Ortadoğu’daki ateş Afrika Boynuzu’nu da yakar mı?

Gözlemcilere göre Kızıldeniz'deki krizler, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı ve bölgedeki artan yabancı varlığı, nüfuz alanlarının yeniden dağıtılması için çetin bir yarışın yaşandığını gösteriyor

Mevcut yansımaların, Afrika Boynuzu ve Ortadoğu’daki ülkelerin ve halkların istikrarı, ekonomisi ve geleceği açısından geniş kapsamlı sonuçlar doğurması bekleniyor (AFP)
Mevcut yansımaların, Afrika Boynuzu ve Ortadoğu’daki ülkelerin ve halkların istikrarı, ekonomisi ve geleceği açısından geniş kapsamlı sonuçlar doğurması bekleniyor (AFP)
TT

Ortadoğu’daki ateş Afrika Boynuzu’nu da yakar mı?

Mevcut yansımaların, Afrika Boynuzu ve Ortadoğu’daki ülkelerin ve halkların istikrarı, ekonomisi ve geleceği açısından geniş kapsamlı sonuçlar doğurması bekleniyor (AFP)
Mevcut yansımaların, Afrika Boynuzu ve Ortadoğu’daki ülkelerin ve halkların istikrarı, ekonomisi ve geleceği açısından geniş kapsamlı sonuçlar doğurması bekleniyor (AFP)

Haşim Ali Hamid Muhammed

Dünyanın dikkati Kızıldeniz ve buradaki gelişmelere, ayrıca Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın tamamlanmasının ardından Mısır ve Etiyopya arasında Nil Nehri suları konusunda yaşanan rekabete ve bölgedeki ülkeler arasında uluslararası yarış ve bölgesel sürtüşmeye yönelirken, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu için yeni bir aşamaya işaret eden birçok değişken bulunuyor. Afrika Boynuzu, Ortadoğu ile gelecekteki çatışmaların yükünü paylaşacak mı? İki bölgedeki olayların gidişatına ne gibi beklentiler var?

Jeopolitik ve ekonomik önemi ile Ortadoğu, gerek Gazze, Filistin, Lübnan, Suriye, Yemen ve Sudan'daki olaylar gerekse özellikle Mısır ve Etiyopya arasındaki su anlaşmazlığı bağlamında Afrika Boynuzu’ndaki değişiklikler olsun devam eden uluslararası çatışmaların etkisiyle değişmeye zorlanıyor. Tüm bunların yanında dikkatler, bazı bölge ülkelerinin, rakip güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde durumu şekillendirmeyi amaçlayan uluslararası ve bölgesel desteklerle yeni bir gerçeklik dayatmaya çalıştığı Kızıldeniz bölgesine ve burada yaşanan karmaşık jeopolitik rekabete çevrilmiş durumda.

Kanıtlar, Ortadoğu ile Afrika Boynuzu’nu birbirine bağlayan stratejik bir arter olarak kabul edilen ve bazılarına göre bölgenin jeopolitiğinin anahtarı olan Kızıldeniz'deki gelişmelerin, bu bölgenin artık sadece bir ticaret yolu olmaktan çıkıp askeri ve stratejik etki alanı haline geldiğini ortaya koyuyor.

Filistin ve Lübnan'da yaşananlar, Suriye'de tanık olunanlar, Libya ve Sudan'daki çatışmalar ve Nil Nehri suları üzerindeki anlaşmazlık, strateji analistlerinin Ortadoğu ve Afrika Boynuzu’nun haritasını yeniden çizeceğini ve her iki bölgedeki devletlerin ve halkların istikrarı, ekonomisi ve geleceği üzerinde derin etkileri olacağını öngördükleri değişikliklerin birer işaretidir.

