Raporlar: Trump, Netanyahu'ya İran'a saldırması için yeşil ışık yakmayı reddetti ve Gazze savaşının sona erdirilmesini istedi

ABD Başkanı Donald Trump (sağda) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırlarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırlarken (Reuters)
TT

Raporlar: Trump, Netanyahu'ya İran'a saldırması için yeşil ışık yakmayı reddetti ve Gazze savaşının sona erdirilmesini istedi

ABD Başkanı Donald Trump (sağda) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırlarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırlarken (Reuters)

İsrail merkezli haber sitesi Ynet dün, ABD ile İran arasındaki müzakereler devam ederken ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu'ya İran'a saldırması için yeşil ışık yakmayı reddettiğini bildirdi.

Site, Netanyahu'nun Trump ile Mossad Başkanı David Barnea, Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ve ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un İran ile müzakerelerin altıncı turundan önce bir araya gelerek müzakerelerdeki son gelişmeler hakkında bilgi vermeleri konusunda anlaştığını aktardı.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı kaynaklar, Netanyahu'nun Trump'a ‘İranlıların Amerikalıları ve dünyayı kandırdıklarını, sadece zaman kazanmak istediklerini’ söylediğini belirttiler.

İran'ın yarı resmi Tesnim Haber Ajansı, dün kaynaklara dayandırdığı haberinde İran’ın ABD'nin nükleer anlaşmaya ilişkin müzakere önerisine yazılı yanıtını  bugün diplomatik kanallar aracılığıyla göndereceğini bildirdi.

Ajansa göre İran'ın yanıtı, yaptırımların ‘etkili’ bir şekilde kaldırılması karşılığında İran topraklarında uranyum zenginleştirmeye devam etme ilkesini teyit etmeyi ve ABD'nin endişelerini giderecek adımlar atmayı öngören bir teklif içerecek.

“Gazze’deki savaşı sona erdirin!”

İsrail'in Kanal 12 televizyonunun aktardığına göre Trump dünkü telefon görüşmesinde İsrail başbakanına, Gazze'deki savaşın sona erdiğini görmek istediğini de söyledi.

Trump, Netanyahu'ya gönderdiği mesajda sadece ateşkese varılmasını ve rehinelerin serbest bırakılmasını değil, Gazze’deki savaşı tamamen sona ermesini sağlamasını beklediğini söyledi.

Trump ayrıca İran'ın son teklifini reddetmesine rağmen kapının henüz tamamen kapanmadığını söyleyerek ABD-İran nükleer görüşmelerinin bitmediğini açıkça ifade etti. Times of Israel'in haberine göre Netanyahu, İran'a yönelik inandırıcı bir askeri tehdidin her zaman sürdürülmesi gerektiğini söyledi, Trump ise müzakereler devam ederken bir saldırı seçeneğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini yineledi.

Haberde görüşmenin detaylarına vakıf iki kaynağa göre Netanyahu’nun, ABD'nin İsrail'e tek başına hareket etmesi için yeşil ışık yakıp yakmayacağı ya da İran'la müzakerelerin başarısız olması halinde Washington'ın bir saldırıya katılıp katılmayacağı yahut öncülük edip etmeyeceği konusunda Trump'tan net bir yanıt alamadığı belirtildi.

Haberde ayrıca Trump’ın İran’la müzakerelerin başarısız olduğu sonucuna varana kadar askeri saldırı konusunda herhangi bir görüşme yapmayacağına işaret edildi.



İslamabad müzakere karantinası altında: Kafeste yaşıyoruz

Polis ve askerler, şehirdeki belirli giriş çıkış yerlerine kontrol noktaları kurdu (AFP)
Polis ve askerler, şehirdeki belirli giriş çıkış yerlerine kontrol noktaları kurdu (AFP)
TT

İslamabad müzakere karantinası altında: Kafeste yaşıyoruz

Polis ve askerler, şehirdeki belirli giriş çıkış yerlerine kontrol noktaları kurdu (AFP)
Polis ve askerler, şehirdeki belirli giriş çıkış yerlerine kontrol noktaları kurdu (AFP)

ABD ve İran arasındaki müzakere belirsizliği, arabulucu Pakistan'ın başkenti İslamabad'ın karantinada kalmasına yol açtı.

İslamabad, 11-12 Nisan'daki müzakerelerin ardından görüşmelerin tekrar yapılabileceği olasılığını gözeterek başkentte sıkı güvenlik önlemlerini sürdürüyor.

Guardian'ın haberinde, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ve toplu taşıma hizmetlerinin durdurulduğu İslamabad'da "pandemi" atmosferi yaşandığına dikkat çekiliyor.

Birçok işyerinde uzaktan çalışma düzenine geçilirken, bazı sektörlerdeki kapanmalar nedeniyle çalışanların işsiz kaldığı aktarılıyor.

Müzakerelerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine yönelik belirsizlik sürerken, sokaklarda asker ve polislerin dolaştığı başkent sakinleri önlemlerden şikayetçi.

İslamabad'daki Pakistan Tıp Bilimleri Enstitüsü'nde çalışan Areej Akthar, cumartesi günü zorla hastaneden çıkarıldıklarını söylüyor. Toplu taşımadaki kısıtlamalar nedeniyle uzak şehirlerden gelen pek çok çalışanın evlerine dönemediğini anlatıyor:

Sanki kafeste yaşıyoruz. İşe dönemiyoruz. Benim gibi pek çok kişinin ev kiralamaya gücü yetmiyor, bu yüzden yurtlarda kalıyoruz.

Pakistan, Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki geçişleri durma noktasına getirmesiyle başlayan enerji krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri oldu.

Yakıt sıkıntısı nedeniyle 7 saate varan elektrik kesintileri uygulanırken, başkentteki birçok restoran da gaz olmadığı için kapanmak zorunda kaldı.

45 yaşındaki Muhammed Zubair, bir haftadır iş bulamadığını ve geçinmekte güçlük yaşadığını söylüyor. Ülkesinin oynadığı arabuluculuk rolünün ekonomik maliyetini halkın ödediğini belirtiyor:

Karantina varsa iş yok demektir. İş olmayınca karnımızı da doyuramıyoruz. Hükümet yoksulları umursamıyor. Çocuklarımızı doyurmak için işe ihtiyacımız var.

Washington ve Tahran heyetleri, 11-12 Nisan'da İslamabad'da bir araya gelmiş fakat kritik meselelerde anlaşma sağlanamamıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bunun üzerine Hürmüz Boğazı'na abluka uygulama kararı almıştı. İran ise müzakerelerin ardından Hürmüz Boğazı'nı açmış ancak ABD'nin ablukayı sonlandırmayacağını duyurması üzerine boğazdaki gemi trafiğini tekrar neredeyse durma noktasına getirmişti.

Trump, 22 Nisan'da sonlanmasına saatler kala İran'la ateşkesi uzatmıştı. Tahran yönetimiyse böyle bir talepte bulunmadıklarını, abluka kaldırılmadan müzakereye yanaşmayacaklarını bildirmişti.

Trump'ın açıklamasının ardından, Amerikan heyetine liderlik edecek ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in ikinci tur müzakereler için Pakistan'ın başkenti İslamabad'a yapacağı ziyaret de askıya alınmıştı.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


ABD bölgede daha fazla uçak gemisi konuşlandırarak İran'a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırıyor

ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
TT

ABD bölgede daha fazla uçak gemisi konuşlandırarak İran'a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırıyor

ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)

ABD, USS George H.W. Bush uçak gemisinin operasyon sahasına yaklaşmasıyla birlikte Ortadoğu'daki askeri konuşlanmasını artırdı. Bu sırada USS Gerald Ford da bölgeye geri dönerek USS Abraham Lincoln'a katıldı.

ABD, üç uçak gemisini aynı ya da birbirine yakın bir operasyon sahasında konuşlandırırken yaklaşık 5 bin personel ve üç refakatçi muhrip gemisi ekleyen üçüncü bir taarruz grubuyla birlikte bu hamle, İran’a yönelik deniz ablukasının genişletilmesi bağlamında 2003 yılından bu yana bu türden gerçekleştirilen en büyük deniz yığınağı oluyor.

Verilere göre ABD Donanması, Kızıldeniz'den Arabistan Denizi ve Hint Okyanusu'na uzanan kademeli bir deniz kuşatması oluşturmaya çalışıyor. Bu yapı, İran limanlarına giden deniz ulaşım hatlarının kontrolüne olanak tanırken muharebe birliklerini Arap (Basra) Körfezi ve Hürmüz Boğazı'na hızlı hareket edebilecek hazırlık durumunda tutuyor.

