Ölüm yolları: Filistinliler Gazze Şeridi'nin kuzeyinden yerinden edilmeleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor

Katliamlara ve yıkımlara rağmen kuzeyde kalıp direnenler var.

Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
TT

Ölüm yolları: Filistinliler Gazze Şeridi'nin kuzeyinden yerinden edilmeleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor

Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail'in Cibaliye, Beyt Lahiye ve Beyt Hanun olmak üzere başlıca şehirden oluşan Gazze Şeridi’nin kuzeyine yönelik kara harekâtı başlatmasının üzerinden bir aydan fazla bir süre geçerken, kuzey bölgesinin Gazze şehri ile bağlantısı tamamen kesildi. Kuzey bölgesinin, İsrail ordusunun yaklaşık bir yıl önce Gazze şehrinin güneyinde, Gazze Vadisi'ne paralel olarak doğudan güneye doğru uzanan Netzarim Koridoru’nu inşa ederek Gazze Şeridi'nin merkezinden ve güneyinden ayırdığı Gazze şehri ile bağlantısı tamamen kopmuş durumda.

Geçtiğimiz yıl 5 Ekim'de Gazze Şeridi'nin kuzeyine askeri operasyon başlatan İsrail, kuzey bölgelerine ve özellikle Cibaliye Mülteci Kampı’na, mümkün olduğunca çok sayıda bölge sakinini ve yerinden edilmiş kişiyi buradan sürmek için ağır topçu bombardımanları ve hava saldırıları düzenledi. Bu saldırıları Cibaliye Mülteci Kampı’nı kuşatmak, Filistinli direniş gruplarının üyelerini avlamak ve ortadan kaldırmak üzere tanklarının ve askeri araçlarının ilerlemesi için bir paravan olarak kullanan İsrail ordusu, o dönem yaptığı açıklamada operasyona yüzlerce askerin katıldığını duyurdu.

Cibaliye’nin Ebu Şerh Kavşağı yakınlarındaki en-Nuzla semtinde ikamet eden Muhammed Uveys (33), İsrail ordusunun bombardımanlar sırasında Cibaliye Mülteci Kampı’nın doğu, batı ve kuzey bölgelerinden ilerlediğini söyledi. Uveys, buna batıda Beyt Lahiye'deki es-Salatin, el-Atatra ve et-Tavam bölgelerine yapılan kara harekâtının ve Cebeliye Mülteci Kampı’na insansız hava araçlarıyla (İHA) atılan ve bölge sakinlerinin ateş altında derhal bölgeyi boşaltmaları söylenen broşürlerdeki tahliye emirlerinin eşlik ettiğini belirtti.

Erkeklerin, işgalin ve kara harekatının ilk günlerinde onlarca aileyi evlerinin içinde hedef alan ve öldüren İsrail bombardımanları nedeniyle çocukları ve eşleri için duydukları korku ve dehşet nedeniyle kaçmak zorunda kaldıklarını söyleyen Uveys, bazı sakinlerin ailesinin evinin yakınlarındaki göç koridoru haline gelen Ebu Şerh Kavşağı üzerinden Cibaliye Mülteci Kampı’na yakın bölgelere, Gazze şehrinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan ve Şari el-Cela mahallelerine kaçtığını, onlarca kişinin ise kuzeydeki bölgelere, özellikle de Beyt Lahiye’ye gittiğini belirtti.

Mevcut kara harekâtı öncesi Cibaliye Mülteci Kampı, kendi sakinleri ve çeşitli bölgelerden gelen yerinden edilmiş kişilerle hıncahınç doluydu. Evlerde yaşayanların yanı sıra tüm okullar, geçtiğimiz aylarda yerleşim bölgelerine yapılan saldırılar nedeniyle evlerini kaybeden ve zorla yerlerinden edilen binlerce aile için barınak haline getirildi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla'dan aktardığı habere göre Uveys, “Kampta, kaldırımlarda, yollarda, okul ve hastane çevrelerinde çadır kurulmayan hiçbir yer yok. Yerinden edilmiş insanların yoğunluğu nedeniyle kampın sokaklarında yürümek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İsrail ordusu, 21 Ekim’de Beyt Lahiye'deki Kamal Advan Hastanesi'ni ve çevresindeki evleri ve çadırları kuşatıp tehdit ederek bölgeyi terk etmelerini istedi.

