Başı ve kollarıyla İran ile mücadele

Otuz yıl boyunca “Arapları, Batı'yı ve İsrail'i iki şeyle korkutmaya çalıştı; nükleer yarış tehdidi ve direniş ekseninin örgütlenmesi.”

Bugün yeni olan, rejimi devirmenin en kesin yolunun ne olduğuna dair onlarca yıldır süren stratejik tartışmanın ardından, İran'ın kollarını zayıflatmak için yürütülen savaştır (AFP)
Bugün yeni olan, rejimi devirmenin en kesin yolunun ne olduğuna dair onlarca yıldır süren stratejik tartışmanın ardından, İran'ın kollarını zayıflatmak için yürütülen savaştır (AFP)
TT

Başı ve kollarıyla İran ile mücadele

Bugün yeni olan, rejimi devirmenin en kesin yolunun ne olduğuna dair onlarca yıldır süren stratejik tartışmanın ardından, İran'ın kollarını zayıflatmak için yürütülen savaştır (AFP)
Bugün yeni olan, rejimi devirmenin en kesin yolunun ne olduğuna dair onlarca yıldır süren stratejik tartışmanın ardından, İran'ın kollarını zayıflatmak için yürütülen savaştır (AFP)

Refik Huri

İran'ın gücü, İmam Humeyni Devriminden bu yana geliştirdiği güç unsurlarının yanı sıra, kollarında yatmaktadır. Ancak kendisi ABD dostu rejimler için korkutucu olduğu kadar o da Velayet-i Fakih rejiminin güvenliği konusunda ABD’den korkmaktadır. Washington ne zaman “rejimi değiştirmek değil, rejimin davranışlarını” değiştirmek istediğini söylese, bunun Tahran'daki tercümesi rejime karşı komplo olmuştur, çünkü davranışları rejimin temel bir faktörüdür. Özellikle Başkan Barack Obama döneminde, ABD ile ne zaman masanın üstünden veya altından anlaşmalara ya da uzlaşılara varılsa, İran sanki ondan bölgeye hâkim olma ve Amerikan nüfuzunu zayıflatma izni almış gibi davrandı. Brookinger Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney’in dediği gibi; “İran'ın çevreleme stratejisi kapsamında izole edildiği yönündeki hâkim izlenim yanlıştır, zira İran yakın çevresinde kendi adına faaliyet gösteren milisleri güçlendirmek için hesaplı bir strateji geliştirmiştir.”

“Tahran'ın hegemonya kurmasını ABD dışında engelleyebilecek güç yoktur.”

Bugün yeni olan, rejimi devirmenin en kesin yolunun kollardan mı başlamak yoksa doğrudan başı hedef almak mı olduğuna dair onlarca yıldır süren stratejik tartışmanın ardından İran'ın kollarını zayıflatmak için yürütülen savaştır. Zira Humeyni, “Devrim Muhafızları” tarafından “devrimin ihraç edilmesi” çağrısında bulunduğunda, “Rejim kapalı bir ortamda kalırsa mutlaka yenilgiyle karşı karşıya kalacaktır” demişti.

Tahran, Lübnan'daki Hizbullah'a, Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri’ne, Suriye'deki Kudüs Gücü'ne bağlı milislere ve Yemen'deki Husilere baktığında ilk savunma hattının güçlü olduğu konusunda kendisini güvende hissediyor.

İngiliz The Economist dergisinin görüşüne göre İran 30 yıldır “Arapları, Batı'yı ve İsrail'i iki şeyle korkutmaya çalışıyor: nükleer yarış tehdidi ve direniş ekseninin örgütlenmesi.” Ancak İsrail “Gazze'de Hamas'ın askeri kanadını vurdu ve deha ile aldatma konusunda Hizbullah'ı alt etti.” İran, kollarına yardım edemeyecek ve kendini savunamayacak kadar zayıf göründü ve İsrail'i kendisine saldırmaktan caydırmak konusunda silahlarına olan güveni sona erdi. Richard Fontaine ve Andrea Kendall-Taylor'ın Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran'ı kapsayan ve uluslararası sistemde Amerikan tek kutupluluğuna itirazda birleşen “kargaşa ekseni” olarak adlandırdıkları eksen bile İslami Cumhuriyeti’ne destek adına fazla bir şey sunamıyor.

