6 soruda Kuzey Koreli hacker grubu Lazarus'un rekor kripto soygunu

Kuzey Koreli hackerların 2023'te 660 milyon, 2024'teyse 1,3 milyar dolar değerinde kripto para soygunundan sorumlu olduğu öne sürülüyor (Reuters)
Kuzey Koreli hackerların 2023'te 660 milyon, 2024'teyse 1,3 milyar dolar değerinde kripto para soygunundan sorumlu olduğu öne sürülüyor (Reuters)
TT

6 soruda Kuzey Koreli hacker grubu Lazarus'un rekor kripto soygunu

Kuzey Koreli hackerların 2023'te 660 milyon, 2024'teyse 1,3 milyar dolar değerinde kripto para soygunundan sorumlu olduğu öne sürülüyor (Reuters)
Kuzey Koreli hackerların 2023'te 660 milyon, 2024'teyse 1,3 milyar dolar değerinde kripto para soygunundan sorumlu olduğu öne sürülüyor (Reuters)

Siber suçlardan söz ederken yeni bir sayfa açtıran Lazarus, gölgeler içinde yürüttüğü saldırılarına bir yenisini ekledi. Bugüne kadarki en büyük kripto para soygununu gerçekleştiren hackerlar, yaklaşık 1,5 milyar dolar değerinde hırsızlık yaptı.

Hayatın gitgide daha fazla dijital ortama kaydığı bir dönemde, siber suçların etkisinin de daha şiddetli olması kaçınılmaz. Ancak dünyanın en yoksul ülkelerinden birinin 10 yıldan uzun süredir dev şirketlerin sistemlerini ele geçirip parasını çalması, teknolojinin dengeleri nasıl alt üst edebileceğinin kanıtı niteliğinde.

Pek çok kişi hacker grubu Lazarus'un Kuzey Kore devleti tarafından desteklendiğini, hatta Lazarus'un bizzat Kuzey Kore olduğunu savunsa da Asya ülkesi iddiaları reddediyor. 

Logos'un bu sayısında, Hollywood filmlerini aratmayacak bir talihsizlikle 1 milyar doları elinden kaçıran, dünyanın en büyük eğlence şirketlerinden birini avucunun içine alan ve kripto para piyasasını sarsan Lazarus'u masaya yatırıyoruz.

1) Dünyanın dikkatini nasıl çektiler?

İlk faaliyetlerinin izi 2007 veya 2009'a kadar sürülen Lazarus, büyük ölçüde ABD ve Güney Kore sitelerini hedef alıyordu. 

Örneğin Amerikan Bağımsızlık Günü olan 4 Temmuz 2009'da, iki ülkenin devlet kurumları, bankaları ve gazeteleri gibi internet sitelerini devre dışı bırakmaya yönelik bir dizi saldırı düzenlenmişti.

Ancak Kuzey Kore'yle ilişkilendirilen örgütün büyük yankı uyandıran ilk eylemi Kasım 2014'te Sony Pictures Entertainment'ı hacklemesiydi.

Şirket bu dönemde Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'a suikast düzenlenmesini konu alan komedi filmi Diktatörle Görüşme'yi (The Interview) çıkarmaya hazırlanıyordu.

Asya ülkesinin tepkisini çeken filmin yayımlanmasından kısa süre önce Sony çalışanları, bilgisayar ekranlarında kırmızı bir iskelet görüntüsün üstünde yazan şu ifadelerle karşılaştı:

Sizi önceden uyardık ve bu sadece başlangıç. Taleplerimiz karşılanana kadar durmayacağız. Sırlar ve çok gizli bilgiler de dahil tüm şirket içi verilerinizi ele geçirdik.

Kendilerine Guardians of Peace (Barış Muhafızları) diyen grup, taleplerini açıkça yazmamıştı. 

Daha sonra yöneticilerin maaşları, şirket içi gizli e-postalar ve henüz gösterime girmemiş filmlerin ayrıntıları internete sızdırıldı, bilgisayarlara virüs bulaştı ve Sony Pictures siber saldırıyı kontrol altına almaya çalışırken e-posta ve mesajlaşma sistemlerini bir hafta kapattı. Şirketin merkezinin bulunduğu alandaki bir kafe 6 hafta boyunca kredi kartı kabul etmedi.