Askeri operasyon, İsrail'in bombardımanlarını ve saldırılarını yoğunlaştırması ve ordunun bölgeye girmesiyle hız kazandı. İsrail basınında kara harekâtının amacının Gazze Şeridi'nin kuzeyini insansızlaştırmak olduğu konuşulmaya başlandı. İsrail ordusu ve hükümeti, ‘Generallerin Planı’ olarak bilinen kuzeydeki nüfusu azaltma ve yerleşim birimleri kurma planının uygulandığı iddialarını reddederek asıl amacın başta Hamas Hareketi ve onun askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri olmak üzere Filistinli direniş gruplarını avlamak ve ortadan kaldırmak olduğu açıkladı.

Uveys ve ailesi, bir quadcopter drone tarafından evin çatısındaki güneş panellerine ateş açıldığı, binanın katlarının pencerelerinin önünde alçak uçuşlar gerçekleştirdiği ve ardından boş olan en üst kata iki tank mermisiyle ateş edildiği dehşet dolu bir gecenin ardından, kara saldırısının dördüncü gününde evlerini terk etmek zorunda kaldılar. Uveys, “Geceleri evden çıkamıyorduk, karanlık, bombardıman ve korku, nereye gideceğimizi bilmiyorduk” diye anlattı.

Tanklar Ebu Şerh Kavşağı’na kadar ilerlemişti ve Uveys’in ifadesiyle ‘ölüm kavşağından’ geçmek zorlaşmıştı. Ebu Şerh Kavşağı’na doğru hareket eden herkese tanklardan kurşun ve top mermileriyle ateş açılmaya başlandığını söyleyen Uveys, “Kavşakta çok sayıda insan öldürüldü, cesetleri günlerce öylece kaldı. Kimse onlara ulaşıp oradan alamadı” dedi. Uveys ve ailesi, evlerinin yaklaşık 300 metre doğusunda yer alan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) okullarıyla çevrili olan akrabalarının evine kaçtılar. Durumun uzun sürmeyeceğini, iki ya da üç gün sonra evlerine döneceklerini düşünüyorlardı, ama işler bekledikleri gibi olmamıştı.

İsrail ordusu mahalleleri havaya uçurmaya ve iç kesimlere doğru ilerlemeye devam etti. Uveys’in Al-Majalla’ya anlattığına göre İsrail ordusu ilerleyip göç ettikleri eve yaklaştıkça, Beyt Lahia'deki Kamal Advan Hastanesi yakınlarında akrabalarına ait başka bir eve gitmek zorunda kaldılar. Uveys artık evinden ve doğup büyüdüğü memleketinden çok uzaktaydı.

Beyt Lahiye’ye sadece Uveys ve ailesi göç etmek zorunda kalmadı. Onlarla birlikte yüzlerce aile de özellikle de sığınak haline getirilen okulların hedef alınmasından sonra bölgeden kaçmak zorunda kaldılar. Daha önce de birkaç kez işgal altındaki topraklarda yerinden edilmiş olan binlerce aile bir kez daha yerinden edildi. Duygu ve düşüncelerini anlatan Uveys, “Her zaman askeri operasyonun sona ereceğini ve tamamen yıkılmış olsalar bile birgün evlerimize dönebileceğimizi umarak kuzeyde mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Buna karşın İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki şehirleri Gazze şehrinden ayırmasını kolaylaştıran askeri operasyonun kapsamını genişletmeye, yüzlerce evi ve tarım arazisini havaya uçurmaya, buldozerle yerle bir etmeye devam ediyor. Askeri operasyonun üçüncü haftasından bu yana ambulansların ve sivil savunma ekiplerinin insani yardım hizmetlerini yerine getirmesini engelleyen İsrail ordusu, hastanelere ve sivil savunma ekiplerine saldırarak onları hizmet dışı bırakıyor. Yerinden edilmiş kişilerin sığındıkları binaları kuşatıp bombalayan İsrail ordusu, yarısından fazlası çocuk ve kadın olmak üzere bin 300'den fazla sivili öldürdü. Al Majalla’ya konuşan Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’ndan bir kaynak, enkaz altından çıkarılamadıkları ya da sokaklarda öldürülen veya tutuklanan, akıbetleri bilinmeyen onlarca kayıp olduğunu belirtti.

