Wagner'in Mali'den çekilmesi ne anlama geliyor?

Siyasi coğrafya Kremlin'i taktiksel revizyonlara gitmeye itiyor

Gece saatlerinde bomba yüklü bir aracın infilak etmesinin ardından Gao'da yıkılmış bir binanın yanında duran Malili askerler, 13 Kasım 2018 (AFP)
Gece saatlerinde bomba yüklü bir aracın infilak etmesinin ardından Gao'da yıkılmış bir binanın yanında duran Malili askerler, 13 Kasım 2018 (AFP)
TT

Wagner'in Mali'den çekilmesi ne anlama geliyor?

Gece saatlerinde bomba yüklü bir aracın infilak etmesinin ardından Gao'da yıkılmış bir binanın yanında duran Malili askerler, 13 Kasım 2018 (AFP)
Gece saatlerinde bomba yüklü bir aracın infilak etmesinin ardından Gao'da yıkılmış bir binanın yanında duran Malili askerler, 13 Kasım 2018 (AFP)

Rabia Abdusselam

Mali’de son günlerde dramatik gelişmeler yaşandı. Rus özel askeri grup Wagner, ‘3,5 yıl boyunca bölgede savaştıktan ve buradaki görevini tamamladıktan sonra Mali'den ayrılacağını’ açıkladı. Söz konusu gelişmelerin en önemlilerinden biri ise Rus Lejyonu’nun bölgede kalacağını açıklamasıydı.

Wagner'in misyonunun sona erdiği gerekçesiyle aldığı çekilme kararı, mantıklı cevaplar arayan temel sorularla karşı karşıya. Bu sorulardan ilki, özellikle bu kararın Mali'de ordu ile silahlı gruplar arasındaki çatışmaların yoğunlaşmasıyla aynı zamana denk gelmesinden dolayı arkasındaki nedenler ve Bamako'daki geçici askeri yetkililer ile tüm bölge üzerindeki etkileriyle ilgili. Bu çatışmalardan biri olarak Mali ordusu ile yaklaşık bir hafta önce düzenlediği saldırıda insansız hava araçları (İHA) kullandığını ve bu sayede Mali ordusuna ait çok amaçlı askeri teçhizatı ele geçirdiğini açıklayan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) arasındaki gerginlikten bahsedilebilir.

İkinci soru, özellikle Wagner'in Afrika Lejyonu olarak yoluna devam edeceğinden söz edildiği bir dönemde Rusya’nın bölgedeki varlığının niteliğiyle ilgili. Bu varlık, diyalog ve karşılıklı güven yoluyla toplumsal uyumu korumayı savunan Cezayir'in yaklaşımıyla uyumlu mu? Afrika ülkelerindeki çatışmaların ve anlaşmazlıkların sona erdirilmesinde yabancı müdahaleyi reddeden Cezayir, bu tutumunu sık sık yineliyor.  Mali ve Libya örneklerinde yabancı müdahalesi birçok kez tekrar etmişti. Son olarak ise Rusya ve Cezayir arasında Sahel bölgesindeki gelişmelerle ilgili tartışmaların niteliği ve olası sonuçları ile bu aşamanın Cezayir sürecinden doğan barış ve uzlaşı anlaşmasının uygulanması için ‘yeni bir fırsat’ olup olmadığı konusunda üçüncü bir soru gündeme geliyor.

Arka planlar

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Wagner’in Mali'den çekilme kararının arkasındaki nedenler arasında Cezayir'in doğrudan baskısı da yer alıyor. Burada, iki önemli gelişmeye dikkati çekilebilir. Bunlardan ilki, ABD ile askeri iş birliğinin geçtiğimiz ocak ayında Cezayir'in başkenti Cezayir'de ABD Afrika Kuvvetleri (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley ve Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha tarafından imzalanan iş birliği mutabakatı ile güçlendirilmesidir.

Sahadaki durum ve Wagner’in aldığı ağır darbeler ve çalışmalarının dağınık hale gelmesi de Rus paralı asker grubunun Mali'den çekilmesinin nedenleri arasında sayılabilir.