BBC'nin aktardığı üzere hackerların fiziksel şiddet tehditlerinin ardından Sony, filmi ülke çapında gösterime sokmaktan vazgeçti ve sadece dijital ortamda ve bazı bağımsız sinemalarda yayımladı.

İncelemeler sonucunda daha önce Güney Kore'ye yapılan ve Kuzey Kore'yle ilişkilendirilen siber saldırılardaki araçların kullanıldığı anlaşıldı. Saldırı sonucu Sony'nin yaklaşık 150 milyon dolar kayba uğradığı tahmin ediliyor.

2) 1 milyar dolarlık soygun nasıl başarısız oldu? 

Lazarus'un eylemlerinde uzmanları belki de en çok etkileyen şey, çalınan parayı aklama kısmını özenle planlamaları. 

Bir yıla yayılan bu türden dikkatli bir çalışmanın en meşhur örneği de 2016 Şubat'ta Bangladeş Merkez Bankası'na düzenlenen soygun. 

Örgüt Ocak 2015'te bankaya gönderilen zararsız görünümlü bir CV'yle sisteme sızmış ve paranın Filipinler ve Sri Lanka'da nerelere aktarılacağını belirlemişti. 

RCBC bankasının, Manila'nın Jüpiter Caddesi'nde yer alan şubesinde 4 ayrı hesap açılmıştı. Eğer başka bir caddede yer alan bir şubeyi seçselerdi, muhtemelen çalınması planlanan paranın tamamını ele geçireceklerdi. 

Banka yetkililerine göre hackerlar, sistemine sızdıkları Bangladeş Bankası'dan ödeme transferleri için kimlik bilgilerini çaldı. Ardından şubatın ilk günlerinde New York Merkez Bankası'ndan, Bangladeş Bankası'nın hesabından Filipinler ve Sri Lanka'daki hesaplara 951 milyon dolar aktarmasını talep ettiler. Aynı zamanda Bangladeş Bankası'nın kendi hesaplarından yapılan işlemlerin kaydını tutan yazıcıyı da devre dışı bıraktılar.

Soygun, Asya ve Amerika arasındaki saat farkından yararlanarak para aktarımının mümkün olduğunca geç öğrenilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmıştı. Para transferi, Bangladeş'in hafta sonuna gireceği perşembe akşamı başlamıştı. 

New York'takiler ilk başta hiçbir şeyden şüphelenmeden 101 milyon değerinde transferi gerçekleştirdi. Ancak banka adreslerinde "Jüpiter" ismini görünce geri kalan miktarın aktarımına izin vermediler. Şans eseri Jüpiter, ABD'nin yaptırım uyguladığı, İran'a ait bir petrol tankeri ve bir nakliye şirketinin adıydı. 

Lazarus, 101 milyon doların 20 milyonluk kısmını da yazım hatası yüzünden elinden kaçırdı. Sri Lanka'daki Shalika Vakfı'na (Shalika Foundation) yapılması planlanan transferde, kuruluşun adının "foundation" yerine "fandation" diye yazılması sonucu işlem durduruldu.

Reuters'ın aktardığı üzere 81 milyon doların sadece 15 milyonu geri alındı.

3) Lazarus ismi nereden geliyor?

Bangladeş soygunundan kısa süre sonra çıkan kapsamlı bir çalışmada, 2007-2009'dan Sony'ye kadar yapılan çeşitli saldırıların aynı örgüt tarafından gerçekleştirildiği bulundu.

Siber güvenlik şirketi Novetta'nın liderliğinde, eğlence şirketinin hacklenmesini araştırmak için yürütülen çalışmada farklı kötü amaçlı yazılımların, aynı kod temellerinden çıktığı tespit edildi. 

Bu sayede araştırmacılar, farklı isimlerle saldırılar gerçekleştiren grupların aslında aynı örgüt olduğu sonucuna varmış ve İncil'de ölümden geri dönen kişiye ithafen Lazarus ismini uygun görmüştü.