Ancak kesin sonuçlara varmak için henüz çok erken; zira İran'ın Arap ülkelerinde inşa ettiği yapılar sadece füzeler, insansız hava araçları ve diğer silahlarla donanmış askeri örgütler değil, aynı zamanda Velayet-i Fakih’e inanan ideolojik örgütler de. İran rejimi düşse veya kollarıyla birlikte zayıflasa bile desteklemeyi benimsediği Filistin davası, Filistinli nesiller arasında ölmeyecektir. İran, 1,8 milyon metrekarelik yüzölçümüyle çok büyük bir ülke olup, 2.700'ü deniz olmak üzere 8.731 kilometre uzunluğunda sınırı bulunmaktadır. 15 ülkeyle komşudur. Stratejik konumu kuzey-güney eksenindeki Hazar Denizi bölgesi ile doğu-batı eksenindeki Batı Asya olarak adlandırdığı Orta Asya ve Ortadoğu arasında merkezi bir konumdadır. Dolayısıyla tek bir Amerikan ya da İsrail saldırısı nükleer tesisleri yok edemez. Nükleer bomba yapmayı öğrenen beyinleri öldürmek de mümkün değil. ABD, İran ile uzlaşmak istediğini birçok alanda kanıtladığı gibi, Tahran da Büyük Şeytan ile nükleer ve bölgesel bir anlaşma sağlamak için çalıştı ve çalışıyor.

Dahası Mollalar Cumhuriyeti, Gazze ve Lübnan savaşının güç dengesinde eninde sonunda Amerikan nüfuzunu zayıflatacak ve İran'ın büyük rol oynayacağı bölgesel sistemin önünü açacak bir değişime yol açacağına hâlâ inanıyor. Yıkım ve kurbanlar ise umurunda değil. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre stratejik sabır, ABD'nin sabırsızlığı, ABD ile Avrupa arasındaki ekonomik çıkar farklılıklarından yararlanma üzerine bahis oynuyor.

Bunlar elbette yanılsamaların, hayallerin, bahislerin ve gerçeklerin birbirine karıştığı hesaplamalardır. En tehlikeli politikalar, stratejik belirsizliklerin hâkim olduğu bir dünyada, ideolojik kesinlik üzerine inşa edilen politikalardır. Uzmanlar Ray Takeyeh ve Eric Edelman'ın “rejim değişikliği” üzerinde çalışmaya ve üçüncü İran devrimini desteklemeye çağırdığı ABD eğer Ortadoğu'da istikrar üzerine bahis oynuyorsa, Rusya Devlet Başkanı da “Putin'in ödülü” olan Tahran ile ortaklığa öncelik veriyor.

İran bölgedeki kargaşa, kaos ve krizlerle besleniyor ve rakiplerinin yaptıklarından faydalanıyor. Ama İran uzmanlarına göre rejim için asıl tehlike içeride yatıyor; rejimin baskıları, bazı liderlerinin yolsuzluğa bulaşması ve ekonomik durumun kötü olması sebebiyle büyük bir memnuniyetsizlik var ve “Özgürlük, Yaşam ve Kadın” gösterileri hâlâ halk arasında canlılığını koruyor.

Yurt dışında yaşayan İranlı uzmanlar arasında ABD’ye muhalifleri desteklemeyi bırakması çağrısında bulunanlar da var çünkü onlara göre bu destek, iç işlerine karışılmasını reddeden halkın gözünde muhalefeti zayıflatıyor.

Karim Sadjapour, New York Times'ta şöyle diyor: “Hamaney reform ve baskı arasında seçim yapmakla karşı karşıya kaldığı her dönüm noktasında, seçimini baskıdan yana yaptı.”

Hüseyin Celali, “örtünün düşmesinin cumhuriyetin bayrağının düşmesi anlamına geldiğine ve 40 yıllık sert gücün, 2 bin yıldan fazla süredir var olan İran'ın kültürel yumuşak gücü tarafından mağlup edileceğine” inanıyor.

Hatta Devrim Muhafızları bile komutanı Hüseyin Selami'ye sunduğu gizli bir çalışmada, halkın yüzde 65'inin rejimi desteklemediğini, yüzde 21'inin güçlü bir şekilde desteklediğini, yüzde 5'inin ise belli ölçüde desteklediğini itiraf etti.

Dini rejimin karşı karşıya olduğu yeni meydan okuma, bu kez hem başının hem de kollarının dertte olmasıdır.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe