Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlar, güven inşa etmenin ve çözümü kolaylaştıracak yasaların oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
TT

Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)

Terör örgütü PKK’nın silahsızlandırılması için yasal zemin hazırlamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, eylül ayı sonu için belirlenen zaman dilimi içinde çalışmalarını tamamlamak üzere. Ancak, bu adımı gerçekleştirmek için uygulanabilir bir model arayışı hâlâ devam ediyor.

Komisyon başkanlığını da yürüten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a göre, 5 Ağustos'ta kurulan ve her partinin TBMM’de sahip olduğu sandalye sayısına göre parlamentodaki 51 üyeden oluşan komisyonun ana görevi, silahsızlanma sürecini denetlemek ve izlemek.

TBMM, 1 Ekim'de yaz tatilinden dönerek yeni yasama dönemine başlayacak. Komisyonun bu tarihe kadar, öncelikle PKK'nın silahsızlandırılmasıyla ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması, silahların teslim edilmesi veya imha edilmesi yöntemleri, suçlara karışmamış üyelerin geri dönüşünün organize edilmesi ve PKK liderlerinin Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağı'ndan ayrıldıktan sonra nereye gidecekleri ile ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması bekleniyor.

Ancak, yeni yasama döneminin açılmasına sadece birkaç gün kala, Türkiye'nin PKK'yı dağıtmak, devre dışı bırakmak ve silahsızlandırmak için izleyeceği model konusunda tartışmalar devam ediyor. Silahsızlandırmanın hangi yasalara dayandırılacağı ve iki adımdan hangisinin önce atılacağı konusunda devletin vizyonu ile Kürtlerin vizyonu arasında hâlâ önemli bir uçurum var.

Şarku'l Avsat, komisyonun çalışmalarını çevreleyen atmosferi, her iki tarafın görüşlerini ve akademisyenlerin ve hukuk uzmanlarının, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan ‘barış sürecinin’ nasıl ilerlediğine dair görüşlerini takip ediyor. Abdullah Öcalan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) oluşan Cumhur İttifakı'nın başlattığı ‘Terörsüz Türkiye’ girişimi üzerine 27 Şubat'ta PKK’yı feshetme ve silahsızlandırma çağrısı yapmıştı.

Özel bir model arayışı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun görevinin, ulusu temsilen PKK'nın silahsızlandırılmasını denetlemek ve sosyal uyumu sağlarken gerekli yasal düzenlemeleri uygulamak için gerekli adımları atmak olduğunu yineledi.

Komisyonun Latin Amerika'dan Asya'ya, Afrika'dan Avrupa'ya kadar farklı bölgelerdeki çatışma çözümü modellerini incelediğini söyleyen Kurtulmuş, “Şu anda aradığımız şey, barış müzakerelerini ve çatışma çözümüyle ilgili atılan adımları ayrıntılı bir şekilde analiz ederek bir Türk modeli sunmak. Ancak yaptığımız şeyin, Türkiye'yi barışın sağlanması konusunda küresel literatüre yerleştiren ve adını demokrasi tarihine kaydeden benzersiz ve başarılı bir model sunmak olduğunu da biliyoruz” ifadelerini kullandı.

6u7
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, PKK'nın silahsızlandırılmasına ilişkin parlamento komisyonu toplantısının açılışında konuşuyor. (TBMM’nin internet sitesi)

Kurtulmuş, geçtiğimiz çarşamba günü komisyonun onuncu toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, “En önemli konulardan biri, terör örgütü PKK'nın derhal tam silahsızlanma ilan etmesi ve tüm üyelerinin İmralı'nın çağrısına yanıt vermesidir. Bu, Türkiye'nin gerekli adımları atması için yolu açacak ve güven verecektir” dedi.

Toplantıda komisyon, Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler hükümeti arasında 40 yıldır süren ve 27 Mart 2014'te kapsamlı bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona eren çatışmanın çözümü için uygulanan modeli inceledi. (Söz konusu anlaşma uyarınca Moro İslami Kurtuluş Cephesi, hükümetle mutabık kalınan şekilde silahlarını üçüncü bir tarafa teslim etmişti.) Komisyon ayrıca, Filipinler'deki çatışmanın sona ermesinde arabulucu olarak görev yapan eski Türk büyükelçileri Fatih Ulusoy ve Hüseyin Oruç'u dinledi.

Türk yetkililer daha önce, dünya çapında terörist ve silahlı örgütlerin tasfiyesi için geliştirilen modeller üzerine yaptıkları bir çalışma sonucunda, Türkiye'nin PKK’yı silahsızlandırmak için kendi modelini geliştireceğini doğrulamıştı. Söz konusu gelişme, Irak'ın kuzeyinde bulunan Kandil Dağı'ndaki PKK liderlerinin, Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı PKK’yı feshetme ve silah bırakma çağrısına yanıt vermelerinin ardından geldi.

yu
Diyarbakır'daki Kürt aileler, PKK tarafından kaçırılan çocuklarının akıbeti hakkında bilgi talep etmek için her hafta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) il binası önünde toplanıyor. (AFP)

Komisyonun tartışmaları ve Kurtulmuş'un açıklamaları hakkında yorum yapan, Türkiye'deki Kürt meselesini analiz eden yazar Alpaslan Özerdem, Türkiye'nin kendi başına çatışmayı çözmek ve küresel barış literatürüne benzersiz bir model sunmak için tarihi bir fırsat yakaladığını söyledi. Özerdem, “Bu model, Türkiye'nin kültürel zenginliğinden yararlanırken, demokrasi ve insan hakları konusunda uluslararası standartlara uygunluğu da korumalıdır” dedi.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Özerdem, Türkiye'nin benzersiz barış modelinin sadece bir slogan değil, evrensel barış değerlerini Türkiye'nin sosyal, kültürel ve tarihsel dinamikleriyle harmanlayan kapsamlı ve sürdürülebilir bir yaklaşım vizyonu olması gerektiğini söyledi. Özerdem, “Silahların susmasından sonra öngördüğümüz gelecek, bu modelin başarısını belirleyecek” diye konuştu.