Novetta'dan Andre Ludwig, "Bir saldırı bitiyor, bu grup ortadan kayboluyor ve bir daha haber alınamıyor ancak aynı araçları kullanan aynı grup olduğunu biliyoruz" demişti.

Lazarus, 2017'de dünya çapında 200 binden fazla bilgisayarı etkileyen WannaCry fidye yazılımından, Kovid-19 aşısı geliştiren AstraZeneca cihazlarına erişmeye çalışan 2020 saldırısına kadar çeşitli olaylarla ilişkilendiriliyor.

4) Bybit soygunu nasıl gerçekleşti?

ABD merkezli blok zincir analiz şirketi Chainalysis'in raporuna göre 2024'te gerçekleşen 2,2 milyar değerindeki kripto para soygununun yaklaşık 1,3 milyar doları Kuzey Kore'yle ilişkilendiriliyor. Rapora göre ABD ve diğer ülkelerden yetkililer, çalınan kripto paranın kitle imha silahları ve balistik füze programlarına harcandığını düşünüyor.

Kripto para hırsızlığında bir rekora işaret eden raporun yayımlanmasından birkaç ay sonra, tek seferde bu değerin üzerine çıkılan bir soygun gerçekleşti.

Dubai merkezli kripto para borsası Bybit, 21 Şubat'ta 1,46 milyar dolarlık bir hırsızlığın hedefi oldu. 2021'de Poly Network'ten çalınan 611 milyon doların aşıldığı bu olay, tüm zamanların en büyük kripto para soygunu.

Bybit CEO'su Ben Zhou, saldırının arkasında Lazarus olduğunu söyleyerek kaybedilen paranın geri getirilmesine yardım edecek kişilere para ödülü vereceğini açıkladı. FBI da grubun adını vermeden soygundan Kuzey Kore'yi sorumlu tuttu.

Hırsızlık, bir Ethereum (ETH) soğuk cüzdanından, yani çevrimdışı hesaptan, çevrimiçi bir sıcak cüzdana yapılan transfer sırasında gerçekleşti.

Zhou, olayın yaşandığı gün yaptığı açıklamada "İşlemi gördüğümüzde her zamanki gibi bir şeydi" dedi: 

Bu işlemi son imzalayan bendim ve geldiğinde normal bir URL'ydi.

Ancak kodla gizlenmiş hedef adresini tam olarak kontrol etmeden bağlantıya tıkladığını söyleyen Zhou "İmzaladıktan 30 dakika sonra soğuk Ethereum cüzdanımızın boşaltıldığına dair acil durum çağrısı aldık" diye ekledi.

CEO ayrıca Bybit'in hazinesinin çalınan fonları karşılayabileceği güvencesi vererek başka hiçbir bakiyenin tehlikeye atılmadığını belirtti.

5) Parayı nasıl aklıyorlar?

Kripto suç analistleri, kolluk kuvvetleri ve ulusal güvenlik kurumları, çalınan fonları dondurmak veya ele geçirmek amacıyla Bybit'e destek olsa da ellerini çabuk tutmaları gerekiyor.

2 Mart Pazar günü itibarıyla çalınan 499 bin ETH'nin neredeyse yüzde 70'inin başka hesaplara aktarılarak aklandığı ve geri kalanının da üç gün içinde taşınacağı tahmin ediliyor.

Blok zincir şirketi TRM Labs'e göre hackerler ilk 48 saatte 160 milyon dolar değerinde parayı aklamayı başardı. 

Şirketin küresel politika başkanı Ari Redbord "Bu saldırıyı diğerlerinden ayıran şey, sonrasında paranın olağanüstü bir hızda aklanması" diyor.

Bu hızın bir yıl önce hayal edilemeyeceğini söyleyen Redbord şöyle ekliyor:

Bu değişim, Kuzey Kore'nin aklama kapasitesinin genişleyip genişlemediğine dair endişe verici soruları akla getiriyor. Kriminal finans ağları fonları hiçbir zaman bu kadar hızlı işlememişti.

Hackerlar parayı aklamak için bunu farklı cüzdanlara gönderiyor, diğer kripto para birimlerine dönüştürüyor, merkezi olmayan borsaları kullanarak izinin sürülmesini engellemeye çalışıyor.

