bağlı çok uluslu bir polis gücü oluşturacaklar. Aralarında az sayıda da olsa ABD'li sivil ve askeri yetkili de yer alacak. Ateşkesin ikinci aşaması için yapılacak müzakerelerde, özel güvenlik düzenlemeleri üzerinde yeniden çalışılması gerekiyor.

Bu yapı aynı zamanda Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması, istikrarın sağlanması, kalkınma, yeniden inşa ve diğer her türlü yardımın erişiminde yer alan uluslararası, hükümet ve hükümet dışı kurum ve kuruluşların faaliyetlerini harekete geçirme, koordine etme ve birleştirme yeteneğine de sahip olacak.

Merkezi kontrol

Güvenlik, yeniden yapılanma ve diğer uluslararası destek türlerinin ateşkese uyulmasıyla bağlantılı olmasını sağlamak için merkezi kontrol gerekiyor. Bosna deneyiminden çıkarılan bir ders olarak geçici idari yapının, halk ya da yerel yetkililer güvenliği engellerse yahut radikalleşmenin önlenmesi ve uzun vadeli istikrar için gerekenlerin yapılmasına engel olursa diye, yeniden yapılanma ve diğer hizmetlerin sağlanması için (Dayton Anlaşmalarında öngörüldüğü üzere) resmi yetkiye sahip olması gerekiyor.

Hiçbir uluslararası polis teşkilatı ABD'nin desteği ya da en azından ABD’nin sahada kısmen varlığı olmadan güvenliği etkin bir şekilde sağlayamaz.

Son olarak plan, bunların her biri ve yukarıda belirtilen diğer çeşitli gündemler için ayrıntılı eylemler içeriyor. Bunlar modüler bir temelde düzenlenmiştir ve Gazze için planlamaya dahil olan hükümetler unsurları seçmekte özgürdür.

Bu planla (ya da Gazze'ye yönelik neredeyse tüm diğer planlarla) ilgili akla birtakım sorunlar gelebilir. Bunların başında, Biden yönetiminin ‘sahada Amerikan askeri bulunmayacağı’ açıklaması açısından başta askeri personel olmak üzere ABD’li personelin Gazze’deki varlığı yer alıyor. Ancak bazen Başkan tarafından yapılan açıklamaların yerine getirilmesi gerekir. ABD'nin halihazırda Gazze kıyısında inşa ettiği yüzer iskelede konuşlanmış askerleri var. Washington'ın yaklaşık 25 ülkede konuşlandırılmış askeri birlikleri bulunuyor. Bu birliklerden bazıları son zamanlarda sahillerde ya da suda saldırıya uğradı. Hiçbir uluslararası polis teşkilatı, ABD'nin desteği ya da en azından ABD’nin sahada kısmen varlığı olmadan güvenliği etkin bir şekilde sağlayamaz.

Yönetim ve Hamas

İkinci konu ise Filistin Yönetimi'nin rolü. Plan, yukarıda belirtilen ICG ve Filistin Yönetimi arasındaki koordinasyonun ötesinde, maaşların ödenmesi, yerel hizmetlerin finanse edilmesi ve seyahat belgelerinin verilmesi de dahil olmak üzere Filistin Yönetimi'nin dahil olacağı alanları ortaya koyuyor. Özellikle çok uluslu yönetimin çekilmesinin ardından Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi’nin yönetimindeki rolüyle ilgili olarak tüm taraflar arasında daha fazla müzakere yapılması gerekecektir.

Siyasi bir çözüm, Hamas'ın geleceğini ve yükümlülüklerini de içerebilir.

Üçüncü konu, Hamas'ın geleceğidir. Planın kendisi Gazze'de kalan Hamas üyelerinin rolünü tartışmıyor. Ancak ne bu planın ne de Gazze'de yönetim, güvenlik ve yeniden yapılanmaya yönelik başka herhangi bir planın, İsrail karşıtı gündemiyle Hamas'ın etkin bir şekilde kontrolü elinde tutması halinde başarılı olamayacağını söyleyebiliriz. İsrail Başbakanı Netanyahu, Başkan Biden’ın İsrail'in önerisini tartışmasına cevaben, bu öneri altında bile Hamas'ın yenilgiye uğratılması gerektiğini vurguladı. Aynı şekilde Başkan Biden da ‘Gazze'nin Hamas'ın iktidarda olmadığı daha güzel günler göreceğinin’ altını çizdi. Siyasi bir çözüm,- Başkan Biden'ın atıfta bulunduğu ateşkes çerçevesinde - Hamas'ın geleceğini ve yükümlülüklerini de içerebilir. Tüm bunlar İsrail'in teklifinin ikinci aşamasının müzakerelerinde ele alınacaktır.

Bu aşamada yukarıda belirtilen hususlar, Gazze Şeridi’nde savaşın ertesi günü için geçici çözüm kapsamında en ciddi olan konulardır. Gazze’deki savaşın, bölgenin güvenliğine yönelik oluşturduğu olağanüstü tehdit, sadece Gazze ve İsrail vatandaşları için değil tüm bölge halkları için daha iyi bir gelecek arayışındaki tüm tarafların olağanüstü çaba sarf etmesini ve büyük riskler almasını gerektiriyor.

*Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rusya: Ukrayna, bu yıl Moskova'yı günlük saldırılarla hedef alarak gerilimi açık bir şekilde tırmandırıyor

Rus Ulusal Muhafızları, Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydan'da geçit töreninde (AP)
Rus Ulusal Muhafızları, Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydan'da geçit töreninde (AP)
TT

Rusya: Ukrayna, bu yıl Moskova'yı günlük saldırılarla hedef alarak gerilimi açık bir şekilde tırmandırıyor

Rus Ulusal Muhafızları, Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydan'da geçit töreninde (AP)
Rus Ulusal Muhafızları, Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydan'da geçit töreninde (AP)

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından açıklanan veriler, Ukrayna'nın 2026 yılının başından beri Moskova'yı her gün insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığını ortaya koydu; bu durum, Rus başkentine yönelik daha önceki aralıklı saldırıların bir tırmanışı gibi görünüyor.

Bakanlık Telegram'da, dün gece yarısı itibarıyla Rus hava savunma sistemlerinin Moskova bölgesi üzerinde 57 İHA’yı imha ettiğini, Rusya üzerinde ise toplam 437 İHA düşürüldüğünü açıkladı. Günlük faaliyetler, Moskova'nın aralıklı olarak, genellikle sembolik tarihlerde, yarı düzenli bir baskı taktiği olarak değil, bombalandığı önceki modellerden bir değişiklik olduğunu gösteriyor.

Ukrayna henüz yorum yapmadı, ancak Kiev, Rusya'nın iç kesimlerindeki hedefleri vurmak için giderek daha fazla uzun menzilli İHA kullanıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Ukrayna, bu tür saldırıların askeri lojistik ve enerji altyapısını bozmak, Moskova'nın savaş çabalarının maliyetini artırmak ve Rusya'nın yaklaşık dört yıl önce başlattığı savaşta tekrarlanan Rus füze ve İHA saldırılarına yanıt vermek amacıyla yapıldığını söylüyor.

Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, yılbaşı gecesinden bu yana çok sayıda İHA’nın önlendiğini bildirdi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi. Rusya genellikle hava savunma sistemlerinin düşürdüğünü iddia ettiği drone sayısını açıklıyor, Ukrayna'nın fırlattığı drone sayısını açıklamıyor ve sivillerin öldüğü veya sivil yerlerin vurulduğu durumlar dışında hasarın tam boyutunu nadiren açıklıyor.

Rus havacılık düzenleme kurumu Rosaviatsiya, Telegram'da yaptığı açıklamada, saldırılar nedeniyle güvenlik gerekçesiyle Moskova havaalanlarının ve onlarca diğer Rus havaalanının geçici olarak kapatıldığını belirtti. Bu aksaklık, Rusya'nın Yeni Yıl ve Ortodoks Noel tatillerinde meydana geldi. Bu yıl 9 Ocak'a kadar sürecek olan tatil döneminde birçok Rus işten izin alıp yurt içinde ve yurt dışında seyahat ediyor. Bu, ülkede ulaşım ve turizm açısından en yoğun dönemlerinden birini oluşturuyor.

Resmi Rus haber ajansının hesaplamalarına göre, Rus hava savunma sistemleri geçen hafta Rus toprakları ve Kırım Yarımadası üzerinde en az  bin 548 Ukrayna İHA’sını önleyip imha etti.


İran'a bağlı Iraklı gruplar, "işgal" sona ermeden önce silahları hakkında konuşmayı reddediyor

Bağdat'ın kuzeyindeki bir bölgede keşif devriyesi yapan Haşdi Şabi Güçleri (Arşiv- Medya Birimi)
Bağdat'ın kuzeyindeki bir bölgede keşif devriyesi yapan Haşdi Şabi Güçleri (Arşiv- Medya Birimi)
TT

İran'a bağlı Iraklı gruplar, "işgal" sona ermeden önce silahları hakkında konuşmayı reddediyor

Bağdat'ın kuzeyindeki bir bölgede keşif devriyesi yapan Haşdi Şabi Güçleri (Arşiv- Medya Birimi)
Bağdat'ın kuzeyindeki bir bölgede keşif devriyesi yapan Haşdi Şabi Güçleri (Arşiv- Medya Birimi)

İran'a bağlı altı Iraklı grup dün, özellikle Washington'dan gelen ve bu grupların varlığının devletle sınırlandırılması yönündeki artan çağrılara yanıt olarak, ülkedeki Amerikan askeri varlığına üstü kapalı bir gönderme yaparak, her türlü "işgalden" kurtulmadan önce silahları konusunu görüşmeyi reddetti.

Tahran'a bağlı Iraklı gruplar ve hükümet güçlerinin bir parçası olan Haşdi Şabi Güçleri, 2014'ten beri DEAŞ'la mücadele için kurulan uluslararası koalisyonun bir parçası olarak konuşlandırılan ABD güçlerinin geri çekilmesini uzun zamandır talep ediyor. Bu gruplar, Washington'un 2003'te Saddam Hüseyin'in iktidarını deviren işgalinden bu yana Irak'ta siyasi ve güvenlik etkisini sürdürdüğünü belirtiyor.

Son aylarda, özellikle kasım ayındaki yasama seçimlerinin ardından ve Gazze Şeridi'ndeki savaş sonrası dönemde Tahran'la ittifak kurmuş bölgesel partilerin rolünün azalması doğrultusunda, Amerika'nın bu grupların silahsızlandırılması yönündeki çağrıları arttı.

Irak Direniş Koordinasyon Komitesi, dün akşam yayınladığı açıklamada, "özellikle işgal altındaki bir ülkede direnişin silahlarının kutsal olduğunu" teyit ederek, dış taraflarca bu konuda yapılacak her türlü tartışmayı kesinlikle reddetti. Açıklamada, "Bu konuda, hükümetle bile olsa, diyalog ancak ülke tam egemenliğine kavuştuktan ve her türlü işgalden ve tehditlerinden kurtulduktan sonra gerçekleşebilir" vurgusu yapıldı.  

Koalisyon, Ketaib Hizbullah, Asaib Ehlil Hak, Ketaib Seyyid el-Şuheda, Ketaib Kerbela, Ensarullah el-Avfiye ve Harekat el-Nuceba'yı içeriyor.

Koalisyon, yeni hükümete "Irak topraklarının ve hava sahasının yabancı işgalinin her türlü biçimine ve tezahürüne son vermesi (...) ve siyasi, güvenlik veya ekonomik olsun, her türlü etkisini engellemesi" çağrısında bulundu.

Grupların açıklaması, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faık Zeydan'ın "Meşru kurumlar çerçevesi dışında artık silahlara ihtiyaç yok. Savaş bitti ve yeni zorluklar farklı bir silah gerektiriyor: hukuk, adalet ve kalkınma" şeklindeki açıklamalarından saatler sonra geldi. Zeydan, aralık ayında grup liderlerinin silah kısıtlaması konusunda iş birliği yapma konusunda anlaştıklarını belirtmişti. Ancak Ketaib Hizbullah o dönemde yabancı güçlerin çekilmesinden sonrasına kadar bu konuyu görüşmeyeceğini tek taraflı olarak açıklamıştı.

Geçici Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ise dün yaptığı açıklamada, "Silahların devletle sınırlandırılması, dış müdahale veya dayatmalardan tamamen uzak, Irak'a özgü bir karar ve vizyondur" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Iraklı yetkililer ve diplomatlardan elde ettiği bilgiye göre ABD, başbakanı henüz belirlenmemiş olan bir sonraki hükümetten, "terörist" olarak sınıflandırdığı altı grubu dışlamasını ve bunların dağıtılması için çalışmasını talep etti.

Washington ve Bağdat geçen yıl, uluslararası koalisyonun Irak'taki askeri misyonunu 2025 yılının sonuna kadar, özerk Kürdistan bölgesindeki misyonunu ise Eylül 2026'ya kadar sona erdirerek, iki ülke arasında bir güvenlik ortaklığına geçilmesi konusunda anlaşmıştı.

Irak güçlerinin bu hafta ülkenin batısındaki Enbar vilayetinde bulunan Ayn el-Esad üssündeki uluslararası koalisyon karargâhını devralması bekleniyor.


İran cumhurbaşkanı: Toplum zorla sakinleştirilemez

Pezeşkiyan dün hükümet toplantısına başkanlık etti (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan dün hükümet toplantısına başkanlık etti (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran cumhurbaşkanı: Toplum zorla sakinleştirilemez

Pezeşkiyan dün hükümet toplantısına başkanlık etti (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan dün hükümet toplantısına başkanlık etti (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, “kamuoyuyla samimi ve şeffaf iletişim”in sosyal kriz yönetiminin temellerinden biri olduğunu göz önünde bulundurarak, hükümetinin “vatandaşlara saygı gösterilmesi ve taleplerinin dinlenmesi gerektiğini” teyit ettiğini söyledi.

Resmi medya, Pezeşkiyan'ın İçişleri Bakanlığı'na protestoculara “dostane ve sorumlu” bir yaklaşım sergilemesi talimatını verdiğini bildirdi. Medya, Pezeşkiyan’ın şu sözlerini aktardı: " “Toplum, zorlayıcı yöntemlerle ikna edilemez veya sakinleştirilemez.” Reuters, Pezeşkiyan'ın üslubunu, İranlı yetkililerin birkaç gün önce ekonomik sıkıntıları kabul edip, güvenlik güçlerinin sokak protestolarına müdahalesine rağmen diyalog sözü verdikten sonra, şimdiye kadar en uzlaşmacı üslup olarak değerlendirdi.

İran cumhurbaşkanlığı web sitesinde, Pezeşkiyan'ın dün yapılan kabine toplantısında “barışçıl protesto vatandaşların hakkıdır” dediği, yetkililere “topluma saygı, diyalog ve açık fikirlilikle yaklaşmaları” çağrısında bulunduğu ve “zorlayıcı yöntemlerin toplumu ikna etmeye veya sakinleştirmeye yol açmayacağını” vurguladığı belirtildi.

Pezeşkiyan, hükümetin vatandaşların karşı karşıya olduğu “gerçek baskıları” kabul ettiğini belirterek, “toplumdaki herhangi bir dengesizlik veya eksiklik, performansın doğrudan sonucudur ve katılımcı kararlar ve çözüm bulma sürecine paydaşların dahil edilmesi yoluyla ele alınmalıdır” dedi. “Farkındalık ve şeffaflık, hoşnutsuzluğu ve sosyal gerilimleri azaltmaya katkıda bulunur” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, “adil eleştiri yönetimin sermayesidir” diyerek, üniversitelerde diyaloğun güçlendirilmesi çağrısında bulundu ve “samimi ve eleştirel seslerin” dışlanmaması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, valilere yerel düzeyde vatandaşlarla iletişim kanallarını güçlendirmeleri çağrısında bulundu.

İran cumhurbaşkanının açıklamaları, yaşam ve ekonomik taleplerle başlayan protestoların ikinci haftasına girerken, birçok şehre yayılması ve gece boyunca aralıklı gösterilere sahne olmasıyla geldi. Resmi ve insan hakları raporları, medya kısıtlamaları ve internet hizmetlerinin sıkılaştırılmasıyla birlikte, farklı rakamlarla bildirilen ölümler, yaralanmalar ve tutuklamalar olduğunu gösteriyor.

Yetkililer bazı hareketleri “ayaklanma” olarak nitelendirirken, hükümet yetkilileri son açıklamalarında “barışçıl protesto ile şiddet eylemleri arasındaki ayrımı” vurguluyor ve “taleplerin yasal yollar ve diyalog yoluyla ele alınması gerektiğini” belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre protestolar son üç yılın en büyük protestoları ve İslam Cumhuriyeti'ni sarsan önceki bazı ayaklanma dalgalarından daha küçük ölçekli olsalar da İran ekonomisinin kötüye gittiği ve uluslararası baskının arttığı hassas bir dönemde gerçekleşmekte.

Kürt insan hakları örgütü Hengaw, protestoların başlamasından bu yana en az 17 kişinin öldürüldüğünü bildirdi. İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise en az 16 kişinin öldürüldüğünü ve 582 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.  İran Emniyet Gücü Genel Müdür Ahmed Rıza Radan, resmi basına yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin son iki gün içinde protesto liderlerini gözaltına almaya çalıştığını ve “çok sayıda çevrimiçi sayfa yöneticisinin gözaltına alındığını” belirtti. Polis, kamuoyunu kışkırtmak amacıyla protestolarla ilgili “yanlış yayınlar” yaptığı gerekçesiyle sadece başkent Tahran'da 40 kişinin tutuklandığını duyurdu.