Öcalan'ın mesajı Türk tarafında ihtiyat, Kürt tarafında beklenti ile karşılandı…Anlaşma henüz bitmedi

PKK silah bırakırsa SDG de silah bırakacak mı?

Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
TT

Öcalan'ın mesajı Türk tarafında ihtiyat, Kürt tarafında beklenti ile karşılandı…Anlaşma henüz bitmedi

Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor

Ömer Önhon- Eski Suriye Büyükelçisi

Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi’nden (DEM) bir heyet 27 Şubat'ta İmralı Adası'nda tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ı ziyaret etti. Öcalan, Türk güvenlik güçleri tarafından Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye iade edildiği Şubat 1999'dan bu yana hakkında verilen ömür boyu hapis cezasını bu adada çekiyor. Ziyaret, PKK'yı silah bırakmaya ve terörü bitirmeye ikna etmeyi amaçlayan ve haftalardır devam eden bir sürecin parçası olarak üst üste dördüncü kez gerçekleştirildi.

DEM heyeti Öcalan ile görüşmesinin ardından hemen İstanbul'a hareket etti. Orada Taksim Meydanı'ndaki bir otelde, çok sayıda medya kuruluşunun katılımıyla, Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı 3 sayfalık mektubu Türkçe ve Kürtçe olarak okundu.

Öcalan mektubunda, PKK'nin Türkiye'de Kürtlere yapılan muamele nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Ancak şunu da ekledi: “PKK artık amacını aşmış durumda.” Öcalan tüm örgütleri silah bırakmaya çağırdı ve PKK’dan kendisini feshetmesini istedi.

Öcalan'ın mesajında ​​dikkat çeken husus, Türkiye'nin artık Kürt kimliğini inkâr etmemesi ve ifade özgürlüğünün elle tutulur bir iyileşme kaydetmesi nedeniyle, PKK’nın varlık nedenini yitirdiğine inanmasıydı. Öcalan bu sözleri ile hükümetin bu alanda kaydettiği başarıları takdir etmiş ve övmüş oldu.

Öcalan, PKK'dan kongre düzenleyip, kendi direktifleri doğrultusunda resmi kararlar almasını istedi. Abdullah Öcalan'ın çağrısı Türkiye'de ve dünyada geniş yankı buldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise Öcalan'ın çağrısını olumlu diye değerlendirdi ama biz sonuca bakarız dedi.

Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise daha tedbirli bir tutum benimsedi. Gelişmeler ile arasına tamamen mesafe koysa da onları tümüyle reddetmedi.

Buna karşılık hem milliyetçi İyi Parti hem de Zafer Partisi, Öcalan'ın çağrısını kesin bir dille reddettiler. Kendisinden ve PKK’dan olumlu hiçbir şey çıkmayacağını vurguladılar.

Süreci başlatan Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) ise henüz bir açıklama gelmedi. MHP'nin 77 yaşındaki Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üç hafta önce ameliyat oldu. O zamandan beri kendisinden haber alınamazken, partisinin iyi olduğu ve iyileşmekte olduğu yönündeki açıklamalarına rağmen, yoğun bakımda olduğu yönünde yaygın spekülasyonlar yapılıyor.

Bu süreç, Türkiye'yi 40 yıldan fazla süredir tehdit eden PKK terörünün son bulması için gerçek bir fırsat. Ancak sürecin şeffaf olmayışı, kamuoyunda gerçekte ne olup bittiği ve sürece iyimserlikle mi yoksa ihtiyatla mı yaklaşılması gerektiği konusunda belirsizlik yaratıyor.

Aslında söz konusu müzakereler geçen ekim ayından bu yana sürüyor, ancak detayları henüz netlik kazanmadı. Her müzakerede olduğu gibi burada da temel prensip karşılıklı olarak bir şeyler alıp vermektir. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Öcalan karşılık olarak ne bekliyor? Bu açıklama onun serbest kalmasının ya da tutukluluk süresinin azaltılmasının önünü açabilir mi?

Öcalan hakkında aslında idam cezası verilmişti ama ülkede idam cezasının kaldırılmasının ardından müebbet hapse çevrildi.

Öcalan'ın açıklamasının siyasi ve toplumsal yankılar yaratması bekleniyor, ancak etkisinin boyutu henüz bilinmiyor.

Hâlâ pek çok şey belirsiz. Silah bırakması beklenen PKK'lıların akıbeti ise halen meçhul. Mücadeleden vazgeçenler tutuklanma korkusu olmadan evlerine dönebilecek mi? Haklarında çıkarılan yakalama kararları kaldırılacak mı?

Öcalan'ın açıklamasının siyasi ve toplumsal sonuçları olması bekleniyor, ancak etkisinin boyutu henüz bilinmiyor. Örneğin, AK Parti'nin hazırladığı söylenen yeni anayasanın Kürtlere özel haklar tanıyıp tanımayacağı ya da Kürtçeyi resmi dil olarak tanıyıp tanımayacağı henüz bilinmiyor. Anadilde eğitim hakkının tanınıp tanınmayacağının yanı sıra, Türkiye'de bir tür yerel yönetim anlayışına dayalı bir yönetim şekline mi geçileceği soruları da gündemde.

 DEM Partisi’nden bir heyet, tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamasını okuyor, İstanbul, 27 Şubat 2025 (AP)DEM Partisi’nden bir heyet, tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamasını okuyor, İstanbul, 27 Şubat 2025 (AP)

Öte yandan, şu anda Irak'ta konuşlu olan ve Kandil yöneticileri olarak bilinen PKK liderleri, Öcalan'ın çağrısı konusunda sessizliklerini korudular ve şu ana kadar onlardan herhangi bir yanıt gelmedi.

Öcalan'ın destekçileri, Öcalan'ın tüm örgüt adına konuştuğuna ve hiç kimsenin onun söylediklerine karşı çıkamayacağına, PKK’nın Öcalan’ın talimatlarına uyacağına inanıyorlar. Ancak bazı PKK gözlemcileri, Kandil'deki kadroların Öcalan'ı liderleri olarak tanımalarına rağmen, tutukluluğu nedeniyle özgür iradesini kullanamayacak durumda olduğuna, sahadaki gerçeklikten uzak olduğuna, dolayısıyla sağlıklı bir görüş bildiremeyeceğine inandıklarını ileri sürüyor. Bu durumda PKK liderlerinin Öcalan'ın çağrısına karşılık vermemesi muhtemel ki, bu da PKK içinde bölünmelere yol açabilir.

Bir başka açıdan bu açıklamanın Suriye'de de yankıları olacak, zira Türkiye, Suriye Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) PKK’nın uzantısı olduğuna inanıyor ve yıllardır ona karşı mücadele ediyor. Bazıları PKK'nın silah bırakması halinde YPG'nin de aynısını yapacağını düşünürken, YPG’nin silah bırakmayacağını, Suriye dinamikleri içerisinde varlığını sürdüreceğini düşünenler de var. Nitekim YPG lideri Mazlum Abdi, “Öcalan'ın açıklamasında YPG yer almıyor” dedi.

Bununla birlikte Öcalan'ın çağrısının, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti ile Mazlum Abdi liderliğindeki YPG arasında yeni Suriye'de Kürtlerin statüsü konusunda sürdürülen müzakereleri etkilemesi bekleniyor.

Meselenin sınırları aşan başka boyutları da var. YPG ve PKK'yı Türkiye üzerinde baskı aracı olarak kullanmak isteyen bir İsrail var. Dolayısıyla Öcalan'ın açıklaması girişimi, Türkiye'nin, İsrail'in Kürtleri Türklere karşı kışkırtma emellerine karşı attığı bir adım olarak değerlendirilebilir.

Bahçeli'nin yaptığı çağrı sürecin ilk adımıydı, Öcalan'ın açıklaması ise ikinci adımdı. Üçüncü adım, PKK kongresinin toplanıp Öcalan'ın çağrısı doğrultusunda kendini feshetme kararı almasıdır.