Ortadoğu ve Afrika Boynuzu

Ortadoğu, bazıları Batı Asya'da, bazıları ise Kuzeydoğu Afrika'da bulunan 17 ülkeden oluşuyor. Asya kısmı Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Kuveyt, Umman, Yemen ve Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'in yanı sıra İran, Türkiye ve İsrail gibi Arap olmayan bölgesel güçleri kapsıyor. Mısır ve Sudan, Kuzeydoğu Afrika ülkeleri arasında yer alıyor. Bölgenin stratejik coğrafi konumu, Doğu Akdeniz'den Arap Körfezi'ne uzanan genişliği ve Asya, Afrika ve Avrupa olmak üzere üç kıtayı birbirine bağlaması nedeniyle önemli olarak kabul ediliyor. Süveyş Kanalı, Hürmüz Boğazı ve Babu’l-Mendeb Boğazı gibi en önemli uluslararası deniz koridorlarını ve başta petrol ve doğalgaz olmak üzere doğal kaynakları barındıran bu bölge, kültürel, dini ve tarihi boyutlarıyla da uluslararası çatışmaların ve ittifakların merkezi haline geldi.

zx
Kızıldeniz artık sadece bir ticaret koridoru değil, aynı zamanda askeri ve stratejik nüfuz alanına dönüştü (AFP)

Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nden batıya doğru boynuz şeklinde uzanan bir kara parçasıdır. Somali, Cibuti, Eritre ve Etiyopya olmak üzere dört ana ülkeden oluşur. Bölge, siyasi ve ekonomik olarak Kenya, Sudan, Güney Sudan ve Uganda'yı da kapsayacak şekilde genişlerken, Afrika Boynuzu, dar veya geniş tanımla, Arap Yarımadası ve Arap Körfezi'ndeki petrol kuyularının aksine, Aden Körfezi ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na bakan stratejik bir bölge olarak kabul edilir.

İngiliz asıllı ABD’li Yahudi tarihçi Bernard Lewis, modern tarihin sonu hakkındaki öngörülerinde şöyle diyor:

“Tarihçiler arasında, Ortadoğu tarihinin 18’inci yüzyılın sonu ve 19’uncu yüzyılın başında, Fransa’nın General Napolyon Bonapart liderliğindeki seferinin sonucu olarak Mısır'ı işgal etmesiyle başladığı genel olarak kabul görür. Bu olay, Batı'nın İslam dinin kalbine yaptığı ilk seferdi. Batı'nın İslam dünyasına yönelik bu ilk istilası, iki gerçeği ortaya koydu. Bunlardan birincisi, Bonaparte'ınki gibi küçük bir seferberlikle bir Arap ülkesini fazla zorluk çekmeden işgal edip ele geçirebilmek, ikincisi ise ikinci bir Batı seferberliğinin ilk işgalciyi ülkeden çıkarabilmesidir.”

Lewis, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“21’inci yüzyıl tarihçileri, bölgenin tarihsel dönemlerinin tarihleri konusunda fikir ayrılığına düşebilirler, ancak Bonaparte ve Nelson ile başlayan Ortadoğu tarihinin, Bush ve Gorbaçov ile sona erdiği konusunda hemfikir olacaklarına şüphe yok. Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan 1990-1991 krizinde, hiçbir uluslararası güç bu tür durumlarda geleneksel olarak kendilerinden beklenen rolü oynamadı. Bu koşullar altında Ortadoğu'nun gerçek sorumluluğun ve önemli kararların başka, uzak yerlerdeki insanlar tarafından alınacağını varsaymaya devam etmesi doğal. Bu inancın, İsrail, Yahudiler, ABD ve genel anlamda Batı gibi düşman olarak görülenlere karşı komplo teorilerine yol açması da normal. Hiçbir teori, inanılmayacak veya kabul edilemeyecek kadar mantıksız veya uçuk olmaz.”

