Öcalan'ın mesajı Türk tarafında ihtiyat, Kürt tarafında beklenti ile karşılandı…Anlaşma henüz bitmedi

PKK silah bırakırsa SDG de silah bırakacak mı?

Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
TT

Öcalan'ın mesajı Türk tarafında ihtiyat, Kürt tarafında beklenti ile karşılandı…Anlaşma henüz bitmedi

Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor

Ömer Önhon- Eski Suriye Büyükelçisi

Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi’nden (DEM) bir heyet 27 Şubat'ta İmralı Adası'nda tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ı ziyaret etti. Öcalan, Türk güvenlik güçleri tarafından Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye iade edildiği Şubat 1999'dan bu yana hakkında verilen ömür boyu hapis cezasını bu adada çekiyor. Ziyaret, PKK'yı silah bırakmaya ve terörü bitirmeye ikna etmeyi amaçlayan ve haftalardır devam eden bir sürecin parçası olarak üst üste dördüncü kez gerçekleştirildi.

DEM heyeti Öcalan ile görüşmesinin ardından hemen İstanbul'a hareket etti. Orada Taksim Meydanı'ndaki bir otelde, çok sayıda medya kuruluşunun katılımıyla, Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı 3 sayfalık mektubu Türkçe ve Kürtçe olarak okundu.

Öcalan mektubunda, PKK'nin Türkiye'de Kürtlere yapılan muamele nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Ancak şunu da ekledi: “PKK artık amacını aşmış durumda.” Öcalan tüm örgütleri silah bırakmaya çağırdı ve PKK’dan kendisini feshetmesini istedi.

Öcalan'ın mesajında ​​dikkat çeken husus, Türkiye'nin artık Kürt kimliğini inkâr etmemesi ve ifade özgürlüğünün elle tutulur bir iyileşme kaydetmesi nedeniyle, PKK’nın varlık nedenini yitirdiğine inanmasıydı. Öcalan bu sözleri ile hükümetin bu alanda kaydettiği başarıları takdir etmiş ve övmüş oldu.

Öcalan, PKK'dan kongre düzenleyip, kendi direktifleri doğrultusunda resmi kararlar almasını istedi. Abdullah Öcalan'ın çağrısı Türkiye'de ve dünyada geniş yankı buldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise Öcalan'ın çağrısını olumlu diye değerlendirdi ama biz sonuca bakarız dedi.

Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise daha tedbirli bir tutum benimsedi. Gelişmeler ile arasına tamamen mesafe koysa da onları tümüyle reddetmedi.

Buna karşılık hem milliyetçi İyi Parti hem de Zafer Partisi, Öcalan'ın çağrısını kesin bir dille reddettiler. Kendisinden ve PKK’dan olumlu hiçbir şey çıkmayacağını vurguladılar.

Süreci başlatan Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) ise henüz bir açıklama gelmedi. MHP'nin 77 yaşındaki Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üç hafta önce ameliyat oldu. O zamandan beri kendisinden haber alınamazken, partisinin iyi olduğu ve iyileşmekte olduğu yönündeki açıklamalarına rağmen, yoğun bakımda olduğu yönünde yaygın spekülasyonlar yapılıyor.

Bu süreç, Türkiye'yi 40 yıldan fazla süredir tehdit eden PKK terörünün son bulması için gerçek bir fırsat. Ancak sürecin şeffaf olmayışı, kamuoyunda gerçekte ne olup bittiği ve sürece iyimserlikle mi yoksa ihtiyatla mı yaklaşılması gerektiği konusunda belirsizlik yaratıyor.

Aslında söz konusu müzakereler geçen ekim ayından bu yana sürüyor, ancak detayları henüz netlik kazanmadı. Her müzakerede olduğu gibi burada da temel prensip karşılıklı olarak bir şeyler alıp vermektir. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Öcalan karşılık olarak ne bekliyor? Bu açıklama onun serbest kalmasının ya da tutukluluk süresinin azaltılmasının önünü açabilir mi?

Öcalan hakkında aslında idam cezası verilmişti ama ülkede idam cezasının kaldırılmasının ardından müebbet hapse çevrildi.

Öcalan'ın açıklamasının siyasi ve toplumsal yankılar yaratması bekleniyor, ancak etkisinin boyutu henüz bilinmiyor.

Hâlâ pek çok şey belirsiz. Silah bırakması beklenen PKK'lıların akıbeti ise halen meçhul. Mücadeleden vazgeçenler tutuklanma korkusu olmadan evlerine dönebilecek mi? Haklarında çıkarılan yakalama kararları kaldırılacak mı?

