Suudi Arabistan ve ABD arasındaki tarihin en büyük askeri anlaşmasının detayları

İki ülke arasında değeri yaklaşık 142 milyar dolar olan ve Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri dahil olmak üzere beş branşı destekleyen bir savunma anlaşması imzalandı

ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Riyad'da bir araya geldiler (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Riyad'da bir araya geldiler (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve ABD arasındaki tarihin en büyük askeri anlaşmasının detayları

ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Riyad'da bir araya geldiler (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Riyad'da bir araya geldiler (AFP)

İsa en-Nehari

ABD tarafından dün yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman'ın şahitliğinde iki ülke arasında imzalanan çok sayıda anlaşma çerçevesinde değeri yaklaşık 142 milyar dolar olan bir savunma anlaşması imzalandığı belirtildi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada savunma anlaşmasının ‘tarihin en büyüğü’ olduğu belirtilirken ABD merkezli 10'dan fazla savunma şirketi aracılığıyla Suudi Arabistan'a gelişmiş savaş ekipmanları sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Beş temel kategori

Açıklamaya göre bu devasa anlaşma beş ana kategoriden oluşuyor ve bunlardan ilki “Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri’nin ve uzay yeteneklerinin’ geliştirilmesi. Anlaşmanın Suudi Arabistan ve bölge ülkelerinin yıllardır satın almak istediği F-35 savaş uçaklarının satışını içerip içermediği henüz belli değil, ancak bu çabalar ABD'nin İsrail'e niteliksel askeri üstünlüğünü sürdürme taahhüdüyle defalarca kez çatıştı.

Reuters'ın iki kaynaktan aktardığına göre ABD ve Suudi Arabistan, Lockheed Martin tarafından üretilen savaş uçaklarının olası satışını görüştü. F-35'lerin satışı, uygulama zamanlamasını ve bileşenlerini etkileme gücüne sahip olan ABD Kongresi'nin onayını gerektiriyor.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı'na yakın bir yetkiliye dayandırdığı haberinde Riyad'ın en yeni F-35 savaş uçakları ile milyarlarca dolar değerindeki gelişmiş hava savunma sistemlerini, özellikle hava savunma füzelerinin teslimatının Trump döneminde gerçekleşmesi koşuluyla, satın almak için çaba göstereceği aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın Indpendent Arabia’dan aktardığı habere göre İkinci kategorinin hava ve füze savunması olduğu belirtilen açıklamada bu konuda ayrıntılı bilgi verilmedi. Ancak bu ayın başlarında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Suudi Arabistan'a orta menzilli havadan havaya füze satışı için 3,5 milyar dolarlık bir anlaşmayı onayladığı biliniyor. Hava muharebesi alanındaki en gelişmiş füzelerden biri olan AIM-120C-8'in bu versiyonu, daha uzun bir menzile ve karmaşık ortamlardaki hedefleri takip etme kabiliyetine sahipken aktif radar güdümünü destekleyerek savaş uçaklarının düşman savaş uçakları ve insansız hava araçları (İHA) gibi birden fazla hedefe radarı hedefe çevirmeye gerek kalmadan aynı anda saldırabilmesine olanak tanıyor.

Üçüncü kategori, Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğine yönelik artan güvenlik tehditleri nedeniyle giderek önem kazanan ve ABD'yi bu yıl Husilerin gemilere yönelik saldırılarını durdurmak için askeri müdahalede bulunmaya zorlayan deniz ve kıyı güvenliğini kapsıyor. İki ülke hazırlık ve savaşa hazır olma seviyesini yükseltmek için zaman zaman deniz manevraları ve tatbikatlar yapıyor. Suudi Arabistan ayrıca beş savaş gemisi inşa etmek için İspanya ile iş birliği yaptığı Sarawat Projesi aracılığıyla askeri deniz filosunu genişletmeye çalışıyor.

Dördüncü ve beşinci kategoriler ise sınır güvenliği, kara kuvvetlerinin modernizasyonu ile istihbarat ve iletişim sistemlerinin iyileştirilmesini içeriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında iki ülke ‘Suudi Arabistan’ın Silahlı Kuvvetleri’nin gelecekteki savunma kabiliyetlerinin modernize edilmesi ve geliştirilmesi’ konusunda bir ‘niyet muhtırası’ imzaladı.

Ziyaret kapsamında ayrıca Suudi Arabistan Ulusal Muhafız Bakanlığı'nın özel kara ve hava sistemlerine yönelik mühimmat, destek hizmetleri, bakım, yedek parça ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bir ‘niyet muhtırası’ imzalandı.

İki ülke arasındaki imzalanan anlaşmalar, Suudi Silahlı Kuvvetlerinin kabiliyetlerinin arttırılması için Suudi Arabistan askeri akademilerinin ve askeri sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi de dahil olmak üzere kapsamlı eğitim ve destek projelerini kapsıyor.

Çok sayıda anlaşma imzalandı

Savunma anlaşması, enerji, madencilik, sağlık ve havacılık alanlarını kapsayan bazı anlaşmaların imzalanmasının hemen ardından imzalandı. Beyaz Saray'a göre toplam değeri 600 milyar doları aşan anlaşma, iki ülke arasında kayıtlara geçen en büyük ticaret anlaşması oldu.