Politikacılar, yetkililer ve analistler arasında bile, belirli politikaların arkasında her zaman yabancı bir ülkenin olduğu yönünde benzer bir inanç olduğunu ve bazılarının, yalnızca yabancı bir gücün kararlar alıp uygulayabileceğine inanarak dış güçlerin müdahalesini talep edecek kadar ileri gittiğini belirten Lewis’e göre bunun en çarpıcı örneği, Amerikan sömürgeciliği suçlamalarının yöneltildiği bir dönemde, Arap-İsrail çatışmasına ABD'nin müdahalesi etmesi için art arda yapılan çağrılardı. Bu düşünce biçiminin uzun bir süre daha devam etmesi bekleniyor.

Jeo-medeniyet boyutu

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Akademisyen ve uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Hasib er-Rasul, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu bölgeleriyle ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Afrika Boynuzu, coğrafi olarak Ortadoğu'ya komşu olmakla kalmayıp, sosyo-kültürel boyutuyla da Ortadoğu'nun ötesine uzanıyor. Tarihsel olarak ve çıkarlar açısından, Kızıldeniz havzasının bir parçası olan Afrika Boynuzu’nun Ortadoğu'da gelecekte yaşanabilecek çatışmalardan etkilenmesi mümkün. Önümüzdeki dönemde zorlukların yaşanabileceğine işaret eden birçok gösterge var. Bunlar arasında Etiyopya'nın limanlara erişme çabalarıyla gerilimin tırmanması, Arap-İsrail çatışmasıyla ilgili denizcilik endişeleri ve seyrüsefer güvenliği ve İsrail'in özellikle de Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra Yemen'deki Husilere yönelik askeri operasyonlarının yanı sıra bölgedeki üsler, limanlar ve doğrudan çıkarlar konusunda bölgesel ve uluslararası güçler arasındaki rekabet yer alıyor. Cibuti'de 2017 yılından bu yana ABD, Fransa ve diğer ülkelerin askeri üslerinin yanı sıra Çin’e ait bir askeri üs bulunuyor. Bu durum rekabeti kızıştırırken Afrika Boynuzu'nun Washington, Pekin, Rusya ve bölge ülkeleri arasında stratejik çıkarların arenası haline gelmesine yol açabilir.”

Rasul, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Nil Nehri suları üzerindeki anlaşmazlık, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı ve bunun bölgesel ve uluslararası yansımaları ile Ortadoğu'daki krizler, karmaşık uluslararası ve ekonomik boyutlarla bağlantılı. Bir çatışmanın patlak vermesi halinde bölge ve bazı büyük ülkeler için ortaya çıkabilecek olası sonuçlar arasında Kızıldeniz'deki küresel tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması ve nakliye ve sigorta maliyetlerinin artması yer alıyor. Koridor ülkelerinin (Cibuti, Sudan ve Eritre) ekonomileri, artan jeopolitik faaliyetler ve bölge ülkelerinin bazı ülkelerin iç işlerine etkisi ve bölgedeki askeri üslerin yaygınlaşması nedeniyle güvenlik gibi alanlarda da etkileneceği kesin. Nil Nehri havzası ülkeleri arasında Nil bölgesi ve su rekabeti konusunda birbirlerine karşı sergilemeye başladıkları tutumların siyasi bir boyutu da var. Bu durum gelecekte derin diplomatik krizlere dönüşerek askeri faaliyetlere ve eylemlere yol açabilir.”

cdfgt
ABD’nin Cibuti'deki Lemonnier Askeri Üssü, 10 Kasım 2022 (AFP)

Öte yandan Afrika meseleleri araştırmacısı Ammar el-Arki, bir makalesinde şunları yazdı:

