Hochstein: Lübnan ordusu güneye konuşlanmadan önce İsrail ordusu geri çekilecekhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5086158-hochstein-l%C3%BCbnan-ordusu-g%C3%BCneye-konu%C5%9Flanmadan-%C3%B6nce-i%CC%87srail-ordusu-geri-%C3%A7ekilecek
Hochstein: Lübnan ordusu güneye konuşlanmadan önce İsrail ordusu geri çekilecek
ABD Başkanı Joe Biden'ın Özel Temsilcisi Hochstein, geçtiğimiz hafta Beyrut'a yaptığı ziyaret sırasında gazetecilere konuşurken (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden'ın Özel Temsilcisi Amos Hochstein, İsrail ile Hizbullah arasında ateşkes anlaşmasına varıldığının duyurulmasının ardından dün, Lübnan ordusu güneye konuşlanmadan önce buradaki İsrail güçlerinin çekileceğini açıkladı.
Lübnan basınına konuşan Hochstein, ‘Hizbullah’ın yirmi yılı aşkın bir süredir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararını ihlal ettiğini ve eğer tekrar ihlal ederse gerekli mekanizmaları devreye sokacaklarını’ söyledi.
ABD Başkanı Joe Biden dün sabah, İsrail ile Hizbullah’ın yerel saatle 04.00'te yürürlüğe girecek olan ateşkes anlaşmasını kabul ettiğini duyurmuştu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ateşkes anlaşmasının, Lübnan'da ‘hareket özgürlüğünü’ koruyacağını söylediği ülkesinin ‘İran tehdidine odaklanmasına’ ve Gazze Şeridi'nde Hamas'ı izole etmesine olanak sağlayacağını vurguladı.
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'daki ateşkesin Gazze'de ‘uzun zamandır beklenen ateşkesin önünü açması’ gerektiğini söyledi.
Lübnan ordusu tarafından bugün yapılan açıklamada, İsrail ile saatler önce yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ardından BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) ile koordineli bir şekilde güneye takviye olarak askeri birliklerini Litani Nehri’nin güneyine kaydırmaya başladığını duyurdu.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Bu karar, Lübnan hükümetinin 1701 sayılı BMGK kararının ve ilgili taahhütlerinin, özellikle Litani Nehri’nin güneyine ordunun ve tüm güvenlik güçlerinin konuşlandırılmasının güçlendirilmesi bağlamında tüm yönleriyle uygulanmasına dayanıyor.”
Açıklamada söz konusu askeri birliklerin ‘çeşitli bölgelerden Litani Nehri’nin güneyine taşınma sürecinde oldukları ve belirlenen yerlerde konuşlandırılacakları ifade edildi.
Lübnan Başbakanı Necip Mikati daha önce yaptığı bir açıklamada ateşkes anlaşmasının uygulanması kapsamında ülkenin güneyindeki Litani Nehri'nin güneyine orduyu göndermeye hazır olduklarını söylemişti.
Mikati, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bakanlar Kurulu, Lübnan hükümetinin BMGK’nın 1701 sayılı kararının tüm yönleriyle uygulanmasına, özellikle de Litani Nehri'nin güneyinde konuşlu ordunun ve tüm güvenlik güçlerinin takviye gönderilmesine yönelik taahhüdüne ilişkin 11 Ekim 2014 tarihli ve 1 sayılı kararına bağlılığını teyit etti. Aynı zamanda, düşman İsrail'in ateşkes kararına uymasını ve 1701 sayılı kararın tam olarak uygulanması için işgal ettiği tüm bölgelerden ve mevzilerden çekilmesini talep etti.”
BMGK’nın 1701 sayılı kararı, 2006 yazında yaşanan yıkıcı savaşın ardından İsrail ve Hizbullah arasında çatışmaların durdurulmasını sağladı.
Karar ayrıca İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini, UNIFIL'in konuşlanmasının güçlendirilmesini ve sınır bölgesindeki askeri varlığın Lübnan ordusu ve uluslararası güçle sınırlandırılmasını öngörüyor.
Mikati ateşkesin, ‘Lübnan'da yeni bir sayfa açmasını ve bir cumhurbaşkanının seçilmesini sağlamasını umduğunu söyledi. Lübnan’da cumhurbaşkanlığı koltuğu, İran'ın müttefiki Hizbullah ile siyasi muhalifleri arasındaki siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle iki yıldır boş.
