Trump kabul etmez ama Çin'le ticaret savaşında gözünü ilk kırpan o oldu

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Trump kabul etmez ama Çin'le ticaret savaşında gözünü ilk kırpan o oldu

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD Masters Turnuvası'nda golf izleme, bu oyunu bizzat oynama, masaları gezme ve Mar-a-Lago'da yemek yiyenleri selamlama arasında Donald Trump'ın Bertrand Russell'ı incelemek için çok az zaman bulduğunu tahmin etmek makul olur.

Bu üzücü çünkü Britanyalı filozofun 1922'de yayımlanan Çin Sorunu kitabını özümsemek, sadece bu pasajla bile ona ve Amerika'ya fayda sağlayabilir:

Çin ulusu dünyadaki en sabırlı ulus, yüzyılları diğer ulusların on yılları gördüğü gibi görüyor. Temelde yok edilemez ve beklemeye gücü yeter.

Mandarin dilinde Donald Trump'ın bile dikkatini çekebilecek bir başka kısa ifade de var: Birebir çevrildiğinde "Acı yemek" anlamına gelen "chi ku", şikayet etmeden acı çekmek manasında kullanılıyor.

Russell'ın gözlemlediği gibi, Çin'in kültürünü ve yaklaşımını böyle özdeyişler tanımlar. Bugün Pekin'in, ABD'nin dünyanın en kalabalık ülkesiyle ekonomik rekabetini çarpıcı bir şekilde tırmandırmasına karşı kullandığı stratejinin ardında onlar yatıyor.

ABD Başkanı halihazırda göz kırptı ya da göz kırpıyormuş gibi göründü. Cuma günü Çin, ABD'den ithal edilen mallara uygulanan vergiyi yüzde 84'ten yüzde 125'e çıkararak Trump'ın tarifelerine karşılık verdi. Hafta sonu ABD'nin akıllı telefonları, bilgisayarları ve diğer tüketici elektroniği ürünlerini kendi vergi artışlarından muaf tuttuğu açıklandı. Bu bir geri adım gibi görünüyordu.

ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick ise "Hayır" dedi. Bu ürünler belirli ülkelere uygulananların haricindeki vergilerle yakında karşılaşacaktı. Daha sonra Trump, bir sosyal medya paylaşımında bu ürünlere muafiyet tanınmadığını iddia ederek kararlı bir tavır sergiledi. Büyük harfler ortaya çıktı:

Tarifelere yönelik yürüteceğimiz ulusal güvenlik soruşturmalarında Yarı İletkenlere ve TÜM ELEKTRONİK TEDARİK ZİNCİRİNE bakıyoruz.

Yine de mevcut muafiyet, bir geri adım gibi görünüyordu.

Başkan Şi her zamanki gibi hiçbir şey söylemedi. Gelecek günlerde ve haftalarda daha fazlasını bekleyebiliriz: Bir tarafta kas gösterme ve bağırma, karşı cephede sakin metanet.

Bu, Çin'in sarsılmayacağı anlamına gelmiyor. Trump ve çevresinin hesaplarına göre Çin'in ABD'ye ihtiyacı var. Trump'ın sürekli atıfta bulunduğu bu devasa ticaret dengesizliği olmadan, Çin'in ihracatı için buna denk bir pazar yok. Şi ve çalışma arkadaşlarının, ülkelerinin hızla artan refahı, nüfusunu beslemesi ve aynı zamanda şişen orta sınıfın servetindeki artışı körüklemesi için ABD'ye bel bağladığını düşünüyorlar.

Ticaret söz konusu olduğunda, ABD-Çin mücadelesi yeni bir mesele değil. Hatta Trump ilk döneminde ikisi arasındaki eşitsizliğin üstesinden gelmeye çalıştı. Çin, dış ticareti teşvik etmeyi sürdürürken iç tüketimi ve kendi kendine yetmeyi artırma anlamına gelen "ikili dolaşım" veya "yeni kalkınma modeliyle" yanıt verdi.

Trump ikinci kez şansını deniyor. Ancak daha az odaklanmış bir şekilde, üç hedefi tek bir saldırıya dönüştürüyor: Federal geliri artırmak, Kanada ve Meksika gibi ülkeleri uyuşturucu tedariki gibi finansal olmayan nedenlerle cezalandırmak ve daha eşit bir ticaret dengesi sağlamak. Bu, üç danışman grubunu içeriyordu ve bir karmaşa reçetesi oluşturdu.

