New York toplantıları: Trump'ın Suriye'de makul bir barış sağlama fırsatı

İsrail'in daha pervasızca hareket etmesiyle bugün durum daha da tehlikeli hale geldi

Solda  sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve  ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack  (AFP)
Solda sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack (AFP)
TT

New York toplantıları: Trump'ın Suriye'de makul bir barış sağlama fırsatı

Solda  sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve  ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack  (AFP)
Solda sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack (AFP)

Ömer Önhon

İsrail, bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendirmek için çok cepheli bir savaş yürütüyor ve insan hayatından savaş kuralları, uluslararası normlar ve ortak insani değerlere kadar her şeyi tamamen hiçe sayıyor.

Netanyahu ve aşırı sağcı müttefikleri, yalnızca Hamas'ı ve Gazze'deki diğer Filistinli silahlı örgütleri ortadan kaldırmakla kalmayıp, aynı zamanda yaklaşık 2,3 milyonluk nüfusunun mümkün olduğunca çoğunu ayrılmaya zorlayarak, Gazze Şeridi'ni Filistinli sakinlerinden boşaltmak için etnik temizlik operasyonu yürütmeyi de hedefliyor.

İsrailliler, Gazze Şeridi'nin Filistinlilerden yeterince boşaltıldığına ikna olduklarında, Donald Trump'ın Gazze'yi “Ortadoğu'nun Rivierası”na dönüştürme projesini, yüz binlerce kişinin hayatının kalıntıları üzerine modern binalar ve turistik tesisler inşa ederek uygulamaya çalışacaklar.

4 Ağustos'ta Türk basınında yayınlanan bir makalede şöyle demiştim: “İsrail, Suriye'nin geleceğini etkileyecek çok önemli bir dış aktör. Suriye'nin zayıf ve parçalanmış bir halde olmasını istiyor. Yıllardır yoğun bir düşmanlık içinde olan İsrail ve Türkiye, her an çatışacakmış gibi görünse de aralarındaki doğrudan iletişim kanalları kapanmadı. Aralarındaki iletişim devam ediyor ve ABD arabulucu ve barış elçisi rolünü üstleniyor.”

Ancak İsrail'in daha pervasızca hareket etmesiyle bugün durum daha da tehlikeli hale geldi. Türkiye ile İsrail arasında dar Suriye şeridinde kazara doğrudan bir çatışma riski artık daha da olası. Uluslararası toplumun zayıf tepkisi de İsrail'i politikalarını sürdürmeye teşvik ediyor. Aynı zamanda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binyamin Netanyahu açıklamalar ile açıkça birbirlerini hedef almaya başladılar.

Türkiye, iç ve dış tehditler karşısında Şam'a gerekli tüm desteği sağlamaya hazır olduğunu defalarca yineledi. Ancak, beklendiği gibi, bunun için kullanmayı planladığı araçların niteliğini açıklamadı

Netanyahu, İsraillileri ve yurtdışındaki, özellikle de ABD'deki destekçilerini, “İsrail'e ve Yahudilere düşman radikal İslamcı bir lider” ile karşı karşıya olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bu arada, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Filistinlilere karşı soykırım uygulayan, Suriye'yi bölmeye çalışan radikal Siyonistlere karşı duran bölgesel bir lider olarak kendini sunarak Türkiye içindeki ve bölgedeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Türkiye, iç ve dış tehditler karşısında Şam'a gerekli tüm desteği sağlamaya hazır olduğunu defalarca yineledi. Ancak, beklendiği gibi, bunun için kullanmayı planladığı araçların niteliğini açıklamadı. Ancak Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın birkaç gün önce Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile görüşürken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin tutumunu yineledi.

Bu arada İsrail, Türkiye'yi artık İran kadar tehlikeli bir düşman olarak görüyor ve Türkiye'nin zayıf noktalarını hedef almak da dahil olmak üzere çeşitli yollarla Türkiye ile başa çıkmaya çalışıyor. İsrail'in, Ankara'nın Suriye'de üs kurmayı planladığı düşünülen bölgeleri bombaladığı söyleniyor. Ayrıca Türkiye karşıtı gruplar ile bağlarını güçlendiriyor ve ABD Kongresi'ni kendisine karşı kışkırtmaya çalışıyor.

bgtr
Zırhlı personel taşıyıcıları, Suriye'nin kuzeybatısında Suriye ordusunun yeni 80. Tümeni'ne ait bir yerleşkenin dışında duruyor, 3 Haziran 2025 (Reuters)

Ancak Türkiye, İsrail'in daha önce karşı karşıya geldiği diğer ülkelerden farklı. Yüzölçümü geniş ve nüfusu kalabalık bir ülke. Önemli bir savunma sanayisi, büyük ve kapsamlı muharebe deneyimine sahip bir ordusu bulunuyor. Üstelik, NATO üyesi ve bu belirleyici bir fark yaratmalı.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın BM Genel Kurulu'na katılımı, 1967'den beri bu forumda konuşma yapacak ilk Suriyeli lider olması nedeniyle önemli bir gelişme

Suriye'deki durumla ilgili olarak:

- Türkiye de dahil olmak üzere hem iç hem de dış tüm taraflar, Suriye'nin artık güçlü bir merkezi sistem tarafından yönetilemeyeceği ve yerel yönetimlere bazı yetkiler veren bir idari yapının uygulanabilir seçenek olabileceği konusunda hemfikir görünüyor. Ancak, bu idari yapının modeli ve tanımı konusunda anlaşmazlıklar devam ediyor.

- ABD, Suriye ve Ürdün yakın zamanda Amman'da bir araya geldi ve üç taraf Süveyda'da istikrarı sağlamayı amaçlayan bir yol haritası imzaladı. BM de bu yol haritasının resmi bir belge olarak kabul edilmesini talep etti.

- Dürzi lider Şeyh Hikmet el-Hicri, İsrail'in desteğiyle bu anlaşmayı tanımayı reddettiğini açıkladı. İsrail, diğer taleplerinin yanı sıra, güney Suriye'yi merkezi hükümet güçleri ve müttefiklerinden arındırılmış bir silahsız bölge haline getirmeyi hedefliyor.

- Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında görüşmeler sürüyor, ancak SDG, “haklarını korumak ve kazanımlarından taviz vermemek” konusunda ısrarcı.

- ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, SDG'yi sağduyulu davranmaya ve Şam ile bir anlaşmaya varmaya çağıran açıklamalarda bulundu. Ancak SDG, bu açıklamalara rağmen, ABD'nin DEAŞ, İran ve diğer potansiyel düşmanlar ile mücadeledeki rolü göz önüne alındığında, kendisini terk etmeyeceğine inanıyor.

- Büyükelçi Barrack, Suriye ile İsrail ve Şam ile çatışma halindeki gruplar arasında anlaşmalara varılması amacıyla mekik diplomasisini sürdürüyor.

ABD, bu anlaşmaların önümüzdeki hafta New York'ta başlaması planlanan BM Genel Kurulu sırasında imzalanmasını umuyor. Böylelikle bu anlaşmalar, Trump'ın dünya barışına yeni bir katkısı olarak sunulacak.

Suriye ile İsrail arasında New York'ta bir güvenlik anlaşması imzalanabilir. Bu arada Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Komitesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, ABD'ye gitmeye hazırlanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam ile SDG arasında bir anlaşma veya ortak açıklama yapılması muhtemel.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın BM Genel Kurulu'na katılımı, 1967'den beri bu forumda konuşma yapacak ilk Suriyeli lider olması nedeniyle önemli bir gelişme. Şara ve yönetiminin katılımcı ülkelerin konuşmaları sırasında bir miktar destek görmesi bekleniyor, ancak bu desteğe uyarılar ve bir tür koşul olarak kabul edilebilecek hususlar eşlik edecektir.

BM'nin mevcut yapısı göz önüne alındığında, İsrail'i Suriye'ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlayacak, bağlayıcı veya etkili kararlar alınmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.

Suriye, istikrara kavuşmasını engelleyen, Heyet Tahrir eş-Şam'ın (HTŞ) olumsuz etkileri de dahil olmak üzere birçok engelle karşı karşıya bulunuyor, ancak en büyük meydan okuma İsrail'in ülkeyi istikrarsızlaştırma politikası olmaya devam ediyor.

ABD, İsrail'e yönelik bu tür adımlara şüphesiz karşı çıkacak ve bunları engellemeye çalışacaktır, ancak diplomatik çözümlerin yokluğu, daha fazla şiddete ve savaşa yol açacaktır

Şara, İsrail'in 8 Aralık'tan bu yana Suriye topraklarında 1000'den fazla hava saldırısı ve 400 kara operasyonu düzenlediğini belirtti.

Washington ve New York, yılın en yoğun siyasi dönemlerinden birini yaşıyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Washington'daki Suriye Büyükelçiliği binasında ülkesinin bayrağını göndere çekti ve ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau ile görüştü. İki tarafın, Şam ile SDG arasında 10 Mart'ta varılan anlaşmanın devamı da dahil olmak üzere çeşitli konuları görüştüğü bildirildi.

Başkan Donald Trump ise Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'ı 25 Eylül'de Beyaz Saray'da ağırlayacak. Görüşmelerde, ticaret ve askeri iş birliğinin yanı sıra Suriye, Gazze ve İsrail meseleleri ele alınacak. Bu görüşmeler büyük olasılıkla zorlu ve çetrefilli olacak.

fgth
İsrail askeri araçları, Tel Aviv’in ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems beldesi yakınlarında, sınırdaki tel örgüler boyunca İsrail içine doğru ilerliyor, 17 Temmuz 2025 (AFP)

ABD'nin, İsrail'e makul bir çözümü kabul etmesi için baskı yapabilecek tek taraf olduğunu bildiği için de Erdoğan, Başkan Trump'a, Netanyahu'nun politikalarının Washington'u son derece zor bir duruma soktuğunu hatırlatacaktır. Düşmanlığı körükleyerek, radikalizm ve DEAŞ gibi örgütler için verimli bir ortam yaratarak, İsrail'in geleceğini daha güvenli değil, daha tehlikeli hale getirdiğine dikkatini çekmeye önem verecektir.

Bu aşamada, İsrail'in güvenliğini de garanti altına alan makul bir barışı kabul etmeye zorlanması gerekiyor. Bu pek olası görünmese de Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği'nin İsrail ile diplomatik ilişkilerin askıya alınması, ekonomik ve ticari ilişkilerin kesilmesi ve Filistin devletinin tanınması gibi ortak adımları, bu bağlamda en önemli baskı araçlarından birini oluşturacaktır.

ABD, İsrail'e yönelik bu tür adımlara şüphesiz karşı çıkacak ve bunları engellemeye çalışacaktır. Ancak diplomatik çözümlerin yokluğu, daha fazla şiddete ve savaşa yol açacak, ayrıca hayal kırıklığı ve umutsuzluk duygularının derinleşmesine neden olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.                    



ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor
TT

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

Tahran, ABD’nin ekonomik baskılarını reddettiğini vurgularken Washington, şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenleme seçeneğini dışlayarak yaptırımlar ve deniz ablukası üzerinden ülke üzerindeki baskıyı artırmaya yöneliyor. Bu sırada Maskat ve Tahran, Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının geçici ve güvenli şekilde yeniden sağlanması için bir yol arıyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin yeni yaptırım ve ekonomik baskılarla hiçbir şey elde edemeyeceğini söyledi. Pezeşkiyan, Washington’ın savaş sırasında da hedeflerine ulaşamadığını belirtti.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefik ülkelerdeki bazı mevkidaşlarına, Washington’ın şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenlemesini beklemediğini ve bunun yerine deniz ablukası ile yaptırımların da aralarında bulunduğu diğer baskı araçlarına odaklandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre ABD’li yetkililer, Washington’ın bu politikayı ara seçimlerin sonrasına kadar sürdürebileceğini, ancak İran’ın ilk saldırıyı gerçekleştirmesi halinde askeri saldırı seçeneğini saklı tuttuğunu söyledi.

Bu gelişme, İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi. İki taraf, boğazın mayınlardan temizlenmesi konusunda anlaşırken, geçici ortak bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını da ele aldı. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yakında açıklanabileceği konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

İsrail’de ise Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimiyle diplomatik bir anlaşmaya varılabileceği ihtimalini dışladı. Netanyahu, son Washington ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile İran’la diplomasi yoluna başvurma ihtimalini görüştüğünü, ancak bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu söyledi.


Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı
TT

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik izolasyon operasyonunu başlatarak artırdığı bir sırada, İran ve Umman dışişleri bakanları Hürmüz Boğazı üzerinden geçici bir koridor oluşturulmasına yönelik çerçeve anlaşmasını ve iki ülkenin kıyısında bulunduğu stratejik boğazın mayınlardan temizlenmesine ilişkin ortak projeyi görüştü.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada, iki bakanın aşamalı bir çerçeveyi ele aldığı belirtildi. Bu çerçevenin, Hürmüz Boğazı üzerinden ortak geçici bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesi için ortak bir projenin uygulanması konusunda anlaşmaya varılmasını içerdiği kaydedildi. Açıklamada ayrıca teknik müzakerelerin, kalıcı bir deniz geçiş koridoru ve boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla sürdürüleceği ifade edildi.

Bu gelişmelerin paralelinde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını sınırlandırmayı hedefleyen bir müzakere süreci başlatmak üzere Tahran'a yönelik diplomatik girişimini öne çıkardı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'la gerilimin daha fazla tırmanmasını önleme ve çatışmaya müzakere yoluyla çözüm bulma yollarının ele alındığı görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Tesnim haber ajansına konuşan İranlı bir kaynak ise Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'e Tahran'ın tutumunun ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin şartlarının açık biçimde iletildiğini belirtti.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası sularında bulunan tüm mayınların kaldırılması veya patlatılması talimatını verdiğini açıkladı. Trump, İran'a yeni mayın döşeyen herhangi bir gemi veya teknenin imha edileceği konusunda bilgi verildiğini söyledi.


Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
TT

Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)

Refik Huri

General Şaron, İsrail'in güvenliğinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar uzandığını söylerdi. Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanması, bölgesel ve uluslararası güçler arasında, çatışma alanının Arap dünyası olduğu nüfuz mücadelesi çerçevesinde Binyamin Netanyahu tarafından bu stratejinin uygulanmasından başka bir şey değildir. İsrail'in saldırı ile vurgulamak istediği husus, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail uçaklarının imha ettiği silahlarını kullanmasını engelledikten sonra, yeni Suriye'nin kendisine mücadele ve muharebe yeteneği kazandıracak silahlar edinmesini de engelleyeceğiydi. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'deki siyasi nüfuzunun kapsamını sınırlamayı ve askeri etkisinin genişlemesini engellemeyi de amaçlıyordu.

Suriye'de Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinde, İran Şam'dan çekilse bile etkili görünüyor. Ve elbette ABD de etkili. Onun izinden Mısır ve Suudi Arabistan gidiyor ve ABD ile İsrail onu dışlamak istese bile Fransa etkisiz kalmayı göze alamaz. Arap dünyasında bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinden daha tehlikeli bir şey daha var, o da bu nüfuzu güçlülerin bir “hakkı”ymış veya zayıfları koruyorlarmış gibi kabul etmek ve ona uyum sağlamaktır.

Lübnan, güç dengesini sağlamak ve yereldeki dengesizliği düzeltmek bahanesiyle daha fazla bölgesel ve uluslararası nüfuz talep ediyor. Güney Lübnan'da görev yapan ve 47 yıllık görev süresinin ardından Güvenlik Konseyi tarafından görevinin sona erdirilmesine karar verilen uluslararası güçlerin yokluğunda ne yapacağını bilmiyor. Oysa bu güçler, İsrail'in işgallerini ve savaşlarını, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün savaşlarını ve Suriye ile İran'ın vekalet savaşlarını engelleyemediler. Dahası Hizbullah'ın tünel ağı kurup askeri ve güvenlik altyapısını oluşturmasına da seyirci kaldılar.

Yeni Suriye, uluslararası izolasyondan aşırı açılıma, bölgesel ve uluslararası nüfuza kucak açmaya doğru aktif geçiş yaparken, halkı siyasete ortak etmek ve iç reformları garanti altına almak için ise acele etmiyor.

2003 ABD işgalinden bu yana Irak, ABD ve İran’ın nüfuz oyununun ortasında kaldı, kurtulma şansı ve bölgesel Arap ve Türk nüfuzunu çekme olasılığı çok düşük. Bu durum Libya, Sudan ve hatta öncü Arap rolünü yeniden kazanamayan Mısır için de geçerli. Küçük güçlerin üstlendiği arabuluculuk çabalarına gelince, bunlar hem ABD hem de İran tarafından isteniyor. Bölgedeki krizlerin, çatışmaların ve savaşların birbirine bağlılığı, çeşitli taraflarca çözüm ve uzlaşmaları engellemek için kullanılan bir silah haline geldi. Tahran'ın “ileri savunması” için silahlı mezhepçi ideolojik vekil güçler kurarak başlattığı, Hamaney ailesine yakın sertlik yanlısı Keyhan gazetesinin “İslam Devrimi'nin en büyük başarısı” olarak adlandırdığı arenalar birliği, aynı zamanda ABD, İsrail ve Türkiye'nin de bir projesi haline geldi. ABD, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinde elbette her yönde faaliyet gösteriyor ve Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran'ı birbirine bağlıyor. İsrail, “yedi cephe” dediği Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Akdeniz ile Kızıldeniz'de savaşıyor. Türkiye ise Suriye'den Irak, Katar, Lübnan ve Libya'ya kadar nüfuzunu genişletiyor, Kafkasya bölgesini de ihmal etmiyor, Avrupa'nın kapısını çalıyor ve NATO üyeliğine tutunuyor.

Bütün bu iç içe geçen güç mücadeleleri ve birbirine bağlı arenalar, giderek daha karmaşık krizlere ve çözümlere yol açtı. İsrail'in Lübnan işgalini sona erdirmek için ne müzakere yoluyla siyasi bir çözüm ne de savaş yoluyla askeri bir çözüm yok. Gazze ve Batı Şeria'daki durum için ne diplomasi ne de güç yoluyla bir çözüm yok. Irak'taki fraksiyonların silahı sorununa ne kabine kararının müzakere edilmesinin ne de ordu ile fraksiyonlar arasındaki çatışmaların sunabileceği kökten bir çözüm yok. Ve Suriye'de, 1967'de Golan Tepeleri’nin işgalinden sonra İsrail'in işgal ettiği topraklardan onu çıkarmak için ne çeşitli başkentlerde yapılan doğrudan müzakereler ne de savaşla varılan bir çözüm yok.

Stratejik analistlerin görüşüne göre çözüm, Başkan Dwight Eisenhower'ın yaklaşımında yatıyor: “Bir problemi çözmek için onu büyütün.” Pratik olarak bu, ya çok cepheli büyük ölçekli bir savaş ya da tüm krizlerin kapsamlı bir şekilde çözülmesi anlamına geliyor. Bu seçenek ise çok zor! Başkan Donald Trump'ın açıklamaları bir yana, ABD ne büyük ölçekli bir savaşa girmeye hazır görünüyor, ne de Çin, Rusya, Avrupa, İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan olmadan tek başına kapsamlı bir “Trump barışı” üretebilir. Ve oyun sıfır toplamlı değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD'nin İsrail'i “tampon bölgelerden” vazgeçmeye ve Kuzey Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye'den çekilmeye zorlaması için asgari şart, İran'ın İsrail'i çevreleyen ülkelerde Devrim Muhafızları'na bağlı silahlı örgütlerden vazgeçmesidir. Ne İsrail'in bununla yetineceğine ne de Tahran'ın bunu istediğine dair hiçbir işaret yok.

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik tehdidi bile, İran'ın bölgesel projesine ve silahlı vekillerine elverişli bir ortam oluşturuyor ve İran tehdidi, İsrail'in kozlarına eklediği bir koz. Hizbullah'ın silahsızlandırılması, ABD, İsrail, Arap devletleri ve Avrupa'nın talebi değil, Lübnan hükümetinin vereceği bir karar olmasına rağmen, Hizbullah'ın silahını korumaktaki ısrarı, Tel Aviv tarafından bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi İran topraklarından veya en azından İran tarafından işgal edilmesi muhtemel topraklardan çekilmesi gibi bir algı yaratılıyor.

Lübnan'ın, Amerikan desteğiyle, İsrail ile müzakerelerini ABD-İran müzakerelerinden ayırmayı başarması anlaşılabilir bir durum. Ancak gerçek şu ki, Lübnan, Gazze, Suriye, Irak ve Yemen sorunları iç içe geçmiş ve ABD ile İran arasındaki askeri ve ekonomik oyunun sonucuyla bağlantılı hale gelmiştir.

Savaşlar uzun sürer ve çözümler yavaş ilerler. Hızlı bir çatışma turu veya aceleci bir çözüm çok fazla şeyi değiştirmeyecektir.

Belki de merhum Lübnan Cumhurbaşkanı Şarl Helu'nun şu sözlerine kulak vermemiz gerekiyor: “Yarın ne olacağını bilmiyorum ama ertesi gün ne olacağını biliyorum.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.