Lübnan Meclis Başkanı ve Emel Hareketi lideri Nebih Berri, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaş nedeniyle yerlerinden edilenlere ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte bölgelerine dönmeleri çağrısında bulundu. Berri, televizyon ekranlarından yayınlanan konuşmasında “Sizi gurur duyduğunuz memleketlerinize dönmeye çağırıyorum. Sadece sizin varlığınızla daha gururlu ve güçlü hale gelebilecek olan topraklarınıza geri dönün!” ifadelerini kullandı. Berri ayrıca iki yıldır boş olan cumhurbaşkanlığı makamı için seçimlerin bir an önce yapılması çağrısında bulundu.
ABD ve Fransa'nın yanı sıra UNIFIL'in de ateşkes anlaşmasının uygulanmasını denetlemesi bekleniyor. Ülkesinin bölgede konuşlanacak olan Lübnan ordusunu destekleyeceğini söyleyen Hochstein, “Lübnan ordusunu daha geniş anlamda destekleyeceğiz, ABD en büyük destekçisi olacak ve uluslararası toplumla omuz omuza çalışacağız” diye konuştu.
İsrail, Tahran’ı bombalıyor... ABD operasyonları desteklemek için binlerce asker gönderiyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5255046-i%CC%87srail-tahran%E2%80%99%C4%B1-bombal%C4%B1yor-abd-operasyonlar%C4%B1-desteklemek-i%C3%A7in-binlerce-asker
İsrail, Tahran’ı bombalıyor... ABD operasyonları desteklemek için binlerce asker gönderiyor
İsrail, Tahran’ı bombalıyor... ABD operasyonları desteklemek için binlerce asker gönderiyorİsrail ordusu ve İran medyası, İsrail’in bu sabah erken saatlerde başkent Tahran’a yönelik hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. Bu gelişme, Donald Trump’ın, savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ABD’nin ilerleme kaydettiğini açıkladığı ve Tahran’a 15 maddelik bir plan gönderildiğine dair haberlerin geldiği bir döneme denk geldi.
Amerikan medyası, Pentagon’un, İran’a karşı operasyonları güçlendirmek amacıyla Ortadoğu’ya 3 bin asker göndereceğini aktardı.
İsrail ordusu, Tahran genelinde altyapıya yönelik bir dizi saldırı düzenlediğini duyurdu. İran’daki yarı resmi İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA), saldırıların kentin yerleşim bölgelerinden birine yöneldiğini ve kurtarma ekiplerinin enkaz altındakileri arama çalışmalarına başladığını bildirdi.
Öte yandan Kuveyt ve Suudi Arabistan bugün yeni insansız hava aracı (İHA) saldırılarını engellediklerini açıkladı; saldırıların kaynağı belirtilmedi. Kuveyt Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, İHA’ların Kuveyt Uluslararası Havalimanı’ndaki bir yakıt deposunu hedef aldığını ve yangın çıktığını, ancak can kaybı yaşanmadığını duyurdu.
Muhammed Bakır Zülkadir… Devrim Muhafızları Ordusu’nun kalbinde köklü bağlantılara sahip bir adamhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5255028-muhammed-bak%C4%B1r-z%C3%BClkadir%E2%80%A6-devrim-muhaf%C4%B1zlar%C4%B1-ordusu%E2%80%99nun-kalbinde-k%C3%B6kl%C3%BC-ba%C4%9Flant%C4%B1lara
Muhammed Bakır Zülkadir… Devrim Muhafızları Ordusu’nun kalbinde köklü bağlantılara sahip bir adam
Muhammed Bakır Zülkadir, Aralık 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı’na verdiği röportajda konuşuyor. (Arşiv)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği görevine getirilen Muhammed Bakır Zülkadir, sürpriz bir isim olmadı. Ali Laricani’nin öldürülmesinden bir hafta sonra yapılan bu tercih, İran İslam Cumhuriyeti’nin sert yönetim yapısını şekillendiren derin devlet halkalarından birinden gelen bir isme işaret etti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın iletişim ve medya işlerinden sorumlu yardımcısı Mehdi Tabatabai dün yaptığı açıklamada, Zülkadir’ın Laricani’nin yerine atandığını duyurdu. Tabatabai, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in bu atamayı onayladığını belirtti.
