New York toplantıları: Trump'ın Suriye'de makul bir barış sağlama fırsatı

İsrail'in daha pervasızca hareket etmesiyle bugün durum daha da tehlikeli hale geldi

Solda  sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve  ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack  (AFP)
Solda sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack (AFP)
TT

New York toplantıları: Trump'ın Suriye'de makul bir barış sağlama fırsatı

Solda  sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve  ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack  (AFP)
Solda sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack (AFP)

Ömer Önhon

İsrail, bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendirmek için çok cepheli bir savaş yürütüyor ve insan hayatından savaş kuralları, uluslararası normlar ve ortak insani değerlere kadar her şeyi tamamen hiçe sayıyor.

Netanyahu ve aşırı sağcı müttefikleri, yalnızca Hamas'ı ve Gazze'deki diğer Filistinli silahlı örgütleri ortadan kaldırmakla kalmayıp, aynı zamanda yaklaşık 2,3 milyonluk nüfusunun mümkün olduğunca çoğunu ayrılmaya zorlayarak, Gazze Şeridi'ni Filistinli sakinlerinden boşaltmak için etnik temizlik operasyonu yürütmeyi de hedefliyor.

İsrailliler, Gazze Şeridi'nin Filistinlilerden yeterince boşaltıldığına ikna olduklarında, Donald Trump'ın Gazze'yi “Ortadoğu'nun Rivierası”na dönüştürme projesini, yüz binlerce kişinin hayatının kalıntıları üzerine modern binalar ve turistik tesisler inşa ederek uygulamaya çalışacaklar.

4 Ağustos'ta Türk basınında yayınlanan bir makalede şöyle demiştim: “İsrail, Suriye'nin geleceğini etkileyecek çok önemli bir dış aktör. Suriye'nin zayıf ve parçalanmış bir halde olmasını istiyor. Yıllardır yoğun bir düşmanlık içinde olan İsrail ve Türkiye, her an çatışacakmış gibi görünse de aralarındaki doğrudan iletişim kanalları kapanmadı. Aralarındaki iletişim devam ediyor ve ABD arabulucu ve barış elçisi rolünü üstleniyor.”

Ancak İsrail'in daha pervasızca hareket etmesiyle bugün durum daha da tehlikeli hale geldi. Türkiye ile İsrail arasında dar Suriye şeridinde kazara doğrudan bir çatışma riski artık daha da olası. Uluslararası toplumun zayıf tepkisi de İsrail'i politikalarını sürdürmeye teşvik ediyor. Aynı zamanda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binyamin Netanyahu açıklamalar ile açıkça birbirlerini hedef almaya başladılar.

Türkiye, iç ve dış tehditler karşısında Şam'a gerekli tüm desteği sağlamaya hazır olduğunu defalarca yineledi. Ancak, beklendiği gibi, bunun için kullanmayı planladığı araçların niteliğini açıklamadı

Netanyahu, İsraillileri ve yurtdışındaki, özellikle de ABD'deki destekçilerini, “İsrail'e ve Yahudilere düşman radikal İslamcı bir lider” ile karşı karşıya olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bu arada, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Filistinlilere karşı soykırım uygulayan, Suriye'yi bölmeye çalışan radikal Siyonistlere karşı duran bölgesel bir lider olarak kendini sunarak Türkiye içindeki ve bölgedeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Türkiye, iç ve dış tehditler karşısında Şam'a gerekli tüm desteği sağlamaya hazır olduğunu defalarca yineledi. Ancak, beklendiği gibi, bunun için kullanmayı planladığı araçların niteliğini açıklamadı. Ancak Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın birkaç gün önce Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile görüşürken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin tutumunu yineledi.

