Yeni Ortadoğu İran'ın vizyonuyla uyumlu mu?

İran siyasi düşüncesinde “stratejik derinlik” kavramına yönelik meydan okumalar

Fotoğraf: Nesma Muharrem
Fotoğraf: Nesma Muharrem
TT

Yeni Ortadoğu İran'ın vizyonuyla uyumlu mu?

Fotoğraf: Nesma Muharrem
Fotoğraf: Nesma Muharrem

Hamid Rıza Azizi

İran İslam Cumhuriyeti, kurulduğu 1979 yılından bu yana mevcut dünya düzenine karşı çıkan bir güç olarak öne çıktı. Vizyonu, bir yönetim modeli olarak Şii siyasal İslam ile dış politikasına yön veren anti-emperyalist ilkelerin benzersiz bir karışımına dayanıyor. Totaliter bir ideoloji çerçevesinde bu siyasal İslam ile anti-emperyalizmin birleşimi, “devrimi ihraç etmek”, İslamcı grupları desteklemek ve İsrail işgaline karşı duran “direniş” hareketlerini desteklemek gibi ana politikalarının temelini oluşturdu.

İran'ın tehdit algısı, büyük ölçüde 1980'lerde Irak ile sekiz yıl süren savaşı, ABD'nin 2001'de Afganistan'a ve 2003'te Irak'a askeri müdahaleleri de dahil olmak üzere bir dizi faktörden etkileniyor. ABD’nin askeri müdahaleleri yabancı güçleri İran sınırlarına yaklaştırırken, İran'ın güneydeki Arap komşuları da Washington ile güçlü ittifaklarını sürdürüyorlardı. Bu durum, İran'ın, tamamı gelişmiş askeri ve teknolojik yeteneklere sahip rakip emperyalist güçler ve onların müttefikleri tarafından çevrelenmiş, düşman bir bölgesel ortamda var olduğu yönündeki algısını güçlendirdi.

Bu bağlamda “stratejik derinlik” kavramı İran stratejik düşüncesinin temel taşı haline geldi. Bu kavram, İran'ın güvenliğinin teminatının, nüfuzunun bölge genelinde genişletilmesine dayandığı görüşünde. İran, “ileri savunma” stratejisi aracılığıyla güvenlik tehditlerini bölgesel sınırlarına ulaşmadan kontrol altına almaya çalışıyor.

İran dış politikasının bu ideolojik ve jeopolitik ilkelerinin temelinde emperyalizmin ve “küresel kibrin” sembolü, İran'a yönelik doğrudan ve dolaylı güvenlik tehditlerinin ana kaynağı olarak görülen ABD'ye karşı muhalefet yatıyor. Bu perspektife göre İranlı liderler İsrail'i emperyalizmin bölgesel sembolü, ABD'nin önemli bir müttefiki ve İran'ın bölgedeki başlıca düşmanı olarak görüyor.

İran, “ileri savunma” stratejisi aracılığıyla güvenlik tehditlerini bölgesel sınırlarına ulaşmadan kontrol altına almaya çalışıyor

Bu yaklaşımlar, İranlı yetkililerin açık ya da örtülü olarak atıfta bulunmaya devam ettiği bölgesel düzen için alternatif bir vizyonun netleşmesine katkıda bulunuyor. Bu vizyon, ABD'nin bölgedeki nüfuzunun en aza indirilmesini ve İsrail'in izole edilmesini gerektiriyor. Bu bağlamda, İran ile Arap komşuları arasında, BAE’ye ait üç ada konusundaki anlaşmazlık gibi 1979 devrimi öncesine ait anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere devam eden jeopolitik anlaşmazlıklara rağmen, Batılı güçlerin “müdahalesine” gerek kalmadan bu sorunlara yerel çözümler bulma fırsatları doğacaktır.

İran'ın bu vizyonunun gölgesinde, komşu ülkeler, İran'ın “direniş ekseni” adı verilen yapı içindeki müttefiklerini, ister devlet çerçevesi dışında ister yarı devlet olsun, aktif ve meşru bölgesel aktörler olarak tanıyacaklardır. İran aynı zamanda “direniş eksenini” yalnızca ideolojik bir ağ olarak değil, aynı zamanda bölgesel rakiplerinin ağırlığını dengeleyen jeopolitik ağırlığa sahip bir güç olarak da görüyor.

xsdcfrg
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al Suud, eski İran dışişleri bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve eski Çin dışişleri bakanı Qin Gang, 6 Nisan 2023'te Pekin, Çin'deki görüşmeleri sırasında (Reuters)

Birinci gelişme, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, küresel düzeyde, özellikle Ortadoğu'da, Amerikan nüfuzunun sınırlılığını teyit etti. Çoğu Arap ülkesi, Rusya'yı tecrit etme konusunda ABD ve Avrupa'nın yanında yer almak yerine, her iki tarafla da iyi ilişkileri sürdüren dengeli bir yaklaşım izledi. Bu tutuma ek olarak, Arapların Çin ile ilişkilerinin derinleşmesi, Arap ülkelerinin, özellikle de İran'a komşu olan Körfez ülkelerinin artık dış politikalarında daha fazla seçenek sunduklarını ve Batılı ittifaklara bağımlı olmaktan uzaklaştığını gösteriyor.

İran'ın algısındaki bu değişiklik ikinci bir gelişmeye katkıda bulundu; İran ile Arap komşuları arasındaki ilişkiler iyileşti ve Mart 2023'te Tahran ile Riyad arasındaki yumuşama anlaşmasının imzalanmasıyla zirveye ulaştı. Tahran'a göre bu anlaşma, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki İbrahim Anlaşmaları’na karşı durma ve genişlemesini sınırlama girişimiydi. İran, Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmekten potansiyel ekonomik faydalar elde etmeyi beklese de, bölgesel diplomatik çabalarında hâlâ güvenlik ve jeopolitik hususlara öncelik veriyor.

Aynı zamanda Tahran'ın inancına göre cesaret verici işaretler de ortaya çıktı. İran'ın bölgesel müttefikleri ile vekillerinin siyasi ve diplomatik konumu, özellikle Beşşar Esed rejiminin Arap Birliği'ne dönmesi ve Yemen'deki savaşın durmasının ardından iyileşmeye başladı. İran direniş eksenini yalnızca ideolojik bir ağ olarak değil, aynı zamanda bölgesel rakiplerinin ağırlığını dengeleyen jeopolitik ağırlığa sahip bir güç olarak görüyor.

İranlı liderlerin yeni bir bölgesel düzenin inşası için katalizör olarak gördüğü üçüncü ve en önemli gelişme ise Gazze'de savaşın başlaması ve buna yönelik uluslararası tepkiler, özellikle de İslam dünyasındaki çeşitli ülkelerin tepkisidir. İslam dünyasında Gazze'deki sivillere yönelik yaygın sempati, Filistin davasını bölgesel ve küresel düzeyde yeniden gündeme getirdi. Bu durum daha önce İsrail ile ilişkilerini normalleştiren ve barış anlaşması imzalayan Arap ülkeleri için zorluklar yarattı.

İran, Arap ve İslam dünyasındaki Filistin yanlısı duyarlılığın sunduğu fırsatı değerlendirdi. Kendisini Filistinlilerin haklarının “öncü savunucusu” olarak sunarak bölgesel nüfuzunu genişletmeyi hedefledi. Suudi Arabistan ile ilişkiler geçen yıl önemli ölçüde iyileşti ve bu da aralarındaki buzların çözüldüğünü gösteriyor. İran, Mısır ve Ürdün dahil olmak üzere diğer Arap ülkeleriyle de diplomatik düzeyde ilerleme kaydetti.

Bu gelişmeler, İsrail'i bölgesel istikrarsızlığın ana kaynağı olarak gösteren İran'ın stratejik anlatısını güçlendirdi. Aynı zamanda İran'ı bölgesel jeopolitikte merkezi bir aktör haline getirmeye çalıştı. İran açısından bakıldığında bu gelişmeler bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde tarihi bir dönüm noktası teşkil ediyor. Nitekim İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, Gazze savaşının ardından artık bölgeyi “direniş hesaplarının” belirlediğini vurguladı. Bu da gelecekte Ortadoğu'daki siyasi sahnenin şimdikinden belirgin biçimde farklı olacağını gösteriyor.

İran’ın anlatısını incelemek

Ancak geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmeler yakından incelendiğinde İran'ın karşı karşıya olduğu büyük meydan okumalar ortaya çıkıyor ve bu da onun iyimserliğini azaltıyor. Gazze'deki savaş, İran'ın beklentilerinin aksine ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün azalmasına yol açmadı. Tam aksine Washington, müttefiki İsrail'i desteklemek ve korumak amacıyla askeri varlığını büyük ölçüde artırmaya çalıştı.

Ayrıca Gazze savaşı, İran'ın direniş ekseni içindeki müttefiklerinin, özellikle de Hamas ve Hizbullah'ın gücünü önemli ölçüde sınırladı. Bu sınırlama uzun vadede askeri güçlerini ve siyasi rollerini etkileyebilir ve bu da İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlayabilir. Buna ek olarak, bu dönemde Esed de savaşın olası olumsuz sonuçlarından korunmak amacıyla kendisini hem İran hem de eksenine karşı tedbir olarak belirli bir mesafede tuttu.

Belki de en önemli gelişme, İran ile İsrail arasındaki doğrudan karşılıklı saldırıların, her ne kadar İran'ın füze gücünü öne çıkarsa da, aynı zamanda İran'ın istihbarat ve teknoloji alanlarındaki aşırı kırılganlığını da açığa çıkarmasıdır. İran-İsrail arasındaki doğrudan çatışma mevcut modeliyle devam ederse ve İran'ın askeri kapasitesinde önemli bir zayıflamaya yol açarsa, bölgesel konumu, özellikle de Arap rakipleri ve Türkiye ile arasındaki güç dengesi alanında tehlikeye girebilir.

Dolayısıyla bazı gelişmeler İranlılar açısından umut verici olsa da yeni Ortadoğu, İslam Cumhuriyeti liderlerinin beklediği vizyon ile tam olarak uyumlu olmayabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.