BM kararıyla kurulan İsrail, uluslararası örgütle neden ‘savaşıyor’?

BM ile İsrail arasında olağanüstü ilişki

Görsel: Nash Weerasekera
Görsel: Nash Weerasekera
TT

BM kararıyla kurulan İsrail, uluslararası örgütle neden ‘savaşıyor’?

Görsel: Nash Weerasekera
Görsel: Nash Weerasekera

Remzi İzzettin Remzi

İsrail'in Birleşmiş Milletler (BM) ile başka bir benzerine rastlanmayan bir ilişkisi var. Uluslararası örgütün kararıyla kurulan İsrail, aynı zamanda örgütün kararlarını en sık ihlal eden ülke. İsrail’in bu siciline ve sayısız kez kınanmasına rağmen BM, İsrail’e başka hiçbir üyesinin sahip olmadığı nadir bir hoşgörü gösteriyor.

BM Genel Kurulu, Filistin Mandası'nı bir Arap ve bir Yahudi devleti olarak bölmeye karar verdiği 1947 tarihli 181 sayılı kararıyla İsrail'i kurdu. Eğer bu karar olmasaydı, uluslararası toplum İsrail Devleti'ni kabul etmezdi. Ancak İsrail'in uluslararası alanda kabul gören bu gerçeği görmezden geldiğini görüyoruz. Öyle ki Başbakan Binyamin Netanyahu geçtiğimiz günlerde bu gerçeğe açıkça meydan okudu.

İsrail parlamentosu Knesset, uluslararası topluma açıkça meydan okuyarak BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) faaliyetlerini yasaklayan ve kararın 90 gün sonra yürürlüğe girmesini öngören yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti.

İsrail, ister BM Güvenlik Konseyi (BMGK), ister BM Genel Kurulu ve alt organları, ister Uluslararası Adalet Divanı (UAD), isterse de BM’nin diğer kuruluşları tarafından alınmış olsun BM tarafından alınan kararlara meydan okuma konusunda rekor kırdığını söyleyebiliriz. İsrail'in, ‘evlerine dönmek ve komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen mültecilere mümkün olan en erken tarihte bunu yapmalarına izin verilmeli ve geri dönmemeyi seçenlerin malları için tazminat ödenmeli ve uluslararası hukuk veya eşitlik ilkeleri uyarınca sorumlu Hükümetler veya yetkililer tarafından telafi edilmesi gereken mal kaybı veya hasarı için tazminat ödenmeli’ diyen 1949 tarihli 194 sayılı BM Genel Kurulu kararını hiçe sayması, bunun ilk açık örneklerinden biridir. Kararın kabul edilmesinin üzerinden geçen yetmiş beş yılın ardından İsrail karara uymak için hiçbir adım atmamıştır.

İsrail, BM barış güçlerini kasıtlı olarak hedef alan tek ülkedir. İsrail ordusu1996 yılında Lübnan'ın güneyindeki Kana köyünde Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mevzilerine saldırdı. Bugün de Güney Lübnan'ı işgali sırasında çeşitli yerlerde doğrudan ve defalarca kez UNIFIL’i hedef aldı.

İsrail, BM barış güçlerini kasıtlı olarak hedef alan tek ülke.

Öte yandan İsrail, bir BM kuruluşunu terör örgütü olarak tanımlamak üzere adım atan tek ülke. İsrail parlamentosu Knesset, temmuz ayında UNRWA’nın terör örgütü olarak tanımlanmasını öngören ve pazartesi günü kabul edilen bir yasa tasarısını ön onaydan geçirdi. UNRWA 1949 yılında BM Genel Kurulu tarafından Filistinli mültecilere doğrudan yardım ve istihdam programları uygulamak üzere kuruldu. UNRWA, Filistinliler arasındaki eğitim seviyesini Arap dünyasındaki en yüksek seviyeye çıkarmasıyla biliniyor.

İsrail, özellikle uluslararası insancıl hukuk ve insan haklarıyla ilgili olanlar başta olmak üzere, onlarca uluslararası anlaşma ve sözleşmeyi de diğer tüm devletlerden daha fazla ihlal etti. Bu durum, uluslararası organlar tarafından kabul edilen sayısız kararın yanı sıra BM özel raportörlerinin ve işgal altındaki topraklardaki durumla ilgilenen İsrailli ve uluslararası insan hakları örgütlerinin hazırladığı raporlarla da kanıtlandı.

dvd
Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne girmek için bekleyen UNRWA yardım tırı, 19 Kasım 2023 (DPA)

İsrail, aynı zamanda UAD önünde soykırım suçundan yargılanan ilk ve tek ülke. Güney Afrika, diğer bazı ülkelerle birlikte İsrail'i Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere karşı soykırım yapmakla suçladı. Bu suçlamaların değerlendirilmesini gerektirecek makul kanıtlar bulan UAD, iki kez ‘ihtiyati tedbir’ kararı aldı ve bu kapsamda İsrail'den 1948’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal eden eylemleri önlemek için gerekli tüm tedbirleri almasını istedi. Aynı zamanda Gazze halkı ‘açlık ve yetersiz beslenme’ ile karşı karşıya olduğundan temel gıda malzemelerinin derhal sağlanmasını zorunlu kıldı.

İsrail'in BM’yi küçük düşüren hamleleri geçtiğimiz günlerde hiçbir gerekçe göstermeksizin BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'i ‘istenmeyen kişi’ ilan etmesiyle daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Bunun tek sebebi, Guterres'in küresel vicdanı yansıtmak üzere kurulmuş uluslararası bir örgütün başı olarak en temel görevlerini yerine getirmiş olmasıydı.

İsrail'in BM’ye karşı meydan okumaları çok eskilere dayanıyor. İsrail, uluslararası toplumun iradesini ilk kez 1978 yılında açıkça hiçe saydı. Buna bizzat tanık oldum.

İsrail'in BM’ye karşı meydan okumaları çok eskilere dayanıyor. Buna 1978 yılında Mısır’ın New York'taki Birleşmiş Milletler Daimi Misyonu'nda genç bir diplomatken bizzat ve doğrudan tanık oldum. İsrail'in o dönemki Daimi Temsilcisi Haim Herzog'un (İsrail'in eski cumhurbaşkanı ve mevcut Cumhurbaşkanı İzak Herzog’un babası) kibar diplomatik görünümüne rağmen BM Genel Kurul salonuna bir yığın gazeteyle girip, ülkesi hakkında söylenenlere kayıtsız kaldığını göstermek için bunları delegelerin önünde kasıtlı olarak okumasına bizzat şahit oldum. O dönemde Batılı ülkelerin çok azı İsrail'i savunuyordu.

Herzog'un halefi, seçkin bir uluslararası hukuk profesörü olan Yehuda Blum, İsrail'in BM'ye yönelik meydan okumalarında çıtayı yükseltti. İsrail, BMGK’da uluslararası hukuku ihlal ettiği ve çok sayıda BM kararını çiğnediği için geniş çaplı ve sürekli olarak eleştirildiği sırada Blum’un İsrail’i eleştiren ülkeleri BMGK’nın gündemindeki konuyla ilgisi olmayan konularda saldırmaktan başka seçeneği yoktu. Sadece ABD ve diğer birkaç üye onun öfkeli saldırılarından kurtulabildi.

O zamandan bu yana İsrail'in BM'ye meydan okuması, Gazze ve Batı Şeria'daki eylemlerinden Lübnan'a kadar geçtiğimiz yıl daha önce eşi ve benzeri görülmemiş seviyelere ulaşarak önemli ölçüde arttı. İsrail, uluslararası insancıl hukuk ve insan haklarıyla ilgili olanlar başta olmak üzere uluslararası hukukun ilkelerini ve normlarını öylesine ihlal etti ki en yakın müttefiklerine bile onun utanç verici sicilini kabul etmekten başka çare bırakmadı. BM Genel Kurulu, geçtiğimiz eylül ayında onuncu acil özel oturumunda, UAD tarafından temmuz ayında yayınlanan ve İsrail'in Filistin topraklarında devam eden varlığının ‘yasadışı’ olduğunu ve ‘tüm devletlerin onlarca yıldır süren işgali tanımaması gerektiğini’ belirten tavsiye kararına ilişkin bir kararı ezici bir çoğunlukla kabul etti. Kararda ayrıca İsrail'e uluslararası hukuka uyması ve askeri güçlerini derhal geri çekmesi, tüm yeni yerleşim faaliyetlerini durdurması, yerleşimcileri işgal altındaki topraklardan tahliye etmesi ve işgal altındaki Batı Şeria'da inşa ettiği ayrım duvarının bazı bölümlerini yıkması çağrısında bulunuldu.

Kararda ayrıca İsrail'in toprak ve taşınmaz mallarının yanı sıra 1967 yılında işgalin başlamasından bu yana el koyduğu tüm varlıkları iade etmesi talep edildi. Buna kültürel varlıklar ile Filistinlilerden ve Filistinli kurumlardan gasp edilen varlıklar da dâhil. Kararda ayrıca, işgal nedeniyle yerlerinden edilen tüm Filistinlilerin eski evlerine dönmelerine izin verilmesi ve İsrail işgalinin neden olduğu zararların tazmin edilmesi gerektiği ifade edildi.

İsrail'in BM’deki belki de tek başarısı 1991 yılında, BM Genel Kurulu Siyonizmi bir tür ırkçılık ve ırk ayrımcılığı olarak gören 1975 tarihli kararını yürürlükten kaldırmaya ikna etmesiydi. Gerçek şu ki, İsrail, bu başarıyı tamamen farklı koşullar altında elde etti. Amaç, İsrail'i BM ile daha iyi iş birliği yapmaya teşvik etmekti, ancak bu gerçekleşmedi; tam tersine, İsrail'in uluslararası topluma daha fazla meydan okuduğuna tanık olduk.

Eğer BM Genel Kurul 1974 yılında Güney Afrika'yı insan hakları ihlalleri ve bölgeyi istikrarsızlaştırması nedeniyle askıya aldıysa aynı ihlalleri gerçekleştiren İsrail'e karşı nasıl sessiz kalabiliyor?

BM tarafından temsil edilen uluslararası toplum, kararlarını sürekli ve bariz bir şekilde ihlal etmesine rağmen İsrail'e karşı büyük bir sabır ve hoşgörü gösterdi. BM, İsrail'in başta uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukuku olmak üzere uluslararası hukuku ihlal etmeye devam etmedeki ısrarcılığını defalarca kez ve bariz bir şekilde ortaya koymasına artık daha fazla seyirci kalamaz. İsrail'i caydırmak ve uluslararası meşruiyete saygı göstermeye zorlamak için kararlı bir duruş sergilemenin zamanı geldi.  Eğer somut adımlar atılmazsa bu, BM’nin güvenilirliğini zedeleyecek ve temel insan haklarına saygı başta olmak üzere BM’nin üzerine kurulduğu ilkeleri tehdit edecektir.

Maalesef İsrail'in son dönemde izlediği politikalar ve sergilediği tutumlar ile BM’deki temsilcilerinin açıklamaları, İsrail'in uluslararası barış ve güvenliğin yanı sıra insan haklarına saygıyla ilgilenen bu uluslararası örgüte saygısızlık etmeye devam ettiğini açıkça gösteriyor. Bu durum, İsrail'in BM’nin en üst düzeydeki temsil organı olan Genel Kurul'daki koltuğunu işgal etmeye devam etmeyi hak edip etmediği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu, bir üyenin BM kararlarını açıkça ihlal ettiği için Genel Kurul çalışmalarına katılımının engellendiği ilk vaka olmaz. Zira BM Genel Kurulu 1974 yılında, Güney Afrika'nın Genel Kurul çalışmalarına katılımını askıya alan 3181 sayılı kararı kabul etti. Sadece BM Genel Kurulu’nun temel insan hakları ihlali olarak gördüğü apartheid politikaları nedeniyle değil, aynı zamanda bölgesel istikrar üzerinde olumsuz etkileri olduğu düşünülen Namibya ve Rodezya'daki politikaları nedeniyle de onu üyeliğini kullanmaktan fiilen mahrum bıraktı. Güney Afrika ancak 1994 yılında apartheid rejiminin sona ermesinden sonra yeniden BM'deki yerine geri döndü ve BM faaliyetlerine katıldı.

