Trump teorisyenlerinin biyografileri ve Proje 2025

Robert Nozick'in özgürlükçü mantosunu yırtıp atan öfkeli Kevin Roberts hakkında.

Görsel: Sebastien Thibault
Görsel: Sebastien Thibault
TT

Trump teorisyenlerinin biyografileri ve Proje 2025

Görsel: Sebastien Thibault
Görsel: Sebastien Thibault

Bryn Haworth

Geçtiğimiz yaz, Florida’nın West Palm Beach ilçesinde bir seçim mitingi sırasında, o zaman Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olan Donald Trump ‘güzel Hıristiyanlar’ olarak tanımladığı kişilere hitap etti. Kendisinin de bir Hıristiyan olduğunu hatırlatan Trump, “Dışarı çıkın ve oy verin! Sadece bu seferlik. Bunu bir daha yapmak zorunda kalmayacaksınız! Sadece dört yıl daha bunu biliyor musunuz? Her şey yoluna girecek, bir daha oy kullanmanıza gerek kalmayacak” diyerek onlara sıcak bir tonda oy vermeleri çağrısında bulundu.

Sözleri belli belirsiz bir kehaneti andırıyordu. Destekçilerinin o zamana kadar istedikleri her şeye sahip olacaklarını mı kastediyordu, yoksa demokrasiyi tamamen bitirmek gibi daha endişe verici bir şeyi mi ima ediyordu?

Trump'ın seçim kampanyası bu gibi anlarla doluydu. Öyle ki bunlara ayak uydurmak bir yerden sonra oldukça yorucu hale geldi. Aynı ay içinde, ikinci dönemindeki potansiyel gündemini özetleyen 900 sayfalık bir plan olan ‘Proje 2025'ten de uzaklaştı. Bu projenin çok radikal olduğunu söyleyerek küçümseyen Trump, “Proje 2025'i hazırlayanlar, sağdan, radikal sağdan bazı insanlar ve onlar soldaki radikallerin antitezi niteliğindeler” ifadelerini kullandı.

Proje 2025'i hazırlayanların önde gelen isimlerinden biri olan Heritage Vakfı'ndan Kevin Roberts, “Şafak Işığı” başlıklı bir kitap yazdı, ancak Trump'ın seçim zaferi kesinleşene kadar kitabı yayınlamamayı tercih etti. Kitap o kadar radikaldi ki, yayıncı “Amerika'yı Kurtarmak için Washington'u Yakmak” olan alt başlığını, “Amerika'yı Kurtarmak için Washington'u Geri Almak” olarak değiştirdi.

Roberts, yeni yönetimin oluşumunun en popüler figürü olmadığından isminin pek çok kişi tarafından bilinmemesini telafi etmeye çalışmış olabilir. Ancak fikirleri ılımlı olmaktan oldukça uzak olan Roberts’ın kitabının başlığı çoktan yumuşatılmış olsa da kitabında kullandığı coşkulu dili değişmeden kaldı. Kitabında Ivy League üniversiteleri, FBI, New York Times, Eğitim Bakanlığı ve hatta Boy Scouts of America dahil olmak üzere birçok büyük kurumu yozlaşmış ve onarılamaz olarak tanımlayan Roberts, “ABD’nin yeniden gelişmesi için bu kurumların reforme edilmesi değil, yakılması gerekiyor” diye yazdı ve bu radikal tutumunu savunmak için de besteci Gustav Mahler'in “Gelenek küllere tapmak değil, ateşi korumaktır” sözünü alıntıladı.

Roberts'ın fikirleri o kadar radikalleşti ki, muhafazakâr çevrelerde bile endişeye neden oldu. Proje 2025'in eski direktörü Paul Dance bile geçtiğimiz ekim ayında Roberts'ın radikal söylemlerini eleştirmek zorunda kaldı. Tartışmalar Roberts'ın, Steve Bannon'ın podcast yayınında “Sol izin verirse kansız olacak olan ikinci Amerikan devriminin tam ortasındayız” şeklinde tehditler savurmasıyla daha da şiddetlendi.

Roberts'ın coşkulu söylemi, ABD’ye ilişkin derin bir dini vizyondan besleniyor. Bu tür bir açıklamasında Roberts, ‘açıktan yapılan ibadeti küçümseyen’ kurumların yerle bir edilmeyi hak ettiğini’ iddia etti.