İkinci gelişme ise Cezayir'in Moskova'ya Wagner güçlerinin varlığını kesin olarak reddettiğini belirten bir mesaj iletmesiyle ilgili. Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf, geçtiğimiz ocak ayında düzenlenen bir basın toplantısında bunu açıkça ifade etti. Attaf, “Rus dostlarımıza, (Mali'nin kuzeyindeki Azavad hareketlere atıfla), siyasi hareketlerin terörist gruplar gibi muamele görmesine izin vermeyeceğimizi ve kabul etmeyeceğimizi bildirdik. Ayrıca, Afrika'nın Sahel bölgesindeki sorunların çözümünde Cezayir'in öncü deneyimini onlara sunduk ve askeri operasyonların tek başına kalıcı barışa yol açmayacağını belirttik” ifadelerini kullandı.

f0p
Fransız ordusu tarafından dağıtılan, ancak tarih verilmeyen fotoğrafta, Mali'nin kuzeyinde bir helikoptere binen Rus paralı askerler görülüyor (AP)

Sahadaki durum ve Wagner’in aldığı ağır darbeler ve çalışmalarının dağınık hale gelmesi de Rus paralı asker grubunun Mali'den çekilmesinin nedenleri arasında sayılabilir. Bu konuda güvenlik uzmanı Ekrem Harif, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede Wagner'in Mali'nin engebeli tepeler ve dağlarla başa çıkmakta büyük zorluk çektiğini söyledi. Wagner'in Bölgenin doğasını ve engebeli arazisini iyi bilen yerel halk karşısında başarısız olduğunu ve yerel halkın bu sayede Wagner’e büyük yenilgiler yaşattığını belirten Harif, geçtiğimiz yıl temmuz ayında yaşanan çatışmaların buna bir örnek olarak gösterilebileceğini vurguladı. Ayrıca, Mali'nin kuzeyindeki Tuareg halkı, bu özel askeri oluşumların kendilerine uyguladığı ihlallere ve şiddete karşı koymak için ittifak kurdu. Cezayir, daha önce Wagner’e atıfla özel askeri oluşumları takip etmek için uluslararası olarak harekete geçilmesi çağrısında bulunmuştu. Geçtiğimiz yıl 27 Ağustos'ta Cezayir'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Ammar bin Cami, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumunda Cezayir’in Mali sınırı yakınlarındaki köyleri bombalamak için insansız hava araçları (İHA) kullanan tarafların hesap vermesi gerektiğini söyledi. Cezayirli yetkili, “Bu saldırılar için düğmeye basanlar hiçbir tarafa karşı sorumlu değil” diye ekledi.

Jeopolitik durum, Kremlin'i Afrika Lejyonu olarak da bilinen ve esasen özel bir şirket olan Wagner’in yönetimini devralmaya yönelik taktiksel değişiklikler yapmaya itti.

Cezayir, son aylarda dikkat çekici bir diplomatik hareketlilik yaşadı. Rusya Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı ve Cezayir-Rusya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Yuri Valyaev, üst düzey bir heyetle birlikte Cezayir'i ziyaret etti. Valyaev ve heyeti burada Cezayir Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri General Muhammed Salah Bin Bişe tarafından karşılandı.

Cezayir Genelkurmay Başkanı General Şangariha, geçtiğimiz yıl kasım ayında Rusya Savunma Bakan Yardımcısı General Aleksandr Fomin'i kabul etti. Ardından, Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Johannesburg'da düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın oturum aralarında bir araya geldi. Görüşmede, ‘çatışmaların uluslararası hukukun kabul görmüş ilkelerine dayanan siyasi ve diplomatik yollarla hızlı bir şekilde çözülmesi için dış politikada yakın iş birliği yapılması’ vurgulandı. Geçtiğimiz aralık ayında, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Rusya Devlet Başkanı'nın Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi Mihail Bogdanov Cezayir'i ziyaret etti. Ziyaret, Moskova ile Cezayir arasında, Wagner'in Mali'deki varlığı ve faaliyetleri nedeniyle gizli bir gerginlik olduğuna dair bazı işaretlerin ortaya çıkmasıyla aynı döneme denk geldi.

Rusya'nın Afrika kıyılarındaki nüfuzuna ne olacak?

Bugün jeopolitik durumun Kremlin'i, Afrika Lejyonu olarak da bilinen ve esasen özel bir şirket olan Wagner’in yönetimini devralmaya yönelik taktiksel değişiklikler yapmaya ittiği kesin. Rusya Savunma Bakanlığı tarafından kurulan ve Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-bek Yevkurov tarafından yönetilen Afrika Lejyonu, Wagner ile karşılaştırıldığında, Libya, Mali, Burkina Faso, Nijer ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde Rusya'ya yakın yerel hükümetlerle isyanla mücadelede askeri destek, eğitim ve iş birliği sağlama yönüyle öne çıkıyor.

