İran'ın barışa ulaşma vizyonu

İran Cumhuriyeti ABD dahil müzakerelere açık

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Basra, Irak'ta konuşuyor, Eylül 2024, (Isam el-Sudani/Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Basra, Irak'ta konuşuyor, Eylül 2024, (Isam el-Sudani/Reuters)
TT

İran'ın barışa ulaşma vizyonu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Basra, Irak'ta konuşuyor, Eylül 2024, (Isam el-Sudani/Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Basra, Irak'ta konuşuyor, Eylül 2024, (Isam el-Sudani/Reuters)

Muhammed Cevad Zarif

30 Temmuz'da Mesud Pezeşkiyan İran'ın yeni cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Yemin töreninden birkaç saat sonra İsrail, Filistin Ulusal Otoritesi'nin eski başbakanı ve Hamas'ın siyasi büro başkanı İsmail Heniyye'ye cumhurbaşkanlığı kompleksi yakınındaki bir misafirhanede suikast düzenledi. Heniyye yemin törenine davet edilmişti, ancak İran topraklarında suikasta uğraması yemin törenini bozdu ve dikkatleri törenden uzaklaştırdı. Ayrıca Pezeşkiyan'ın dış politika hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırken karşılaşacağı zorlukları da açığa çıkardı.

Ancak Pezeşkiyan önümüzdeki yıllarda beklenen tüm zorluklarla başa çıkmaya tamamen hazır. Yeni Cumhurbaşkanı, dünyanın, küresel aktörlerin farklı alanlarda eş zamanlı olarak hem iş birliği yapıp hem rekabet edebildiği kutuplar sonrası bir döneme doğru ilerlediğinin bilincinde. Bu nedenle modası geçmiş modellere dayanmak yerine, diplomatik angajmanı ve yapıcı diyaloğu ön planda tutan esnek bir dış politika benimsedi. İran'ın güvenliğine ilişkin vizyonu da kapsamlı; geleneksel savunma yeteneklerini ekonomik, sosyal ve çevresel sektörlerin iyileştirilmesi yoluyla insan güvenliğinin güçlendirilmesi ile birleştiriyor.

Gerçek şu ki, Pezeşkiyan Ortadoğu'da istikrar ve ekonomik kalkınmayı sağlamak istiyor. Komşu Arap ülkeleriyle iş birliği yapmayı ve İran'ın müttefikleriyle ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyor, lakin aynı zamanda Batı ile yapıcı ilişkiler kurmayı da arzuluyor ve bunu hedefliyor. Hükümeti, yeni bir başkan seçen ABD ile gerilimi yönetmeye hazır. Pezeşkiyan, nükleer anlaşma konusunda adil ve eşit müzakereler yürütmeyi ve hatta belki de bundan daha fazlasını umuyor.

Bununla birlikte Pezeşkiyan, İran'ın mantıksız taleplere boyun eğmeyeceğini, ülkenin her zaman İsrail saldırganlığının karşısında duracağını ve ulusal çıkarlarını korumaktan geri adım atmayacağını da açıkça ifade etti.

Çözümler içeriden başlar

Bu, istikrarı gerçekleştirmek için dünyanın kaçırmaması gereken tarihi bir fırsat ve Tahran da şüphesiz bunu kaçırmayacak. İki asırdan fazla süren zayıflığın ardından, Dini Lider Ali Hamaney liderliğinde İran, nihayet kendisini her türlü dış saldırıya karşı savunabileceğini kanıtladı. İran, bu başarıyı daha yüksek bir düzeye taşımak amacıyla, yeni liderliği altında istikrarı, refahı ve güvenliği artıran bölgesel bir düzenin kurulmasına yardımcı olmak için komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirmeyi planlıyor.  Bölgemiz çok uzun süredir dış müdahalelerden, savaşlardan, mezhep çatışmalarından, terörizmden, uyuşturucu kaçakçılığından, su kıtlığından, mülteci krizlerinden ve çevresel bozulmadan dolayı acı çekti ve çekiyor. Bu zorlukların üstesinden gelmek için ekonomik entegrasyon, enerji güvenliği, seyrüsefer özgürlüğü, çevrenin korunması ve dinler arası diyaloğun sağlanması için çalışacağız.

