Kaoslu bir dünyada İslamofobiyle mücadele

Bu konuya yeteri kadar önem verilmemesinin beraberinde getirdiği ikilem, şimdi insanlığın üzerinde durulmayan uzun bir sorun ve meseleler listesiyle başa çıkıyor olmasından kaynaklanıyor

Bir adam, Hindistan'da “İslamofobiye Hayır” yazılı bir duvarın önünden geçiyor 14 Şubat 2020 (AFP)
Bir adam, Hindistan'da “İslamofobiye Hayır” yazılı bir duvarın önünden geçiyor 14 Şubat 2020 (AFP)
TT

Kaoslu bir dünyada İslamofobiyle mücadele

Bir adam, Hindistan'da “İslamofobiye Hayır” yazılı bir duvarın önünden geçiyor 14 Şubat 2020 (AFP)
Bir adam, Hindistan'da “İslamofobiye Hayır” yazılı bir duvarın önünden geçiyor 14 Şubat 2020 (AFP)

Muhammed Bedreddin Zayid

İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü Arap ve uluslararası medyada pek ilgi görmeden geçti. Nedeni de İsrail'in savaş ve yıkım makinesinin aşırı bir sertlikle geri döndüğü Gazze'nin durumunun ne olacağına dair artan beklentilere ek olarak, uluslararası toplumun geleceği açısından derin etkilere sahip olması muhtemel Ukrayna'daki çatışmaya ilişkin gelişmelerdi. Bu durumda bugüne dair açıklamaların sınırlı kalması doğaldı ve bunların belki de en önemlisi, BM Genel Kurulu'nda bu gün dolayısıyla yapılan kutlamada Mısır'ın yayınladığı el-Ezher Şeyhi’nin konuşmasıydı.

 

Gerekli BM faaliyetleri

BM Genel Kurulu'nun bu günü sembolik olarak kutlamasının belki de en önemli anlamı, dünyaya ve özellikle Batılı ülkelere, dünyanın sadece dikkat çeken askeri ve ekonomik çatışmalarla sınırlı olmayan büyük meydan okumaları ve sorunları görmezden gelmeye devam ettiğini, bu konu, birbiriyle bağlantılı daha geniş bir meydan okumalar sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğundan uluslararası ilginin ön saflarında yer alması gerektiğini hatırlatmaktır.

BM Genel Sekreteri Guterres'in yanı sıra Ezher Şeyhi, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri ve BM Medeniyetler İttifakı Yüksek Temsilcisi’nin konuşmaları da son yıllarda gerilemeyen bir olgudan duyulan endişeyi dile getirdi. Tayyib, İslamofobi kavramının tanımlanmasının ve dinleri nedeniyle Müslümanları hedef alan suçları, ırkçı ve ayrımcı uygulamaları belgelemek için kapsamlı ve güncel veri tabanları oluşturulmasının, olgunun derinleşmesine yol açan yasa ve politikaların izlenmesinin önemini vurguladı.

Medeniyetler İttifakı Yüksek Temsilcisi Moratinos ise önemli gözlemlerde bulundu; Müslümanlara yönelik ayrımcılığın izole bir örüntü olmadığını, aksine etnik milliyetçiliğin, neo-Nazizmin, beyazların üstünlüğü ideolojisinin ve savunmasız grupları hedef alan şiddetin yeniden canlanmasının bir parçası olduğunu belirtti. Bu noktaya daha sonra döneceğiz.

2022 Avrupa İslamofobi Raporu, İslamofobi olgusunun kurumsallaştığını ve Avrupa'da, ardından Asya ve Kuzey Amerika'da önemli ölçüde arttığını ortaya koydu. Raporda, ezan, cami ve peçe yasağı gibi ayrımcı kararlar ve Belçika'nın bazı bölgelerinde dini kesim yasağı gibi pek çok husus sıralandı. Geçtiğimiz yıl (2022) içerisinde başta Fransa, Danimarka, Avusturya, Çek Cumhuriyeti ve İngiltere olmak üzere birçok Avrupa toplumunda dijital platformlara ve bireylere yönelik gerçekleşen çok sayıda saldırı gözlemlendi.

Avrupa İnsan Hakları Ajansı'nın 2 Ekim 2024 tarihli raporunda da yaşlı kıtada Müslümanların yarısının günlük yaşamlarında ayrımcılığa maruz kaldığı belirtiliyordu. Bu, bir önceki yıla (2023) göre önemli bir artışı temsil ediyor; o yıl yüzde 39 oranında bir artış kaydedilmiş ve Avusturya, Fransa ve Danimarka'da yaklaşık 1.000 nefret suçu rapor edilmişti.

İngiliz hükümetinin, terörle mücadele, havaalanı ve limanlarda polisin, önceden izin almadan şüphelileri tutuklama ve gözaltına alma yetkisine zarar verebileceği yönündeki uzman ve bilirkişilerin uyarılarının ardından, İslamofobi kavramını benimsemekten kaçınması da dikkat çekici. BM raporları ayrıca mal ve hizmetlere, istihdam ve eğitime erişimde Müslümanlara ayrımcılık yapıldığını da kaydediyor.

Kapsamlı format

BM Medeniyetler İttifakı Yüksek Komiseri Moratinos'un vurguladığı, Müslümanlara yönelik bu ayrımcılığın etnik milliyetçilik, neo-Nazizm ve beyaz ırkın üstünlüğü ideolojisinin yeniden canlanmasının bir parçası olduğu hususu, son derece geçerli bir gözlem. Ne var ki insanlık tarihinde kronik olan, çağlar boyunca din savaşları ile vücut bulmuş, Haçlı Seferleri’nin yanı sıra Avrupa'daki din savaşları ile zirveye ulaşmış bir olguyu tanımlamak için tek başına yeterli değil.

Gerçek şu ki paradoks büyük ve Batı Oryantalizminin uzun geçmişi, çoğunlukla tarih boyunca İslam ve Müslümanlar hakkında yanlış bir imaj inşa edilmesinin kökenlerine işaret ediyor. Bu zihinsel imaj, eğitim faaliyetlerine ve kiliselere egemen oldu ve Batı zihninin tarihsel olarak şekillenmesinde tehlikeli bir rol oynadı. Tarihsel olarak bu imaj egemendi ve Avrupa kendisinden ancak yakın bir zamanda, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kısa bir süreliğine kurtulabildi. Çünkü bu savaşta insanlık, aşırı ırkçı ve milliyetçi düşüncenin tehlikesini ve bunun sonucunda dünya halklarının ödediği ağır bedeli keşfetmişti. Daha sonra da kısa bir süreliğine de olsa daha ideal bir dünya inşa etmeye çalışan diğer bir akım olan liberalizm yükselişe geçti.

Aslında, yabancı göçün artmasının tek nedeni, Avrupalıların kısa süren hoşgörüsü değildi. Aynı zamanda Avrupa işgücü piyasalarında Güney ülkelerinden ucuz işgücüne ihtiyaç vardı ve başlangıçta bunu belirli bir dine mensup insanlarla sınırlamak veya belirli uyrukluları dışlamak mümkün değildi. Avrupa'ya göçler, büyük ölçüde Avrupa ülkelerinin sömürge tarihiyle bağlantılı tarihi, coğrafi ve dilsel nedenlerden kaynaklanıyordu. Bu nedenle özellikle Kuzey ve Batı Afrika ülkelerinden bazı Avrupa ülkelerine yüksek oranda göç ve sığınma hareketi yaşandı.

Yukarıda saydığımız boyutlara ek olarak, Batı'nın siyasi İslam unsurlarına kucak açması ve bu unsurların tarihsel olarak Batı çıkarlarını gerçekleştirmek için kullanılması paradoksu da var. Bu durum, Rusya'nın geçen yüzyılın son çeyreğinde Afganistan'a saldırmasından bu yana devam ediyor.

Gerçek şu ki, komünist Sovyet kampına karşı liberal demokratik anlatının kullanıldığı, Soğuk Savaş'ın zirvesinin temsil ettiği Batılı liberal anlatının ve mantığının en gelişmiş aşamalarında bile, Müslümanlara ve hatta genel olarak beyaz olmayanlara karşı ırkçılık ve nefret olayları tamamen yok değildi. Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde Batı toplumlarıyla etkileşime girenlerin bu konuda kendi özel hikâyeleri ve deneyimleri bulunmaktadır.

Irkçılığın geri dönüşünün yüzyılı

Dolayısıyla içinde bulunduğumuz yüzyıl, ırkçılık ve dinsel radikalizm hastalıklarının henüz tam anlamıyla tedavi edilemediği bir ortamda geldi ve kötüleşme, 11 Eylül 2001 hadisesi ve ardından el-Kaide unsurları ile diğerlerinin farklı zaman dilimlerinde dahil olduğu şiddet olaylarıyla başladı. Böylece bir sayfa kapandı ve İslam'a karşı düşmanlığın tırmandığı, Batı dünyasının yaşadığı bütün karmaşa ve çatışmaların sorumlusu olarak İslam'ın gösterilmeye çalışıldığı yeni bir sayfa açıldı.

Aslında olgunun çok yönlü nedenleri bulunuyor ve sadece siyasi İslam olgusundan kaynaklanmıyor, dahası kapsamlı bir yaklaşım gerektiriyor.

Bu nedenlerin başında ekonomik faktörler, özellikle işsizlik ve işgücü piyasasındaki rekabet geliyor. Buradaki ikilem, bu ileri toplumların çoğunun, yasal veya yasa dışı göçmenlerden tamamen kurtulmasının mümkün olmamasıdır. Paradoks şu ki, mesela ABD ve hatta Fransa'daki tarım bölgeleri, burada çalışmaları için geçici tarım işçileri getirmeye başladılar. Ancak sağcı partilerin yabancı işçiler konusundaki aşırılıkçı söylemlerine, bu yabancı işçilerin kabul ettiği düşük ücretler karşılığında zor işleri artık yapamayacak olan vatandaşlardan iş fırsatlarını çaldığına dair propagandalarına da izin veriliyor.

Batılı halkların ve çeşitli ölçülerde bütün dünya halklarının maruz kaldığı çifte standartlar da bu nedenler arasında yer alıyor. Batı'nın Ukrayna halkına duyduğu sempatiye karşılık, Suriyeli mültecilere yönelik katılığı hâlâ hafızalarda olabilir. Ayrıca Filistin halkına yönelik farklı düzeylerdeki sempati de bu konuda güzel bir delildir.

En önemli neden, daha önce de belirttiğimiz gibi, Batı kültüründe derin kökleri bulunan ve tarihsel olarak liberal ve aşırı milliyetçi akımlar arasında bir diyalektik deneyimi yaşayan aşırı sağın dünyanın birçok yerinde yükselişte olması. Bu sağcı hareketin aynı zamanda zihinleri bulandırmak ve aşırı düşünceleri yaymak için kullandığı söylemleri var. Birçok Müslüman göçmenin davranışlarında da bu korkuları besleyen sebepler bulmak kolay. Özellikle de bazı göçmen gruplar arasında aşırı İslamcı dini eğilimlerin veya Batı toplumlarının kültürünü kabul etmekten uzak, izolasyoncu arzuların var olduğu dikkate alındığında.

Sonuç olarak Müslümanlara yönelik aşırılıkçılık sorunu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken meselelerden biri haline gelmiştir. Ancak İslamofobi olarak adlandırılan bu konuya yeteri kadar ilgi gösterilmemesinin beraberinde getirdiği ikilem, şimdi insanlığın üzerinde durulmayan uzun bir sorun ve meseleler listesiyle başa çıkıyor olmasından kaynaklanıyor. Buna bir de siyasi, askeri ve ekonomik çatışmalardan kaynaklanan çözülemeyen hayal kırıklıkları ve zorluklar, özellikle de yoksulluk, servetin adaletsiz dağılımı, iklim değişikliği sorunları vb. ekleniyor. Böylece tehlike ve istikrarsızlık hissini derinleştiren, giderek artan hayal kırıklığı döngüleri tamamlanıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe