İsrail'in İran'a eski ve yeni saldırıları

 (Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İsrail'in İran'a eski ve yeni saldırıları

 (Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İbrahim Hamidi

Eski saldırılarda güven veren bir yan varken, yeni saldırılar endişe verici ve Ortadoğu'nun korkunç alevlerine benzin döküyor

İran-İsrail çatışmasının son dalgasında yeni ve eski neler var? Ortadoğu'da ABD’nin mimarı olduğu yeni bir askeri normalleşmeye mi tanık oluyoruz?

Geçtiğimiz aylarda, herhangi biri başka koşullarda, başka bölgelerde veya başka yıllarda meydana gelmiş olsaydı, geniş çaplı bir askeri çatışmaya veya uluslararası müdahalelere yol açacak bölgesel bir savaş ile sonuçlanabilecek bir dizi olaya tanık olduk.

İran ve İsrail'in yıllardır vekiller, müttefikler, istihbarat operasyonları ve gizemli saldırılar yoluyla devam eden “gölge savaşı”ndan füzeler, insansız hava araçları ve bombardıman uçaklarıyla yürütülen ikili çatışmaya geçtiklerinde yaşananlardan bazılarını hatırlayalım.

Geçtiğimiz nisan ayında İsrail, Şam'daki İran konsolosluğunu bombaladı ve Devrim Muhafızlarının bazı üst düzey liderlerini öldürdü. İran, misilleme olarak İsrail'e 300'den fazla insansız hava aracı ve füzeyle saldırı düzenledi. İsrail de İsfahan'daki nükleer tesislerin çevresine hava saldırısı düzenleyerek karşılık verdi.

Temmuz ayının sonunda İsrail, Hamas Siyasi Büro başkanı İsmail Heniyye'yi Tahran'da Dini Lider Ali Hamaney ile görüştükten ve merhum İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin uçağının “teknik arıza” nedeniyle düşmesi sonucu hayatını kaybetmesinin ardından, İran'ın yeni cumhurbaşkanı seçilen Mesud Pezeşkiyan'ın göreve başlama törenine katıldıktan birkaç saat sonra öldürdü.

İsrail, eylül ayında önce çağrı cihazlarını, ardından telsizleri patlatarak Lübnan'a yönelik savaşını başlattı. Daha sonra büyük bir adım atarak, Genel Sekreter Hasan Nasrallah da dahil olmak üzere tüm Hizbullah liderlerine suikast düzenledi.

Ekim ayı başında İsrail, Güney Lübnan'a kara saldırısı başlattı ve Beyrut’un güney banliyösüne yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. İran ise saldırıya 200'e yakın balistik füzeyle karşılık verdi. Bunun üzerine ekim ayının sonunda 100 İsrail savaş ve bombardıman uçağı, 1980'lerin başındaki İran-Irak savaşından beri vurulmayan başkent Tahran dahil olmak üzere, İran'ın üç stratejik bölgesine hava saldırıları düzenledi.

Hasan Nasrallah “kırmızı çizgi” olduğu için daha önceki birçok suikast girişiminden sağ kurtulmuştu. Eğer Tel Aviv yıllar önce ona suikast düzenleseydi ya da Tahran'ı doğrudan bombalasaydı, iki başkent arasında şiddetli bir çatışma çıkardı. Aynı şey, iki taraf arasında meydana gelen diğer suikastlar veya saldırılar için de geçerli.

Tahran ile Tel Aviv arasındaki doğrudan çatışma giderek tırmanan bir süreçte. Hiç şüphe yok ki detaylar bu sarmal boyutu yansıtıyor

Neden doğrudan ve geniş çaplı bir savaş patlak vermedi? Yeni çatışma fırtınasında yeni ve eski neler var?