Küresel barış çabalarının çoğunlukla Batı odaklı yaklaşımları izlediğini ve yerel dinamikleri göz ardı eden modellerin genellikle başarısız olduğunu belirten Özerdem, “Bu nedenle, Türkiye kendi modelini geliştirirken, barışın insanların günlük yaşamındaki anlamını dikkate almalıdır. Çatışmayı sona erdirmek, sadece bir ‘proje’ olmaktan öte, masadaki müzakerelerle sınırlı kalmayıp toplumun kalbine nüfuz eden bir ‘günlük barış’ vizyonuna dönüşmelidir” ifadelerini kullandı.

Özerdem sözlerini şöyle sürdürdü: “Barış süreçlerinin, ‘müzakere, güven artırıcı önlemler, silahsızlanma, adalet mekanizmaları ve sosyal uzlaşma’ gibi evrensel standartları vardır. Ancak bu ilkeler tek başına yeterli değildir. Barış sonrası için somut bir vizyon ve yol haritası geliştirmek gerekir. Çünkü toplumsal beklentilerin karşılanmadığı, şikayetlerin ele alınmadığı ve kurumların güçlendirilmediği bir ortamda çatışma dinamikleri kolaylıkla geri dönebilir.”

Derin anlaşmazlık

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin olarak, neyin önce gelmesi gerektiği konusunda derin bir anlaşmazlık var: Silahsızlanma mı, yoksa bu süreci düzenleyen ve teşvik eden, tamamlanmasını sağlayan, silahlarını teslim edenlere garantiler veren, siyasi tutukluların durumunu ele alan ve Kürtlerin demokratik haklarını garanti altına alan yasalar mı?

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, terörden arındırılmış bir Türkiye’ye geçiş için Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının üç aşamada yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Bu aşamalar şunlar: Dinleme faaliyeti yapmak, geçiş süreci hukukuna ilişkin bir hukuk politikası önermek ve demokrasiyi ilerletmeye ilişkin bir perspektif oluşturmak.

Geçtiğimiz pazar günü X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda Uçum, yasaların önerilmesiyle ilgili ikinci aşamayı, nihai silahsızlanmanın pratik olarak teyit edilmesine bağladı. Uçum, komisyonun, 2013 yılının kasım ayında hazırlanan TBMM Araştırma Komisyonu raporu ve Akil İnsanlar Heyeti tarafından hazırlanan raporlar da dahil olmak üzere, önceki deneyimleri ve çözüm sürecini (2013-2015) dikkate alabileceğini belirtti.

Diyarbakır Barosu'nun eski başkanı Mehmet Emin Aktar, Uçum'un ‘PKK'nın yasal düzenleme süreci başlamadan önce silahsızlanması gerektiğini’ öne sürdüğü açıklamasına yanıt verdi. Aktar şu soruları sordu: “Önce silahların teslim edilmesi gerektiğini, ardından yasaları değiştireceklerini söylüyorlar. Silahlarını nerede teslim edecekler? Silahlarını teslim edenlere ne olacak? Alınarak hapse mi atılacaklar?”

gty
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, 27 Şubat'ta İmralı'daki hapishane hücresinden PKK’nın feshedilmesi ve silahların teslim edilmesi çağrısında bulundu. (EPA)

Aktar, “Barış süreci ancak yeni yasaların çıkarılmasıyla başarıya ulaşabilir. Önce yasa çıkarılmalı, sonra silahlar teslim edilmelidir” diyerek, devletin bu konuyu ‘terörizm’ olarak tanımladığını ve öncelikli hedefinin PKK'yı silahsızlandırmak olduğunu belirtti.

Aktar sözlerine şöyle devam etti: “Başından beri Kürtler ve devlet bu süreci farklı şekilde tanımladı. Kürtler genellikle bu süreçte bir çözüme ulaşılmasını umarken, devlet bunu farklı bir şekilde görüyor. İktidardaki AK Parti yetkilileri, meselenin sadece PKK'nın silahsızlandırılması ve ortadan kaldırılması olduğunu söylüyor.”

Kürtlerin talepleri

Mehmet Emin Aktar, yasal garantiler sağlanması ve silahlarını teslim edenlerin cezalandırılmasını veya soruşturulmasını yasaklayan bir yasa çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, böyle bir yasa olmadan toplumda umut ve güvenin olamayacağını savundu.

Aktar, silahlı eylemlere katılanlar için, 5 ila 10 yıl yurtdışında kalan ve herhangi bir suç işlemeyenlerin davalarının düşürülebileceğini ifade etti.

Aktar, kardeşlik ruhu içinde siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş ve diğer tutuklu milletvekilleri ve siyasetçilerin serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının uygulanabileceğini söyledi.

jukı
PKK mensupları, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını yaktı. (AFP)

Aktar ifadelerini şöyle sürdürdü: “Kürt toplumu, devletin bugüne kadar somut bir adım atmadığına inanıyor ve Türkiye'de terörizmin tanımı o kadar muğlak ki, tarif etmek bile zor. Halay bile terörizm eylemi olarak kabul edilebilir, cenazeye katılmak, taziye ziyaretinde bulunmak veya sosyal medyada paylaşım yapmak da öyle. Bunların hepsi terör kategorisine girebilir. Kürtler ne derse desin, ne yaparsa yapsın, devlet onları terörle suçluyor. Bu nedenle, öncelikle bu zihniyet ortadan kaldırılmalı ve yasalar netleştirilmelidir.”

Anayasa ve Kürtçe

AK Parti'nin Cumhur İttifakı'ndaki ana ortağı olan MHP'nin anayasanın ilk dört maddesinin korunmasında ısrarcı olmasıyla ilgili olarak Aktar, bu maddeleri değiştirmeden Kürtlere haklarını vermek için birçok önemli reform yapılabileceğine inandığını belirtti.

Aktar, bu maddelerde “Ülkenin resmi dili Türkçe'dir” diye belirtilmesine rağmen “Eğitim dili her zaman Türkçe'dir” diye belirtilmediğini, bu nedenle Kürtçe'nin eğitim dili haline getirilebileceğini açıkladı. Aktar ayrıca, yerel yönetimlerin yetkilerinin de artırılabileceğini ifade etti.

bh
PKK ile çatışmalarda ölenlerin anneleriyle yapılan bir oturumda, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, annelerin Kürtçe konuşmaktan kaçınmalarını istedi. (TBMM’nin internet sitesi)

Aktar, “TBMM Başkanı, çözüm önerileri sunmaktan sorumlu olan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında PKK ile çatışmalarda ölenlerin annelerinin ana dillerinde konuşmalarını engellediğine göre, Kürt sorununa demokratik bir çözüm bulunması ve barış ve dayanışmanın sağlanması hakkında nasıl konuşabiliriz?” diye sordu.

Hükümet, meclis, siyasi partiler ve Öcalan arasındaki iletişimi yürüten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı, Kürtlerin statüsünün tanınması ve bu statünün anayasa ve diğer yasaların tüm yönlerinde güvence altına alınması gerektiğini ve komisyonun bu konuda toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini dinlemesi gerektiğini vurguladı.

Partisinin, Kürtçe'nin statüsünün iyileştirilmesi ve anadillerinde eğitim verilmesi taleplerini görüşmek üzere Diyarbakır'da dil alanında faaliyet gösteren 43 kurumun temsilcileriyle toplantılar düzenlediğini belirten Turhallı, partinin meclis komisyonundaki temsilcilerinin önerilerini meclise sunacaklarını kaydetti.

Turhallı, Türkiye'de en az 25 milyon Kürt olduğunu, ancak ne yazık ki bu insanların dil kullanımı veya kendi kültürleri içinde yaşama özgürlüğü açısından herhangi bir yasal statüye sahip olmadıklarını ve ifade özgürlüğünden mahrum olduklarını söyledi.

Turhallı, “Dilin statüsü Kürtlerin statüsüdür. Şayet dile ve kültüre bir statü tanınıyorsa, bu aynı zamanda milletin de statüsüdür... Tabii ki öncelikli hedefimiz Kürtlerin statüsünü tanımak ve anayasa başta olmak üzere diğer tüm yasalarda bu statüyü güvence altına almaktır” ifadelerini kullandı.

Farklı bir aşama

Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise şu anda 2013'teki barış sürecinden farklı bir aşamada olduğumuzu, Ortadoğu'da yeni bir stratejik durum ve manzara oluşmakta olduğunu ve sorunun Türkiye içinde alınan önlemlerle çözülemeyeceğini düşünüyor. Çünkü Kaynak’a göre bu sorunun diplomatik, askeri ve ekonomik boyutları var ve çok yönlü bir değerlendirme yapılması gerekiyor.

Kaynak, bu sorunun ‘Kürt sorunu’ olarak tanımlanmaması gerektiğini, çünkü Türkiye'de demokrasi veya hakların sadece Kürtlere tanınamayacağını açıkladı. Kaynak, “Hiçbir Kürt, sadece Kürt olduğu için, ya da bir Alevi, sadece Alevi olduğu için bir hakka sahip olamaz. Aksine, hepsine sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları için tam hakları tanınmalıdır” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye'nin her yerinde tüm vatandaşlar için demokrasi ve insan hakları talep etmeliyiz… Barış istiyorsak, tüm bölgede barış aramalıyız.”

Akademisyen Esra Çuhadar, yazar Alpaslan Özerdem'e katılarak, güvenin tesis edilmesinin hayati önemini vurguladı ve barış süreçlerinin başarısını sağlayan en önemli faktörlerden birinin sosyal memnuniyet yaratma becerisi olduğunu belirtti. Çuhadar, Türkiye'de şu anda devam eden sürece toplum aktörlerinin katılımının, sürecin meşruiyetini sağlamak ve onu baltalamaya çalışanların etkisini sınırlamak için son derece önemli olduğunu bildirdi.

regt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, PKK'nın silahsızlandırılması için uygulanabilecek model hakkında akademisyenlerin görüşlerini dinledi. (TBMM’nin resmi X hesabı)

Komisyon toplantılarına katılan Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, barışın siyasi hesaplamaları ve mevcut politikaları aşan bir bakış açısının geliştirilmesini gerektirdiğini ve güçlü ve kararlı bir siyasi iradenin son derece önemli olduğunu savundu.

Veznedaroğlu, her türlü ayrımcılığı önlemeye yönelik bir protokolün onaylanabileceğini ve bu protokolün ayrımcılığa ve marjinalleşmeye yol açabilecek hükümlerin yürürlükten kaldırılması için bir araç olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

uık
Yüzlerce kişi, 27 Şubat'ta Abdullah Öcalan'ın PKK’nın feshine yönelik çağrısını izlemek için Diyarbakır'da bir meydanda toplandı. (AFP)

Hukukçu Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, çatışmanın ve can kaybının sona erdirilmesinin barış sürecinin ilk adımı olduğunu ve bu süreçte güvenliğin öncelikli olması gerektiğini söyledi. Ancak Çelik, bununla yetinilmemesi gerektiğini vurguladı. Çelik, “PKK üyelerinin geri dönüş hakkı güvence altına alınmalı, toplumsal yapı ve farklı gruplar arasındaki ilişkiler iyileştirilmeli ve barışın toplum ve direniş grupları için olası faydaları netleştirilmelidir” dedi.

2013'teki barış sürecinde oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti'ne benzer bir girişim başlatılmasını öneren Çelik, silahlarını bırakanların güvenliğini ve emniyetini garanti altına almak ve toplumdaki yerlerini sağlamak gerektiğini vurguladı. Çelik, bir taraf güven inşa etmek için adım attığında, diğer tarafın da buna karşılık vermesi gerektiğini, çünkü güvenin bu süreçte inşa edildiğini söyledi.

Güven inşa etmek

PKK sorununu çözmek ve silahsızlandırmak için bir model geliştirilmesi konulu oturuma katılan akademisyen Vahap Coşkun, güven artırıcı önlemler yoluyla taraflar arasındaki güvenin güçlendirilmesi ve çözümün sadece bir tarafa fayda sağladığı algısının önlenmesi gerektiğini vurguladı. Coşkun’a göre bu, çözümün bir tarafın zararına diğer tarafın yararına olacağı algısını önleyecek ve hassasiyetleri dikkate alan yapıcı ve kararlı bir dil kullanarak çözümün herkesin yararına olacağı vizyonunu teşvik edecektir.

Coşkun, komisyonun ana görevlerinden birinin, silahları tamamen ortadan kaldıracak bir yasa tasarısı hazırlamak olması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Söz konusu taslak, PKK üyelerinin silahsızlanmasını sağlayacak, toplumsal hayata dönüşlerini teşvik edecek, kamu düzenini dikkate alacak, toplumda adalet duygusu yaratacak ve mekanizmalar oluşturarak mağdurların haklarını koruyacak şekilde hazırlanmalıdır” dedi.

ıo9
Silahlarını bırakan PKK militanlarının akıbeti halen bilinmiyor. İnsan hakları aktivistleri, suçlara karışmamış olanlara geri dönüş hakkı tanıyan bir yasa çıkarılması çağrısında bulunuyor. (AP)

Vahap Coşkun, PKK ile ilgili soruşturma ve kovuşturmaların durdurulması gerektiğini ve sosyal entegrasyonu hızlandırmak için eğitim, sağlık, mesleki eğitim, psikolojik ve sosyal destek, barınma ve gelir desteği gibi programların uygulanması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Örgütün kadın, çocuk ve hasta üyeleri için özel önlemler alınmalı, yasa süresiz değil sınırlı bir süre için uygulanmalı ve uygulanması izlenip denetlenmelidir. Bağımsız bir soruşturma komisyonu oluşturulabilir” ifadelerini kullandı.

Coşkun, yasa tasarısının dört kategoriyi kapsayabileceğini belirtti: yargılanmamış veya soruşturulmamış PKK üyeleri, PKK ile ilgili davalarda hüküm giymiş olanlar, davalarda hapis cezasına çarptırılmış olanlar ve PKK ile ilgili davalar nedeniyle yurtdışında ikamet edenler.

Coşkun ayrıca, Cumhurbaşkanı'na siyaset, hukuk, sosyal ekonomi, psikoloji, kültür, insan hakları, güvenlik, silahsızlanma ve ilgili konularda gerekli önlemleri almak için genel yetkiler verilebileceğini belirtti.

Coşkun, 2013 yılında önceki barış süreci sırasında hazırlanan ve Cumhurbaşkanı’na bu yetkileri veren bir madde içeren Terörizmin Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a işaret etti.



Herzog Park hamlesi, İrlanda ve İsrail'den tepki gördü

Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)
Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)
TT

Herzog Park hamlesi, İrlanda ve İsrail'den tepki gördü

Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)
Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)

Dublin Belediye Meclisi'nin Herzog Park'ın adını değiştirmek için hamle yapması, hem İsrail'den hem de İrlanda'dan tepki topladı. 

İrlanda'nın başkentinin yerel yöneticileri, pazartesi günü yayımladıkları açıklamada İsrail'in 6. devlet başkanı Haim Herzog'un adını 1995'ten beri taşıyan parkın isminin değişmesi için harekete geçildiğini belirtti.

63 üyeli belediye meclisinin bu tasarıyı pazartesi oylaması bekleniyor. Parkın yeni adıysa henüz belirlenmedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Belfast'ta doğup Dublin'de büyüyen babasının adının parktan silinmesi ihtimaline tepki gösterdi. 

Dün yapılan açıklamada parkın isminin değiştirilerek "Özgür Filistin" yapılmasının düşünüldüğü vurgulanarak bu girişimin "utanç verici bir hamle" olduğu savunuldu. 

İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee de "Bu ad değişikliği gerçekleşmemeli. Dublin Belediye Meclisi üyelerine bu tasarının aleyhinde oy vermeleri için sesleniyorum" ifadesini kullandı.

McEntee yaklaşık 3 bin Yahudi'nin yaşadığı İrlanda'nın hükümetinin, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki politikalarına açıkça karşı çıktığını hatırlattı.  

39 yaşındaki siyasetçi, parkın adının değiştirilmesinin ülkenin kapsayıcılığını yansıtmadığını savundu. 

1983-1993'te devlet başkanlığı yapan Haim Herzog, 1997'de yaşamını yitirmişti. Oğluyla aynı adı taşıyan babası, İrlanda'nın ilk baş hahamıydı.

Mevcut Baş Haham Yoni Wieder, ad değişikliğinin ülkedeki Yahudilerin tarihini silmek anlamına geleceğini öne sürdü. 

İrlanda Yahudi Temsilci Konseyi (Jewish Representative Council of Ireland/JRCI) Başkanı Maurice Cohen de "Toplumumuz bunu iğrenç bir antisemitizm eylemi olarak algılıyor" dedi. 

Gazze savaşından beri yapılan anketler İrlanda'da Filistin'e yönelik desteğin güçlü olduğunu gösteriyor. 

Aralık 2024'te İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İrlanda'nın "aşırı İsrail karşıtı politikalar" izlediğini öne sürerek Dublin Büyükelçiliği'ni kapatma emri vermişti.

Saar cumartesi sosyal medyadan yaptığı açıklamada da "Dublin, dünyadaki Yahudi düşmanlığının merkezi oldu" ifadesini kullandı. 

Independent Türkçe, Newsweek, RTÉ, Times of Israel, AFP


Papa Türkiye'de: Doğu Ortodoks Kilisesi ile ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan ilk yurt dışı gezisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)
TT

Papa Türkiye'de: Doğu Ortodoks Kilisesi ile ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan ilk yurt dışı gezisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)

Ömer Önhon

Papa 14. Leo'nun iki aşamalı gezisinin ilk durağını Türkiye, ikinci durağını ise Lübnan oluşturuyor. Ziyaret, yüzyıllara yayılan tarihi, dini bir bağlamda gerçekleşmesi ve açık siyasi ve sembolik boyutlar taşıması nedeniyle önem taşıyor.

Vatikan’ın resmi haber portalı, ziyarette kullanılan sembollerin ayrıntılarını ve anlamlarını, ziyaretin Doğu ile Batı arasındaki kardeşliği ve diyaloğu güçlendirme çağrısının sembolü olarak Boğaziçi Köprüsü'nü kullandığı logosunu açıklayan özel bir sayfa yayınladı.

Papa'nın bu ayın 27'sinde başlayan Türkiye ziyareti üç gün sürecek ve üç aşamadan oluşuyor.

Papa, ziyaretine Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün başkent Ankara'daki mozolesi Anıtkabir'i ziyaret ederek başladı. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Papa 14. Leo ile bir araya geldi ve burada kendisine görkemli bir karşılama töreni düzenlendi. Bu kapsamda Antakya Medeniyetler Korosu sarayın kütüphanesinde bir konser verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Gazze'deki savaşa ve Filistin meselesine değinerek, İsrail'in Katolik Kilisesi de dahil olmak üzere buradaki ibadethaneleri hedef aldığını vurguladı. Ancak Papa 14. Leo, ev sahibi ülkenin duymayı umduğu gibi, İsrail'in adını anmadan veya eylemlerini doğrudan eleştirmeden dünya genelinde devam eden savaşlardan bahsetmekle yetindi.

Papa, ziyaretinin ikinci gününde, Birinci İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü anmak üzere, İstanbul'un yaklaşık 130 kilometre güneydoğusunda, İznik Gölü kıyısında bulunan İznik ilçesine, dini bir ziyaret gerçekleştirdi.

Papa Leo'nun selefi Papa Francis, yıldönümünü kutlamak için bir papalık ziyareti sözü vermişti ve Papa Leo, selefinin ölümünün ardından bu sözünü yerine getirmeye karar verdi.

 Ziyaretin üçüncü günündeyse, çeşitli dini faaliyetlerin yanı sıra İstanbul'daki çeşitli Hristiyan kiliselerini gezecek.

Papa, ziyaretine başkent Ankara'da bulunan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün mozolesi Anıtkabir'i ziyaret ederek başladı. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi

Papa'nın ziyareti, Mor Efrem Süryani Ortodoks Kilisesi ve Aya Yorgi Patrikhanesi'ni ziyaret etmenin yanı sıra İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nde bir dua ayinine katılmayı da içeriyor. Ayrıca Fener semtindeki Rum Patrikhanesi’nde yapılacak Aziz Andreas Bayramı kutlamalarına da katılacak.

Papa, Patrik Bartholomeos ile ortak bir bildiri imzalayacak ve İstanbul'un Fener semtindeki Patrikhane binasında kendisi ile resmi bir öğle yemeği yiyecek.

Kapasitesi 5 bin kişilik olan ve genellikle konser ve konferans gibi halka açık etkinliklere ev sahipliği yapmak için kullanılan Volkswagen Arena'da bir ayine başkanlık edecek. Bu ayin, daha önce Türkiye'yi ziyaret eden papaların genellikle kiliselerde ve yalnızca Katolik cemaati üyeleri arasında ayin düzenlemesi nedeniyle benzeri görülmemiş bir durum.

Bir diğer önemli adım ise bu sabah İstanbul'da turkuaz rengindeki çinileri nedeniyle Mavi Cami olarak da bilinen Sultan Ahmed Camii'ni ziyaret etmesiydi.

cdfgthy
Papa 14. Leo, İstanbul'daki Mavi Cami olarak da bilinen Sultan Ahmed Camii'ni ziyaret etti (Reuters)

85 milyonluk nüfusuyla Türkiye'de nüfusun yaklaşık yüzde 99'u Müslümanlardan oluşuyor. Gayrimüslimlerin oranı çok düşük; Katoliklerin sayısının ise yalnızca 33 bin olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye'de yaklaşık 180 bin Hristiyan ile yaklaşık 20 bin Yahudi yaşıyor ve bunların, çoğu yüzyıllar öncesine dayanan kiliseler ve sinagoglar da dahil olmak üzere 435 ibadethanesi bulunuyor.

Tarih, Osmanlı İmparatorluğu ile Papalık önderliğindeki Latin Avrupa devletleri arasında bir dizi kara ve deniz savaşına sahne oldu. Türkiye ile Vatikan arasında resmi diplomatik ilişkiler ancak 1960 yılında kuruldu.

O tarihten itibaren, ölümünden önce yalnızca 33 gün papalık yapan 1. Jean Paul hariç tüm Papalar Türkiye'yi ziyaret etti.

Bir diğer önemli adım, bu sabah İstanbul'da turkuaz rengindeki çinileri nedeniyle Mavi Cami olarak da bilinen Sultanahmet Camii'ni ziyaret etmesiydi

Papa 14. Leo, 6. Paul, 2. Jean Paul, 16. Benedict ve Papa Francis'in ardından Türkiye'yi ziyaret eden beşinci papadır.

Dini ve tarihi faktörler nedeniyle Türkiye, papalık ziyaretleri kayıtlarında özel bir yere sahip. Vatikan'ın Türkiye'ye olan ilgisi, bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan toprakların Hristiyanlığın ilk dönemlerinde oynadığı önemli rolden kaynaklanıyor; zira bu topraklar ilk sekiz ekümenik konsile ev sahipliği yaptı.

Bu ziyaretlerin bir diğer önemli motivasyonu da Katolik Kilisesi'nin İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi ile bağlarını güçlendirme arzusudur.

fg
Papa 14. Leo, İstanbul'da Doğu Ortodoks Kilisesi liderleriyle yaptığı görüşmede (Reuters)

Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi arasındaki ayrılık yüzyıllar öncesine dayanıyor. 1054 yılında, Doğu Roma Kilisesi'nin Vatikan'dan ayrılarak “Ortodoks Kilisesi” adıyla bağımsızlığını deklare etmesiyle Büyük Bölünme adı verilen ayrılık yaşanmıştır. Ortodoksluk terimi, “doğru yolu izleyen Kilise” anlamına gelmektedir.

Bu kilisenin orijinal adı “Roma Ortodoks Kilisesi”ydi, ancak Osmanlı döneminde üyelerinin çoğunluğu Rum olduğu için “Rum Ortodoks Kilisesi” olarak anılmaya başlandı.

Teolojik anlaşmazlıkların yanı sıra, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'i 1204'te yağmalayarak neredeyse tamamen yerle bir ettiler. Burada bir Latin İmparatorluğu kurdular ve Ortodoks Bizanslılar Konstantinopolis'i 1261'de geri almayı başarabildiler.

Ortodokslar, Konstantinopolis'in zayıflamasından papalığı ve Latin Katolikleri sorumlu tuttular. Bu zayıflama nihayetinde 1453'te şehrin Osmanlılar tarafından ele geçirilerek, İstanbul adını almasının yolunu açtı.

Papa 14. Leo, 6. Paul, 2. Jean Paul, 16. Benedict ve Papa Francis'in ardından Türkiye'yi ziyaret eden beşinci papadır

İki kilise arasındaki ilişkiler, Papa 2. Jean Paul'ün hem 2001'de hem de 2004'te, sekiz asır önce yaşananlar için pişmanlığını ifade edip özür dilemesinin ardından iyileşmeye başladı.

Papa 14. Leo'nun Türkiye gezisinin ikinci gününde İznik'e yaptığı ziyaret önemli bir anlam taşıyordu. Zira bu yer, MS 325 yılında Hristiyanlık tarihindeki ilk ekümenik konsile ev sahipliği yapmıştı. Hristiyan dünyasının dört bir yanından yaklaşık 200 din adamı bu konsile katılmıştı.

Birinci İznik Konsili sonunda, temel Hristiyan inançlarının birleşik bir formülasyonunu temsil eden ve Mesih'in mutlak ilahi doğasını onaylayan İznik İnanç Bildirgesi yayınlandı.

Papa, İstanbul’daki Fener Rum Patriği Birinci Bartholomeos ile birlikte, sular altında kalan Aziz Neophytos Bazilikası'nın kalıntılarının bulunduğu yerde dini ayin düzenledi. İznik Gölü'nün sularının 2015 yılında çekilmesinin ardından ortaya çıkan bu kilisenin, Birinci İznik Konsili'ne ev sahipliği yaptığına inanılıyor.

Papa 14. Leo, ayin sırasında yaptığı konuşmada, Birinci İznik Konsili'nin Hristiyanlık tarihindeki önemine değinerek, dinin asla savaş, şiddet veya herhangi bir köktencilik ya da hoşgörüsüzlük için bir gerekçe olamayacağını vurguladı.

Papa'nın ziyareti en yüksek güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor ve şimdiye kadar herhangi bir olay veya protesto bildirilmedi. Bununla birlikte ziyaret, sosyal medyada yayınlanan açıklamalar ve bildirilerle görüşlerini dile getiren milliyetçiler, laikler ve muhafazakârlar tarafından sert eleştirilere maruz kaldı.

Bunlar, Papa ve Fener Rum Patriği Bartholomeos'u, Hristiyanlığı Türk topraklarında yeniden canlandırma planını uygulamaya çalışan bir haçlı ittifakı kurmakla suçluyorlar.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü, Türk halkını bir komplo olarak nitelendirdiği şeye karşı birleşmeye çağırdı.

 Mayıs 1981'de Vatikan'da Papa 2. Jean Paul'e suikast girişiminde bulunan Türk vatandaşı Mehmet Ali Ağca da İznik'e gitti.

Suikast girişiminin hemen ardından tutuklanan ve İtalya'da, ardından Türkiye'de cezaevinde kaldıktan sonra 2010 yılında serbest bırakılan Ağca, Papa'yı şahsen karşılamak istediğini söyledi, ancak güvenlik makamları ondan Papa gelmeden önce şehri terk etmesini istedi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majlla dergisinden çevrilmiştir.


Her neslin en az bir askeri darbeye tanık olduğu ülke: Gine-Bissau

“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)
“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)
TT

Her neslin en az bir askeri darbeye tanık olduğu ülke: Gine-Bissau

“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)
“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)

Sergey Eledinov

Batı Afrika ülkesi Gine-Bissau’da ordu, 26 Kasım 2025 günü, oyların yüzde 65'ini alarak seçimlerde zaferini ilan eden Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embalo’yu gözaltına aldıktan sonra Senegal tarafından tahsis edilen bir uçakla ülkeden ayrıldı. Ayrıca Genelkurmay Başkanı General Biagi Na N'Tam, yardımcısı Mamadou Touré ve İçişleri Bakanı Botche Cande de tutuklandı.

General Horta N'Tam, 27 Kasım 2025 tarihinde kendilerini Ulusal Güvenlik ve Kamu Düzeninin Yeniden Sağlanması Yüksek Askeri Komutanlığı olarak adlandıran bir grup subay adına, ‘geçiş dönemi cumhurbaşkanı’ sıfatıyla bir yıllık geçiş dönemi ilan etti.

Cumhurbaşkanlığı Askeri Ofisi Başkanı General Denis N'Canha, bu tür durumlarda olduğu gibi tipik bir açıklama yaptı. General N'Canha, ordunun yönetime el koymasını ‘ülkeyi istikrarsızlaştırmak için yapılan bir komplonun ortaya çıkarılması’ olarak gerekçelendirdi. Bu komploda yerel ve yabancı politikacılar, ismi açıklanmayan büyük bir uyuşturucu kaçakçısı ve seçim sonuçlarına yabancı müdahale girişimlerinin yer aldığı söyleniyor.

Askeri yönetim parlamento, hükümet ve seçim organları dahil olmak üzere tüm sivil kurumları askıya aldı, seçim sürecini durdurdu, sınırları kapattı, sokağa çıkma yasağı ilan etti, olağanüstü hal ilan etti ve başkentin önemli noktalarına takviye birlikler gönderdi.

Flightradar24 adlı internet sitesine göre yemin töreninin hemen ardından Fildişi Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçak Bissau'dan, uzun süredir devrik cumhurbaşkanları ve çevresindeki kişilerin sığınağı olan Abidjan'a doğru havalandı.

Flightradar24 adlı internet sitesine göre yemin töreninin hemen ardından Fildişi Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçak Bissau'dan, uzun süredir devrik cumhurbaşkanları ve yakınlarındaki kişilerin sığınağı haline gelen Abidjan'a doğru havalandı.

Askeri yetkililer, seçimlerin fiili galibi bağımsız aday Fernando Dias da Costa ve ülkenin en büyük siyasi partisi olan Gine ve Yeşil Burun'un Bağımsızlığı için Afrika Partisi (PAIGC) lideri Domingos Simões Pereira'nın yanı sıra seçim komisyonunun bazı üyelerini de tutukladı.

Ülkede iktidar bir kez daha askeri cuntaya geçti. Gine-Bissau, siyasi laneti gibi görünen bu durumla bir kez daha karşı karşıya kalırken darbeler ülkede yapısal bir norma dönüştü. Gine-Bissau Portekiz'den bağımsızlığını kazandığından bu yana ülke ‘her nesilde en az bir darbe’ denkleminde yaşıyor.

Şarku’l Avsat2ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Afrika Birliği (AfB), ABD ve Portekiz'in tepkisi tahmin edilebilir oldu. Kınadılar ve yaptırım tehditlerinde, demokrasiye dönüş ve tutukluların serbest bırakılması taleplerinde bulundular.

Görünüşte yeni bir şey yoktu. Ancak 28 Kasım 2025'te Senegal, Umaro Sissoko Embalo’nun 27 Kasım 2025'te Senegal hükümeti tarafından özel olarak kiralanan bir uçakla Dakar'a güvenli bir şekilde ulaştığını resmi olarak doğruladı. Varış saati, uçak tipi, güzergâhın ayrıntıları ve eski cumhurbaşkanına eşlik eden heyette kimlerin olduğu ise açıklanmadı.

Bu hareket, bölgesel olarak koordine edilen ve teknik olarak Senegal tarafından organize edilen ve uygulanan pratik bir diplomatik girişimdi. ECOWAS tarafından Embalo’nun ülkeden tahliyesini resmi olarak onaylayan herhangi bir diplomatik nota veya açıklama olmadı.

Tahliyenin iktidardaki askeri cuntanın onayıyla mı başlatıldığı yoksa üçüncü bir taraf olan Senegal'in katılımıyla mı gerçekleştirildiği belirsizliğini koruyor.

Bu arada, ordu muhalefet kanadındaki politikacıları serbest bıraktı. Serbest bırakılanlardan Fernando Diaz da Costa konuyla ilgili bir açıklama yaparak, yeniden tutuklanma korkusuyla güvenli bir yerde kaldığını belirtti.

dfgrt
Eski Gine-Bissau Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embalo, başkent Bissau'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gazetecilerle konuşurken, 10 Şubat 2022 (Reuters)

Ülkede bazı kısıtlamalar kaldırıldı, ancak hükümet bakanlıkları ve kurumları bir sonraki duyuruya kadar kapalı kalmaya devam edecek.

Klasik askeri darbe modelinin kaotik bir versiyonu

Bu olaylar, uluslararası toplumun son yıllarda uzun uzun incelediği, Afrika'daki klasik askeri darbe modelinin kaotik, parçalı ve kötü organize edilmiş bir versiyonuna işaret ediyor.

Tam kapsamlı bir askeri darbe genellikle, rejimin tamamen ve kesin olarak devrilmesini amaçlayan, disiplinli, merkezi ve mantıklı bir şekilde yapılandırılmış bir süreç olarak anlaşılır. Bu süreçte ordu, bütün bir yapı olarak hareket eder, iktidarın kontrolünü ele geçirir, devlet kurumlarını ve iletişim araçlarını ele geçirir ve siyasi liderliği kesin bir şekilde ortadan kaldırır.

Fakat son darbe, 1980, 1999, 2003 ve 2012 yıllarında Gine-Bissau'da gerçekleşen darbelerle karşılaştırıldığında, ülkenin darbeye yatkın geçmişinin soluk bir taklidi gibi görünüyor.

26 ve 27 Kasım'daki olaylar, bu modelin tam tersine işaret ederken, gerçek bir iktidar devri olmadı. Kurumlar üzerindeki kontrol geçici ve eksikken askeri konsey, yeterli etkiye sahip olmayan bir subayın liderliğindeki bir figüran olmaktan ibaret.

Ülkede daha önce 1 Şubat 2022 gerçekleşen darbe girişimini engellemedeki rolü nedeniyle Embalo'ya yakın bir isim olan General Horta N'Tam, 2001 yılında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Taburu Komutanlığı görevinden, kuvvetler içinde sağlam bir destek tabanı oluşturmadan, fiilen Genelkurmay Başkanlığı’na yükseldi.

Ordu, bölgede yaygın olarak görülen şiddet olayları ve kamuoyu önünde hakaret olmadan cumhurbaşkanı ve yakın çevresindekileri tutukladı.

Afrika'daki darbe tarihinde ilk kez, görevden alınan bir cumhurbaşkanı iletişim kanallarına erişimini sürdürürken yabancı liderlerle iletişim kuruyor ve uluslararası basına röportajlar veriyor. Bu yüzden tutuklama, bir darbe veya tasfiyeden çok bir güvenlik önlemi gibi görünüyor.

ECOWAS ve Senegal tarafından temsil edilen bölgesel diplomasi, cumhurbaşkanını derhal ülkeden uzaklaştırma görevini üstlendi. Cumhurbaşkanı özgür kalmakla kalmadı, aynı zamanda iletişim kanallarını ve uluslararası desteğini de korudu, bu da askeri cuntanın etkisini etkili bir şekilde zayıflattı.

Bu gerçekler, darbenin net bir yönü veya belirli bir hedefi olmadığını, amacının ve mantığının belirsiz olduğunu ve klasik darbelerin karakteristik özelliği olan inisiyatif ilkesini açıkça ihlal ettiğini doğruluyor.

Ordu, kontrol altında veya manipüle edilmiş gibi görünüyordu ve politika belirlemeden yürütme görevlerini yerine getiriyordu.

Embalo'yu darbenin planlanmasıyla doğrudan ilişkilendiren hiçbir kanıt olmasa da bu olayların tek siyasi yararlanıcısı olmaya devam ediyor.

df
Cumhurbaşkanlığı Askeri Ofisi Başkanı General Denis N'Canha, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'nda bir basın toplantısı düzenledi, 26 Kasım 2025 (AFP)

‘PAI Terra-Ranka’ adlı geniş kapsamlı bir seçim koalisyonu kuran önde gelen aday Domingos Simoes Pereira, seçimlerden önce elendi. Ancak, seçimler fiilen görevden ayrılan cumhurbaşkanına karşı ya da lehine bir referanduma dönüştüğünden Umaro Sissoko Embalo'nun seçmenlerin sandık başına gitmekte isteksiz olacağı üzerine kurduğu plan başarısız oldu. Protesto oyları bağımsız aday Fernando Diaz da Costa'ya gitti. Hile yapıldığı iddiaları hesaba katıldığında dahi Costa’nın zaferi kesin görünüyordu. Ordunun seçim komisyonuna ‘zaferi Embalo'ya ver’ diye baskı yapmaya çalıştığına dair haberler basında yer aldı.

Darbe, Embalo'yu yenilgiden kurtardı. Bu yenilgi, görevini kaybetmesinden çok daha büyük sonuçlar doğurabilirdi, çünkü kişisel özgürlüğünü tehdit edebilirdi.

Gine-Bissau eski Başbakanı Aristides Gomes, ordunun muhalefet figürlerini gözaltında tutarken Embalo'yu serbest bırakıp onu seçimlerin galibi ilan edebileceğine inanıyor. Bu bir spekülasyon olarak kalıyor, ancak 2019 ve 2020 krizleri, Embalou’yu iktidara getiren ordunun, ülkenin siyasi sisteminde nihai hakem rolünü pekiştirdiğini gösterdi.

Son tutuklamalar, hükümeti devirme veya ortadan kaldırma girişiminden çok bir güvenlik önlemi gibi görünüyor

Durum önümüzdeki haftalarda netleşecek olsa da darbenin niteliğinin kurumsal ortama bağlı olduğu aşikar. On yıllardır kokain ticaretiyle beslenen bir ekonomi, azalan askeri disiplin ve siyasi parçalanma sonrasında, Gine-Bissau'daki darbeler artık kararlı subayların değil, köklü idari kaosun bir ürünü haline geldi.

Bu sadece bir darbe değil, devletin kronik zayıflığıyla ilgili bir durum. Bu da kaos, parçalanmışlık, iktidarın kırılganlığı, elitlerin bölünmüşlüğü ve düzeni etkili bir şekilde sürdüremeyen veya ortadan kaldıramayan sistemin gerçek durumunu ortaya koyuyor.

Son olarak, iki önemli noktaya dikkati çekelim. Bunlardan birincisi, iktidar, araba paylaşım programındaki bir araba gibi pazarlık konusu olamaz. General N'Tam iktidarı ele geçirdikten sonra, emir verildiğinde geri vermeyi kabul edeceğini varsaymak için hiçbir neden yok. İkincisi, bu olayların arkasında hiçbir dış güç bulunmuyor. Afrika'daki güncel iktidar değişimlerinin çoğu, öncelikle Afrikalı aktörler tarafından başlatılıyor ve kendilerini küresel aktörler olarak gören ülkeler de dahil olmak üzere uluslararası toplum, yeni yapıya uyum sağlamaktan başka seçenek bulamıyor.