Aynı zamanda ekonomiyi siyasetle harmanlamaya çalıştı ve tarifeler söz konusu olduğunda ikisi birbiriyle kaynaşmıyor. Ekonomistlere her zaman tarifelerin kötü bir fikir olduğu, dayatılmaması ve bunlara cevap verilmemesi gerektiği öğretilir. Ancak Trump, Amerika'nın siyasi onayını aldığına ve çoğu Amerikalının kendisini destekleyeceğine inanıyor.

Trump bu hamlenin yaklaştığının sinyalini defalarca verdi. Çinliler hazırlık yapabilmiştir. Trump ilk salvoyu yaptığına göre, Amerika'nın üç hedefi vurmak için bir füze ateşlemeye çalışmasını izleyebilirler.

Trump, Çin'in ticaret fazlasına odaklanırken, ABD yönetiminin kendilerine önemli miktarda borçlu olmasından kaynaklanan kilit bir karta sahip olduklarının bilincindeki Çin, öncesinde Trump'ı ikinci bir devlet ziyaretine davet ederek muhtemelen eldeki tek kartını oynayan Birleşik Krallık'ın aksine, metanetini koruyup güvende kalabilir.

Çin, Amerikan dolarlarını doğrudan elden çıkarmasa da sertliğini başka yollarla ifade edebilir: ABD yatırımlarını yavaşlatarak, daha az yatırım yaparak ve sermayeyi başka yerlere yönlendirerek. Çin'in elindeki bir diğer güvence de üretimdeki küresel hakimiyetinin Amerika'nın finansal hizmetler ve yapay zekadaki hegemonyasıyla eşleşmesi. Dağınık ABD yaklaşımının artırdığı bölünmeden de faydalanabilirler. Avrupa, Pekin'e yaklaşmaya hazırlanma işaretlerini halihazırda gösteriyor.

Her iki süpergücün de canı yanacaktır, bunu yapmayacak kadar birbirlerine bağımlılar. Ancak ABD'nin yüksekten atmasını da bir zafer olasılığı gibi yorumlamak da bir hata olabilir. Bir uzlaşma sağlamak zorundalar. Bunun her iki lidere de itibar kaybettirmeden başarılması kritik önemde.

Trump ne söylerse söylesin ve Şi de ne söylemezse söylemesin, rekabetlerinin nereye varacağı neredeyse kesin.

Independent Türkçe 



İtalyan köyü turistleri bariyerlerle durduracak

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

İtalyan köyü turistleri bariyerlerle durduracak

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

İtalya'nın Alpler'deki köyü, yamaçlarını dolduran özçekim yapan turist akınını engellemek için bariyerler kuruyor.

Güney Tirol'de Avusturya sınırına yakın bir kasaba olan Funes, yemyeşil çayırları ve dağ zirvesi manzaraları sosyal medyada viral hale geldiğinden beri binlerce yabancı turisti kendine çekiyor.

Bir zamanlar doğa yürüyüşçülerinin uğrak noktası olan bu İtalyan köyü artık Santa Maddalena kilisesinin önünde gün batımı fotoğrafı çekmeye gelen günübirlik ziyaretçileri ağırlıyor.

15. yüzyıldan kalma kilise, Odles sıradağlarının önündeki dar bir yolda.

Sadece 2 bin 500 kişinin yaşadığı kasabanın sakinleri, ziyaretçi sayısındaki ani artışın ardından trafik sıkışıklığı, izinsiz giriş ve çöp atma vakaları yaşandığını bildiriyor.

Şimdiyse yeni bariyerler, mayıstan kasıma kadar olan yaz sezonunda yola yalnızca sakinlerin erişmesini sağlayacak.

Günübirlikçiler bunun yerine başka bir yere park etmek ve dağ manzarasına ulaşmak için patikadan 15 dakika yukarı yürümek zorunda kalacak.

Belediye meclisinin sosyal refah şefi Roswitha Moret Niederwolfsgruber şunları söyledi:

Ne pahasına olursa olsun o fotoğrafı istiyorlar.

Hiç saygıları yok, insanların bahçelerine giriyorlar ve arabalarını istedikleri yere bırakıyorlar... Artık bunu yaşamıyoruz.