USS Gerald Ford’un bölgeye dönüşü

USS Gerald Ford, iki muhriple birlikte Süveyş Kanalı'nı geçerek Kızıldeniz'e girdikten sonra Ortadoğu'ya geri döndü. Gemi, Mart ayında iç bölümlerinden birinde çıkan yangın nedeniyle daha önce operasyonlarına ara vermişti. Hasar onarıldıktan sonra konuşlanmasını sürdüren USS Gerald Ford, ABD Merkez Komutanlığı'nın operasyon sahasına katıldı.

USS Gerald Ford, Kuzey Arabistan Denizi'nde görev yapan Abraham Lincoln'a katıldı. Bu durum, eş zamanlı hava ve deniz operasyonları icra edebilen iki uçak gemisinin varlığı anlamına geliyor. Bu operasyonlar arasında muharebe uçuşları, keşif ve lojistik destek ile deniz ablukası operasyonları yer alıyor.

USS Abraham Lincoln ve Arap (Basra) Denizi ablukası

USS Abraham Lincoln, Kuzey Arabistan Denizi'ndeki görevini sürdürüyor ve hava operasyonları ile deniz gözetiminde kilit bir rol üstleniyor. Gemi, refakatçi gemiler ve hava-füze savunma sistemlerini bünyesinde barındıran bir vurucu grup içinde faaliyet gösteriyor. Bu yapı gemiye; deniz koruma, gemi refakati ile müdahale ve denetleme operasyonlarına destek sağlama gibi çok sayıda görevi yerine getirebilme kapasitesi kazandırıyor.

USS George H.W. Bush operasyon sahasına yaklaşıyor

USS George H.W. Bush, Bab’ul Mendeb Boğazı’ndan geçmek yerine Ümit Burnu'nun güneyinden dolaşan güney güzergahı üzerinden Ortadoğu’ya doğru ilerliyor. Financial Times'ın haberine göre geminin önümüzdeki günlerde Arap Denizi'ne ulaşması bekleniyor. Geminin ulaşmasıyla birlikte bölgedeki ve bölge yakınlarındaki Amerikan uçak gemisi taarruz grubu sayısını üçe çıkaracak.

USS George H.W. Bush'a üç muhrip gemi eşlik ediyor. Bu durum grubun koruma, saldırı ve hava savunma kapasitelerini güçlendiriyor. Bu konuşlanma, Kızıldeniz, Arabistan Denizi ve Hint Okyanusu'nun iç içe geçen bir şekilde örtülmesine olanak tanırken operasyonların gerektirmesi halinde Arap Körfezi'ne hızlı yeniden konuşlanma kapasitesi de sağlıyor.

Geminin bölgeye varışıyla üçüncü taarruz grubu çerçevesinde yaklaşık 5 bin personel daha eklenecek. Böylece ABD'nin bölgedeki deniz yığınağı 2003 yılındaki Irak Savaşı'ndan bu yana en yüksek düzeyine ulaşacak.

Uçak takip sitesi FlightRadar24 verilerine göre Komor Adaları yakınlarında bir V-22 Osprey tiltrotor platformu uçuşu gerçekleşti. Bu durum USS George H.W. Bush'un operasyon sahası yakınlarında olduğunun ya da yaklaştığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu uçaklar, kara üsleri ile denizde seyreden uçak gemileri arasında personel, posta, yük ve yedek parça taşımak için kullanılıyor.

V-22 Osprey tiltrotor platformunun sivil takip sistemlerinde görünmesi, deniz taarruz gruplarının konumlarına ilişkin dolaylı bir gösterge niteliği taşıyor. Çünkü askeri gemiler genellikle elektronik iz azaltma prosedürlerine uyarak konumlarını doğrudan yayınlamıyor.

Amfibi kuvvetler ve kapsamlı deniz konuşlanması

ABD, uçak gemilerinin yanı sıra bölgeye büyük çaplı deniz çıkarma kuvvetleri sevk etti. Aralarında 31. Keşif Birliği'nden 2 bin 200 personelin de bulunduğu yaklaşık 3 bin 500 denizci ve deniz piyadesi, USS Tripoli amfibi hücum gemisi ve USS New Orleans'a bindi. Bu iki gemiye daha sonra USS Rushmore çıkarma gemisi de katıldı.

Aralarında 11. Keşif Birliği personelinin de yer aldığı yaklaşık 4 bin 500 denizci ve deniz piyadesinden oluşan ikinci bir amfibi grup ise USS Boxer ve iki refakatçi gemiden meydana gelen Boxer Taaruz Grubu bünyesinde hareket ediyor. Pearl Harbor'dan 1 Nisan'da ayrılan bu grubun ayın sonlarında bölgeye ulaşması bekleniyor.

effrgrfg
V-22 Osprey tiltrotor platformu (AP)

Deniz piyadeleri, USS Tripoli'den hareket ederek helikopterlerle İran bandıralı kargo gemisi Touska’yı Arap Denizi'nde ele geçirdi. Böylece ABD, İran limanlarına yönelik deniz ablukasının başlamasından bu yana ilk kez bir gemiyi alıkoydu.

Tüm bu güç, helikopterler, çıkarma botları ve amfibi gemiler, gemilere çıkarma ya da denizden çıkarma yapma operasyonları icra edebilme imkanı sunuyor. Bu durum deniz ablukasının etkinliğini ve deniz ulaşım hatları üzerindeki denetim kapasitesini pekiştiriyor.

Kara kuvvetleri ve müdahale hazırlığı

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), C-17 ve C-130 askeri nakliye uçaklarıyla hızlı konuşlanma kapasitesine sahip bir paraşüt birliği olan 82. Hava İndirme Tümeni'nden 3 bine yakın askerin bölgeye sevk edilmesi talimatı verdi. Bunun yanı sıra kara ele geçirme ve tutma operasyonlarında eğitimli yaklaşık 10 bin asker de bölgeye konuşlandırıldı.

Bu kuvvetler, saatler içinde hava indirme operasyonları icra edebilme kapasitesine sahip olup operasyon bölgelerine personel, araç ve topçu silahları indirebiliyor. Bu birlikler amfibi kuvvetlerle eş zamanlı faaliyet göstererek sahada çok sayıda konuşlanma seçeneği sunuyor.

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Arap Denizi'nde seyir halinde, 25 Şubat 2026 (Reuters)

Entegre bir deniz ablukası ağı

ABD muhripler, çıkarma gemileri, keşif platformları, P-8 Poseidon deniz devriye uçakları ve KC-135 yakıt ikmali uçaklarından oluşan bir konuşlanma gerçekleştirdi.

Bu konuşlanma, gemilerin gözetlenmesi ve durdurulması, deniz ulaşım hatlarının güvence altına alınması ve deniz uygulama operasyonlarının icrasında kilit bir rol üstleniyor.

Konuşlanma, Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve Arap Denizi başta olmak üzere ana deniz geçitlerini kapsıyor. Bu sayede İran'la bağlantılı deniz trafiğine giren ve çıkan gemilerin takip edilmesi de mümkün hale geliyor.

gbgtb
Pasifik Okyanusu'nda gemiden karaya çıkarma operasyonları sırasında Wasp sınıfı amfibi saldırı gemisi USS Boxer'a ait bir bot (ABD Donanması)

Üç uçak gemisinin ya da buna yakın bir sayının varlığı ABD'ye hava uçuşlarının, deniz sseyrüsefer koruma görevlerinin ve uzun menzilli keşfin dağıtımında büyük bir kapasite sunuyor. Uçak gemileri, denetleme ve durdurma operasyonları için sürekli bir örtü sağlarken denizde konuşlu kuvvetlerin lojistik ve muharebe kapasitelerini de destekliyor.

Ablukanın sürmesiyle birlikte bu gemiler, yeni bir saldırı kampanyası ilan etmeye gerek kalmaksızın İran üzerinde kesintisiz baskı uygulamanın platformlarına dönüşüyor. Bu konuşlanma aynı zamanda siyasi girişimlerin başarısız olması ve Washington'ın operasyonları yeniden genişletmek zorunda kalması halinde hazırlıklı olma durumunun korunmasına da imkân tanıyor.

Kesintisiz operasyonel hazırlık

Botlar, helikopterler ve V-22 Osprey'ler kullanan deniz keşif birlikleri gemiden karaya hızlı çıkarma gerçekleştirme ve yakıt ile ikmal maddelerini doğrudan denizden transfer etme kapasitesi sunuyor. Bu kapasiteler, yakın seyreden gemilerden lojistik destek alınarak operasyonların uzun süreler boyunca kesintisiz yürütülmesine imkân tanıyor.

Buna karşın 82. Hava İndirme Tümeni kuvvetleri, hava yoluyla ya da ek destek hatları aracılığıyla yeniden ikmal yapılmadan önce yalnızca bir ila iki günlük ikmal malzemesiyle hızlı indirilmeye dayanıyor.

Bu askeri oluşumlar deniz ablukası, durdurma operasyonları, çıkarma ve hızlı müdahaleyi kapsayan eş zamanlı deniz, hava ve kara operasyonları icra etme kapasitesi sağlıyor. Üç uçak gemisi, iki amfibi grup ve hava indirme kuvvetlerinin bir araya gelmesiyle İran'ı çevreleyen tüm deniz operasyon sahasını kapsayan çok boyutlu bir askeri konuşlanma tamamlanmış oluyor. Bu yapı, farklı operasyonel görevlerin icrasına yönelik sürekli bir hazırlık durumunu da beraberinde getiriyor.

Bu yığınak, Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçekleşiyor. Operasyonda ABD kuvvetleri arasında 271 kara gücü, 64 deniz gücü, 19 deniz piyadeleri ve 46 hava kuvvetleri personeli olmak üzere toplam 400 yaralı bulunuyor. Savaşın ilk aşamalarında ise 13 asker hayatını kaybetti.

Bu rakamlar, geniş çaplı askeri konuşlanmanın sürmesi bağlamında operasyonların kapsamını ve kara, deniz ile hava kollarının çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

İran’ın halen sahip olduğu askeri yetenekler

Öte yandan CBS News'in aktardığı ABD’li yetkililerden sızdırılan bilgiler, İran'ın askeri kapasitesinin ABD yönetiminin açıkladığından çok daha büyük olduğuna işaret ediyor. Bu değerlendirmelere göre, ateşkes başladığında balistik füze stoğunun ve fırlatma platformlarının yaklaşık yarısı sağlam kalmıştı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz kolunun ise hızlı saldırı botları dahil yaklaşık yüzde 60'ı hâlâ ayaktaydı.

Binlerce hedefi vuran yoğun hava kampanyasına karşın İran hava kuvvetlerinin yaklaşık üçte ikisinin halen operasyonel olduğu değerlendiriliyor. Bu durum, ABD konuşlanmasının askeri bir boşlukla değil, deniz trafiğini sekteye uğratma ve abluka maliyetini artırma kapasitesini korumaya devam eden bir rakiple yüzleştiği anlamına geliyor.


Nijerya’da şiddet artıyor ve terörist gruplar nüfuz alanlarını genişletiyor

Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
TT

Nijerya’da şiddet artıyor ve terörist gruplar nüfuz alanlarını genişletiyor

Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)

Nijerya, seçimlere yaklaşılırken silahlı grupların yeniden artan şiddet dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Ülkenin kuzeydoğusunda düzenlenen saldırılarda üst düzey subayların hayatını kaybettiği bildirilirken, analistler batı bölgelerinde terör örgütlerinin varlığının kalıcı hale gelme riski konusunda uyarıyor.

Nijerya’da güvenlik sorunu uzun süredir devam eden yapısal bir mesele olarak öne çıkıyor. ‘Haydutlar’ olarak bilinen silahlı kaçırma çetelerinden çiftçiler ile çobanlar arasındaki çatışmalara, güneydoğuda süren ayrılıkçı gerilime kadar farklı güvenlik başlıkları dikkat çekiyor. Ayrıca AFP verilerine göre ülkede 17 yıldır devam eden bir terör tehdidi bulunuyor.

rvbfr
Nijerya’nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis aracı (Reuters)

Bola Tinubu, ocak ayında yapılması planlanan seçimlerde yeniden aday olurken, geniş kapsamlı ekonomik reformlara dayanıyor. Ancak artan şiddet dalgası ve uluslararası ilginin yoğunlaşmasıyla birlikte ülkede ABD güçlerinin konuşlandırılmasına da öncülük ettiği belirtiliyor.

Kuzeydoğudaki Borno eyaletini temsil eden Senatör Muhammed Ali Ndume, “Gerek sivillerin gerek askerlerin öldürülmesi, ayrıca kaçırma olayları açısından şiddette artış var” dedi.

Ndume, seçim bölgesinde yer alan Ngoshi köyünden yaklaşık 400 kişinin, nisan ayı başlarında kaçırılmalarının ardından halen örgütlerin elinde tutulduğunu ifade etti.

Nijerya’da terör faaliyetleri 2009 yılında Boko Haram isyanıyla başladı. Örgüt, yaklaşık on yıl önce geniş toprakları kontrol altına alarak en güçlü dönemine ulaşırken, güvenlik güçleri günümüzde birbiriyle zaman zaman rekabet eden ve ayrışmış farklı fraksiyonlarla mücadele ediyor.

rgbgrb
Nijerya’daki Boko Haram terör örgütü üyeleri (Sosyal medya)

Araştırmacılar, son bir yıl içinde çatışmaların şiddetlendiğine dikkat çekiyor. Beş ay içinde iki tümgeneral rütbesindeki subayın öldürülmesi, güvenlik durumundaki kötüleşmenin göstergesi olarak öne çıkıyor. Borno eyaletinin başkenti Maiduguri’de ise ocak ayında bir camiyi hedef alan saldırı dahil iki intihar eylemi düzenlenmesi, kent merkezlerinde kanlı saldırıların yeniden arttığına işaret ediyor.

