Trump yangını mı söndürecek yoksa tüm dünyayı ateşe mi verecek?

Dünya artık daha fazla yangına katlanamaz ve mümkün olduğunca çok sayıda yangının söndürülmesine ihtiyacı var

ABD'nin yeni başkanı Donald Trump (Arşiv- Reuters)
ABD'nin yeni başkanı Donald Trump (Arşiv- Reuters)
TT

Trump yangını mı söndürecek yoksa tüm dünyayı ateşe mi verecek?

ABD'nin yeni başkanı Donald Trump (Arşiv- Reuters)
ABD'nin yeni başkanı Donald Trump (Arşiv- Reuters)

Vahid Abdulmecid

Mecnun ve Leyla adlı tarihi hikâyeden esinlenerek yazılmış oyunlardan birinde Mecnun’a şu soru sorulur: “Ateş istemeye mi, yoksa evi yakmaya mı geldin?” Dünyanın gözleri şimdi Beyaz Saray'ın yeni-eski sakini Donald Trump'a çevriliyken, sanki birçok kişi onun dünyamızda yanan ateşleri söndürmek mi, yoksa daha da alevlendirmek için mi geldiğini sorgular gibi görünüyor.

Sorunun iki cevabı var, daha doğrusu iki bölümden oluşuyor. Açıkça öncelik verdiği Ukrayna savaşının ateşini söndürebilir, Gazze savaşının başlattığı yangını söndürme sürecini tamamlayabilir. Aynı zamanda dünya ülkeleri arasında ve hatta diğer ülkelerin kendi içlerinde yanan diğer yangınları da söndürmeye girişmesi muhtemel. Ama aynı zamanda yeni yangınlara sebep olabilir ve halihazırda yanmakta olan yangınlara benzin de dökebilir. Dolayısıyla Trump'ın ikinci döneminde izleyeceği politikalar konusunda gözlemcilerin ve uzmanların farklı tahminlerde bulunması doğal

Eğer bakış açısı, yangınları söndürmenin veya yemin töreni konuşmasında dediği gibi “barışı gerçekleştirmenin” Trump'ın ikinci döneminin temel bir özelliği olacağı senaryosunu destekleyen yönde olursa, bu durumda odak noktası, Gazze savaşına ilişkin duruşudur. Kendisi Beyaz Saray'a yerleşmeden önce bu savaşın sona ermesini ya da bu yönde bir süreç başlatılmasını talep etmeye başladı. Ardından Gazze Şeridi'ndeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmaması halinde, bölgenin cehenneme döneceği yönündeki meşhur uyarısı geldi. Sadece yankı değil, etki de yaratan bir uyarıydı. Kendisi ilk başta Hamas ve elinde rehinelerin bulunduğu diğer örgütlere yönelik bir uyarı olarak anlaşıldı. Ancak daha sonra uyarının Netanyahu hükümetiyle ilgili bir boyutunun daha olduğu ortaya çıktı ve bu, sadece Gazze Şeridi'ni değil, bölgeyi de cehenneme çevireceğini söylediği uyarısıyla örtüşüyordu. Aynı zamanda mantıklıydı da çünkü rehine ve esirlerin serbest bırakılması tek bir taraf değil, iki taraf arasındaki anlaşmaya bağlıdır. Taraflardan biri veya her ikisi de anlaşmaya varılmasını engelleyebilir.

Hamas bu uyarıyı hemen kavradı ki, Trump'ın kararlılığı ve azmi hakkında bilinenler de işi ağırdan almaya imkân tanımıyordu. Bu nedenle Hamas, arabulucuların isteklerine hızlı karşılık verdi ve her zamankinden daha esnek davrandı. Netanyahu hükümeti, belki de uyarının tek taraflı olduğunu düşünerek işi ağırdan aldığında ise Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un kesin tavrıyla karşılaştı; “mesele ciddidir ve anlaşmadan başka yol yoktur”. Witkoff'un 10 Ocak'ta Netanyahu ile yaptığı görüşmede oldukça kararlı olduğu yönündeki sızdırılan haberlerin doğruluğu bir yana, kesin olan şu ki, İsrail Başbakanı'nın kendisinden duyduklarının sonucunda, tavrının açıkça değiştiğidir. Toplantıdan çıkar çıkmaz Mossad ve Şin Bet başkanlarına, Katar'a giderek müzakereleri tamamlamaları talimatını verdi ve müzakereler sadece dört gün içinde bir anlaşma ile sonuçlandı. Oysa aynı müzakereler eski Başkan Joe Biden'ın girişimini ilk kez sunduğu geçen mayıs ayından bu yana zorluklarla karşılaşıp tamamlanamıyordu.

