İranlı siyasetçi tartışma yarattı: Rejim, politikasını değiştirdi ve başörtüsü takma zorunluluğunu kaldırdı

Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)
Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)
TT

İranlı siyasetçi tartışma yarattı: Rejim, politikasını değiştirdi ve başörtüsü takma zorunluluğunu kaldırdı

Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)
Geçtiğimiz hafta Tahran'ın merkezindeki İnkılab (Devrim) Caddesi'nde bir kafenin önünde oturan bir kadın (AP)

Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhammed Bahonar, bir podcast tartışmasında rejimin ‘zorunlu başörtüsü’ politikasını resmi olarak sona erdirdiğini açıklayarak, İran İslam Cumhuriyeti'nin temellerinden biri hakkında son yılların en cesur açıklaması olarak nitelendirilen bir tartışma fırtınası başlattı. Bu açıklama, muhafazakârlar ve reformistler arasında geniş çaplı bir tartışma başlattı ve ‘iffet ve başörtüsü yasası’ konusunu, aylarca uygulamaya konulmaması ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yasayı uygulamayı reddetmesi sonrasında yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.

Tartışmanın başlangıcı

Bahonar, bir podcast programındaki tartışmada, “Başörtüsü yasası artık ne yasal ne de insan hakları açısından geçerli değil. Artık bununla ilgili herhangi bir yükümlülük, para cezası veya başka bir ceza yok” dedi.

fg
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhammed Bahonar, bir basın toplantısı sırasında (Khabar Online)

Bahonar, “İran İslam Cumhuriyeti, siyasi ve entelektüel yapısında kademeli değişiklikler geçiriyor. İran nüfusunun yüzde 10'u dindar muhafazakârlar, yüzde 90'ı ise sadece yaşamak ve kendileri için bir gelecek inşa etmek istiyor” ifadelerini kullandı.

Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında Bahonar, görüşünü yineleyerek şunları söyledi: “Şu anda, başörtüsü konusunda bağlayıcı ve uygulanabilir bir yasa yok... Rejimin şu anki genel kararı, zorunlu başörtüsü yasasının uygulanamayacağı yönünde. Bu karara aykırı herhangi bir işlem veya para cezası ile karşılaşırsanız, 110 numaralı polis hattını arayarak bildirebilirsiniz.”

Bahonar sözlerini şöyle sürdürdü: “Başörtüsünün zorunlu hale getirilmesini isteyenler olduğunu açıkça belirttim, ancak zorunlu başörtüsüne hiçbir zaman inanmadım ve halen de inanmıyorum. Asıl soru şu: Çıplaklığa ne ölçüde izin verilebilir? Sonuçta, uyulması gereken bir sınır olmalı.”

f5y
Tahran'ın kuzeyindeki bir kavşaktan karşıya geçen İranlı bir kadın (AP)

Bahonar, “Halen zorunlu başörtüsü talep edenler var ve bazıları parlamentonun önünde oturma eylemi yapıyor. Tek bir görüşü dayatmaya çalışmıyoruz, herkesin susturulması gerektiğini de söylemiyoruz... Mesele tek bir görüşü dayatmak değil, rejim tarafından alınan ulusal kararlarla ilgili. Rejimin şu anki genel kararı, başörtüsü yasasının uygulanamaz olduğu yönünde” dedi.

Muhafazakâr kesimden sert eleştiriler

Bahonar'ın açıklamaları muhafazakâr çevrelerden sert tepkiler aldı. İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Kayhan gazetesinin genel yayın yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari şunları söyledi: “Bahonar'ın çıplaklığın tek başına bir suç olup olmadığını ve başörtüsünü çıkarmanın çıplaklık düzeyine ulaşmadığı sürece caiz olup olmadığını açıklığa kavuşturmasını isterim. Eğer kastettiği buysa, bu görüşün yürürlükteki yasalar ve hukuk ilkeleriyle nasıl uyumlu olduğunu bize açıklamalıdır.”

Şeriatmedari, Bahonar'ın ‘zorunlu başörtüsü’ ile neyi kastettiğini ve başörtüsünün ‘yasal bir zorunluluk ve şeri bir gereklilik olup olmadığını’ açıklamasını talep etti.

İslami Şûra Meclisi Kültür Komisyonu Sözcüsü Ahmed Rastineh de Bahonar'a sert bir biçimde yüklenerek, ‘zorunlu başörtüsü’ teriminin çıplaklığı teşvik etmek için uydurulduğunu söyledi. Rastineh, bunun, ‘devrim karşıtı medya’ olarak adlandırdığı kuruluşlar tarafından yapılan ‘medya tanıtımı’ olduğunu iddia etti.

Rastineh, Bahonar'a hitaben, “Rejimin yavaş yavaş kalıplarını değiştirdiğini ve artık iffet ve başörtüsüyle ilgili bir yasa olmadığını söylediniz. Bu ifade çıplaklığı teşvik etmiyor mu? Kimin çıkarlarını savunuyorsunuz? Çıplak, yozlaşmış Batı'nın çıkarlarını mı, yoksa İran İslam Cumhuriyeti'nin çıkarlarını mı?” diye sordu.

y67u
Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, nükleer bilim adamları ve santrifüjlerin resimlerinin yer aldığı ve Farsça ‘Bilim güçtür’ yazan bir panonun önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)

Muhafazakâr milletvekili Muhammed Taki Nakdali ise daha önce parlamentonun başkan yardımcılığı görevini yürüten Bahonar'ı eleştirerek, “Bu parlamentonun başkan yardımcılığı görevini bu kadar uzun süre yürüten biri, şimdi başörtüsünün artık yasal bir dayanağı olmadığını söylüyor... Şehit olan kardeşinin kanından utanması gerekir” dedi.

Nakdali, başörtüsü konusunda şeriat kanunlarının uygulanmasının göz ardı edilmesinin ‘kaosa yol açacağını’ ifade etti.

İslami Şûra Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, Nakdali'nin eleştirisine destek vererek, Bahonar'ın toplumun demografik yapısı hakkındaki açıklamalarını eleştirdi. Nikzad, “Toplumu dindar ve dindar olmayan gruplara ayıranlar var... Bu yüzdeleri nereden aldıklarını bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Başörtüsü yasası

Yeni tartışma, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın geçtiğimiz mart ayında parlamentonun kabul ettiği ‘iffet ve başörtüsü’ yasasını, uygulamasının ‘çatışmaları alevlendirebileceğini ve insanlara zarar verebileceğini’ düşünerek uygulamayı reddetmesinden aylar sonra ortaya çıktı.

Geçen aralık ayında hükümet, İran'ın güvenliği üzerindeki etkileri nedeniyle, politikacılar, din adamları ve sivil toplum arasında yaygın tartışma ve bölünme yaşandıktan sonra, 74 maddelik tasarıyı uygulamayı durdurmak için Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne havale etti.

İran Cumhurbaşkanlığı aralık ayında, Pezeşkiyan'ın ‘iffet ve başörtüsü’ tasarısını uygulanmasını önlemek için Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne sevk ettiğini açıkladı. Bu adım, parlamento başkanlığının hükümetten tasarıyı değiştirmesini ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşmasını istemesinin ardından geldi.

Pezeşkiyan geçen ay bir televizyon röportajında, “Toplumda çatışma ve uyumsuzluğa yol açabilecek bir yasayı uygulayamazdım” dedi.

tyu
Tahran'da sokakta yürüyen İranlı bir kadın, 28 Eylül 2025 (AFP)

İran'da kadınlar, 1979 devrimi sonrası İranlı din adamları arasında başörtüsü zorunluluğu konusunda çıkan anlaşmazlıkların ardından, 9 Ağustos 1983'ten bu yana kamusal alanda başörtüsü takmak zorunda.

Ancak Mahsa Amini'nin ölümünden bu yana, daha fazla kadın İran İslam Cumhuriyeti'nin ideolojik temellerinden birine karşı gelerek başörtüsü takmadan dışarı çıkmaya başladı.

Kürt asıllı genç kadın Mahsa Amini'nin, ülkenin kıyafet kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındığı sırada hayatını kaybetmesi, Eylül 2022'de eşi görülmemiş bir protesto dalgasına yol açtı.



ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı
TT

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar salı günü de devam ederken, operasyonların kapsamı bölgedeki hedef ve askeri üslere doğru genişledi.

ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın talimatıyla İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, "Beş saat süren görev kapsamında ABD güçleri, İran genelindeki askeri hedefleri başarıyla vurdu. Saldırılar Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa Adası ve Bender Abbas'taki hedefleri kapsadı" ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları ise salı günü yaptığı açıklamada, Ürdün'deki bir ABD hava üssünü balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Ürdün ordusu ise ülke hava sahasına giren dört füzeyi imha ettiğini belirterek, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlalin kararlılıkla karşılık bulacağını vurguladı. Açıklamada, son aylarda İran füzelerinin Ürdün topraklarına düşmesinin tekrarlandığına dikkat çekildi.

Sahadaki bir diğer önemli gelişmede ise Birleşik Arap Emirlikleri, sabaha karşı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın güney geçiş koridorunda seyreden ülkeye ait "Mombasa" ve "Al Bahiyah" adlı iki ulusal tankerin İran tarafından fırlatılan iki seyir füzesiyle hedef alındığını duyurdu. Saldırıda mürettebattan bir kişi hayatını kaybederken, sekiz kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı'yla bağlantılı İran askeri kapasitesini hedef almaya devam ettiğini söylemiş, önümüzdeki iki gün içinde yeni saldırılar düzenlenebileceği mesajını vermişti. Trump ayrıca, İran'ın tutumunu değiştirmesi halinde siyasi bir uzlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, ülkesinin ortaya çıkabilecek yeni tehditlere karşı gerekli adımları atacağını vurgulamıştı.


Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
TT

Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler'in geçen hafta Cenevre'de düzenlediği yapay zekâ yönetişimi konulu ilk küresel diyaloğun sona ermesi, uluslararası kuruluşun hızla gelişen sektördeki dönüşümlere ayak uydurma kapasitesini yeniden gündeme taşıdı.

Bu süreç, büyük güçlerin en gelişmiş yapay zekâ modellerine, en yüksek performanslı çiplere ve bu sistemleri çalıştırabilecek altyapıya sahip olmak için rekabet ettiği bir dönemle eş zamanlı geliyor. BM ise bu teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri sınırlamak amacıyla küresel yönetişim ilkeleri oluşturmanın yollarını arıyor.

"Yapay zekâ yönetişimi" kavramı, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını düzenleyen kurallar ile denetim mekanizmalarının oluşturulmasını ifade ediyor.

Bu alandaki temel zorluk, yapay zekânın ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve askeri üstünlük hesaplamalarının merkezinde yer almaya başlamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hükümetler düzenleyici kurallara kendi stratejik çıkarları açısından yaklaşırken, büyük yapay zekâ modellerini geliştiren şirketler uluslararası kurumların ve ulusal yasaların hızını aşan bir tempoda ilerliyor.

fregh6j
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un açılış konuşmasını yaparken (AFP)

Bu çerçevede ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü, yapay zekâ için etkili bir uluslararası yönetişim sisteminin yeni bir küresel kurum kurulmasından ziyade, mevcut düzenleyici yapıların koordine edilmesine, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine bağlı olduğunu değerlendiriyor. Bu yaklaşımda BM'nin, söz konusu çabaları ortak bir çerçevede birleştiren koordinatör rol üstlenmesi öngörülüyor.

Büyük güçlerin yaklaşımları

Washington, yapay zekâ alanındaki liderliğini korumanın uzun vadede ekonomik ve güvenlik açısından üstünlük sağlayacağının farkında. ABD, Çin'in ilerlemesini yavaşlatmak ve kritik Amerikan endüstrilerini korumak amacıyla gelişmiş çiplerin ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamaları uygulamaya koydu.

