Esed, Hamaney'den gerçekten uzaklaştı mı yoksa bu bir manevra mı?

İran Suriye'nin kaybına sessiz kalır mı?

Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)
Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)
TT

Esed, Hamaney'den gerçekten uzaklaştı mı yoksa bu bir manevra mı?

Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)
Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)

İbrahim Hamidi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah'ın tercihlerinden uzaklaşmaya istekli olduğuna dair ilk kez sinyaller göndermiyor, o halde son girişimi öncekilerden farklı mı? Stratejisinden sapan müttefiklerine veya vekillerine karşı şimdiye kadar sessiz kalmayan İran, buna sessiz kalacak mı?

İlişkilerinin aşamalarına, bağlamlarına ve testlerine tarihsel bir dönüş, cevaba katkıda bulunabilir. 1979'da İran'da Devrim’in zafere ulaşmasından sonra, muhalefette iken Humeyni'yi ülkesine kabul etmeyen Cumhurbaşkanı Hafız Esed, Tahran'da yeni rejim ile yeni bir sayfa açma girişiminde bulundu. Humeyni Devrimi’nin başarısından sonra Lübnan'da bulunan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi muhaliflerinin İran’da iktidarı ele geçirmelerinden yararlandı. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam'ı yeni hükümetin kurmayları ve onların Dini Liderleri ile görüşmesi için Tahran’a gönderdi.

Gerçekten de aralarında Ortadoğu'da temel bir özellik haline gelen yeni bir sayfa açıldı. Doğuda Saddam Hüseyin, güneyde İsrail ve Muhammed Enver Sedat ile Menahem Begin arasında imzalanan Camp David Anlaşması nedeniyle kuşatılmış, Lübnan iç savaşı ve Sovyetler Birliği’nin şartları içine gömülmüş Esed, 1980'de başlayan 8 yıllık savaşta Saddam Irakı’na karşı Humeyni İranı'nın yanında yer aldı. İsrail 1982'de Lübnan'ı işgal ettiğinde Esed, Humeyni'nin Devrim Muhafızları’nın Suriye sınırının ikinci yakası olan Bekaa Vadisi'nde Hizbullah’ı kurmasının önünü açtı. Burada faaliyete geçen Hizbullah daha sonra İsrail sınırındaki Güney Lübnan’da bulunan Şii kuluçka merkezine taşındı. ABD, Lübnan arenasına dahil olduğunda, Hizbullah’ın parçalarından doğduğu İslami Cihat hücreleri Beyrut'ta ABD Deniz Piyadelerinin bulunduğu kışlayı havaya uçurdu.

Irak-İran savaşında, tankerler savaşında, Lübnan iç savaşında ve daha birçok meselede baba Esed, İran ekseni ile Arap kucağı arasında bir denge kuruyordu. Gücünün, iki rakip arasında denge kurmak, bir oyuncu ve arabulucu olmakta yattığına inanıyordu. Hatta bu nedenle 1991'de geri dönüp Saddam güçlerini Kuveyt'ten sürmek için kurulan uluslararası koalisyona katıldı.

Esed'in ölümü ve Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in iktidara gelmesi, 11 Eylül 2001 olayları ve 2003'te Saddam'ın devrilmesi ile birlikte, bölgesel dengeler ve Suriye’nin hesapları değişti.

Esed'in ölümü, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in iktidara gelmesi, 11 Eylül 2001 olayları ve 2003'te Saddam'ın devrilmesi ile birlikte, bölgesel dengeler ve hesaplar değişti. Suriye Arap kucağından vazgeçerek İran eksenine yerleşti. 2005 yılında Lübnan başbakanı Refik Hariri'ye düzenlenen suikast ve Suriye ordusunun Lübnan'dan çekilmesiyle aradaki mesafe daha da açıldı.

Suriye'yi İran'dan uzaklaştırmak Arap ve Batılı ülkelerin kaygısı olmaya devam etti. Son yıllarda bunun için iki girişimde bulunuldu.

İlki, 2010'da Hariri suikastı, Irak seçimlerinde İyad Allavi’nin listesinin kazanması, Lübnan seçimlerinde de Saad Hariri'nin listesinin kazanması arka planında, Suriye ve Arap kucağından uzaklaşma sayfasının kapanmasından sonra, Arapların Şam'a sunduğu seçenek, hükümetlerini kurmaları için Allavi ve Hariri'yi desteklemesiydi. İran'ın tercihi ise farklı ve karşıttı. Sonuç olarak Şam, vaatlerin aksine Bağdat ve Beyrut'ta Tahran'ın tercihinin yanında yer aldı.

İkincisi, ABD 2011'de Suriye ile İsrail arasında, Şam'ın, Tahran ve Hizbullah ile ittifakından vazgeçmesi karşılığında işgal altındaki Golan'ın tamamının kendisine geri verilmesini içeren bir barış anlaşmasının imzalanması için tüm ağırlığını koydu. Amerikalı arabulucular gerçekten de anlaşmaların taslağını hazırlayıp Şubat 2011'de Esed'e sundular. Şam da İran'dan boşanacağının işaretlerini verdi. Ancak verilen sözlere ve Hamaney'den uzaklaşma sinyallerine paralel olarak Şam, Tahran ve Hizbullah ile arasındaki askeri iş birliği de artıyordu.

2011'den sonra büyük darbe gerçekleşti. Suriye'de ve bölgede köprünün altından çok su aktı. İran ve Hizbullah “rejimi kurtarmak” için askeri, mali, siyasi ve ekonomik müdahalede bulundu.

2011'den sonra büyük darbe gerçekleşti ve bu seçeneğe ilişkin sayfa kapandı. Suriye'de ve bölgede köprünün altından çok su aktı. İran ve Hizbullah “rejimi kurtarmak” için askeri, mali, siyasi ve ekonomik müdahalede bulundu. Diğer karşıt  güçler de müdahale etti. On üç yıl sonra rejim hala iktidarda ve Hizbullah ve İranlı örgütler de dahil olmak üzere beş ordu ve milisler Suriye'de.

Önerilen senaryolardan biri, 2015 yılında müdahale eden Rusya'nın varlığını herkesin kabul ettiği varsayılarak, İran ve Hizbullah'ın çekilmesini, ABD ve Türkiye'nin Suriye'den çekilmelerine bağlamaktı. Ancak asıl sürpriz, Hamas'ın Ekim 2023'teki saldırısının ardından geldi. Şam'ın bunu Tahran'dan ve direniş ekseninin geri kalan üyelerinden farklı bir tutumla ayrışmak için fırsat olarak gördüğü açıktı. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre Şam'ın diğer adımı ise İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırısını, İran’ın abası altından çıkmak ve Hizbullah’ın genişleyen varlığından kurtulmak için bir fırsat olarak görmesiydi.

Son haftalarda İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırısının başlamasıyla birlikte Şam, Hizbullah'a herhangi bir siyasi, askeri veya medya desteği sağlamamak da dahil olmak üzere, bu yeni yönelimini gösteren birçok adım attı. 2006 savaşının aksine Hizbullah için herhangi bir propaganda ve gösteri olmadı, askeri destek verilmedi. Aksine Suriye ordusu, son on yılda binlerce savaşçısını Suriye'ye konuşlandıran Hizbullah'a karşı savaşı ya görmezden geliyor ya da ona karşı savaşı kolaylaştırıyor. Ordu, milislerin ve Hizbullah’ın İsrail'e karşı herhangi bir eylem düzenlemelerini engelledi ve milisler ile Hizbullah’a karşı sıkı önlemler aldı. Buna ilave olarak, askeri durum, Hizbullah üyelerini kendilerini korumak veya Lübnan'daki “ana savaşa” katılmak için gönüllü olarak geri dönmeye sevk etti.

İran Dışişleri Bakanı, Esed'i, İsrail'e karşı direniş ekseni operasyonlarına katılmaya ikna etmeyi başaramadı. Aynı şekilde Suriyeli mevkidaşı ile bir ortak basın toplantısı düzenlemeyi de başaramadı

Tahran'a gelince, Şam’ın kendisinden uzaklaştığını gösteren pek çok işaret var. Bunun son tezahürü olarak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Esed'i İsrail'e karşı direniş ekseni operasyonlarına katılmaya ikna etmede başarılı olamadığını belirtmek yeterli. Arakçi, Suriyeli mevkidaşı Bessam el-Sabbağ ile ortak tutum sergilemek için bir ortak basın toplantısı düzenlemeyi de başaramadı, bu nedenle İran Büyükelçiliği’nde açıklamalarda bulunmakla yetindi. Buna ek olarak Şam Kitap Fuarı’nı dolduran İran kitapları, uzun yıllardan sonra ilk kez bu yılki fuarda görülmedi ve görülmesine izin verilmedi.

Suriye’nin verdiği işaretler ve attığı adımlar Şam'daki yeni yönelimi gösteriyor. Bu sadece bir yönelim değil, bir bahis ve kumardır. Bu durumda geriye iki soru kalıyor:

Birincisi, Suriye'nin attığı adımlar, Ortadoğu fırtınasının ve İsrail saldırganlığının merkezinde olmaktan kurtulana, yeni Amerikan başkanı Beyaz Saray'daki ofisine yerleşene kadar zaman kazanmaya mı yönelik? Önceki aşamalarda Esed, dış baskıları hafifletmek veya pencereler açmak için İran ile arasına mesafe koymaya istekli olduğunu ima etmişti. Hizbullah'a yönelik mevcut önlemler ve İran Dini Lideri’nin tercihlerinden uzaklaşmak bir manevra mı, yoksa nihai bir hamle mi?

İkincisi, bilhassa İran, kendisine ihanet eden ve stratejilerinden sapan müttefiklerine ve vekillerine karşı sessiz kalmadığı göz önüne alındığında, Irak'taki nüfuzunun arka bahçesi, Lübnan'daki vekili için ikmal hattı ve Filistin kartı için köprüsü olan Suriye'yi kaybetme konusunda sessiz kalır mı? Yoksa Tahran, Suriye’nin manevrası yalnızca Binyamin Netanyahu'nun “kırmızı çizgileri” aşan saldırılarından ve uyarılarından kaçınmayı hedeflediği, ayrıca Suriye'nin ona ihtiyacı olduğu kadar kendisinin de Suriye'ye ihtiyacı olduğu için mi kabul ediyor?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.