Basında yer alan haberler, Wagner üyelerinin çoğunun yarı askeri bir hükümet oluşumuna yeniden dahil edilerek kuzeyde, özellikle Cezayir sınırındaki Kidal bölgesinde tutulacağına dair eğilimi ortaya koydu.

Bu değişiklik, Moskova'nın Afrika kıyılarında yeni bir politika izleme arzusunu açıkça ortaya koyuyor. Güvenlik uzmanı Ekrem Harif, bununla ilgili değerlendirmesinde Wagner'in bölgeden ayrılmasının olumlu bir gelişme olduğunu, çünkü milislerin kontrol altında olmadığını ve Bamako'nun emirlerine tabi olduğunu, bu emirlerin çoğunun kuzeydeki nüfusun çoğunluğunun terörist olarak değerlendirilmesi gerektiğini öngördüğünü söyledi. Ancak bu değişikliğin, siyasi meselelere yönelik askeri çözümlerin tamamen sona erdiği anlamına gelmediğini belirten Harif, “Afrika Lejyonu’nun görevlerinin sadece danışmanlıkla sınırlı kalacağını sanmıyorum, terörle mücadele için sahaya da gireceği kesin. Bu da Cezayir'in istediği şeyle tamamen çelişiyor” yorumunda bulundu.

kıo
Bamako'daki Cezayir Büyükelçiliği önünde düzenlenen protesto gösterisinde ‘Cezayir = Terör’ yazılı bir pankart taşıyan bir protestocu, 8 Nisan 2025 (AFP)

Basında yer alan ve diplomatik bir kaynaktan bilgiler aktaran haberler, Wagner üyelerinin çoğunun yarı askeri bir hükümet oluşumuna yeniden dahil edilerek kuzeyde, özellikle Cezayir sınırındaki Mali'nin en az gelişmiş bölgesi olan Kidal bölgesinde tutulmasının planlandığına işaret etti. Bu da, geçici askeri yetkililerin bu ülkedeki zulmüne kurumsal bir nitelik kazandırma eğiliminde olduklarını gösteriyor. Bu eğilim, Malili askeri bir kaynağın Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada ortaya çıktı. Kaynak, Wagner ve diğer kuruluşlarla Rusya ile askeri iş birliğinin devam edeceğini ve Moskova'nın Bamako'nun askeri iş birliği alanında stratejik ortağı olmaya devam edeceğini vurguladı.

Aynı eğilimi, ‘her stratejik dönüşümü egemenlik kararı olarak gerekçelendirmeyi’ reddeden Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) de benimsedi. Wagner’le ilgili açıklamayı ‘medya oyunu ve içerikte değil, biçimde bir değişiklik’ olarak nitelendiren FLA, bunun ‘silahlı bir terör örgütünün başka bir terör örgütüyle değiştirilmesi, yani Wagner’den Afrika Lejyonu’na geçilmesinden ibaret’ olduğunu belirtti. Yaklaşık bir yıldır Mali’nin kuzey halkını temsil eden ve çıkarlarını savunan tek bir çatı altında birleşen örgüt liderlerine göre bu çekilme bir kopuş değil, baskıya dayalı bir modelin, sistematik insan hakları ihlallerinin ve yerel halkın aşağılanmasının devamı niteliğinde. Bu uygulamaların ‘belgelenmiş ve yaygın olarak kınanmış’ olduğunu belirten örgüt liderleri, söz konusu adımın ‘hiçbir şekilde siyasi veya askeri bir dönüm noktası olmadığını, aksine içeride yetersiz ve uluslararası alanda aşağılanmış, güvenliği sağlayamayan ve temsil ettiğini iddia ettiği halklara hizmet edecek en ufak bir kalkınma vizyonu olmayan askeri yönetimin içinde bulunduğu çıkmazı ortaya koyduğunu’ vurguladılar.



İran, Hürmüz Boğazı'nda askeri tatbikat başlattı

 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)
 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)
TT

İran, Hürmüz Boğazı'nda askeri tatbikat başlattı

 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)
 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)

İran Devrim Muhafızları, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı bölgesinde “Hürmüz Boğazı'nın Akıllı Kontrolü” adlı bir deniz tatbikatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Tatbikatın, Devrim Muhafızları Genel Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur’un saha gözetimi ve takibi altında icra edildiği bildirildi.

Resmî IRNA ile Devrim Muhafızları’na yakın Tesnim Haber Ajansı, tatbikatın Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ekseninde, “bileşik, canlı ve hedef odaklı” eğitimler kapsamında düzenlendiğini aktardı. Açıklamada, dünyanın en önemli enerji nakil güzergâhlarından biri olan bölgede muhtemel güvenlik ve askerî tehditlere karşı operasyonel hazırlık seviyesinin test edilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Şarku’l Avsat’ın IRNA’dan aktardığı habere göre tatbikat; deniz birliklerinin hazırlık düzeyinin değerlendirilmesi, güvenlik planlarının gözden geçirilmesi ve boğaz bölgesinde muhtemel askerî karşılık senaryolarının uygulanmasını kapsadı. Ayrıca İran’ın Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki jeopolitik konumunun da tatbikat çerçevesinde değerlendirildiği belirtildi. Ajans, eğitimlerin hızlı reaksiyon ve “kararlı ve kapsamlı” tedbir alma kapasitesine odaklandığını; katılımcı birlikler için bilgi ve operasyonel tatbikatların icra edildiğini bildirdi.

Risk analiz şirketi EOS Risk Group ise bölgedeki denizcilere telsiz aracılığıyla, salı günü Hürmüz Boğazı’nın İran kara suları içindeki kuzey hattında gerçek mühimmatla bir eğitim icra edilebileceğine dair uyarı yapıldığını duyurdu. Buna karşılık İran devlet televizyonu, tatbikatta gerçek mühimmat kullanıldığına dair bir bilgi paylaşmadı.

Bu son haftalarda denizcilerin İran’ın gerçek mühimmatlı eğitimlerine ilişkin ikinci kez uyarıldı. Ocak ayı sonunda duyurulan bir tatbikat sırasında ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a ve Devrim Muhafızları’na sert bir uyarıda bulunmuş; “uluslararası hava ve sularda profesyonel şekilde hareket etme hakkını” teyit etmekle birlikte, Amerikan savaş gemileri ile bölgeden geçen ticari gemilere yönelik herhangi bir müdahale ya da tehdide karşı uyarı yapmıştı.

4 Şubat’ta gerilim tırmanmış; ABD Donanması’na ait bir savaş uçağı, Umman Denizi’nde uçak gemisi USS Abraham Lincoln’e yaklaşan bir İran insansız hava aracını düşürmüştü. Washington ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçişi sırasında Amerikan bayrağı taşıyan ve mürettebatı Amerikalılardan oluşan bir ticari geminin İran tarafından taciz edildiğini açıklamıştı.

sdvds
Uçak gemisi grubu USS Abraham Lincoln, ABD Beşinci Filosu’nun operasyonlarına ve Orta Doğu’da deniz güvenliğine destek amacıyla Umman Denizi’nde seyrediyor (Pentagon)

Tatbikat duyurusu, İran ile ABD arasında nükleer görüşmelerin yeniden başlaması arifesinde, bölgesel gerilim ve uluslararası deniz varlığının arttığı bir dönemde geldi. Son günlerde askerî ve diplomatik mesajların karşılıklı olarak iletildiği bir süreçte, deniz faaliyetleri müzakere hattıyla paralel ilerliyor.

ABD Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Denizcilik İdaresi, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’nden geçen gemilerin karşı karşıya kalabileceği risklere ilişkin uyarılarını yeniledi. İdare, İran unsurlarının ticari gemilere çıkması dâhil bazı vakalara işaret ederek, 3 Şubat’ta meydana gelen bir olaya dikkat çekti. Amerikan bayrağı taşıyan gemilere, boğazdan doğuya doğru geçişlerinde Umman kıyılarına yakın seyretmeleri tavsiyesinde bulunuldu.

Hürmüz Boğazı, küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati bir su yolu niteliği taşıyor; bu durum onu muhtemel herhangi bir çatışmada kilit bir nokta hâline getiriyor.

Tahran, saldırıya uğraması hâlinde boğazı kapatma ihtimalini defalarca gündeme getirdi. İranlı yetkililer ise yeni bir savaşın “sınırlı kalmayacağı” ve küresel enerji güvenliğini tehdit edeceği uyarısında bulundu.

Rehber Ali Hamaney’in ofisine bağlı Dış İlişkiler Komitesi Genel Sekreteri Celal Dehkani Firuzabadi, yeni bir askerî çatışmanın “sınırlı kalmayacağını” ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açabileceğini söyledi.

Firuzabadi, geçen perşembe ISNA’ya verdiği demeçte, “İlk zarar görecek ülke Çin olacaktır” ifadelerini kullanarak Pekin’in bölge petrolüne bağımlılığına işaret etti. Rusya’nın “savaşa karşı çıktığını ve bunu engellemeye çalıştığını” belirten Firuzabadi, Moskova ve Pekin’den “gerçekçi beklentiler” içinde olunması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Buna karşılık ABD, geçen ay uçak gemisi USS Abraham Lincoln görev grubunu bölgeye göndermesinin ardından, ikinci bir uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford’un Beşinci Filo’nun operasyon sahasına katılmaya hazırlandığını duyurarak deniz varlığını güçlendirdi.

Reuters’ın Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, nükleer görüşmelerin başarısız olması hâlinde ordunun süreklilik arz eden bir askerî kampanya ihtimaline hazırlandığı bildirildi.

Söz konusu konuşlanma, Washington’un “baskı altında diplomasi” olarak tanımladığı strateji çerçevesinde, Umman arabuluculuğunda yürütülen dolaylı müzakerelerle eş zamanlı ilerliyor. Tahran ise ABD’nin askerî varlığının nükleer dosyada taviz koparmayı amaçladığını savunuyor.


Washington ile İran arasındaki gerginliklerde bir yumuşama mı yaşanıyor?

İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)
İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)
TT

Washington ile İran arasındaki gerginliklerde bir yumuşama mı yaşanıyor?

İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)
İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)

Nebil Fehmi

Burada daha önce yer alan makalemde, hızlı bir çözümün mümkün olmadığını belirtmiştim, ancak şubat ayının ilk haftasının, ya askeri operasyonların başlaması ya da gerilimin azaltılmasına yönelik adımların atılmasıyla, ABD ile İran arasındaki gerilimin gidişatını belirlemede kritik öneme sahip olacağını öngörmüştüm. Bunun sebebi hem ABD'de hem de İran'da durumun yüksek ve uzun süreli bir gerilime izin verilmemesiydi.

Özellikle büyük bir güç konuşlandırdıktan ve İran'a felaketle sonuçlanacak uyarılar yaptıktan sonra, Amerikan sağ kanadı ve İsrail destekçilerinin askeri operasyon için baskı yapması nedeniyle, ABD’nin somut ve belirgin sonuçlar elde etmeden askeri harekattan tamamen çekilmesinin zor olacağını savundu. Trump'ın çekirdek tabanı "Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap!/MAGA) destekçilerinin, ABD'nin ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturmayan askeri operasyonlara katılmayı istemediği ve bunun da ABD'nin nihai kararını geciktirdiği unutulmamalı.

Önceki argümanımda İran rejiminin güvenilirliğinin ABD ve İsrail’in önceki operasyonları ve ülkenin dört bir yanındaki protesto gösterileriyle ciddi şekilde sarsıldığına dair inancımdan kaynaklanıyordu. Rejim, ABD tarafından öne sürülen, felsefesi ve temelleriyle çelişen zorlu ve temel taleplerle karşı karşıya kalmış ve bu durum bazı iç yorumcuların rejimin hayatta kalma kabiliyetini sorgulamasına neden olmuştu. Daha önce hiç duyulmamış bir şekilde, İran'ın Dini Lideri olmadan hayatta kalması için çeşitli senaryolar üzerinde tartışmalar başladı.

Askeri gerginliğin ardından bekleme süresini uzatmak, özellikle Trump yönetimi sırasında ABD’nin karakteristik bir özelliği değil ve çatışma İran'ın çıkarlarına aykırı düşüyor. Bu yüzden geçtiğimiz hafta taraflar arasında müzakereler gerçekleşti. Belki de bu, her iki tarafın da askeri çatışma olmadan bu krizden çıkma olasılığını değerlendirmesi için önemli bir ara olabilir.

İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler hem İran hem de ABD’nin bazı tavizler vermesinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleşti. Tahran, aylar önce olduğu gibi saldırıya uğramayacağına dair ABD’den net garantiler almadan müzakereleri yeniden başlatmayı reddetme konusundaki ısrarından vazgeçti.

ABD, İran'ın bölgesel, iç, askeri ve nükleer politikalarında tam bir değişiklik yapılmasında ısrar etti, ancak bölgedeki bazı diğer ülkelerin katılımıyla İstanbul'da müzakerelerin yapılacağını duyurulmasından sonra Maskat'ta çok daha az şartlarla müzakerelere başlanmasını kabul etti.

Böylece her iki taraf da askeri operasyonların ciddi sonuçlarından ve bölgedeki çıkarlarına kısa ve uzun vadede yansıyacak etkilerinden sorumlu tutulmaktan korktukları için kısmen geri adım attılar ve bu tur ‘yapıcı ve olumlu’ bir başlangıç olarak nitelendirildi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail Başbakanı Bİnyamin Netanyahu’nun geçtiğimiz çarşamba günü Washington'a yaptığı ziyaret, Netanyahu'ya, İsrail'in özellikle son iki yıldır bölgede bağlı kaldığı önemli bir ilkeyi yeniden teyit etme fırsatı verdi. Bu ilke, İsrail'in tüm bölgesel düzenlemelerde varlık gösterdiği ve etkili olduğu, pozisyonunun İran rejiminin güvenilmez olduğu ve temel ve kararlı çözümlerin benimsenmesi gerektiği inancına dayanıyor. İsrail, Trump'a İran'ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, İran'da uranyum zenginleştirilmesinin reddedilmesi, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının imha edilmesi, balistik füzelerin menzilinin 300 kilometre ile sınırlandırılması ve İran'ın Ortadoğu'daki ilişki ağının ortadan kaldırılması konusundaki ısrarını iletti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkını savunacağını ve bunun askeri müdahaleyle sonuçlanacak olsa bile bu haktan vazgeçmeyeceğini vurguladığında, İran ve ABD’nin söylemleri sertleştirdiler. ABD’li temsilciler, görüşmelerin hemen ardından Körfez'deki USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret ederek askeri seçeneğin hala masada olduğu mesajını verdiler.

Gerginliğin azaltılması yönünde bir adım attık, ancak bir dönüm noktasına, gerginliğin azaltılmasına ve mevcut krizden çıkmaya çok yakın olduğumuzu düşünerek aceleci bir iyimserliğe kapılmak için henüz erken. Bunun nedeni, ABD'nin belirtilen tutumlarını tatmin edecek çözümlerin, İran'ın balistik füzelerden vazgeçmesi ve bölgesel olarak Ortadoğu'dan çekilmesi gibi siyasi ve güvenlik açısından son derece zor ve hassas tutumlar ve tavizler gerektirmesi. Bu da İran'ın nüfuz alanını genişletme ilkesiyle çelişiyor. İran, bunu kendisini dizginlemek ve tehdit etmek amacıyla İsrail'in hazırladığı bir plan olarak görüyor ve bu taleplerin bazılarına yanıt vermenin, rejim tamamen yıkılana kadar sayısız ve çeşitli taleplerin önünü açacağından korkuyor.

İran'ın, ABD'nin bombardımanından kaçınmak umuduyla medyadaki söylemini sertleştirdiği ve gerilimi tırmandırdığı, daha önce Katar'daki ABD üssüne sınırlı bir saldırı düzenlenmesi de dahil olmak üzere bazı operasyonlarını önceden ABD'ye bildirip itidal gösterdiği zamankinden farklı olarak, yanıtının yaygın ve çeşitli olacağı tehdidinde bulunduğunu belirtmekte fayda var.

ABD yönetimi bir anlaşmaya varmaya istekli olsa da İran'ın kaçamak tavırlarından kaçınmak için, ABD'nin askeri tırmanışının ölçeğine uygun olarak İran'dan geniş, önemli ve hızlı tavizler almak zorunda. Böylece Başkan Trump, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın görev süresi sırasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesi ile İran (P5+1) arasında yapılan nükleer anlaşmada öngörülenlerden daha fazlasını başardığını övünebilmesi için, İran'ın kaçamak tavrını önlemek amacıyla, ABD'nin askeri tırmanışının ölçeğine uygun olarak, İran'dan geniş, önemli ve hızlı tavizler almak zorunda olduğunu fark etmektedir. İran'ın taviz vermeden veya önceden kararlaştırılanlardan daha azıyla geri adım atmasının, kendisinin ve genel olarak ABD'nin kişisel itibarını zedeleyeceğini ve Rusya ve Çin gibi ülkeleri diğer konularda ABD ile tırmanışa geçmeye itebileceğini çok iyi biliniyor.

Her iki tarafın da açıklanmamış müzakere sınırları var, ancak İran ya da ABD'nin şu anda önümüzdeki günlerde olayların nasıl gelişeceğini tahmin edebilecek durumda olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte her iki tarafın da hızlı bir şekilde bir ilerleme sağlanmazsa mevcut gerginliğin askeri eyleme dönüşeceğini kabul etmesi kendi çıkarlarına olur. Bu durum umut vericidir ve müzakerelerin devam etme olasılığını artırıyor. Burada Netanyahu ve Trump arasındaki görüşmenin ortak bir basın toplantısı yapılmadan sona erdiğini hatırlatmakta fayda var. Bu durum, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların ve bunları kamuoyuna açıklamak istememelerinin bir işareti. Bunun hemen akabinde ABD'nin bu aşamada İran ile müzakereleri yeniden başlatmak istediği haberi sızdırıldı.

Trump'ın özellikle 18 veya 19 Şubat'ta Gazze Barış Kurulu’na ev sahipliği yapacağı ve bu konunun Ortadoğu'yu Amerikan siyasi gündeminin en üst sırasına taşıyacak olması nedeniyle, bunun mevcut eğilim olduğunu düşünüyorum. O tarihten önce bir saldırı gerçekleşirse, toplantı öncesinde yeniden sakinliğin hakim olduğunu görmek oldukça güç. Toplantının hemen sonrasına ertelenirse, bu durum tarafların gelecekte ne olacağı konusunda bir anlaşmaya vardıklarını veya Trump'ı geri adım atmaya ikna edemediklerini gösterir. Askeri harekatın ertelenmesi ise ABD'nin ara seçimlerle ilgili hesaplamalarında etkili olur.

Bunlar dikkatle yapılan hesaplamalar ve henüz kesinleşmemiş birtakım kararlar için bazı olumlu işaretler var.


Britanya ve Almanya, yeniden silahlanma için "ahlaki" gerekçe sunuyor

Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
TT

Britanya ve Almanya, yeniden silahlanma için "ahlaki" gerekçe sunuyor

Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)

İngiliz ve Alman genelkurmay başkanları bugün, Rus tehdidi karşısında yeniden silahlanmanın "ahlaki" bir gerekçesi olduğunu açıkladılar.

İngiliz haber ajansı PA Media'ya göre, İngiliz Genelkurmay Başkanı Richard Knighton, Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer ile birlikte savunma yatırımlarının artırılması gerektiği yönündeki argümanı sundu.

İngiliz gazetesi The Guardian ve Alman gazetesi Die Welt'te yayımlanan ortak mektupta, iki üst düzey askeri komutan, "sadece Avrupa'nın en büyük askeri harcama yapan iki ülkesinin askeri liderleri olarak değil, aynı zamanda güvenliğiyle ilgili rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek zorunda olan Avrupa'nın sesi olarak" konuştuklarını belirtti.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte "kesin olarak batıya yöneldiğini" belirten komutanlar, Avrupa genelinde "savunma ve güvenliğimizde temel bir değişime" ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Askeri liderlerin uyarısı, Avrupa'da savunmanın geleceği ve Ukrayna'daki savaş konularını görüşmek üzere birçok dünya liderinin bir araya geldiği yıllık Münih Güvenlik Konferansı'nın sona ermesinin ardından geldi.

Mektuplarında şu ifadelere yer verdiler: “Bu girişimin ahlaki bir boyutu da var. Yeniden silahlanma savaş kışkırtmakla ilgili değil; halklarını korumaya ve barışı sağlamaya kararlı uluslar için sorumlu bir eylem biçimidir. Güç saldırganlığı caydırır, zayıflık ise davet eder.”

Mesajda şu ifadeler de yer aldı: “Son olarak, tehditlerin karmaşıklığı, savunmanın yalnızca askeri personelin alanı olamayacağı konusunda tüm toplumu kapsayan yaklaşım ve vatandaşlarla kıta çapında açık bir diyalog gerektirmektedir. Bu, hepimizin sorumluluğunda olan bir görevdir.”