Bybit saldırısında paranın büyük bir kısmı Bitcoin'e dönüştürülürken, Britanya merkezli blok zincir analiz şirketi Elliptic'e göre, en az 120 milyon dolar değerindeki kripto para, eXch kullanılarak el değiştirdi. Bu borsa, kullanıcılarının kripto varlıkları anonim bir şekilde takas etmesine izin vermesiyle öne çıkıyor.

Elliptic, Kuzey Kore'nin halihazırda en gelişmiş kripto para aklayıcısı olduğunu ve tekniklerini sürekli güncellediğini öne sürüyor.

Ayrıca Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin geçen yılki raporuna göre Kuzey Koreli hackerlar, kripto veya geleneksel paraları Güneydoğu Asya'daki kumarhaneler aracılığıyla aklıyor.

Hatta Bangladeş soygunundaki 81 milyon doların önemli bir kısmının da bu şekilde aklandığı söyleniyor. 

6) Kuzey Kore nasıl böyle bir güce sahip?

Kuzey Kore son yıllarda dijitalleşmeye ayrı bir önem vermeye başlamasına karşın, teknoloji denince akla ilk gelen ülke olduğu söylenemez. 

İnternete erişimin büyük ölçüde kısıtlandığı, iki binden fazla yaptırım uygulanan ve dünyanın en yoksul ülkeleri arasında sayılan Kuzey Kore, son derece izole bir halde.

Peki nasıl oluyor da benzeri görülmemiş siber saldırı ve soygunların arkasında bu Asya ülkesinin olduğu söyleniyor?

Lazarus'a ismini veren rapora göre aslında bu saldırıların gerçekten Kuzey Kore devleti tarafından gerçekleştirildiğine dair yeterince güçlü kanıtlar yok.

Diğer yandan raporda "Lazarus operasyonlarının ölçeği şoke edici" ifadeleri yer alıyor: 

Bu, operasyonun tüm aşamalarında sıkı bir organizasyon ve kontrol gerektiren bir şey... Böyle bir işin devam etmesi için çok fazla para gerekir.

Örgüt hakkında pek bilgi olmasa da Park Jin-hyok isimli bir bilgisayar programcısı baş şüpheliler arasında yer alıyor ve FBI tarafından aranıyor.

Park'ın çocukluktan itibaren "siber savaşçı olmak için yetiştirilen binlerce genç Kuzey Koreliden biri" olduğu tahmin ediliyor.

Devletin bu amaçla Çin'e gönderdiği en yetenekli programcılarının beraber yaşayıp çalıştığı düşünülüyor. BBC'nin Lazarus'la ilgili detaylı haberinde şu ifadelere yer veriliyor:

Orada dünyanın geri kalanı gibi bilgisayar ve interneti, alışveriş yapmak, kumar oynamak, ağ kurmak ve eğlenmek için kullanmayı öğreniyorlar. Uzmanlar, matematik dehalarından hackerlara dönüştüklerini söylüyor.

Diğer yandan bazı uzmanlara göre Kuzey Kore'nin izolasyonu, böyle saldırılar gerçekleştirmesini kolaylaştırıyor olabilir.

Siber casusluk uzmanı Fred Plan, "Kuzey Koreli aktörleri diğer ülkelerdeki operasyonlardan nispeten daha tehlikeli kılan şeylerden biri, Pyongyang rejiminin izole edilmiş ve küresel ekonomik ticaret ve diplomatik ilişkilerden kopmuş olması" diyor:

Bunun sonucunda  Kuzey Kore 'kurallara göre oynamaya' teşvik edilmiyor ve ülke, diğer ulus devletlerin kabul edilebilir davranışlarını tanımlayan sınırları aşmayı sürdürüyor.

Ancak arkalarında kim olursa olsun bütün bu saldırılar, aslında kritik sistemlerin ne kadar savunmasız olduğunu gösteriyor. Cyber Statecraft Initiative'den Beau Woods "Riskler bu kadar yüksek olduğunda, daha fazla özen göstermeliyiz" ifadelerini kullanıyor.

Independent Türkçe



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe