Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlar, güven inşa etmenin ve çözümü kolaylaştıracak yasaların oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
TT

Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)

Terör örgütü PKK’nın silahsızlandırılması için yasal zemin hazırlamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, eylül ayı sonu için belirlenen zaman dilimi içinde çalışmalarını tamamlamak üzere. Ancak, bu adımı gerçekleştirmek için uygulanabilir bir model arayışı hâlâ devam ediyor.

Komisyon başkanlığını da yürüten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a göre, 5 Ağustos'ta kurulan ve her partinin TBMM’de sahip olduğu sandalye sayısına göre parlamentodaki 51 üyeden oluşan komisyonun ana görevi, silahsızlanma sürecini denetlemek ve izlemek.

TBMM, 1 Ekim'de yaz tatilinden dönerek yeni yasama dönemine başlayacak. Komisyonun bu tarihe kadar, öncelikle PKK'nın silahsızlandırılmasıyla ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması, silahların teslim edilmesi veya imha edilmesi yöntemleri, suçlara karışmamış üyelerin geri dönüşünün organize edilmesi ve PKK liderlerinin Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağı'ndan ayrıldıktan sonra nereye gidecekleri ile ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması bekleniyor.

Ancak, yeni yasama döneminin açılmasına sadece birkaç gün kala, Türkiye'nin PKK'yı dağıtmak, devre dışı bırakmak ve silahsızlandırmak için izleyeceği model konusunda tartışmalar devam ediyor. Silahsızlandırmanın hangi yasalara dayandırılacağı ve iki adımdan hangisinin önce atılacağı konusunda devletin vizyonu ile Kürtlerin vizyonu arasında hâlâ önemli bir uçurum var.

Şarku'l Avsat, komisyonun çalışmalarını çevreleyen atmosferi, her iki tarafın görüşlerini ve akademisyenlerin ve hukuk uzmanlarının, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan ‘barış sürecinin’ nasıl ilerlediğine dair görüşlerini takip ediyor. Abdullah Öcalan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) oluşan Cumhur İttifakı'nın başlattığı ‘Terörsüz Türkiye’ girişimi üzerine 27 Şubat'ta PKK’yı feshetme ve silahsızlandırma çağrısı yapmıştı.

Özel bir model arayışı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun görevinin, ulusu temsilen PKK'nın silahsızlandırılmasını denetlemek ve sosyal uyumu sağlarken gerekli yasal düzenlemeleri uygulamak için gerekli adımları atmak olduğunu yineledi.

Komisyonun Latin Amerika'dan Asya'ya, Afrika'dan Avrupa'ya kadar farklı bölgelerdeki çatışma çözümü modellerini incelediğini söyleyen Kurtulmuş, “Şu anda aradığımız şey, barış müzakerelerini ve çatışma çözümüyle ilgili atılan adımları ayrıntılı bir şekilde analiz ederek bir Türk modeli sunmak. Ancak yaptığımız şeyin, Türkiye'yi barışın sağlanması konusunda küresel literatüre yerleştiren ve adını demokrasi tarihine kaydeden benzersiz ve başarılı bir model sunmak olduğunu da biliyoruz” ifadelerini kullandı.

6u7
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, PKK'nın silahsızlandırılmasına ilişkin parlamento komisyonu toplantısının açılışında konuşuyor. (TBMM’nin internet sitesi)

Kurtulmuş, geçtiğimiz çarşamba günü komisyonun onuncu toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, “En önemli konulardan biri, terör örgütü PKK'nın derhal tam silahsızlanma ilan etmesi ve tüm üyelerinin İmralı'nın çağrısına yanıt vermesidir. Bu, Türkiye'nin gerekli adımları atması için yolu açacak ve güven verecektir” dedi.

Toplantıda komisyon, Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler hükümeti arasında 40 yıldır süren ve 27 Mart 2014'te kapsamlı bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona eren çatışmanın çözümü için uygulanan modeli inceledi. (Söz konusu anlaşma uyarınca Moro İslami Kurtuluş Cephesi, hükümetle mutabık kalınan şekilde silahlarını üçüncü bir tarafa teslim etmişti.) Komisyon ayrıca, Filipinler'deki çatışmanın sona ermesinde arabulucu olarak görev yapan eski Türk büyükelçileri Fatih Ulusoy ve Hüseyin Oruç'u dinledi.