Eğer Genel Kurul 1974 yılında Güney Afrika'yı insan hakları ihlalleri ve bölgeyi istikrarsızlaştırması nedeniyle askıya aldıysa, aynı ihlalleri daha büyük ölçekte gerçekleştiren İsrail'e karşı nasıl sessiz kalabilir?

New York Times (NYT) gazetesinin kısa bir süre önce belgelediği üzere aşırı güç kullanımı, meşru müdafaa hakkının kullanılmasına ilişkin gereklilik, orantılılık ve aciliyet gibi uluslararası standartların göz ardı edilmesi, sivil yaşamın tamamen hiçe sayılması, Gazze Şeridi’nin yok edilmesi, arazilere el konulması, evlerin bombalanması , kaba kuvvet kullanılması ve yerleşimcilerin Batı Şeria sakinlerini korkutmasına imkan verilmesi ve Muhaybib'de olduğu gibi Lübnan'daki köylerin tamamen yok edilmesi, Gazzelilerin yeterli gıdadan mahrum bırakılması, hastanelerin ve okulların bombalanması, Filistinlilerin ve Lübnanlıların defalarca kez yerlerinden edilmesi ve Filistinlilerin canlı kalkan olarak kullanılması gibi ihlallerin listesi böyle uzayıp gidiyor... Bunların hepsi İsrail'in işlemeye devam ettiği vahşet ve insanlığa karşı suçların birer örnekleri.

BM üyesi birçok ülkenin bu seçeneği ciddi olarak değerlendirdiğinden eminim. Onları engelleyen ise Kongre'nin baskısı altındaki ABD'nin BM bütçesine yaptığı mali katkıyı keseceği korkusu. Ancak İsrail sadece BM kararlarını çiğnemekle ve uluslararası hukuku ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD yasalarını da ihlal ediyor. ABD Dışişleri ve Savunma bakanları tarafından kaleme alınan 13 Ekim tarihli mektupta, Gazze'ye 30 gün içinde yeterli insani yardımın girmesine izin vermemesi halinde ABD'nin Kongre tarafından kabul edilen yasaları uygulamak ve İsrail'e silah tedarikini durdurmak zorunda kalacağı ima edildi.

Ancak İsrail'in Genel Kurul'dan uzaklaştırılması, İsrail'i uluslararası meşruiyete meydan okuyan politikalarını değiştirmeye zorlamak için tek başına yeterli olmaz. Uluslararası toplum da bu amaca hizmet eden ek adımlar atmalı.

sdfgrthy
Netanyahu Kudüs'te Knesset'te yargı reformu tasarısı oylamasına katıldı, 22 Mart 2023 (EPA)

Bu adımların en önemlileri arasında, İsrail'e silah sevkiyatının tamamen durdurulması zorunluluğu yer alıyor. Bu adım bazı Avrupa ülkeleri tarafından atıldı. Diğerleri de bu adımı atmayı planladıklarını açıkladılar.

Bu tür adımlar atılmadı ve gerekli önlemler alınmadığı sürece Netanyahu, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme ve bölgeyi tamamen kontrol etme planından geri adım atacağa benzemiyor. Bu da sömürgeci güçlerin askeri güç ve teknolojik üstünlük kombinasyonuyla kendi iradelerini dayattıkları 20’inci yüzyıl sömürgeciliğinin bu kez 21’inci yüzyıldaki yansımasından başka bir şey olamaz.

Ancak bu plan, tıpkı sömürgeciliğin nihayetinde başarısız olması gibi başarısız olmaya mahkumdur. Bu plan bölgeyi onlarca yıldır rahatsız eden şiddet ve istikrarsızlığı uzatmaktan başka bir işe yaramaz.

Uluslararası hukukun ve parçası olduğu uluslararası sistemin koruyucusu olarak BM’nin güvenilirliği, temelde BM üyelerinin BM kararlarına olan bağlılığına bağlıdır.

İsrail'in Ortadoğu’da barış içinde yaşayabilmesinin tek yolu, köklü bir tarihi ve geleneği olan bir bölgenin parçası olduğunun farkına varması ve bölgeyi kendi vizyonuna göre yeniden şekillendirmeye yönelik gerçekçi olmayan ve tehlikeli hayalinden vazgeçmesidir.