Resmi olarak Pezeşkiyan’ın başkanlık ettiği Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, güvenlik konuları ve dış politikanın koordinasyonundan sorumlu bulunuyor. Konsey; ordu, istihbarat ve hükümetten üst düzey yetkililerin yanı sıra, devlet işlerinde son sözü söyleyen Dini Lider’in temsilcilerini de içeriyor.
Söz konusu atama, tehlike dönemlerinde devletin önceliklerinin doğrudan bir yansıması olarak değerlendirildi. Yeni Dini Lider’in, Zülkadir’i konseyde kendi temsilcisi olarak görevlendiren ikinci bir kararname yayımlaması ve böylece anayasa uyarınca oy kullanabilmesini sağlaması bekleniyor.
Zülkadir’ın önemi, klasik anlamda seçimler, kürsüler ya da kamuoyuna hitap gücü üzerinden yükselen bir siyasetçi olmamasından kaynaklanıyor. Daha farklı bir profil çizen Zülkadir, kurumların vitrininde değil, derinliklerinde güç biriktiren bir isim.
Bu nedenle kariyeri, birbirini izleyen idari görevlerden ziyade, İran’daki iktidar yapısının en sağlam noktaları arasında uzanan kesintisiz bir hat olarak öne çıkıyor.
Zülkadir’in en üst düzey güvenlik makamına yükselmesi, mevcut konjonktürde ayrı bir önem taşıyor. Kendisi yalnızca üstlendiği görevlerle değil, yönetim yapısı içindeki rolüyle değerlendiriliyor. Savaş döneminden organizasyon ve ağ yönetimi deneyimiyle çıkan Zülkadir, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içinde derin devletin merkezinde yer aldı; ardından İçişleri Bakanlığı, yargı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi gibi kurumlar üzerinden nüfuz alanını genişletti.
Bu atama, görevin ötesinde daha geniş bir yönelim hakkında da ipuçları veriyor: Baskı ve daralma dönemlerinde, kamuoyu önündeki figürlerden ziyade, sistemin iç yapısını temsil eden isimler öne çıkıyor.
‘Mansurundan’ devlete
Zülkadir’i anlamak, yetiştiği siyasi ortamı dikkate almadan mümkün görünmüyor. Kendisi, daha sonra DMO içinde etkili konumlara gelen isimleri de barındıran erken dönem ağlardan biri olan ‘Mansurun’ halkasına mensup bir kuşaktan geliyor. Bu çevreden çıkan Muhsin Rızai, Ali Şemhani, Gulam Ali Reşid ile Muhammed ve Ahmed Furuzende kardeşler gibi isimler, ilerleyen yıllarda rejim içinde önemli roller üstlendi.
Bu noktada belirleyici olan yalnızca erken dönem örgütsel aidiyet değil, söz konusu yapının temsil ettiği formasyon. Mansurun halkası, devrim öncesine uzanan, ideolojik olarak sert çizgide konumlanan ve daha sonra DMO kapısı üzerinden devlet yapısı içine yeniden yerleşen bir ağ niteliği taşıyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi toplantısında Muhammed Bakır Zülkadir ile yan yana oturuyor. (Kalibaf’ın internet sitesi)
Zülkadir’in yükselişi, mevcut bir kurum içinde kariyer basamaklarını tırmanmaktan ziyade, ilişki ve sadakat ağı içinde gelişen bir süreç olarak öne çıkıyor. Bu nedenle kendisi, yalnızca profesyonel bir asker olarak değil; güvenlik ve siyaseti, rejimin korunması adına tek bir alan olarak gören bir kuşağın temsilcisi olarak değerlendiriliyor. Bu arka plan, ona rejim içinde kalıcılık ve yeniden konumlanma açısından önemli bir avantaj sağladı. Hükümetler, yüzler ve görevler değişse de Zülkadir’in merkezle olan yakınlığı büyük ölçüde korundu.
