Kuzey kuşatması taktiği, ‘Gazze'de ateşkes’ umutlarını öldürüyor mu?

Mısır ve Lübnan, ‘İsrail saldırganlığına son verilmesi’ çağrısında bulundu.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesiminde yerinden edilmiş insanların yaşadığı bir okula düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cesetlerinin başında yas tutan Filistinliler (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesiminde yerinden edilmiş insanların yaşadığı bir okula düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cesetlerinin başında yas tutan Filistinliler (AFP)
TT

Kuzey kuşatması taktiği, ‘Gazze'de ateşkes’ umutlarını öldürüyor mu?

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesiminde yerinden edilmiş insanların yaşadığı bir okula düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cesetlerinin başında yas tutan Filistinliler (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesiminde yerinden edilmiş insanların yaşadığı bir okula düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cesetlerinin başında yas tutan Filistinliler (AFP)

İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki kuşatmayı yeni bir askeri planla ‘yasallaştırma’ çabaları, analistler tarafından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun olası bir ateşkes anlaşmasının önündeki ‘boşlukları ve engelleri genişletme’ ve haftalardır durmuş olan müzakereleri dondurma girişimi olarak değerlendirildi.

İsrail, son olarak Mısır ve Lübnan'dan olmak üzere birçok ülkenin yaklaşık bir yıldır devam eden savaşı durdurma çağrılarının ortasında, Hamas’a yönelik kuşatmayı arttırmak ve ikmal hatlarını engellemek için Gazze Şeridi'nin kuzeyini kapalı bir askeri bölge haline getirerek yeni bir taktiğe doğru ilerliyor.

İsrail'in Hamas lideri Yahya Sinvar'ın öldürülmüş olabileceğine dair bir soruşturmayla birlikte gelen bu hamlesi, Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlar tarafından ateşkes ve çözümden uzaklaşılması ve Netanyahu'nun esir krizini çözmekle ilgilenmeksizin Gazze'de olsun Lübnan'da olsun tüm cephelerde gerilimi tırmandırmaya devam etmesi olarak görülüyor.

Netanyahu'nun Lübnan cephesinde gerilimi tırmandırmaya devam etmesiyle eş zamanlı olarak İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN pazar günü Netanyahu'nun Gazze Şeridi'nin kuzeyini kuşatma planının ‘mantıklı ve düşünülen planlardan biri olduğunu, ancak başka planların da bulunduğunu’ söylediğini aktardı.

Emekli askeri komutanlar tarafından yayınlanan ve bu ay bazı milletvekilleri tarafından gündeme getirilen bir plan, Filistinli sivillerin Gazze Şeridi'nin kuzeyinden tahliye edilmesini ve buranın kapalı askeri bölge ilan edilmesini öngörüyor. Söz konusu plana göre İsrail, kalan tahmini 5 bin Hamas savaşçısını teslim olana kadar kuşatma altında tutacak.

İsrail'in tahminleri, bu kararın Hamas'ın elindeki esirler ya da Birleşmiş Milletler'in (BM) son tahminlerine göre İsrail ordusunun operasyonları nedeniyle 300 bin ila 500 bin kişinin yaşadığı kuzey Gazze'ye insani yardım ulaştırmakta güçlük çeken Filistinliler için ne gibi sonuçlar doğuracağı konusuna açıklık getirmedi.

xcdvfbrg
Ez-Zeytun mahallesinde yerinden edilmiş insanların yaşadığı bir okula düzenlenen İsrail saldırısında öldürülen çocuğunun cesedini taşıyan bir kadın (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel'den aktardığı habere göre dün Haaretz ve Maariv gazeteleri de dahil olmak üzere İsrail medyasında yer alan haberlerde, İsrail ordusunun askeri istihbaratının Sinvar'ın İsrail saldırılarında öldürülmüş olabileceğini söylemesi ve Şin-Bet'in Sinvar'ın hayatta olduğunu doğrulamasının ardından Sinvar'ın olası ölümüne ilişkin bir soruşturmadan bahsediliyor.