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine 3 yıl kaldı ve anayasaya göre Erdoğan, anayasa değişmediği sürece yeniden aday olamayacak. Bunu başarabilmesi için de DEM'in ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olacak

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen hükümete yakın yetkililer ve analistler, bu adımların tatmin edici bir şekilde tamamlanmasının ardından diğer tüm konuların ele alınacağını söylediler. Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre sürecin başarılı olması, ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan ve birçok kişi tarafından otoriter bir lider olarak görülen Cumhurbaşkanı Erdoğan için büyük bir zafer olacak.

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine 3 yıl kaldı ve anayasaya göre Erdoğan, anayasa değişmediği sürece yeniden aday olamayacak. Bunu başarabilmesi için de DEM ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olacak ve birçok kişi bunun Erdoğan'ın Öcalan’ı sürece katmasının arkasındaki en büyük motivasyon olduğunu düşünüyor. Ama hemen acele etmeyelim, çünkü henüz elimizde nihai bir anlaşma yok ve böyle bir süreç ilk kez yaşanmıyor. PKK, Eylül 1999'da da ateşkes deklare etmişti, ancak 2004'te geri adım atmış ve çatışmalar yeniden başlamıştı.

 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır şehrinde DEM Partisi’nin televizyonda yayınlanan basın toplantısını izlemek için toplanan insanlar zafer işareti yapıyor (Reuters)27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır şehrinde DEM Partisi’nin televizyonda yayınlanan basın toplantısını izlemek için toplanan insanlar zafer işareti yapıyor (Reuters)

Yine Mart 2013'te, hükümetle aylarca süren görüşmelerin ardından Abdullah Öcalan'ın mesajı, Diyarbakır'daki Nevruz bayramında Türkçe ve Kürtçe okunmuştu. O zaman Öcalan, PKK’nın silahlı unsurlarının Türkiye topraklarından çekileceğini ve silahlı mücadelenin sona erdiğini açıklamıştı. PKK o dönemde Öcalan'ın direktiflerine uyacağını ve Türkiye'den çekileceğini açıklamıştı.

Daha sonra hükümet, siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları, güvenlik ve silahsızlanma konularını ele alan tedbirleri belirleyen “Terörizmin Sonlandırılması ve Toplumsal Entegrasyonun Geliştirilmesine Dair Kanun”u çıkarmıştı. Ancak bu süreç de DEAŞ’ın Ekim 2014'te Suriye'deki Kobani bölgesine saldırması ve bunun akabinde Türkiye'deki Kürtler arasında görülen şiddetli tepkilerin ardından hızla çöktü. Bunun üzerine Türk güvenlik güçleri ile PKK arasında çatışmalar yeniden başladı. Ancak bugün Türk liderler son derece dikkatli davranıyorlar; bir daha siyasi aldatmacalara veya açmazlara kurban gitmemeye kararlılar.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
TT

Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Afganistan’a yönelik hava harekâtı sonrasında yaptığı açıklamada, Pakistan ordusunun bölgesel tehditlere karşı “tam operasyonel kapasiteye” sahip olduğunu ve gerektiğinde sert karşılık vereceğini kaydetti.

Şahbaz Şerif, cuma günü yaptığı açıklamada, komşu Afganistan’a düzenlenen hava saldırılarının ardından Pakistan güçlerinin her türlü saldırganlığa karşı koyabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Şerif, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz herhangi bir saldırgan niyeti ezme konusunda tam kapasiteye sahiptir. Halkımız Pakistan silahlı kuvvetleriyle omuz omuzadır” ifadelerini kullandı.

Afgan hükümeti perşembe günü yaptığı açıklamada, Pakistan’ın birkaç gün önce kendi topraklarına düzenlediği hava saldırılarına karşılık olarak sınır noktalarına yönelik düzenlenen saldırıda çok sayıda Pakistan askerinin öldürüldüğünü ve esir alındığını duyurdu.

Buna karşılık Pakistan hükümeti, cuma günü Afgan tarafının sınırdaki askeri tesislere yönelik saldırısının ardından Kabil ve Kandahar şehirlerine yönelik operasyonlar düzenlediğini açıkladı.

Pakistan Savunma Bakanı Havace Muhammed  Asıf, Afgan hükümetine karşı “açık savaş” ilan ettiklerini belirtti. Asıf, “X” üzerinden yaptığı açıklamada, “Sabrımız tükendi. Artık bu, bizimle sizin aranızda açık bir savaşa dönüştü” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı’nın Afganistan Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakanı Danışmanı Zamir Kabulov, Afganistan ve Pakistan’a karşılıklı saldırılara en kısa sürede son verme ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözme çağrısında bulundu.

Kabulov, Rus haber ajansı Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların mümkün olan en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik çözümüne ulaşılmasını destekliyoruz” dedi. Kabulov ayrıca, tarafların talep etmesi halinde Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunma ihtimalini değerlendireceğini kaydetti.


İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
TT

İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)

Hüda Rauf

İran ile ABD arasındaki nükleer anlaşma konulu müzakerelerin üçüncü turu Cenevre'de başladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, yaptırımların kaldırılması ve nükleer dosyaya ilişkin olası bir anlaşmanın unsurlarını Umman tarafına sunmak üzere bir araya geldi.

ABD Bakanı Donald Trump görüşme öncesinde, ABD Kongresi'nde yaptığı iki saatlik yıllık ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'a değinerek, füze ve nükleer programlar ile ülkedeki son dönemdeki karışıklıklardan bahsetti. Trump, “İran ile müzakere ediyoruz. Onlar bir anlaşma istiyorlar, ancak ‘Asla nükleer silaha sahip olmayacağız’ şeklindeki kutsal sözleri henüz duymadık” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, müzakerelerin ana konusunun İran'ın nükleer silah üretememesi olması halinde, bunun İran Dini Lideri’nin fetvası ve İran'ın savunma doktrini ile uyumlu olacağını belirterek acil bir anlaşmanın yapılabileceğini söyledi.

İran, nükleer silah elde edilmesini yasaklayan Dini Lider'in eski bir fetvasını nükleer silah üretmediğine dair kanıt olarak sunuyor, ancak mesele nükleer silahlardan ziyade, İran'ın nükleer bomba elde etmenin eşiğindeki bir devlet haline gelmesi durumunda güç dengesini değiştirecek nükleer kapasiteler. Trump'ın açıklamaları çelişkili. Bir yandan, İranlıların da kabul ettiği nükleer silaha sahip olmamaktan bahsederken diğer yandan Tahran'ın karşı çıktığı balistik füzeler ve bölgedeki vekil ağlarıyla tehdit ediyor. Trump yine de müzakerelere girdi ve Cenevre'de üçüncü tur müzakereler yapıldı.

ABD’li yetkililer son günlerde İran'a yönelik açıklamaları daha çaresiz ve hayal kırıklığına uğramış bir tonda yaptı. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington'ın Tahran'ın nükleer silah üretmeye çalıştığına dair kanıtları olduğunu söyledi. ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise İran'ın nükleer silaha sahip olmaya bir hafta uzaklıkta olduğunu belirtti. Tüm bu açıklamalar, Trump'ın geçtiğimiz yıl İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırdığını duyurmasıyla çelişiyor. Ancak bu açıklamalar, savaşı desteklemeyen Amerikan halkına savaş fikrini kabul ettirmek için bir girişim olarak yorumlanabilir.

İran, ABD veya İsrail saldırılarına hazırlık yaparken müzakerelere giriyor. Bölgedeki gergin atmosferde, İran askeri çevrelerinde senaryolardan biri olarak büyük çaplı konvansiyonel bir savaştan ziyade, ABD gemilerinin Arap Körfezi'nde İran'ın füze, insansız hava aracı (İHA) ve istihbarat ağlarıyla karşı karşıya kalacağı, sınırlı ama son derece yoğun bir deniz çatışması tartışılıyor. Tahran, büyük savaş gemilerinin güvenliği konusundaki geleneksel kavramı sorgulamak istiyor.