Trump'ın Danimarka'ya ait Grönland adasına ilişkin söylemi dolaylı bir gözdağı içermiyor değil. Nitekim önceki döneminin sonlarına doğru yaptığı, büyük ölçüde özerk olan adayı satın alma talebini yineledi

Hamas’ın uyarıyı aldığından beri anlaşma yönünde ilerlemekten başka çaresi kalmamıştı. Netanyahu ise bu sefer manevra yapmanın mümkün olmadığını, Biden yönetimiyle başa çıkmakta kullandığı manevraların Gazze savaşı “baş ağrısını”ndan kurtulmak isteyen, bölgede veya dünyada daha önemli ve daha büyük işleri olan Trump karşısında fayda sağlamayacağını anlayınca, Hamas’ın yolundan gitti. Dolayısıyla Trump'ın bu savaşa yönelik politikası, özellikle 6 Mart'ta sona erecek ilk aşamanın ardından anlaşmanın tamamlanması için baskı yapmaya devam etmesi halinde, uluslararası ilişkilerin sıcaklığını neredeyse kaynama noktasına getiren yangınları söndürmek isteyenler için ilham verici görünüyor.

Trump'ın Gazze'ye yönelik yaklaşımı, Ukrayna'daki savaşla başa çıkmak için uygun olmasa da Trump’ın politikalarına güvenenler için savaşı sonlandırma yolunda ilerleme kaydedilmesi yönünde bir umut olmaya devam ediyor. Bazıları onun, bir yandan teşvikler sunarken aynı zamanda baskı uygulayan “havuç ve sopa” yöntemini benimseyeceği uygun bir yaklaşım izleyeceğini tahmin ediyor.

Trump'ın dünyada yeni bir ateş yakacağı yönündeki bazı insanların korkularını destekleyen diğer bakış açısı benimsendiğinde, odak noktası seçimler ile Beyaz Saray'a girişi arasındaki geçiş döneminde söylediği bazı şeyler olacaktır. Panama Kanalı'ndan geçen Amerikan gemilerinden talep edilen geçiş ücretlerinin azaltılması gereğinden bahsederken, şiddet içeren bir dil kullandı. Eğer bu gerçekleşmezse kanalı geri alacağını ve Çin'in kanal üzerindeki kontrolüne son vereceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı anlize göre bu, kanalın her iki ucundaki iki limanı kontrol eden, merkezi Hong Kong'da bulunan CK Hutchison Holdings'in yönetimine son vereceği anlamına geliyor. Tehdidini, kanalın son kazı aşamasının 20. yüzyılın başlarında ABD tarafından gerçekleştirilmiş olmasına ve kanalın ancak 1999 yılında tamamen Panama'nın kontrolüne geçmesine dayandırdığı anlaşılıyor. İşte bu yüzden yemin töreni konuşmasında, ABD'nin aptalca bir şekilde kanalı Panama'ya hediye ettiğini söyledi.

Danimarka'ya ait Grönland adasına ilişkin söylemi de dolaylı bir gözdağı içermiyor değil. Önceki döneminin sonlarına doğru yaptığı, büyük ölçüde özerk olan adayı satın alma talebini yineledi. Ancak bu taleple yetinmedi, adayı ele geçirmek için askeri veya ekonomik zorlama dediği yöntemlere başvurma olasılığını da dışlamadı. Ancak, daha ziyade “havuca” güvenmesi ve adanın ABD'ye bağlanması durumunda sakinlerini bekleyen ekonomik fırsatlarla onları cezbetmesi daha olası görünüyor. Kanada'yı ilhak ederek ABD'nin 51. eyaleti yapma ile ilgili söyleminde de aynı yolu izledi. Halkını, ABD’ye ihracatta uygulanan tarifelerin kaldırılması ve vergilerin düşürülmesiyle hayatlarında yaşanacak iyileşme ve ABD'ye katılmaları halinde, Kanada'nın karşılaşabileceği Çin ve Rusya tehditlerine karşı daha güvende olmakla cezbetmeye çalıştı. Ancak Panama, Kanada ve Danimarka'nın hepsi küresel Kuzey'de yer aldığından, Trump'ın oradaki hedeflerinin bir şekilde yangın çıkarmaları durumunda bile, dünya üzerinde fazla etki yaratması pek olası görünmüyor.

Dünya artık daha fazla yangına katlanamaz ve mümkün olduğunca çok sayıda yangının söndürülmesine ihtiyacı var. Belki de Trump, “küresel evde” yangın ne kadar çok alevlenirse, alevlerinin ABD de dahil olmak üzere herkese ulaşma ihtimalinin o kadar artacağının farkında.

