İranlı siyasetçi tartışma yarattı: Rejim, politikasını değiştirdi ve başörtüsü takma zorunluluğunu kaldırdı

Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)
Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)
TT

İranlı siyasetçi tartışma yarattı: Rejim, politikasını değiştirdi ve başörtüsü takma zorunluluğunu kaldırdı

Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)
Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)

Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhammed Bahonar, bir podcast tartışmasında rejimin ‘zorunlu başörtüsü’ politikasını resmi olarak sona erdirdiğini açıklayarak, İran İslam Cumhuriyeti'nin temellerinden biri hakkında son yılların en cesur açıklaması olarak nitelendirilen bir tartışma fırtınası başlattı. Bu açıklama, muhafazakârlar ve reformistler arasında geniş çaplı bir tartışma başlattı ve ‘iffet ve başörtüsü yasası’ konusunu, aylarca uygulamaya konulmaması ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yasayı uygulamayı reddetmesi sonrasında yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.

Tartışmanın başlangıcı

Bahonar, bir podcast programındaki tartışmada, “Başörtüsü yasası artık ne yasal ne de insan hakları açısından geçerli değil. Artık bununla ilgili herhangi bir yükümlülük, para cezası veya başka bir ceza yok” dedi.

fg
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhammed Bahonar, bir basın toplantısı sırasında (Khabar Online)

Bahonar, “İran İslam Cumhuriyeti, siyasi ve entelektüel yapısında kademeli değişiklikler geçiriyor. İran nüfusunun yüzde 10'u dindar muhafazakârlar, yüzde 90'ı ise sadece yaşamak ve kendileri için bir gelecek inşa etmek istiyor” ifadelerini kullandı.

Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında Bahonar, görüşünü yineleyerek şunları söyledi: “Şu anda, başörtüsü konusunda bağlayıcı ve uygulanabilir bir yasa yok... Rejimin şu anki genel kararı, zorunlu başörtüsü yasasının uygulanamayacağı yönünde. Bu karara aykırı herhangi bir işlem veya para cezası ile karşılaşırsanız, 110 numaralı polis hattını arayarak bildirebilirsiniz.”

Bahonar sözlerini şöyle sürdürdü: “Başörtüsünün zorunlu hale getirilmesini isteyenler olduğunu açıkça belirttim, ancak zorunlu başörtüsüne hiçbir zaman inanmadım ve halen de inanmıyorum. Asıl soru şu: Çıplaklığa ne ölçüde izin verilebilir? Sonuçta, uyulması gereken bir sınır olmalı.”

f5y
Tahran'ın kuzeyindeki bir kavşaktan karşıya geçen İranlı bir kadın (AP)

Bahonar, “Halen zorunlu başörtüsü talep edenler var ve bazıları parlamentonun önünde oturma eylemi yapıyor. Tek bir görüşü dayatmaya çalışmıyoruz, herkesin susturulması gerektiğini de söylemiyoruz... Mesele tek bir görüşü dayatmak değil, rejim tarafından alınan ulusal kararlarla ilgili. Rejimin şu anki genel kararı, başörtüsü yasasının uygulanamaz olduğu yönünde” dedi.

Muhafazakâr kesimden sert eleştiriler

Bahonar'ın açıklamaları muhafazakâr çevrelerden sert tepkiler aldı. İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Kayhan gazetesinin genel yayın yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari şunları söyledi: “Bahonar'ın çıplaklığın tek başına bir suç olup olmadığını ve başörtüsünü çıkarmanın çıplaklık düzeyine ulaşmadığı sürece caiz olup olmadığını açıklığa kavuşturmasını isterim. Eğer kastettiği buysa, bu görüşün yürürlükteki yasalar ve hukuk ilkeleriyle nasıl uyumlu olduğunu bize açıklamalıdır.”

Şeriatmedari, Bahonar'ın ‘zorunlu başörtüsü’ ile neyi kastettiğini ve başörtüsünün ‘yasal bir zorunluluk ve şeri bir gereklilik olup olmadığını’ açıklamasını talep etti.

İslami Şûra Meclisi Kültür Komisyonu Sözcüsü Ahmed Rastineh de Bahonar'a sert bir biçimde yüklenerek, ‘zorunlu başörtüsü’ teriminin çıplaklığı teşvik etmek için uydurulduğunu söyledi. Rastineh, bunun, ‘devrim karşıtı medya’ olarak adlandırdığı kuruluşlar tarafından yapılan ‘medya tanıtımı’ olduğunu iddia etti.

