İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın uzun süreceğine dair işaretler ve göstergeler

İran-İsrail çatışması artık vekillerle değil, doğrudan ve başta Lübnan arenası olmak üzere çeşitli arenalarda yaşanıyor

İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
TT

İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın uzun süreceğine dair işaretler ve göstergeler

İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)

Denise Rahme Fahri

Ortadoğu’daki en karmaşık çatışmalardan biri İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmadır. Kurulduğu 1985 yılından bu yana İsrail'in Lübnan topraklarını güç kullanarak işgal etmesine direnmek için devlet dışı aktör olarak çalışan Hizbullah, İran bağlantılı Direniş Ekseni’nin bir parçası. Öte yandan gergin bölgesel ilişkilerin yanında dış müdahaleler, çatışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.

Hizbullah ve İsrail arasındaki son savaş 2006 yılında gerçekleşti. Hamas Hareketi tarafından İsrail’e karşı 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, Hizbullah'ı önceleri angajman kuralları çerçevesinde olmak üzere İsrail ile yeniden karşı karşıya getirdi. Ancak Hizbullah'ın 8 Ekim 2023 tarihinde başlattığı Gazze Şeridi’ne destek savaşı, İsrail'in 17 Eylül'de Hizbullah saflarına büyük zarar veren çağrı cihazlarının patlatılmasıyla gerçekleştirilen saldırısı ve ardından başta Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah olmak üzere doğrudan hedefli hava saldırılarıyla Hizbullah’ın üst düzey liderlerini öldürmesi sonucu daha da yoğunlaştı.

Ardından Lübnan'ın güneyinde ‘sınırlı ve lokal’ kara operasyonları düzenlediğini duyuran İsrail, Hizbullah'ın siyasi ve askeri liderlerini hedef almaya devam etti. Beyrut'un güney banliyöleri ile Bekaa Vadisi'ne ağır bombardımanlar düzenledi ve düzenlemeye devam ediyor. Buna karşın Hizbullah, İsrail’e roketler atmayı ve güneyde İsrail askerleriyle çatışmayı sürdürüyor. Hizbullah’ın yeni Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Hizbullah’ın savaşmaya devam edeceğini, İsrail'in daha önce benzeri görülmemiş bir bedel ödeyeceğini ve 2006 yılında nasıl zafer kazandıysa şimdi de zafer kazanacağını ilan etti.

Çok sayıda askeri uzman, iki taraf arasındaki imkân eşitsizliğini ve İsrail'in hava kuvvetleriyle Hizbullah'a üstünlük sağladığını kabul etse de çoğu eylül ayında başlayan savaşın devam edeceğini ve uzun süreceğini düşünüyor. Peki, ama neden?

Emekli bir tuğgeneral, savaşın artan şiddet, yıkım ve yerinden edilen insan sayısıyla birlikte uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini söyledi (AFP)Emekli bir tuğgeneral, savaşın artan şiddet, yıkım ve yerinden edilen insan sayısıyla birlikte uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini söyledi (AFP)

Uzayan savaş

Birçok kişi bir ordu ile silahlı grup arasındaki uzun süre devam eden bu savaşın nedenlerinin karmaşık olduğuna ve siyasi, askeri ve sosyal faktörler barındırdığına inanıyor. Bu nedenlerin başında iki tarafın stratejik hedeflerinin farklı olması geliyor. Hizbullah'ın amacı toprak kazanmak ve işgal altındaki bölgeleri kurtarmak iken İsrail, ulusal güvenliğini korumaya ve silahlı gruplardan gelen tehditleri bertaraf etmeye çalışıyor. Hizbullah'ın İran tarafından desteklenmesinin ve İran'ın bölgedeki en önemli kollarından biri olarak görülmesinin yanı sıra birçok ülkeyle de bağları olması, çatışmanın kapsamını genişletip daha karmaşık hale getiriyor. Öte yandan İsrail ABD, Avrupa ve Batı ülkeleri tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor. Hizbullah'ın İsrail ordusuna karşı gerilla savaşı taktiklerine başvurması, durumu daha da karmaşıklaştırıyor ve tüm bunlar, savaşın kesin zafer elde edilmeden uzun süre devam edeceği yönündeki tahminleri güçlendiriyor. Çatışmaların sivil bölgelere kayması, can ve mal kayıplarının yüksek olması, barışçıl bir çözüme ulaşılmasını zorlaştırırken, uluslararası toplumun çatışmayı sona erdirmek ya da barışçıl çözümlere ulaşmak için bugüne kadar etkili bir müdahalede bulunamaması da savaşın uzamasına neden oluyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu savaşın hedeflerini ülkesinin güvenliğini sağlamak, Hizbullah'ın askeri cephaneliğini yok etmek ve silahlanmasına karşı çalışmak olarak tanımlarken, Hizbullah tüm insani ve maddi kayıpları bir kenara bırakıp, sınıra ve ön hatlara odaklanıyor. Hizbullah aynı zamanda İsrail'in başlattığı kara harekatının başarısız olması, ağır kayıplar vermesi, İsraillilerin kuzeydeki evlerine geri dönmelerinin engellenmesi ve İsrail’in kendisini sınırdan uzak tutamaması halinde koyduğu hedeflere ulaşamamış olacağını ve bunun da zaferini ilan etmeye yeteceğini düşünüyor. Hizbullah’ın yeni Genel Sekreteri Şeyh Kasım’a göre şimdi söz sahada. İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi. Dolayısıyla savaşın sonundan bahsetmek için henüz çok erken.