İsrail ordusu coğrafi bölgeleri istediği gibi hazırladıktan ve geniş çaplı yıkıma neden olduktan sonra, nüfusun en yoğun olduğu bölgeleri, yani Cibaliye Mülteci Kampı ya da ateş altında kamptan göç edenlerin sığınağı olan Beyt Lahiye'deki sığınma merkezlerini hedef almaya başladı. Binlerce Gazzeli, İsrail ordusunun Cibaliye Hizmetler Ofisi, Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Sivil İdare ve Beyt Lahiye'deki Endonezya Hastanesi yakınlarında olmak üzere üç bölgede güvenlik kontrol noktaları kurarak bölgeyi kuşatmasının, tehdit etmesinin ve sivilleri güneydeki Gazze şehrine kaçmaya zorlamasının ardından bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

scdfrgt
Gazze Şeridi sınırı yakınlarındaki İsrail ordusuna ait askeri bir araç, 31 Ekim 2023 (AP)

İsrail ordusu, 21 Ekim'de, Beyt Lahiye'deki Kamal Advan Hastanesi'ni ve çevresindeki ev ve sığınakları kuşatarak tehdit ve gözdağıyla Gazzelilerin bölgeyi terk etmelerini istedi. O sıra ailesiyle birlikte hastane yakınlarındaki bir evde kalan Uveys, “Ordu bizi quadcopter ile aramaya başladı, bölgeyi boşaltmamızı istedi ve bizi bombalamakla tehdit etti. Daha sonra uçaklar Endonezya Hastanesi’nin yanındaki kontrol noktasına tahliye rotasının haritasını içeren broşürler bıraktı. Tabii ki insanlar ilk andan itibaren emirlere itaat etmedi” diye anlattı.

Ertesi gün ailesiyle birlikte ayrılmak zorunda kaldığını söyleyen Uveys, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı aileler ayrılırken, yüzlercesi geride kaldı ve sonraki birkaç gün boyunca İsrail ordusu tarafından kovalandılar. İsrail ordusu hayat belirtisi olan ne varsa katlediyordu. Örneğin, hastane yakınlarında içme ve insani kullanım için bir su şişeleme noktası vardı. İsrail ordusu bu noktayı defalarca kez hedef aldı. Şişelere su doldurmak isteyen çok sayıda insanı oracıkta katletti. İnsanlar aç ve susuz bırakılarak ayrılmaya zorlandı. Asıl amaç kuzeyi boşaltmak ve geri dönmemizi engellemekti.”

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu (PCBS) tarafından sağlanan resmi verilere göre mevcut savaştan önce Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 160 binden fazla Gazzeli yaşıyordu.

Ailelerin hep birlikte sırasıyla dışarı çıktıklarını ve haritaya göre Endonezya Hastanesi’ne giden doğu yoluna doğru ilerlediklerini söyleyen Uveys, “İsrail askerleri, kontrol noktasında kadınlar ve çocuklar ile erkekler ve gençleri birbirlerinden ayırdı. Onlara yakınlarda bulunan Kuveyt Okulu'na gitmelerini söyledi. Kadınlara ve çocuklara Gazze şehrine doğru yola devam etmeleri için Gazze Şeridi’nde şehirleri birbirine bağlayan ana yol olan Selahaddin Caddesi üzerinde doğuya yürümeleri talimatı verdi” ifadelerini kullandı.

İki saat ya da iki saatten biraz fazla bir süre bekledikten sonra, İsrail askerlerinin erkeklerden ve gençlerden her beş kişi bir arada kontrol noktasına doğru gelmelerini istemeye başladığını aktaran Uveys, “Kontrol noktası, gözlem ve kontrol yerinin karşısındaki kulelerde duran askerler için göz retinasını tarayan kameraların bulunduğu açık bir alandı. Orada ya geçmelerine izin veriyorlar ya da bazılarından tutuklama ve saha sorgusuna hazırlık için ordunun konuşlandığı yere doğru gitmelerini istiyorlardı. Bazı insanlar saha soruşturmasından sonra serbest bırakıldı, geriye kalanlar tutuklanarak cezaevlerine ve işkence merkezlerine gönderildi. Dışarı çıktığım gün yaklaşık 500 kişi tutuklanmıştı” şeklinde anlattı.

Genç adam ordu tarafından çağrılmayan ve Gazze'ye doğru yola devam etmesi istenen şanslı kişilerden biriydi, ancak akşam saatleri geçmiş, gece çökmüştü. Uveys, “Önce Hamude İstasyonu’na oradan da Selahaddin Caddesi’ne yürüdük. Bütün yolu gece karanlığında yürüdük. Kuzeyden gelen ve kuzeye giden tanklar sağımızdan kum ve toz savurarak geçip gidiyordu. Karanlıkta yürüyorduk ve yolu göremiyorduk” dedi. Her yer moloz, toprak ve kumdu. Yol altı kilometreden daha uzundu ve ordunun talimatlarına göre durmadan yürümeleri gerekiyordu. Gazze'nin kuzeydoğusuna akşam saat 21.00'dan hemen sonra, kayınbiraderi ve diğerleriyle birlikte ulaştı. Babası ve erkek kardeşleri ondan önce, annesi ve kız kardeşleri ise gün içinde buraya gelmişti.

sdefrgt
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Beleh şehrinin doğusunda düzenlediği askeri operasyonun ardından yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın, 29 Ağustos 2024 (AFP)

Genç adam, yaşadıklarını anlatmaya devam etti:

“Ailenin geri kalanının akıbetini bilmiyorum, bu yüzden hala diken üstünde yaşıyorum ve bekliyorum. Allah, babaları ve oğulları hakkında kesin bir haber alamadan, tutuklanıp tutuklanmadıklarını ya da öldürülüp öldürülmediklerini bilmeden günlerce bekleyenlere yardım etsin.”

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu (PCBS) tarafından sağlanan resmi verilere göre mevcut savaştan önce Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 160 binden fazla Gazzeli yaşıyordu. Savaşın başlangıcından bu yana, 20 bin ila bini Gazze Şeridi’nin orta kesimlerine ve güneyine göç etti. Sahadaki tahminlere göre ise son olarak 60 binden fazla kişi yerinden edilirken, yaklaşık 70 bin kişi, İsrail ordusu tarafından uygulanan kuşatma, öldürme ve aç bırakma nedeniyle hala yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.

Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşayan yirmili yaşlarındaki genç kadın Hatice Hamid, kadınların ve çocukların yerinden edilmesini ‘ölüm yolculuğu’ olarak nitelendirdi. Hatice ve ailesi, sığındıkları Beyt Lahiye'den iki haftayı aşkın bir süre boyunca devam eden İsrail kuşatması ve bombardımanları nedeniyle 6 Kasım'da tıpkı Uveys ve ailesi gibi Gazze şehrine doğru aynı rotadan kaçmak zorunda kaldı.

Hatice, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ölüm yolculuğunda yaşadığımız aşağılanma ve baskı çok büyüktü. İnsanların çoğu yiyeceklerini ve giysiler gibi eşyalarını taşıyamadıkları için atmak zorunda kaldılar. Yol çok çileliydi. Erkekleri ve gençleri ayırdıkları için çocuklar ve kadınlar olarak bizi tek başımıza yürümeye zorladılar. Yol boyu ağladık. Herkes bizi daha da korkutmak için kasıtlı olarak ses bombaları atan İsrail tanklarından korkuyordu.”

Çocukların ve kadınların çığlıkları arasında yolda yürürken, rotalarının seyrini değiştirecek bir şey olmasını umduğunu söyleyen Hatice’nin tek istediği Cibaliye Mülteci Kampı’na geri dönmekti. Yürürken ailelerini kaybetmiş çocukları, yıkılmış evlerin molozlarıyla kaplı yolda yalın ayak yürüyen çocukları, patlama sesleri çıkarmak için yolun her iki tarafında kasten ilerleyen İsrail tanklarını gördü. Açlık ve susuzluk çeken yerinden edilmiş kadınların ve çocuklarının çoğu, kızgın güneşin altında saatlerce yürümek zorunda kaldıkları için artık taşıyamaz oldukları çantalarını ve yiyeceklerini atmak zorunda kaldı.

Hetice, Uveys ve diğer binlercesi, bombardıman, kuşatma ve açlık karşısında halen ayakta kalmaya devam etseler de daha ne kadar dayanabilecekler ve ‘ölüm yolunda’ yürüyebilecekler bilinmiyor.

 



MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
TT

MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

Bu yılki Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'na (CPAC) katılan iki anne, Donald Trump'ın ABD askerlerini savaşa göndermeye karar vermesi halinde ABD Başkanı'nın en küçük oğlu Barron'ın orduda görev yapması gerektiğini düşündüklerini MSNOW'a söyledi.

Üzerinde "250" yazan aynı kırmızı, beyaz ve mavi renkli parlak ceketleri giyen ve ismi açıklanmayan iki kadın, kendi çocuklarından biri askere alınsa bile başkanın İran'la savaşını desteklemeye hazır olduklarını yayın kuruluşuna belirtti.

MSNOW'dan Rosa Flores, 20 yaşındaki Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğini düşünüp düşünmediklerini sorduğunda, her iki kadın da buna katıldığını belirtti.

Flores, MSNOW sunucusu Chris Jansing'e perşembe günü, "Her iki anne de askerler savaşa gönderilirse, bu kadının oğlu savaşa gönderilirse, Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğinde hemfikirdi" dedi.

Barron Trump'ın orduya katılıp katılmayacağına dair görüşleri sorulduğunda MAGA destekçisi anneler, başkanın en küçük oğlunun "doğru olanı yapacağını" düşündüklerini söyledi.

ABD ordusu gönüllü askerlerden oluşuyor. Diğer yandan Askerlik Sistemi (Selective Service), savaş durumunda teoride askere alınmaya uygun erkeklerin veritabanını tutan bağımsız bir kurum.

18-25 yaşlarındaki tüm erkeklerin Askerlik Sistemi'ne kayıt yaptırması zorunlu. Yakın zamanda kabul edilen yasa, bu süreci aralık ayından itibaren otomatikleştirecek.

"Make America Great Again" (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) şapkası giyen, ismi açıklanmayan annelerden biri, 18 yaşındaki oğlunun Askerlik Sistemi'ne kayıtlı olması nedeniyle Trump'ın İran'a yönelik askeri saldırılarına başlangıçta karşı çıktığını Flores'e söyledi.

Kadın "Bu yüzden bu durumdan memnun değildim" dedi.

İsmi açıklanmayan kadın, MSNOW'a şöyle konuştu: 

Ama sonra İran'da halkın önünde asılan üç genci gördüm. O rejim yıllardır Amerikalıları tehdit ediyor ve Amerikalıları öldürüyor… Oğlum askere çağrılsa bile savaşı yine de desteklerdim.

Görsel kaldırıldı.İki MAGA destekçisi, oğullarından biri askere alınsa bile ABD Başkanı'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı desteklemeye devam edeceklerini MSNOW'a söyledi (MSNOW / Chris Jansing Reports)

Kadının, ekonomik krizin derinleşmesiyle ocak ayında İran rejimini protesto eden üç gencin kamuoyu önünde asılmasından bahsettiği anlaşılıyor.

Trump, İran'a karşı askeri harekat başlatsa da ABD askerlerini sahaya sürmeye yönelik resmi bir plan yok. Anketlere göre askerleri savaşa gönderme fikri, Cumhuriyetçi parlamenterler ve halk arasında aşırı derece tepki çekiyor.

ABD'de Askerlik Sistemi olsa da 1972'deki Vietnam Savaşı'ndan bu yana zorunlu askerlik çağrısı yapılmadı.

Barron Trump muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı. Ancak zorunlu askerlik çağrısı yapılsa bile, Trump'ın üniversite öğrencisi olan en küçük oğlunun görevi muhtemelen ertelenir.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
TT

İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Tahran'da rejim değişikliğinin sağlanması ihtimaline şüpheyle yaklaşıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Financial Times'a (FT) konuşan İsrailli yetkililer, askeri istihbaratın yakın gelecekte rejimin devrilmesini sağlayacak koşulların yaratılamadığını düşündüğünü söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bağlı istihbarat müdürlüğü Aman'ın brifingleri hakkında bilgi sahibi kaynaklar, hava saldırılarının İran rejimini önemli ölçüde zayıflatamadığına dair görüşlerin kuvvetlendiğini belirtiyor.

FT'nin analizine göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun temel savaş hedeflerine de gölge düşürüyor.

Aman'ın eski İran uzmanı Raz Zimmt şunları söylüyor:

Rejim zayıfladı ancak firarlara veya kontrolün kaybedildiğine ilişkin herhangi bir gerçek işaret görmedik. Bu, hayatta kalmak için 47 yıl boyunca kuvvetlendirilen bir sistemin dayanıklılığını gösteriyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu, hava saldırılarıyla rejim değişikliğini başından beri olası görmüyordu. Yetkililerden biri şu ifadeleri kullanıyor:

Ordu, hükümete 'Bu iş bir anda hallolacak bir şey değil' dedi. Rejim değişikliği her zaman çok, çok, çok, çok zor olacaktı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı ortak operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Ordusu'ndan birçok üst düzey isim öldürüldü.

İran ise İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misillemeyle direnişe devam ediyor.

New York Times'ın aktardığına göre İran'ın, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'ne dün düzenlediği saldırıda 12 Amerikan askeri yaralandı.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husiler de bu sabah İsrail'e füze fırlatarak savaşa katıldı.

Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirmesiyle başlayan ekonomik kriz, Husilerin Kızıldeniz'i kapatmaya çalışması halinde daha da derinleşebilir.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Farea Al-Muslimi, BBC'ye şunları söylüyor:

Bu bir kabus. Zaten bir kabus yaşıyoruz, bu da durumu daha da kötüleştirir.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında İran'ı "mahvettiklerini" öne sürse de Tahran rejiminin, Ortadoğu'da desteklediği Şii örgütlerle direnişi sürdürmesi Beyaz Saray'ın pozisyonunu güçleştiriyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın İran savaşının başından beri yaptığı çelişkili açıklamalara dikkat çekiliyor. ABD Başkanı'nın rakibini önce tehdit edip sonra gerginliği azaltarak müzakereye başlama taktiğinin bu sefer işe yaramadığı yazılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Guardian, New York Times, BBC


Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
TT

Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, “Sırada Küba var” diyerek, Washington’un son dönemde gerçekleştirdiği askeri operasyonların kendisine destekçilerinin desteğini kaybetmesine mal olacağı yönündeki görüşü reddetti.

Trump, ocak ayından bu yana Küba'ya petrol ambargosu uygulayarak, ülkeye yönelik baskıyı son dönemde artırdı. Bu durum, yıllardır süren ABD ticaret ambargosu nedeniyle zaten zor durumda olan Küba ekonomisini ve yakıt tedarikini daha da boğdu.

Trump, dün Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen «FII Priority» yatırım forumunda yaptığı konuşmada, destekçilerinin «güç» ve «zafer» istediğini söyledi; ocak ayında ABD güçlerinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakaladığı askeri operasyona atıfta bulundu.

Trump, “Bu muhteşem orduyu ben kurdum. ‘Onu asla kullanmak zorunda kalmayacaksınız’ demiştim, ancak bazen başka seçeneğimiz olmuyor. Bu arada, sıra Küba'da. Ama sanki ben hiçbir şey söylememişim gibi davranın” ifadelerini kullandı.

Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)

Trump bu konuda ne yapmayı planladığını belirtmese de basına “Bu açıklamayı görmezden gelin” dedi ve ardından “Sırada Küba var” diye tekrarladı; bu sözleri, salondakileri güldürdü.

Aynı konuşmada ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nı “Trump Boğazı” olarak nitelendirdiği tartışmalı bir açıklama yaptı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel geçen hafta, herhangi bir dış saldırganın “yenilmez bir direnişle” karşılaşacağını vurgulamıştı.

Komünist ada, 1962 yılından beri ABD'nin ticari ablukası altında bulunuyor ve yıllardır uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt, ilaç ve gıda kıtlığıyla karakterize edilen şiddetli bir ekonomik krizin içinde.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bir Küba yetkilisi son olarak, Havana'nın Washington ile diyaloğu sürdürmeye hazır olduğunu söyledi, ancak aynı zamanda siyasi sisteminin değiştirilmesinin tartışmaya açık bir konu olmadığını vurguladı.