Pek çok kişi bu açıklamayı doğrudan bir provokasyon olarak değerlendirdi ve Trump da bu açıklamayla arasına mesafe koydu. Washington Post gazetesine konuşan Paul Dance, “Eğer soldan söylemlerini yumuşatmalarını istiyorsak, biz de üzerimize düşeni yapmalıyız. Özellikle Başkan Trump'a yönelik şimdiye kadar iki suikast girişimi gerçekleştirilmişken bu tür şiddet içeren ve kışkırtıcı söylemlere yer yok” diye uyaran bir açıklamada bulundu.

Ancak hızını alamayan Roberts, ABD’nin eski başkanlarından Ronald Reagan'ın politikalarının şekillenmesinde önemli bir rol oynayan Heritage Vakfı'ndaki eski ideolojik muhafızlarla alay ederek onları ‘balmumu müzesi muhafazakarları’ olarak adlandırdı ve ‘modası geçmiş’ diye nitelendirdiği fikirlerinin ‘ulusu yavaş yavaş öldürmeye’ katkıda bulunduğunu iddia etti.

Bir de sol var tabii ki, o da Roberts’ın eleştirilerinden kaçamadı. Londra'da düzenlenen 'ulusal muhafazakârlık' konulu konferansta coşkulu bir konuşma yaparak solu katı bir şekilde eleştiren Roberts, “Açgözlü, elitist, ırkçı ve küreselleşmiş yeni sol, demokrasi, eşitlik, çeşitlilik ve adalet gibi ideolojik öncülleri tarafından savunulan tüm ilkeleri terk etti. Dini, özellikle de Hıristiyanlığı, ulus-devleti, siyasi hesap verebilirliği ve hatta nesnel gerçeği küçümsüyor. Amacı seçimleri kazanmak değil, onları tamamen ortadan kaldırmak ve tüm muhalif sesleri susturmak” ifadelerini kullandı. Roberts'ın bu coşkulu söylemi, ABD’ye ilişkin derin bir dini vizyondan besleniyor. Bu tür bir açıklamasında Roberts, ‘açıktan yapılan ibadeti küçümseyen’ kurumların yerle bir edilmeyi hak ettiğini’ iddia etti.

vfgthy
Donald Trump Beyaz Saray'da, 9 Nisan 2025 (AFP)

Peki, Roberts’ın argümanını ve Katolik inancını bu denli radikalleştirmesinin nedeni nedir? Bu sorunun yanıtı, Roberts'ın Katolik Kilisesi içinde her zaman karanlık ve hatta tartışmalı bir kuruluş olarak görülen Opus Dei ile olan yakın ilişkisinde yatıyor olabilir. Durum, gazeteci Gareth Gore'un insan kaçakçılığı ve çocuk istismarı da dahil olmak üzere ciddi ihlallerde bulunmakla suçladığı Katolik Kilisesi dışında daha da ciddi bir hal aldı.

Bir röportajda kendisine Opus Dei'nin ABD’de Katolik bir örgüt olarak erişimine ilişkin soru yöneltilen Gore, şu yanıtı verdi:

“Üyelerinin Katolik nüfusun yoğun olduğu şehirlerde yoğunlaşması beklenir. Ancak Opus Dei üyelerinin en yoğun olduğu yer New York ya da Chicago değil, Washington’dır. Bu da örgütün çalışmalarının niteliği ve ne tür insanları cezbetmeye çalıştığı hakkında çok şey söylüyor. ABD’deki 3 bin üyenin 800'ü sadece başkent Washington’da yaşıyor. Bu yoğunlaşma bir tesadüf değil, daha ziyade örgütün onlarca yıldır kaynaklarını nüfuz merkezlerine sızmaya yatırmasının bir sonucudur. Opus Dei her zaman iktidar koridorlarına nüfuz etmeye ve hükümetin eklemlerini kontrol etmeye çalışmıştır.” (Slate- 28 Ekim 2024).

Bir şakanın özü mizahında değil, ilettiği örtük mesajda yatar. Çalışmak, tembelliğin ahlaki panzehiridir ve bu kavram her zaman toplumdaki marjinal gruplarla ilişkilendirilmiştir.

Opus Dei ile olan yakın bağlarını gizlemeyen Roberts, geçtiğimiz eylül ayında yaptığı bir konuşmada, Opus Dei'den bir rahip tarafından yönetilen ve Washington Başpiskoposluğu tarafından denetlenen K Caddesi'ndeki bir kurum olan Katolik Bilgi Merkezi'nde haftalık ayine katıldığını itiraf etti.