Askeri bakış açısıyla

Lübnan ordusundan emekli Tuğgeneral Ziyad el-Haşim hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın askeri yöntemlerle ve güç kullanarak hedeflerine ulaşabileceklerine inandıklarını söyledi. İsrail’in savaştaki amacının İsrailli yerleşimcilerin kuzey bölgelerine geri dönmelerini sağlamak olduğunu belirten Haşim, “Ancak İsrail Başbakanı’nın, İsrail'in taleplerinden biri olarak eylül ayından önce ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi (Amos Hochstein) tarafından yürütülen ve İsrailli yerleşimcilerin kuzeydeki evlerine geri dönmelerini sağlamayı amaçlayan müzakereler sırasında, Lübnan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının uygulanması şartıyla resmen kabul ettiği ateşkesi henüz kabul etmemiş olmasının da gösterdiği üzere açıklamadığı hedefleri var” değerlendirmesinde bulundu. Emekli Tuğgeneral, İsrail’in ‘kenar köyler’ olarak bilinen sınırdaki köyleri füzelerle ve topçularla bombalayarak kapsamlı bir yıkım gerçekleştirdiğini belirtti.

Emekli Tuğgeneral Haşim, Hizbullah’la ilgili değerlendirmesinde ise şunları söyledi:

“Çağrı cihazları ve telsizlere yerleştirilen patlayıcıların infilak ettirilmesiyle gerçekleştirilen saldırı ve Genel Sekreteri ile diğer üst düzey liderlerine düzenlenen suikastlardan, destekleyici çevreyi oluşturan çok sayıda yerinden edilmiş insana ve 2006 savaşını üçe katlayan korkunç yıkıma kadar uğradığı büyük kayıplardan sonra, stratejisi, Gazze'yi desteklemekten önce ateşkes sağlamaya kaymış ve 1701 sayılı BMGK kararını üstü kapalı bir şekilde kabul etmiştir.”

Hizbullah'ın İsrail’e roket ve İHA’larla düzenlediği saldırıları iki hafta öncesine kıyasla iki katına çıkardığına dikkat çeken Haşim, Netanyahu'nun Hizbullah’ın roketlerini kuzeyden uzak tutma stratejisinin sonuç vermediğini söyledi. Haşim, Hizbullah’ın bunu yaparken düşman ordusunu ya doğrudan birebir çarpışmaya ve 2006 savaşına kıyasla kendi lehine sonuçlanacağına inandığı bir 'vuruşmaya' ya da İsrail'in ateşkesi kabul edip 1701 sayılı kararın uygulanmasıyla yetineceği bir siyasi düzeye itmeye çalıştığını vurguladı. Şimdiye kadar böyle bir durumun olmadığına işaret eden Haşim, dolayısıyla savaşın uzayıp şiddetin, yıkımın ve yerinden edilenlerin sayısının artacağı uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşebileceğinin altını çizdi.

İsrail'in savaş çabalarının ağırlık merkezinin güneyden, yani Gazze'den kuzeye, yani Lübnan'a kaydığını belirten emekli Tuğgeneral Haşim, İsrail’in bu sayede özellikle Gazze'deki savaş, büyük bir kara harekâtı ve Gazze'nin çoğunun yeniden işgali ile birlikte azami güç ve şiddet kullanımıyla net bir ana çaba olmaksızın münferit muharebe operasyonlarına dönüştüğünden ve bu yüzden güç ve çaba yoğunlaşması gerektirmediğinden Hizbullah’la olan savaşa odaklanabileceğini vurguladı.