Mısır ve Lübnan dışişleri bakanlıkları tarafından dün yapılan ortak açıklamada, İsrail'in Filistin ve Lübnan topraklarına yönelik saldırganlığına son verilmesi ve çatışmaların genişleyerek büyük çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşmesini önlemek için etkili ülkelerin bu konuda rollerini oynamaları gerektiği çağrısında bulunuldu.

Açıklamada, ‘Ortadoğu'daki mevcut krizin, kapsamlı bir ateşkes sağlanması ve Gazze Şeridi ile Lübnan'a yönelik saldırıların durdurulması için barışçıl yollara başvurulması dışında bir çözüm yolu olmadığı’ vurgulandı.

Eski Filistin Büyükelçisi Berekat el-Ferra'ya göre Netanyahu tarafından tartışılan bu plan ve Sinvar'ın ölümünden bahsedilmesi, arabulucuların dikkatini dağıtıyor ve esirlerin hayatlarını umursamadan Gazze Şeridi'ni parçalama ve gerginliği tırmandırma yolunun devamı anlamına geliyor.

‘Netanyahu'nun Hizbullah'ı sınırlamak amacıyla Lübnan'ı hedef almaya devam etmesi ve krizin çözümünün anahtarı olan Gazze Şeridi'nde ateşkese odaklanmaması için ABD'nin yeşil ışık yaktığına’ inanan el-Ferra, İsrail Başbakanı’nın ‘sadece Lübnan ve Gazze'de değil, tüm cephelerde gerilimi tırmandırmak istediğini, çünkü bunun kendisini siyasi olarak ayakta tuttuğunu ve hesap verme yükümlülüğü altına sokmadığını’ vurguladı.

Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı ve strateji uzmanı Semir Ragıb'a göre olası plan, ‘savaşın başından beri kuzey Gazze'ye uygulanan kuşatmayı yasallaştırmayı’ ve böylece kapalı bir askeri bölge olduğu bahanesiyle Gazze Şeridi'ne yardım götürülmemesi ya da esirlerin hayatlarının tehdit edilmesi nedeniyle BM'den gelebilecek eleştirilerden kaçınmayı amaçlıyor.

Ragıb'a göre İsrail'in daha da yasallaştırmaya çalıştığı bu kuşatma sadece Filistin vatandaşlarını ya da ateşkesi değil, bir kısmı ya da tamamı kuzey Gazze'de bulunan esirleri de etkiliyor. Ancak Netanyahu onları hesaplarına dahil etmiyor.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi'nde ateşkes için halen bir yol gördüğünü, ancak ABD'nin henüz masaya bir şey koymaya hazır olduğu bir noktaya gelmediğini” söyledi.

İsrail'in Lübnan'a art arda düzenlediği saldırılar ve bu saldırıların Gazze'deki ateşkes üzerindeki etkilerinden duyulan endişe nedeniyle Al-Hurra kanalının internet sitesi dün İsrailli analist Yoav Stern'in şu sözlerine yer verdi: “Geçtiğimiz ay boyunca arabuluculuk ve müzakere çabalarının başarısız olduğu açıktı. Gazze Şeridi'ndeki büyük askeri operasyonların sona ermesiyle birlikte, başka büyük manevralar için yer kalmadığından, İsrail'in dikkati kuzeye (Lübnan'a) yöneldi. Hamas, İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmanın sonucunu görmek için bekleyecektir. Belki de İran ve bölgedeki müttefikleri tarafından daha büyük bir cephe açılacağını ve geniş çaplı bir savaş başlayacağını düşünüyor. Ancak ben birkaç hafta içinde müzakerelere geri dönüleceğini göz ardı etmiyorum. Çünkü Hizbullah tam bir cephe açmak istemiyor.”

Öte yandan Büyükelçi el-Ferra, yaşanan gerilim ışığında bir ateşkesin söz konusu olmadığını düşünüyor.

Netanyahu'nun ABD seçimlerinden önce tüm cephelerin açılması ve herhangi bir anlaşmayı bozmaya yönelik engelleyici planların görüşülmesi konusunda ısrarcı olacağına işaret eden Ragıb da ‘Gazze müzakereleri kuzey cephesi (Lübnan) sakinleşene kadar ertelenmeli’ görüşünde.