Opus Dei’nin kimliği, ‘Tanrı'nın işi’ anlamına gelen adından da anlaşılabiliyor. Opus Dei’nin kurucusu İspanyol rahip Josemaría Escrivá, cemaatine kutsallığın emeğin onuruna dayandığını öğretmiştir. Rahip Escrivá’nın karizması ve büyüleyici hitabet tarzı halen YouTube'da bulunan eski kayıtlarda görülebilir.

Rahip Escrivá, 1972 yılında Barselona'da çekilen bir videoda Endülüslü bir çingene ve oğlu hakkında bir fıkra anlatıyor. Ancak bu fıkranın bir hayal ürünü olduğunu vurgulamakta gecikmeyen İspanyol rahip, fıkrayı şöyle aktarıyor:

Endülüslü bir çingene yere uzanmış şekerleme yaparken yanında da güneşin altında yatan oğlu varmış. Baba oğluna ‘Oğlum, bana bir kap su ver’ diye seslenmiş. Çocuk ‘Yapamam, yorgunum’ diye cevap vermiş. Bunun üzerine baba gülümseyerek ‘Tanrı seni korusun, oğlum’ demiş.

sdfgtrh
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Washington Ulusal Katedrali'nde Ulusal Dua Günü ayinine katıldığı sırada eşi Melania'nın yanında oturan Başkan Yardımcısı JD Vance ile konuşurken, 21 Ocak 2025 (Reuters)

İzleyicilerin spontane kahkahaları, Rahip Escrivá'nın dinleyicilerini etkileme konusundaki eşsiz yeteneğinin bir kanıtıydı. Bununla birlikte, esprinin özü mizahında değil, taşıdığı örtük mesajda yatıyordu. Çünkü İspanyol rahibe göre çalışmak, tembelliğin ahlaki panzehiridir ve bu kavram her zaman toplumdaki marjinal gruplarla ilişkilendirilmiştir.

Rahip Escrivá, Katolik Kilisesi'nde önemli bir rol oynamıştır. Bir keresinde Papa 6. Paul, İspanyol rahibin eşsiz ruhani lütuflarını şu sözlerle tanımlamıştır:

O, en yüksek ruhani armağanlarla kutsanmış olanlardan biri. O da bu armağanlara olağanüstü bir cömertlikle karşılık verdi.

İspanyol rahibin büyük bir hayranı olan Papa 2. John Paul ise onun hakkında şunları söylemiştir:

O, evrensel kutsallık çağrısını duyurmak ve günlük yaşamın ve sıradan faaliyetlerin ruhani aşkınlığa giden bir yol olabileceğini vurgulamak için Rab tarafından seçilmiştir. Onun sıradan yaşamın koruyucu azizi olduğu söylenebilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Roberts'ın Rahip Escrivá'nın ilham verici liderliğine övgüde bulunması, İspanyol rahibin sıcaklığı ve mizahından hala yoksun olduğu ve Amerika vizyonu daha katı ve soyut olduğu, hatta ‘bel altı, gevşek ve yükselmekten aciz bir ulusa din dayatma’ arzusunu gizlemediğinden kendisine pek fayda sağlamıyor. Nadiren mizah duygusu ya da bir nebze manevi ciddiyet sergilediğini söylersek haksızlık yapmış oluruz.

Ancak onun fikirleri de Rahip Escrivá'nın emeğin değerine yaptığı vurguyu yansıtıyor. Aile kurma oranlarındaki gerilemeyi, konut krizi ve düşük ücretlerden güvencesiz çalışma koşullarının kötüleşmesine kadar ekonomik istikrarsızlığa yol açan nedenlere bağlıyor. Ayrıca üniversite eğitiminin otomatikman sağladığı ayrıcalığın kaldırılması çağrısında bulunarak, gücü, liseden hemen sonra işgücü piyasasına girenler lehine yeniden dağıtan bir sistem kurulmasını istiyor.

Proje 2025, devleti küçültme ve bürokrasiyi dağıtma çağrılarıyla kendisine özgürlükçü bir damga vurmaya çalışsa da Roberts, liberal olarak tanınmaktan hoşlanmıyor. Muhafazakâr terimini tercih eden Roberts, ne olduğu konusunda muğlak olsa da ‘ortak fayda’ kavramını vurguluyor. Roberts, geçtiğimiz kasım ayında The Texas Horn'a verdiği bir röportajda “Özgürlüğün tanımına ilişkin liberteryen anlayışı tartışmakla kalmayıp onu ortadan kaldırmamız çok önemli” diyerek tutumunu açıkça ortaya koydu.

Roberts’ın bu sözleri, sadece liberteryen anlayış ile bir görüş ayrılığı değil, aynı zamanda onun tamamen reddedilmesiydi. Roberts, liberteryen anlayışın geçerli bir yargı temeli oluşturacak tutarlılıktan yoksun olduğunu ileri sürerek bu reddi en uç noktaya taşıdı. En önde gelen teorisyenlerinden biri olan Robert Nozick bile bu felsefeyi tutarlı bir şekilde savunmakta yetersiz kaldı. Nozick, kariyerinin sonlarına doğru, bu sınırlayıcı yönetim modelinin uygulanamaz olduğunu savunarak, koruyucu devlet modelinin (işlevi başka alanlara müdahale etmeden yasaları uygulamak olan bir devlet) uygulanabilirliğini sorgulamaya başladı.

Vance ve Roberts tarafından teşvik edilen neo-muhafazakârlık, popülist Hıristiyan milliyetçiliğinin bir karışımından ibarettir. Şiddetli, aşırı ve saldırganlığında özür dilemeyen bir siyasi modeldir. Vance'in kendisi de bunu ‘saldırgan muhafazakârlık’ olarak tanımlamıştır.

Roberts, ekonomik popülizmi benimsemesinin yanı sıra, belirgin bir şekilde muhafazakâr bir dini yönelime sahiptir. Roberts, doğum kontrolünün yasaklanmasının gelecekte muhafazakârların karşılaşacağı ‘en zorlu’ siyasi mücadele olduğuna ve Amerikalıların yanlışlarını görmelerini sağlamak için ‘radikal gelişmecilik’ gerektiğine inanıyor. Trump yönetimi denince akla gelen ilk kelime ilerici olmasa da Roberts'ın modern doğum kontrol yöntemleri yerine yumurtlama takibi ve periyodik takvim takibi gibi doğurganlık farkındalığı girişimlerine devlet desteğinin artırılması lehine çeşitlilik programlarının sona erdirilmesi çağrısında bulunması, onu sosyal politikaları dini bir vizyonla yeniden şekillendirmeye yönelik daha geniş muhafazakâr dürtülerle aynı çizgiye getiriyor.

Roberts’ın ahlaki bir zorunluluk olarak emeğe yaptığı vurgu, J.D. Vance'in Elegy for Hillbilly'deki fikirlerini yansıtıyor. İşsizlik ve bağımlılığın yol açtığı toplumsal çürümeyi belgeleyen Vance, şeytanın boşta gezen ellere iş bulduğuna dair kadim bilgileri benimsiyor. Pratik bir Katolik olarak Vance, Roberts'ın ahlaki düzenin temel direği olarak emek görüşüyle tam bir uyum içinde olacağına hiç şüphe yok.

Vance'in The Dawn's Early Light kitabına yazdığı ön yazıda “Amerikan sağı içinde Roberts'ın saygınlığına ve entelektüel derinliğine sahip hiç kimse muhafazakârlığın gerçekten yeni bir vizyonunu ortaya koymaya çalışmamıştır” şeklindeki kendinden emin ifadeleri kullanması da şaşırtıcı değil. Ancak Vance'in bu sözleri, Cumhuriyetçi Parti içinde bile bazılarını endişelendirmeye yetti. Özellikle ‘arabaları donatma ve silahları doldurma’ çağrısında bulunduğunda, Vance’in söylemi ‘aşırı kavgacı’ olarak görüldü. Pek çok kişiye göre bu, silahlı tırmanış için açık bir çağrıyı andırıyordu. Vance’in Opus Dei ile ilişkileri olan müttefiki Roberts’ın onun coşkulu söyleminden etkilendiği açık.

Vance ve Roberts tarafından teşvik edilen neo-muhafazakârlık, popülist Hıristiyan milliyetçiliğinin bir karışımından ibarettir. Şiddetli, aşırı ve saldırganlığında özür dilemeyen bir siyasi modeldir. Vance'in kendisi de bunu ‘saldırgan muhafazakârlık’ olarak tanımlamıştır. Söylem gelişiminin yörüngesi göz önüne alındığında Vance, provokasyonu siyasi bir silah olarak kullanma konusunda Roberts'ı bile geride bırakmış gibi görünüyor.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.