Öcalan'ın açıklamasının siyasi ve toplumsal sonuçları olması bekleniyor, ancak etkisinin boyutu henüz bilinmiyor. Örneğin, AK Parti'nin hazırladığı söylenen yeni anayasanın Kürtlere özel haklar tanıyıp tanımayacağı ya da Kürtçeyi resmi dil olarak tanıyıp tanımayacağı henüz bilinmiyor. Anadilde eğitim hakkının tanınıp tanınmayacağının yanı sıra, Türkiye'de bir tür yerel yönetim anlayışına dayalı bir yönetim şekline mi geçileceği soruları da gündemde.

 DEM Partisi’nden bir heyet, tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamasını okuyor, İstanbul, 27 Şubat 2025 (AP)DEM Partisi’nden bir heyet, tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamasını okuyor, İstanbul, 27 Şubat 2025 (AP)

Öte yandan, şu anda Irak'ta konuşlu olan ve Kandil yöneticileri olarak bilinen PKK liderleri, Öcalan'ın çağrısı konusunda sessizliklerini korudular ve şu ana kadar onlardan herhangi bir yanıt gelmedi.

Öcalan'ın destekçileri, Öcalan'ın tüm örgüt adına konuştuğuna ve hiç kimsenin onun söylediklerine karşı çıkamayacağına, PKK’nın Öcalan’ın talimatlarına uyacağına inanıyorlar. Ancak bazı PKK gözlemcileri, Kandil'deki kadroların Öcalan'ı liderleri olarak tanımalarına rağmen, tutukluluğu nedeniyle özgür iradesini kullanamayacak durumda olduğuna, sahadaki gerçeklikten uzak olduğuna, dolayısıyla sağlıklı bir görüş bildiremeyeceğine inandıklarını ileri sürüyor. Bu durumda PKK liderlerinin Öcalan'ın çağrısına karşılık vermemesi muhtemel ki, bu da PKK içinde bölünmelere yol açabilir.

Bir başka açıdan bu açıklamanın Suriye'de de yankıları olacak, zira Türkiye, Suriye Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) PKK’nın uzantısı olduğuna inanıyor ve yıllardır ona karşı mücadele ediyor. Bazıları PKK'nın silah bırakması halinde YPG'nin de aynısını yapacağını düşünürken, YPG’nin silah bırakmayacağını, Suriye dinamikleri içerisinde varlığını sürdüreceğini düşünenler de var. Nitekim YPG lideri Mazlum Abdi, “Öcalan'ın açıklamasında YPG yer almıyor” dedi.

Bununla birlikte Öcalan'ın çağrısının, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti ile Mazlum Abdi liderliğindeki YPG arasında yeni Suriye'de Kürtlerin statüsü konusunda sürdürülen müzakereleri etkilemesi bekleniyor.

Meselenin sınırları aşan başka boyutları da var. YPG ve PKK'yı Türkiye üzerinde baskı aracı olarak kullanmak isteyen bir İsrail var. Dolayısıyla Öcalan'ın açıklaması girişimi, Türkiye'nin, İsrail'in Kürtleri Türklere karşı kışkırtma emellerine karşı attığı bir adım olarak değerlendirilebilir.

Bahçeli'nin yaptığı çağrı sürecin ilk adımıydı, Öcalan'ın açıklaması ise ikinci adımdı. Üçüncü adım, PKK kongresinin toplanıp Öcalan'ın çağrısı doğrultusunda kendini feshetme kararı almasıdır.

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine 3 yıl kaldı ve anayasaya göre Erdoğan, anayasa değişmediği sürece yeniden aday olamayacak. Bunu başarabilmesi için de DEM'in ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olacak

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen hükümete yakın yetkililer ve analistler, bu adımların tatmin edici bir şekilde tamamlanmasının ardından diğer tüm konuların ele alınacağını söylediler. Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre sürecin başarılı olması, ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan ve birçok kişi tarafından otoriter bir lider olarak görülen Cumhurbaşkanı Erdoğan için büyük bir zafer olacak.

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine 3 yıl kaldı ve anayasaya göre Erdoğan, anayasa değişmediği sürece yeniden aday olamayacak. Bunu başarabilmesi için de DEM ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olacak ve birçok kişi bunun Erdoğan'ın Öcalan’ı sürece katmasının arkasındaki en büyük motivasyon olduğunu düşünüyor. Ama hemen acele etmeyelim, çünkü henüz elimizde nihai bir anlaşma yok ve böyle bir süreç ilk kez yaşanmıyor. PKK, Eylül 1999'da da ateşkes deklare etmişti, ancak 2004'te geri adım atmış ve çatışmalar yeniden başlamıştı.