Dolayısıyla Trump'ın göreve gelmesiyle başlattığı ticaret savaşı farklı şekilde de olsa daha fazla etki yaratabilir. Bu savaşın ateşi, jeopolitik çatışmaların yaktığı ateşten daha soğuktur. Ancak gerçek etkileri, bu çatışmaların sonuçlarının bir kısmından daha ağır basabilir, özellikle de Trump'ın ikinci dönemindeki korumacı politikasının, 2018'deki ilk yönetiminden itibaren ticari olarak mücadele etmeye başladığı Çin ile sınırlı kalmayacağı, bilakis, kapsamının daha geniş olup, ABD'nin müttefiki sayılan diğer ülkeleri de kapsayacağı düşünüldüğünde.

Trump yönetiminin ilk günlerinden itibaren izlediği yönelim ve politikaların şu ana kadar nasıl göründüğünü düşündüğümüzde, bunların başlattıklarından daha fazla yangını söndürdüklerini görebiliriz. İşte dünyada pek çok insanın beklediği ve özlemini duyduğu şey de budur. Dünyada siyasi-askeri sıcaklık yükselip kaynama noktasına yaklaşırken tehlikeli bir boyuta ulaşmış durumda ve bir dünya savaşından bahsetmek artık geçici veya ender bir durum değil. Aksine, özellikle Rusya'nın geçen kasım ayında nükleer doktrinini değiştirerek gayri nizami silahların kullanımına ilişkin kısıtlamaları hafifletmesinin ardından, büyük güçlerin siyasi söyleminde yaygınlaştı.

Dünya artık daha fazla yangına katlanamaz ve mümkün olduğunca çok sayıda yangının söndürülmesine ihtiyacı var. Belki de Trump, “küresel evde” yangın ne kadar çok alevlenirse, alevlerinin ABD de dahil olmak üzere herkese ulaşma ihtimalinin o kadar artacağının farkında. Nitekim seçim kampanyasının önemli bir bölümünü Biden-Harris yönetimini Ukrayna ve Gazze'deki savaşları sona erdirmemekle suçlamak üzerine kurdu. 2020 seçimleri sonrasında Beyaz Saray'da kalmış olsaydı bu savaşların yaşanmayacağını hep yineledi. Dolayısıyla belki de onun görev süresi boyunca söndürülen yangın sayısının, çıkarılacak yangın sayısından fazla olmasını beklemek sadece iyimserlik ya da hayalcilik olamaz. Her ne olursa olsun, önümüzdeki dört yılın önceki dört yıldan farklı olacağı kesindir.



Pentagon, iki bakanın evini drone-savar lazerle koruyacak

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
TT

Pentagon, iki bakanın evini drone-savar lazerle koruyacak

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)

Mike Bedigan 

Yeni bir habere göre Pentagon, Washington DC'de Pete Hegseth ve Marco Rubio'nun ikamet ettiği askeri üsse drone-savar lazer sistemi kurmayı değerlendiriyor.

Konuyla ilgili bilgilendirildiği belirtilen 4 kaynak, İran'la çatışma devam ederken Washington DC'nin güneybatısındaki Fort Lesley J. McNair üssünde bu güçlü teknolojinin kurulmasının düşünüldüğünü The New York Times'a söyledi.

The Independent, haberlerin doğrulanması ve konuya ilişkin yorum almak için Savunma Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı değerlendirmesine yol açmış ancak nihayetinde ikisi de taşınmamıştı.

Ordu, Ortadoğu'daki savaş sırasında üst düzey hükümet yetkililerine yönelik olası tehditleri yakından izlerken The Washington Post, hava sahasını ihlal eden drone'ların kaynağının bilinmediğini bildirdi.

Yetkililer, iki hafta içinde birden fazla kez drone görüldüğünü, bunun üzerine acil güvenlik incelemesi başlatıldığını ve Beyaz Saray'da nasıl yanıt verileceğine dair toplantı yapıldığını söyledi.

Fort McNair yakınlarına lazer yerleştirilmesi, başkent ve çevresindeki hava sahası düzenlemesini daha da zorlaştırabilir; bu sistemler halihazırda Federal Havacılık İdaresi'yle (FAA) yönetim arasında tartışmalara neden oluyor.

Geçen ay Teksas'ın El Paso kenti üzerindeki hava sahası, sınır yetkililerinin Meksika karteline ait bir drone olduğuna inandığı bir cisme lazerle ateş açmasının ardından kısa süreliğine kapatılmış ancak bunun bir parti balonu olduğu ortaya çıkmıştı.