Netanyahu'nun, Hizbullah'ın kuzey sınırında konuşlanmayacağına dair açıklamalarının, nispeten büyük kayıplara rağmen çatışmaların devam edeceğine işaret ettiğini düşünen Haşim, özellikle de düşman Lübnan'a karşı şimdiye kadar dört tümeni seferber etmişken, bu tümenlerin tam potansiyelleriyle kullanılmadığını, müfreze ve bölük seviyesinden bazen bir tabur seviyesine kadar küçük birliklerin kullanıldığının gözlemlendiğini, yani bu tümenlerin katıldığı büyük bir kara harekâtına tanık olmadığımızı kaydetti.

Haşim’e göre İsrail'in İran'a yönelik ‘M’ tepkisi olarak tanımlanabilecek, yani askeri hedeflerin bilinçli olarak seçildiği, ABD ile koordine edildiği, boyutunun sınırlı olduğu ve bölgesel bir savaşın fitilini ateşlemeyecek şekilde tasarlandığı misillemesi, onun Lübnan cephesine odaklamasına olanak sağladı. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İsrail yanlısı lobilerin oylarını almak için İsrail’i desteklemesi ve Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump’ın İsrail’in işini tamamlamasını ve yapılması gerekeni yapmasını istemesi nedeniyle İsrail’in başkanlık seçimleri dönemindeki ABD'nin iç siyasetinden faydalandığını düşünen Haşim, İsrail’in böylece savaşın büyük bir bölgesel savaşa dönüşmesini engellemek isteyen ABD'nin baskısından kurtulmuş olduğuna dikkati çekti.

Haşim, eğer ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, seçimleri kazanır ve selefinin davranışlarından uzaklaşan politikalar izlemek isterse ve İsrail'e güvenlik garantileri, ekonomik teşvikler ve (Hindistan ile ticaret hattı gibi) özendirmeler ile hatta normalleşme süreçlerinin tamamlanması karşılığında savaşı sona erdirecek anlaşmaları kabul etmesi için baskı yaparsa savaşın sona ermesi şansı olabileceğini düşünüyor.

Gözlemciler, İsrail tarafının sınır köyleri olarak bilinen sınır boyundaki köyleri yok ettiğini söylüyor (Sosyal medya siteleri)Gözlemciler, İsrail tarafının sınır köyleri olarak bilinen sınır boyundaki köyleri yok ettiğini söylüyor (Sosyal medya siteleri)

İsrail-İran savaşı

Savaşın uzun süreceği hipotezini güçlendiren en önemli nedenler, 2006 savaşı ile bugün arasındaki temel fark olarak, İsrail-İran çatışmasıyla doğrudan bağlantılı ve İran-İsrail çatışmasının artık vekiller aracılığıyla değil doğrudan olmasının yanında, bu savaşın başta Lübnan arenası olmak üzere çeşitli arenalarda yaşanması.

Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan  aktardığı analize göre Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü Dr. Sami Nadir, “Çatışmanın Hamas açısından farklı bir boyut kazandığı doğru ama İran, müttefikinin Gazze'de kendisiyle koordinasyon içinde olmadan yürüttüğü savaşa yatırım yapmak için sıraya girmekte gecikmedi ve bu zaferden pay almak istedi” yorumunda bulundu.

Nadir, İsrail’in bu savaşın ilk stratejik hedefinin, zamanı 7 Ekim öncesine döndürmenin ve özellikle de Arap ülkeleriyle ve İsrail arasındaki normalleşme sürecini canlandırmanın yanında, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında yanında taşıdığı yeni haritayı çizmek olduğunu söyledi. Nadir’e göre Arap ülkeleriyle ve İsrail arasındaki normalleşme projesinin önündeki başlıca düğüm, 2008 yılında ABD'nin Irak'tan tek taraflı olarak çekilmesiyle başlayan ve İranlıların boşluğu doldurmasına olanak tanıyan İran yayılmacılığı ve Arap-İsrail yakınlaşmasına karşılık, Arapların Tahran'a karşı öfkesinin artmaya başlamasıydı. Projenin önündeki ikinci düğümün ise İran'ın kendisini bölgesel bir güç olarak dayatmasıyla ile ilgili olarak İran’ın nükleer programı meselesi olduğunu belirten Nadir, İran nükleer bir devlet olmaya çalıştığı ve bunu engellemeyi sadece İsrail değil, ABD'nin başını çektiği Batılı ülkelerinin de istemesinden dolayı bugün meselenin bir düğüme dönüştüğünü ifade etti. Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü Dr. Nadir, Gazze Şeridi’ndeki savaş başladığında bile gündeme gelmeyen başlıca meselenin 2005 yılından bu yana askıda olan İran’ın nükleer programı meselesi olduğunun altını çizdi.

Nadir, İran'ın yayılmacı projesine, ancak Direniş Ekseni karşısında Teknolojik Askeri Entegrasyon olarak adlandırılabilecek bir proje ile Arap ülkeleri ve İsrail arasında yeni bir normalleşme alanı oluşturarak karşı koyulabileceğini düşünüyor.

Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü, son olarak şunları söyledi:

“İsrail, İran'ın iç kesimlerinde hava üslerini, petrol, ekonomik, nükleer ve askeri tesislerini rahatça hedef alarak İran rejimini tehdit edebileceğini gösterdi. Dolayısıyla İran’ın rejimini kurtarması için bölgedeki kollarını terk etmekten başka yapabileceği bir şey kalmadı.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Indpendent Arabia’dan çevrilmiştir.



Fransa, Manş Denizi'ni geçerek İngiltere'ye ulaşmaya çalışan 119 göçmeni kurtardı

Bir tekneyle Manş Denizi'ni geçen göçmenler (Arşiv- AFP)
Bir tekneyle Manş Denizi'ni geçen göçmenler (Arşiv- AFP)
TT

Fransa, Manş Denizi'ni geçerek İngiltere'ye ulaşmaya çalışan 119 göçmeni kurtardı

Bir tekneyle Manş Denizi'ni geçen göçmenler (Arşiv- AFP)
Bir tekneyle Manş Denizi'ni geçen göçmenler (Arşiv- AFP)

Fransız yetkililer, hafta sonu boyunca Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmaya çalışan 100’den fazla göçmenin kurtarıldığını, bir kişinin ise hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Yetkililerin dün yaptığı açıklamaya göre cumartesi günü düzenlenen çeşitli operasyonlar kapsamında Fransa’nın kuzey kıyılarında görev yapan arama kurtarma ekipleri, geçiş girişiminde bulunan 119 kişiyi kurtardı. Söz konusu operasyonlar, bölgeden sorumlu Fransız sahil güvenlik kurumu “Premar” tarafından yürütüldü.

Bilincini kaybettiği belirtilen bir göçmen, helikopterle kuzey kıyısındaki Boulogne kentinde bulunan bir hastaneye sevk edildi.

Öte yandan, perşembe günü İngiltere ile Fransa arasında, düzensiz göçmenlerin Manş Denizi üzerinden geçişini engellemeye yönelik üç yıl süreli yeni bir anlaşma imzalandı. Anlaşma kapsamında Londra yönetimi, Fransız operasyonlarının finansmanına katkısını artırdı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre 2025 yılında Fransa’nın kuzey kıyılarından İngiltere’nin güneyine geçmeye çalışan 29 göçmen hayatını kaybetti.

Bu yılın başından beri ise söz konusu tehlikeli deniz yolculuğu sırasında en az 6 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.


Netanyahu’ya darbe: En büyük iki rakibi siyasi olarak birleşti... Af hayal oldu

Netanyahu, yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemede (Arşiv-Reuters)
Netanyahu, yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemede (Arşiv-Reuters)
TT

Netanyahu’ya darbe: En büyük iki rakibi siyasi olarak birleşti... Af hayal oldu

Netanyahu, yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemede (Arşiv-Reuters)
Netanyahu, yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemede (Arşiv-Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün iki önemli gelişmeyle karşı karşıya kaldı. En büyük siyasi rakiplerinden ikisinin partilerini birleştirdiklerini açıklaması ve hakkında yıllardır süren yolsuzluk davasında af alma ihtimalinin zayıflaması, Netanyahu için çifte darbe olarak değerlendirildi. Söz konusu gelişmeler, bu yıl ekim ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde yaşandı.

Eski başbakanlardan sağ görüşlü Naftali Bennett ile merkez çizgideki Yair Lapid, ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda partileri “Bennett 2026” ile “Yesh Atid”in (Gelecek Var) birleştiğini duyurdu. Lapid, “Bu adımın amacı blok içindeki bölünmeleri sona erdirmek, tüm çabaları kritik seçimleri kazanmaya odaklamak ve İsrail’i geleceğe taşımaktır” ifadelerini kullandı. Bennett’in ofisi ise yeni partinin adının “Birlikte Partisi" olacağını ve liderliğini Bennett’in üstleneceğini açıkladı.

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Netanyahu hükümeti, kendi partisi Likud ile aşırı sağ ittifakına dayanırken, muhalefet ve merkez partiler şimdiye kadar hükümeti devirmek için birleşmekte başarısız olmuştu.

Siyasi cephedeki bu önemli gelişme, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Netanyahu’nun yolsuzluk davasında yaptığı af başvurusunu değerlendirmeyeceğini açıklamasından saatler sonra geldi. Herzog, olası bir af kararının ancak taraflar arasında suçun kabulüne yönelik bir anlaşma için tüm yollar denendikten sonra ele alınabileceğini belirtti. Bu açıklama, kısa vadede bir af kararının çıkmayacağını gösteriyor.

Netanyahu’nun yaklaşık 10 yıl önce başlatılan soruşturmalarla ilgili ortaya çıkan hukuki sorunları, 2019’da hakkında iddianame hazırlanmasından 2022’ye kadar geçen süreçte İsrail siyasetinde derin bölünmelere yol açmış ve beş seçim sürecini etkilemişti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bir sonraki genel seçimlerin Ekim 2026 sonuna kadar yapılması planlanıyor. Netanyahu ise rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçlamalarını reddediyor.

Herzog dün yaptığı açıklamada, davada en uygun çözümün taraflar arasında bir uzlaşma olabileceğini ifade ederek, “Af başvurusunun değerlendirilmesinden önce, mahkeme dışında bir anlaşmaya varılması için tüm imkanların tüketilmesi gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin bu açıklaması, The New York Times gazetesinin Herzog’un bir suç kabulü anlaşmasına aracılık etmeyi planladığı yönündeki haberinin ardından yayımlandı. Bu durum, af kararının şimdilik ertelenebileceğine işaret ediyor.

Herzog’un sözcüsü, anlaşma girişimi olup olmadığına ilişkin sorulara yanıt vermezken, Netanyahu’nun ofisi de konuya dair yorum talebine karşılık vermedi.

Netanyahu, af başvurusunu kasım ayında yapmıştı. İsrail yasalarına göre cumhurbaşkanı mahkûmlara af yetkisine sahip olsa da devam eden bir yargılama sırasında af verilmesine dair bir emsal bulunmuyor.

ABD Başkanı Donald Trump, daha önce birkaç kez Herzog’a Netanyahu’yu affetmesi çağrısında bulunmuş, bu çağrılardan biri mart ayında İran’la yaşanan savaş sırasında ve davanın geçici olarak askıya alındığı dönemde yapılmıştı.

2020’de başlayan yargı sürecinin devamı kapsamında Netanyahu’nun bu hafta yeniden mahkeme karşısına çıkması bekleniyor. Netanyahu, görevde iken hakkında ceza davası açılan ilk İsrail başbakanı olarak kayıtlara geçmiş durumda.


Axios: İran, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve savaşın sona ermesi için ABD'ye yeni bir teklif sundu

İran'ın Keşm adası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda bir sürat teknesi kargo gemisinin yakınından geçiyor (AP)
İran'ın Keşm adası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda bir sürat teknesi kargo gemisinin yakınından geçiyor (AP)
TT

Axios: İran, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve savaşın sona ermesi için ABD'ye yeni bir teklif sundu

İran'ın Keşm adası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda bir sürat teknesi kargo gemisinin yakınından geçiyor (AP)
İran'ın Keşm adası açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda bir sürat teknesi kargo gemisinin yakınından geçiyor (AP)

Axios haber sitesi, bir ABD yetkilisi ve iki bilgili kaynağa atıfta bulunarak, İran'ın Pakistanlı aracılar vasıtasıyla ABD'ye Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak ve savaşı sona erdirmek için yeni bir teklif sunduğunu bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre öneri nükleer müzakerelerin daha sonraki bir aşamaya ertelenmesini içeriyor.