İsrail'in kapıdaki tehdidi: Suriye'yi parçalamak ya da bölmek

İsrail Suriye'de kalıcı olmaya hazır

İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)
İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)
TT

İsrail'in kapıdaki tehdidi: Suriye'yi parçalamak ya da bölmek

İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)
İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)

Macid Kayali

İsrail son zamanlarda Suriye'ye yönelik tehditlerini arttırdı, egemenliğini ihlal etti ve topraklarına saldırdı. Hatta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamalarda defalarca kez Suriye'deki azınlıkları korumaya hazır olduğunu ima etti. Ayrıca İsrail'in güvenliğini sağlamak için Suriye'nin güney illerinin (Suveyda, Dera ve Kuneytra) Suriye ordusunun askeri varlığından silahtan arındırılmasını istedi.

Ayrıca İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, işgal altındaki Hermon Dağı'na 13 Mart’ta yaptığı bir ziyaret sırasında “Her sabah Şam'daki başkanlık sarayında gözlerini açtığında İsrail ordusunun Hermon Dağı'nın tepesinden ve Suriye'nin güneyindeki tampon bölgeden kendisini izlediğini görecek” diyerek Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı açıkça tehdit etti. Katz, İsrail'in Suriye'de kalmaya hazır olduğunu vurguladı.

Aslında 58 yıldır Golan Tepeleri'ni işgal eden İsrail'in Suriye’ye yönelik tehditleri ve saldırıları yeni sayılmaz. Çünkü özellikle 2012 yılından bu yana bu tehditleri ve araştırma merkezlerine, havaalanlarına, Lübnan'a (Hizbullah’a) giden silah konvoylarına, silah depolarına ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) güçlerinin ya da ona bağlı milislerin bulunduğu askeri üslere saldırıları devam ediyor.

Ancak belki de en sert ve etkili darbeler Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonrakilerdi. İsrail, yeni rejimin eline geçme riskini ortadan kaldırmak iddiasıyla Suriye ordusuna ait askeri üslere ve silah depolarına yoğun saldırılar düzenledi. Bunun ardından sınırdaki tampon bölgeye girmeye ve burada yeni askeri karakollar kurmaya başladı. Mesele daha sonra, Suriye’nin güney illerinde ağır silahlara sahip herhangi bir askeri gücün bulunmasını engelleyen yeni bir gerçekliği dayatma noktasına geldi. İsrail’in aynısını Lübnan'da yaptığı biliniyor.

İsrail'in hedefleri

İsrail, Aksa Tufanı Operasyonu’nda aldığı darbenin ardından ordusunu ve kendisini yeniden Ortadoğu'nun en güçlü askeri gücü olarak göstermeyi amaçlarken, Suriye ve Lübnan'daki toplumsal sorunlardan veya çatlaklardan faydalanarak ve bunlara oynayarak mezhepsel ve etnik kimliklerini merkeze alan gruplardan oluşan kendi suretinde bir Levant (Maşrık) bölgesi yaratmaya dayalı eski bir stratejiyi bir strateji dayatmaya ve böylece kendisini Arap ülkelerinden oluşan çevresiyle normalleştirmemesi, aksine bu çevresini kendisiyle birlikte normalleştirmesi ya da kendi özgüllüğünü çevresine genelleştirmesi anlamında bölgede bir Yahudi devleti olarak dışlanmasına son vermeye çalışıyor.

Ancak sorun İsrail’in Suriye'deki yeni yönetimin yarattığı iddia edilen tehlikeleri abartmak da dahil olmak üzere birçok yalanı ve iddiayı öne sürerek bu saldırgan politikasını örtbas etmeye çalışması. Oysa Suriye’nin yeni yönetiminin yetkilileri, başlıca görevlerinin ülkeyi yeniden inşa etmek olduğunu, özellikle de Suriye'nin askeri yeteneklerinin çoğunun eski olduğu ve bunların çoğunun kısa bir süre önce İsrail tarafından imha edildiği düşünüldüğünde herhangi bir tarafla savaşmak olmadığını ve Suriye'deki ekonomik ve yaşam koşullarının savaşa tahammülü kalmadığını açıkça beyan ediyorlar.

İsrail, Dürzi nüfusun yoğun olduğu bölgeyi ve sakinlerinin güvenliğini kendi sorumluluğunda görüyor ve Suveyda'daki Dürzilerin İsrail’de çalışmasına izin vermeyi düşünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail bir yandan Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarını ve bu ülkelerin topraklarına girmesini haklı göstermek ve örtbas etmek için yalanlar yaymaya çalışırken diğer yandan Şam'daki yeni hükümeti Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli silahlı gruplarla ilişkilendirmeye ve Türkiye'nin Suriye üzerindeki kontrolünden duyduğu korkuyu dile getirmeye gayret ediyor. Bu da Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) (ya da Kürtlerin Suriye’nin kuzeydoğusunda kontrol ettiği bölgeyi) koruma bahanesiyle ABD'nin Fırat'ın doğusunda kalması ve Alevi toplumunu koruma bahanesiyle Rusya'nın Suriye kıyılarındaki askeri varlığı için yaptığı çağrının nedenini açıklıyor.