İran, önümüzdeki haftalarda askeri harekat olasılığının yüzde 90 olduğunu ve ABD'nin askeri yığınak yapmasının birkaç hafta sürecek bir askeri harekata yol açacağını tahmin ediyor. Dolayısıyla İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, ülkesinin saldırıya uğraması halinde karşılık vereceği tehdidinde bulunurken, amacı geleneksel olmayan askeri yeteneklere güvenmekti. İran'ın çok sayıda balistik ve hipersonik füze fırlatma kabiliyeti göz önüne alındığında, bölgedeki ABD üsleri ve hatta Arap Körfezi'nde saldırı menzilinde bulunan uçak gemileri hedef haline gelebilir. Bu yüzden İran, ABD üslerine saldırı ve daha da önemlisi, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçişini engelleyecek ve küresel enerji piyasasını etkileyecek olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi çeşitli alanları içeren bir karşılık verecektir. Bunun yanında Husilerin de katılarak Kızıldeniz ve Bab’ul-Mendeb'de deniz trafiğini durdurma olasılığı da bulunuyor.

Bu saldırılar ile diğerleri arasındaki fark, İran'ın eskiden saldırıları absorbe etme doktrinine dayanmasıydı. Ancak, dış tehditlerin, iç istikrarsızlığın ve rejimi tehdit eden unsurların bir araya geldiği bu aşamada, rejim değişikliği fikirleri ve rejim içinden bile aday arayışları ile İran, askeri yeteneklerini kullanarak stratejik caydırıcılık kaybını telafi etmeye çalışacaktır. Stratejik caydırıcılık kapasitesinin büyük bir kısmını kaybeden İran, hayatta kalmak için tüm gücünü kullanarak tüm gücüyle karşılık verecektir. Fakat İran'a karşı bir askerî harekât başlatılırsa, bunun Tahran, Washington veya bölge ülkelerinin çıkarlarına değil, bölgedeki saldırılardan yararlanmaya çalışabilecek İsrail'in çıkarlarına olacağı kesin.


Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
TT

Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)

Şakir Hüseyin

Hindistan'ın son dönemde askeri bütçesini artırması, uzun vadeli bir güvenlik vizyonu ve Çin ve Pakistan ile stratejik rekabeti yakından takip ederek silah satın alma konusundaki kararlılığını gösteriyor. 2026-2027 mali yılı için ulusal bütçede savunmaya 7,8 trilyon rupi (86,7 milyar dolar) ayrıldı. Bu rakam, 2025-2026 mali yılına göre yüzde 15, 2024-2025 mali yılında ayrılan bütçeye kıyasla yüzde 25'lik bir artış anlamına geliyor.

Hindistan'ın savunma alanında yaptığı harcamalardaki bu artış, sınırları ötesinde askeri operasyonlar yürütme kabiliyetini güçlendirme hedefi çerçevesinde personel sayısı 1,5 milyonu bulan silahlı kuvvetlerini muhafaza etmek ve silah sistemlerini, lojistiğini ve altyapısını modernize etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla Hindistan, on iki yıl içinde savunma bütçesini üç katına çıkarmış ve ABD, Çin ve Rusya'dan sonra dünyanın dördüncü büyük savunma bütçesine sahip ülke haline geldi.

Hindistan'ın nükleer komşuları, ülkenin güvenlik hesaplamalarında merkezi bir yer tutmaktadır, ancak stratejik planlaması Pakistan ve Çin ile rekabetin ötesine geçiyor. Yeni Delhi, ekonomik ve demografik ağırlığı ve genişleyen stratejik hedefleri doğrultusunda, dünya meselelerinde hak ettiği yeri almaya çalışıyor.

Yeni Delhi, Rusya, Avrupa Birliği (AB), ABD ve İsrail'den gelişmiş silahlar için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Askeri modernizasyon uzun vadeli bir proje olduğundan, ‘Atmanirbhar Bharat’ yani ‘Kendi kendine yeten Hindistan’ sloganı altında yerli üretimi artırmak öncelikli hedef olmaya devam ediyor. Hindistan bunu başarmak için, en yeni silahlara ve teknolojilere olan ihtiyacını karşılamak üzere dış tedarik konusunda çeşitlendirilmiş bir yaklaşım benimsedi. Modi'nin İsrail ziyareti, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini de yansıtıyor. Hindistan, İsrail silahlarının dünyanın en büyük ithalatçısıdır ve iş birliği, insansız hava araçları (İHA), füze savunma sistemleri ve istihbarat alanlarını kapsıyor.

