İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın uzun süreceğine dair işaretler ve göstergeler

İran-İsrail çatışması artık vekillerle değil, doğrudan ve başta Lübnan arenası olmak üzere çeşitli arenalarda yaşanıyor

İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
TT

İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın uzun süreceğine dair işaretler ve göstergeler

İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)

Denise Rahme Fahri

Ortadoğu’daki en karmaşık çatışmalardan biri İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmadır. Kurulduğu 1985 yılından bu yana İsrail'in Lübnan topraklarını güç kullanarak işgal etmesine direnmek için devlet dışı aktör olarak çalışan Hizbullah, İran bağlantılı Direniş Ekseni’nin bir parçası. Öte yandan gergin bölgesel ilişkilerin yanında dış müdahaleler, çatışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.

Hizbullah ve İsrail arasındaki son savaş 2006 yılında gerçekleşti. Hamas Hareketi tarafından İsrail’e karşı 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, Hizbullah'ı önceleri angajman kuralları çerçevesinde olmak üzere İsrail ile yeniden karşı karşıya getirdi. Ancak Hizbullah'ın 8 Ekim 2023 tarihinde başlattığı Gazze Şeridi’ne destek savaşı, İsrail'in 17 Eylül'de Hizbullah saflarına büyük zarar veren çağrı cihazlarının patlatılmasıyla gerçekleştirilen saldırısı ve ardından başta Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah olmak üzere doğrudan hedefli hava saldırılarıyla Hizbullah’ın üst düzey liderlerini öldürmesi sonucu daha da yoğunlaştı.

Ardından Lübnan'ın güneyinde ‘sınırlı ve lokal’ kara operasyonları düzenlediğini duyuran İsrail, Hizbullah'ın siyasi ve askeri liderlerini hedef almaya devam etti. Beyrut'un güney banliyöleri ile Bekaa Vadisi'ne ağır bombardımanlar düzenledi ve düzenlemeye devam ediyor. Buna karşın Hizbullah, İsrail’e roketler atmayı ve güneyde İsrail askerleriyle çatışmayı sürdürüyor. Hizbullah’ın yeni Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Hizbullah’ın savaşmaya devam edeceğini, İsrail'in daha önce benzeri görülmemiş bir bedel ödeyeceğini ve 2006 yılında nasıl zafer kazandıysa şimdi de zafer kazanacağını ilan etti.

Çok sayıda askeri uzman, iki taraf arasındaki imkân eşitsizliğini ve İsrail'in hava kuvvetleriyle Hizbullah'a üstünlük sağladığını kabul etse de çoğu eylül ayında başlayan savaşın devam edeceğini ve uzun süreceğini düşünüyor. Peki, ama neden?

Emekli bir tuğgeneral, savaşın artan şiddet, yıkım ve yerinden edilen insan sayısıyla birlikte uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini söyledi (AFP)Emekli bir tuğgeneral, savaşın artan şiddet, yıkım ve yerinden edilen insan sayısıyla birlikte uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini söyledi (AFP)

Uzayan savaş

Birçok kişi bir ordu ile silahlı grup arasındaki uzun süre devam eden bu savaşın nedenlerinin karmaşık olduğuna ve siyasi, askeri ve sosyal faktörler barındırdığına inanıyor. Bu nedenlerin başında iki tarafın stratejik hedeflerinin farklı olması geliyor. Hizbullah'ın amacı toprak kazanmak ve işgal altındaki bölgeleri kurtarmak iken İsrail, ulusal güvenliğini korumaya ve silahlı gruplardan gelen tehditleri bertaraf etmeye çalışıyor. Hizbullah'ın İran tarafından desteklenmesinin ve İran'ın bölgedeki en önemli kollarından biri olarak görülmesinin yanı sıra birçok ülkeyle de bağları olması, çatışmanın kapsamını genişletip daha karmaşık hale getiriyor. Öte yandan İsrail ABD, Avrupa ve Batı ülkeleri tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor. Hizbullah'ın İsrail ordusuna karşı gerilla savaşı taktiklerine başvurması, durumu daha da karmaşıklaştırıyor ve tüm bunlar, savaşın kesin zafer elde edilmeden uzun süre devam edeceği yönündeki tahminleri güçlendiriyor. Çatışmaların sivil bölgelere kayması, can ve mal kayıplarının yüksek olması, barışçıl bir çözüme ulaşılmasını zorlaştırırken, uluslararası toplumun çatışmayı sona erdirmek ya da barışçıl çözümlere ulaşmak için bugüne kadar etkili bir müdahalede bulunamaması da savaşın uzamasına neden oluyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu savaşın hedeflerini ülkesinin güvenliğini sağlamak, Hizbullah'ın askeri cephaneliğini yok etmek ve silahlanmasına karşı çalışmak olarak tanımlarken, Hizbullah tüm insani ve maddi kayıpları bir kenara bırakıp, sınıra ve ön hatlara odaklanıyor. Hizbullah aynı zamanda İsrail'in başlattığı kara harekatının başarısız olması, ağır kayıplar vermesi, İsraillilerin kuzeydeki evlerine geri dönmelerinin engellenmesi ve İsrail’in kendisini sınırdan uzak tutamaması halinde koyduğu hedeflere ulaşamamış olacağını ve bunun da zaferini ilan etmeye yeteceğini düşünüyor. Hizbullah’ın yeni Genel Sekreteri Şeyh Kasım’a göre şimdi söz sahada. İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi. Dolayısıyla savaşın sonundan bahsetmek için henüz çok erken.

Askeri bakış açısıyla

Lübnan ordusundan emekli Tuğgeneral Ziyad el-Haşim hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın askeri yöntemlerle ve güç kullanarak hedeflerine ulaşabileceklerine inandıklarını söyledi. İsrail’in savaştaki amacının İsrailli yerleşimcilerin kuzey bölgelerine geri dönmelerini sağlamak olduğunu belirten Haşim, “Ancak İsrail Başbakanı’nın, İsrail'in taleplerinden biri olarak eylül ayından önce ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi (Amos Hochstein) tarafından yürütülen ve İsrailli yerleşimcilerin kuzeydeki evlerine geri dönmelerini sağlamayı amaçlayan müzakereler sırasında, Lübnan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının uygulanması şartıyla resmen kabul ettiği ateşkesi henüz kabul etmemiş olmasının da gösterdiği üzere açıklamadığı hedefleri var” değerlendirmesinde bulundu. Emekli Tuğgeneral, İsrail’in ‘kenar köyler’ olarak bilinen sınırdaki köyleri füzelerle ve topçularla bombalayarak kapsamlı bir yıkım gerçekleştirdiğini belirtti.

Emekli Tuğgeneral Haşim, Hizbullah’la ilgili değerlendirmesinde ise şunları söyledi:

“Çağrı cihazları ve telsizlere yerleştirilen patlayıcıların infilak ettirilmesiyle gerçekleştirilen saldırı ve Genel Sekreteri ile diğer üst düzey liderlerine düzenlenen suikastlardan, destekleyici çevreyi oluşturan çok sayıda yerinden edilmiş insana ve 2006 savaşını üçe katlayan korkunç yıkıma kadar uğradığı büyük kayıplardan sonra, stratejisi, Gazze'yi desteklemekten önce ateşkes sağlamaya kaymış ve 1701 sayılı BMGK kararını üstü kapalı bir şekilde kabul etmiştir.”

Hizbullah'ın İsrail’e roket ve İHA’larla düzenlediği saldırıları iki hafta öncesine kıyasla iki katına çıkardığına dikkat çeken Haşim, Netanyahu'nun Hizbullah’ın roketlerini kuzeyden uzak tutma stratejisinin sonuç vermediğini söyledi. Haşim, Hizbullah’ın bunu yaparken düşman ordusunu ya doğrudan birebir çarpışmaya ve 2006 savaşına kıyasla kendi lehine sonuçlanacağına inandığı bir 'vuruşmaya' ya da İsrail'in ateşkesi kabul edip 1701 sayılı kararın uygulanmasıyla yetineceği bir siyasi düzeye itmeye çalıştığını vurguladı. Şimdiye kadar böyle bir durumun olmadığına işaret eden Haşim, dolayısıyla savaşın uzayıp şiddetin, yıkımın ve yerinden edilenlerin sayısının artacağı uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşebileceğinin altını çizdi.