Yeni bariyerler, Santa Maddalena manzara noktasına ziyaretçi akışını daha etkin bir şekilde kontrol etmek için üç yıl önceki denemeye kıyasla yolun daha yukarısına yerleştirilecek.

Funes'in özellikle Çin'deki sosyal medya kanallarındaki popülaritesinin, 2005'te Çinli bir operatörün sim kartlarına kilisenin görüntüsünü basmasından kaynaklandığına inanılıyor.

Bazı sosyal medya fenomenleri, Funes'in yamaçlarının cep telefonlarındaki dağ emojisine ilham verdiğini iddia ediyor.

Belediye meclisi ayrıca park ücretlerini 4 euro'dan bilinmeyen bir miktara çıkaracak.

Funes, viral olduktan sonra turistlere karşı harekete geçen ilk Alp köyü değil.

2023'te Avusturya'nın Hallstatt kasabası, bölgenin göl kenarındaki manzarasını engelleyen ahşap çitler inşa ederek aşırı turizme karşı mücadelesini artırmıştı.

Salzkammergut Dağları'nın eteklerindeki kasabaya yerleştirilen iki çit, Hallstatt'ın ünlü özçekim fonunun manzarasını kısmen engellemişti.

Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Hallstatt, çarpıcı manzarasının Disney'in popüler filmi Karlar Ülkesi'ndeki (Frozen) Arendelle Krallığı'na ilham verdiği söylentisi yayıldığından beri yılda bir milyondan fazla turisti ağırlıyor.

Independent Türkçe


Trump, savaş davulları ile İran’la uçurumun eşiğinde yönetilen gerilim arasında

ABD’ye ait “Abraham Lincoln” uçak gemisinin güvertesinde konuşlu savaş uçakları (AFP)
ABD’ye ait “Abraham Lincoln” uçak gemisinin güvertesinde konuşlu savaş uçakları (AFP)
TT

Trump, savaş davulları ile İran’la uçurumun eşiğinde yönetilen gerilim arasında

ABD’ye ait “Abraham Lincoln” uçak gemisinin güvertesinde konuşlu savaş uçakları (AFP)
ABD’ye ait “Abraham Lincoln” uçak gemisinin güvertesinde konuşlu savaş uçakları (AFP)

Washington ile Tahran arasındaki gerilim tırmanırken, ABD’nin askerî seçeneği masada tuttuğuna dair işaretler artıyor. Buna karşın, çatışmanın sınırına kadar gelinmesi, doğrudan savaş kadar müzakereyi zorlayan bir araç olarak da görülüyor. Karşılıklı tehdit dili ve askerî yığınak, Trump yönetiminin kontrollü gerilim stratejisini yansıtıyor.

Trump, bölgede bir Büyük Armada”dan söz etmeyi sürdürürken, aynı anda Tahran’ın müzakereye hazır olduğuna dair sinyaller gönderdiğini dile getiriyor. Bu kasıtlı görünen ikilik, karşı tarafı belirsizlik içinde tutmayı amaçlıyor.

Bu gerilimli denge, Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde İran dosyasının kıdemli araştırmacısı Ferzin Nadimi’nin Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmelerle de örtüşüyor. Nadimi, “ABD başkanının nihai olarak neye karar vereceğini öngöremem” derken, “medyaya ne söylenirse söylensin, askerî yığınak sınırlı ve odaklı saldırılar ya da küçük ölçekli bir askerî operasyona işaret ediyor” ifadesini kullanıyor. Nadimi, Hedefin, İran rejimini cezalandırmak ve caydırmak, ABD ve müttefiklerine misilleme kapasitesini zayıflatmak ve/veya Körfez’den petrol akışını aksatmak olduğunu belirtiyor.

defrgty
ABD Donanması’na ait “Abraham Lincoln” uçak gemisi ve ona bağlı muharebe grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) sorumluluk sahasında (AFP)

Bu tablo, yığınağın bir gövde gösterisinden ibaret olmadığını; siyasi kanal tıkanırsa hızlı bir darbe indirmeye imkân veren bir operasyonel ortamın kurulduğunu gösteriyor.