Ramazan Karargâhı ve savaş
Şah’ın devrilmesinin ardından Zülkadir, Mansurun halkasının diğer üyeleri gibi önce devrim komiteleri üzerinden yükseldi, ardından DMO saflarına katıldı. Ancak İran-Irak Savaşı yıllarında öne çıkan en belirgin görevi, Ramazan Karargâhı’nın komutanlığı oldu. Bu görev, uzun kariyerinde sıradan bir askeri durak değil, siyasi ve güvenlik kimliğinin şekillenmesinde temel eşiklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Ramazan Karargâhı, sınır ötesi faaliyetlerin çekirdeğini oluşturdu. Irak içinde Saddam Hüseyin karşıtı Kürt ve Şii gruplarla koordinasyon, derinlikte operasyonlar yürütülmesi ve sınır ötesi ağların kurulması gibi görevler bu yapı üzerinden organize edildi. Söz konusu yapıdan daha sonra Kudüs Gücü doğdu.
Muhammed Bakır Zülkadir’in Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin internet sitesinde yayınlanan, bir toplantı sırasında çekilmiş fotoğrafı
Bu süreç, Zülkadir’in karakteristik özelliklerinden birini belirginleştirdi. O, yalnızca klasik bir saha komutanı olarak değil; askeri, istihbari ve siyasi alanların kesişiminde hareket eden bir isim olarak öne çıktı. Ramazan Karargâhı deneyimi, cephe yönetiminin ötesinde, ilişkiler kurma, ağları işletme ve savaşı kalıcı nüfuz üretme aracına dönüştürme pratiğini içeriyordu. Bu yaklaşım, sonraki kariyerinde de belirleyici oldu.
Bu yönüyle Ramazan Karargâhı, yalnızca bir operasyon sahası değil, İran sisteminde daha sonra kurumsallaşacak bir çalışma tarzının erken örneklerinden biri olarak görülüyor: askeri yapı, dolaylı faaliyetler, müttefik ve vekil grupların yönetimi ve çatışmanın nüfuz üretimine dönüştürülmesi. Bu ortamda Zülkadir, sahne önündeki bir figürden çok, perde arkasında düzen kuran ve kontrol sağlayan bir aktör olarak şekillendi.
DMO saflarında yükseliş
1980’li yıllardaki savaşın sona ermesinin ardından Zülkadir, DMO içinde en üst komuta kademesinde 16 yıl geçirdi. Bu sürenin 8 yılını Genelkurmay Başkanlığı, sonraki 8 yılını ise başkomutan yardımcılığı görevinde tamamladı. Bu uzun süreli üst düzey konumlanma, yalnızca unvanlardan ibaret olmayıp, onu tekil görevlerin ötesinde ‘yapı insanı’ haline getiren temel unsur olarak öne çıkıyor.
Bu noktada fark belirginleşiyor. Genelkurmay Başkanlığı ve başkomutan yardımcılığı gibi görevler, yalnızca saha deneyimi değil; yönetim, koordinasyon ve kurumsal disiplin içinde ustalaşmayı gerektiriyor. Bu nedenle Zülkadir’in gücü, popüler bir görünürlükten ya da hitabet gücünden değil, doğrudan DMO’nun kurumsal mekanizması içindeki konumundan kaynaklandı. Zülkadir, karmaşıklaştıkça güçlenen bir yapı içinde etkinliği artan isimlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Muhammed Bakır Zülkadir, Genelkurmay Başkanlığı’nda Besic temsilcisi olarak görev yaparken (Arşiv – Fars Haber Ajansı)
Zamanla, Zülkadir’in rejim içindeki yeri, muhafazakâr sert kanat içinde daha da belirginleşti. O, yalnızca yükselen bir askeri figür değil, aynı zamanda rejim içi hizalanmalarda net bir pozisyona sahip bir aktör olarak öne çıktı. Bu durum, özellikle Muhammed Hatemi dönemindeki reform sürecinde daha görünür hale geldi. Söz konusu dönemde, askeri kurum ile siyasi alan arasındaki gerilimin artık sessizlik içinde tutulması mümkün olmaktan çıkmıştı.
DMO reformla karşı karşıya
Reform süreci sırasında Zülkadir, DMO içindeki muhafazakâr kanatla bağlantılı askeri figürlerden biri olarak öne çıktı. Bu dönemde reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, siyasi alanı genişletmeye ve devlet-toplum ilişkisini yeniden tanımlamaya çalışıyordu. Süreç, Ali Ekber Haşimi Rafsancani döneminde başlatılan yeniden imar ve kalkınma politikalarının devamı niteliği taşırken, rejimin sert güç merkezleri bu yönelime giderek artan bir kaygıyla yaklaştı.
Tam da bu bağlamda Zülkadir, idari nitelikli bir askeri komutan profilinden, belirgin siyasi konuma sahip bir subay kimliğine evrildi. İsmi, o dönemde DMO komutanlarının Hatemi’ye gönderdiği ve askeri kurumun siyasi alana müdahale biçimini simgeleyen mektupla birlikte anıldı. Bu mektup, sistemin dengelerinin tehdit altında görüldüğü anlarda ordunun nasıl devreye girdiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Ayrıca Zülkadir, çeşitli analiz ve biyografilerde, reform projesine karşı sert tutum alan çevrelerle ilişkilendirildi. 1990’ların sonlarında öğrenci hareketleri ve protestolarla yaşanan gerilim ortamında, bu çizginin parçası olarak öne çıktı.
Bu dönemin önemi yalnızca yaşanan olaylarla sınırlı değil, daha derin bir yapısal anlam taşıyor. Zira bu süreç, Zülkadir’in siyasete DMO’dan ayrıldıktan sonra değil, kurumun bizzat siyasileştiği bir dönemde, içeriden dahil olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla ilerleyen yıllarda güvenlik ve yürütme organlarında üstlendiği görevler, ani bir yön değişikliğinden ziyade bu çizginin devamı olarak değerlendiriliyor.
Ahmedinejad ve İçişleri Bakanlığı
Mahmud Ahmedinejad’ın 2005 yılında cumhurbaşkanlığına gelmesiyle birlikte Zülkadir, İçişleri Bakanlığı’nda güvenlikten sorumlu bakan yardımcılığı görevine getirildi. Bu pozisyon, özünde sıradan bir idari görevden daha fazlasını ifade ediyordu. Zira iç güvenlik, valiliklerin denetimi ve krizler, protestolar ile yerel gerilimlerin yönetimi gibi hassas alanların kesişim noktasında yer alıyordu. Bu da onun, askeri yapıdan yürütmenin merkezine geçiş yaptığını gösterdi.
Bu dönem, Zülkadir’in kurumsal karakterine dair önemli bir yönü ortaya koydu. Kendisi, DMO içinden ayrılarak İçişleri Bakanlığı’na geçmiş olsa da, kontrol ve denetim mantığını terk etmedi. Böylece sistemi koruma rolünü, doğrudan askeri güçten güvenlik bürokrasisi üzerinden yürütülen bir yapıya taşıdı. Bu tür bir geçiş, devlet içinde farklı bir ilişki ağına erişim anlamına geliyor. Aynı zamanda merkez ile taşra arasındaki dengeler, valilik mekanizmalarının işleyişi ve yerel güvenlik aygıtlarının merkezi otoriteyle ilişkisi konusunda derin bir tecrübe kazandırıyor. Bu da Zülkadir’in, yalnızca askeri değil, idari güvenlik mimarisi içinde de etkili bir aktör haline gelmesini sağladı.
Besic aracılığıyla yeniden konumlanma
Zülkadir’in İçişleri Bakanlığı’ndaki görevi uzun sürmedi; 2007 yılında, Mahmud Ahmedinejad ile yaşandığı belirtilen görüş ayrılıkları eşliğinde görevinden ayrıldı. Ancak bu ayrılık fiili bir geri çekilme anlamına gelmedi. Nitekim Aralık 2007’de Ali Hamaney tarafından, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı’nda Besic’ten sorumlu başkan yardımcılığı görevine atandı. Bu görev, o dönemde ilk kez oluşturulan bir pozisyondu.
Bu atama, Zülkadir’in kariyerinde kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Zira hükümetten ayrılmasına rağmen merkezdeki güveni kaybetmediğini, aksine sistemin en hassas alanlarından biri içinde hızla yeniden konumlandırıldığını gösterdi. İran’da Besic, yalnızca yardımcı bir güç değil; ideolojik mobilizasyon ile DMO’nun toplum içindeki örgütlü varlığını birleştiren temel araçlardan biri olarak kabul ediliyor.
Hamaney’in bu göreve ilişkin yayımladığı kararname, yalnızca bir atama metni olmanın ötesine geçti. Kararnamede, Besic’in hem nicelik hem nitelik olarak güçlendirilmesi ve toplumsal hayatın farklı alanlarındaki etkisinin genişletilmesi vurgulandı. Bu ifade biçimi, Zülkadir’e verilen görevin kapsamını ve stratejik niteliğini açık biçimde ortaya koydu.