Sonuçta bu çabalar, Körfez'in dış güçlere bağımlılığını azaltacak ve paydaşları çözüm mekanizmaları yoluyla çatışmaları çözmeye teşvik edecek yeni bir bölgesel düzenlemeye götürebilir. Bunu sağlamak için de bölge ülkeleri anlaşmalar yapma, kurumlar oluşturma, politikaları onaylama ve mevzuatlar çıkarma yoluna gidebilir. İran ve komşuları, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın kuruluşunun zeminini hazırlayan Helsinki Anlaşması’nı simüle etmeye başlayabilir. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin 1987'de BM Genel Sekreteri'ne 598 sayılı karar uyarınca verdiği, hiçbir zaman kullanılmayan yetkiden de yararlanabilirler. İran-Irak savaşını sona erdiren bu kararda Genel Sekreter'e, Körfez'de güvenlik ve istikrarı artırabilecek tedbirleri uygulamak için İran, Irak ve bölgedeki diğer ülkelerle istişarede bulunması çağrısında bulunuluyordu. Pezeşkiyan yönetimi, bu maddenin kapsamlı bölgesel görüşmelerin yapılmasına yasal temel oluşturabileceğine inanıyor.

Elbette barışçıl ve entegre bir bölgesel düzenin kurulması için İran ve komşularının aşması gereken engeller var. Komşularıyla yaşadığı bazı anlaşmazlıkların derin kökleri ve arkasında da tarihin farklı yorumlanması var. Bazı anlaşmazlıklarsa çoğunlukla kötü veya yetersiz iletişimden kaynaklanan yanlış anlamalardan doğuyor. İran'ın nükleer programının niteliği ve hedeflerine ilişkin iddialar gibi, dış güçlerin yerleştirdiği siyasi algı ve kavramlardan kaynaklanan başka anlaşmazlıklar da bulunuyor.

Ancak Körfez bölgesinin de ileriye bakması gerekiyor, çünkü İran'ın vizyonu, gelecek nesiller için daha istikrarlı ve müreffeh bir bölge arzulayan Arap ülkelerinin çıkarlarıyla uyumludur. Bu nedenle İran ve Arap dünyasının anlaşmazlıklarını aşabilmesi gerekiyor. İran'ın Filistin direnişine verdiği destek bu tür bir iş birliğinin teşvik edilmesine yardımcı olabilir, zira Arap dünyası, nihayetinde Filistin halkının haklarını geri kazanması için verdiği destekte İran ile birleşmektedir.

Süreci sıfırlama

20 yılı aşkın ekonomik kısıtlamaların ardından ABD ve Batılı müttefikleri, İran'ın baskılara boyun eğmediğini anlamalı. Giderek zorlayıcı olan tedbirleri sürekli olarak geri tepti. Washington'un son “maksimum baskı” kampanyasının zirvesinde, İsrail'in önde gelen İranlı nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade'ye suikast düzenlemesinden sadece birkaç gün sonra, İran Meclisi nükleer programını hızlandırmaya ve uluslararası denetimi azaltmaya yönelik bir yasayı kabul etmişti. ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan çekildiği 2018 yılından bu yana İran'daki santrifüjlerin sayısı önemli ölçüde arttı. Zenginleştirme seviyeleri muazzam bir şekilde yüzde 3,5'tan yüzde 60'ın üzerine çıktı. Eğer Batı iş birliğine dayanan yaklaşımını terk etmemiş olsaydı, bunların herhangi birinin gerçekleşebileceğini hayal etmek zor. Bu bağlamda, ocak ayında yeniden başkanlığı devralacak olan Trump ve Washington'un Avrupa'daki ortakları, İran'ın nükleer programının ilerlemesinin sorumluluğunu taşıyor.