Rastineh, Bahonar'a hitaben, “Rejimin yavaş yavaş kalıplarını değiştirdiğini ve artık iffet ve başörtüsüyle ilgili bir yasa olmadığını söylediniz. Bu ifade çıplaklığı teşvik etmiyor mu? Kimin çıkarlarını savunuyorsunuz? Çıplak, yozlaşmış Batı'nın çıkarlarını mı, yoksa İran İslam Cumhuriyeti'nin çıkarlarını mı?” diye sordu.

y67u
Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, nükleer bilim adamları ve santrifüjlerin resimlerinin yer aldığı ve Farsça ‘Bilim güçtür’ yazan bir panonun önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)

Muhafazakâr milletvekili Muhammed Taki Nakdali ise daha önce parlamentonun başkan yardımcılığı görevini yürüten Bahonar'ı eleştirerek, “Bu parlamentonun başkan yardımcılığı görevini bu kadar uzun süre yürüten biri, şimdi başörtüsünün artık yasal bir dayanağı olmadığını söylüyor... Şehit olan kardeşinin kanından utanması gerekir” dedi.

Nakdali, başörtüsü konusunda şeriat kanunlarının uygulanmasının göz ardı edilmesinin ‘kaosa yol açacağını’ ifade etti.

İslami Şûra Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, Nakdali'nin eleştirisine destek vererek, Bahonar'ın toplumun demografik yapısı hakkındaki açıklamalarını eleştirdi. Nikzad, “Toplumu dindar ve dindar olmayan gruplara ayıranlar var... Bu yüzdeleri nereden aldıklarını bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Başörtüsü yasası

Yeni tartışma, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın geçtiğimiz mart ayında parlamentonun kabul ettiği ‘iffet ve başörtüsü’ yasasını, uygulamasının ‘çatışmaları alevlendirebileceğini ve insanlara zarar verebileceğini’ düşünerek uygulamayı reddetmesinden aylar sonra ortaya çıktı.

Geçen aralık ayında hükümet, İran'ın güvenliği üzerindeki etkileri nedeniyle, politikacılar, din adamları ve sivil toplum arasında yaygın tartışma ve bölünme yaşandıktan sonra, 74 maddelik tasarıyı uygulamayı durdurmak için Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne havale etti.

İran Cumhurbaşkanlığı aralık ayında, Pezeşkiyan'ın ‘iffet ve başörtüsü’ tasarısını uygulanmasını önlemek için Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne sevk ettiğini açıkladı. Bu adım, parlamento başkanlığının hükümetten tasarıyı değiştirmesini ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşmasını istemesinin ardından geldi.

Pezeşkiyan geçen ay bir televizyon röportajında, “Toplumda çatışma ve uyumsuzluğa yol açabilecek bir yasayı uygulayamazdım” dedi.

tyu
Tahran'da sokakta yürüyen İranlı bir kadın, 28 Eylül 2025 (AFP)

İran'da kadınlar, 1979 devrimi sonrası İranlı din adamları arasında başörtüsü zorunluluğu konusunda çıkan anlaşmazlıkların ardından, 9 Ağustos 1983'ten bu yana kamusal alanda başörtüsü takmak zorunda.

Ancak Mahsa Amini'nin ölümünden bu yana, daha fazla kadın İran İslam Cumhuriyeti'nin ideolojik temellerinden birine karşı gelerek başörtüsü takmadan dışarı çıkmaya başladı.

Kürt asıllı genç kadın Mahsa Amini'nin, ülkenin kıyafet kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındığı sırada hayatını kaybetmesi, Eylül 2022'de eşi görülmemiş bir protesto dalgasına yol açtı.



İran hegemonyasının pençesinde Irak: Savaş neleri ortaya çıkardı?

Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
TT

İran hegemonyasının pençesinde Irak: Savaş neleri ortaya çıkardı?

Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)

Rüstem Mahmud

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında geçici bir ateşkesin ilan edilmesinden kısa süre sonra, Irak parlamentosu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Nizar Amedi'yi cumhurbaşkanı seçti. Birçok gözlemci bunu, Amerikan baskısının dayattığı yıllarca süren zorunlu durgunluğun ardından İran etkisinin vitrine dönüşünün açık bir göstergesi olarak gördü. Bu Amerikan etkisi, bir yorumcunun tanımıyla tek bir tweet ile başbakan seçimini engelleyebilecek noktaya ulaşmıştı. Burada, Başkan Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığı hakkındaki yorumunun ardından Koordinasyon Çerçevesi'nin Nuri el-Maliki'yi aday göstermekten geri adım atmasına atıfta bulunuyordu.