İsrail'in savaş çabalarının ağırlık merkezinin güneyden, yani Gazze'den kuzeye, yani Lübnan'a kaydığını belirten emekli Tuğgeneral Haşim, İsrail’in bu sayede özellikle Gazze'deki savaş, büyük bir kara harekâtı ve Gazze'nin çoğunun yeniden işgali ile birlikte azami güç ve şiddet kullanımıyla net bir ana çaba olmaksızın münferit muharebe operasyonlarına dönüştüğünden ve bu yüzden güç ve çaba yoğunlaşması gerektirmediğinden Hizbullah’la olan savaşa odaklanabileceğini vurguladı.

Netanyahu'nun, Hizbullah'ın kuzey sınırında konuşlanmayacağına dair açıklamalarının, nispeten büyük kayıplara rağmen çatışmaların devam edeceğine işaret ettiğini düşünen Haşim, özellikle de düşman Lübnan'a karşı şimdiye kadar dört tümeni seferber etmişken, bu tümenlerin tam potansiyelleriyle kullanılmadığını, müfreze ve bölük seviyesinden bazen bir tabur seviyesine kadar küçük birliklerin kullanıldığının gözlemlendiğini, yani bu tümenlerin katıldığı büyük bir kara harekâtına tanık olmadığımızı kaydetti.

Haşim’e göre İsrail'in İran'a yönelik ‘M’ tepkisi olarak tanımlanabilecek, yani askeri hedeflerin bilinçli olarak seçildiği, ABD ile koordine edildiği, boyutunun sınırlı olduğu ve bölgesel bir savaşın fitilini ateşlemeyecek şekilde tasarlandığı misillemesi, onun Lübnan cephesine odaklamasına olanak sağladı. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İsrail yanlısı lobilerin oylarını almak için İsrail’i desteklemesi ve Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump’ın İsrail’in işini tamamlamasını ve yapılması gerekeni yapmasını istemesi nedeniyle İsrail’in başkanlık seçimleri dönemindeki ABD'nin iç siyasetinden faydalandığını düşünen Haşim, İsrail’in böylece savaşın büyük bir bölgesel savaşa dönüşmesini engellemek isteyen ABD'nin baskısından kurtulmuş olduğuna dikkati çekti.

Haşim, eğer ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, seçimleri kazanır ve selefinin davranışlarından uzaklaşan politikalar izlemek isterse ve İsrail'e güvenlik garantileri, ekonomik teşvikler ve (Hindistan ile ticaret hattı gibi) özendirmeler ile hatta normalleşme süreçlerinin tamamlanması karşılığında savaşı sona erdirecek anlaşmaları kabul etmesi için baskı yaparsa savaşın sona ermesi şansı olabileceğini düşünüyor.

Gözlemciler, İsrail tarafının sınır köyleri olarak bilinen sınır boyundaki köyleri yok ettiğini söylüyor (Sosyal medya siteleri)Gözlemciler, İsrail tarafının sınır köyleri olarak bilinen sınır boyundaki köyleri yok ettiğini söylüyor (Sosyal medya siteleri)

İsrail-İran savaşı

Savaşın uzun süreceği hipotezini güçlendiren en önemli nedenler, 2006 savaşı ile bugün arasındaki temel fark olarak, İsrail-İran çatışmasıyla doğrudan bağlantılı ve İran-İsrail çatışmasının artık vekiller aracılığıyla değil doğrudan olmasının yanında, bu savaşın başta Lübnan arenası olmak üzere çeşitli arenalarda yaşanması.

Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan  aktardığı analize göre Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü Dr. Sami Nadir, “Çatışmanın Hamas açısından farklı bir boyut kazandığı doğru ama İran, müttefikinin Gazze'de kendisiyle koordinasyon içinde olmadan yürüttüğü savaşa yatırım yapmak için sıraya girmekte gecikmedi ve bu zaferden pay almak istedi” yorumunda bulundu.

Nadir, İsrail’in bu savaşın ilk stratejik hedefinin, zamanı 7 Ekim öncesine döndürmenin ve özellikle de Arap ülkeleriyle ve İsrail arasındaki normalleşme sürecini canlandırmanın yanında, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında yanında taşıdığı yeni haritayı çizmek olduğunu söyledi. Nadir’e göre Arap ülkeleriyle ve İsrail arasındaki normalleşme projesinin önündeki başlıca düğüm, 2008 yılında ABD'nin Irak'tan tek taraflı olarak çekilmesiyle başlayan ve İranlıların boşluğu doldurmasına olanak tanıyan İran yayılmacılığı ve Arap-İsrail yakınlaşmasına karşılık, Arapların Tahran'a karşı öfkesinin artmaya başlamasıydı. Projenin önündeki ikinci düğümün ise İran'ın kendisini bölgesel bir güç olarak dayatmasıyla ile ilgili olarak İran’ın nükleer programı meselesi olduğunu belirten Nadir, İran nükleer bir devlet olmaya çalıştığı ve bunu engellemeyi sadece İsrail değil, ABD'nin başını çektiği Batılı ülkelerinin de istemesinden dolayı bugün meselenin bir düğüme dönüştüğünü ifade etti. Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü Dr. Nadir, Gazze Şeridi’ndeki savaş başladığında bile gündeme gelmeyen başlıca meselenin 2005 yılından bu yana askıda olan İran’ın nükleer programı meselesi olduğunun altını çizdi.

Nadir, İran'ın yayılmacı projesine, ancak Direniş Ekseni karşısında Teknolojik Askeri Entegrasyon olarak adlandırılabilecek bir proje ile Arap ülkeleri ve İsrail arasında yeni bir normalleşme alanı oluşturarak karşı koyulabileceğini düşünüyor.

Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü, son olarak şunları söyledi:

“İsrail, İran'ın iç kesimlerinde hava üslerini, petrol, ekonomik, nükleer ve askeri tesislerini rahatça hedef alarak İran rejimini tehdit edebileceğini gösterdi. Dolayısıyla İran’ın rejimini kurtarması için bölgedeki kollarını terk etmekten başka yapabileceği bir şey kalmadı.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Indpendent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran’daki şahinler kritik nükleer anlaşmadan çekilmek istiyor

İran yönetimi, nükleer programlarının sivil amaçlı olduğunu savunuyor (Reuters)
İran yönetimi, nükleer programlarının sivil amaçlı olduğunu savunuyor (Reuters)
TT

İran’daki şahinler kritik nükleer anlaşmadan çekilmek istiyor

İran yönetimi, nükleer programlarının sivil amaçlı olduğunu savunuyor (Reuters)
İran yönetimi, nükleer programlarının sivil amaçlı olduğunu savunuyor (Reuters)

İran'da radikal kanattakiler nükleer silah edinme çağrılarını artırdı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan İranlı yetkililer, ülkenin dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından nükleer silah politikasının değişmesine yönelik taleplerin daha ısrarcı şekilde dile getirildiğini söylüyor.

ABD ve İsrail, Tahran yönetiminin nükleer bomba geliştirmek istediğini öne sürse de İran bunu sürekli yalanlıyor.

Kaynaklar, İran'ın 1970'den beri taraf olduğu Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesine yönelik taleplerin arttığını belirtiyor.

Devrim Muhafızları'na bağlı Tesnim Haber Ajansı'nda dün yayımlanan yazıda, İran'ın sivil nükleer programına sadık kalarak NPT'den bir an önce çekilmesi gerektiği ileri sürüldü.

İsrail saldırısında öldürülen İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin radikal çizgideki kardeşi Muhammed Cevad Laricani de ülkenin NPT'den çekilmesi gerektiğini savunanlardan.

Muhafazakar siyasetçi, bu hafta devlet televizyonunda yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

NPT askıya alınmalı. Anlaşmanın bizim için herhangi bir fayda sağlayıp sağlamadığını değerlendirecek bir komite kurulmalı. Eğer faydalı olduğu görülürse geri döneriz, değilse kalsın.

İranlı yetkililer, NPT'den çekilme ve nükleer bomba geliştirme gibi adımlarla ilgili tartışmaların iktidar çevrelerinde ihtilaf yarattığını da söylüyor.

Tahran yönetimi, Batı ülkeleriyle nükleer müzakerelerde koz olarak NPT'den çekilme tehdidinde bulunmuş fakat bu yönde herhangi bir adım atmamıştı.

Hamaney, İslam'da nükleer silahların caiz olmadığına dair fetvasını 2000'lerin başında vermişti. Hiçbir zaman yazılı olarak yayımlanmayan bu fetvayı 2019'da yinelemişti.

Analize göre, yazılı olmadığından ötürü fetvaya uyma yükümlülüğünün devam edip etmediği net değil.

Hamaney'in yerine geçen oğlu Mücteba Hamaney tarafından iptal edilmedikçe fetvanın geçerliliğini koruyabileceği görüşü paylaşılıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Tesnim


Miami'deki Geleceğe Yatırım Girişimi’nin kapanışında Trump'ın yapacağı konuşma büyük bir heyecanla bekleniyor

ABD Başkanı, Gelecek Yatırım Girişimi zirvesinin önceki oturumuna katılımı sırasında. (Şarku’l Avsat)
ABD Başkanı, Gelecek Yatırım Girişimi zirvesinin önceki oturumuna katılımı sırasında. (Şarku’l Avsat)
TT

Miami'deki Geleceğe Yatırım Girişimi’nin kapanışında Trump'ın yapacağı konuşma büyük bir heyecanla bekleniyor

ABD Başkanı, Gelecek Yatırım Girişimi zirvesinin önceki oturumuna katılımı sırasında. (Şarku’l Avsat)
ABD Başkanı, Gelecek Yatırım Girişimi zirvesinin önceki oturumuna katılımı sırasında. (Şarku’l Avsat)

Future Investment Initiative (Geleceğe Yatırım Girişimi )  zirvesinin Miami’de düzenlenen dördüncü kapanış oturumunda, Donald Trump’ın vereceği mesajlar merakla bekleniyor.

Küresel ekonomik ve siyasi çevrelerin dikkati bugün, Trump’ın zirvenin kapanış oturumunda yapacağı konuşmaya çevrildi. Trump’ın, Miami saatiyle 17.30’da (Riyad saatiyle 00.30) sahne alması bekleniyor.

Zirveye “onur konuğu” olarak katılan Trump’ın bu konuşması, uluslararası liderler, yatırımcılar ve karar alıcıların yer aldığı bir kitle karşısında gerçekleştireceği ikinci doğrudan hitap olma özelliği taşıyor. Bu katılım, jeopolitik gerilimler ve küresel yatırım önceliklerindeki değişimlerin etkisiyle sermaye hareketlerinin hızla yeniden şekillendiği bir döneme denk geliyor.

Elde edilen ilk bilgiler ve zirvenin gündem başlıkları doğrultusunda, Trump’ın konuşmasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ekonomik ve yatırım ilişkilerinin geleceğine odaklanması bekleniyor. Özellikle enerji, teknoloji, altyapı ve ortak yatırımlar alanlarında son dönemde hız kazanan iş birliğine dikkat çekmesi öngörülüyor.

fdfd
ABD Başkanı, Geleceğin Yatırım Girişimi zirvesinin önceki edisyonuna katılırken (Beyaz Saray)

Trump’ın ayrıca İran ile yaşanan savaşın küresel ekonomi ve özellikle enerji sektörü üzerindeki etkilerine değinmesi ve bu etkilerin nasıl yönetilebileceğine ilişkin kendi perspektifinden çözüm önerileri sunması bekleniyor.

