Putin’in Alaska’daki taktiksel zaferi

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)
TT

Putin’in Alaska’daki taktiksel zaferi

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)

Robert Ford

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupalı liderler, 13 Ağustos Çarşamba günü ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinin sonunda bir anlaşmaya vardıklarını düşünüyorlardı. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için mevcut temas hatlarında ateşkesin yürürlüğe girmesi konusunda herhangi bir sürecin başlatılmasına onay verdiğini belirten Trump, Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle, ateşkes sağlanmadan sınırların değiştirilmesi hakkında herhangi bir müzakereye girilmemesi konusunda anlaştığını da vurguladı.

Avrupalı hükümet kaynakları Amerikan basınına Trump'ın aşağıdaki üç ek ilkeye prensipte onay verdiğini bildirdi:

1- Sınır değişiklikleri konusunda Moskova ile müzakereleri ABD değil, Ukrayna yürütmeli.

2- ABD, nihai barış anlaşması kapsamında Ukrayna'ya bir tür güvenlik garantisi vermeyi taahhüt etmeli.

3- Putin ateşkesi reddederse, ABD Avrupa ülkeleriyle birlikte Rusya ekonomisine daha sert yaptırımlar uygulamalı.

Beyaz Saray, Putin'in davetini başlangıçta Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için atılmış cesur bir adım olarak nitelendirdi. Ancak ABD’li ve Avrupalı çok sayıda yorumcu hiç vakit kaybetmeden, Trump'ın Rusya'nın barış şartlarını kabul etme olasılığının Zelenskiy'nin konumunu zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Aynı yorumculara göre bu durum, 1938 yılında dönemin İngiltere Başbakan Neville Chamberlain'in Adolf Hitler'in tehditleri karşısında Çekoslovakya'nın konumunu zayıflatmasına benziyor. Bunun üzerine Beyaz Saray tutumundan geri adım attı ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 12Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında, zirvede ABD Başkanı Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Putin'in görüşlerini dinlemek için bir fırsat yakalayacağını, ancak bu görüşmenin bir müzakere olmadığını vurguladı. Fakat kendini diğer liderlere göre anlaşma yapma konusunda üstün gören Trump, başlangıçta Alaska’daki zirvenin amacının Putin ve Zelenskiy'yi bir araya getirecek üçlü bir toplantının zeminini hazırlamak olduğunu söylemişti. 16 Ağustos gününe gelindiğinde, Trump'ın beklentileri yükseldi ve Alaska'ya giderken Fox News'e yaptığı açıklamada, ‘ateşkes anlaşması sağlanamadığı takdirde memnun olmayacağını’ belirtti.

Trump’ın ABD'deki eleştirmenleri, onun yeniden Rus başkanına boyun eğdiğini düşünürken, Putin'in üstünlüğünü gösterdiğine inandıkları birkaç örneğe işaret ettiler.

Putin, Trump'ın fikrini değiştiriyor

Putin, cumartesi günü gerçekleşen zirvenin sonunda, ateşkes veya barış görüşmelerinin derhal başlayacağına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Aksine son üç yıldır yaptığı gibi, Ukrayna'daki milliyetçi hükümet ve bu hükümetin Batı ve NATO ile olan ilişkilerini, çatışmanın kökü olarak gördüğü sorunları çözmeye kararlı olduğunu yineledi.

Trump kısa bir açıklama yaparak, herhangi bir anlaşmaya varılamadığını kabul etti. Tarafların ‘birçok konuda anlaşmaya vardığını’, ancak ‘bazı konularda halen anlaşmazlık olduğunu’ söyledi. Putin gibi Trump da net bir müzakere çerçevesi veya planı sunmadı. Basın toplantısı, iki liderin gazetecilerin sorularını yanıtlamayı reddetmesi ve ortak bir bildiri yayınlamamasıyla ani bir şekilde sona erdi. Washington'dan Alaska'ya yedi saatlik uzun bir yolculukla gelen ABD Hazine, Ticaret ve Savunma bakanlarının katılması beklenen öğle yemeği de iptal edildi.

dfgrtyu
ABD ve Rusya liderlerinin Alaska'da yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen Ukrayna ile dayanışma gösterisi sırasında pankartlar taşıyan protestocular, 15 Ağustos 2025 (Reuters)

Trump’ın ABD'deki eleştirmenleri, daha önce olduğu gibi onun yeniden Rus başkanına boyun eğdiğini düşünürken, Putin'in üstünlüğünü gösterdiğine inandıkları birkaç örneğe işaret ettiler. Bunlardan biri olarak Trump, Putin'in ateşkes kabul etmemesi halinde Rusya'ya daha ağır yaptırımlar uygulamak için kendi belirlediği son tarihten sadece birkaç gün önce Rusya'nın zirve önerisini kabul etmişti. Alaska'da toplantı yapılması konusunda anlaşmaya varılır varmaz, Trump yönetimi içinde olası yaptırımlar konusunda tartışmalar tamamen sona erdi.

Havaalanında Putin'e yaklaşırken alkış tutan Trump, zirve sonrası Putin ile düzenlediği ortak basın toplantısında Demokrat Parti'nin 2016 seçimlerine Rusya'nın müdahalesi hakkındaki soruşturmalarından uzun uzun şikayet etti. ABD Başkanı, daha sonra Fox News kanalına verdiği röportajda, Putin'in bu seçimlerdeki zaferini vurguladığını ve Demokrat Parti'yi seçimlerde hile yapmakla suçladığını belirtti. Trump, Washington'da bu iddiayı sık sık tekrarlıyor.

Zelenskiy, beklenen görüşmeyi Trump'ın asıl endişe duyduğu konuyu, yani Rusya’nın saldırılarının sivil kayıplara neden olmasına dikkati çekmek için kullanabilir.

Trump, Alaska'dan yaptığı tüm basın açıklamalarında Putin ile olan ‘harika’ ilişkisine vurgu yaptı. Trump, bu tanımlamayı genellikle başka hiçbir dünya lideri için kullanmıyor. Ayrıca, ortak basın toplantısında Putin'in ilk konuşmayı yapmasını kabul eden Trump, böylece ev sahibi ülkenin liderinin ilk konuşma yapması gerektiğini belirten diplomatik protokolü açıkça ihlal etti.

Ancak Trump'ın tutumundaki en belirgin değişiklik toplantıdan sonra ortaya çıktı. Ateşkes üzerinde durmaktan, daha geniş kapsamlı müzakereleri teşvik etmeye yöneldi. Rusya-Ukrayna ilişkilerine dair tüm konuları kapsayan bu müzakereleri, savaşı sona erdirmek için en uygun yol olarak nitelendirdi. Ateşkes için baskıların azalması ve yeni yaptırımlar uygulama tehdidinin sona ermesiyle planlanan resmi öğle yemeği töreni yapılmasa da Putin, toplantıdan memnun bir şekilde ayrılmış görünüyordu. Öte yandan Trump'ın ilgisi Zelenskiy'nin yaklaşan ziyaretine yöneldi. Zira Trump, Ukrayna’dan bazı tavizler almaya çalışıyor.

Zelenskiy yeniden Oval Ofis'e geliyor

Ukrayna daha önce Trump ile benzer bir deneyim yaşamıştı. Trump ve yardımcısı J.D. Vance ile Zelenskiy arasında geçtiğimiz şubat ayı sonlarında Beyaz Saray'da, Trump'ın Zelenskiy’ye kalıcı barış için herhangi bir garanti almadan tavizler vermesi için baskı yapması nedeniyle şiddetli bir tartışma yaşandı. Zelenskiy, o tarihten beri Trump ile ilişkilerinde daha temkinli davranmaya başladı ve Alaska toplantısının ardından yapılan telefon görüşmesi de dahil olmak üzere son görüşmelerinde belirgin bir iyileşme görüldü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Zelenskiy, Trump'ın üçlü toplantı yapma fikrini kabul etti, ancak bu fikir Alaska'dan yapılan resmi açıklamalarda yer almadı.

Trump'ın desteğini kazanmaya çalışan Zelenskiy, Putin'in engelleyici taraf olduğu konusunda onu ikna etmeye çalışmanın yararsız olduğunu biliyor. Bu yüzden Trump'ın suçlamalarını önlemeye özen gösterecek ve Rusya'ya toprak vermeyi reddettiğini kamuoyuna açıkça vurgulayarak, üçlü toplantı fikrini destekleyecek ve Putin'i müzakere masasına oturtmak için yeni yaptırımlar uygulanmasını talep edecektir. Zelenskiy yaklaşan görüşmeyi, Trump'ın asıl endişe duyduğu konu olan Rusya’nın saldırılarının sivil kayıplara neden olmasına dikkati çekmek için kullanabilir ve bu saldırıların durdurulması ve bazı bölgelerde geçici bir ateşkes sağlanması için baskı yapmaya çalışabilir.

Ancak Trump'ın Ukrayna'nın uzun vadeli geleceğine pek ilgi göstermediği açık. ABD Başkanı, 11 Ağustos'ta Ukrayna Devlet Başkanı’nı bir kez daha suçlayarak 2022 yılında savaşın patlak vermesini engelleyemediği için onu sorumlu tuttu. Başkan Yardımcısı Vance, 10 Ağustos'ta Avrupa medyasına Washington'ın Ukrayna'ya ilave yardım sağlamayacağını açıklamıştı. Buna rağmen Zelenskiy, Avrupa'nın desteğine güvenmeye devam ediyor.

Trump, Avrupa ülkelerine ABD yapımı silahlar satarak Ukrayna'ya teslim etmelerine açık gibi görünüyor, ancak Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulamak konusunda halen tereddüt ediyor.

Fransa, Almanya ve İngiltere, nihai barış anlaşmasının toprak tavizi meselesinin yanı sıra Ukrayna'nın egemenliğini ve bağımsızlığını garanti altına alacak güvenlik düzenlemelerini de içermesi gerektiği konusunda hemfikir. Bazı Avrupa başkentlerinde, şimdiye kadar somut bir öneri olmamasına rağmen, Ukrayna'ya Avrupa’dan bir görev gücü gönderilmesi fikri tartışılıyor. İlginç olan ise Trump'ın kendisi ağustos ayı başlarında NATO çerçevesi dışında bir güç oluşturulması fikrini desteklediğini belirtmişti. Bu da Avrupa ülkelerine Trump yönetiminin Ukrayna dosyasına uzun vadede müdahil olmaya devam edeceği umudunu veriyor. Zelenskiy’nin Ukrayna'nın çıkarlarını Beyaz Saray'da savunmak için özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere'ye güveneceğine şüphe yok.

Peki ya sonra?

İki ana faktör, savaşın gidişatını kademeli olarak Rusya'nın lehine çevirmeye katkıda bulunuyor. Bunlardan birincisi, Ukrayna’nın savaşın başlangıcından bu yana süregelen, ancak son zamanlarda daha da kötüleşen asker sayısının yetersizliğiyle boğuşması. İkincisi, Ukrayna'nın insansız hava araçları (İHA) alanında sahip olduğu göreli üstünlüğün gerilemeye başlaması. Savaşın başlarında Kiev bu uçakları, sayıca üstün olan Rus güçlerini hedef almak için etkili bir şekilde kullanabilmişti. Ancak Moskova, geçtiğimiz yıl boyunca bu alandaki teknolojisini ve taktiklerini, bazı durumlarda İran'ın yardımıyla geliştirdi. Bu gelişme, piyade kuvvetlerindeki sayısal üstünlüğüyle birlikte, büyük kayıplara rağmen Ukrayna topraklarında yavaş ama istikrarlı bir ilerleme kaydetmesini sağladı.

dfgthy
Başkan Trump ve Putin, Ukrayna'daki savaşın sona erdirilmesi için bir araya geldikleri Alaka’daki zirvede tokalaşırken, 15 Ağustos 2025 (Reuters)

Zelenskiy veya Avrupalı liderlerin Rusya'yı askeri olarak yenmek veya savaşı sona erdirmek için net bir stratejisi bulunmaması nedeniyle, ABD'nin rolü daha da önem kazanıyor. ABD'deki hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partiden politikacılar ve uzmanlar, Trump'a Moskova'ya daha katı yaptırımlar uygulaması ve Avrupa ülkelerinin Ukrayna'yı desteklemek için ABD silah ve teknolojisi satın almasına izin vermesi için baskı yapıyor. Trump yönetimi ise iki ülke arasındaki savaşta arabulucu rolünü oynamaya çalışıyor.

Trump, Avrupa ülkelerine ABD yapımı silahlar satarak Ukrayna'ya teslim etmelerine açık gibi görünüyor, ancak Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulamak konusunda halen tereddüt ediyor. Çünkü her zamanki gibi Trump’ın ne gibi kararlar alacağını tahmin etmek zor.

Trump'ın Rusya ile ayrı bir toplantı yapma fikri, aslında ciddi bir arabuluculuk çabasının mantıklı adımıydı. Bir arabulucu, öncelikle taraflarla ayrı ayrı görüşerek onların önceliklerini, hedeflerini ve endişelerini derinlemesine anlamaya çalışır. Ancak Trump yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için etkili bir arabuluculuk yapma yeteneğini zayıflatan yapısal bir sorun var. Nobel Barış Ödülü'nü kazanmayı hedefleyen Trump, yabancı ülkelerin tutumlarını anlamak ve dikkatle analiz etmek için gerekli entelektüel disiplinden yoksun biri ve müzakereler konusunda gerekli detayları takip etmek için gereken sabra ve titizliğe sahip değil. Trump’ın karakteri, Sovyetler Birliği'nin Avrupa İmparatorluğu’nu sona erdirmek için Eski Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov ile başarılı bir şekilde müzakere eden dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush'un karakterinden taban tabana zıt.

Trump'ın ekibi, bu düzeyde karmaşık müzakereler için gerekli olan muazzam miktarda bilgi ve karmaşık dosyaları sindiremeyecek kadar küçük.

Dahası, Trump'ın ekibi, bu düzeyde karmaşık müzakereler için gerekli olan muazzam miktarda bilgi ve karmaşık dosyaları sindiremeyecek kadar küçük. Bu ekip, 1979 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'ı veya 1989-1990 yılları arasında Malta, Washington ve Helsinki zirvelerinde dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush'u destekleyen uzmanlardan oluşan ekiplerden tamamen farklı.

Örneğin, Trump'ın Özel Temsilcisi ve yakın arkadaşı Steve Witkoff, Gazze Şeridi’ndeki savaşa yönelik müzakereleri, İran'ın nükleer programı ve Ukrayna'daki savaş gibi karmaşık konularda ilgili tarafların tutumlarını tam olarak anlamakta başarısız oldu. Trump yönetiminin Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak da görev yapıyor ve Beyaz Saray'daki Ulusal Güvenlik Konseyi'nde yaklaşık 200 kişilik bir ekibi yönetiyor. Washington'da bu iki görevi bir arada yürüten son kişi Henry Kissinger'dı, ancak bugün Marco Rubio'nun strateji geliştirme veya yerel ve uluslararası rakiplerle mücadele etme becerisi, Henry Kissinger ile asla kıyaslanamaz.

Her ne kadar deneyimli yetkililerin atanması Ukrayna'daki arabuluculuk sürecinin farklı yönlerinin yönetilmesine katkıda bulunabilirse de Trump yönetimi altında, meşruiyetiyle ilgili endişelerle boğuşan Beyaz Saray, herhangi bir dış tarafa güvenme konusunda son derece temkinli davranıyor.

Tüm bu zorluklar, bir de Trump'ın Putin'le doğrudan yüzleşmekten sürekli çekinmesi de eklenince ABD'nin Ukrayna’daki savaşta ciddi bir arabuluculuk çabası göstermesini büyük ölçüde kısıtlıyor. Sonuçta Trump, geçtiğimiz hafta ima ettiği gibi Ukrayna meselesini tamamen bırakmaya karar verebilir. Bu durum Zelenskiy ve Avrupalı liderleri, Ukrayna topraklarında sahadaki üstünlüğünü kademeli olarak güçlendirmeye devam eden Rusya ordusu karşısında son derece zor bir durumda bırakacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.