“Afrika Boynuzu şu anda, dünyanın en hassas bölgelerinden birinde uluslararası ve bölgesel nüfuz haritasını yeniden çizen olağanüstü bir stratejik dönüşüm geçiriyor. Bölgedeki hızlı gelişmeler, özellikle Kızıldeniz ve geçiş koridorları, su sorunu, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı ve Mısır ile Etiyopya arasındaki gerilimler nedeniyle bölgenin hızla Ortadoğu çatışmalarının yeni cephesi haline geldiğini ortaya koyuyor. Afrika Boynuzu’ndaki durum, hayati çıkarların ve nüfuz alanlarının birbiriyle çatışması ve bölgedeki uluslararası ve bölgesel varlıkların artması, nüfuz alanlarının yeniden dağıtılması için kıyasıya bir yarış olduğunu yansıttığından, Ortadoğu'nun dinamiklerinden ayrı düşünülemez. ABD, Çin ve Rusya birbiriyle rekabet eden nüfuz elde etme projeleri yürütürken, bölgesel güçler de bölgesel güvenlik denkleminde kilit bir eksen haline gelen bu bölgedeki varlıklarını pekiştirmeye çalışıyor.”

Kızıldeniz'in Ortadoğu ile Afrika'yı ve küresel ticaret yollarını birbirine bağlayan hayati konumu nedeniyle bahsi geçen güçler arasındaki rekabetin en önemli arenası haline geldiğini vurgulayan Arki, “Sudan, Cibuti ve Eritre’de yabancı askeri üslerin sayısının artmasıyla birlikte, Afrika kıyılarındaki nüfuz haritasında gerçek bir değişiklik ve deniz kontrol dengesinde bir kayma görülmeye başladı. Bu durum, bölgeyi daha geniş bir uluslararası güvenlik denkleminin parçası haline getirdi. Büyük Etiyopya Rönesans Barajı ve Nil Nehri suları sorunu, Afrika Boynuzu ile Ortadoğu arasındaki en tehlikeli temas noktasını temsil ediyor. Çünkü su çatışması artık sadece teknik bir sorun değil, güvenlik, siyasi ve stratejik hesaplamaların kesiştiği, herhangi bir tırmanışın tüm bölgede kartların yeniden dağıtılmasına yol açabileceği, jeopolitik bir soruna dönüştü” diye ekledi.

Afrika meseleleri uzmanı Arki, şöyle devam etti:

“Bu bağlamda, Arap dünyasındaki çatışmaların gidişatının yavaş yavaş el-Maşrık (Levend) bölgesinden Körfez'e, ardından Kuzey Afrika'ya ve şimdi de bu zincirin bir sonraki halkası olarak Afrika Boynuzu'na kaydığı açıkça görülüyor. Uluslararası ve bölgesel rekabet açıkça bu bölgeye kayıyor. Kıyı şeridinde ve deniz yollarında büyük güçlerin etkinliğinin artmasıyla birlikte, nüfuz haritasında gerçek bir değişim yaşanıyor. Burada yaşananlar izole bir durum değil, ancak Gazze savaşı sonrası dönemde Ortadoğu'da yaşanan dönüşümlerin doğal bir uzantısı. Nüfuz alanları yeniden dağıtılıyor ve Kızıldeniz'in her iki yakasında yeni ittifaklar kuruluyor. Bu açıdan bakıldığında, Afrika Boynuzu’nun Ortadoğu ile gelecekteki çatışmanın yükünü paylaştığı söylenebilir. Ancak Afrika Boynuzu, bu çatışmaya sadece bir kurban olarak değil, deniz yolları, su ve hayati kaynakları kontrol etmek için çılgınca bir yarışa giren bölgesel ve küresel güçler arasındaki nüfuz mücadelesinin alternatif bir sahnesi olarak giriyor.”

Kızıldeniz çatışmaları

Afrika meseleleri konusunda uzman ve akademisyen Najla Marai ise şunları söyledi:

“Bölgesel güçler arasındaki rekabet, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin güvenliği ve istikrarı için doğrudan bir tehdit oluşturuyor. Benim tahminime göre olayların hızı öngörülebilir gelecekte artacak ve birçok gözlemci, İran’ın Afrika Boynuzu’nda yeni cepheler açma yönündeki eşi görülmemiş hamlesini arka plan olarak görüp Kızıldeniz’in önümüzdeki dönemde bölgesel ve uluslararası silahlı çatışmaların yeni arenası olmaya aday olduğunu öne sürüyor. Buna, Somali’deki aşırılıkçı kökten dinci grupların ve Yemen'deki Husilerin desteği, ayrıca Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın getirdiği zorluklar ve bazı ülkelerin Kızıldeniz’de başlattığı bölgesel çatışmalarla temsil edilen Afrika Boynuzu’ndaki gelişmeler de ekleniyor. Bu yüzden iki bölge arasındaki çatışma olaylarını yoğunlaştırıyor.

ty
Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın tamamlanmasının ardından Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri suları konusunda anlaşmazlık yaşanıyor (AFP)

Marai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gelişmelerle ilgili olarak uluslararası ve bölgesel taraflar, Somali, Sudan ve Etiyopya’daki siyasi krizler ve iç çatışmalar ile Büyük Etiyopya Rönesans Barajı krizi nedeniyle, Afrika Boynuzu’nun güvenlik sistemlerine ve bölgesel düzenlemelerine sızmak için aktif olarak çalışıyorlar. Bu tehlikelerin yanı sıra İran ve Husiler daha yakın iş birliği yaparsa, Afrika Boynuzu için daha da büyük bir tehdit ortaya çıkacak. Husiler, geçtiğimiz haziran ayında İsrail-İran savaşının yansımaları ve bölge ülkeleri arasında yaşanan zorlukların gölgesinde Somali’deki eş-Şebab üyeleri iş birliği yapmaya başladı. Bu durum, Afrika Boynuzu ve Ortadoğu olmak üzere her iki bölgedeki bölgesel dengeleri şüphesiz etkileyecek.”

Marai, şöyle devam etti:

“Ortadoğu ve Afrika Boynuzu’ndaki karışıklıklar, genel olarak bölgedeki ülkelerin güvenliğini ve ekonomilerini ve ayrıca Kızıldeniz'i de etkiliyor. Bu durum kendini; militarizasyon, artan terörizm ve deniz korsanlığı, deniz ticaret akışlarının azalması ve bunun Doğu Afrika ve Afrika Boynuzu ülkelerinin ekonomileri üzerindeki etkisi, bölgedeki ülkelere insani yardımın tehdit edilmesi şeklinde gösteriyor. Bu da bölgede ülkelerine yapılan insani yardımları tehdit ediyor. Kötüleşen açlık krizi ve gıda güvensizliği de iç savaşın habercisi olarak görülüyor.”

Afrika meseleleri uzmanı ve yazar Yusuf Reyhan, Afrika Boynuzu bölgesinin, şu anda dünyanın dikkatini çeken ve hem hükümet hem de halk çevrelerinde, özellikle Filistin-İsrail çatışması ve bunun Gazze’deki savaşta güncel tezahürü ile ilgili olarak geniş çapta tartışılan önemli bir çatışmanın merkezi olan Ortadoğu’nun önemli bir kısmına komşu olduğunun altını çizdi.

Reyhan, şunları söyledi:

“Bazıları bu coğrafi yakınlığı ‘Ortadoğu’ teriminin Maşrık bölgesi, Mısır ve Körfez’in ötesine uzanan ve Sudan gibi diğer ülkeleri de kapsayan coğrafi alanları içerdiğinin bir göstergesi olarak görürken, diğerleri bu tanımı Afrika Boynuzu’ndaki diğer ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletiyor.”

Reyhan’a göre terminoloji ve tanımlar konusundaki tartışmaların ötesinde, Afrika Boynuzu ile Ortadoğu arasında coğrafi yakınlığın olmasının yanı sıra önemli ve etkili bir nüfuz alanı olarak kabul edilmeleri ve Kızıldeniz tarafından birbirinden ayrılmaları nedeniyle aralarında benzerlikler olduğuna şüphe yok. Tüm bunlar iki bölgenin ortak yönlerinin kanıtıdır. Etki ve nüfuz fikri halen sahada aktif olmaya devam ediyor. Kızıldeniz, ülkeler arasında geçiş, çıkar alışverişi ve aktif hareket için bir alan ise, siyasi etkileşimler de burada ve orada hareket eden ve etkileyen aynı dinamizmi ortaya koyuyor.

İklim değişikliği ve küresel ısınmaya dayalı, kıt kaynaklar ve artan nüfusla birlikte su konusunda gelecekte yaşanacak çatışmanın, bu hassas konuya ilgi duyanların zihninde varlığını sürdürdüğünü, Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında Büyük Etiyopya Rönesans Barajı konusunda önemli anlaşmazlıkları akla getirdiğini ve bu konuyu fikir dünyasından gerçek dünyaya taşıdığını vurgulayan Reyhan, “Bu, henüz çözülmemiş sıcak konulardan biri olmaya devam ediyor ve kimse geleceğin ne getireceğini bilmiyor” dedi.

Uluslararası ilişkileri kullanarak bir tarafın vizyonunu diğerine karşı desteklemek için manipüle etmeye çalışmanın siyaset dünyasında yeni veya şaşırtıcı bir durum olmadığını belirten Reyhan, “ABD Başkanı Donald Trump, kısa bir süre önce 15 Ekim'de Büyük Etiyopya Rönesans Barajı sorununa adil bir çözüm aradığını belirten bir tweet attı. Bazı açıklamaları, barajın Mısır'a etkisi konusunda Mısır'ı desteklediği şeklinde yorumlandı. Bu, onun birçok konuyu ilerletmek ve bir atılım yapmak için yaptığı bir girişimdir” değerlendirmesinde bulundu.

Reyhan, değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Kızıldeniz ise, Ortadoğu ile Afrika Boynuzu arasında yer alması, iki bölgeyi birbirine bağlaması ve deniz yoluyla enerji ve küresel ticaret açısından en önemli bölge olarak kabul edilen bir alanı dünya ile buluşturmasından ötürü rekabet ve çatışma çemberinde önemli bir unsur haline geldi. Kıyıları, jeopolitik, güvenlik ve ekonomik önemi nedeniyle uluslararası ve bölgesel güçlerin bir dayanak noktası kurmaya çalıştığı kıyı şehirlerine ev sahipliği yapıyor. Etiyopya'nın denize erişmek için ciddi çabaları var ve bunu nasıl başarılabileceğine dair ortaya çıkan tartışmalar ve yorumlar, Kızıldeniz'in öneminin bir başka kanıtıdır. Bu durum, Afrika Boynuzu'nu Ortadoğu'nun sıcak noktası haline getiriyor. Afrika Boynuzu'ndaki siyasi etkileşimlerin ve bunların sonuçlarının, Mısır, Türkiye, BAE ve İsrail gibi Ortadoğu'daki etkili taraflarca, rekabetçi çatışma olarak nitelendirilebilecek müdahaleler yoluyla etkilendiği artık herkesçe biliniyor.”

Afrika Boynuzu'nun Ortadoğu'daki çatışmaya kaçınılmaz olarak dahil olabileceğini ve bu çatışmadan doğrudan etkilenebileceğini yahut bunun tersinin de gerçekleşebileceğini belirten Reyhan, “Bu etkileşimler yeni veya şaşırtıcı değil. Zira bu etkileşimlerin amacı siyasi, ekonomik ya da başka türlü ortak çıkarları olan tüm tarafların çıkarlarını gerçekleştirmek. Ancak önemli olan, bundan ne kadar fayda sağlanabileceği ve hükümetlerimizin, iç barışı bozmadan ve birbirlerinin iç işlerine karışmadan ‘kazan-kazan’ ilkesine dayalı ikili ilişkiler kurmaya yatırım yapma becerisi sorusuna cevap vermektir. Bunun, bölgedeki istikrarı koruyan ve taraflar arasındaki ortaklıkların tüm tarafların yararlanabileceği meyvelerini verdiği bir denklem olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe