İran'ın yeni cumhurbaşkanı ve Donald Trump

John Bolton, Mesud Pezeşkiyan'ın İran cumhurbaşkanlığının Trump'ın Beyaz Saray'a gelişinden nasıl etkileneceğini Independent Arabia için yazdı

Pezeşkiyan'ın Mollaların yararına yaptığı şey, Rusların "Maskirovka" dediği, yani İran'ın gerçek dış politikasını gizleyen bir kamuflaj olmaktır (Independent Arabia)
Pezeşkiyan'ın Mollaların yararına yaptığı şey, Rusların "Maskirovka" dediği, yani İran'ın gerçek dış politikasını gizleyen bir kamuflaj olmaktır (Independent Arabia)
TT

İran'ın yeni cumhurbaşkanı ve Donald Trump

Pezeşkiyan'ın Mollaların yararına yaptığı şey, Rusların "Maskirovka" dediği, yani İran'ın gerçek dış politikasını gizleyen bir kamuflaj olmaktır (Independent Arabia)
Pezeşkiyan'ın Mollaların yararına yaptığı şey, Rusların "Maskirovka" dediği, yani İran'ın gerçek dış politikasını gizleyen bir kamuflaj olmaktır (Independent Arabia)

John Bolton

Mesud Pezeşkiyan, çoğu yurttaşı ve hatta dış dünya gibi muhtemelen hiçbir zaman İran'ın cumhurbaşkanı olmayı beklemiyordu. Başarısının nedenleri ne olursa olsun, Pezeşkiyan'ın zaferi köklü bir değişiklik taşımıyor; yalnızca Tahran'ın artık başkalarına yüzeyin altındaki sert yüz yerine gülümseyen bir yüz göstereceği anlamına geliyor. Bilhassa Batılılar, İran'ın seçilmiş cumhurbaşkanlarının özellikle nükleer silahlar, balistik füzeler ve bazı terörist örgütlere verilen destek gibi, Tahran'daki hayati ulusal güvenlik konularıyla ilgili olarak belirleyici bir siyasi güce sahip oldukları gibi bir yanlış anlama içinde olduklarını uzun bir zaman anlamadılar. Oysa Hamaney, 1979'da İslam Devrimi'nin kurucusu olan selefi Humeyni gibi Dini Liderdir ve bu unvan her şeyin nasıl yürüdüğünün kanıtıdır.

İran'da cumhurbaşkanlığı seçimleri hiçbir şekilde özgür ve açık değil, yalnızca Anayasa Koruma Konseyi tarafından onaylanan adaylar yarışabiliyor. Konsey bu adaylara katı ideolojik kriterleri uygulamaktan hiçbir zaman çekinmedi ve seçimler genellikle katı muhafazakarlar ile katı reformistler arasında yapılıyor. Eğer Anayasa Koruma Konseyi Pezeşkiyan'ı seçimlerden dışlamak isteseydi bunu yapardı ve eğer onun yenilgisini garantilemek isteseydi, bir dizi "ılımlı" adayın bir “radikal” adaya karşı yarışmasına izin verirdi. Bunun yerine tam tersini yaptı ve Pezeşkiyan kazandı. Eğer rejim bu sonuçtan endişe duysaydı, 2009'da olduğu gibi seçimleri çalardı. İlginç bir şekilde, seçmen katılım rakamları da hâlâ oldukça tartışmalı olduğundan, kaç kişinin oylarını yasal olarak kullandığını hiçbir zaman tam olarak bilemeyebiliriz.

Pezeşkiyan'ın New York'taki BM Genel Kurulunun açılışına katılmayı seçmesi durumunda, saf Amerikan medyası ve akademik kurumlarının kendisini nasıl karşılayacağını tahmin etmek zor değil. O da gülümseyecek, el sallayacak, gayrı resmi davranacak, belki progresif cazdan hoşlanıyor olacak, hatta belki gizlice biraz viski içecek (kim bilir!). Bu davranışlar onu gerçekten ABD ile anlaşma yapmak istiyormuş gibi gösterebilir.

Rejim, Pezeşkiyan'ın selefi İbrahim Reisi'nin helikopter kazası sonucu olan ölüm nedeni hakkında nihai bir açıklama yapana kadar, rejimin istikrarının boyutuna ilişkin sorular devam edecek. Ama kazanın nedeni ne olursa olsun, Pezeşkiyan tesadüfi bir başkandır. Reisi için ise Hamaney'in yaşı ve sağlık sorunları göz önüne alındığında cumhurbaşkanlığı muhtemelen yükselmek için sadece bir basamaktı. Dini Lider ve diğerleri onu, Hamaney'in ölümünden veya sorumluluklarını artık yerine getiremeyecek hale gelmesinden sonra görevi üstlenecek İran'ın üçüncü dini lideri olarak nitelendiriyordu. Öte yandan Pezeşkiyan geçici bir çözüm, dahası Mollalar ve Devrim Muhafızları işlerin nasıl ilerleyeceğine karar verene kadar bu pozisyonda ondan önce gelenlere göre daha ziyade formalite icabı bulunan ve daha az etkili bir başkan gibi görünüyor.

45 yıl boyunca ardı ardına gelen cumhurbaşkanları aracılığıyla İran'ın iki Dini Lideri, ulusal güvenliğin temel ilkelerinden sapmadılar. Bunların ilki, nükleer silahlara ve balistik füze fırlatma kapasitesine sahip olmak. İkincisi, Ortadoğu ve dünya genelinde bir dizi terörist vekil gruplar kurmak ve desteklemek. Bunlar Tahran'ın bölgesel hegemonya emellerinin ve İslam dünyasına hakim olma yönündeki daha geniş arzularının temelini oluşturuyor ve hiçbir alternatif cumhurbaşkanı bu stratejik vizyonu engelleyemez.

Pezeşkiyan'ın Mollaların yararına yaptığı şey, Rusların "Maskirovka" dediği, yani İran'ın gerçek dış politikasını gizleyen bir kamuflaj olmaktır. O, eski dışişleri bakanı Cevad Zarif ve eski müzakereci ve şimdi rahatça Princeton Üniversitesi'ne yerleşmiş olan Hüseyin Museviyan dahil olmak üzere Tahran'ın yıllar boyunca kullandığı diğer kuklalar ve vitrin yüzler gibidir.

Pezeşkiyan mobil ve sesli bir dezenformasyon kampanyasından ibaret; bu nedenle İran ile nükleer müzakereleri yeniden başlatmaya hevesli Batılıların artık ellerinde tutacakları bir şey var. Elbette diplomatik görüşmelerin yeniden başlatılmasından yeni bir şey çıkmayacak çünkü İran Dini Liderinin gidişatı değiştirme yönünde stratejik bir karar aldığına dair hiçbir kanıt yok.

İronik bir şekilde Mollalar, yüzlerce (hatta belki de binlerce) siyasi mahkumun infazındaki rolü nedeniyle yaygın olarak "Tahran Kasabı" olarak bilinen Reisi'nin yerine sadece kukla olarak görülen Pezeşkiyan gibi birini atayarak bir propaganda zaferi elde ettiler.

Eğer Donald Trump kazanırsa ki kendisine yönelik 13 Temmuz'daki suikast girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu ihtimal daha da güçlü, ulusal güvenlik konularını anlaşma yapma fırsatları olarak görme eğilimi Pezeşkiyan ile de bir görüşme yapmasına yol açabilir.

Pezeşkiyan’ın önümüzdeki eylül ayında New York'ta yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun açılışına katılmayı seçmesi durumunda, saf Amerikan medyası ve akademik kurumlarının kendisini nasıl karşılayacağını tahmin etmek zor değil. O da gülümseyecek, el sallayacak, gayrı resmi davranacak, belki progresif cazdan hoşlanıyor olacak, hatta belki gizlice biraz viski içecek (kim bilir!). Bu davranış onu gerçekten ABD ile anlaşma yapmak istiyormuş gibi gösterebilir.

Amerikalı liberaller ve Biden yönetimi bu senaryoyu kabul edebilir ancak önümüzdeki kasım seçimlerinden sonra iktidarda olamayabilirler. Ama iktidarda olsalar bile, nükleer silah konusunda karar verecek kişi, ne iş birliğine hazır olduğunu öngördükleri Pezeşkiyan ne de 2015’teki nükleer anlaşmanın baş müzakerecisi Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı olmayacak.

Amerikalılar her zaman "ayna çekimi" olarak bilinen diplomatik bir olgunun içine düşme eğilimindedir. Müzakereciler masanın karşı tarafına bakarlar ve kendileri gibi insanlar görürler; sadece ortak sorunlara pratik çözümler arayan rasyonel erkekler ve kadınlar. Bu bakış açısı İslam Devrimi'nin dış dünyaya bakış açısıyla tamamen çelişmektedir.

Eğer Donald Trump kazanırsa ki kendisine yönelik 13 Temmuz'daki suikast girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu ihtimal daha da güçlü, ulusal güvenlik konularını anlaşma yapma fırsatları olarak görme eğilimi Pezeşkiyan ile de bir görüşme yapmasına yol açabilir. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'ı Ağustos 2019'da Biarritz'deki G7 zirvesinin oturum aralarında dönemin dışişleri bakanı Zarif ile görüşmeye ikna etmeye çalışmıştı ve Trump'ın "anlaşma yapma" hevesi de neredeyse Zarif ile bir görüşme yapmasına neden olacaktı. Bu, Trump'ın yeni döneminin başlangıcında bu toplantının günümüzdeki bir versiyonunun habercisi olabilir.

Öte yandan nükleer müzakereleri yeniden başlatmak için Pyongyang'a bir ziyaret yapmak ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile görüşmek Trump için daha öncelikli olabilirken, Pezeşkiyan görüşmesi Trump'ın kişisel propagandaya yönelik odağı ile daha uyumlu olacaktır.

Yani Pezeşkiyan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi İran'ın kasıtlı bir aldatmacası olmasa da, Dini Lider ve yandaşları isterlerse şüphesiz bu fırsattan yararlanabilirler ve bu mutlaka yeni bir nükleer anlaşmaya varılacağı anlamına gelmez. Çünkü Tahran'ın müzakere hedefi kesinlikle bu olmayacak, bunun yerine Mollalar daha fazla zaman kazanmak için müzakerelere oynayacaklar ve zaman, nükleer silahlara sahip olmak isteyenler için bu silahları üretme becerisine sahip olma, daha sonra onu nasıl kullanacağına karar verme umudu için her zaman faydalıdır. Aynı şey İran'ın bölge ve ötesindeki terörist hedefleri için de geçerlidir. Bu durumda Trump, farkına bile varmadan Dini Liderin planlarına göre davranmış olacak.

Mesud Pezeşkiyan da bunun farkında olmadan İran Mollalarının hiç beklemediği hediye olabilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News