Siyasi açıdan ise konuşmanın, Ortadoğu’daki son askeri gerilimler ve İran’la devam eden savaş çerçevesinde bölgesel gelişmelere dair bir değerlendirme içermesi öngörülüyor. Bu gelişmelerin bölge güvenliği ve küresel enerji piyasaları üzerindeki yansımalarına da değinmesi bekleniyor.

Zirvenin organizatörü, Trump’ın katılımını programın öne çıkan başlıklarından biri olarak nitelendirirken, bunun arkasında Trump’ın siyasi ve ekonomik ağırlığının yanı sıra, risklerin arttığı ve sermayenin yeniden konumlandığı bir dönemde küresel iş dünyasına hitap etme kapasitesinin bulunduğunu vurguladı.

Trump’ın konuşması, jeopolitik riskler ile ekonomik dönüşümlerin kesiştiği kritik bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle, özellikle yatırımcılar ve karar alıcılar açısından büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, başta Washington ile Ortadoğu’daki ortakları arasındaki ilişkilerin geleceğine dair verilecek mesajlar yakından izlenecek.


ABD mahkemesi, Trump yönetiminin Anthropic yazılımlarına uyguladığı yasağı askıya aldı

İran savaşının başlamasından bu yana yapay zekâ tarafından oluşturulan videolar ve görüntüler sosyal medyayı adeta ele geçirdi. (Reuters)
İran savaşının başlamasından bu yana yapay zekâ tarafından oluşturulan videolar ve görüntüler sosyal medyayı adeta ele geçirdi. (Reuters)
TT

ABD mahkemesi, Trump yönetiminin Anthropic yazılımlarına uyguladığı yasağı askıya aldı

İran savaşının başlamasından bu yana yapay zekâ tarafından oluşturulan videolar ve görüntüler sosyal medyayı adeta ele geçirdi. (Reuters)
İran savaşının başlamasından bu yana yapay zekâ tarafından oluşturulan videolar ve görüntüler sosyal medyayı adeta ele geçirdi. (Reuters)

ABD merkezli yapay zekâ şirketi Anthropic, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi tarafından getirilen kullanım yasağının durdurulmasına yönelik davada geçici bir hukuki zafer elde etti. Şirket, söz konusu yasağın milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açabileceğini savunmuştu.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre, ABD Bölge Yargıcı Rita Lin, federal mahkemede süren dava kapsamında hükümetin şirketle tüm ilişkileri kesme planlarını geçici olarak durduran bir ara karar verdi. Dava, San Francisco federal mahkemesinde görülmeye devam ediyor.

Yargıç Lin, karar gerekçesinde, şirketin geliştirdiği Claude adlı yapay zekâ uygulamasına yönelik yasağın dayanağını sorgulayarak, uygulamanın ABD ulusal güvenlik çıkarlarını hedef aldığına dair açık bir gerekçe bulunmadığını ifade etti.

Lin ayrıca, “Eğer endişeler operasyonel komuta zincirinin güvenliğiyle ilgiliyse, Savunma Bakanlığı ‘Claude’ uygulamasını kullanmayı durdurabilir. Ancak mevcut önlemler, daha çok Anthropic şirketini cezalandırmaya yönelik görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mahkeme, ABD hükümetine karara itiraz etme imkânı tanımak amacıyla uygulamanın yürürlüğünü yedi gün süreyle erteledi.

dev
ABD Başkanı Donald Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth eşliğinde basın mensuplarının sorularını yanıtlarken (EPA)

Anthropic, ayın başlarında ABD Savunma Bakanlığı’nın şirketi Amerikan tedarik zincirleri için risk olarak nitelendiren kararının iptali talebiyle dava açmıştı. Bu adım, ABD ordusunun yapay zekâ uygulamalarını kullanımına getirilen sınırlamalar konusunda şirket ile hükümet arasında süregelen anlaşmazlığın tırmanması olarak değerlendiriliyor.

Girişim niteliğindeki teknoloji şirketi ayrıca, geliştirdiği yapay zekâ uygulamalarının ABD halkına yönelik kitlesel gözetim faaliyetlerinde veya otonom silah üretiminde kullanılmayacağına dair güvenceler talep ediyor.