ABD-İran müzakereleri başarısız olursa ne olur?

Trump'ın Hamaney'e yaklaşımı: Yüksek risk, potansiyel ödüller

Görsel: Brian Stauffer
Görsel: Brian Stauffer
TT

ABD-İran müzakereleri başarısız olursa ne olur?

Görsel: Brian Stauffer
Görsel: Brian Stauffer

Arash Azizi

Her ne kadar ‘havuç-sopa stratejisi’ diplomatik müzakerelerde geleneksel bir politika olsa da ABD Başkanı Donald Trump, bunu yeni bir seviyeye taşıdı. Aldığı birçok karardan geri adım attı, ancak İran konusundaki katı tutumu değişmedi. Başından beri İran'a iki net seçenek sundu; ya kendisiyle bir anlaşmaya varacak ve ödülleri toplayacak ya da dünyayı nükleer silah peşinde olmadığına ikna edemezse yıkıcı askeri saldırılarla karşı karşıya kalacak. Kısacası Trump, İran’a ‘ya başarılı ol ya da yok ol’ diyor.

Al Majalla’da yayınlanan daha önceki yazılarımda da öngördüğüm gibi, Trump'ın yaklaşımı en azından İran'ı müzakere masasına getirmeyi başardı. İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney, şubat ayına kadar, Trump'ın kafa karıştırıcı tehditleri ve diplomatik çabaları karşısında uzlaşmaz tavrını sürdürdü ve Tahran'ın ABD ile konuşmayacağını söyledi. Ancak Trump’ın kendisine gönderdiği bir mektubu karşılıksız bırakmayıp yanıtladı ve iki taraf arasındaki müzakereler başladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasında Umman’ın başkenti Maskat ve İtalya’nın başkenti Roma'da olmak üzere bugüne kadar üç müzakere turu gerçekleşti. İlk kez 26 Nisan'da yapılan üçüncü turda teknik müzakereler de yer aldı. Her iki taraf da ilk üç turun yapıcı geçtiğini ve anlaşmazlıklar devam etse de bir anlaşmaya varılabileceği konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduklarını söyledi.

Trump'a ne zaman İran'la ilgili bir soru sorulsa, sopa gösterip havuç veriyor. 14 Nisan'da El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’yi Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, İran için o bildik ‘cennet ve cehennem’ vizyonunu sunarak, “İran'ın zengin ve büyük bir ulus olmasını isterim ancak asla nükleer silaha sahip olamazlar” ifadelerini kullandı ve hemen ardından “Eğer çok sert bir şey yapmamız gerekirse, yapacağız. Bunu kendimiz için yapmıyorum, dünya için yapıyorum” diye ekledi.

Geçtiğimiz günlerde Time dergisine açıklamalarda bulunan Trump, ABD'nin ‘İran ile bir anlaşmaya varacağını’ söylerken bir yandan da müzakerelerin aksaması halinde ABD'nin İran'a savaş açmada ‘ön saflarda yer alacağı’ uyarısında bulundu.

Felaket

Bir savaşın İran için ne kadar yıkıcı olabileceği 26 Nisan'da İran'ın güneyindeki Şehid Recai Limanı'nda meydana gelen korkunç patlamaların ardından net bir şekilde ortaya çıktı. Yüzlerce kişi yaralandı ve öldü. İranlılar hem şok içindeler hem de yastalar. Patlamanın maddi zararının milyarlarca dolar olabileceği belirtildi. İran'ın deniz ticaretinin büyük bir kısmı bu liman üzerinden gerçekleştiği için gerçek maliyet çok daha yüksek. Patlamanın endüstriyel bir kaza mı yoksa dışarıdan bir sabotajın sonucu mu olduğu halen belirsizliğini koruyor. Bunu bilemeyebiliriz, ama kesin olan şu ki, İsrail ve ABD’nin gelecekte İran’a karşı hava saldırıları düzenlemesi durumunda, etkileri 26 Nisan’da gördüklerimize benzeyecek, ama İran altyapısının büyük ölçüde tahrip edilmesi ve İranlıların hayatlarını kaybetmesi de dahil olmak üzere kat be kat fazla olacak.

İran, Trump'ın askeri harekat tehditlerinin blöf olduğunu düşünürse büyük bir hata yapmış olur. Trump, gerçekten de askeri harekattan kaçınıp barışçıl bir yoldan yana olsa da eğer ilk seçenek başarısız olursa askeri harekata hazır olacağına şüphe yok. Evet, Başkan kararsız olabilir, dolayısıyla İran onu kızdırmayı başarırsa ya da örneğin gerçek tavizler vermeden müzakereleri çok uzun süre uzatarak manipüle ederse, askeri harekatı tercih edebilir.

2013-2015 yılları arasında İran ile yürütülen müzakereler sırasında dönemin ABD Başkanı Barack Obama da müzakerelerin başarısız olması halinde İran'ın nükleer programına yönelik askeri saldırıların bir seçenek olabileceğini defalarca kez dile getirmişti. Obama, 2013 eylülünde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Oval Ofis'te bir araya geldiğinde İranlı muhataplarını kızdıracak şekilde “Askeri seçenekler de dahil olmak üzere hiçbir seçeneği göz ardı etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Ancak Obama'nın tehditleri o dönemde, özellikle de eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin kimyasal silah kullanarak ‘kırmızı çizgilerini’ aşmasına rağmen Suriye'ye askeri müdahalede bulunmamasından dolayı ciddiye alınmadı. ABD, Bush'un Irak macerasının etkisinden henüz kurtulamamıştı ve bu yüzden askeri harekat konusunda isteksizdi. Netanyahu da dönemin İsrail Başbakanı olarak Obama'nın İran'la yürüttüğü müzakerelere karşı çıkmasına rağmen askeri saldırılar konusunda pek hevesli değildi. Sonuç olarak eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in hükümeti gibi onun hükümeti de böyle bir eyleme karşı çıktı.

Trump'ın askeri harekat tehditleri sadece bir söylemden ibaret değil, zira ABD'nin Ortadoğu ve Hint Okyanusu'ndaki askeri varlığı yakın tarihte hiç olmadığı kadar güçlüdür.

Öte yandan hem Washington’da hem de Tel Aviv'de gözle görülür bir değişim var. Yemen'de Husilerin bombalanması örneğinde görüldüğü üzere, Trump askeri harekat konusunda isteksiz görünmüyor. Basit ve net mesajlar vermeyi tercih etmesi, aslında sahada harekete geçmeye yönelik gizli bir eğilimi ortaya çıkarabilir. ABD'deki ruh halinin halen ülkeyi Ortadoğu'daki çatışmalara dahil etmeye karşı olduğu doğru, ancak Irak’taki savaşı takip eden felç hali bugün artık devam etmiyor. Obama'nın kendi yetkililerinden bazıları bile askeri hazırlık ihtiyacını vurguluyor. Obama döneminde ABD'nin Tel Aviv Büyükelçisi olan Daniel Shapiro, İran’a yönelik olası bir saldırının her zamankinden daha acil olabileceğini savundu. Shapiro, “Zamanlama, ihtiyaç ve fırsat belki de hiç bu kadar acil olmamıştı. Askeri seçenek şu anda geçtiğimiz on yıllarda olduğundan daha uygulanabilir” diye yazdı.

Obama döneminin yaptırım çarı ve 2015 yılında İran'la varılan anlaşmanın mimarı Richard Nephew bile kendisini ABD yönetiminden İran'la diplomasiyi denemesini ama aynı zamanda askeri bir seçeneğe de hazırlanmasını isterken buldu.

Netanyahu'nun nüfuzu

O dönemde Netanyahu, ikinci başbakanlık dönemine yeni başlamıştı. Bugün ise İsrail'in en uzun süre görevde kalan başbakanı ve içeride ve dışarıda artan eleştirilere karşı siyasi bekasını korumak için her defasında mücadele etti. İsrail yargısında rüşvet ve yolsuzlukla ilgili kovuşturmalarla karşı karşıya, dışarıda ise Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) onu istiyor. İran'a yönelik saldırıları siyasi bir miras yaratmak ve mevcut krizlerinden kaçmak için bir fırsat olarak görebilir.