Türk yetkililer daha önce, dünya çapında terörist ve silahlı örgütlerin tasfiyesi için geliştirilen modeller üzerine yaptıkları bir çalışma sonucunda, Türkiye'nin PKK’yı silahsızlandırmak için kendi modelini geliştireceğini doğrulamıştı. Söz konusu gelişme, Irak'ın kuzeyinde bulunan Kandil Dağı'ndaki PKK liderlerinin, Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı PKK’yı feshetme ve silah bırakma çağrısına yanıt vermelerinin ardından geldi.

yu
Diyarbakır'daki Kürt aileler, PKK tarafından kaçırılan çocuklarının akıbeti hakkında bilgi talep etmek için her hafta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) il binası önünde toplanıyor. (AFP)

Komisyonun tartışmaları ve Kurtulmuş'un açıklamaları hakkında yorum yapan, Türkiye'deki Kürt meselesini analiz eden yazar Alpaslan Özerdem, Türkiye'nin kendi başına çatışmayı çözmek ve küresel barış literatürüne benzersiz bir model sunmak için tarihi bir fırsat yakaladığını söyledi. Özerdem, “Bu model, Türkiye'nin kültürel zenginliğinden yararlanırken, demokrasi ve insan hakları konusunda uluslararası standartlara uygunluğu da korumalıdır” dedi.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Özerdem, Türkiye'nin benzersiz barış modelinin sadece bir slogan değil, evrensel barış değerlerini Türkiye'nin sosyal, kültürel ve tarihsel dinamikleriyle harmanlayan kapsamlı ve sürdürülebilir bir yaklaşım vizyonu olması gerektiğini söyledi. Özerdem, “Silahların susmasından sonra öngördüğümüz gelecek, bu modelin başarısını belirleyecek” diye konuştu.

Küresel barış çabalarının çoğunlukla Batı odaklı yaklaşımları izlediğini ve yerel dinamikleri göz ardı eden modellerin genellikle başarısız olduğunu belirten Özerdem, “Bu nedenle, Türkiye kendi modelini geliştirirken, barışın insanların günlük yaşamındaki anlamını dikkate almalıdır. Çatışmayı sona erdirmek, sadece bir ‘proje’ olmaktan öte, masadaki müzakerelerle sınırlı kalmayıp toplumun kalbine nüfuz eden bir ‘günlük barış’ vizyonuna dönüşmelidir” ifadelerini kullandı.

Özerdem sözlerini şöyle sürdürdü: “Barış süreçlerinin, ‘müzakere, güven artırıcı önlemler, silahsızlanma, adalet mekanizmaları ve sosyal uzlaşma’ gibi evrensel standartları vardır. Ancak bu ilkeler tek başına yeterli değildir. Barış sonrası için somut bir vizyon ve yol haritası geliştirmek gerekir. Çünkü toplumsal beklentilerin karşılanmadığı, şikayetlerin ele alınmadığı ve kurumların güçlendirilmediği bir ortamda çatışma dinamikleri kolaylıkla geri dönebilir.”

Derin anlaşmazlık

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin olarak, neyin önce gelmesi gerektiği konusunda derin bir anlaşmazlık var: Silahsızlanma mı, yoksa bu süreci düzenleyen ve teşvik eden, tamamlanmasını sağlayan, silahlarını teslim edenlere garantiler veren, siyasi tutukluların durumunu ele alan ve Kürtlerin demokratik haklarını garanti altına alan yasalar mı?

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, terörden arındırılmış bir Türkiye’ye geçiş için Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının üç aşamada yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Bu aşamalar şunlar: Dinleme faaliyeti yapmak, geçiş süreci hukukuna ilişkin bir hukuk politikası önermek ve demokrasiyi ilerletmeye ilişkin bir perspektif oluşturmak.

Geçtiğimiz pazar günü X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda Uçum, yasaların önerilmesiyle ilgili ikinci aşamayı, nihai silahsızlanmanın pratik olarak teyit edilmesine bağladı. Uçum, komisyonun, 2013 yılının kasım ayında hazırlanan TBMM Araştırma Komisyonu raporu ve Akil İnsanlar Heyeti tarafından hazırlanan raporlar da dahil olmak üzere, önceki deneyimleri ve çözüm sürecini (2013-2015) dikkate alabileceğini belirtti.

Diyarbakır Barosu'nun eski başkanı Mehmet Emin Aktar, Uçum'un ‘PKK'nın yasal düzenleme süreci başlamadan önce silahsızlanması gerektiğini’ öne sürdüğü açıklamasına yanıt verdi. Aktar şu soruları sordu: “Önce silahların teslim edilmesi gerektiğini, ardından yasaları değiştireceklerini söylüyorlar. Silahlarını nerede teslim edecekler? Silahlarını teslim edenlere ne olacak? Alınarak hapse mi atılacaklar?”

gty
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, 27 Şubat'ta İmralı'daki hapishane hücresinden PKK’nın feshedilmesi ve silahların teslim edilmesi çağrısında bulundu. (EPA)

Aktar, “Barış süreci ancak yeni yasaların çıkarılmasıyla başarıya ulaşabilir. Önce yasa çıkarılmalı, sonra silahlar teslim edilmelidir” diyerek, devletin bu konuyu ‘terörizm’ olarak tanımladığını ve öncelikli hedefinin PKK'yı silahsızlandırmak olduğunu belirtti.