Kontrollü seçenekler

Uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve refakatinin Batı Hint Okyanusu’ndaki Merkez Kuvvetler Komutanlığı sahasına girmesi, siyasi karar çıkması hâlinde kısa sürede operasyon icrasını mümkün kılıyor. Buna, F‑15’lerin de aralarında olduğu hava takviyeleri eşlik ediyor. Bu unsurlar Washington’a bir seçenekler merdiveni sunuyor: sınırlı bir darbe, zamana yayılmış ardışık saldırılar ya da İran’ın ABD üsleri ve müttefiklerine yönelik olası tepkisinin maliyetini yükseltmek için savunma ağırlıklı bir konuşlanma.

89op0
Tahran’ın merkezindeki İnkılap Meydanı’nda ABD karşıtı bir propaganda duvar görseli (EPA)

Ancak “sınırlı darbe” yalnızca teknik değil, aynı zamanda siyasi bir tercih. Yanıtlanması gereken soru şu: Washington tam olarak neyi başarmak istiyor ve başarı ilan edip yeniden müzakereye dönmesine imkân verecek “dur işareti” nedir? Nadimi, “Bu hedeflerin bu sınırlı araçlarla elde edilebileceği konusunda kuşkularım var” diyor. Küçük ölçekli bir kampanya cazip görünebilir; çünkü savaştan kaçınır. Ancak Tahran asimetrik yöntemlerle karşılık vermeyi seçerse, caydırıcılığı tesis etmeyi ya da enerji akışını güvence altına almayı garanti etmeyebilir.

İran’ın tehdit dili bir sınıra dönüşebilir

Öte yandan Tahran ve bölgedeki müttefikleri tehdit tonunu yükseltti. İran’dan “daha acı verici” bir karşılık uyarıları gelirken; Hizbullah, Iraklı gruplar ve Yemen’deki Husiler olası bir çatışmaya hazır olduklarını ima ediyor. Bu dil caydırıcılık ve moral amaçlı olsa da yapısal bir risk taşıyor: Tehdit eşiği yükseldikçe geri adım alanı daralıyor; disiplin dışı bir aktörün—bir fraksiyon ya da milis grubun—başlatacağı bir eylem, “karşılığa karşılık” sarmalıyla sınırlı bir darbeyi çok cepheli bir çatışmaya dönüştürebilir.

Bu nedenle Washington’un, haberlerde de yer aldığı üzere, Bağdat’a ve silahlı aktörlere uyarı mesajları gönderdiği belirtiliyor: ABD güçlerinin hedef alınması, milislere doğrudan karşılıkla sonuçlanacak. Amaç, tek bir saldırıyı çoklu cephelere taşıyabilecek “kontrolsüzlüğü” frenlemek.

ABD’nin temel kaygısı yalnızca İran’ın misilleme kapasitesi değil, misillemenin nerede yapılacağı. Irak, Suriye ve Körfez’deki ABD üsleri her türlü tırmanmada hedef hâline gelebilir. Bu yüzden yığınak, belirgin bir savunma boyutu da taşıyor: Füze ve İHA’ları karşılamak için deniz ve hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi. Bu, hem kuvvetleri korumayı hem de tırmanma tavanını düşük tutmayı hedefliyor.

Savaşın alternatifi mi?

Güç kullanımına karar verilmesi hâlinde, en olası senaryonun; hava savunma sistemleri, füze üsleri, komuta-kontrol merkezleri ve bazı hassas tesislere yönelik, zamana yayılmış sınırlı saldırılar olduğu değerlendiriliyor. Bu adımların ardından siyasi sürece geri dönülmesi hedefleniyor. Amaç, sahaya doğrudan girilmeden “cezalandırma” ve “caydırma” sağlamak.

İran’ın her zaman vekiller üzerinden, deniz trafiğini aksatarak ya da kademeli bir yıpratmayla. “eşik altı” ama can yakıcı karşılık alanı var. Bu da Washington ve müttefiklerini zor seçeneklere itebilir. Nadimi, sınırlı araçların yeterliliğine bu noktada itiraz ederek, başarı, ilk gecede atılan füze sayısıyla değil; Tahran’ın savaş alanını ve zamanlamayı yeniden tanımlamasını engelleyebilme kapasitesiyle ölçülür.

