Zengezur Koridoru: Moskova Tahran'a karşı

İran kendisini Moskova'nın onayladığı denklemin dışında buldu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Zengezur Koridoru: Moskova Tahran'a karşı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Badiye Fahs

Rusya'nın Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Zengezur Koridorunu etkinleştirme hakkını desteklediğini açıklamasının ardından son birkaç günde Moskova ile Tahran arasında Zengezur Koridoru ile ilgili anlaşmazlık yoğunlaştı. Koridor hayata geçirilmesi halinde Azerbaycan Cumhuriyeti'ni Ermenistan'a, ardından Türk-Azeri Nahçıvan bölgesine, oradan da Türkiye'ye bağlayacak. Aksi yönde de Türkiye’yi Nahçıvan ve Azerbaycan’a bağlayacak. Rusya daha önce bölgenin bileşenlerinin birbirine bağlanmasının kendisine stratejik ve güvenlik tehdidi oluşturacağına inandığı ve NATO üyesi Türkiye'yi Hazar Denizi'ne ve Orta Asya'ya bağlayacağı için koridorun etkinleştirilmesini desteklemese de, Ukrayna savaşının ardından yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler denklemi değiştirdi.

Rusya ile Ukrayna arasında iki yılı aşkın süredir devam eden savaşın yanı sıra Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar, Rusya'dan Avrupa'ya deniz taşımacılığı trafiğini de engelledi. Dolayısıyla Rusya'nın Zengezur Koridoru da dahil olmak üzere kara ulaşım yollarına ilgisi arttı. Rusya, koridorun devreye girmesi durumunda kendisine büyük ekonomik faydalar sağlamasını, aynı zamanda Orta Asya ile Güney Kafkasya'yı birbirine bağlayan geleneksel ticaret yollarını canlandırmasını, bölge ülkelerinin ekonomilerini canlandırmasını ve karşılıklı ticaret hacimlerini artırmasını bekliyor.

İran, kuzey sınırındaki koridor ile ilgili ülkelerden biri olmasına rağmen kendisini Moskova'nın onayladığı denklemin dışında buldu. Dışişleri Bakanlığı koridorun kırmızı çizgi olduğunu ve kimsenin geçemeyeceğini, yani İran’ı aşamayacağını açıkladı. Tahran, Koridoru etkinleştirmenin, sadece kendi zararına güç dengesini değiştirmeye yol açacağının, Azerbaycan'ın Ermenistan'ın Syunik şehri üzerinden Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ne engelsiz erişimini sağlayacağının, bunun da İran’ın Ermenistan ile sınırını ortadan kaldıracağının farkında.

Zengezur Koridoru İran için jeopolitik ve ekonomik öneme sahip ve jeopolitikte meydana gelecek herhangi bir değişiklik İran'ın ulusal çıkarlarını doğrudan etkileyecek. Koridor, İran'ın Ermenistan üzerinden kuzey ülkelerine, Gürcistan'a, Rusya'ya ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşmasını sağlıyor ve etkinleştirilmesi ona bu yolu kapatarak izole ediyor. Koridorun hayata geçmesi aynı zamanda, Rusya'ya Güney Kafkasya bölgesi üzerinde mutlak güvenlik kontrolü sağlayacak. Tahran'ın koridorun açılmasını şiddetle reddetmesinin bir diğer nedeni de bu. Zira bölge ülkelerinin siyasi tecrübelerine göre Zengezur Koridorunu kim kontrol ederse, gücü de başkentine taşımış olur.

Ukrayna ile savaşın yarattığı baskılar Bakü ile Moskova arasındaki ittifakı güçlendirerek stratejik seviyelere çıkarırken, Moskova ile Tahran arasındaki ittifak veya ilişkilerde dalgalanmalar devam etti. Bu aslında denkliğe dayanmayan bir ilişki çünkü Moskova Tahran'ı gerçek bir ortak olarak değil, yardımcı bir oyuncu olarak görüyor. Zengezur meselesi de kayıp zamanda onunla oynadığının kanıtı. İran'ın sadık dostu Ermenistan bile yakın zamanda tutumunu değiştirerek kendi çıkarlarını dostluğun önüne koydu. Ermenistan’ı önceki tutumunu değiştirmeye iten husus, NATO'nun üyeliğini reddetmesi ve son Karabağ savaşına kararlı bir müdahalede bulunmaması. Bu nedenle Erivan hemen Moskova'nın koordine ettiği jeopolitik düzenlemelere katılacağını duyurdu.

Nihayetinde Rusya, nükleer dosyası ve Ortadoğu bölgesindeki milis faaliyetleri nedeniyle kendisine uygulanan uluslararası yaptırımlardan ötürü muzdarip olduğu uluslararası izolasyona dayanarak, İran'ı Zengezur Koridorunun faaliyete geçmesini kabul etmeye zorlayacak kartlara sahip olduğundan emin. Müttefikinin yeni jeopolitik değişimlere boyun eğip kabul etmekten başka seçeneği olmadığına inanıyor. Kendisini bu değişikliklere rıza veya baskı yoluyla ikna etme gücüne güveniyor.

Koridorun hayata geçmesi yolu kapatacak. Aynı zamanda Rusya'ya Güney Kafkasya bölgesi üzerinde mutlak güvenlik kontrolü sağlayacak.

Gerçek ise Kafkasya'nın bu bölgesindeki tek oyuncunun Rusya olmadığını, ABD'nin de burada koordine edici bir rolü olduğunu söylüyor. Nitekim Washington son Karabağ savaşından sonra Bakü ile Erivan arasında barışı sağlayabildi. Türkiye'nin de Bakü'de büyük nüfuzu var. Tüm bunlar Moskova'nın Zengezur Koridoru üzerinde tek taraflı kontrole sahip olmayacağı anlamına geliyor. Kontrolü Türkiye ile eşit bir şekilde olmasa da paylaşacak. Her halükarda, Kafkasya'daki en önemli stratejik noktalarından birini kaybedecek olan İran bu konuda tek kaybeden olacak. Rusya'ya karşı çıksa, sitem ve tehdit etse bile yüksek tondaki açıklamalarının olayların seyrine hiçbir etkisi olmayacak. Çünkü özellikle bu bölgede güçlü bir pazarlık pozisyonuna sahip değil, buna karşılık güç araçları Rusya ile üç komşusu Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye arasında paylaşılmış durumda.

Diplomatik tutumlar ve siyasi açıklamalar coğrafi veya siyasi haritaları değiştirmez, bunları sadece askeri icraatlar değiştirir, bu ise İran rejimi için çok maliyetli ve tehlikeli.

*Bu makale Şarku’l Avsat  tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
TT

Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, ABD'nin Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu "kaçırmasının" uluslararası ilişkileri bozduğunu ve Karakas tarafından bir savaş eylemi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Moskova'nın banliyölerindeki konutundan Reuters, TASS ve Rus savaş blogu Wargonzo'ya verdiği röportajda Medvedev, "Başkan Nicolas Maduro'ya olanlar kesinlikle uluslararası hukukun tüm kurallarının ihlalidir" ifadelerini kullandı.

Medvedev, "Yaşananlar uluslararası ilişkiler sisteminin tamamını alt üst etti" diyerek, yabancı bir gücün ABD Başkanı Donald Trump'ı "kaçırması" durumunda ABD'nin bunu kesinlikle bir savaş eylemi olarak değerlendireceğini vurguladı.

Medvedev ayrıca, Yeni START anlaşmasının yerine yenisi getirilmeden sona ermesi durumunda, 1970'lerin başından bu yana ilk kez büyük nükleer güçler üzerindeki kısıtlamaların ortadan kalkması konusunda küresel endişelerin artması gerektiğini belirtti. "Bunun hemen bir felaket ve nükleer savaşın başlangıcı anlamına geldiğini söylemek istemiyorum, ancak yine de herkes için bir endişe kaynağı olmalı" diye ekledi.

Medvedev, silah kontrol anlaşmalarının sadece savaş başlığı sayısını sınırlamada değil, aynı zamanda niyetleri doğrulamada ve büyük nükleer güçler arasında bir dereceye kadar güven sağlamada da çok önemli bir rol oynadığını açıkladı.