Tüm bunlar, hem İsrail'in Suriye’deki Dürzileri koruma bahanesiyle ülkenin güneyindeki askeri ve muhtemelen askeri olmayan varlığını meşrulaştırmaya hem de Suriye'yi zayıflatma ve bölme stratejisine hizmet eden girişimler. Suriye veya Lübnan'da önemli ya da geniş bir kesimi temsil etmeyen birkaç kişi dışında hiç kimse ya da hiçbir akım İsrail'i bunu yapmaya çağırmış değil.

İsrail şarlatanlığı

İsrail şarlatanlığının örneklerinden biri Ron Ben-Yishai tarafından yazılan rapordaki yalandır. Raporda Suriye'de yönetimi ele geçiren ‘cihatçıların’ ılımlı ve istikrarlı bir imaj pazarlamaya ve Suriye'yi Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası haline getirmeye çalıştıkları, bir tehdit olarak Hamas ve İslami Cihad hareketleri ile Suriye'den Golan Tepeleri'ndeki İsrail sınır kasabalarına karşı saldırı niyetinde oldukları ve üçüncü bir kaynağın da Suriye'nin güneyindeki Sünni nüfus olduğu, birçoğunun DEAŞ’tan etkilendiği öne sürülüyor. Raporda, “İsrail ne Türkiye’nin Golan Tepeleri sınırında bir varlığı olsun istiyor ne de cihatçılardan bir karışımı burada görmek istiyor” ifadeleri yer aldı. Ben-Yishai'ye göre bu durum karşısında İsrail, ABD Başkanı Donald Trump'ın adamlarını Amerikan askerlerini Suriye'de tutmaya ikna etmeye çalışıyor. Böylece Türklerin ve Alevi nüfusun yoğun olduğu Lazkiye'nin güneyindeki askeri üslerini ve Tartus Limanı’nı elinde tutmak isteyen Rusların eline düşmeyecek. İsrail’in ‘bu tehditler’ karşısında Şam'ın güneyindeki sınırına yakın bölgede üç alan ya da coğrafi bölümden oluşan bir savunma sistemi yaratarak yeni bir gerçeklik tasarlamayı planladığını belirten Ben-Yishai, İsrail'e en yakın olan bölümün 1974'te İsrail ile Suriye arasında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması uyarınca belirlenen ayrıştırma bölgesi olduğuna işaret etti. Ben-Yishai’nin raporuna göre ayrıştırma bölgesinin dışında, birçok Suriye köyünü içeren ve İsrail ordusunun buralarda silahlanmayı önlemek için karadan girdiği bir koruma bölgesi (tampon bölgeler) bulunuyor. Burası uzun mesafeli gözetlemeye ve ateş açmaya izin veren bir bölge. Koruma bölgesinin ötesinde Şam-Suveyda otoyolu bitişiğinde ‘nüfuz bölgesi’ yer alıyor. Toplamda 65 kilometre genişliğinde olan bu bölgede Dürziler ile İsrail'le ilişkilerden endişe duyan Sünni Araplar bir arada yaşıyor. İsrail kendini Dürzileri yaşadığı bölgenin ve Dürzi nüfusunun güvenliğinden sorumlu görüyor. İsrail, Suveyda'daki Dürzilerin İsrail’de çalışmasına izin vermeyi düşünüyor. (Yediot gazetesi - 11 Mart 2025)

Toprağı ve halkı bölmek

Bu yüzden İsrail, çift yönde çalışmayı planlıyor. Bunlardan birincisi, Suriye topraklarının derinliklerinde, Dera, Suveyda ve Kuneytra illerini kapsayacak şekilde Şam’ın sınırlarına kadar, askerden ve silahlardan arındırılmış stratejik bir güvenli bölge oluşturmak.