Güvenlik ve adalet
2010 yılından itibaren Zülkadir, yargı erkine geçti. Bu kapsamda önce suçun önlenmesi ve toplumsal koruma alanından sorumlu başkan yardımcılığı görevini üstlendi, ardından 2020’ye kadar yargı erki başkanının stratejik yardımcısı olarak görev yaptı.
Bu geçiş, askeri bir yapıdan hukuk alanına keskin bir sıçrama olarak değerlendirilmiyor. Zira İran’da bu iki alan arasında net bir ayrım bulunmuyor; yargı da doğrudan Ali Hamaney’e bağlı devlet aygıtının bir parçası olarak işliyor.
Bu dönem, Zülkadir’in devlet içindeki ilişkiler ağını daha da derinleştirdi. Her ne kadar kariyerine yeni bir katman eklemiş olsa da, üstlendiği temel işlev değişmedi: rejimi, farklı araçlar üzerinden korumak.
Rızai’nin mirasçısı...
Eylül 2021’de Zülkadir, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği görevine, Muhsin Rızai’nin yerine atandı. Bu geçiş, yalnızca üst düzey bir kurum içindeki idari bir değişiklikten ibaret görülmedi. Bir yandan savaş dönemi ve DMO kökenli kuşağın stratejik karar mekanizmalarındaki yükselişinin devamı olarak değerlendirildi; diğer yandan ise yürütme ve güvenlik alanlarından, sistem içi dengelerin yönetildiği ve uzlaşmaların şekillendirildiği bir kuruma geçiş anlamı taşıdı.
İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi toplantısından (Konsey’in internet sitesi)
Konsey genel sekreterliği, salt protokol görevi değil. Bu makam, komisyonların yönetilmesi, kurumun bürokratik ve uzmanlık faaliyetlerinin denetlenmesi ve çoğu zaman en üst karar merciiyle bağlantının sağlanması gibi işlevler içeriyor. Bu yönüyle görev, kamuoyu önünde öne çıkan bir siyasetçiden ziyade; dosya yönetimi, kurumsal işleyiş ve ağlar üzerinden etkili olan Zülkadir’in profiliyle örtüşüyor.
Bu noktada Zülkadir’in etkisi, ailevi ve kurumsal bağlantılar üzerinden de genişliyor. Kendisi, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Kazım Garibabadi’nin kayınpederi konumunda. Garibabadi, İran diplomasi teşkilatında güvenlik kökenli öne çıkan isimlerden biri olarak biliniyor ve nükleer müzakere ekibinde de yer aldı.
Daha önce yargı erki başkan yardımcılığı ve İnsan Hakları Komisyonu başkanlığı gibi kritik görevlerde bulunan Garibabadi, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) başta olmak üzere Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdinde İran büyükelçisi olarak görev yaptı. İran içindeki değerlendirmelerde, bu ailevi yakınlığın Garibabadi’nin yükselişine katkı sağladığı sıkça dile getirilirken, bu durum Zülkadir’in etkisinin tek bir makamla sınırlı kalmayıp birden fazla kurum üzerinden genişlediğine işaret ediyor.
Laricani’den Zülkadir’e
Son savaşta Ali Laricani öldüğünde, sistem yalnızca müzakere yeteneğine sahip bir siyasi figürü kaybetmedi; aynı zamanda güvenlik, siyaset ve diplomasi arasındaki hassas kesişimlerde hareket edebilen bir ismi de yitirdi. Onun yokluğunda sorulması gereken soru, yalnızca yerine kimin geçeceği değil, sistemin bu aşamada hangi tür bir lidere ihtiyaç duyduğuydu.
Zülkadir’in seçilmesi, bu soruya net bir yanıt sundu. Hüseyin Dehgan’ın adı birkaç gün tartışıldıktan sonra ataması reddedildi. Dehgan, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yakın ilişkileri nedeniyle beklenen bir isimdi ve mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın reformist eğilimleriyle uyumlu görünüyordu. Ancak Dehgan, Zülkadir’ın yıllar içinde edindiği politik ve kurumsal ağırlığa sahip değildi.