Suudi Arabistan 2030 yılına kadar askeri teçhizat ve hizmetlere yönelik hükümet harcamalarının yüzde 50'sini yerlileştirmeyi hedefliyor. Askeri harcamalardaki yerlileştirme oranı şimdiye kadar yüzde 19,35'e ulaştı. Ülke, silah anlaşmalarının teknoloji ve bilginin yerelleştirilmesine katkıda bulunmasının yanı sıra askeri sanayide uzmanlaşmış yerel şirketleri desteklemesi gerektiğini vurguluyor.

İstatistik araştırma şirketi Statista'ya göre Suudi Arabistan, 2020 ve 2024 yılları arasında Ukrayna ve Hindistan'ın ardından dünyanın en büyük üçüncü silah ithalatçısı oldu. Aynı zamanda ABD silahlarının en büyük alıcılarından biri olan Suudi Arabistan’ın bu alandaki satın almaları, ABD’nin askeri ihracatının yüzde 12'sini oluşturuyor.

ABD ile Suudi Arabistan arasındaki yaklaşık 142 milyar dolarlık savunma anlaşması, 1980'li yıllarda Suudi Arabistan ile İngiltere arasında yapılan ve yaklaşık 43 milyar dolarla tarihin en büyük silah anlaşması olan Yemame Anlaşması’nı geride bıraktı.



AB'nin yeni sınır sistemi alarm veriyor: Sorunsuz işliyor gibi davranmayın

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

AB'nin yeni sınır sistemi alarm veriyor: Sorunsuz işliyor gibi davranmayın

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Avrupa'nın havacılık sektörünü temsil eden ticaret birliğinin başkanı, AB bakanlarına yeni biyometrik sınır kontrol sisteminin "sorunsuz çalıştığı izlenimi vermeyi bırakmaları" çağrısında bulundu.

ACI Europe Başkanı Stefan Schulte, salı günü Prag'da düzenlenen ACI Europe yıllık genel kurulunda, Avrupa Komisyonu'nu Avrupa'nın "rekabet gücünü" geri kazandıracak yeni bir havacılık stratejisi sunmaya çağırdı.

Aynı zamanda Frankfurt Havalimanı'nın sahibi şirketin de başkanlığını yürüten Schulte, EES'nin mevcut durumunun "kendisini ve Avrupa'daki birçok havalimanı CEO'sunu geceleri uykusuz bıraktığını" söyledi.

Schengen Bölgesi Giriş-Çıkış Sistemi (EES), nisanda tam olarak devreye girmesinden bu yana birçok sorunla boğuşuyor. 6 saate varan kuyruklar ve yolcuların defalarca kontrolden geçirildiğine ilişkin haberler bunlardan bazıları.

Schulte şunları söyledi:

Yolcular, en yoğun saatlerde saatlerce kuyrukta bekliyor ve gelecek haftalarda beklenen yolcu artışıyla nasıl başa çıkacağımızı gerçekten bilmiyorum. AB İçişleri Komiseri Brunner ve İçişleri Bakanları, durum kontrol altındaymış ve EES sorunsuz çalışıyormuş gibi davranmayı bırakmalı. Durum böyle değil.

Yeni sınır kontrol sistemi EES, Birleşik Krallık gibi AB üyesi olmayan ülkelerden gelen kişilerin, 29 Avrupa ülkesinden oluşan Schengen Bölgesi'ne girişlerinde parmak izlerini kaydettirmelerini ve fotoğraf çektirmelerini gerektiriyor.

ACI Europe Başkanı, daha fazla kaosun yaşanmasını önlemek için sınır kontrol yetkililerinin EES'yi askıya alabilmek için "tam hareket serbestisine" ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekledi.

Schulte, "Bu, AB'ye seyahat etmeyi seçenlere saygı ve nezaket göstermek, misafirperver ve etkin işleyen bir seyahat destinasyonu olarak itibarımızı korumakla ilgili" dedi.

The Independent, yorum almak için Avrupa Komisyonu'yla iletişime geçti.

Independent Türkçe


Yeni Amerikan rüyası “pasif gelir” oldu

Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)
Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)
TT

Yeni Amerikan rüyası “pasif gelir” oldu

Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)
Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)

ABD'de geleneksel şekilde mesai yapmadan "pasif gelir" kazanmaya yönelik girişimler giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre özellikle yapay zekanın yükselişi ve çalışanların geleneksel işlere yönelik memnuniyetsizliği "pasif gelir" arayışını hızlandırıyor.

Teksaslı mühendis Greg Keogh, büyük boy bir tüy toplama rulosu tasarlayarak ürünü Amazon'da satışa sunduğunu anlatıyor.

İşini büyütmek yerine mevcut düzeyde bırakmayı tercih eden girişimci, bugün ayda iki saatten az çalışarak yılda yaklaşık 50 bin ila 115 bin dolar gelir elde ettiğini söylüyor.

Kanada'da yaşayan Michaël Tremblay da yapay zeka yardımıyla hazırladığı PDF rehberleri Etsy'de satarak ayda yüzlerce dolar kazanıyor. İspanya'ya taşınan Matt Ebso ise yapay zeka aracılığıyla ses örneklerinden oluşturduğu ses klonlarını lisanslayarak ayda yaklaşık 3 bin dolar gelir elde ediyor.

Bu eğilim yalnızca bireysel başarı hikayeleriyle sınırlı değil.

New York Merkez Bankası verilerine göre Amerikalı çalışanların maaş ve terfi imkanlarından memnuniyet oranı martta 2014'ten bu yana en düşük seviyeye geriledi. Geçen yıl yapılan bir ankette Amerikalıların yarısından fazlası, Z kuşağının ise yüzde 60'ı tam zamanlı bir işin finansal hedeflerine ulaşmaları için yeterli olmayacağını söyledi.

Yan gelir kaynakları da hızla yaygınlaşıyor. Bankrate anketine göre her 4 Amerikalıdan biri ek iş yapıyor. Cash App'in araştırmasına göre ise 18-28 yaş grubundakilerin yüzde 44'ünün tam veya yarı zamanlı iş dışında bir gelir kaynağı bulunuyor.

Ancak uzmanlar pasif gelir girişimlerindeki başarı hikayelerinin yanıltıcı olabileceği uyarısında bulunuyor. Virginia Commonwealth Üniversitesi'nden sosyolog Victor Tan Chen, pasif gelir arayışını "Kumarhane gibi işleyen ekonomimizde bahis oynamak gibi" diye niteliyor.

ABD Federal Ticaret Komisyonu da (FTC) son yıllarda "otomatik pasif gelir" vaatleriyle milyonlarca dolarlık dolandırıcılık yapan platformlar hakkında işlem başlattı.

Uzmanlara göre pasif gelir mümkün ancak az emekle işleyebilecek modeller son derece nadir. Birçok başarılı örnekte bile başlangıçta yoğun emek, teknik bilgi veya doğru zamanlama gerekiyor.

Keogh da "Başlangıçta ne kadar çok zorluk yaşarsanız, sonrasında iş o kadar pasif hale gelebilir" diyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


Trump, ilkokul katliamını unutturmak istiyor: Sorumluyu bulmak imkansız

Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)
Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)
TT

Trump, ilkokul katliamını unutturmak istiyor: Sorumluyu bulmak imkansız

Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)
Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, uluslararası kamuoyunu ayağa kaldıran İran'daki okul katliamının sorumlusunun tespit edilemeyebileceğini savundu.

Trump, dünkü açıklamasında "Bu sorunu çözebileceklerini sanmıyorum" dedi ve ekledi:

Kimin hatası olduğuna dair bu sorunun çözüme kavuşturulabileceğini zannetmiyorum. Her yerde füzeler uçuşuyordu, olanlar korkunçtu ama füzeler her yerdeydi.

Olaydan ABD ordusunun sorumlu olabileceğine dair iddialaraysa şöyle yanıt verdi:

Birileri bunların bizim füzemiz olduğunu söyledi, belki de bizim füzemiz değildi. Bunun bize ait bir füze olduğuna inanmamı sağlayacak hiçbir şey görmedim. Bunda bizim rolümüz olduğunu sanmıyorum.

28 Şubat'ta İran'ın Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na düzenlenen ve çoğu çocuk 175'e yakın kişinin öldüğü saldırıya dair soruşturma sürüyor.

İlkokulun Tomahawk füzesiyle vurulduğu saldırının sorumluluğunu henüz kamuoyu önünde üstlenmeyen Pentagon, aylardır yürüttüğü soruşturmaya dair herhangi bir açıklama yapmadı.

Reuters'ın marttaki incelemesinde, saldırıdan büyük ihtimalle ABD ordusunun sorumlu olduğu bildirilmişti. Ordunun güncel olmayan hedef belirleme verileri kullanmış olabileceğine dikkat çekilmişti.

Amerikan medyasındaki haberlere göre de soruşturma çoktan tamamlandı. Sızan ilk sonuçlara göre ABD, 7 yıl önce elde ettiği uydu görüntülerine dayanarak saldırıyı düzenlediği için İran Devrim Muhafızları üssünün yanındaki ilkokulu fark etmedi. New York Times birkaç yıl önce bir uzmanın Minab'daki okulu tespit edip bir iş arkadaşına bildirdiğini ancak bu uyarının kale alınmadığını geçen hafta yazmıştı.

Uluslararası insancıl hukuk kapsamında bir okula kasten saldırmak savaş suçu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, marttaki açıklamasında "Olayı inceliyoruz. Elbette asla kasten bir okulu vurmayız" demişti.

Trump da ilk etapta hiçbir delil göstermeden saldırının İran tarafından düzenlenmiş olabileceğini ileri sürmüştü. Operasyonda Amerikan Tomahawk füzesinin kullanıldığının belirlenmesinin ardından, İran ordusunda da bu füzelerden olduğunu iddia etmişti. Tahran ise iddiaları reddetmişti.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times