İsrail ayrıca barışın silah zoruyla sağlanamayacağını anlamalı ve kalıcı barışın ancak adalete dayalı olabileceğini ve Arap topraklarını işgal etmeye devam ettiği sürece adalete ulaşılamayacağını kabul etmelidir.

BM’nin üzerine kurulduğu temellere, özellikle de BM Şartının giriş bölümünde yer alan ‘antlaşmalardan ve uluslararası hukukun diğer kaynaklarından doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesini ve adaletin sağlanmasını mümkün kılacak koşulları tesis etmek’ ilkesine pratik ve somut bir şekilde bağlı kalmasının zamanı geldi.

Son olarak, BM’nin uluslararası hukukun ve dünya düzeninin koruyucusu olarak güvenilirliği, üyelerinin BM kararlarını uygulamaya olan bağlılığına bağlıdır. İsrail'in bu kararları ihlal etmeye devam etmesine izin verilirse, bu sadece BM’ye değil tüm uluslararası düzene ciddi zarar verecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD Adalet Bakanı'na çak yapan Trump'ın eli kanamış

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD Adalet Bakanı'na çak yapan Trump'ın eli kanamış

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump'ın yaşlılık nedeniyle cildinin epey hassaslaştığı, Adalet Bakanı Pam Bondi'ye beşlik çakınca elinin kanadığı bildirildi.

The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği röportajda başkan, Milwaukee'de düzenlenen 2024 Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi'nde Bondi'nin, yüzüğüyle kazara elini çizdiğini itiraf etti.

"Yüzük elimin arkasına çarptı ve evet, küçük bir kesik oluştu" diyen Trump, ellerine "birisi tekrar vurunca" morlukları gizlemek için makyaj kullandığını ekledi.

ABD Başkanı "Bilirsiniz, kolayca uygulanan, yaklaşık 10 saniye süren bir makyajım var" dedi.

İçeriden kaynaklar WSJ'ye yaptıkları açıklamada olayın bazı tanıkları endişelendirdiğini ve son yıllarda Trump'ın elinin yaralandığı birkaç vakadan sadece biri olduğunu söyledi.

Bu itiraf, 79 yaşındaki abur cubur meraklısı Trump'ın sağlığı hakkında geniş kapsamlı bir haberde yer aldı. Sağlığıyla ilgili endişeleri reddeden Trump, "mükemmel" durumda olduğunu ısrarla vurguladı.

cdvfgh
Beyaz Saray, Trump'ın el rahatsızlığının aspirin kullanımı ve sık sık el sıkışmasından kaynaklandığını söylüyor (Saul Loeb/AFP)

Haberde Trump'ın bazen bacak şişkinliğini gidermek için varis çorabı giydiği, doktorlarının tavsiye ettiğinden daha fazla aspirin aldığı ve çalışanlarından toplantı programını hafifletmelerini istediği de ortaya çıktı.

Ancak başkan, ona yakın kişilerin aksini savunan ifadelerine rağmen işitme problemi olduğunu ve Beyaz Saray'daki kamuya açık etkinlikler sırasında uyukladığını inkar etti.

Trump "Sadece [gözlerimi] kapatıyorum. Bu beni çok rahatlatıyor" dedi. 

Bazen göz kırptığım anın fotoğrafını çekiyorlar ve beni gözüm kapalı yakalıyorlar.

Trump'ın morarmış elleri ve bunları kapatmak için kullanılan ağır makyaj, fotoğraf ve videolarda sıklıkla görüldüğü için geçen yıl boyunca kamuoyunda sürekli tartışılan bir konu oldu.

Beyaz Saray Kongre Balosu'nda aralık ayında yaptığı konuşma sırasında elindeki makyaj izleri açıkça görülüyordu ve bir kabine toplantısında sağ elinin arkasında iki büyük yara bandı vardı.

Trump röportajında ​​bunun, aldığı yüksek miktarda aspirinden kaynaklandığını ve bu nedenle cildinin morarmaya yatkın hale geldiğini ısrarla belirtti.

Bu, Beyaz Saray'ın sorunu "sık sık el sıkışma ve aspirin kullanımından kaynaklanan hafif yumuşak doku tahrişi"ne bağlayan geçen temmuzdaki açıklamasıyla örtüşüyor.

Yetkililer, Trump'a kronik venöz yetmezlik teşhisi konduğunu söylüyor. Yaygın görülen ve hayati tehlike arz etmeyen bu hastalıkta, bacaklardan yukarı doğru kan pompalayan kapakçıkların işlevini kaybetmeye başlamasıyla kanın bir kısmı geri akarak alt bacaklarda birikiyor. 

Independent Türkçe


Maduro, Trump’a karşı koz peşinde: ABD’liler yakalanıyor

Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)
Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)
TT

Maduro, Trump’a karşı koz peşinde: ABD’liler yakalanıyor

Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)
Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)

Karayipler'de gerginlik tırmanırken Venezuela güvenlik güçleri, son aylarda en az 5 ABD'liyi yakaladı.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan ABD'li bir yetkili, Washington'un Karayipler'deki askeri yığınağını artırmasının ardından Venezuela güvenlik güçlerinin gizli operasyonlar düzenleyerek 5 Amerikan vatandaşını yakaladığını belirtiyor.

Yetkili, yakalanan kişilerle ilgili hâlâ bilgi toplandığını, bunlardan bazılarının uyuşturucu kaçakçılığına karışmış olabileceğini söylüyor.  

Donald Trump yönetimi, Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun ABD'ye karşı koz olarak kullanmak için Amerikalıları gözaltına aldığını düşünüyor.

New York Times'ın haberinde de Trump'ın eylülde Karayipler'e askeri yığınağı başlatmasıyla Venezuela yönetiminin ABD'lileri hedef aldığı yazılıyor.

Adlarının gizli tutulmasını isteyen yetkililer, yakalanan bazı kişilerin cezai işlemle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor.

Yakalananlar arasında üç kişi Venezuela ve ABD pasaportuna sahip, diğer iki kişiyse Venezuela'yla herhangi bir bağı bulunmayan ABD yurttaşları.

Trump, iki başkanlık döneminde de yurtdışında yakalanan Amerikalıların serbest bırakılmasını öncelik haline getirdi.

Cumhuriyetçi lider, ikinci döneminin başlamasından birkaç gün sonra rehine takası anlaşması için özel temsilcisi Richard Grenell'i Venezuela'ya göndermişti.

Grenell ve Maduro arasında şubatta yapılan görüşmenin ardından, Venezuela'da “terörist eylemler gerçekleştirmeyi planladıkları” gerekçesiyle yakalanan 6 ABD vatandaşı serbest bırakılmıştı.

Venezuela'da gözaltına alınan 10 Amerikan vatandaşı da, Trump yönetiminin El Salvador'daki hapishaneye gönderdiği 250'den fazla Venezuelalı göçmenin serbest bırakılması karşılığında temmuzda ABD'ye gönderilmişti.

Analizde, Venezuela'da Amerikalıların gözaltına alınmasının Washington'ın Latin Amerika ülkesindeki askeri operasyonlarını zorlaştırabileceğine dikkat çekiliyor.

ABD Güney Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) eski direktörü James Stavridis şu yorumları paylaşıyor:

Maduro, Trump yönetimine karşı bu yaklaşımı benimseyerek ateşle oynuyor. Bu, Trump'ın geri adım atmasını sağlamayacağı gibi, onu gerginliği daha da tırmandırmaya teşvik edecektir.

"Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele" gerekçesiyle Güney Mızrağı Operasyonu'nu geçen ay başlattığını duyuran ABD'nin Venezuela'ya askeri hareket düzenlemesi ihtimali haftalardır dünya gündeminde.

Amerikan ordusu, dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'un da aralarında bulunduğu çok sayıda savaş gemisiyle birlikte 15 bin askerini bölgeye sevk etmişti.

Uyuşturucu taşıdığı iddia edilen gemilere Amerikan ordusu tarafından şimdiye dek 30 saldırı düzenlendi; en az 107 kişi öldürüldü.