Geçen yıl Ronald Reagan Ulusal Havaalanı yakınlarında ordu helikopteriyle yolcu uçağının havada çarpışması sonucu 67 kişinin öldüğü olaydan sonra, FAA'nın Washington DC-Metropol bölgesindeki faaliyetleri de halihazırda yakından inceleniyor.

McNair yakınlarına lazer yerleştirilmesinin düşünüldüğüne dair haberler, ülke içindeki birkaç üssün kuvvet koruma düzeyini "Charlie"ye yükseltmesinin ardından geldi. Charlie, komutanların olası bir saldırıyı gösteren istihbarata sahip olduklarında kullanılan bir tanım.

New Jersey'deki McGuire-Dix-Lakehurst Müşterek Üssü ve Florida'daki MacDill Hava Kuvvetleri Üssü (İran'a karşı operasyonları denetleyen ABD Merkez Komutanlığı'na ev sahipliği yapıyor) Charlie seviyesine yükseltildi.

Charlie'den daha yüksek tek seviye olan "Delta", bir saldırının yaklaştığı ya da gerçekleştiği anlamına geliyor.

Öte yandan 9 Mart'ta Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü üzerinde çok sayıda "izinsiz drone" görüldü. Bu, nükleer silah taşıyabilen uzun menzilli B-52 bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapan üssün karantinaya alınmasına yol açtı.

Barksdale, ABD Hava Kuvvetleri'nin en büyük ikinci havaalanı ve 40'tan fazla B-52 bombardıman uçağına ev sahipliği yapıyor. Barksdale, aktif görevdeki askerler, yedek askerler, asker aileleri ve sivil çalışanlar da dahil yaklaşık 15 bin kişilik bir nüfusa sahip.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Çin, İran savaşında arabuluculuk rolünü üstlenecek mi?

İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
TT

Çin, İran savaşında arabuluculuk rolünü üstlenecek mi?

İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 

Çin, İran savaşında Washington ve Tahran yönetimleri arasında arabuluculuk rolü oynayabilir.   

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, salı günü Çinli mevkidaşı Vang Yi'yle görüştü.

Vang'ın davetiyle düzenlenen toplantının ardından yayımlanan açıklamada, iki ülke de Ortadoğu'daki savaşta "acilen ateşkes sağlanması gerektiğini" vurguladı.

Pekin ve İslamabad yönetiminin hazırladığı "5 maddelik ortak girişim" kapsamında düşmanlıkların derhal sonlandırılması, en kısa sürede barış görüşmelerine başlanması, sivillerin korunması, seyrüsefer rotalarının güvenliğinin sağlanması ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın gözetilmesi istendi.

Taraflar, İran'ın ve diğer Körfez ülkelerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi, sivillere ve kritik altyapıya yönelik saldırıların sonlandırılması gerektiğini vurguladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan Pakistanlı yetkililer, Dar'ın Pekin'deki ziyaretinde Çin'in muhtemel barış anlaşmasında garantör rolü oynama ihtimalini görüşmüş olabileceğini söylüyor.

Pakistan, ABD ve İran arasında arabuluculuk yapmak istediğini belirtmiş, pazar günü "Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları Toplantısı'na" ev sahipliği yapmıştı.

Görüşmede Hakan Fidan, Dar, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati bir araya gelmişti.

CNN'e konuşan yetkililer, bu toplantı sırasında Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin de Çin Büyükelçiliği'nde görüşme düzenleyerek Ortadoğu'daki durumu ele aldığını belirtiyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan araştırmacı Tong Zhao şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Çin'in diplomatik arabuluculuk rolünü üstlenmek için birçok sebebi var. Çin, dünyanın bir zıtlığı görmesini istiyor: ABD kargaşa ve kaos yaratırken, Çin kendini gerginliğin azaltılması, istikrar ve barışın sağlanması için bir güç olarak konumlandırıyor.

Ancak Pekin'in bu yönde somut bir rol üstlenmeye ne kadar istekli olduğu belirsiz.

Şi Cinping yönetimi, İran ve Suudi Arabistan arasında 2023'teki normalleşme sürecinde arabuluculuk yapmıştı. Geçen yılki Tayland - Kamboçya çatışmalarında ikili görüşmelerin düzenlenmesini sağlarken, Ukrayna savaşının sonlandırılması için 12 maddelik barış planı da açıklamıştı.

Pekin'deki Renmin Üniversitesi'nden Vang Yivei'ye göre Çin, İran ve ABD'nin yanı sıra Pakistan da dahil çatışmanın kilit aktörleriyle ilişkilerini kullanarak barış görüşmelerinde tüm taraflara ulaşılmasını sağlayabilir.