Bu arada İsrail, Türkiye'yi artık İran kadar tehlikeli bir düşman olarak görüyor ve Türkiye'nin zayıf noktalarını hedef almak da dahil olmak üzere çeşitli yollarla Türkiye ile başa çıkmaya çalışıyor. İsrail'in, Ankara'nın Suriye'de üs kurmayı planladığı düşünülen bölgeleri bombaladığı söyleniyor. Ayrıca Türkiye karşıtı gruplar ile bağlarını güçlendiriyor ve ABD Kongresi'ni kendisine karşı kışkırtmaya çalışıyor.

bgtr
Zırhlı personel taşıyıcıları, Suriye'nin kuzeybatısında Suriye ordusunun yeni 80. Tümeni'ne ait bir yerleşkenin dışında duruyor, 3 Haziran 2025 (Reuters)

Ancak Türkiye, İsrail'in daha önce karşı karşıya geldiği diğer ülkelerden farklı. Yüzölçümü geniş ve nüfusu kalabalık bir ülke. Önemli bir savunma sanayisi, büyük ve kapsamlı muharebe deneyimine sahip bir ordusu bulunuyor. Üstelik, NATO üyesi ve bu belirleyici bir fark yaratmalı.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın BM Genel Kurulu'na katılımı, 1967'den beri bu forumda konuşma yapacak ilk Suriyeli lider olması nedeniyle önemli bir gelişme

Suriye'deki durumla ilgili olarak:

- Türkiye de dahil olmak üzere hem iç hem de dış tüm taraflar, Suriye'nin artık güçlü bir merkezi sistem tarafından yönetilemeyeceği ve yerel yönetimlere bazı yetkiler veren bir idari yapının uygulanabilir seçenek olabileceği konusunda hemfikir görünüyor. Ancak, bu idari yapının modeli ve tanımı konusunda anlaşmazlıklar devam ediyor.

- ABD, Suriye ve Ürdün yakın zamanda Amman'da bir araya geldi ve üç taraf Süveyda'da istikrarı sağlamayı amaçlayan bir yol haritası imzaladı. BM de bu yol haritasının resmi bir belge olarak kabul edilmesini talep etti.

- Dürzi lider Şeyh Hikmet el-Hicri, İsrail'in desteğiyle bu anlaşmayı tanımayı reddettiğini açıkladı. İsrail, diğer taleplerinin yanı sıra, güney Suriye'yi merkezi hükümet güçleri ve müttefiklerinden arındırılmış bir silahsız bölge haline getirmeyi hedefliyor.

- Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında görüşmeler sürüyor, ancak SDG, “haklarını korumak ve kazanımlarından taviz vermemek” konusunda ısrarcı.

- ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, SDG'yi sağduyulu davranmaya ve Şam ile bir anlaşmaya varmaya çağıran açıklamalarda bulundu. Ancak SDG, bu açıklamalara rağmen, ABD'nin DEAŞ, İran ve diğer potansiyel düşmanlar ile mücadeledeki rolü göz önüne alındığında, kendisini terk etmeyeceğine inanıyor.

- Büyükelçi Barrack, Suriye ile İsrail ve Şam ile çatışma halindeki gruplar arasında anlaşmalara varılması amacıyla mekik diplomasisini sürdürüyor.

ABD, bu anlaşmaların önümüzdeki hafta New York'ta başlaması planlanan BM Genel Kurulu sırasında imzalanmasını umuyor. Böylelikle bu anlaşmalar, Trump'ın dünya barışına yeni bir katkısı olarak sunulacak.

Suriye ile İsrail arasında New York'ta bir güvenlik anlaşması imzalanabilir. Bu arada Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Komitesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, ABD'ye gitmeye hazırlanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam ile SDG arasında bir anlaşma veya ortak açıklama yapılması muhtemel.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın BM Genel Kurulu'na katılımı, 1967'den beri bu forumda konuşma yapacak ilk Suriyeli lider olması nedeniyle önemli bir gelişme. Şara ve yönetiminin katılımcı ülkelerin konuşmaları sırasında bir miktar destek görmesi bekleniyor, ancak bu desteğe uyarılar ve bir tür koşul olarak kabul edilebilecek hususlar eşlik edecektir.

BM'nin mevcut yapısı göz önüne alındığında, İsrail'i Suriye'ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlayacak, bağlayıcı veya etkili kararlar alınmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.

Suriye, istikrara kavuşmasını engelleyen, Heyet Tahrir eş-Şam'ın (HTŞ) olumsuz etkileri de dahil olmak üzere birçok engelle karşı karşıya bulunuyor, ancak en büyük meydan okuma İsrail'in ülkeyi istikrarsızlaştırma politikası olmaya devam ediyor.

ABD, İsrail'e yönelik bu tür adımlara şüphesiz karşı çıkacak ve bunları engellemeye çalışacaktır, ancak diplomatik çözümlerin yokluğu, daha fazla şiddete ve savaşa yol açacaktır

Şara, İsrail'in 8 Aralık'tan bu yana Suriye topraklarında 1000'den fazla hava saldırısı ve 400 kara operasyonu düzenlediğini belirtti.

Washington ve New York, yılın en yoğun siyasi dönemlerinden birini yaşıyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Washington'daki Suriye Büyükelçiliği binasında ülkesinin bayrağını göndere çekti ve ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau ile görüştü. İki tarafın, Şam ile SDG arasında 10 Mart'ta varılan anlaşmanın devamı da dahil olmak üzere çeşitli konuları görüştüğü bildirildi.

Başkan Donald Trump ise Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'ı 25 Eylül'de Beyaz Saray'da ağırlayacak. Görüşmelerde, ticaret ve askeri iş birliğinin yanı sıra Suriye, Gazze ve İsrail meseleleri ele alınacak. Bu görüşmeler büyük olasılıkla zorlu ve çetrefilli olacak.

fgth
İsrail askeri araçları, Tel Aviv’in ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems beldesi yakınlarında, sınırdaki tel örgüler boyunca İsrail içine doğru ilerliyor, 17 Temmuz 2025 (AFP)

ABD'nin, İsrail'e makul bir çözümü kabul etmesi için baskı yapabilecek tek taraf olduğunu bildiği için de Erdoğan, Başkan Trump'a, Netanyahu'nun politikalarının Washington'u son derece zor bir duruma soktuğunu hatırlatacaktır. Düşmanlığı körükleyerek, radikalizm ve DEAŞ gibi örgütler için verimli bir ortam yaratarak, İsrail'in geleceğini daha güvenli değil, daha tehlikeli hale getirdiğine dikkatini çekmeye önem verecektir.

Bu aşamada, İsrail'in güvenliğini de garanti altına alan makul bir barışı kabul etmeye zorlanması gerekiyor. Bu pek olası görünmese de Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği'nin İsrail ile diplomatik ilişkilerin askıya alınması, ekonomik ve ticari ilişkilerin kesilmesi ve Filistin devletinin tanınması gibi ortak adımları, bu bağlamda en önemli baskı araçlarından birini oluşturacaktır.

ABD, İsrail'e yönelik bu tür adımlara şüphesiz karşı çıkacak ve bunları engellemeye çalışacaktır. Ancak diplomatik çözümlerin yokluğu, daha fazla şiddete ve savaşa yol açacak, ayrıca hayal kırıklığı ve umutsuzluk duygularının derinleşmesine neden olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.                    



Kim Jong Un, Şi’ye gönderdiği mesajda Çin ile ilişkileri derinleştirme sözü verdi

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)
TT

Kim Jong Un, Şi’ye gönderdiği mesajda Çin ile ilişkileri derinleştirme sözü verdi

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, bugün Çin ile ilişkileri güçlendirmeye devam edeceklerini belirterek, son dönemde Pyongyang’da Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği zirveyi “tarihi bir vesile” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Kuzey Kore resmi Merkezi Haber Ajansı’ndan (KCNA) aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 105. yıldönümü dolayısıyla Şi Cinping’e bir kutlama mesajı gönderdi ve Pekin ile ilişkilerin geliştirilmesinin Pyongyang için “sabit bir politika” olduğunu vurguladı.

Kim mesajında, “Tarihe ve sağlam temellere dayanan Kore–Çin dostluk ilişkilerinin, sosyalizmi temel alan yapısıyla birlikte sürekli geliştirilmesi, partimizin ve hükümetimizin değişmez tutumudur” ifadelerini kullandı.

Pyongyang’daki son zirvenin iki ülke arasındaki dostluk ve yoldaşlık güvenini derinleştiren “tarihi bir fırsat” olduğunu belirten Kim, iki liderin geleneksel ikili ilişkileri daha da ilerletme konusundaki “sarsılmaz iradelerini” yeniden teyit ettiğini söyledi.

Kim ayrıca, Kuzey Kore’nin Çin ile “dostluk ve iş birliği ilişkilerini” geliştirmeye hazır olduğunu ve bu ilişkilerin iki halkın “ortak serveti” olduğunu ifade etti.

Söz konusu mesaj, Şi Cinping’in nadir gerçekleşen Pyongyang ziyaretinden haftalar sonra geldi. Ziyaret sırasında iki lider, Kuzey Kore’nin Rusya ile giderek güçlenen askeri ilişkileri de dahil olmak üzere ikili bağların daha da güçlendirilmesi konusunda mutabakata varmıştı.


Trump, ara seçimler öncesi ilk Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi’nin düzenleneceğini açıkladı

Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)
Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)
TT

Trump, ara seçimler öncesi ilk Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi’nin düzenleneceğini açıkladı

Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)
Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin tarihinde ilk kez ara seçimler öncesinde ulusal kongre düzenleyeceğini açıkladı. Söz konusu adımın, seçmen katılımını artırmayı ve partinin Kongre’deki kontrolünü sürdürmesini hedeflediği belirtildi.

Trump, kongrenin 9-10 Eylül tarihlerinde Dallas kentinde gerçekleştirileceğini duyurdu.

ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler geleneksel olarak başkanlık seçim kampanyaları sırasında büyük ulusal kongreler düzenlerken, Trump’ın önerdiği bu yeni uygulama, ara seçim sürecinde seçmenlerin Temsilciler Meclisi ve Senato yarışlarına odaklanmasını amaçlıyor.

Demokratların Kongre’nin herhangi bir kanadında çoğunluğu elde etmesi durumunda, Trump’ın yasama gündemini engelleyebilecekleri ve görev süresinin son iki yılında yönetimi hakkında soruşturmalar başlatabilecekleri ifade ediliyor.


Lübnan-İsrail anlaşması için “iyimser, kötümser, makul ve tehlikeli” olmak üzere 4 senaryo

Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)
Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)
TT

Lübnan-İsrail anlaşması için “iyimser, kötümser, makul ve tehlikeli” olmak üzere 4 senaryo

Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)
Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)

Emel Şehade

ABD, Lübnan cephesinde yatıştırma anlaşmasını duyurmayı henüz bitirmişti ki İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Beyrut-Tel Aviv çerçeve anlaşmasının kuzey cephesindeki gerilimi yumuşatacağını bekleyen İsrailliler arasında hemen kaygıya yol açan tehditler savurdu.

Katz ve ondan önce İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İran'ın İsrail'e saldırısının her an beklenir hale geldiğine dair güvenlik değerlendirmeleri olduğunu öne sürdü. Bu değerlendirmeler, Binyamin Netanyahu hükümetinin acil ve hızlı bir toplantı yapmaya itti. Toplantıda çeşitli kararlar alındı, düzenlemelere gidildi. Bunların başında farklı bölgelerde savaş kaynaklı olağanüstü halin bir buçuk ay daha uzatılması geliyordu.

Toplantıya katılanlara göre bu karar, yetkililere vatandaşları güvenli alanlardan uzaklaşmaktan alıkoymak ya da toplanma yasakları ve her ne kadar bu kurumların büyük çoğunluğu yaz tatiline girmiş olsa da eğitim kurumlarına yönelik kısıtlamalar uygulamak dahil her türlü acil tedbiri alma yetkisi tanıdı.

Katz bu kez önceki basın toplantılarından ve açıklamalarından farklı olarak kameralardan uzaktı. Az sayıda muhabire yayını yasak gizli bilgiler aktardı. Bununla birlikte bazı muhabirler aracılığıyla İsrail'in her türlü İran saldırısına hazır olduğunu söyleyerek "Yarın İran'la savaşta olabiliriz. İsrail'e füze fırlatırlarsa güçlü biçimde karşılık vereceğiz” mesajı verdi.

Katz tehditlerini şu sözlerle sürdürdü:

"İran'ın İsrail'e ateş açmasını kabul edeceğimiz bir denklem yok. Bunu ABD’lilere de açıkça ilettik. İsrail ordusu buna hazır ve teyakkuz halinde. Hedefler belirlenmiş. Başkan Donald Trump'ın yürüttüğü sürecin önünü tıkamak istemiyoruz. Ancak ne Lübnan'da ne de İran'da kendimizi savunmada taviz vermeyiz.”

Lübnan'daki sahadaki tabloya ve İsrail ordusunun planladıklarına bakıldığında ise İsrail'in Trump'ın bölgede barışı ve neredeyse üç yılını doldurmak üzere olan savaşı sona erdirme sürecini açıkça engellediği görülüyor.

‘Dahiye karşılığında kuzey kasabaları’ denkleminin yeniden tehdit olarak öne sürülmesi, İsrail'deki çeşitli kesimler için başlı başına bir engel niteliği taşıyor. Hatta, önümüzdeki seçim kampanyasına hazırlanan Likud Partisi içinde bile bu politikaya karşı çıkan sesler artmaya başladı. Netanyahu, partisi içinde önceki dönemlerde karşılaşmadığı bir muhalefetle karşı karşıya. Bununla birlikte birden fazla kamuoyu araştırmacısının aktardığına göre genel anketler, Netanyahu'nun Lübnan'a yönelik tehditlerinin ardından Likud Partisi’ne desteğin arttığını gösteriyor.

Lübnan ‘bataklığına’ dair uyarılara karşın Katz, "İsrail bataklığa gitmiyor. Herhangi bir sorunun bedeli bizim tarafımızdan değil, karşı tarafça ödenir. Zorluklar var ve sürtüşmeler olacak" dedi.

Öte yandan ABD Ordusu Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Brad Cooper ile görüşen Katz, İsrail'in Lübnan'daki güvenlik kuşağından, Suriye'den ya da Gazze'den çekilmeyi düşünmediğini vurguladı.

Pek çok kesim Lübnan'daki gerilimin tırmandığını düşünüyor. Bu kesimlere göre tablonun 7 Ekim 2023 öncesine dönmesi artık mümkün değil. İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde konuşlu askerlere yeni talimatlar verdiğinin ortaya çıkması da bu değerlendirmeyi destekler nitelikte. Bu talimatlara göre askerler, bulundukları konuma yaklaşan ve güvenlikleri için tehdit olarak nitelendirdikleri herkese derhal ateş açma yetkisine sahip.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Lübnan'da uzun süre kalma kararlılığı çerçevesinde İsrail askeri komuta kademesinin ‘hayır’ listesi genişledi. Buna göre ‘Hizbullah'ın silahsızlandırılması değil, zayıflatılması sağlanmadan güvenlik kuşağından çekilmeye ‘hayır’, Lübnan ordusu ve hükümeti anlaşmanın uygulandığını kanıtlamadan deneme bölgelerinin ikinci aşamasına geçilmesine ‘hayır’, bu aşamada Lübnan’ın güney sakinlerinin evlerine dönüşüne izin verilmesine ‘hayır’, İran ve Hizbullah'tan beklenen güvenlik tırmanması gözetilerek bölgede konuşlu asker sayısının azaltılmasına ‘hayır’, anlaşmada orduyu uygulamaya zorlayana bağlayıcı bir takvim bulunmadığından elverişli koşullar şekillenene kadar deneme bölgelerinden henüz çekilmeye ‘hayır’.

Tüm bu ‘beş hayır’ın karşısında, anlaşmanın ihlalinin sorumluluğunu Lübnan hükümetine ve Lübnan ordusunun görevini anlaşma çerçevesinde yerine getirmemesine yüklemeyi de kapsayan güvenlik tavsiyeleri karar alıcılara sunuldu. Tüm bunlar Lübnan cephesini tırmanan bir konumda tutuyor. Hatta bazı güvenlik isimleri, İsrail'in ateşkes ihlali saydığı durumlar için Lübnan devletini de kapsayan pratik bir uygulama formülü oluşturulmasının zorunlu olduğunu savunuyor.

Geniş çaplı karşılık

İsrail ordusunda Gazze Tümeni muharebe direktörü dahil çeşitli görevler üstlenmiş Yedek Albay Oren Salmon, karar alıcılara küçük de olsa her ihlale belirli bir uygulama çerçevesiyle karşılık verilmesini tavsiye etti. Salmon, "Yerel değil geniş çaplı karşılık verilmeli ve saldırıyı gerçekleştirenlere ağır bedel ödetilmeli" dedi.

Salmon, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Lübnan anlaşmasının iyi niyetle ve ortak çıkarları ilerletmek amacıyla yapıldığı açıkça belirtilmeli. Ancak ihlaller yaşanırsa İsrail'in Litani Nehri’ni kendi hattı olarak ilan ettiği ve buradan başlatılacak her türlü müzakereye anında ateşle ya da tehdit oluşturan her unsura karşılık verileceği stratejik bir fırsat yaratılmalı. En önemlisi ise Lübnan hükümetinin anlaşmanın ihlalinden sorumlu tutulması. Çünkü Lübnan, ihlal edilen anlaşmanın tarafı.”

İsrail hava savunma sisteminin eski komutanı Yedek Tuğgeneral Ilan Biton ise "Lübnan'daki çözüm yalnızca Hizbullah'la sınırlı değil. Dolayısıyla İsrail hem operasyonlarını sürdürmeli hem de Lübnan devleti üzerindeki baskısını artırmalı" görüşünü paylaştı.

Biton şöyle devam etti:

"Lübnan anlaşmayı imzaladı. Bu da bugün bu anlaşmayı uygulamakla yükümlü olduğu anlamına geliyor. Çoğumuz ‘Sonunda Hizbullah'ın tüm silahları sökülebilecek mi?’ diye soruyor. Elbette bu olasılık çok düşük. Bu yüzden silahsızlandırmaya ulaşmak istiyorsak İsrail ordusunun aktif biçimde çalışması ve Lübnan'ı bu sürece dahil etmesi şart. Bu son derece önemli."

Öne sürülen senaryolar

Savunma sisteminin eski başkanı Zvika Hayimovich dört senaryo ortaya koydu. Bunların ilki iyimser olan senaryo. Buna göre ‘ilkeler anlaşması kalıcı hale gelir, Lübnan hükümeti ve ordusu görevlerini başarıyla yerine getirir ve makul bir süre içinde (birkaç ay ya da yıl) Hizbullah'ı silahsızlandırırsa bu da İsrail ordusunun uluslararası sınırlara çekilmesini beraberinde getirir.’

Hayimovich kötümser senaryoyu ise ‘sahadaki gelişmeler kalıcı sürtüşmeye yol açar. Zaman boyutu her türlü Lübnan girişimini sekteye uğratan bir etken haline gelir; belirlenen alanlardaki deneme projesi sürünerek ilerler ve ivme kazanamaz’ şeklinde tanımladı.

Hayimovich üçüncü senaryoyu ‘makul senaryo’ olarak nitelenirdi ve ‘İsrail ve Lübnan hükümetleri kalıcı bir anlaşmaya doğru ilerler ve güvenlik bölgesini koruyarak güney Lübnan'da Hizbullah'a karşı koordineli operasyonlarda işbirliği yapar. İsrail'in çekilmesi, operasyonel bir zorunluluktan ya da sahadaki yeni bir gerçeklikten değil, yalnızca uluslararası baskı adımıyla gerçekleşir’ şeklinde tanımladı.

Son olarak ‘tehlikeli senaryoyu’ ise ‘durum, İran gözetimindeki Hizbullah nedeniyle bozulur ve Lübnan'ı şiddetli bir çatışmaya, hatta iç savaşa sürükler; bu durum devleti İsrail'in güvenliğini doğrudan etkileyen bir kargaşanın içine çeker’ diye özetledi.

Hayimovich’e göre ilkeler anlaşmasının hangi yönde gelişeceğini öngörmek için henüz çok erken olsa da İsrail, değişimleri kavrayıp tespit edebilmek için süreci yakından izlemeli, kontrolü kaybetmekten kaçınmalı ve Lübnan hükümetiyle fırsatı en iyi biçimde değerlendirmelidir.

Bağımsız kararlar için bir fırsat

Birden fazla İsrailli yetkilinin İran ve Lübnan'a yönelik tehditlerine karşın güvenlik servisleri, ABD'ye bağımlılıktan ortaklığa geçiş ve ‘Amerikan askeri yardımı çağına son verme’ olarak nitelendirdikleri dönemi kapatmayı hedef olarak önlerine koymuş durumda. Askeri hedef ise Lübnan'ın işgalinin sürdürülmesi ve güvenlik kuşağının korunmasının yanı sıra Tel Aviv'in Orta Doğu ülkeleri karşısında ‘saldırı ve savunmada askeri denge’ sağlama çabası ve bu, Donald Trump ABD başkanlığında kaldığı sürece elde tutulması arzu edilen bir kazanım.

Mavi ve beyaz renkleri İsrail'de yerel sanayi için kullanılan ve İsrail bayrağının renklerini yansıtan bir kavramdır. Yisrael Katz'ın sunduğu ve talimatlarını verdiği bu plan, İsrail genelinde farklı türde cephane üretim hatları gibi yerel üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor ve bu hatlar giderek yükselen bir üretim kapasitesiyle çalışıyor.

Planı hayata geçirmek üzere uzman bir ekibin başına Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Yedek Tuğgeneral Amir Baram getirildi. Baram, gelecekte Genelkurmay Başkanlığı için adı geçen önemli isimlerden biri. Baram, ilişkiler çerçevesini yeniden tanımlama hedefiyle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ekibi ve İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile yakın koordinasyon içinde çalışacak.

Planı bilen güvenlik çevrelerine göre bu adımın, daha yüksek yerel üretim maliyetlerini karşılanması gerekiyor ve dolayısıyla İsrail’in güvenlik bütçesi üzerinde etkisi olması bekleniyor. Bununla birlikte uzun vadede bu adım, İsrail'e daha geniş bir operasyonel serbestlik tanıyacak. Zira yerli üretim, ABD'nin silah kullanımına getirdiği siyasi kısıtlamaları aşmanın önünü açıyor.

Güvenlik yetkilileri, oluşmakta olan politikaya göre İsrail'in çeşitli silah sistemleri ve mühimmat ile henüz kamuoyuna açıklanmamış ya da daha önce gündemde yer almayan işbirlikleri de dahil olmak üzere teknolojik kapasitelerin satın alınmasını talep etmeyi planladığını belirtti.

Sonuç olarak İsrail, bu plan çerçevesinde bir güvenlik yetkilisinin ifadesiyle bölgedeki ülkelerle ‘dengeyi kırma’ ve çeşitli bölge orduları ve devletleri karşısında göreli askeri üstünlüğü güvence altına alma hedefine ulaşmayı bekliyor.