Independent Türkçe, CNN, New York Times


İsviçre’deki yılbaşı faciası: Herkes çığlık atıyordu, korku filmi gibiydi

İsviçreli yetkililer, Le Constellation'daki yangında can kaybının artabileceğini söylüyor (AFP)
İsviçreli yetkililer, Le Constellation'daki yangında can kaybının artabileceğini söylüyor (AFP)
TT

İsviçre’deki yılbaşı faciası: Herkes çığlık atıyordu, korku filmi gibiydi

İsviçreli yetkililer, Le Constellation'daki yangında can kaybının artabileceğini söylüyor (AFP)
İsviçreli yetkililer, Le Constellation'daki yangında can kaybının artabileceğini söylüyor (AFP)

İsviçre'deki Crans-Montana kayak merkezinde yaşanan facia dünya gündeminden düşmüyor.

Kayak merkezindeki Le Constellation adlı barda yılbaşı kutlamalarının yapıldığı sırada çıkan yangın sonucu en az 47 kişi yaşamını yitirdi.

Valais Kantonu Emniyet Müdürü Frédéric Gisler'in açıklamasında göre gece yarısından sonra bardan duman çıktığı fark edildi. Birkaç dakika sonra da acil çağrı merkezine yangın ihbarı geldi.

Gisler, acilen bölgeye 10 helikopter ve 40 ambulans gönderildiğini bildirdi. 150 tıbbi personel de ilk müdahale için olay yerine sevk edildi.

İlk incelemelere göre 40 kişi yaşamını kaybetti, 115 kişi de yaralandı.  

Ancak İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, bugünkü açıklamasında yangında ölenlerin sayısını 47 olarak paylaştı. İtalya sınırına yakın bölgedeki kayak merkezinde 30 İtalyan vatandaşı olduğunu belirtti.

Bunlardan 15'inin hastanede tedavi gördüğünü, diğer 15'inden ise henüz haber alınamadığını aktardı.

Yangının neden çıktığı henüz belirlenemedi. Valais Başsavcısı Beatrice Pilloud, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü ve tüm ihtimallerin gözden geçirildiğini bildirdi.

Buna ek olarak olayda kaybolan 16 yaşındaki Arthur Brodard'ın ebeveynleri Christophe ve Laetitia Brodard, oğullarından henüz haber alamadıklarını söyledi.

Arthur ve arkadaşlarının "maytaplı şampanya" sipariş ettiğini anlatan ebeveynler, bundan birkaç dakika sonra patlama yaşandığını söylüyor. Kendileri o sırada barda olmayan Christophe ve Laetitia, bu bilgileri görgü tanıklarından edinmiş.

AFP'nin irtibata geçtiği görgü tanıkları da benzer bir durumdan söz etti. Axel Clavier, patlamanın ardından binada mahsur kaldıklarını ve bir camı kırarak dışarı çıktıklarını söylüyor.

Görgü tanığı, garsonların ellerindeki maytaplı şampanya şişelerini tavana çok yaklaştırması sonucu tavandaki malzeme alev aldığını belirtiyor.

CNN'in görüştüğü başka bir görgü tanığı da "Tavan alev aldıktan sonra, yaklaşık 10 saniye içinde tüm gece kulübünde yangın başladı. Hepimiz çığlık atarak dışarı koştuk" dedi.

Bara yakın bir restoranda çalışan ve yangını görür görmez olay yerine giden 26 yaşındaki Ilan Achour da Reuters'a şunları söyledi:

Herkes yanmıştı, herkes çığlık atıyordu, herkes bağırıyordu. Korku filmi gibiydi. Hayatımda hiç böyle bir şey görmemiştim. En iyi arkadaşımı kollarımda kaybettim.

Öte yandan Cenevre Üniversitesi Hastanesi'nin acil servis direktörü Dr. Robert Larribau, Zürih ve Lozan'daki yanık tedavi ünitelerinin kapasitesinin dolduğunu belirtiyor.

Yaklaşık 50 kişinin ağır yanık geçirdiğini, dün itibarıyla birçok hastanın Almanya, Fransa ve İtalya'ya nakledildiğini söylüyor.

Independent Türkçe, New York Times, BBC, Guardian, CNN