Muhammed Bakır Zülkadir, eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin seçim kampanyası sırasında (Mehr Haber Ajansı)
Zülkadir, Laricani’nin devamı değil, ondan sonraki dönemin bir yönelimi olarak görülüyor. Laricani, denge ve müzakere yeteneğiyle kurumlar arasında hareket edebilen bir isimdi; Zülkadir ise yapı, sağlamlık ve iç disiplin odaklı bir figür.
Bu yalnızca kişisel bir fark değil, aynı zamanda dönemin gerekliliğiyle ilgili bir fark. Savaş, rejimi, esnek müzakerecilerden ziyade, güvenlik ağları ve derin devlet yapısı açısından güvenilir bir isim aramaya yöneltti.
Bu açıdan Zülkadir’in atanması sürpriz sayılmıyor. Mansurun halkasından Ramazan Karargâhı’na, DMO liderliğinden İçişleri Bakanlığı’na, yargıdan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’ne uzanan kariyeri, farklı kurumlar arasında rastgele geçişler değil; çok yüzlü tek bir yapının içinde yükseliş olarak okunuyor. Bugün Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ne, bu yapının bir parçası ve onun ifadesi olarak geliyor.
Ali Şemhani, Zülkadir için en uygun profilli isim olarak görülüyordu. Şemhani, savaş döneminde Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi şemsiyesi altında karar mekanizmasını elinde bulunduran Yüksek Savunma Komitesi’ni yönetiyordu. Şemhani’nin ölümünün ardından yeni Dini Lider, ilk adımı olarak Muhsin Rızai’yi askeri danışman olarak atadı. Zülkadir’in atanmasıyla, zaman zaman ‘güneyli komutanlar’ olarak anılan çevre, en üst düzeyde askeri ve güvenlik kararlarının şekillendirilmesindeki rollerini korumuş oldu.
Zülkadir, kamuoyunda en çok bilinen ya da İran siyasetinin dışındaki çevrelerce en tanınan isim olmayabilir. Ancak, rejimlerin ‘zor günler’ için sakladığı türden bir figür. İran İslam Cumhuriyeti varoluşsal bir sınavdan geçtiğinde, rejim yüzeydeki isimlere daha az, iç yapılardaki kilit adamlara daha fazla güveniyor. Zülkadir de bu isimlerden biri ve savaş onu tekrar ön saflara çıkardı.
Almanya'nın batısındaki Neuss limanında bir kargo gemisi köprüye çarptıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5254977-almanyan%C4%B1n-bat%C4%B1s%C4%B1ndaki-neuss-liman%C4%B1nda-bir-kargo-gemisi-k%C3%B6pr%C3%BCye-%C3%A7arpt%C4%B1
Almanya'nın batısındaki Neuss limanında bir kargo gemisi köprüye çarptı
Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve birçok konteyner suya düştü (DPA)
Polisin açıklamasına göre, Almanya'nın batısındaki Neuss limanında konteyner yüklü bir kargo gemisi köprüye çarptı ve iki boş konteyner suya düşerken, diğerleri de tehlikeli bir şekilde yana yattı.
Mevcut bilgilere göre olayda herhangi bir yaralanma bildirilmedi. Sadece liman trenlerinin kullandığı köprü, hasar tespiti için trafiğe kapatıldı.
Yetkililer, geminin köprünün altında sıkıştığını belirtti. Hidrolik sistemle çalışan hareketli bir köprü olduğu için gemiyi kurtarmak amacıyla mümkün olan en hızlı şekilde yukarı kaldırıldı; bu da daha fazla dengesiz konteynerin suya düşmesine neden oldu.
Birkaç saatlik çalışmanın ardından, uzman ekipler gemiyi başarıyla kurtardı.
Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve bazı konteynerler suya düştü (DPA)
Olay yerine çok sayıda polis, su kurtarma ve itfaiye botu sevk edildi. Ayrıca, liman iş botları ve vinçler kayıp kargoyu emniyete alarak Ren Nehri'ne sürüklenmesini önledi.
Polis helikopteri de suya düşen konteynerlerin herhangi bir çevre kirliliğine neden olup olmadığını izlemek için kullanıldı ve raporlar kirlilik olmadığını doğruladı. Polis, geminin köprüye çarpmasının nedenini araştırıyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة