Türkiye'nin Ortadoğu'daki bölgesel nüfuzunun yeniden şekillenmesinin boyutları

Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunun uzun ve köklü bir geçmişi var

Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
TT

Türkiye'nin Ortadoğu'daki bölgesel nüfuzunun yeniden şekillenmesinin boyutları

Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Geçtiğimiz haftalarda Arap bölgesi, Ortadoğu ve Doğu Afrika tüm düzeylerde büyük dönüşümlere tanık oldu. Bu dönüşümlerin belki de en dikkat çekici olanı Suriye'de meydana gelen büyük değişimdi. Suriye'de Beşşar Esed rejimi düşerken 1963 yılından bu yana iktidarda olan Baas yönetimi sona erdi.

Türkiye bu değişimin arkasında sadece Suriye muhalefetini doğrudan destekleyerek önemli bir rol oynamakla kalmadı, uluslararası ve bölgesel ittifaklardan ve pozisyonlardan oluşan karmaşık bir ağın yönetimini de üstlendi. Bu değişimin önünü açmak ve sorunsuz bir şekilde kabul edilmesini sağlamak için İran ve Rusya’nın Suriye'deki nüfuzunu sınırlandırmaya çalıştı.

Türkiye, Suriye savaşı trajedisini sona erdirmedeki bu başarısının ardından kendisini sadece Ortadoğu'da değil, Kızıldeniz bölgesinde ve Afrika Boynuzu'nda da önemli ve etkili bir aktör ve bölgesel istikrar sağlayıcı bir güç olarak sunmaya hazırlandığı açıkça görülüyor. Türkiye aynı zamanda Somali ve Etiyopya arasında limanların kullanımı konusunda yaşanan ve neredeyse Afrika Boynuzu'nda yeni bir bölgesel savaşın fitilini ateşlemesine ramak kalan gerginliği ve anlaşmazlıkları da başarıyla dizginledi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Türkiye, 12 Aralık 2024 tarihinde imzalanan ve Etiyopya'nın Somali’nin egemen otoritesi altında Kızıldeniz'in uluslararası sularına güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde erişimini garanti eden Ankara Anlaşması'nı imzalamak üzere iki ülkeyi bir araya getirmeyi başardı ve Eritre'nin Etiyopya'dan bağımsızlığını kazanmasının ardından 1991 yılından bu yana deniz erişimi olmayan dünyanın en kalabalık ülkesi Etiyopya'nın en büyük endişelerinden ve taleplerinden birini ele aldı.

Ardından 13 Aralık'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sudan'da şiddetlenen savaşı durdurmaya yönelik doğrudan bir faktör olarak Sudan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında doğrudan müzakere kanalları açmak ve iki ülke arasındaki durumu yatıştırmak için cesur bir girişimde bulunduklarını açıkladı.

Kızıldeniz'in stratejik önemi

Tüm bu gelişmelerle arasında Kızıldeniz, sadece Türkiye'nin hamlelerini okurken, analiz ederken ve değerlendirirken değil, aynı zamanda çatışmalarla dolu bir bölgedeki siyasi ve ekonomik önemi açısından da dikkate alınması gereken merkezi bir konuma sahip.

Afrika ve Asya kıtaları arasında yer alan Kızıldeniz, bölgedeki siyasi çalkantıların ve rekabetlerin merkezi oldu. Bir deniz yolu olarak Kızıldeniz, dünya konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 30'una ev sahipli yapıyor. Küresel ticaretin yıllık yaklaşık yaklaşık 65,1 trilyon dolarlık kısmı Kızıldeniz üzerinden sağlanıyor. Bu hacim, günlük yaklaşık 2,6 milyon varil ham petrol ve rafine petrol ürününün Kızıldeniz'in en güneyindeki Bab’ul-Mendeb Boğazı, Suveyş Kanalı ve Mısır'da bulunan ve Kızıldeniz'i Akdeniz'e bağlayan günlük 5,2 milyon varil kapasiteli Sumed Boru Hattı üzerinden taşındığı küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila yüzde 15'ini de kapsıyor. Bahsi geçen güzergâhlar üzerinden yapılan doğalgaz ihracatı küresel sıvı doğalgaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 8'ini oluşturuyor. Avrupa doğalgaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirmeye, Rus boru hatlarına bağımlılığını azaltmaya ve Körfez ve Kuzey Afrika'dan sıvı doğalgaz ithalatını arttırmaya çalıştığından, Kızıldeniz ve Sumed Boru Hattı üzerinden ihraç edilen doğalgazın önemi Ukrayna savaşından sonra daha da arttı. Çünkü Avrupa doğalgaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirmeye, Rusya’nın enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmaya ve Körfez ülkelerinden ve Kuzey Afrika'dan LNG ithalatını arttırmaya çalışıyor.

Kızıldeniz'de son dönemde yaşanan çatışmalar küresel seyrüsefer trafiğinde ve ticarette aksamalara yol açtı. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları nakliyeleri geciktirirken sigorta ve nakliye maliyetlerini yükseltti. Bazı gemilerin Ümit Burnu'nun etrafından dolaşmak zorunda kalmasıyla nakliye süreleri ve masrafları önemli ölçüde arttı.

Bu rekabet, Sudan’daki mevcut savaşın patlak vermesine önemli ölçüde katkıda bulundu. Suriye'de Beşşar Esed rejiminin devrilmesiyle sonuçlanan son gelişmelerden sonra Rusya, Tartus'ta bulunan ve kendi sınırları dışında olan tek deniz üssünü kaybetti. Bu durumun Rusya'yı ya Sudan'ın Kızıldeniz kıyısında ya da Afrika kıyısındaki askeri varlığına ikmal hatları sağlamak için Libya'nın Akdeniz kıyısında bir askeri üs kurarak Ortadoğu'da bir deniz varlığı edinme çabalarını yoğunlaştırmaya itmesi bekleniyor. Tüm bu karmaşık dinamikler deniz ticaretindeki düşüşe katkıda bulunarak Süveyş Kanalı'nın gelirlerini olumsuz etkiliyor ve Mısır ekonomisine ciddi zarar veriyor.

Türkiye'nin bölgedeki hamlelerinin bu dinamiklerden bağımsız olmadığı bir gerçek. Avrupa ve genel olarak Batı ile huzursuz bir ilişkiye sahip olan Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO üyesi. NATO bünyesinde en fazla askere sahip  ikinci ülke konumumda olan Türkiye’nin topraklarında NATO Müttefik Kara Komutanlığı yer alıyor.

Türkiye'nin İncirlik’teki ve Konya’daki hava üsleri Balkanlar, Sırbistan ve Kosova'dan Irak ve Afganistan'a kadar NATO'nun askeri operasyonlarının çoğunda ana askeri üsler olarak kullanıldı. Türkiye ayrıca 2012 yılından bu yana İran'a yaklaşık 500 km uzaklıkta bulunan ve NATO'nun füze savunma sisteminin önemli bir parçası olarak hizmet veren Kürecik radar istasyonuna da ev sahipliği yapıyor. Ancak, 1949 yılında Avrupa Konseyi'nin on kurucu üyesinden biri olan Türkiye, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olmayı başaramadı. AB Genel İşler Konseyi'nin 2018 haziranındaki bir açıklamasına göre Türkiye’nin çetrefilli bir müzakere konusu olan AB'ye tam üyeliği 2005 yılında çıkmaza girdi.

cvdfgrt
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya'da 2019 yılında düzenlenen Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı'nın açılış töreninde dondurma yerken (AFP)

Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunun uzun ve köklü bir geçmişi var. Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanan bu nüfuz, İkinci Dünya Savaşı, milli kurtuluş mücadeleleri ve dünyanın dört bir yanındaki geçiş güzergahlarının ve stratejik bölgelerin kontrolü için yaşanan rekabet sonucu zayıflamış olsa da her zaman dini ve kültürel faktörlerce desteklendi.

Dolayısıyla Türkiye'nin bölgedeki son hamlelerinin, Donald Trump'ın ABD başkanlık görevini devralacağı tarih yaklaşırken özellikle Batı’nın ve Avrupa'nın desteğiyle durumu yeniden düzenleme çabasına girmesi ihtimal dışı değil. Trump'ın Rusya ile yakınlaştığı biliniyor. Batı dünyası adına dünya polisi -jandarması- rolünü oynamak yerine küresel politikaları bölgesel oyunculara devretme niyetinde olduğu düşünülüyor.

Trump ve Putin arasındaki yakınlaşma çerçevesinde bu anlaşmalardan bazıları Ortadoğu, Doğu Afrika ve Kızıldeniz'de artan kaos nedeniyle büyük bir ekonomik sarsıntı yaşayan Avrupa'nın işine gelmeyebilir. Belki de Avrupa'yı, Eski Dünya kıtalarının bu çalkantılı bölgesinde önemli bir aktör olarak konumunu sağlamlaştırması için Türkiye'nin müttefikliğine destek vermeye iten de budur.

Türkiye'nin Sudan'a yönelmesi

Türkiye ilk kez Sudan örneğinde diplomatik inceliklerden ziyade çıkarlar temelinde müzakere için tüm kartları açıkça masaya koyduğu bir inisiyatif aldı. Türkiye bunu sadece siyasi konumunu sağlamlaştırmak için değil, aynı zamanda Sudan meselesi Kızıldeniz'deki eski emellerini canlandırdığı için de yapıyor. Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde Rusya’nın yanı sıra Türkiye de Sudan’ın Kızıldeniz kıyılarında bir liman ya da deniz üssü edinmeye çalışmıştı.

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’den ilk kez cumhurbaşkanlığı düzeyinde Sudan'a yapılan bir ziyaret gerçekleştirdi. Türkiye'nin Sevakin Limanı’nın bir bölümünü geçici olarak kullanma hakkını elde ettiğini, böylece bölgeyi bir turizm beldesi ve Kızıldeniz üzerinden Mekke'ye giden hacılar için bir geçiş noktası olarak yeniden inşa edebileceğini açıkladı. Dönemin Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Gandur, Türkiye'nin Sudan'ın Kızıldeniz kıyısında (Sudan'ın Kızıldeniz bölgesinin başkenti ve ülkenin ana limanı olan Port Sudan'ın yaklaşık 60 kilometre güneyinde yer alan bir yarımada olan Sevakin’de) Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma harap haldeki bir limanı yeniden inşa edeceğini ve burada sivil ve askeri gemilerin bakımı için bir donanma tersanesi kuracağını duyurdu.

Türkiye'nin bu girişimi, Sudan’daki barış sürecini ileriye taşıyacak bir ivme noktası olabilir, ancak bunun için başta Cidde Müzakere Platformu olmak üzere diğer müzakere girişimleriyle bütünleşmesi gerekiyor. Sudan'daki barış için yürütülen çabaları ilerletmek amacıyla Manama'dan Cenevre'ye, Cibuti’den Moritanya'ya kadar birçok bölgesel girişim oldu. Fakat bu girişimler, uygulanması Sudan hükümetinin herhangi bir müzakereye girmesinin koşullarından biri haline gelen ön anlaşmalara varmayı başaran Cidde Müzakere Platformu’nun ne ötesine geçebildi ne de yerini alabildi. Uluslararası ve bölgesel tarafların bu girişimleri arasında tamamlayıcı roller aramak üzere koordinasyon sağlamaları -ki böyle bir koordinasyon şu an yok- Sudan'da uzayıp giden savaşın kısır döngüsünü kırmada başarının anahtarı olacağına şüphe yok.



Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine ilişkin belirsizlik nedeniyle Avrupa’da doğalgaz fiyatları yeniden yükseldi

Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)
Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine ilişkin belirsizlik nedeniyle Avrupa’da doğalgaz fiyatları yeniden yükseldi

Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)
Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)

Avrupa doğal gaz piyasalarında, Hollanda ve Birleşik Krallık’a ait vadeli gaz kontratları bu sabah yükseliş kaydetti. Bu artış, ABD ile İran arasındaki barış görüşmelerine ilişkin çelişkili açıklamalar ve stratejik Hürmüz Boğazı’nın açık olup olmadığına dair belirsizliklerin etkisiyle, cuma günü yaşanan sert kayıpların bir kısmını telafi etti.

Intercontinental Exchange (ICE) verilerine göre, Hollanda’nın referans TTF merkezindeki birinci ay vadeli kontrat saat 06.55 itibarıyla 2,21 euro artarak megavat saat başına 40,98 euro seviyesine yükseldi.

Piyasada dalgalanmanın sürdüğü, kontratın gün içinde 43 euro ile en yüksek seviyeyi gördüğü, ancak cuma günü 38,77 euroya kadar gerileyerek 2 Mart’tan bu yana en düşük seviyesini test ettiği bildirildi. Bu düşüşün, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açtığına dair haberlerin ardından geldiği aktarıldı.

Danimarka merkezli Saxo Bank, yayımladığı değerlendirmede Avrupa doğal gaz fiyatlarının, İran ile ABD arasında bir barış anlaşmasına yönelik beklentilerin zayıflamasıyla cuma günkü kayıplarını büyük ölçüde geri aldığını belirtti. Banka, hafta sonunun yeniden tırmanan gerilim ve belirsizliklerle geçtiğine dikkat çekti. Aynı dönemde Birleşik Krallık’taki birinci ay vadeli gaz kontratı da 6,11 peni artarak 103,22 peni/termal birim seviyesine çıktı.

ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürdüğü, İran’ın ise cumartesi günü Hürmüz Boğazı üzerindeki kendi kısıtlamalarını yeniden devreye aldığı bildirildi. Söz konusu boğazdan küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzının yaklaşık beşte biri geçiyor.

Bugün iki ülke arasındaki ateşkesin sürdürülebilirliğine ilişkin endişeler de arttı. Washington, İran’a ait bir yük gemisinin ablukayı delmeye çalışırken alıkonulduğunu açıklarken, Tahran buna karşılık vereceğini duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aktardığı analizlere göre, devam eden barış görüşmelerine dair açıklamalar ile fiili anlaşmalar arasında ciddi bir boşluk bulunuyor ve bu durum, ateşkesin çarşamba günü sona ermesi beklenirken belirsizliği artırıyor.

Belirsizliği artıran bir diğer gelişme ise Rusya’nın Vedomosti gazetesinin İran’ın Moskova Büyükelçisi’ne dayandırdığı haberde, İran’ın boğazdan güvenli geçişi yeni bir yasal düzenleme kapsamında garanti altına alacağını belirtmesi oldu.

Global Risk Management’tan baş analist Arne Lohmann Rasmussen, savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması halinde gaz fiyatlarının kaçınılmaz şekilde daha da yükseleceğini ifade etti. Rasmussen, küresel LNG’nin yaklaşık yüzde 20’sinin piyasadan izole olacağına dikkat çekerek, Avrupa’nın kış öncesinde depolarını doldurma gibi zor bir görevle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Avrupa Doğalgaz Altyapısı Birliği verilerine göre, Avrupa Birliği’ndeki (AB) gaz depoları yüzde 30,2 doluluk seviyesinde bulunuyor. Bu oran, geçen yıl aynı dönemde yüzde 36,5 seviyesindeydi.

Avrupa karbon piyasasında ise referans kontrat 0,93 euro düşerek metrik ton başına 76,53 euro seviyesine geriledi.


Şiddetli bir depremin ardından Japonya’yı 80 santimetre yüksekliğinde tsunami dalgaları vurdu

Tokyo’daki bir televizyon ekranında, Japonya Meteoroloji Ajansı’nın 3 metrelik tsunami dalgası uyarısı yer alıyor. (Reuters)
Tokyo’daki bir televizyon ekranında, Japonya Meteoroloji Ajansı’nın 3 metrelik tsunami dalgası uyarısı yer alıyor. (Reuters)
TT

Şiddetli bir depremin ardından Japonya’yı 80 santimetre yüksekliğinde tsunami dalgaları vurdu

Tokyo’daki bir televizyon ekranında, Japonya Meteoroloji Ajansı’nın 3 metrelik tsunami dalgası uyarısı yer alıyor. (Reuters)
Tokyo’daki bir televizyon ekranında, Japonya Meteoroloji Ajansı’nın 3 metrelik tsunami dalgası uyarısı yer alıyor. (Reuters)

Japonya Meteoroloji Ajansı, ülkenin kuzeyinde meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki depremin ardından 80 santimetre yüksekliğinde tsunami dalgalarının oluştuğunu açıkladı.

Ajansın verilerine göre ilk dalga, yerel saatle 17.34’te (08.34 GMT) Iwate eyaletindeki Kuji Limanı’nda kaydedildi. Bu dalga, ilk 70 santimetrelik dalgadan iki dakika sonra ve depremin gerçekleşmesinden 41 dakika sonra ölçüldü.

Yetkililer, yaklaşık üç metreye ulaşabileceği tahmin edilen daha büyük tsunami dalgaları ihtimaline karşı kıyı bölgelerinde yaşayanları sahillerden uzak durmaları konusunda uyardı.

Japonya Meteoroloji Ajansı, depremin merkez üssünün Pasifik Okyanusu’nda, 10 kilometre derinlikte olduğunu bildirdi. En büyük dalgaların Iwate, Aomori ve Hokkaido bölgelerinde beklendiği kaydedildi.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ise yaptığı açıklamada, hükümetin acil durum çalışma grubu oluşturduğunu belirterek, etkilenen bölgelerdeki vatandaşları güvenli alanlara yönelmeye çağırdı.

dvfdvf
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Meteoroloji Ajansı’nın tsunami uyarısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)

Japonya Yayın Kurumu NHK, Hokkaido’daki bir limanda gemilerin tsunami ihtimaline karşı açık denize doğru uzaklaştığını gösteren görüntüler yayınladı. Ekranda sık sık ‘Tsunami! Tahliye!’ uyarılarının tekrarlandığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Kyodo haber ajansından aktardığına göre, Japonya’nın Honshu Adası’nın kuzey ucundaki Aomori bölgesinde hızlı tren seferleri de deprem ve artçı sarsıntılar nedeniyle durduruldu.

‘Pasifik ateş çemberi’ üzerinde yer alan Japonya, dünya genelinde 6 büyüklüğü ve üzerindeki depremlerin yaklaşık yüzde 20’sini yaşıyor.

Öte yandan Hokkaido ve Tohoku bölgelerinde şu anda aktif nükleer santral bulunmadığı, ancak Hokkaido Electric Power ve Tohoku Electric Power şirketlerine ait faaliyette olmayan santraller bulunduğu belirtildi. Tohoku Electric Power, Onagawa Nükleer Santrali üzerinde deprem ve tsunami etkilerine ilişkin inceleme başlattığını açıkladı.


Savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri nereye gidiyor?

İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
TT

Savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri nereye gidiyor?

İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)

Jeopolitik gerilimlerin artmasına rağmen, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği kesintisiz şekilde devam etti. Bu süreçte bazı İran limanlarına yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı, ardından ise belirli yük rotalarına yeniden kısıtlamalar getirildiği bildirildi.

Londra Menkul Kıymetler Borsası Grubu ve Kpler şirketi verilerine göre, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran gerilimi sonrasında Hürmüz Boğazı’nı geçen petrol tankerleri ve güzergâhları şu şekilde sıralandı:

- Endonezya: Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) yüklenen LPG taşıyıcısı Kreef (Panama bayraklı) Endonezya’ya yöneldi.

- Mozambik: Bahreyn’den hareket eden Act A adlı dizel tankeri Mozambik’e ilerledi.

- Güney Kore: Navig 8 Macalister (Liberya bayraklı) adlı tanker, BAE kaynaklı yaklaşık 500 bin varil nafta yükünü Ulsan’a taşıdı. Veriler ayrıca, bazı sevkiyatların Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hyundai Oilbank rafinerisine yönlendirildiğini gösterdi. Malta bayraklı Odessa adlı tanker ise 13 Nisan’da boğazdan geçti, ancak yükleme noktası net olarak belirtilmedi.

- Tayvan: Liberya bayraklı FBMCC Lord adlı dev tanker, yaklaşık 2 milyon varil Suudi ham petrolüyle Tayvan’ın Mailiao Limanı’na doğru ilerliyor.

- Sri Lanka: Hindistan bayraklı Desh Garima adlı tanker, 780 bin varil BAE kaynaklı Das ham petrolüyle Sri Lanka’ya yöneldi.

- Birleşik Arap Emirlikleri: Ruby adlı gemi, Katar’dan gelen gübreleri BAE’ye taşıyor.

- İtalya: Miry M adlı yük gemisi, Suudi Arabistan’dan petrol kok kömürünü İtalya’nın Ravenna Limanı’na sevk ediyor.

- Tayland: Bahreyn bayraklı Athena adlı tanker, nafta yüküyle Tayland’a doğru Hürmüz Boğazı’nı geçti. Bölgede ayrıca bazı Suezmax tipi tankerlerin de geçiş yaptığı, Körfez kaynaklı ham petrol taşımalarının sürdüğü ve bazı durumlarda geçişin ek ücret olmadan kolaylaştırılması için diplomatik koordinasyon sağlandığı bildirildi.

- Çin: Rain adlı LPG tankeri, boğazı geçtikten sonra Çin’e yöneldi. Ayrıca Cospearl Lake ve He Rong Hai gibi dev tankerlerin Irak ve Suudi Arabistan çıkışlı petrol yükleriyle Çin ve Myanmar’a doğru hareket ettiği belirtildi. Verilere göre bu sevkiyatların bir kısmı daha sonra Çin içindeki rafinerilere yeniden yönlendiriliyor.

- Hindistan: Hürmüz Boğazı üzerinden Hindistan’a yoğun petrol ve gaz akışı gerçekleşti. Suudi Arabistan ve BAE kaynaklı ham petrol ve LNG taşıyan tankerler, Hindistan’daki Hindustan Petroleum ve Reliance Industries gibi şirketler için sevkiyat yaptı. Mart ve nisan aylarında Körfez’den düzenli ham petrol ve yakıt akışı da devam etti.

Ayrıca Irak, Malezya ve Vietnam’a giden başka tankerlerin de boğazdan geçtiği, tüm bu hareketliliğin bölgedeki güvenlik gerilimlerine rağmen enerji akışının sürdüğünü gösterdiği ifade edildi.