ABD merkezli ACLED verilerine göre, 2025 yılında terör bağlantılı olaylarda yaklaşık 4 bin 518 kişi hayatını kaybetti. Bu rakam, 2015’ten bu yana kaydedilen en yüksek seviyeyi oluştururken, ölenler arasında siviller, güvenlik güçleri ve silahlı grup mensupları yer alıyor.

Aynı verilere göre, Borno eyaletinde geçen yıl terör gruplarının saldırılarında 500’den fazla sivil yaşamını yitirdi. Bu sayı, 2024’te kaydedilen 299 sivil kaybına kıyasla belirgin bir artışa işaret ediyor.

Ndume, şiddetteki yükselişi kısmen kasım ayında ilan edilen olağanüstü hâlin ardından artan askeri operasyonlara karşı düzenlenen ‘misilleme saldırılarıyla’ açıkladı.

Eski iç istihbarat şefi Mike Ejiofor ise seçimler yaklaştıkça saldırıların artma eğiliminde olduğunu belirterek, hükümetin bu durumu sona erdirmeyi hedeflediğini ancak alınan önlemlerin yeterli olup olmadığının henüz netlik kazanmadığını ifade etti.

vfd fd
Nijerya’da terör saldırısının ardından güvenlik alarmı (Arşiv)

ABD Başkanı Donald Trump, Abuja yönetimini ‘Hristiyanları korumak için yeterli çaba göstermemekle’ eleştirdi. Ancak uzmanlar, farklı dini gruplardan sivillerin hedef alındığı bir ülkede bu yaklaşımın durumu basitleştirdiğini belirtiyor.

Bola Tinubu ise Washington ile iş birliğini silah anlaşmaları, istihbarat paylaşımı ve eğitim amaçlı ABD askerlerinin konuşlandırılması yoluyla güçlendirdi. Bununla birlikte, 2019’dan bu yana askerlerin korunaklı üslerde yoğunlaştırılmasına dayanan stratejinin, kırsal bölgeleri saldırılara daha açık hale getirdiği ifade ediliyor.

Araştırmacılara göre, terör örgütlerinin değişen koşullara uyum sağlamasıyla birlikte, DEAŞ tarafından askeri hedeflere yönelik saldırılar artış gösterdi. Bu saldırıların, gece görüş ekipmanları ve insansız hava araçları (İHA) gibi teknolojik imkânlarla desteklendiği belirtiliyor.

Hükümet, orman koruma birimi kurulması gibi bazı reform adımları attı. Ayrıca Bola Tinubu, polis güçlerinin üst düzey yetkililere sağlanan özel koruma görevlerinden çekilmesi talimatını verdi. Ancak araştırmacılar, söz konusu kararın uygulamada karşılık bulmadığını ve ‘kâğıt üzerinde kaldığını’ ifade ediyor.

fdfrb
Nijerya’nın Baji kentindeki bir kampta Nijeryalı askerleri eğiten bir ABD askeri (Arşiv – Reuters)

Aynı zamanda analistler, Sahel bölgesinde faaliyet gösteren iki önde gelen terör örgütünün Batı Nijerya’da kalıcı hale gelme riski konusunda uyarıyor.

Bu ay yayımlanan görüntülerde, Kebbi eyaletinde Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin ile DEAŞ mensupları arasında çatışmalar yaşandığı görülürken, taraflardan hiçbiri saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi.

Araştırmacı Vesim Nasr, bu grupların Nijer, Nijerya ve Benin sınır bölgelerinde ‘serbestçe hareket ettiğini’ belirtti. Nasr ayrıca, DEAŞ’ın Nijerya’nın kuzeybatısındaki varlığını artırmaya çalıştığını ifade etti.

Öte yandan araştırmacı James Barnett, her iki grubun da bölgede diğer örgütlerle rekabet edebilecek ölçüde varlıklarını pekiştirdiklerini ve ‘nispeten rahat hareket ettiklerini’ söyledi.

Barnett, her iki yapı için en büyük tehdidin Nijerya güvenlik güçlerinden ziyade birbirleri olduğunu vurguladı.