Aktar sözlerine şöyle devam etti: “Başından beri Kürtler ve devlet bu süreci farklı şekilde tanımladı. Kürtler genellikle bu süreçte bir çözüme ulaşılmasını umarken, devlet bunu farklı bir şekilde görüyor. İktidardaki AK Parti yetkilileri, meselenin sadece PKK'nın silahsızlandırılması ve ortadan kaldırılması olduğunu söylüyor.”

Kürtlerin talepleri

Mehmet Emin Aktar, yasal garantiler sağlanması ve silahlarını teslim edenlerin cezalandırılmasını veya soruşturulmasını yasaklayan bir yasa çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, böyle bir yasa olmadan toplumda umut ve güvenin olamayacağını savundu.

Aktar, silahlı eylemlere katılanlar için, 5 ila 10 yıl yurtdışında kalan ve herhangi bir suç işlemeyenlerin davalarının düşürülebileceğini ifade etti.

Aktar, kardeşlik ruhu içinde siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş ve diğer tutuklu milletvekilleri ve siyasetçilerin serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının uygulanabileceğini söyledi.

jukı
PKK mensupları, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını yaktı. (AFP)

Aktar ifadelerini şöyle sürdürdü: “Kürt toplumu, devletin bugüne kadar somut bir adım atmadığına inanıyor ve Türkiye'de terörizmin tanımı o kadar muğlak ki, tarif etmek bile zor. Halay bile terörizm eylemi olarak kabul edilebilir, cenazeye katılmak, taziye ziyaretinde bulunmak veya sosyal medyada paylaşım yapmak da öyle. Bunların hepsi terör kategorisine girebilir. Kürtler ne derse desin, ne yaparsa yapsın, devlet onları terörle suçluyor. Bu nedenle, öncelikle bu zihniyet ortadan kaldırılmalı ve yasalar netleştirilmelidir.”

Anayasa ve Kürtçe

AK Parti'nin Cumhur İttifakı'ndaki ana ortağı olan MHP'nin anayasanın ilk dört maddesinin korunmasında ısrarcı olmasıyla ilgili olarak Aktar, bu maddeleri değiştirmeden Kürtlere haklarını vermek için birçok önemli reform yapılabileceğine inandığını belirtti.

Aktar, bu maddelerde “Ülkenin resmi dili Türkçe'dir” diye belirtilmesine rağmen “Eğitim dili her zaman Türkçe'dir” diye belirtilmediğini, bu nedenle Kürtçe'nin eğitim dili haline getirilebileceğini açıkladı. Aktar ayrıca, yerel yönetimlerin yetkilerinin de artırılabileceğini ifade etti.

bh
PKK ile çatışmalarda ölenlerin anneleriyle yapılan bir oturumda, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, annelerin Kürtçe konuşmaktan kaçınmalarını istedi. (TBMM’nin internet sitesi)

Aktar, “TBMM Başkanı, çözüm önerileri sunmaktan sorumlu olan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında PKK ile çatışmalarda ölenlerin annelerinin ana dillerinde konuşmalarını engellediğine göre, Kürt sorununa demokratik bir çözüm bulunması ve barış ve dayanışmanın sağlanması hakkında nasıl konuşabiliriz?” diye sordu.

Hükümet, meclis, siyasi partiler ve Öcalan arasındaki iletişimi yürüten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı, Kürtlerin statüsünün tanınması ve bu statünün anayasa ve diğer yasaların tüm yönlerinde güvence altına alınması gerektiğini ve komisyonun bu konuda toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini dinlemesi gerektiğini vurguladı.

Partisinin, Kürtçe'nin statüsünün iyileştirilmesi ve anadillerinde eğitim verilmesi taleplerini görüşmek üzere Diyarbakır'da dil alanında faaliyet gösteren 43 kurumun temsilcileriyle toplantılar düzenlediğini belirten Turhallı, partinin meclis komisyonundaki temsilcilerinin önerilerini meclise sunacaklarını kaydetti.

Turhallı, Türkiye'de en az 25 milyon Kürt olduğunu, ancak ne yazık ki bu insanların dil kullanımı veya kendi kültürleri içinde yaşama özgürlüğü açısından herhangi bir yasal statüye sahip olmadıklarını ve ifade özgürlüğünden mahrum olduklarını söyledi.

Turhallı, “Dilin statüsü Kürtlerin statüsüdür. Şayet dile ve kültüre bir statü tanınıyorsa, bu aynı zamanda milletin de statüsüdür... Tabii ki öncelikli hedefimiz Kürtlerin statüsünü tanımak ve anayasa başta olmak üzere diğer tüm yasalarda bu statüyü güvence altına almaktır” ifadelerini kullandı.

Farklı bir aşama

Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise şu anda 2013'teki barış sürecinden farklı bir aşamada olduğumuzu, Ortadoğu'da yeni bir stratejik durum ve manzara oluşmakta olduğunu ve sorunun Türkiye içinde alınan önlemlerle çözülemeyeceğini düşünüyor. Çünkü Kaynak’a göre bu sorunun diplomatik, askeri ve ekonomik boyutları var ve çok yönlü bir değerlendirme yapılması gerekiyor.