Batı, İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine herkesin yararına olacak çözümler aramalı. Aslında nükleer anlaşma bu bağlamda öne çıkan bir model [güvenilir bir emsal] sunuyor ve Batı'nın bunu canlandırmaya çalışması gerekiyor. Ancak bunu yapabilmek için söz verildiği gibi İran'ın anlaşmadan ekonomik olarak faydalanmasını sağlamak amacıyla karşılıklı yarar sağlayacak siyasi, yasal ve yatırım icraatları dahil, somut ve pratik adımlar atmalı. Trump'ın bu tür adımlar atmaya karar vermesi halinde, İran hem Tahran'ın hem de Washington'un yararına olacak bir diyaloğa girmeye hazır.

Daha geniş bir ölçekte, Batılı karar vericiler, (bir dizi Arap ülkesi ile İsrail arasındaki ilişkileri normalleştiren) İbrahim Anlaşmaları gibi girişimleri destekleyerek İran ve Arap ülkeleri arasında anlaşmazlık yaratmayı amaçlayan stratejilerin, geçmişte başarısızlığını kanıtladığını ve gelecekte de başarısız olacağını anlamalıdır. Batı'nın, İran'ın inşa etmek için çok çalıştığı özgüvenden yararlanacak daha olumlu bir yaklaşıma ihtiyacı var. İran'ın bölgesel istikrarın direği olduğunu kabul etmeli ve ortak sorunlara iş birliğine dayanan çözümler aramalı. Bu ortak meydan okumalar Tahran ve Washington'u gerilimi artırmak yerine çatışmaları yönetmeye yönelmeye itebilir. Bölgesel huzursuzluğun temel nedenlerini ele almak, İran ve ABD de dahil olmak üzere tüm ülkelerin ortak çıkarınadır.

Her ne kadar İran kendini savunmak için savaşma gücünden emin olsa ve buna güvense de barış istiyor.

Bu, İsrail işgalinin sona ermesinde tüm ülkelerin çıkarı olduğu ve işgal bitene kadar savaş ve öfkenin devam edeceğinin farkına varmaları gerektiği anlamına geliyor. İsrail, Filistinlilere karşı kalıcı bir zafer elde edebileceğine inanıyor olabilir ama bu gerçeğe aykırı, çünkü kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir halk yenilmez. Hizbullah ve Hamas gibi örgütler işgale tepki olarak ortaya çıkan halk kurtuluş hareketleridir ve varlıklarının ardındaki koşullar devam ettiği sürece, önemli bir rol oynamaya devam edeceklerdir. Bunun anlamı, Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme haklarını elde etmesi gerektiğidir. Bunun için Lübnan ve Gazze'de derhal ateşkes de dahil olmak üzere ara (ön) adımlar atılabilir.

İran, Gazze'deki mevcut insani felaketin sona erdirilmesinde yapıcı bir rol oynamaya devam edebilir ve çatışmada kalıcı ve demokratik bir çözüme ulaşmak için uluslararası toplumla birlikte çalışabilir. Tahran, Filistinlilerin kabul edeceği her türlü çözümü kabul edecektir, ancak hükümetimiz, bir asırdır süren bu acıdan kurtulmanın en iyi yolunun, gelecekte yaşanabilir bir yönetim sisteminin belirlenmesi için Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yaşayan tüm halkların, Müslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin, ilave olarak (çocukları ve torunlarıyla birlikte) 20. yüzyılda yerlerinden edilen Filistinlilerin katılabileceği bir referandum yapılması olduğuna inanıyor. Bu, uluslararası hukuka da uygundur ve apartheid rejiminin yaşanabilir ve sürdürülebilir demokratik bir devlete dönüştüğü Güney Afrika'daki başarılı deneyime dayanmaktadır.

İran ile yapıcı ilişkiler ve çok taraflı diplomasi taahhüdü, Körfez'de küresel güvenlik ve istikrar için bir çerçeve oluşturulmasına katkıda bulunabilir. Bu yaklaşım gerilimleri azaltabilir ve uzun vadeli refah ve kalkınmayı teşvik edebilir. Bu dönüşümün köklü çatışmaların üstesinden gelmek için hayati önem taşıdığı varsayılıyor. İran bugün kendini savunmak için savaşma gücünden emin olmasına rağmen barış istiyor ve daha iyi bir gelecek inşa etmeye kararlı. Ortaklıkları karşılıklı saygı ve eşitliğe dayandığı sürece de buna kadir, istekli ve (hazır) bir ortak olabilir. Yeni bir başlangıç ​​için bu fırsatı kaçırmayalım.

* Tahran Üniversitesi'nde küresel çalışmalar alanında üye profesör olan Muhammed Cevad Zarif, Ağustos 2024'ten bu yana İran'ın Stratejik İşlerden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapıyor. 2013'ten 2021'e kadar İran Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 2013'ten 2015'e kadar ülkenin baş nükleer müzakerecisi ve 2002'den 2007'ye kadar da BM Daimî Temsilcisiydi

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Fransız Dışişleri Bakanı: Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşma Kürtlerin haklarını garanti altına alıyor

Suriye Dışişleri Bakanı Esad aş Şeybani bugün Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile Şam'da (EPA)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad aş Şeybani bugün Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile Şam'da (EPA)
TT

Fransız Dışişleri Bakanı: Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşma Kürtlerin haklarını garanti altına alıyor

Suriye Dışişleri Bakanı Esad aş Şeybani bugün Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile Şam'da (EPA)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad aş Şeybani bugün Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile Şam'da (EPA)

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barou bugün yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan yeni anlaşmanın Kürtlerin temel haklarını güvence altına aldığını ve DEAŞ ile mücadele çabalarını desteklediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı'ndan (SANA) aktardığına göre Barou, Şam'da Suriyeli mevkidaşı Esad aş Şeybani ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Paris'in Suriye'yi “daha iyi bir gelecek inşa etme” konusunda desteklemeye devam edeceğini ifade etti.

sdefrgty
Suriye Dışişleri Bakanı Esad aş Şeybani bugün Şam'da Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldi (EPA)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad aş Şeybani bugün Şam'da Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile ikili iş birliğinin güçlendirilmesi konusunu görüştü.

SANA, bugün Şam'daki Tishreen Sarayı'nda yapılan toplantıda iki bakanın karşılıklı çıkarları, bölgesel gelişmeleri ve iki ülke arasındaki ikili iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüklerini bildirdi.

Suriye'nin birliğinin, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün teyit edildiğini belirtti.


Tahran, İran-Almanya geriliminin artması üzerine Merz’e sert eleştiriler yöneltti

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz bugün Doha’da Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (DPA)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz bugün Doha’da Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (DPA)
TT

Tahran, İran-Almanya geriliminin artması üzerine Merz’e sert eleştiriler yöneltti

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz bugün Doha’da Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (DPA)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz bugün Doha’da Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (DPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran ile Avrupa arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’e sert eleştiriler yöneltti ve Berlin’de ‘siyasi bir değişim’ umduğunu dile getirdi.

Arakçi, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, Almanya’nın ‘Avrupa’nın ilerleme motoru’ olmaktan çıkıp ‘gerileme motoru’ haline geldiğini savundu. Arakçi, Merz’i ‘itici bir üslup’ sergilemekle suçladı.

Tahran’ın Almanya ile güçlü ilişkileri her zaman memnuniyetle karşıladığını belirten Arakçi, Berlin’deki mevcut liderliğin bu sürece zarar verdiğini öne sürdü. Arakçi, Almanya’da ‘daha olgun ve daha onurlu bir liderliğin’ yeniden iş başına gelmesi temennisinde bulundu.

Arakçi’nin açıklamaları, Merz’in, İran’ın vatandaşlarına yönelik şiddet uygulamalarını durdurmaması ve askeri nitelikteki nükleer programına son vermemesi halinde Tahran’a yeni yaptırımlar uygulanabileceği yönündeki uyarılarına yanıt olarak geldi.

Merz, Körfez turu öncesinde yaptığı açıklamada, hükümetinin ‘Tahran üzerindeki baskıyı artırmaya devam etmeye hazır olduğunu’ söyledi. Merz, bu kapsamda Birleşik Krallık, Fransa, ABD, İsrail ve bölgesel ortaklarla yakın istişareler yürütüldüğünü belirtti.

Merz bugün Doha’da düzenlenen basın toplantısında, Körfez ülkeleriyle yaptığı görüşmelerde İran’la bağlantılı yeni bir gerilim ihtimaline dair kaygıların ön plana çıktığını ifade etti.

Merz, üç temel talep sıraladı: Şiddetin derhal durdurulması, askeri nitelikteki nükleer programın sona erdirilmesi ve İran’dan İsrail ya da Körfez ülkelerine balistik füze fırlatılmasının engellenmesi. Merz ayrıca ‘istikrarı bozucu faaliyetlerin’ durdurulması çağrısında bulundu.

“Dün ve bugün yaptığım tüm görüşmelerde İran’la yeni bir çatışma ihtimaline ilişkin derin endişelerimi dile getirdim” diyen Merz, Tahran’ı ‘saldırgan’ olarak nitelediği tutumdan vazgeçmeye ve diyaloğa yönelmeye çağırdı.

Merz, Almanya’nın gerilimin düşürülmesi ve bölgesel istikrara katkı sağlanması için azami çabayı göstereceğini vurgulayarak, bölge güvenliğinin Berlin için öncelik taşıdığını kaydetti.

Bu karşılıklı sert açıklamalar, son haftalarda İran ile Almanya arasında protestolar, nükleer dosya ve Avrupa yaptırımları ekseninde süregelen gerginliğin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Karşılıklı tırmanış, İran ile Avrupa arasındaki mesafenin açıldığını ve İran-Almanya ilişkilerindeki bozulmanın derinleştiğini ortaya koyarken; nükleer program, iç protestolar ve bölgesel güvenlik başlıklarının giderek daha fazla iç içe geçtiğine işaret ediyor.

Merz, 13 Ocak’ta yaptığı bir açıklamada, İran rejiminin sona yaklaştığını savunmuş, ülkedeki protestoların meşruiyet kaybının göstergesi olduğunu ifade etmişti.

Arakçi, o dönemde Merz’in Haziran 2025’te İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını öven açıklamalarını hatırlatarak yanıt vermiş ve bu ifadeleri ‘iğrenç’ olarak nitelemişti.

Geçtiğimiz ocak ayının sonlarında Tahran, Almanya Büyükelçisi’ni çağırarak Merz’in İran rejiminin sonuna yaklaştığı yönündeki sözlerini protesto etmiş ve bu açıklamaları ‘iç işlerine sorumsuz bir müdahale’ olarak değerlendirmişti.

Bu gelişmeler, Avrupa Birliği’nin (AB) İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütleri listesine alma kararıyla aynı döneme denk geldi. Karar, Tahran’da büyük tepkiyle karşılandı ve ‘büyük bir stratejik hata’ olarak nitelendirildi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 1 Şubat’ta yaptığı açıklamada, AB’nin kararına karşılık olarak İran’ın AB ülkelerinin ordularını ‘terörist gruplar’ olarak değerlendirdiğini söyledi.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise bu nitelemeyi reddederek, söz konusu açıklamayı ‘temelsiz bir propaganda iddiası’ olarak tanımladı. Wadephul, DMO’nun terör listesine alınmasını ‘doğru bir adım’ olarak savundu ve Avrupa’nın tutumu nedeniyle yıldırılmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Brüksel, kararı, DMO’nun protestoların kanlı biçimde bastırılmasındaki rolüne dayandırdı. İnsan hakları örgütlerine göre bu müdahaleler binlerce kişinin ölümüne yol açtı.

Buna karşılık Tahran, kararı ‘kışkırtıcı ve sorumsuz’ olarak nitelendirerek, Avrupa ile ilişkiler açısından ‘ağır sonuçlar’ doğurabileceği uyarısında bulundu.

frgth
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçtiğimiz eylül ayında New York'ta Avrupa Troykası’nın dışişleri bakanları ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile yapılan görüşmelerde yardımcılarıyla birlikte (İran Dışişleri Bakanlığı)

Gerilimin kökleri eylül ayına uzanıyor. Tahran’a göre, Avrupa Troykası ülkeleri bu dönemde İran’a yönelik Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarını yeniden devreye sokmaya çalıştı; İran ise bunu müzakere sürecindeki rolünün sona erdirilmesi olarak değerlendirdi.

İranlı yetkililer, Berlin’in bu yönde kilit bir rol oynadığını, ardından ise yeniden müzakere sürecine dönülmesi çağrısında bulunduğunu savunuyor.

Avrupa’dan gelen baskılar, bölgede ABD’nin Tahran’a yönelik tekrarlanan tehditleri ve Körfez’deki askeri varlığın artırılmasıyla birlikte geniş çaplı gerilimin yaşandığı bir döneme denk geliyor.

Merz, İran’daki gelişmelerin Körfez liderleriyle yapacağı görüşmelerin ana başlıklarından biri olacağını belirterek, İran’dan İsrail’e veya bölge ülkelerine balistik füze fırlatılmasına kesinlikle karşı olduklarını vurguladı.

Tahran ise Berlin ve Avrupa başkentlerinin tutumunun gerilimi azaltmak yerine körüklediğini savunuyor ve egemenliğini savunma hakkına bağlılığını yineliyor.

Almanya, ‘istikrarı bozucu faaliyetlerin’ durdurulmasını şart koşan bir diyalog çağrısı yaparken; İran, baskı ve yaptırımların ancak daha fazla gerilime yol açacağı görüşünü dile getiriyor.


Guterres: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasındaki yeni START anlaşmasının sona ermesi "kritik bir an"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
TT

Guterres: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasındaki yeni START anlaşmasının sona ermesi "kritik bir an"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres dün, mevcut anlaşmanın sona ermesinin arifesinde, "uluslararası barış ve güvenlik için kritik bir anda", ABD ve Rusya'yı yeni bir nükleer silah kontrol anlaşmasını hızla imzalamaya çağırdı.

Yeni START anlaşması bugün sona eriyor, bu da hem Moskova'yı hem de Washington'u nükleer cephanelikleri üzerindeki kısıtlamalardan resmen kurtarıyor.

Guterres yaptığı açıklamada, “Yarım yüzyıldan fazla bir süredir ilk kez, Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejik nükleer cephaneliklerine ilişkin bağlayıcı sınırlamaların olmadığı bir dünyayla karşı karşıyayız” dedi.

NPO START anlaşması ve diğer silah kontrol anlaşmalarının "tüm halkların güvenliğini kökten iyileştirdiğini" ifade etti.

"On yıllarca süren kazanımların bu şekilde sona ermesi, nükleer silah kullanım riskinin son on yılların en yüksek seviyesinde olduğu bir dönemde, daha kötü bir zamana denk gelemezdi," diye devam etti.

Guterres, Washington ve Moskova'yı "gecikmeden müzakere masasına dönmeye ve alternatif bir çerçeve üzerinde anlaşmaya" çağırdı.

Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın nükleer savaş başlıklarının yüzde 80'inden fazlasını kontrol ediyor, ancak silah kontrol anlaşmaları giderek aşınıyor.

İlk olarak 2010'da imzalanan Yeni START anlaşması, her bir tarafın 1.550 stratejik savaş başlığı konuşlandırmasıyla sınırlandırılmıştı; bu, 2002'de getirilen önceki sınıra göre yaklaşık yüzde 30'luk bir azalmaydı.

Anlaşma ayrıca her iki tarafın da diğer tarafın nükleer cephaneliğinde yerinde incelemeler yapmasına izin veriyordu, ancak bu işlemler COVID-19 pandemisi sırasında askıya alındı ​​ve o zamandan beri yeniden başlatılmadı.