Irak meselelerine aşina olanlar, İran rejiminin kanıtladığı direniş gücü ve çökmeye direnmesinin yanı sıra, müttefik Iraklı milis grupların sahadaki etkin varlığı nedeniyle, İran nüfuzunun, göreceli ve durumsal olarak da olsa, artmasının muhtemel olduğuna inanıyorlar. İran yanlısı milislerin bu etkin varlığı, Irak'taki İran karşıtlarına ciddi zararlar verdi. Hiçbir devlet kurumu -hükümet veya parlamento- bu grupları kontrol altına almayı veya eylemleri için kullandıkları sahte meşruiyet kılıfını ortadan kaldırmayı başaramadı.

Savaş sırasında, Iraklı silahlı fraksiyonlar Irak içinde füze ve insansız hava araçları (İHA) kullanarak 700'den fazla saldırı gerçekleştirdi; bunların yaklaşık 500'ü Kürdistan Bölgesi'ni hedef alarak diplomatik misyonlara, sivil kurumlara, Peşmerge mevzilerine, petrol şirketlerine ve İranlı Kürt partilere ait kamplara zarar verdi. Bu saldırılarda Irak genelindeki diplomatik ve güvenlik çıkarları da hedef aldı. 16 Mart'ta, altı yabancı diplomatik misyona ev sahipliği yapan Bağdat'taki el-Reşid Oteli'ne şiddetli bir saldırı düzenlendi. Birkaç gün sonra da Irak Ulusal İstihbarat Servisi'nin genel merkezi bombalandı.

Haşdi Şabi Güçleri ve ona bağlı silahlı fraksiyonlar bu saldırılardaki rollerini inkar etmediler. Hatta Haşdi Şabi’nin en büyük bileşenlerinden biri olan Ketaib Hizbullah, Ulusal İstihbarat Servisi'ni, Kürt unsurları aracılığıyla İsrail Mossad'ı ile bağlantılı olmakla suçladı. Buna karşılık, Irak hükümeti ve ordusu caydırıcı önlemler almadan, yalnızca Irak'ın “tarafsızlığını” teyit eden ve ihlalleri kınayan göstermelik açıklamalar yaparak, sahada sessizlik politikası izledi. Amerika Birleşik Devletleri ise daha da ileri giderek, hükümeti bu fraksiyonlara siyasi ve güvenlik desteği sağlamakla suçladı.

Bu fraksiyonlara karşı olan siyasi güçlere gelince, tepkileri sözlü protestolarla sınırlı kaldı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve diğer Iraklı taraflar sadece saldırıları kınadı ve federal hükümeti harekete geçmeye çağırdı, ancak parlamentodan veya diğer etkili siyasi güçlerden net bir pozisyon çıkmadı.

Böylece Irak'taki iç denklem, “açıklanmamış çatışma” aşamasından açık çatışma aşamasına geçti. İran ile müttefik siyasi güçler, şüpheli bir meşru örtü altında faaliyet gösteren silahlı fraksiyonları ile birlikte, onları caydırabilecek herhangi bir kurumsal iradenin tamamen yokluğunda, siyasi ve güvenlik ortamının kontrolünü fiilen ele geçirdiler. Bu denklem, en az 2010'dan beri perde arkasında işliyordu; o zaman İran yanlısı blok, parlamento seçim sonuçlarını Nuri el-Maliki lehine manipüle etmeyi başarmış ve bloğu, İran baskısı altında saf dışı bırakılmadan önce İyad Allavi liderliğindeki "Irak Listesi"nin ardından ikinci sırada yer almıştır.

Savaşın gidişatı, İran yanlısı bloğun, Irak devletinin deklare ettiği stratejik ilkeleri, özellikle de bölgesel çatışmalarda tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak, Irak'ı ABD ile açık bir çatışmaya sürükleyebileceğini ortaya koydu. Bu durum, 2022 yılında parlamento tarafından onaylanan hükümet programıyla doğrudan çelişmektedir. Nitekim programın 21. maddesinin ilk paragrafında “uluslararası koalisyon ülkeleriyle güvenlik ve egemenlik gerekliliklerine uygun olarak güçlerinin varlığı konusunda diyaloğun devam ettirilmesi”, dokuzuncu paragrafında ise “resmi ve meşru kurumlar çerçevesi dışında kontrolsüz silahlanma olgusunun sona erdirilmesi” teyit edilmiştir.

Devlet kurumlarının aşınması

Güvenlik meseleleri araştırmacısı Naif Hüseyin yaptığı açıklamada, savaşın ortaya çıkardığı kurumsal kırılganlık göstergelerini belirleyerek, bunun üç temel üzerine yansımalarını özetledi; ordu, hükümet ve siyasi güçler. Yusuf bu olayları daha geniş bir bağlamda, Irak devletinin kimliğini ve davranışını yeniden şekillendirme aşaması olarak değerlendirdi ve mevcut sonuçların bu gelecekteki biçimin hatlarını belirleyeceğini ifade etti.

fvfbf
Fotoğraf: Bağdat'ta, 21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın eski yardımcısı Hüseyin Halil'in (Ebu Ali olarak da biliniyor) cenaze töreninde Irak Haşdi Şabi Güçleri (AFP)

Yusuf şöyle diyor: “Irak içinde yaşananlar, ordunun teknik altyapısının etkisiz hale geldiğini kanıtlıyor. Ne eğitim, ne silahlandırma, ne de yüz binlerce savaşçıyı bünyesine katmak ve onlarca askeri tümen oluşturmak, net bir doktrin ve gerçek bir siyasi irade yokluğunda hiçbir işe yaramaz. Irak ordusu savaş boyunca tamamen tarafsız kaldı; silahlı grupların kendi sınırları içindeki ulusal ve diplomatik çıkarlara saldırmasını engelleyemedi ve aynı şekilde İran'ın Irak topraklarını bombalamasına da karşılık veremedi. Sorun, hava savunması ve istihbarat da dahil olmak üzere askeri yetkinlik eksikliği değil, anayasal görevleri yerine getirme konusunda siyasi irade ve hazırlık eksikliğiydi. Bu gerçek, gelecekte birden fazla tepkiye yol açacaktır: Kürdistan Bölgesi, öz savunma kabiliyetinin güçlendirilmesini talep etmek zorunda kalabilir. ABD ana himayedar olarak, kendisini ordunun öz savunma kabiliyetine yönelik desteğinin niteliğini temelden gözden geçirme durumunda bulabilir.”

Yusuf, bir başka dönüşümü şöyle detaylandırıyor: “Ordunun yanı sıra, Irak'ın iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası normlara saygıya bağlı bölgesel bir güç olarak imajı da çöktü. Bölgedeki birçok ülke, Irak topraklarından düzenlenen saldırılara maruz kaldı. Fraksiyonlar ve onlara bağlı medya kuruluşları ise komşu devletlere karşı kışkırtma kampanyaları yürüterek, Kuveyt ve Suriye'ye karşı doğrudan askeri müdahale tehditleri savurma kertesine vardılar. Bu, önceki rejimin yönetimi altında Irak’ın sahip olduğu ve birbirini takip eden Iraklı hükümetlerin temelden aştıklarını göstermeye gayret ettikleri imajı akla getiriyor. Ne var ki, olaylar, Iraklı hükümetlerin bu iddiasının kırılganlığını ortaya koydu.”

Irak'ın iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası normlara saygıya bağlı bölgesel bir güç olarak imajı çöktü. Bölgedeki birçok ülke, Irak topraklarından düzenlenen saldırılara maruz kaldı

Üç beklenen dönüşüm

Yukarıdakiler ışığında, ABD-İran çatışmasındaki güç dengesinin değişmeden kalması koşuluyla, Irak'ta yakın gelecekte üç önemli dönüşüme dair olası bir gidişat şekillenmektedir.

Birincisi, Irak, İran yanlısı blok tarafından dayatılan ve devlet kurumları ile seçim sürecinin bu sistemi meşrulaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmeyen formalitelere indirgendiği “baskın” yönetim tarzına geri dönebilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu, Kürt ve Sünni blokların yanı sıra İran ile ittifak halinde olmayan Şii blokları da fiilen marjinalleştirecek ve artan baskı ve sistematik şantajla karşı karşıya kalmalarına, statükoyu kabul etmeye zorlanmalarına neden olacaktır.

wecd
 Haşdi Şabi Güçleri üyeleri, Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreninde ABD hava saldırılarında öldürülenlerin fotoğraflarını taşıyor, 4 Şubat (AFP)

İkincisi, Irak’ın ABD hesaplarında “haydut devlet” statüsüne geri dönmeye aday olmasıdır. Zira Irak hükümeti, gerek Haşdi Şabi Güçleri ve fraksiyonlarının dağıtılması gerekse onlara yönelik kurumsal desteğin kesilmesi konusunda ABD'nin taleplerine uyamayacaktır. Bu durum, Irak'ı iki tür ABD baskısına maruz bırakacaktır; ekonomik veya askeri. Her iki durumda da Bağdat, Washington'un himayesi altındaki ve ABD ile dengeli ilişkilere sahip bir devlet olarak geleneksel konumunu kaybedecektir.

Üçüncüsü, yukarıdakilerin tümü Irak'ın ciddi bir mali ve ekonomik krize sürüklenmesine yol açacaktır. Zira ekonomisi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanmaktadır ve bu sektör, Irak'ın Washington ile siyasi ittifakı nedeniyle Amerikan baskısından muaf olmayacaktır. Güvenlik sektöründe de durum farklı olmayacaktır. Eğer bozulma belirli bir noktaya ulaşırsa, geniş çaplı bir halk protestosu hareketi olası senaryo haline gelir ve bu hareket, Ekim 2019 ayaklanmasından bile daha yoğun ve köklü olabilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Müzakerelerde belirsizlik sürüyor: İran “sahada yeni kartlar” uyarısı yaptı

Müzakerelerde belirsizlik sürüyor: İran “sahada yeni kartlar” uyarısı yaptı
TT

Müzakerelerde belirsizlik sürüyor: İran “sahada yeni kartlar” uyarısı yaptı

Müzakerelerde belirsizlik sürüyor: İran “sahada yeni kartlar” uyarısı yaptı

Washington ile Tahran arasında İslamabad’da yeni bir müzakere turu düzenlenmesine yönelik çabaları belirsizlik gölgeliyor. İran, görüşmelere katılımını teyit etmeyi reddederken, ABD’nin İran bayraklı bir yük gemisine el koyması gerilimi artırdı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ateşkes süresinin dolmasına bir gün kala yaşandı.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’yi diplomatik süreçte ciddi olmamakla ve iki haftadır yürürlükte olan ateşkesi ihlal etmekle suçladı. Tahran yönetimi, yeni müzakere turuna katılıp katılmayacağına henüz karar vermediğini açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump ise kalıcı bir çözüm amacıyla İslamabad’a bir heyet gönderdiğini duyurdu. Söz konusu temaslar, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı sona erdirmeyi hedefliyor.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, savaşın yeniden başlaması halinde Tahran’ın “yeni kartlar” ortaya koyacağı uyarısında bulundu. Kalibaf, “Tehdit altında müzakereyi kabul etmiyoruz. Son iki haftadır sahada yeni kartlarımızı ortaya koymaya hazırlanıyorduk” ifadelerini kullandı.


Washington ve Tahran, Bağdat üzerindeki baskıyı artırıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki bir toplantısından (INA)
TT

Washington ve Tahran, Bağdat üzerindeki baskıyı artırıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki bir toplantısından (INA)

ABD ve İran, aralarındaki savaşın gölgesinde Irak üzerindeki baskılarını artırdı. Washington, Bağdat hükümetiyle bağlantılı kesimleri ‘İran milislerine mali ve operasyonel destek sağlamakla’ suçlayarak ‘saldırıların faillerinin’ ortaya çıkarılmasını talep ederken, Tahran ise ‘Irak halkının direnişine ve metanetine’ övgüde bulundu.

Bağdat, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın her an gelmesini beklerken, yayılan haberlere göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, Bağdat ziyaretinin ertesi günü yaptığı açıklamada, ziyaretinin amacının ‘İran İslam Cumhuriyeti rejiminin takdirini iletmek ve Irak halkının, dini otoritelerin ve Irak’taki yetkililerin gösterdiği dayanışmaya teşekkür etmek’ olduğunu söyledi.

Kaani, İran haber ajansları tarafından dün aktarılan açıklamasında, ABD'ye atıfta “Hükümeti kurmak Irak halkının hakkıdır ve Irak, başkalarının müdahale edemeyeceği kadar büyüktür” ifadelerini kullandı.

Öte yandan ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği tarafından dün yapılan açıklamada, ‘hükümete bağlı taraflar, İran'a bağlı milislere siyasi, mali ve operasyonel destek sağlamakla’ suçlandı.

Bir diğer gelişmede (Şii) Koordinasyon Çerçevesi güçleri dün akşam, Reuters’ın Basim el-Bedri'nin Nuri el-Maliki'nin yerine başbakan adayı olarak gösterildiğine dair haberini yalanlarken oturumun çarşamba gününe ertelendiğini duyurdu.