Kaynak, bu sorunun ‘Kürt sorunu’ olarak tanımlanmaması gerektiğini, çünkü Türkiye'de demokrasi veya hakların sadece Kürtlere tanınamayacağını açıkladı. Kaynak, “Hiçbir Kürt, sadece Kürt olduğu için, ya da bir Alevi, sadece Alevi olduğu için bir hakka sahip olamaz. Aksine, hepsine sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları için tam hakları tanınmalıdır” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye'nin her yerinde tüm vatandaşlar için demokrasi ve insan hakları talep etmeliyiz… Barış istiyorsak, tüm bölgede barış aramalıyız.”

Akademisyen Esra Çuhadar, yazar Alpaslan Özerdem'e katılarak, güvenin tesis edilmesinin hayati önemini vurguladı ve barış süreçlerinin başarısını sağlayan en önemli faktörlerden birinin sosyal memnuniyet yaratma becerisi olduğunu belirtti. Çuhadar, Türkiye'de şu anda devam eden sürece toplum aktörlerinin katılımının, sürecin meşruiyetini sağlamak ve onu baltalamaya çalışanların etkisini sınırlamak için son derece önemli olduğunu bildirdi.

regt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, PKK'nın silahsızlandırılması için uygulanabilecek model hakkında akademisyenlerin görüşlerini dinledi. (TBMM’nin resmi X hesabı)

Komisyon toplantılarına katılan Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, barışın siyasi hesaplamaları ve mevcut politikaları aşan bir bakış açısının geliştirilmesini gerektirdiğini ve güçlü ve kararlı bir siyasi iradenin son derece önemli olduğunu savundu.

Veznedaroğlu, her türlü ayrımcılığı önlemeye yönelik bir protokolün onaylanabileceğini ve bu protokolün ayrımcılığa ve marjinalleşmeye yol açabilecek hükümlerin yürürlükten kaldırılması için bir araç olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

uık
Yüzlerce kişi, 27 Şubat'ta Abdullah Öcalan'ın PKK’nın feshine yönelik çağrısını izlemek için Diyarbakır'da bir meydanda toplandı. (AFP)

Hukukçu Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, çatışmanın ve can kaybının sona erdirilmesinin barış sürecinin ilk adımı olduğunu ve bu süreçte güvenliğin öncelikli olması gerektiğini söyledi. Ancak Çelik, bununla yetinilmemesi gerektiğini vurguladı. Çelik, “PKK üyelerinin geri dönüş hakkı güvence altına alınmalı, toplumsal yapı ve farklı gruplar arasındaki ilişkiler iyileştirilmeli ve barışın toplum ve direniş grupları için olası faydaları netleştirilmelidir” dedi.

2013'teki barış sürecinde oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti'ne benzer bir girişim başlatılmasını öneren Çelik, silahlarını bırakanların güvenliğini ve emniyetini garanti altına almak ve toplumdaki yerlerini sağlamak gerektiğini vurguladı. Çelik, bir taraf güven inşa etmek için adım attığında, diğer tarafın da buna karşılık vermesi gerektiğini, çünkü güvenin bu süreçte inşa edildiğini söyledi.

Güven inşa etmek

PKK sorununu çözmek ve silahsızlandırmak için bir model geliştirilmesi konulu oturuma katılan akademisyen Vahap Coşkun, güven artırıcı önlemler yoluyla taraflar arasındaki güvenin güçlendirilmesi ve çözümün sadece bir tarafa fayda sağladığı algısının önlenmesi gerektiğini vurguladı. Coşkun’a göre bu, çözümün bir tarafın zararına diğer tarafın yararına olacağı algısını önleyecek ve hassasiyetleri dikkate alan yapıcı ve kararlı bir dil kullanarak çözümün herkesin yararına olacağı vizyonunu teşvik edecektir.

Coşkun, komisyonun ana görevlerinden birinin, silahları tamamen ortadan kaldıracak bir yasa tasarısı hazırlamak olması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Söz konusu taslak, PKK üyelerinin silahsızlanmasını sağlayacak, toplumsal hayata dönüşlerini teşvik edecek, kamu düzenini dikkate alacak, toplumda adalet duygusu yaratacak ve mekanizmalar oluşturarak mağdurların haklarını koruyacak şekilde hazırlanmalıdır” dedi.

ıo9
Silahlarını bırakan PKK militanlarının akıbeti halen bilinmiyor. İnsan hakları aktivistleri, suçlara karışmamış olanlara geri dönüş hakkı tanıyan bir yasa çıkarılması çağrısında bulunuyor. (AP)

Vahap Coşkun, PKK ile ilgili soruşturma ve kovuşturmaların durdurulması gerektiğini ve sosyal entegrasyonu hızlandırmak için eğitim, sağlık, mesleki eğitim, psikolojik ve sosyal destek, barınma ve gelir desteği gibi programların uygulanması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Örgütün kadın, çocuk ve hasta üyeleri için özel önlemler alınmalı, yasa süresiz değil sınırlı bir süre için uygulanmalı ve uygulanması izlenip denetlenmelidir. Bağımsız bir soruşturma komisyonu oluşturulabilir” ifadelerini kullandı.

Coşkun, yasa tasarısının dört kategoriyi kapsayabileceğini belirtti: yargılanmamış veya soruşturulmamış PKK üyeleri, PKK ile ilgili davalarda hüküm giymiş olanlar, davalarda hapis cezasına çarptırılmış olanlar ve PKK ile ilgili davalar nedeniyle yurtdışında ikamet edenler.

Coşkun ayrıca, Cumhurbaşkanı'na siyaset, hukuk, sosyal ekonomi, psikoloji, kültür, insan hakları, güvenlik, silahsızlanma ve ilgili konularda gerekli önlemleri almak için genel yetkiler verilebileceğini belirtti.

Coşkun, 2013 yılında önceki barış süreci sırasında hazırlanan ve Cumhurbaşkanı’na bu yetkileri veren bir madde içeren Terörizmin Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a işaret etti.



Dünya Gıda Programı: Ortadoğu’daki çatışmalar milyonlarca insanı açlığa sürüklüyor

Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
TT

Dünya Gıda Programı: Ortadoğu’daki çatışmalar milyonlarca insanı açlığa sürüklüyor

Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı (WFP) bugün yaptığı açıklamada, Ortadoğu’da devam eden çatışmaların milyonlarca insanı açlık tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını bildirdi. Kuruluş, yakıt ve taşımacılık maliyetlerindeki artışın gıda fiyatlarını yükselttiğini, finansman yetersizliğinin ise yardım kuruluşlarını insani destek faaliyetlerini azaltmaya zorladığını belirtti.

WFP’ye göre, şubat ayı sonunda İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarıyla başlayan ve Körfez bölgesinden Lübnan’a kadar uzanan bölgesel çatışma, başlıca deniz ticaret yollarında ciddi aksamalara yol açtı. Bu durum, gemilerin rotalarını değiştirmek zorunda kalmasına neden olurken, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen sevkiyatların etkilenmesiyle küresel enerji akışları ve tedarik zincirlerinde ciddi bozulmalar yaşandı.

WFP, mart ayında yayımladığı değerlendirmede, petrol fiyatlarının haziran ayına kadar varil başına yaklaşık 100 dolar seviyesinde kalması halinde akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabilecek kişi sayısının 45 milyona ulaşabileceği uyarısında bulunmuştu. Kuruluş, ham petrol fiyatlarının mart ayı başından bu yana bu seviyenin üzerinde seyretmesi nedeniyle söz konusu senaryonun fiilen gerçekleşmeye başladığını belirtti.

WFP, özellikle Afganistan, Somali ve Sri Lanka’daki hanelerin krizden en fazla etkilenenler arasında yer aldığını kaydetti. Bu ülkelerde yakıt ve gıda fiyatlarındaki artış, gelir kayıpları ve ticaretteki aksaklıklar nedeniyle geçim koşullarının daha da ağırlaştığı ifade edildi.

WFP’nin tahminlerine göre, Somali’de 2026 yılında yaklaşık 6,5 milyon kişi, yani ülke nüfusunun üçte birine yakını, ciddi açlık riskiyle karşı karşıya kalacak. Afganistan’da ise 17,4 milyon kişinin gıda krizinden etkilenmesi bekleniyor. Kuruluş, mevcut aksaklıkların sürmesi halinde 2,5 milyon Somalili ile 2,3 milyon Afgan’ın daha gıda güvensizliği tehdidiyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu. Her iki ülke de enerji ve gıda ithalatına büyük ölçüde bağımlı durumda.

dvrbth
Somali’de yerinden edilme ve açlık (AFP)

Ortadoğu’daki kriz, yardım kuruluşlarının karşı karşıya olduğu ciddi finansman sıkıntılarının yaşandığı bir döneme denk geliyor. WFP, mevcut koşullar altında 2026 yılında dünya genelinde yardım hizmetlerinden yararlanan kişi sayısının yaklaşık 1,5 milyon azalacağını, mevcut durumun altı ay daha sürmesi halinde ise buna ilave olarak 9 milyon kişinin daha destek kapsamı dışında kalabileceğini öngörüyor.

Afganistan’da yükselen yakıt fiyatları, insani yardım malzemelerinin taşınma maliyetlerini beş kata kadar artırdı. WFP’ye göre, kamyonların alternatif güzergâhlar kullanmak zorunda kalması nedeniyle teslimat süreleri de 10 günden 75 güne kadar uzadı.

Somali’de ise artan uçak yakıtı fiyatları, BM’nin insani hava taşımacılığı hizmetlerinin operasyon maliyetlerini yükseltiyor. WFP, söz konusu hava köprüsünün ulaşımı son derece güç bölgelere erişim sağlayan tek güvenli yöntem olduğuna dikkat çekti.


İsrail, yerleşimcilere uygulanan yaptırımlara tepki olarak Kudüs’teki Avrupa konsolosluklarını kapatmayı değerlendiriyor

Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
TT

İsrail, yerleşimcilere uygulanan yaptırımlara tepki olarak Kudüs’teki Avrupa konsolosluklarını kapatmayı değerlendiriyor

Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)

İsrail hükümeti içindeki çeşitli sağcı kurum ve çevreler, uluslararası hukuk uzmanlarının da katılımıyla, Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarının Brüksel’de aldığı yaptırım kararına verilecek yanıtı değerlendirmek üzere görüşmeler yürütüyor. AB dışişleri bakanları, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim hareketinin üst düzey isimleri ve önde gelen kuruluşlarına yaptırım uygulanacağını açıklamıştı.

Masadaki öneriler arasında, Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren sekiz Avrupa ülkesine ait konsolosluğun kapatılması da yer alıyor. Bunun yanı sıra, AB’den ‘siyasi bedel tahsil etmeyi’ amaçlayan çeşitli adımların da değerlendirildiği belirtiliyor.

İsrail’de yargı ve yönetim sistemine yönelik reform girişimlerinin fikir altyapısını oluşturan sağ eğilimli düşünce kuruluşlarından Kohelet Policy Forum’da kıdemli araştırmacı olarak görev yapan avukat Avraham Shalev, hükümete sunulan öneri ve çalışmaların hazırlanmasında rol alan isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Shalev, “AB, İsrail’e yönelik düşmanca tutumunun kendisini tamamen etkisiz ve marjinal bir konuma sürükleyeceğini anlamalıdır” ifadesini kullandı.

gthu7ı8
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki Ma'ale Adumim yerleşim yeri yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısı sırasında bir yerleşim projesinin tabelasını elinde tutuyor. (Arşiv – AP)

Söz konusu görüşmelere katılan Shalev, İsrail parlamentosu Knesset’te, Avrupa kaynaklı fonlara yönelik kısıtlamalar getirecek yeni yasal düzenlemeler yapılmasını öneriyor. Bu kapsamda, İsrail'deki siyasi derneklere yapılan Avrupa bağışlarının vergi avantajlarından mahrum bırakılması veya bu fonlara yüksek vergiler uygulanması gibi seçenekler gündeme getiriliyor. Shalev, “AB, Batı Şeria’da geniş çaplı yasa dışı Arap yapılaşma projelerini finanse ediyor. AB’nin tutumu göz önüne alındığında, yaptırımlara maruz kalması gereken tarafın kendisi olduğu açıktır” ifadelerini kullandı. İsrailli hukukçu, buna karşılık olarak İsrail Sivil İdaresi’nin, AB finansmanıyla inşa edilen ruhsatsız yapılara yönelik geniş kapsamlı bir yıkım kampanyası başlatmasını ve tüm inşaat faaliyetlerini derhal dondurmasını önerdi.

Öte yandan Kohelet Policy Forum, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları ve saldırganların kimlikleri hakkında Avrupalı kurumlara bilgi sağlayan İsraillileri ‘muhbir’ olarak nitelendiriyor ve bu kişilere yaptırım uygulanmasını savunuyor. Kohelet Policy Forum, “Yabancı devletler, yaptırıma tabi tutulan kişi ve kuruluşların faaliyetlerinden yerel bilgi kaynakları olmaksızın haberdar olamazdı” görüşünü dile getirirken, Knesset’in mevcut boykot yasasını değiştirerek İsrail vatandaşlarına yönelik yaptırım çağrılarını yasaklamasını ve bu çağrılar nedeniyle zarar gördüğünü öne süren kişilere tazminat davası açma hakkı tanımasını talep ediyor.

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim yerlerini genişletiyor

Kohelet Policy Forum, Doğu Kudüs’te faaliyet gösteren Avrupa ülkelerine ait konsoloslukların kapatılması yönündeki çağrısını da yineledi. Enstitü tarafından hazırlanan değerlendirmede, “Filistin Yönetimi’ne hizmet veren Avrupa konsolosluklarının İsrail’in başkentinin merkezinde faaliyet göstermeyi sürdürmesi başlı başına bir çelişkidir” ifadesine yer verildi. Değerlendirmede, Fransa, Yunanistan, İsveç, İtalya, İspanya, Belçika, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin yanı sıra Vatikan’ın Doğu Kudüs’te diplomatik temsilcilikler bulundurduğu belirtilerek, bu temsilciliklerin Kudüs üzerindeki İsrail egemenliğini tanımadığı ve Filistin Yönetimi nezdinde faaliyet yürüttüğü savunuldu. Enstitü, İspanya örneğini vererek, Madrid yönetiminin İsrail’deki büyükelçisini geri çağırmasına rağmen İspanya’nın Kudüs Başkonsolosu’nun kentte görev yapmayı sürdürdüğünü ve Ramallah’ta Filistin Devleti temsilcileriyle çalıştığını ileri sürdü. Kohelet’e göre bu konsolosluklar, ‘sömürgecilik döneminden kalma yapılar’ niteliği taşıyor ve ev sahibi devletin onayı olmadan diplomatik misyonların faaliyet göstermesini uluslararası hukuka aykırı hale getiren kurallarla çelişiyor. Enstitü, Avrupa ülkelerinin Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanındığı izlenimini vermemek için İsrail’den resmî izin almaktan kaçındığını iddia etti. Açıklamada ayrıca, İngiltere ve Fransa’nın Filistin devletini tanıma kararlarına karşı İsrail hükümetinin bir yıl önce ‘uygun bir Siyonist yanıt’ vereceği yönünde taahhütte bulunduğu, ancak bu yönde herhangi bir adım atılmadığı öne sürülerek, söz konusu konsoloslukların derhal kapatılması çağrısı yapıldı. Enstitü, bunun Avrupa ülkelerine İsrail’in egemenliğine yönelik ihlallere sessiz kalmayacağı yönünde net bir mesaj vereceğini savundu.

Öte yandan İsrail basınında yer alan bilgilere göre, AB yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşların isimlerini açıklamaktan kaçınsa da kararın bazı önde gelen yerleşimci örgütlerini hedef alması bekleniyor. Bu kapsamda, mevcut Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından 2006 yılında kurulan ve İsrail’in yerleşim politikalarını desteklemek amacıyla faaliyet gösteren Regavim, Batı Şeria’da yeni yerleşim birimleri kurulmasını savunan ve Gazze Şeridi’nde yeniden yerleşim fikrini destekleyen aşırı sağcı Nachala ile lideri Daniella Weiss ve 1979’dan bu yana yerleşim projelerinde faaliyet gösteren Amana adlı kuruluşun yaptırım listesinde yer alabileceği belirtiliyor. İsrail kaynaklarına göre, söz konusu yaptırımların bu kuruluşların yanı sıra yöneticilerini ve önde gelen isimlerini de kapsaması bekleniyor.

devrf
Ramallah’ın kuzeydoğusundaki bir yerleşim yeri, 12 Mart 2026 (AFP)

İsrail’de siyasi ve hukuk çevreleri, AB’nin son yaptırım kararını, daha önce Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerine karıştığından şüphelenilen bireylere uygulanan yaptırımlara kıyasla daha ciddi bir tırmanma olarak değerlendiriyor. Bu çevreler, AB’nin kararlarına karşı güçlü bir tepki verilmemesi halinde ilerleyen dönemde daha kapsamlı yaptırımların gündeme gelebileceğini savunuyor. Bu kapsamda, Kohelet Policy Forum tarafından ortaya atılan önerilerden biri de AB yargı organlarına başvurulması oldu. Enstitü, yaptırım kararlarının iptali için AB mahkemelerine mümkün olan en kısa sürede dava açılması gerektiğini savunuyor. İsrailli avukat Sarah Shialom, şimdiye kadar Avrupa yaptırımlarından etkilenen hiçbir İsraillinin bu kararlara karşı yargı yoluna başvurmadığını belirterek, AB’nin hukuk sistemi içinde kullanılabilecek çeşitli hukuki mekanizmaların bulunduğunu söyledi. Shialom’a göre en önemli seçenek, yaptırım kararının iptali için dava açılması. AB’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 263. maddesine atıfta bulunan hukukçu, bir karar nedeniyle doğrudan etkilenen kişi veya kuruluşların, kararın yayımlanmasından itibaren iki ay içinde AB Genel Mahkemesi’ne başvurarak isimlerinin yaptırım listesinden çıkarılmasını talep edebileceğini ifade etti. Shialom, yaptırım listelerine alınan İsrailliler açısından en önemli unsurun Avrupa mahkemelerinin benimsediği ispat standardı olduğunu belirtti. Buna göre, iddiaları kanıtlama yükümlülüğü yaptırıma maruz kalan kişilere değil, AB makamlarına ait bulunuyor. Avrupa mahkemelerinin yalnızca genel suçlamalar veya soyut gerekçelerle karar veremeyeceğini vurgulayan Shialom, her bir suçlamanın somut ve güçlü delillere dayanması gerektiğini söyledi. Hukukçu, yaptırıma maruz kalan kişinin suçlamaların dayanaksız olduğunu kanıtlaması ve mahkeme tarafından haklı bulunması halinde, AB’nden tazminat talep etme hakkına da sahip olabileceğini ifade etti.


Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri olarak mart ayı başında göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney’in sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, fiili yetkilerinin kapsamı da netlik kazanmış değil. Ancak Washington, Hamaney’in yönetim ve müzakere süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmeye başladığını belirtiyor.

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, daha önce hayatta olup olmadığı konusunda şüphelerini dile getirdiği Hamaney’in artık ‘tam anlamıyla sürecin içinde olduğunu’ söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ‘Mücteba Hamaney’in belirli bir düzeyde giderek daha fazla sürece dâhil olduğuna işaret eden göstergeler bulunduğunu’ ifade etti.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ilk gününde öldürülen babasının yerine geçen 56 yaşındaki İran Dini Lideri, bugüne kadar yaklaşık 12 yazılı açıklama yayımladı. Bunların sonuncusu, dün okunan ve ‘sinsi düşmana’ yönelik sert ifadeler içeren mesaj oldu.

İran siyasi sisteminin temel direklerinden biri olarak kabul edilen Dini Liderlik makamı, ülkenin üst düzey politikaları ile siyasi ve askerî kurumların genel yönelimleri üzerinde nihai söz sahibi konumunda bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, Hamaney ile görüştüklerini açıkladı. Ancak söz konusu görüşmelere ilişkin herhangi bir fotoğraf paylaşılmadı.

dergth6y
 İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney (Jamaran)

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre uzmanlar, İran yönetim sisteminin işleyiş mekanizmalarının şeffaf olmaktan uzak olduğunu, ancak Mücteba Hamaney ve ekibinin şu aşamada arka planda kalmayı tercih etseler de sistem içinde etkili bir rol oynadıklarının görüldüğünü belirtti. Uzmanlara göre, daha doğrudan bir kontrol tesis etmek istemesi halinde Hamaney’in bunu gerçekleştirmesi zaman alacak.

Hamaney, dün yayımlanan açıklamasında da önceki mesajlarında olduğu gibi babasının benimsediği sert ABD ve İsrail karşıtı söylemi sürdürdü. Washington ve Tel Aviv’i, ‘ağır bir yenilgiye’ uğradıktan sonra İran toplumunda ‘ayrışma’ yaratmaya çalışmakla suçladı.

Söz konusu mesaj, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Humeyni’nin ölümünün 37. yıl dönümü dolayısıyla yayımlandı. Ancak Hamaney törenlere katılmadı. Babası Ali Hamaney’in nadiren kaçırdığı bu anma programında, tören alanına Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı boş bir koltuk konuldu.

Mesajı Tahran Cuma İmamı okurken, devlet televizyonu da Hamaney’in daha önceki açıklamalarını yayımladı.

İranlı yetkililerden bazıları, Hamaney’in düzenlenen saldırılardan birinde yaralandığını doğrularken, sağlık durumuna ilişkin çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor.

AFP’ye değerlendirmelerde bulunan Thomas Juneau, “Mücteba Hamaney’in rolü belirsizliğini koruyor ve şu aşamada babasının sahip olduğu nüfuz düzeyine ulaşmış olması son derece düşük bir ihtimal” dedi.

Ottawa Üniversitesi’nde profesör olan Juneau, Hamaney’in özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki etkili isimler olmak üzere çok sayıda önemli figürle yakın ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.

Juneau’ya göre fiili güç, DMO komutanları ile sınırlı sayıdaki önde gelen siyasi isimden oluşan gayriresmi bir komitenin elinde bulunuyor. Bu isimler arasında, eski bir DMO komutanı olan ve ABD ile yürütülen görüşmelerde baş müzakereci rolünü üstlenen Muhammed Bakır Kalibaf da yer alıyor.

Kamuoyu önünde görünmemesine rağmen İran yönetimi, Mücteba Hamaney’i toplumun gündeminde tutmaya çalışıyor. Bu kapsamda Tahran’da, kurucu lider Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve halefi Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı dev afişler asıldı. Söz konusu adım, iktidarın sürekliliğini vurgulamaya yönelik açık bir mesaj olarak değerlendiriliyor.

wefr
İlk lider Ruhullah Humeyni, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yer aldığı bir afiş (Reuters)

Cenevre merkezli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Ferzan Sabit, güvenlik koşullarının normale dönmesi ve sağlık durumunun iyileşmesiyle birlikte Mücteba Hamaney’in daha etkin bir rol üstleneceğini öngördüğünü söyledi.

Sabit, Hamaney’in ‘Washington ile yürütülen müzakereler de dahil olmak üzere genel siyasi yönelimi denetlediğini’ ifade etti.

Bununla birlikte Mücteba Hamaney’in, 35 yılı aşkın süre boyunca iktidar üzerinde geniş kontrol sağlayan ve rejim içindeki güç mücadelelerini yöneten babasının yönetim modelini tekrarlayıp tekrarlamayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Analistlere göre babası dönemindeki hiyerarşik iktidar yapısından farklı olarak, günümüzde güç daha parçalı ve dağınık bir şekilde kullanılıyor. Bu çerçevede Mücteba Hamaney’in, DMO’nun giderek daha baskın bir rol üstlendiği sistemde etkili aktörlerden yalnızca biri olduğu değerlendiriliyor.

Juneau ise değerlendirmesinde, “Mücteba, babasının sahip olduğu otoriteye sahip değil. Ayrıca sistem içinde nihai hakem ve denge unsuru rolünü üstlenebilecek kapasiteye de sahip görünmüyor” ifadelerini kullandı.