 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır şehrinde DEM Partisi’nin televizyonda yayınlanan basın toplantısını izlemek için toplanan insanlar zafer işareti yapıyor (Reuters)27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır şehrinde DEM Partisi’nin televizyonda yayınlanan basın toplantısını izlemek için toplanan insanlar zafer işareti yapıyor (Reuters)

Yine Mart 2013'te, hükümetle aylarca süren görüşmelerin ardından Abdullah Öcalan'ın mesajı, Diyarbakır'daki Nevruz bayramında Türkçe ve Kürtçe okunmuştu. O zaman Öcalan, PKK’nın silahlı unsurlarının Türkiye topraklarından çekileceğini ve silahlı mücadelenin sona erdiğini açıklamıştı. PKK o dönemde Öcalan'ın direktiflerine uyacağını ve Türkiye'den çekileceğini açıklamıştı.

Daha sonra hükümet, siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları, güvenlik ve silahsızlanma konularını ele alan tedbirleri belirleyen “Terörizmin Sonlandırılması ve Toplumsal Entegrasyonun Geliştirilmesine Dair Kanun”u çıkarmıştı. Ancak bu süreç de DEAŞ’ın Ekim 2014'te Suriye'deki Kobani bölgesine saldırması ve bunun akabinde Türkiye'deki Kürtler arasında görülen şiddetli tepkilerin ardından hızla çöktü. Bunun üzerine Türk güvenlik güçleri ile PKK arasında çatışmalar yeniden başladı. Ancak bugün Türk liderler son derece dikkatli davranıyorlar; bir daha siyasi aldatmacalara veya açmazlara kurban gitmemeye kararlılar.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
TT

MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

Bu yılki Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'na (CPAC) katılan iki anne, Donald Trump'ın ABD askerlerini savaşa göndermeye karar vermesi halinde ABD Başkanı'nın en küçük oğlu Barron'ın orduda görev yapması gerektiğini düşündüklerini MSNOW'a söyledi.

Üzerinde "250" yazan aynı kırmızı, beyaz ve mavi renkli parlak ceketleri giyen ve ismi açıklanmayan iki kadın, kendi çocuklarından biri askere alınsa bile başkanın İran'la savaşını desteklemeye hazır olduklarını yayın kuruluşuna belirtti.

MSNOW'dan Rosa Flores, 20 yaşındaki Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğini düşünüp düşünmediklerini sorduğunda, her iki kadın da buna katıldığını belirtti.

Flores, MSNOW sunucusu Chris Jansing'e perşembe günü, "Her iki anne de askerler savaşa gönderilirse, bu kadının oğlu savaşa gönderilirse, Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğinde hemfikirdi" dedi.

Barron Trump'ın orduya katılıp katılmayacağına dair görüşleri sorulduğunda MAGA destekçisi anneler, başkanın en küçük oğlunun "doğru olanı yapacağını" düşündüklerini söyledi.

ABD ordusu gönüllü askerlerden oluşuyor. Diğer yandan Askerlik Sistemi (Selective Service), savaş durumunda teoride askere alınmaya uygun erkeklerin veritabanını tutan bağımsız bir kurum.

18-25 yaşlarındaki tüm erkeklerin Askerlik Sistemi'ne kayıt yaptırması zorunlu. Yakın zamanda kabul edilen yasa, bu süreci aralık ayından itibaren otomatikleştirecek.

"Make America Great Again" (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) şapkası giyen, ismi açıklanmayan annelerden biri, 18 yaşındaki oğlunun Askerlik Sistemi'ne kayıtlı olması nedeniyle Trump'ın İran'a yönelik askeri saldırılarına başlangıçta karşı çıktığını Flores'e söyledi.

Kadın "Bu yüzden bu durumdan memnun değildim" dedi.

İsmi açıklanmayan kadın, MSNOW'a şöyle konuştu: 

Ama sonra İran'da halkın önünde asılan üç genci gördüm. O rejim yıllardır Amerikalıları tehdit ediyor ve Amerikalıları öldürüyor… Oğlum askere çağrılsa bile savaşı yine de desteklerdim.

Görsel kaldırıldı.İki MAGA destekçisi, oğullarından biri askere alınsa bile ABD Başkanı'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı desteklemeye devam edeceklerini MSNOW'a söyledi (MSNOW / Chris Jansing Reports)

Kadının, ekonomik krizin derinleşmesiyle ocak ayında İran rejimini protesto eden üç gencin kamuoyu önünde asılmasından bahsettiği anlaşılıyor.

Trump, İran'a karşı askeri harekat başlatsa da ABD askerlerini sahaya sürmeye yönelik resmi bir plan yok. Anketlere göre askerleri savaşa gönderme fikri, Cumhuriyetçi parlamenterler ve halk arasında aşırı derece tepki çekiyor.

ABD'de Askerlik Sistemi olsa da 1972'deki Vietnam Savaşı'ndan bu yana zorunlu askerlik çağrısı yapılmadı.

Barron Trump muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı. Ancak zorunlu askerlik çağrısı yapılsa bile, Trump'ın üniversite öğrencisi olan en küçük oğlunun görevi muhtemelen ertelenir.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
TT

İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Tahran'da rejim değişikliğinin sağlanması ihtimaline şüpheyle yaklaşıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Financial Times'a (FT) konuşan İsrailli yetkililer, askeri istihbaratın yakın gelecekte rejimin devrilmesini sağlayacak koşulların yaratılamadığını düşündüğünü söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bağlı istihbarat müdürlüğü Aman'ın brifingleri hakkında bilgi sahibi kaynaklar, hava saldırılarının İran rejimini önemli ölçüde zayıflatamadığına dair görüşlerin kuvvetlendiğini belirtiyor.

FT'nin analizine göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun temel savaş hedeflerine de gölge düşürüyor.

Aman'ın eski İran uzmanı Raz Zimmt şunları söylüyor:

Rejim zayıfladı ancak firarlara veya kontrolün kaybedildiğine ilişkin herhangi bir gerçek işaret görmedik. Bu, hayatta kalmak için 47 yıl boyunca kuvvetlendirilen bir sistemin dayanıklılığını gösteriyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu, hava saldırılarıyla rejim değişikliğini başından beri olası görmüyordu. Yetkililerden biri şu ifadeleri kullanıyor:

Ordu, hükümete 'Bu iş bir anda hallolacak bir şey değil' dedi. Rejim değişikliği her zaman çok, çok, çok, çok zor olacaktı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı ortak operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Ordusu'ndan birçok üst düzey isim öldürüldü.

İran ise İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misillemeyle direnişe devam ediyor.

New York Times'ın aktardığına göre İran'ın, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'ne dün düzenlediği saldırıda 12 Amerikan askeri yaralandı.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husiler de bu sabah İsrail'e füze fırlatarak savaşa katıldı.

Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirmesiyle başlayan ekonomik kriz, Husilerin Kızıldeniz'i kapatmaya çalışması halinde daha da derinleşebilir.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Farea Al-Muslimi, BBC'ye şunları söylüyor:

Bu bir kabus. Zaten bir kabus yaşıyoruz, bu da durumu daha da kötüleştirir.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında İran'ı "mahvettiklerini" öne sürse de Tahran rejiminin, Ortadoğu'da desteklediği Şii örgütlerle direnişi sürdürmesi Beyaz Saray'ın pozisyonunu güçleştiriyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın İran savaşının başından beri yaptığı çelişkili açıklamalara dikkat çekiliyor. ABD Başkanı'nın rakibini önce tehdit edip sonra gerginliği azaltarak müzakereye başlama taktiğinin bu sefer işe yaramadığı yazılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Guardian, New York Times, BBC


Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
TT

Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, “Sırada Küba var” diyerek, Washington’un son dönemde gerçekleştirdiği askeri operasyonların kendisine destekçilerinin desteğini kaybetmesine mal olacağı yönündeki görüşü reddetti.

Trump, ocak ayından bu yana Küba'ya petrol ambargosu uygulayarak, ülkeye yönelik baskıyı son dönemde artırdı. Bu durum, yıllardır süren ABD ticaret ambargosu nedeniyle zaten zor durumda olan Küba ekonomisini ve yakıt tedarikini daha da boğdu.

Trump, dün Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen «FII Priority» yatırım forumunda yaptığı konuşmada, destekçilerinin «güç» ve «zafer» istediğini söyledi; ocak ayında ABD güçlerinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakaladığı askeri operasyona atıfta bulundu.

Trump, “Bu muhteşem orduyu ben kurdum. ‘Onu asla kullanmak zorunda kalmayacaksınız’ demiştim, ancak bazen başka seçeneğimiz olmuyor. Bu arada, sıra Küba'da. Ama sanki ben hiçbir şey söylememişim gibi davranın” ifadelerini kullandı.

Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)

Trump bu konuda ne yapmayı planladığını belirtmese de basına “Bu açıklamayı görmezden gelin” dedi ve ardından “Sırada Küba var” diye tekrarladı; bu sözleri, salondakileri güldürdü.

Aynı konuşmada ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nı “Trump Boğazı” olarak nitelendirdiği tartışmalı bir açıklama yaptı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel geçen hafta, herhangi bir dış saldırganın “yenilmez bir direnişle” karşılaşacağını vurgulamıştı.

Komünist ada, 1962 yılından beri ABD'nin ticari ablukası altında bulunuyor ve yıllardır uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt, ilaç ve gıda kıtlığıyla karakterize edilen şiddetli bir ekonomik krizin içinde.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bir Küba yetkilisi son olarak, Havana'nın Washington ile diyaloğu sürdürmeye hazır olduğunu söyledi, ancak aynı zamanda siyasi sisteminin değiştirilmesinin tartışmaya açık bir konu olmadığını vurguladı.