Öncelikle aralarındaki doğrudan çatışmanın giderek tırmanan bir süreçte olduğunu belirtmek gerekiyor. Hiç şüphe yok ki detaylar bu sarmal boyutu yansıtıyor. Nisan ayında İran, İsrail'i insansız hava araçlarıyla ve Şam'daki konsolosluğunu bombalayan uçakların kalktığı bölgeyi vuran birkaç füzeyle hedef almıştı. Tel Aviv buna İsfahan yakınlarını hedef alan gizemli bir operasyonla karşılık verdi. Tahran’ın bundan haberi vardı ve tüm başkentler kimin bombaladığını ve neyi hedef aldığını biliyordu, ancak Netanyahu hükümeti resmi olarak sorumluluğu üstlenmedi.

Ekim yüzleşmesi nisan dalgasından daha ileri ve derin. İran bu ayın başında balistik füzelerle daha geniş ve derin bölgelerdeki askeri tesisleri hedef aldı. Nisan ayına göre insansız hava araçlarının kalkışını daha geç bildirerek, Tel Aviv'e daha az zaman tanıdı. İsrail'e gelince, uçakları hava sahaları ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyonun kontrolünde olan Suriye ve Irak üzerinden geçerek, İran ve Rusya'nın hava savunma sistemlerini (S-300), füze üretim fabrikalarını ve insansız hava araçlarını hedef aldı. Bu kez İsrail ordusu saldırının sorumluluğunu üstlendi ve “stratejik hedeflerin” vurulduğundan söz etti.

Netanyahu, İsrail'in İran'ın derinliklerine ulaşabildiğini ve onu savunmasız bırakabileceğini kanıtladı. Ancak Dini Lider’e darbelerin şiddetini küçümseyerek “onurunu koruma” imkânı da tanıdı

Haftalarca süren karşılıklı mesajların ve uyarıların sonucu, saldırıların kusursuz bir Amerikan mühendisliğiyle gerçekleştirilmesi oldu. Tel Aviv saldırının sorumluluğunu üstlendi, ancak Tahran'ı küçük düşürecek korkunç görüntüler yayınlamadı. Yemen'in Hudeyde Limanını bombaladığında yaptığı gibi, Ortadoğu'nun her yerinde görülen fotoğraflar yayınlamadı. İran'ın nükleer programını hedef almadı, çünkü ABD'nin katılımı olmadan bunu yapması zordu. Petrol tesislerini hedef almadı, çünkü bu durum bölgeyi ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in seçimleri kazanma şansını etkilerdi.

Binyamin Netanyahu'nun İsrail'in İran'ın derinliklerine ulaşma kapasitesine sahip olduğu mesajı adresine ulaştı. Dahası İsrail hava savunma sistemini vurarak, İran topraklarını savunmasız bıraktı. Ancak İran’a saldırıların şiddetini küçümseyerek ve basitleştirerek “onurunu koruma” ve Dini Lider’in dediği gibi saldırıları “ne küçümsemeli ne de abartmalıyız” deme imkânı da tanıdı.

İsrail, Suriye'yi, Yemen'i, Gazze Şeridi'ni, Batı Şeria'yı, Lübnan'ı ve Irak'ı bombalıyor. Bu “normal”, yeni “normal” ise ABD’nin mühendisliğiyle gerçekleşen karşılıklı İsrail-İran saldırılarıdır

Eşi görülmemiş stratejik zaferlerini kutlayan Netanyahu, Joe Biden'ın İran’ın nükleer tesisleri ile petrol tesislerinin bombalanmaması taleplerini, ABD’nin 100 askerle THAAD füze sistemini konuşlandırması, İsrail uçaklarına Suriye ve Irak üzerinde koruma sağlaması, İsrail'i gelecekteki İran saldırılarına karşı koruma sözü vermesi karşılığında kabul etti. Dahası Netanyahu, önümüzdeki aylarda Tahran'ın sert bir misillemede bulunması durumunda, ister Biden'ın görev süresinin son günleri olsun, ister Harris kazanmış olsun, İran'a yönelik olası herhangi bir saldırıya ABD’nin destek sağlamasını şart koşmuş da olabilir. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, yeni Amerikan başkanı göreve gelene kadar zaman kazanmak için son turun “karşı yanıt ve misilleme döngüsünün” sonu olmasını isteyen Biden için yeterli bir düzenleme. Bibi ise elbette seçimlerden sonra Beyaz Saray’da “arkadaşı” Donald Trump'ın olmasına bahis oynuyor.

İsrail saldırılarında gerilimi daha da artıran bir yenilik, aynı zamanda olayların kontrolden çıkmasını engelleyen eski bir mühendislik var. İsrail Suriye'yi, Yemen'i, Gazze Şeridi'ni, Batı Şeria'yı, Lübnan'ı ve Irak'ı bombalıyor. Bu “normal” bir duruma dönüştü ve artık istisnai bir haber ya da bölgesel bir savaş için yeterli sebep değil. Ortadoğu, ABD’nin mimarı olduğu yeni bir “askeri normalleşmenin” eşiğinde. Arap arenalarda şiddetli bir gölge savaşına paralel olarak Tel Aviv ile Tahran arasında Arap, Suriye ve Irak hava sahalarını ihlal eden doğrudan saldırılar gerçekleşiyor.

Savaşan taraflar arasında bölgenin enkazı üzerinde yaşanan yeni yumruklaşmada, gece huzurlu bir şekilde uyumayı sağlayabilecek eski bir şeyler var. Saldırılarda ise Ortadoğu'daki eski yangınları körükleyen bir yenilik var.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Petrolün kalbi tehlikede: Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 6 ay sürebilir

Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
TT

Petrolün kalbi tehlikede: Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 6 ay sürebilir

Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)

Ortdoğu’da artan askeri gerilim ve bunun küresel ekonomi üzerindeki olası etkilerine yönelik endişeler sürerken, dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı yeniden gündemin merkezine yerleşti. Bu çerçevede, ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) gelen yeni bir uyarı, bu stratejik su yolundaki krizinin kısa sürede çözülemeyebileceğine işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent gazetesinden aktardığı bir habere göre İran tarafından döşendiği değerlendirilen deniz mayınlarının Hürmüz Boğazı’ndan tamamen temizlenmesi altı aya kadar sürebilir.

Washington Post gazetesi ise üç kaynağa dayandırdığı haberinde, bu değerlendirmenin ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili tarafından salı günü Kongre’de gerçekleştirilen kapalı oturumda milletvekillerine sunulduğunu yazdı.

Bu tablo, ekonomik etkilerin uzun süre devam edebileceğine işaret ediyor. Zira Hürmüz Boğazı, küresel petrol taşımacılığının en kritik hatlarından biri olarak biliniyor. Savaş öncesinde dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten taşınıyordu. Ancak halihazırda ABD ile İran arasındaki karşılıklı abluka nedeniyle geçişler ciddi şekilde sekteye uğramış durumda.

Gelişmeler enerji piyasalarına da hızla yansıdı. ABD’de benzinin ortalama galon fiyatı çarşamba günü 4,02 dolara yükselirken, bu rakam ABD ve İsrail’in İran’a yönelik sürpriz saldırısından yalnızca iki gün önce 2,98 dolar seviyesindeydi.

Krizin etkileri yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmıyor. ABD iç siyasetinde de yankı bulan gelişmelerin, özellikle yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin performansını olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kamuoyu yoklamalarına göre savaş, Amerikan seçmeninin çoğunluğu tarafından desteklenmiyor. Ayrıca seçmenlerin yarıdan fazlası, artan akaryakıt fiyatları nedeniyle eski Başkan Donald Trump’ı büyük ölçüde sorumlu tutuyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell ise Washington Post’ta yer alan haberi “doğru değil” şeklinde nitelendirdi, ancak detay vermekten kaçındı.

Öte yandan kimliklerinin açıklanmasını istemeyen üç yetkili, Kongre üyelerine sunulan istihbaratın İran’ın Hürmüz Boğazı ve çevresine 20’den fazla deniz mayını yerleştirmiş olabileceğini gösterdiğini belirtti. Bu mayınların bir kısmının botlar aracılığıyla, bir kısmının ise GPS tabanlı yönlendirme sistemleri kullanılarak yerleştirildiği ifade ediliyor. Bu durum, mayınların tespitini ve etkisiz hale getirilmesini daha da zorlaştırıyor.

ABD’nin bu mayınlara nasıl müdahale edeceği henüz netlik kazanmış değil. Ancak bazı yetkililer, olası temizleme operasyonlarında insansız hava araçları ve helikopterlerin kullanılabileceğini dile getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre İran, söz konusu mayınları mart ayından itibaren döşemeye başladı. Bu adım, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların ardından geldi.

ABD Savunma İstihbarat Ajansı’nın tahminlerine göre İran’ın envanterinde 5 binden fazla deniz mayını bulunuyor. Hürmüz Boğazı’nın sığ ve dar yapısı göz önüne alındığında, bu mayınlar hem son derece etkili hem de temizlenmesi oldukça zor bir tehdit oluşturuyor. Bu da uluslararası deniz ticareti açısından riskleri önemli ölçüde artırıyor.


Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, 90 milyar euroluk kredi sonrası Güney Kıbrıs'taki gayriresmi Avrupa Konseyi Zirvesi’ne katılıyor

Brüksel'deki Avrupa Komisyonu binasının önünde dalgalanan AB bayrakları (Reuters)
Brüksel'deki Avrupa Komisyonu binasının önünde dalgalanan AB bayrakları (Reuters)
TT

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, 90 milyar euroluk kredi sonrası Güney Kıbrıs'taki gayriresmi Avrupa Konseyi Zirvesi’ne katılıyor

Brüksel'deki Avrupa Komisyonu binasının önünde dalgalanan AB bayrakları (Reuters)
Brüksel'deki Avrupa Komisyonu binasının önünde dalgalanan AB bayrakları (Reuters)

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin liderleri, Brüksel'in Ukrayna'ya 90 milyar euro (106 milyar dolar) tutarında krediyi onaylamasının ardından bu akşam Güney Kıbrıs'ta bir zirvede bir araya gelecekler. Zirveye Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de katılacak.

Kredinin, adanın doğusundaki lüks Ayia Napa Marina’da devlet ve hükümet başkanları arasında düzenlenecek akşam yemeğinden önce resmi olarak onaylanması bekleniyor.

Avrupalı bir diplomat, Zelenskiy'nin şu an AB dönem başkanlığını yürüten Güney Kıbrıs'ta bulunmasının, AB fonlarının 2026 ve 2027 yıllarında Ukrayna'nın Rusya karşısındaki mücadelesini desteklemesine olanak tanıyacak olmasının ardından ‘sembolik bir önem taşıdığını’ söyledi.

Görev süresi sona eren Macaristan Başbakanı Viktor Orban, hasarlı bir boru hattına ilişkin derin bir anlaşmazlık nedeniyle söz konusu krediyi aylardır engelliyordu. Orban’ın seçimlerdeki yenilgisinin ardından Macaristan, Kiev'in Druzhba Boru Hattı’nı onararak yeniden faaliyete geçirdiğini açıklamasının ardından Rus petrolünün boru hattı üzerinden akışını bekleyerek fonlar üzerindeki vetosunu kaldırdı.

AB liderleri, bu gayri resmi zirvede herhangi bir önemli karar almayacak. Kiev'e sağlanan kredi konusunda rahatlayan Avrupalı liderler, şimdi ağırlıklı olarak Ortadoğu'daki savaşa odaklanacak.

Bu çerçevede yarın bölgeden bazı liderlerin de öğle saatlerindeki çalışma yemeğine katılması bekleniyor. Bu liderler arasında Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şera ve Ürdün Veliaht Prensi Hüseyin bin Abdullah yer alıyor.

24 milyar euro

Bir yetkiliye göre Avrupalılar, sınırlı nüfuzlarına rağmen bölge ülkeleriyle ‘yoğun diyalog’ için çaba gösterirken ‘Lübnan'daki durum ile İsrail-Lübnan barış müzakerelerini’ ele almak istiyorlar.

Güney Kıbrıs'taki zirve sembolik bir boyut da taşıyor. Çünkü savaşın başında adadaki iki İngiliz üssü İran tarafından insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmıştı.

İran’ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla Avrupa ekonomisi ağır sonuçlarla yüzleşti. Yedi haftada petrol ve gaz faturası 24 milyar euro arttı.

Avrupa'nın tüm ülkelerinde ağır sanayi, tarım ve balıkçılık gibi en kırılgan sektörleri desteklemek için maliyetli önlemler alınıyor.

AB ise kerosen kıtlığı yaşanma ihtimalini yakından izliyor.

Avrupalı bir yetkili, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Koşulların elverdiği durumlarda Hürmüz Boğazı'nın açık tutulmasına katkıda bulunmaya hazırız. Her şey elbette olayların nasıl gelişeceğine bağlı olacak. ABD ile İran arasındaki ateşkesin saygı görmesini ve sürdürülmesini umuyoruz" dedi.

Brüksel dün, Ortadoğu’daki savaştan kaynaklanan krizle başa çıkmaya yönelik tavsiyelerini açıkladı. Ancak AB herhangi bir önemli açıklama yapmadı ve mali taahhütte de bulunmadı. Dolayısıyla AB'nin ve üye devletlerin mali durumu en iyi halinde değil.

Dolayısıyla AB'nin ve üye devletlerin mali durumu en iyi halinde değil.

Mali boyuta gelince, Avrupa ülkelerinin Güney Kıbrıs’taki zirvede yaklaşık 2 trilyon euro olarak tahmin edilen 2028-2034 dönemi AB bütçesine ilişkin son derece hassas tartışmalara girmesi gerekiyor.

Görüşmelerin, Avrupa’nın daha fazla yatırım yapmasını isteyen Paris ile mali açıdan ihtiyatlı bir tutum sergileyen Berlin arasında zorlu geçmesi bekleniyor.


İran, ABD ve İsrail'in yargılanması için akademik kurumlara yönelik saldırılarını belgeliyor

Tahran'daki bir binanın duvarındaki ABD karşıtı duvar resminin önünden motosikletiyle geçen bir adam (Reuters)
Tahran'daki bir binanın duvarındaki ABD karşıtı duvar resminin önünden motosikletiyle geçen bir adam (Reuters)
TT

İran, ABD ve İsrail'in yargılanması için akademik kurumlara yönelik saldırılarını belgeliyor

Tahran'daki bir binanın duvarındaki ABD karşıtı duvar resminin önünden motosikletiyle geçen bir adam (Reuters)
Tahran'daki bir binanın duvarındaki ABD karşıtı duvar resminin önünden motosikletiyle geçen bir adam (Reuters)

İran haber ajansı Mehr, İran’ın ABD ve İsrail tarafından ülkedeki akademik kurumlara düzenlenen saldırıları belgelemeye başladığını aktardı. Mehr’in haberine göre İran, ABD ve İsrail’in uluslararası mahkemelerde yargılanmaları için hukuki dosya hazırlama çalışmalarını sürdürüyor.

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Bilim, Teknoloji ve Bilgi Tabanlı Ekonomiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Hüseyin Afşin, Tahran'daki Şehit Beheşti Üniversitesi'ni ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, bu çalışmanın ‘Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki hukuk birimi aracılığıyla’ yürütüldüğünü söyledi.

İran hükümetinin açıklamalarına göre savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirilen saldırılarda İran'da 20'den fazla üniversite zarar gördü. Bunun yanı sıra akademisyenler de hedef alındı. Tahran, tüm bunların ülkenin bilimsel ve kültürel temellerini zayıflatmaya yönelik girişimler olduğunu öne sürüyor.

Afşin, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Akademik kurumlara yönelik saldırılar, yalnızca mülk ve teçhizata yapılan bir saldırı değil, bilgi üretiminin, nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesinin ve ülkenin kalkınma geleceğinin temellerine yapılan bir saldırıdır.”

Mehr'in haberine göre Afşin, İranlı yetkililerin ‘tüm teknik belgeleri, uzman raporlarını ve saha kanıtlarını’ toplayarak bunları ‘mevcut hukuki kanallar aracılığıyla ilgili uluslararası kurumlara’ sunmaya hazırladığını da sözlerine ekledi.