“Lideri hedef alma” tartışması

Bu tür krizlerde “kafayı koparma” sorusu gündeme gelir: Washington İran liderliğini hedef alır mı? Nadimi, temkinli bir dille bunun ancak “operasyonun başarı ihtimali yüksek ve ABD güçleri için kayıp riski düşükse” düşünülebileceğini söylüyor. “İran ile Venezuela arasındaki temel farkların” hatırlatılması gerektiğini vurguluyor; yani bir bağlamda mümkün görülenin İran gibi daha tahkimli ve karmaşık bir yapıya otomatik olarak kopyalanamayacağını belirtiyor.

Buna rağmen, “içeriden bir operasyon ihtimali dışlanmamalı” ifadesini ekliyor. En tehlikeli senaryoların bazen bir füzeyle değil, dış baskıyla kesişen iç bölünmelerle alevlenebileceğine işaret ediyor.

Washington’un hesaplarında en ağır basan unsur, doğrudan askerî yenilgi korkusu değil; rejimin sarsılması ya da kontrolü yitirmesi hâlinde “ertesi gün”e dair belirsizlik. İran, kurumsal ve güvenlik yapısı karmaşık, büyük bir ülke. Büyük bir kırılma; güç mücadeleleri, güvenlik boşlukları, ekonomik sarsıntılar, göç dalgaları ve enerji piyasalarına anlık etkiler dâhil bir dizi senaryoyu tetikleyebilir. Bu nedenle ABD yığınağı, kapıları açmaya yetecek bir tehdit; çöküş sonrası sorumluluğu üstlenmeden aynı zamanda bir müzakere baskısı aracı olarak okunuyor.

Sonuçta Trump yönetimi iki ipi birlikte tutuyor gibi görünüyor: Darbeyi anlık bir seçenek hâline getirecek ölçüde yığınak yapıyor; Tahran’ı müzakereyi düşünmeye zorlayacak kadar tehdit ediyor.


‘Tüm anlaşmaların anası’ gün yüzüne çıkıyor... Hindistan ve AB, iki milyarlık nüfusu ile dünyanın en büyük pazarını hayata geçiriyor

TT

‘Tüm anlaşmaların anası’ gün yüzüne çıkıyor... Hindistan ve AB, iki milyarlık nüfusu ile dünyanın en büyük pazarını hayata geçiriyor

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. (EPA)
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. (EPA)

Yirmi yılı aşkın zorlu müzakerelerin ardından tarihi bir dönüm noktasına ulaşıldı. Yeni Delhi ile Brüksel bugün, ‘tüm anlaşmaların anası’ olarak nitelendirilen kapsamlı bir ticaret anlaşmasına vardıklarını açıkladı. Söz konusu anlaşma, yaklaşık iki milyar tüketiciyi kapsayan devasa bir serbest ticaret bölgesinin önünü açıyor. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık dörtte birini kapsayan bu iddialı anlaşma, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Avrupa Birliği (AB) liderlerinin, yükselen ABD korumacılığına ve Çin kaynaklı ticari meydan okumalara karşı piyasalarını korumayı hedefleyen stratejik bir ‘ekonomik kalkan’ olarak değerlendiriliyor. Anlaşmayla birlikte, binlerce mal ve hizmette gümrük vergilerinin sıfırlanması öngörülürken, taraflar ekonomik açıklıkta yeni bir dönemin başladığını ilan etti.

Anlaşma kapsamında, Avrupa’nın ihracatının yaklaşık yüzde 97’sine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da tamamen kaldırılması öngörülüyor. Bu düzenlemenin, 27 üyeli AB’ye yıllık 4 milyar euroya (4,75 milyar dolar) kadar gümrük vergisi tasarrufu sağlaması bekleniyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi bugün başkent Yeni Delhi’de AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa ile yaptığı görüşmenin ardından anlaşmayı ‘tüm anlaşmaların anası’ olarak niteledi. Modi, “Bu anlaşma, Hindistan’daki 1,4 milyar insan ile AB’deki milyonlarca vatandaş için çok sayıda fırsat yaratacak” dedi. Modi ayrıca, anlaşmanın küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 25’ini ve dünya ticaretinin üçte birini temsil ettiğini vurguladı.

fvgh
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. (EPA)

AB, dünyanın en kalabalık ülkesi olan Hindistan’ı geleceğin kilit pazarlarından biri olarak görüyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bir gün önce AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile birlikte Hindistan Cumhuriyet Günü törenlerinde onur konuğu olarak ağırlanmasının ardından yaptığı açıklamada, “Avrupa ve Hindistan bugün tarih yazıyor… İki milyar insanı kapsayan bir serbest ticaret bölgesi kurduk ve bundan her iki taraf da fayda sağlayacak” ifadelerini kullandı.

Avrupalı yetkililer, söz konusu anlaşmanın Hindistan’ın bugüne kadar imzaladığı en iddialı ticaret anlaşması olduğunu belirtirken, Avrupa şirketlerinin ‘pazara ilk giren olma avantajı’ elde edeceğini vurguladı. Anlaşmanın özellikle Avrupa’nın tarım, otomotiv ve hizmet sektörlerine önemli kazanımlar sağlaması bekleniyor.

Yeni Delhi yönetimi ise AB’yi, altyapı yatırımlarını hızlandırmak ve milyonlarca yeni istihdam yaratmak için ihtiyaç duyduğu teknoloji ve yatırımlar açısından kritik bir ortak olarak değerlendiriyor.

En yüksek düzeyde pazar erişimi

AB verilerine göre, 2024 yılında iki taraf arasındaki mal ticareti hacmi 120 milyar euroya (139 milyar dolar) ulaştı. Bu rakam, son on yılda yaklaşık yüzde 90’lık bir artışa işaret ederken, hizmet ticaretinin hacmi de 60 milyar euro (69 milyar dolar) olarak kaydedildi.

Anlaşma kapsamında Hindistan’ın, başlıca Avrupa ürünlerine yönelik pazar erişim kısıtlamalarını gevşetmesi bekleniyor. Buna göre otomobillere uygulanan ve azami yüzde 110’a kadar çıkan gümrük vergileri kademeli olarak yüzde 10 seviyesine kadar düşürülecek. Şarapta ise vergiler yüzde 150’den aşamalı biçimde yaklaşık yüzde 20’ye indirilecek. Halihazırda makarna ve çikolata gibi işlenmiş gıdalara uygulanan yüzde 50 oranındaki gümrük vergileri ise tamamen kaldırılacak.

dfv
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Hindistan Cumhuriyet Günü kutlamalarına katıldı. (DPA)

Ursula von der Leyen, Hindistan’a yapılan ihracatın iki katına çıkmasını beklediğini belirterek, AB’nin ‘geleneksel olarak korumacı olan Hindistan pazarında bir ticaret ortağına şimdiye kadar tanınmış en yüksek düzeyde pazar erişimini’ elde edeceğini vurguladı.

Anlaşmayla birlikte Avrupa şirketleri, Hindistan’daki finansal hizmetler ve deniz taşımacılığı sektörlerine de ayrıcalıklı erişim hakkı kazanacak. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ise anlaşmanın, tekstil, değerli taşlar ve mücevherat, deri ürünleri ile hizmetler dahil olmak üzere birçok sektörü güçlendireceğini ifade etti.

Görüşmelere yakın kaynaklar, müzakerelerin dün son ana kadar sürdüğünü ve AB’nin uyguladığı sınırda karbon vergisinin çelik sektörü üzerindeki etkileri başta olmak üzere bazı hassas başlıkların ele alındığını aktardı.

Net seçim

Anlaşma, Brüksel ve Yeni Delhi’nin, ABD’nin gümrük tarifeleri ile Çin’in ihracat kısıtlamalarına karşı yeni pazarlar açma arayışında olduğu bir dönemde hayata geçirildi. Aynı zamanda Hindistan ile AB arasında, mevsimlik işçiler, öğrenciler, araştırmacılar ve yüksek vasıflı profesyonellerin hareketliliğini kolaylaştırmaya yönelik bir anlaşmanın yanı sıra güvenlik ve savunma alanlarını kapsayan düzenlemelerin de sonuçlandırılmasının beklendiği belirtildi.

Ursula von der Leyen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Hindistan ve Avrupa açık bir tercih yaptı: stratejik ortaklık, diyalog ve açıklık” ifadesini kullandı. Von der Leyen, “Bölünmüş bir dünyaya başka bir yolun hâlâ mümkün olduğunu gösteriyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) öngörülerine göre Hindistan, bu yıl dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olma yolunda ilerliyor. On yıllar boyunca temel askeri teçhizat konusunda Moskova’ya bağımlı olan Yeni Delhi, son yıllarda ithalatını çeşitlendirerek ve yerli sanayi kapasitesini güçlendirerek Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. AB ise benzer şekilde, ABD’ye olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.