Avi Ashkenazi, “İsrail Ortadoğu'da oyunun kurallarını değiştiriyor” başlıklı makalesinde şunları söylüyor:

“İsrail, eylemleriyle Suriye toprakları içindeki sınırda, Suriye rejiminin, milislerin ve başta Hamas ve Hizbullah olmak üzere terör örgütlerinin silahlarından arındırılmış 80 kilometrekarelik bir bölge tanımladı.” (Maariv gazetesi - 13 Mart 2025)

İkincisi ise Suriye'nin topraklarını ve halkını doğrudan ya da dolaylı olarak güneyde Dürzileri koruma bahanesiyle İsrail, batıda sahilde Alevileri koruma bahanesiyle Rusya, Fırat'ın doğusunda Kürtleri koruma bahanesiyle ABD ve kuzeyde ve orta şehirlerde yeni hükümetin müttefiki olarak Türkiye olacak şekilde dört uluslararası ve bölgesel gücün hegemonyası altında bölme girişimine dayanıyor. Suriyeli mezhepsel ya da etnik tarafların hiçbiri bu iddiayı desteklemediği gibi, Suriye'nin toprak bütünlüğünden vazgeçme, Suriye vatandaşlığını reddetme ya da İsrail'in istediklerini tercih etme eğilimine de sahip değiller.

fvgthy
Golan Tepeleri'nde BM gözetimindeki tampon bölgede yer alan Suriye'nin el-Baas beldesinde mevzilenen bir İsrail tankı, 20 Aralık 2024 (AFP)

Suriye’nin önünde siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal pek çok önemli zorluk bulunuyor. Ancak tüm bu zorluklar, ne kadar önemli olsalar da yeni hükümetin devleti yeniden tesis etme becerisine bağlı kalıyor. Birkaç gün önce Şam'daki yeni hükümet ile Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi arasında imzalanan anlaşma bunun bir kanıtı. Böyle bir anlaşma, Dürzilerin ruhani, askeri ve sivil taraflarıyla da imzalanabilir. Ayrıca yeni hükümet, mağdurlardan özür dilemek, bir hakikat ve hesap verebilirlik komisyonu kurmak ve sivil barışı teşvik etmek için başka bir komisyon kurmak da dahil olmak üzere, meydana gelen ihlallerin bir sonucu olarak Suriye’nin kıyı illerindeki boşluğu doldurmaya ve açılan büyük yaraları sarmaya çalışıyor. Aynı bağlamda, Suriye'deki yeni hükümeti meşrulaştırmak ve Suriye'nin birliğini ve toprakları üzerindeki egemenliğini teyit etmek de dahil olmak üzere her alanda desteklemek için Arap dünyası, bölge ülkeleri ve uluslararası taraflar arasında bir tür uzlaşıdan söz edilebilir. Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın da katıldığı 27 Şubat’ta Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen Suriye konulu Olağanüstü Arap Birliği Zirvesine katılması ve Ürdün, Irak, Lübnan, Türkiye ve Suriye'nin dışişleri ve savunma bakanları ile istihbarat şeflerinin 12 Mart’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da gerçekleştirdikleri toplantı bunun birer örneğidir. Geçtiğimiz günlerde ABD ve Rusya'nın ortak daveti üzerine toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) bu gelişmeleri bir adım öteye taşıyarak tüm taraflara Suriye'nin istikrarsızlaşmasına yol açabilecek her türlü eylemden kaçınmaları çağrısında bulundu. SDG ile varılan anlaşma ABD ve Türkiye'nin desteği ve rızası olmadan mümkün olamazdı.

Suriye fırtınanın ortasında

Pratikte, sadece İsrail'in Suriye'deki planları lehine büyük adımlar atmamasına ya da şu veya bu grupla uzlaşı anlaşmaları imzalamasına yahut Suriye'nin toprak bütünlüğünü istemesine güvenmek yeterli olmaz. Tüm bunların yanında toplumu güçlendirmek, birliğini pekiştirmek ve hiçbir ayrım gözetmeksizin devlete, hukuka ve ülkeye karşı bir halk olarak kendini gerçekleştirmek de gerekir. Bu, devlet için diğer tüm silahlardan daha güçlü, daha sağlam ve daha önemli bir silahtır. Son üç ayın ciddi bir şekilde eleştirel olarak değerlendirmesi gerekiyor.

Yukarıda anlatılanlardan Suriye'nin siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal pek çok acil sorunla karşı karşıya olduğu aşikar. Ancak tüm bu sorunlar, önemli olmalarına rağmen, yeni hükümetin devleti bir kurumlar, hukuk ve vatandaşlar devleti olarak yeniden tesis etme ve Suriyelilerin kendilerini özgür, bağımsız ve eşit vatandaşlardan oluşan bir halk olarak görmelerini sağlayabilmesiyle ilişkili. Bu yeni Suriye'nin inşasının ön koşulu olduğu gibi, İsrail'e karşılık vermenin ve Suriye'yi parçalama, bölme ya da zayıflatma çabalarını engellemenin de ön koşulu olmanın yanı sıra yeni Suriye yönetiminin farkındalığının merkezinde yer almalı.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.