Buna karşılık Pekin, yerli çip üretim kapasitesini artırmaya ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerini geliştirmeye çalışıyor. Bu modeller, geliştiricilerin üzerine yeni uygulamalar inşa etmesine ve teknolojiyi ilerletmesine olanak sağlıyor. Çin ayrıca gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişiminin genişletilmesini savunan bir aktör olarak kendini konumlandırıyor ve bu yolla küresel dijital ekonominin geleceğinin şekillendirilmesindeki etkisini artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği ise düzenlemeler yoluyla küresel etkisini güçlendirmeye çalışıyor. AB, büyük pazar hacminden ve uluslararası şirketleri kendi standartlarına uymaya zorlayabilecek düzenleme kapasitesinden yararlanıyor. Bu yaklaşım, büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde lider olmamasına rağmen, küresel düzenleyici ortamın şekillenmesinde AB'ye önemli bir etki alanı sağlıyor. Bu durum, her birinin siyasi ve ekonomik öncelikleri farklı olan çoklu düzenleyici sistemlere doğru ilerleyen küresel eğilimi yansıtıyor.

Uluslararası meşruiyet ve uygulama sorunları

Bu ortamda BM, hükümetler, uzmanlar, şirketler ve sivil toplum arasındaki diyalog yoluyla yapay zekâ yönetişimi sürecine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Dünya ülkelerinin büyük bölümünü temsil etmesi, BM'ye sınırlı sayıdaki ittifakların sahip olmadığı bir avantaj sağlıyor. Özellikle yapay zekâ alanındaki kararların, büyük teknoloji şirketlerine veya gelişmiş hesaplama kapasitesine sahip olmayan ülkeleri de etkileyecek olması bu rolün önemini daha da artrıryor.

Ancak ülkeleri aynı masa etrafında toplamak, üzerinde uzlaşılan kararları uygulamaya zorlayabilmek anlamına gelmiyor. BM, üye ülkelerin iradesine dayanıyor ve büyük güçleri veya teknoloji şirketlerini ortak kuralları uygulamaya mecbur bırakacak doğrudan zorlayıcı bir yetkiye sahip değil.

edfrgty
BM tarafından 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un logosu (AFP)

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıkları ve Washington-Pekin gerilimi, yakın gelecekte bağlayıcı bir uluslararası sistem oluşturulması ihtimalini zayıflatıyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz Financial Times gazetesinden aktardığına göre BM'nin yapay zekâ danışma kurulunda görev yapan iki uzmanın yazdığı mektupta; güvenlik standartlarını destekleyecek ve hükümetlerin düzenleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bağımsız, bilimsel bir uluslararası kurum kurulması çağrısında bulunuldu. Uzmanlar, kuralların sınırlı sayıdaki ülke ve şirketin elinde şekillenmesinin risklerine dikkat çekti.

Dijital uçurumun azaltılmasında BM'nin rolü

Dijital eşitsizlik konusu, BM'nin pratik bir rol üstlenebileceği en önemli alanlardan biri olarak görülüyor. Dünyadaki birçok ülke, gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek için gerekli finansal kaynaklara, enerji altyapısına veya verilere sahip değil.

Bu ülkeler, önceliklerini belirleme süreçlerine dahil olmadıkları yabancı şirketlerin geliştirdiği teknolojilere bağımlı hale gelebilir.

Bu durum, BM'ye kapasite geliştirme, düzenleyici kurumların eğitilmesi, dijital altyapıya erişimin artırılması, yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları azaltacak standartların belirlenmesi, mahremiyetin korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda etkili olma fırsatı sunuyor.

Bu adımların, ülkeler arasındaki dijital uçurumun azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Büyük güçlerin kabulüne bağlı etki

Mevcut uluslararası rekabet ortamında kapsamlı bir küresel yapay zekâ anlaşması oluşturmak zor görünüyor. Daha gerçekçi görünen yaklaşım; ortak ilkeler, teknik standartlar ve risklerin niteliğine göre zaman içinde gelişecek kısmi uzlaşılar üzerine kuruluyor.

BM, bu sürece daha geniş bir meşruiyet kazandırma kapasitesine sahip. Ancak başarısı, büyük güçleri ortak kuralların kendi çıkarlarına hizmet edeceğine ve yapay zekâ yarışının beraberinde getirdiği riskleri azaltacağına ikna edebilmesine bağlı olacak.

Bu anlayış oluşmadığı sürece yapay zekâ yönetişimi Washington ile Pekin arasındaki rekabet alanı olmaya devam edecek; BM ise yapay zekâ yarışını yönlendiren bir aktörden ziyade bir diyalog platformu konumunda kalacak.

BM'nin küresel yapay zekâ yönetişimi oluşturma çabalarının başarısı, ilk küresel diyaloğun başlattığı süreci teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurabilecek somut adımlara dönüştürme ve uluslararası rekabet ile küresel iş birliği arasındaki farkı azaltma kapasitesine bağlı olacak.


İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)

İsrail Parlamentosu (Knesset), dün Tevrat öğrenimini devletin "temel değerlerinden biri" olarak tanımlayan yasayı kabul etti. Düzenleme, Haredi (ultra-Ortodoks) Yahudi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik girişimleri güçlendiren bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yasa, 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde Knesset'in feshedilmesine sayılı günler kala, son oylamalarda kabul edildi. Düzenleme, Başbakan Binyamin Netanyahu ile hükümetini destekleyen dini partiler arasında aylar süren zorlu müzakerelerin ardından yasalaştı.

Yasanın kabul edilmesinin, tartışmalı askerlik muafiyeti meselesi nedeniyle Netanyahu'ya destek vermekte isteksiz davranan dini partilerin koalisyona desteğini güçlendirmesi bekleniyor.

Haziran ayında ilk oylamadan geçen yasa tasarısı, süreç içinde çeşitli değişikliklere uğradı.

Başlangıçta "Tevrat Öğrenimine İlişkin Temel Yasa" adını taşıyan taslakta, dini okul öğrencilerinin haklarını askerlerin haklarıyla eşitleyen madde, Netanyahu'nun lideri olduğu Likud Partisi milletvekillerinin desteğini sağlamak amacıyla metinden çıkarıldı.

Nihai haliyle kabul edilen yasada ise yalnızca "Tevrat öğrenimi, Yahudi halkının mirasının ve İsrail Devleti'nin temel değerlerinden biridir" ifadesi yer aldı.

Söz konusu değişiklik, muhalefetin yanı sıra iktidar koalisyonu içinde de sert eleştirilere neden oldu. Likud Milletvekili Dan Illouz, tepki olarak partisinden istifa etti.

wderft5y
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset oturumu sırasında Netanyahu ile görüşüyor (arşiv - Reuters)

Illouz, "Yasanın amacını açıkça ortaya koyan maddenin çıkarılması ne yasanın niteliğini ne de gerçek hedefini değiştiriyor. Bu yasa fiilen askerlik muafiyetine meşruiyet kazandırmak için kullanılacak" ifadelerini kullandı.

İsrail'de onlarca yıldır Haredi erkeklerin büyük bölümü, dini eğitim kurumlarına tam zamanlı öğrenci olarak kayıt yaptırarak zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.

Ancak İsrail Yüksek Mahkemesi bu uygulamanın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, iki yılı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle personel sıkıntısı yaşayan İsrail ordusu ise daha fazla kişinin askere alınmasını talep etmişti.

Koalisyon hükümeti, doğrudan askerlik muafiyeti getiren ve mahkeme tarafından iptal edilme ihtimali bulunan bir yasa yerine, İsrail'de anayasal nitelik taşıyan "Temel Yasa" statüsündeki bu düzenlemeyi kabul ederek dolaylı bir yol izledi.

Yasa karşıtları, düzenlemenin Haredi erkeklerin askerlik yapmamasına açıkça yer vermese de buna hukuki zemin hazırladığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail basınından aktardığına göre Maliye Bakanlığı da düzenlemeye karşı çıktı. Bakanlık, Tevrat öğrenimi hakkının eşitlik ilkesinin önüne geçirilmesinin bütçe önceliklerini ciddi biçimde zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Buna karşılık Haredi partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği, söz konusu yasaya verdikleri destek karşılığında Likud'un sunduğu diğer yasa tasarılarını desteklemeyi kabul etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve yaklaşan seçimlerde Netanyahu'nun başlıca rakiplerinden biri olarak görülen Gadi Eisenkot ise hükümeti eleştirerek, "Hükümet, Knesset'in bu yasama döneminin son günlerini orduya zarar verecek yasaları geçirmek için kullanıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Knesset'in mevcut yasama döneminin 17 Temmuz'da resmen sona ermesi bekleniyor.