Trump'ın askeri harekat tehditleri sadece bir söylemden ibaret değil, zira ABD'nin Ortadoğu ve Hint Okyanusu'ndaki askeri varlığı yakın tarihte hiç olmadığı kadar güçlüdür. ABD, mart ayında B-2 bombardıman uçaklarından altısını Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası'ndaki üssüne taşıdı. Bu ağır stratejik bombardıman uçaklarından ABD’nin envanterinde toplam 19 tane var. İnanılmaz uçuş menzilleri sayesinde kolayca İran'a gidip gelebiliyorlar. Yemen'deki son saldırılar da bunun bir kanıtı.

Suudi Arabistan merkezli Al-Hadath televizyonunun haberine göre ABD, Patriot füze savunma sistemiyle birlikte THAAD füze savunma sistemini de İsrail'e göndererek eski ABD Başkanı Joe Biden'ın geçtiğimiz yıl İsrail'e gönderdiği sistemlere dahil oldu. THAAD füze savunma sistemi geçtiğimiz yıl aralık ayında ve son olarak da mart ayında Husilerin füzelerini engellemedeki etkinliğini göstermişti.

İran köşeye sıkıştırılırsa, bölgede ve ötesinde birçok taraf için hayatı daha da zorlaştıracak kadar kaosa neden olabilir.

Hem ABD hem İsrail, askeri hesaplamalarında İran'ın artan kırılganlığı belirleyici faktör olarak görüyor. İsrail'le 2024 yılındaki karşılıklı saldırılar sırasında İsrail’in saldırılarında İran'ın hava savunma sistemlerinin en azından bir kısmını tahrip oldu, ancak hasarın boyutu konusunda halen kesin bir bilgi yok. Daha da önemlisi İran, 'Direniş Ekseni' olarak adlandırılan müttefik milis ağının büyük bir bölümünün dağıtıldığına tanık oldu. Bu ağ, İsrail'in Hizbullah ve Hamas'a indirdiği ağır darbelerin, İran destekli milislerin Lübnan, Filistin ve daha geniş anlamda Arap coğrafyasındaki siyasetinde etkilerini azaltmasının ve Suriye'de Beşşar Esad rejiminin düşmesinin ardından çöktü.

Böylesine ağır koşullar karşısında İran müzakere masasına oturmayı kabul etti ve önemli tavizler vermeye hazır. Bununla birlikte, açık müzakere pozisyonunun zayıflığının gayet farkında olan İran, tehditler ve güç gösterileri yoluyla bir miktar koz elde etmeye çalışıyor. Bu durum, The Daily Telegraph gazetesi tarafından yayınlanan ve İranlı komutanların Diego Garcia Üssü’ne önleyici saldırılar düzenlemeyi düşündükleri yönündeki haberlerde bile açıkça görüldü. Bunu katı muhafazakar çizgideki medya kuruluşlarının bu tür saldırıları tasvir eden propaganda videoları yayınlaması izledi. Tahran ayrıca herhangi bir askeri tırmanışın felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulunarak başka bir taktik benimsiyor. İran rejimine yakın bir analist, petrol fiyatlarında daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş yükselişin, küresel ekonomide yıkıcı etkileri olan bir durgunluğa yol açabileceğini ve ABD'ye yönelik yasadışı göç krizini artırabileceğini ima ederek, Trump'ın seçmen tabanının önceliklerine ve hassasiyetlerine yönelik açık bir girişimi yansıttığını söyledi.

Bu tehditler psikolojik savaş girişimleri gibi görünse de tamamen boş tehditlerden ibaret değil. Eğer İran köşeye sıkıştırılırsa, bölgede ve ötesinde birçok taraf için hayatı daha da zorlaştıracak kadar kaosa neden olabilir. Nihayetinde Trump, ABD'yi Ortadoğu’da yeni bir çatışmaya sokma konusunda ne kadar temkinli olsa da müzakerelerin bir yere varmadığını hissederse askeri seçeneğe yönelmekte bir an bile tereddüt etmeyecektir. Trump'ın İran'a yaklaşımı ülke için büyük ödüller vaat etse de aynı zamanda büyük bir risk de taşıyor. Bu yüzden İran'ın da yanlış hesap yapmaktan kaçınmak için çok çalışması gerekiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.