Birleşmiş Milletler: İran savaşı 32 milyon insanı yoksulluğa itebilir

Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler: İran savaşı 32 milyon insanı yoksulluğa itebilir

Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), İran-Ukrayna savaşının ekonomik etkileri nedeniyle dünya çapında 32 milyondan fazla insanın yoksulluğa sürükleneceği uyarısında bulundu; gelişmekte olan ülkelerin bu durumdan en çok etkileneceği tahmin ediliyor.

Ateşkesin kırılganlığı konusunda şüphelerin ortasında yayınlanan raporda, UNDP, dünyanın enerji, gıda ve zayıf ekonomik büyümeyi içeren bir “üçlü şok” ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

Yoksullukla mücadeleyle ilgilenen ajans, çatışmanın uluslararası kalkınmada elde edilen kazanımları baltaladığını ve etkisinin bölgeler arasında farklılık göstereceğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Direktörü ve Belçika'nın eski Başbakanı Alexandre de Croo, «Böyle bir çatışma, kalkınma açısından bir gerileme anlamına gelir. Savaş sona erse ve ateşkes büyük bir memnuniyetle karşılansa bile, çatışmanın etkileri gerçekten de devam edecektir» değerlendirmesinde bulundu.

“Özellikle daha yoksul ülkelerde, insanlar yeniden yoksulluğun pençesine itilirken, uzun vadeli bir etki göreceğiz” diye devam etti. Bu en acı verici yanı. Yoksulluğa itilenler, çoğu zaman daha önce yoksulluk içinde yaşayıp ondan kurtulmuş, şimdi ise yeniden yoksulluğa itilenler oluyor» ifadelerini kullandı.

ABD-İran savaşının altı haftası boyunca enerji fiyatları keskin bir artış gösterdi; İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, küresel ekonomiye petrol ve gaz arzının kesilmesine yol açtı. Bunun gübre tedarikine ve küresel nakliyeye yol açtığı olumsuz etkilerle birlikte, uzmanlar gelişmekte olan ülkelerdeki gıda güvenliğini tehdit eden bir “zaman ayarlı bomba” olduğu konusunda uyarıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı, savaşın “yıkıcı etkilerinin” dünya ekonomisine kalıcı bir zarar verdiğini, savaşın sona ermiş olsa bile, belirtti.

Uluslararası Para Fonu'nun bahar toplantıları için dünya liderlerinin Washington'da bir araya gelmesiyle eş zamanlı olarak yayınlanan raporunda, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, ekonomik etkilerden en çok zarar gören ülkeleri desteklemek için küresel bir müdahalenin gerekli olduğunu vurguladı.

Program, gelişmekte olan ülkelerdeki en savunmasız aileleri korumak için yaklaşık 6 milyar dolarlık maliyetle, yoksulluk sınırının altında yaşayanlar üzerindeki şokların etkilerini hafifletmek amacıyla hedefli ve geçici nakit transferlerine ihtiyaç olduğunu belirtti.

De Croo, uluslararası kuruluşların ve kalkınma bankalarının mali destek sağlayabileceğini söyledi. De Croo, “İnsanların yeniden yoksulluğa düşmesini önlemek için kısa vadeli nakit transferleri sağlamanın olumlu bir ekonomik getirisi var” dedi. Alternatif müdahaleler arasında geçici yardımlar veya elektrik ya da mutfak gazı kuponları yer alabilir.

Program, savaşla ilgili 3 senaryoyu inceledikten sonra, en kötü senaryoda – ki bu senaryo 6 haftalık ciddi petrol ve gaz üretimi kesintisi ile 8 aylık sürekli maliyet artışını içeriyor – dünya çapında 32,5 milyon kişinin yoksulluğa sürükleneceğini ortaya koydu.

Raporda, Dünya Bankası tarafından hesaplanan ve kişi başına günlük 8,30 doların altındaki gelir olarak tanımlanan, üst orta gelir grubu için yoksulluk sınırı kullanıldı.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, zengin ülkelerin savaşın ekonomik etkilerini hafifletmek için daha güçlü bir konumda, ancak Güney Küresel ülkelerin daha zayıf bir konumda olduklarını ve halihazırda ciddi mali kısıtlamalarla karşı karşıya bulunduklarını belirtti.

Bu durum, ABD, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık dahil olmak üzere Batılı hükümetlerin, gelişmiş ekonomilerde borçlanma ve borç seviyelerinin yükselmesi ve savunma harcamalarının artırılması talepleri karşısında yardım harcamalarını kıstığı bir dönemde ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Kalkınma Yardımı Komitesi (DAC) üyesi ülkeler 2025 yılında yardım harcamalarını 174,3 milyar dolar azalttı; bu rakam 2024 yılındaki rakamın yaklaşık dörtte biri kadar daha düşük.


Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
TT

Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)

ABD ordusu bugün saat 14.00’ten itibaren İran limanlarına yönelik ve bu limanlardan çıkan deniz trafiğini yasaklayacağını açıkladı. Bu adımın, günlük yaklaşık 2 milyon varil İran petrolünün küresel piyasalara girişini engelleyerek arz sıkıntısını artırması bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, planlanan abluka ve olası etkilerine ilişkin ayrıntılar şöyle:

Hafta sonu İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılan barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, donanmanın ‘Hürmüz Boğazı’na girmeye veya buradan çıkmaya çalışan tüm gemilere yönelik abluka uygulamasına başlayacağını’ duyurdu.

Daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukanın yalnızca İran’a giden ve İran’dan çıkan gemilerle sınırlı olacağını açıkladı. Buna İran’ın Arap Körfezi ve Umman Denizi’ndeki tüm limanları da dahil. CENTCOM, İran dışındaki limanlara gidip gelen gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin engellenmeyeceğini ve seyrüsefer serbestisinin korunacağını vurguladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise Trump’ın açıklamalarına karşılık, askeri gemilerin boğaza yaklaşmasının ateşkes ihlali sayılacağını ve buna ‘kararlı ve sert’ şekilde karşılık verileceğini bildirdi. Öte yandan emekli amiral Gary Roughead, İran’ın Körfez’deki gemilere ateş açabileceği veya ABD güçlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerinin altyapısını hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Bunun petrol akışı üzerindeki etkileri neler?

İran sevkiyatlarının engellenmesi, küresel piyasalar açısından önemli bir petrol kaynağının devre dışı kalmasına yol açacak. İran, mart ayında günlük 1,84 milyon varil ham petrol ihraç ederken, nisan ayı itibarıyla bu rakamın günlük 1,71 milyon varil seviyesinde olduğu, 2025 yılı genel ortalamasının ise 1,68 milyon varil olduğu bildirildi.

Buna karşın, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önce İran üretimindeki keskin artış, denizdeki petrol stoklarının neredeyse rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı. Kpler verilerine göre, bu ayın başlarında tankerlerde taşınan toplam İran petrolü miktarı 180 milyon varili aşmış durumda.

Peki ya Körfez’deki diğer üreticilerden gelen petrol akışları ne durumda?

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiği, savaşın başlangıcından bu yana uygulanan İran ablukasının etkisiyle, geçen hafta ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkese rağmen neredeyse durma noktasında kalmaya devam ediyor.

Petrol tankerlerinin büyük bölümünün bugün boğazdan geçişten kaçındığı gözlendi.

Pakistan bandıralı iki tanker dün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt’ten yük almak üzere Körfez’e giriş yaptı. Aynı gün Liberya bandıralı çok büyük bir ham petrol tankeri de daha erken saatlerde boğazı geçti.

Buna karşılık Malta bandıralı bir diğer dev tanker, Irak ham petrolü yüklemek ve Vietnam’a taşımak üzere dün boğazdan geçmeye çalıştı, ancak geri dönerek Umman Körfezi açıklarında demirledi.

Cumartesi günü ise tam yüklü üç tanker Hürmüz Boğazı’nı geçerek, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes sonrası Körfez’den ayrılan ilk gemiler oldu.

Kpler verilerine göre, geçen salı itibarıyla Körfez içinde yaklaşık 172 milyon varil ham petrol ve rafine ürün taşıyan 187 tanker bulunuyordu.

En çok etkilenen ithalatçı ülkeler hangileri?

Savaş öncesinde İran petrol ihracatının büyük bölümü, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin’e yöneliyordu. Geçen ay ABD, yaptırımlarda sağladığı bir muafiyetle Hindistan dahil bazı alıcıların İran petrolü ithal etmesine imkân tanıdı.

Gemi takip verilerine göre Hindistan’ın, yaklaşık yedi yıl aradan sonra İran’dan ilk ham petrol sevkiyatını bu hafta teslim alması bekleniyor. Söz konusu veriler London Stock Exchange Group ve Kpler tarafından paylaşıldı.

Savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyordu. Bu sevkiyatların büyük kısmının, dünyanın en büyük ithalat bölgesi olan Asya’ya yöneldiği belirtiliyor.


Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
TT

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün devam etmesinin ve ülkelerin birbirine güvenebilmesi için bölgede bir güvenlik anlaşmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ve ABD'nin ateşkesin önemini ve buna olan ihtiyaçlarını farkında olduklarını, İslamabad'da yapılan müzakerelerin ciddiyetlerini ortaya koyduğunu vurguladı ve aynı zamanda İsrail'in müzakereleri engellemeye çalıştığı konusunda uyarıda bulundu.

Fidan, Pakistan'daki görüşmelerin başarısız olmasına rağmen İran ve ABD'nin ateşkes konusunda samimi olduğunu belirterek, Washington ve Tahran'ın ilk tutumlarını ortaya koyduğunu kaydetti. Fidan, bugün Türkiye'nin Anadolu Ajansı muhabirleriyle yaptığı geniş kapsamlı basın toplantısında, “İlk tutumlar genellikle bir dereceye kadar sert olur, ardından taraflar arabulucuların desteğiyle bu tutumları birbirine yaklaştırmaya çalışır; tabii ateşkesin sağlanması, sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesi niyeti varsa” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye’nin İslamabad’daki müzakere taraflarıyla sürekli temas halinde olduğunu; ne tür bir katkı sunabileceğini değerlendirmek ve tıkanma noktalarını belirlemek amacıyla bunu yaptığını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerle ilgili basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının İran'ın nükleer dosyasında tıkanıklık varken masaya bir öneri konulduğunu gösterdiğini kaydetti.

İran tarafının ABD'nin önerisini değerlendireceğini ve “buna yanıt vereceklerini düşündüğünü” belirten Fidan, müzakere edilen konuların niteliği göz önüne alındığında 15 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmanın teknik olarak mümkün olmayabileceğini vurguladı.

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, müzakerelerin 45 ila 60 gün arasında bir süre daha devam etmesinin yeni bir ateşkes önerisini gerektirebileceğini belirtti ve İran'ın nükleer programı, özellikle de zenginleştirme konusunda “ya hep ya hiç” denklemine geri dönülmesinin ciddi engellere yol açabileceği uyarısında bulundu. “Bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle bunu aşmaya çalışacağız” diyen Fidan sözlerine şöyle devam etti: “İsrail'in engelleyici rolünü her zaman hesaba katmak gerekir; bunu Amerikalılara ve diğer taraflara sürekli olarak söylüyoruz.”

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Türkiye'nin buradaki silahlı güce katılıp katılamayacağı konusunda Fidan, bu konunun Türkiye'ye gündeme getirilmediğini ve tüm dünyanın istediğinin engelsiz uluslararası seyrüsefer özgürlüğü olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tutumunun, boğazın barışçıl yollarla açılması gerektiği yönünde olduğunu ve silahlı bir uluslararası barış gücüyle müdahale etmenin çok zor olacağını düşündüğünü ifade etti.

Dışişleri Bakanı, İran ile müzakerelerin yapılması ve ikna yöntemlerine başvurulması gerektiğini söyleyerek boğazın mümkün olan en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti.

Fidan, bölgedeki son gelişmelerin kapsamlı bir güvenlik yapısı oluşturulması ve ülkelerin güvenlik kapasitelerinin güçlendirilmesi ihtiyacını teyit ettiğini ve Türkiye'nin bölgede bir güvenlik anlaşması yapılması konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bölgedeki sorunların temel nedeninin ülkeler arasındaki güven eksikliği olduğunu belirten Bakan, “Bu güveni inşa etmek için ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi taahhüt ettikleri bir güvenlik anlaşması şarttır. Ekonomik kalkınma projeleri ve diğer projeler bu temele dayandırılabilir. İran savaşı sonrası dönemde bu sorunun kökten çözülmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.