İran, Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimleri gidermek için "farklı diplomatik yollar" değerlendiriyor

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
TT

İran, Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimleri gidermek için "farklı diplomatik yollar" değerlendiriyor

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın ABD ile yaşanan gerilimleri gidermek için çeşitli diplomatik yolların ayrıntılarını incelediğini ve İran'ın önümüzdeki günlerde sonuçlara ulaşmayı umduğunu söyledi.

İran sözcüsü, Çin ve Rusya ile ortak tatbikatlara ilişkin liderliğin kararlarında hiçbir kusur olmadığını ifade etti... Bekayi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yaptığı temasların "devlet başkanları ve Dışişleri Bakanı'nın temaslarıyla en üst düzeyde" olduğunu ve tamamlanan ziyaretlerin "İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının devamı" olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik herhangi bir saldırının bölgesel savaşa yol açabileceği uyarısında bulunan Yüksek Lider Ali Hamaney'in ardından İran'la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi.

Trump, Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Hamaney'in uyarısını önemsizleştirerek, "Elbette bunu söyleyecektir," dedi ve "Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz ve eğer varamazsak, haklı olup olmadığını göreceğiz" ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran'a çeşitli kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakeresi için görüşmeye açık olduğunu bildirdiğini aktardı. Bilgili kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar'ın, gerginliğin artmasını önlemeyi amaçlayan diplomatik çabaların bir parçası olarak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında önümüzdeki günlerde Ankara'da olası bir görüşme ayarlamak için çalıştığını söyledi.

Beyaz Saray yetkilileri, Trump'ın İran'a yönelik saldırı konusunda nihai bir karar vermediğini ve diplomatik yola açık olduğunu doğrulayarak, müzakerelerden bahsetmesinin "bir manevra olmadığını" vurguladı.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre İran bu bağlamda, Avrupa Birliği'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak ilan etmesini protesto etmek amacıyla, kendisine akredite olan tüm AB üye devletlerinin büyükelçilerini çağırdığını açıkladı.

İran, dün Avrupa Birliği'ne karşı söylemini sertleştirdi. Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Avrupa Birliği'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütleri listesine almasına karşılık olarak AB ordularını "terör grupları" ilan etti. Bu karar Avrupa'da güçlü bir şekilde reddedildi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun tamamını terör örgütü olarak ilan etti. Bu hamle, İranlı üst düzey yetkililerden öfkeli tepkilerle karşılandı. Avrupa'dan gelen doğrudan bir yanıt olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, İran'ın Avrupa ordularını "terör grupları" olarak nitelendirmesini reddederek, bunun "asılsız ve propagandist bir iddia" olduğunu ifade etti.


Trump: İran ile bir anlaşma yapılmasını umuyoruz... Hamaney'in haklı olup olmadığını göreceğiz

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

Trump: İran ile bir anlaşma yapılmasını umuyoruz... Hamaney'in haklı olup olmadığını göreceğiz

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Jeopolitik gerilimin arttığı bir dönemde, ABD ile İran arasındaki stratejik çekişme giderek derinleşiyor. Taraflar karşılıklı tehditler ve diplomatik mesajlar verirken, bu durum karmaşık bir ‘psikolojik söz savaşı’ görünümü kazanıyor. Sürecin ya bölgesel bir savaşa ya da tarihi bir müzakere sürecine evrilmesi ihtimali bulunuyor.

Hamaney’in, ABD’nin İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırısının bölgesel bir savaşı ateşleyeceği yönündeki uyarısı, Trump’ın Tahran’la ‘ciddi’ bir diyalogdan söz etmeye başlaması ve müzakerelerin İran’ın nükleer silah edinmesini engelleyecek bir anlaşmayla sonuçlanacağına dair umut dile getirmesiyle aynı döneme denk geldi.

Öte yandan, tansiyonun düşürülmesi amacıyla Türkiye’nin olası arabuluculuğu da gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde Ankara, İran’la ekonomik ilişkileri ve ABD ile stratejik bağlarını kullanarak kendisini potansiyel bir arabulucu olarak konumlandırıyor.

Axios internet sitesi dün yayımladığı haberinde, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğu mesajını ilettiğini aktardı. Aynı zamanda ABD’nin bölgede askeri yığınaklarını sürdürmesi, olası bir askeri saldırı ve daha geniş çaplı bir bölgesel savaşın önlenip önlenemeyeceğine dair beklentileri artırıyor.

Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Türkiye ve diğer bölgesel aktörler, olası bir ABD saldırısının bölgesel istikrar üzerindeki risklerine dikkat çekmeye çalışırken, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Washington’da ABD Savunma Bakanlığı yetkilileriyle gerçekleştirdiği temaslar öne çıkıyor. Bu görüşmelerde, İran içindeki muhtemel hedeflere ilişkin hassas istihbarat bilgileri paylaşılırken, operasyonel senaryolar ve ortak savunma mekanizmaları ele alındı. Söz konusu temaslar, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Oramiral Brad Cooper’ın geçen hafta Tel Aviv’de yaptığı görüşmelerin devamı niteliğinde olup, İsrail’in İran’a karşı belirleyici bir ABD saldırısı yönünde güçlü bir baskı yürüttüğüne işaret ediyor.

Bu gelişmeler, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin İsrail’in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamalarla eş zamanlı olarak yaşandı. Huckabee, Trump’ın ‘vaatlerini yerine getiren ve boş tehditlerde bulunmayan bir başkan’ olduğunu söyledi. Olası bir saldırı kararının henüz netleşmediğini belirten Huckabee, ABD Başkanı’nın ‘her zaman en iyi sonucu umduğunu’ vurguladı. Huckabee, Trump’ın The Art of the Deal (Anlaşma Sanatı) kitabının yazarı olduğuna dikkat çekerek, bir anlaşmaya varılması durumunda bunun ‘ideal bir sonuç’ olacağını ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ocak'ta Michigan'daki Ford üretim merkezini ziyaret etti. (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ocak'ta Michigan'daki Ford üretim merkezini ziyaret etti. (Reuters)

Amerikan basınında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, yürütülen görüşmelerin ve arabuluculuk girişimlerinin başarısız olması ihtimaline karşı, Ortadoğu genelinde hava savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlarını hızlandırdı. Bu hazırlıklar, olası bir ABD saldırısının İran’dan geniş çaplı bir misilleme ve daha büyük bir bölgesel çatışmayı tetikleyebileceği endişesine dayanıyor. Bu kapsamda Pentagon, CENTCOM sorumluluk sahasında ilave Patriot ve THAAD füze savunma sistemleri konuşlandırarak savunma ağını güçlendirmeyi hedefliyor. Ayrıca bölgede, füze ve insansız hava araçlarını (İHA) engelleme kapasitesine sahip 8 ABD donanma muhribinin görev yaptığı bildiriliyor. Uzmanlara göre bu yoğun askeri konuşlanma, doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden caydırıcılık sağlamayı amaçlayan, hesaplı bir stratejiyi yansıtıyor.

ABD'nin ikili yaklaşımı

Askerî baskının sürdürülmesi ve savunma sistemlerinin güçlendirilmesiyle birlikte diplomasi ve müzakere kapısının eş zamanlı olarak açık tutulduğu bu iki yönlü yaklaşım çerçevesinde, ABD’deki siyasi ve diplomatik çevrelerde Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir askerî saldırıdan, en azından kısa vadede, vazgeçebileceği ihtimali dile getirilmeye başlandı.

Boeing EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 23 Ocak 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün güvertesine iniş yapıyor. (AP)Boeing EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 23 Ocak 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün güvertesine iniş yapıyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı bir rapora göre, ABD’nin hava savunma sistemlerini kapsamlı biçimde güçlendirmesini tamamlamadan herhangi bir askerî saldırı başlatması beklenmiyor. Bu durum, Başkan Donald Trump’ın İran’a tanımak istediği süreyi ve bir anlaşmaya varmayı hedefleyen arabuluculuk çabalarını yeniden gündeme taşıyor.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta içinde Türkiye’de nükleer müzakerelere ev sahipliği yapılmasını önererek, krizlerin aşamalı yaklaşımlarla ele alınmasına vurgu yaptı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İran’ın ‘nükleer dosya konusunda müzakereye hazır olduğunu’ belirtti; ancak olası bir ABD saldırısının ‘yanlış olacağını ve kaçınılması gerektiğini’ ifade etti.

Buna karşın Washington’un gündeme getirdiği ABD şartları önemli zorluklar barındırıyor. Bu talepler arasında İran’ın hassas nükleer materyalleri teslim etmesi, ülke içinde uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi, balistik füze programına katı kısıtlamalar getirilmesi ve bölgedeki vekil unsurlara verilen desteğin durdurulması yer alıyor.

Tahran cephesinde ise bu talepler, savunma doktrininin ve bölgesel nüfuzun özüne yönelik bir müdahale olarak değerlendiriliyor. Bazı raporlar, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in herhangi bir tavize karşı çıktığını, buna karşılık İran yönetimindeki bazı üst düzey isimlerin daha esnek bir müzakere yaklaşımını savunduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin arabuluculuk girişiminin başarı şansına ilişkin değerlendirmeler ise farklılık gösteriyor. Bazı analizler, özellikle diğer bölgesel arabuluculuk çabalarıyla birlikte, krize yönelik aşamalı çözümlerin şekillenebileceğine işaret ediyor. Buna karşılık, İran’ın Trump’ın süresini henüz netleştirmediği bu dönemde temel tavizler vermeyi reddetmesi nedeniyle girişimlerin başarısız olacağını öngören görüşler de bulunuyor. ABD’li yetkililer ise diplomatik çözüm ihtimalini düşük görerek, İran’ın şu ana kadar sunulan şartları kabul etmeye yönelik gerçek bir irade ortaya koymadığını savunuyor.

Trump geri adım atabilir mi?

Başkan Donald Trump’ın açıklamaları, bir anlaşmaya varmayı tercih ettiğine işaret ederken, diplomatik çabaların başarıya ulaşması halinde askerî saldırıdan vazgeçme ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle olası bir savaşın küresel petrol fiyatları üzerindeki ağır maliyeti, bu ihtimali güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Trump’ın askerî seçeneği geri plana itmesi durumunda ise bunun, aynı anda hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilecek çeşitli yansımaları olabileceği değerlendiriliyor.

8 Ocak'ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo'nun rutin operasyonları sırasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yanında uçan bir Sikorsky SH-60C Seahawk helikopteri (ABD ordusu)8 Ocak'ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo'nun rutin operasyonları sırasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yanında uçan bir Sikorsky SH-60C Seahawk helikopteri (ABD ordusu)

Olumlu açıdan bakıldığında, bu seçenek doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden ‘maksimum baskı’ politikasının sürdürülmesine imkân tanıyor. Atlantic dergisinin bir raporuna göre, mevcut ABD deniz varlığı Hürmüz Boğazı üzerinde daha sıkı bir kontrol sağlanmasına, petrol tankerlerine el konulmasına ve özellikle protestoların yeniden alevlenmesi ihtimaliyle İran üzerinde iç baskının artırılmasına olanak verebilir. Ayrıca hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi, müttefiklerin korunmasına ve İran’ın doğrudan askerî tırmanışa başvurmadan caydırılmasına katkı sağlıyor.

Öte yandan, bu yaklaşımın olası olumsuz yönleri de bulunuyor. Bunların başında, Tahran’ın müzakere pozisyonunun güçlenmesi geliyor; zira İran tarafı zamanın kendi lehine işlediği kanaatine varabilir. ABD’nin askerî saldırıdan kaçınması, İran’ın dolaylı yollarla gerilimi artırmasına da yol açabilir. Bu kapsamda Irak veya Suriye’deki müttefik gruplar üzerinden saldırılar düzenlenmesi ya da Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin tehdit edilmesi, petrol fiyatlarını yükselterek küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Wall Street Journal’ın da uyardığı üzere, bu sürecin ABD kaynaklarını yıpratma riski bulunuyor. Özellikle sınırlı sayıda bulunan THAAD hava savunma sistemleri (yalnızca 7 batarya) ve önceki çatışmalarda tüketilen mühimmat stokları, bu riskleri artırıyor. İsrail ise ABD’nin olası bir geri adımının zayıflık olarak algılanabileceği ve bunun İran’ı daha sert bir tutum benimsemeye, müzakere şartlarında ısrarcı olmaya teşvik edebileceği uyarısında bulunuyor.