frv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara Netanyahu, Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Havalimanı'nda düzenlenen resepsiyonda Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile birlikte, 25 Şubat 2026

Hindistan, Rusya ile iş birliği içinde AK-203 Kalaşnikof saldırı tüfeğini yerel olarak üretiyor. Fransız havacılık ve uzay ekipmanı üreticisi Safran, uçak motorlarının geliştirilmesinde yer almaktadır. Hindistan ayrıca elektrikli gemi motorları alanında Birleşik Krallık ile iş birliği yapıyor ve ABD ile ortak üretim girişimleri başlatıyor.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretmekte ve savunma üretim değerini 2023-2024'te yaklaşık 14 milyar dolardan 2029'da 33,1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Savunma bütçesindeki son artış, geçtiğimiz yılın mayıs ayında Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan askeri çatışmanın ardından yapıldı. Dört gün süren çatışmada savaş uçakları, füzeler ve insansız hava araçları kullanıldı ve bu durum, Güney Asya'nın nükleer bir tırmanışa sürüklenebileceği yönündeki küresel endişeleri artırdı.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretiyor.

O dönemde, ilk gece 72 Hint ve 42 Pakistan uçağının çatışmaya katıldığı ve bunun İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bu türden en şiddetli hava çatışması olduğu bildirildi. Bu kez, Keşmir bölgesini bölen Kontrol Hattı boyunca zaman zaman meydana gelen çatışmalardan farklı olarak, tanınmış uluslararası sınır ciddi şekilde ihlal edildi.

Hindistan, geçtiğimiz yıl ağustos ayında 2035 yılına kadar tamamlanması beklenen çok katmanlı bir hava savunma kalkanı olan Sudarshan Chakra Misyonu’nun başlatıldığını duyurdu. Proje, adını Hindu mitolojisinden alıyor ve Hindistan hava sahasını geçilmez hale getirmeyi amaçlıyor. 2020 Haziran ayında Çin ile Galwan Vadisi'nde yaşanan çatışma, Hint askeri planlamacılarının hafızalarında hala tazeliğini koruyor. Çatışma, sınır çatışmaları sırasında kararlaştırılan angajman kurallarına uygun olarak, bomba veya mermi kullanılmadan Gerçek Kontrol Hattı boyunca gerçekleşti. Ancak göğüs göğüse çarpışmalar her iki tarafta da çok sayıda zayiatla sonuçlandı.

Sınır bölgelerinde daha sonra Ladakh’ın doğu bölgesinde yoğun asker ve ağır silah konuşlandırılmasına tanık olundu. Karşılıklı olarak atılan bazı adımlar, Çin-Hindistan ilişkilerinde iyileşmeye yol açtı, ancak Hindistan'a göre 3 bin 488 kilometre uzunluğundaki Fiili Kontrol Hattı ile ilgili temel sorunlar çözülmedi. Çin ise bu hattın yaklaşık 2 bin kilometre daha kısa olduğunu düşünüyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre  Hindistan'ın savunma harcamaları sistemi ve insan kaynakları, tehditlerin iç içe geçmesi ve güç dengelerinin değişmesini dikkate alan stratejik bir vizyon çerçevesinde, gelecekte birçok cephede karşılaşılabilecek zorlukların üstesinden gelinebilmesi için tasarlandı.

Aktif görevdeki personelin maliyeti 2026-2027 mali yılı için 40,3 milyar dolar olarak tahmin edilirken, emeklilik tahsisatı yaklaşık 19 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır, bu da savunma yapısında insan kaynaklarının ağırlığını yansıtıyor.

Silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları, 2026-2027 bütçesinde 2,19 trilyon rupiye, yani 24,1 milyar dolara ulaşarak önceki mali yıla göre yüzde 21,8 artış gösterdi. Bu tutarın 20,4 milyar doları, savaş uçakları, füzeler, gemiler ve denizaltılar dahil olmak üzere askeri varlıkların satın alınması için ayrılacak. Bu tutar önceki mali yıla kıyasla yüzde 24 daha yüksek.

Hükümet, balistik füzeler, topçular ve radar sistemleri dahil olmak üzere çok çeşitli projeler yürüten Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü'ne (DRDO) 3,2 milyar dolar ayırırken, tedarik için ayrılan fonların yüzde 75'i yerli sanayiye gidecek. Savunma sektöründe faaliyet gösteren devlet şirketleri, toplam yerli savunma üretiminin yüzde 77'sini oluştururken, geri kalan kısmı özel sektör oluşturuyor. Bu durum, özel şirketlerin rolünün kademeli olarak artmasına rağmen kamu sektörünün hakimiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

2026-2027 bütçesinde silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları 2,19 trilyon rupi, yani 24,1 milyar dolar olarak belirlendi.

Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan satın alma eğilimlerinin 2026 yılında da devam etmesi bekleniyor. Hükümet tarafından aralık ayında yayınlanan bir açıklamaya göre destroyerler, fırkateynler ve denizaltılar dahil olmak üzere 51 adet büyük deniz aracı, yaklaşık 10 milyar dolarlık bir maliyetle Hindistan Donanması için şu anda inşa ediliyor. Hint donanmasından bir komutan, geçtiğimiz kasım ayında, bu gemilerin iki ila üç yıl içinde teslim edileceğini açıkladı. Donanmanın 2026 ve 2027 yıllarında filosuna 32 gemi eklemesi bekleniyor. Ayrıca, 69 ek gemi ve altı denizaltının inşası için ‘zorunluluk kabulü’ olarak bilinen ön resmi onayı da verdi.

Hindistan, 2035 yılına kadar 175 savaş gemisine sahip olmayı hedefliyor. Çin ise şu anda yaklaşık 370 gemi ve denizaltı işletiyor.

Bu da Çin'in deniz gücünü hızla artırdığına ve Hindistan'ın karşı karşıya olduğu kısıtlamalara ilişkin farkındalığı yansıtıyor. Pakistan donanmasının genişlemesi ve Çin ve Türkiye ile iş birliği, Hindistan'ın planlarına daha fazla aciliyet katıyor.

Hindistan donanmasının güçlendirilmesine hız kazandırılması, 7 bin 500 kilometrelik kıyı şeridini (adalar dahil 11 bin kilometre) korumaktan öte, Hint ve Pasifik Okyanuslarında güç gösterme gibi daha geniş bir hedefe dayalı bir vizyona dayanıyor. Zira burası Güneydoğu Asya, Aden Körfezi ve Arap Körfezi'nin ticaret rotalarına yakın ve Afrika ve Avustralya'ya kadar uzanan bir bölge. Hindistan bu sayede sınırlarının ötesindeki olaylara katkıda bulunmayı ve bunları etkilemeyi amaçlıyor.

dfgt
Hindistan Hava Kuvvetleri akrobasi ekibinin, Bengaluru'daki Yellankayao Hava Üssü'nde düzenlediği bir gösteriden, 13 Şubat 2025 (Reuters)

Stratejik yetenekler alanında Hindistan, füzelerinin menzilini genişletmek için çalışıyor. Ocak ayında, Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü uzun menzilli gemi savar hipersonik füzesini tanıttı. Savunma Bakanlığı, bu silahın Mach 10'dan başlayan ve ortalama Mach 5,0 hızını koruyan, çoklu sıçramalı hipersonik hızlarda yarı balistik bir yörünge izlediğini belirtti.

Agni-5 nükleer füzesinin menzili 5 bin kilometre. Bu menzil, Pakistan ve Çin'in yanı sıra Suudi Arabistan ve Avrupa, Afrika ve Rusya'nın bazı bölgelerine uzanıyor.

Hindistan, bu füzeyi çoklu savaş başlıklarıyla test ederek, Çin ve Pakistan da dahil olmak üzere, çoklu bağımsız hedefleme özelliğine sahip yeniden giriş aracı teknolojisine sahip seçkin ülkeler grubuna katıldı.

DRDO geçtiğimiz yıl, Stratejik Kuvvetler Komutanlığı ile iş birliği içinde, 2 bin kilometre menzilli Agni-Prime (Agni-P) füzesini raylar üzerine monte edilmiş mobil bir fırlatma rampasından fırlattı. Hindistan'a stratejik silahlarını fırlatmak ve operasyonel esnekliğini artırmak için son derece hareketli seçenekler sundu.

Bu gelişmeler, Hindistan'ın artan askeri hırslarını ve yeteneklerini ve bunun Arap Körfezi bölgesi ve Güneydoğu Asya dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki güç dengesi üzerinde somut etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor. Onlarca yıldır Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı olan Hindistan, savunma sanayisini yeniden yapılandırma sürecinde Batılı şirketlere kapılarını açmıştır. Yerel özel şirketlerle bir dizi ortak girişim kurmuş olan Hindistan, başka projeler de hazırlanıyor.

Bu konuda Avrupa Hava Savunma ve Uzay Şirketi (EADS), Hindistan'ın Tata Advanced Systems şirketi ile iş birliği yaparak, Hindistan Hava Kuvvetleri için C295 orta taktik nakliye uçağı üretmek ve monte etmek üzere 2024 yılının ekim ayında Gujarat'ta bir tesis açtı. Hindistan Hava Kuvvetleri, eskiyen Afro-748 uçak filosunu yenilemek için bu modelden 56 uçak satın almayı taahhüt etti.

Savunma ve havacılık endüstrilerinde uzmanlaşmış ve eski adıyla Finmeccanica olarak bilinen İtalyan şirketi Leonardo da şubat ayında Gujarat merkezli Adani Enterprises Group'un bir yan kuruluşu olan Adani Aerospace ile bir ortak girişim başlattı. Bu ortak girişim, Hindistan ordusunun önümüzdeki on yıl içinde binden fazla helikopter talebini karşılamak için entegre bir helikopter üretim sistemi kurmayı amaçlıyor.

Bu gelişme, on yıldan fazla bir süre önce Hindistan'da, VIP taşımacılığı için 12 helikopter tedarik etmek üzere imzalanan 560 milyon avroluk sözleşmeyle ilgili yolsuzluk iddiaları nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalan İtalyan şirketi için özellikle önem taşıyor. Yetkililer, 2010 yılında imzalanan sözleşmeyi dört yıl sonra iptal etti ve Finmeccanica ile iştiraki AgustaWestland'ın yeni anlaşmalar yapmasını yasakladı. Hindistan, bu yasağı 2021 yılında kaldırdı.

Hindistan ile Fransa'nın Dassault Aviation şirketi arasındaki savunma ilişkileri ivme kazanıyor ve Mirage 2000 uçakları ve Scorpene sınıfı denizaltılar da dahil olmak üzere Fransız sistemlerinin uzun yıllara dayanan kullanım tarihi devam ediyor.

Hindistan, geçtiğimiz yıl uçak gemisini donatmak için 26 adet Rafale model savaş uçağı satın almak üzere 7,4 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Hindistan Hava Kuvvetleri daha önce bu modelden 36 uçak hizmete sokmuştu ve bunların bir kısmı Mayıs 2025'te meydana gelen askeri çatışmaya katıldı. Bu çatışma, birçok ülkenin ilgisini çekmeye başlayan Pakistan'ın JF-17 Thunder uçağını da öne çıkardı.

Hindistan şu anda 114 adet Rafale uçağı daha satın almayı planlıyor. Bu uçakların çoğu Fransız desteği ile yerel olarak üretilecek. Hindistan Savunma Bakanlığı, 12 Şubat'ta kara saldırı füzeleri, gemi savar füzeleri ve P-8I deniz devriye uçaklarını da içeren 39,7 milyar dolarlık bir tedarik paketinin parçası olarak anlaşmaya ön onay verdi.

Bu askeri güçlenme, Hindistan ve nükleer silaha sahip olan komşularının, bölgesel hesaplarının küresel hırslarla örtüştüğü, tırmanan bir silahlanma yarışına dahil olduklarını açıkça yansıtıyor.