Çin Komünist Partisi'ne bağlı İngilizce yayın yapan Global Times, Pakistan ve Çin'in bölgedeki barış için koordineli çalıştığını yazıyor.

Lanzhou Üniversitesi'nden Zhu Yongbiao, 5 maddelik ortak girişim planının "Çin'in bölgesel ve küresel barışı korumadaki sorumluluğunu ortaya koyduğunu" vurguluyor.

Independent Türkçe, CNN, Global Times, NHK


CNN'in veri analisti Enten: "Trump'ın onay oranı Ölüm Vadisi'nde"

CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
TT

CNN'in veri analisti Enten: "Trump'ın onay oranı Ölüm Vadisi'nde"

CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)

Graig Graziosi 

CNN'in baş veri analisti Harry Enten, ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranının "Ölüm Vadisi"ne düştüğünü söyledi ve başkomutanın, Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in olası 2028 başkanlık yarışına zarar verebilecek kadar sevilmediği uyarısında bulundu.

Salı sabahı Enten, Trump'ın onay oranlarını ele alarak, "uçuruma düştüğünü" ve "yükselme belirtisi göstermediğini" iddia etti.

Enten, X'te, "Artık en düşük 2. dönem seviyesinde: -18 puan" diye yazdı.

Bunun en büyük nedeni: Bağımsızlar. Trump -45 puanda. 2. dönemde bu noktada herhangi bir başkan için en kötü durum. Watergate'in zirvesindeki Nixon'dan (-36 puan) daha kötü!

Enten, Trump'ın seçmenler arasındaki onay oranındaki düşüşün sadece İran'daki popüler olmayan savaştan kaynaklanmadığını, aynı zamanda popülerliğini "sürekli" daha da düşüren "bir dizi olayın" sonucu olduğunu söyledi.

Ocak ayında +6 puandaydı, sonra bir yıl önce [Nisan ayında] -3 puandaydı, 9 ay önce -7 puandaydı, Ekim 2025'te -10 puandaydı. Ocak 2026'da -13 puandaydı. Ve şimdi -18 puana kadar düştü. En düşük ikinci dönem seviyesi.

Enten, Trump'ın İran'daki savaşı yarın bitirse bile küçük bir artış görebileceğini ancak bunun onu daha fazla yükselteceğine inanmadığını da ekledi.

Analist daha sonra Trump'ın dip seviyedeki onay oranını ilk dönemindeki aynı noktayla karşılaştırdı.

"İlk dönemde, bu noktada aslında yükseliyordu. Aslında onay oranı artıyordu" dedi.

Üç aylık dönemdeki değişimi 5 puan artmıştı. Şimdiyse, ikinci döneminin en düşük seviyesine gerilediği, -18 puanda olduğu üç aylık bir değişimden bahsediyoruz. Birinci dönemde, bu noktada, aslında daha yüksek bir seviyedeydi.

Trump'ın bağımsız seçmenler arasındaki net onay oranı, özellikle popüler olmayan modern başkanlarla karşılaştırıldığında bile son derece düşük. Enten, Trump'ın ikinci döneminde bağımsız seçmenler arasındaki net onay oranının -45 olduğunu söyledi ve bunu iki eski başkanla (Richard Nixon ve George W. Bush) karşılaştırdı. Nixon'ın, ikinci döneminin aynı noktasında ve Watergate skandalının zirvesindeyken -36, Irak Savaşı'nın karmaşıklığı içinde boğulan Bush'un ise -37 olduğunu belirtti.

Sözlerine devam ederek, Trump'ın birinci döneminin aynı noktasındaki seviyesinden "6 puan daha düşük" olduğunu söyledi.

CNN'den John Berman daha sonra konuyu Trump'ın düşen oranlarından, bu oranların "ona yakın olanları" nasıl etkilediğine ve ne tür "yan hasarlara" yol açabileceğine çevirdi.

Enten, Kalshi tahmin piyasası bahislerine atıfta bulunarak, 6 ay önce tahmin piyasası kullanıcılarının yüzde 53'ünün Vance'in 2028'de başkan olacağını düşündüğünü söyledi. Bu oran bugün yüzde 37'ye düştü.

Enten, "Kalshi tahmin piyasasına göre, bu [Vance'in] tüm zamanların en düşük seviyesiyle aynı seviyede" dedi.

Trump'a geri dönen Enten, Trump'ın mevcut onay oranını iki kelimeyle tanımladı:

Ölüm Vadisi.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics