Erdoğan, Terörsüz Türkiye sürecine desteğini yineledi

Terör örgütü PKK, yeni adımların Öcalan'ın özgürlüğüne ve anayasal reformlara bağlı olduğunu belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Kasım gecesi İstanbul'da yaptığı konuşmada, ‘çözüm sürecini’ başarıya ulaştırma kararlılığını vurguladı. (Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Kasım gecesi İstanbul'da yaptığı konuşmada, ‘çözüm sürecini’ başarıya ulaştırma kararlılığını vurguladı. (Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan, Terörsüz Türkiye sürecine desteğini yineledi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Kasım gecesi İstanbul'da yaptığı konuşmada, ‘çözüm sürecini’ başarıya ulaştırma kararlılığını vurguladı. (Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Kasım gecesi İstanbul'da yaptığı konuşmada, ‘çözüm sürecini’ başarıya ulaştırma kararlılığını vurguladı. (Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürt tarafının ‘barış ve demokratik toplum süreci’ olarak adlandırdığı ve terör örgütü PKK’nın tasfiyesi ile silahsızlanmasını öngören ‘terörden arındırılmış Türkiye’ hedefini başarıya ulaştırma kararlılığını dile getirdi.

Bu açıklama, PKK yönetiminin, cezaevinde bulunan örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ve hükümetin Kürtlerin haklarını genişletecek ciddi yasal adımlar atması yönündeki talepleri karşılanmadığı takdirde sürece dair yeni bir adım atmayacaklarını söylemesinin ardından geldi.

Erdoğan, “Türkiye, terörün ortadan kalktığı; kardeşliğin ve istikrarın her karış toprağa hâkim olduğu bir döneme doğru ilerliyor” dedi.

Farklı tutumlar

Erdoğan, İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen 4. İlim Yayma Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada, “Terörden arındırılmış Türkiye hedefine yaklaştıkça, sabotaj girişimleri, medya kampanyaları ve siyasi-sosyal mühendislik faaliyetleri artıyor” ifadelerini kullandı.

cdf
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Kasım gecesi İstanbul'da düzenlenen İlim Yayma Ödülleri töreninde konuştu. (Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, “Terörsüz Türkiye sürecinin başarısı için iktidarımızın da, ittifakımızın da, devletimizin de kararlılığının tam olduğunun bilinmesini isterim” dedi.

Aynı dönemde PKK yönetimi, Abdullah Öcalan serbest bırakılmadığı ve Ankara somut, kapsamlı yasal adımlar atmadığı sürece ‘çözüm süreci’ kapsamında yeni bir adım atmayacağını belirterek tehditlerini artırdı. PKK, geçtiğimiz mayıs ayında, Öcalan’ın 27 Şubat’ta İmralı Cezaevi’nden yaptığı ‘barış ve demokratik toplum’ çağrısına yanıt olarak kendini feshettiğini duyurmuştu.

xcdf
Terör örgütü PKK’nın 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağı'nda düzenlenen silah yakma töreninden (Reuters)

PKK’lı 30 militanın 11 Temmuz’da Kandil Dağı’nda düzenlenen sembolik bir törenle silah bırakmasının ardından, örgüt 26 Ekim’de tüm mensuplarını Türkiye’den Kuzey Irak’a çektiğini açıkladı. Ardından örgütün Zap bölgesindeki güçleri de olası çatışmaları önlemek amacıyla geri çekildiğini duyurdu. Bu adımların tamamı, örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın talimatları doğrultusunda PKK tarafından tek taraflı olarak atılmıştı. Ancak PKK yöneticilerinden Amed Malazgirt cumartesi günü AFP’ye yaptığı açıklamada, Öcalan’ın öncülüğünde atılan bu adımlara rağmen örgütün ‘çözüm süreci’ kapsamında artık yeni bir adım atmayacağını söyledi. Malazgirt, Ankara’nın iki temel şartı karşılamaması halinde sürecin ilerlemeyeceğini vurguladı: ‘Öcalan’a özgürlük’ ve ‘Türkiye’de Kürt halkının anayasal olarak tanınması’.

Bu açıklamalar, KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat’ın, Türkiye’nin Kürt meselesi demokratik temelde çözülmediği ve Öcalan ‘baş müzakereci’ olarak muhatap alınmadığı takdirde ‘ciddi risklerle’ ve bir ‘beka sorunu’ ile karşı karşıya kalacağı yönündeki uyarılarının üzerinden sadece birkaç gün sonra geldi.

Kürt televizyonlarından birine konuşan Bese Hozat, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) geçtiğimiz ağustos ayında kurduğu Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinin 24 Kasım’da İmralı’da Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşmeyi ‘olumlu ve iyi bir adım’ olarak nitelendirdi, ancak ‘güçlü bir adım olarak değerlendirilemeyeceğini’ söyledi.

PKK yöneticisi Hozat, aynı röportajda, “Türkiye, Kürt meselesini demokratik bir zeminde çözmezse; Kürtlerin varlığını ve kimliğini tanımazsa, köklü yasal reformlar ve değişiklikler yapmazsa, ülkenin geleceği gerçekten karanlık olur” ifadelerini kullandı.

xcvfg
Terör örgütü PKK’nın silahsızlandırılması için yasal bir çerçeve oluşturmakla görevli Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 4 Aralık'ta toplanacak. (Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin resmi X hesabı)

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda yer alan siyasi partiler, sürecin işleyişine ilişkin raporlarını hazırlayarak 4 Aralık’ta yapılması planlanan toplantıda sunmak üzere çalışıyor. Öcalan’ı ziyaret eden heyetin (AK Parti, MHP ve DEM Parti’den üç milletvekili) görüşmeye dair bir bilgilendirme yapması bekleniyor.

Barzani’den destek

Diğer yandan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, Türkiye’deki çözüm sürecine destek verdiğini açıkladı. Barzani, “Bizden ne istenirse yapmaya hazırız” dedi.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaptığı konuşmada Barzani, Türkiye’deki çözüm sürecini ‘bölge için köklü bir değişim’ olarak nitelendirdi.

dfgr
Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, 29 Kasım'da Şırnak'ta düzenlenen bir etkinlikte konuştu. (Türk medyası)

Barzani, 2013’te başlayan ve 2015’te sona eren barış sürecine daha önce de destek vermiş bir lider olarak, bu kez sürecin halkın, parlamentonun ve siyasi partilerin devlete verdiği destek sayesinde ‘daha organize bir şekilde’ yürütüldüğünü söyledi.

Kürt lider, Türkiye’de barış kapısının açılmasına katkıları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, TBMM’ye ve Türk halkına teşekkür ederken, süreç kapsamında attığı olumlu adımlar nedeniyle Öcalan’a da teşekkür etti. Barzani, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) sürece ‘tüm gücüyle destek vereceğini’ vurguladı.



KİK Müzakere Heyeti Başkanı: KİK-Birleşik Krallık Anlaşması, çalkantılı bir dünyada stratejik bir adım

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
TT

KİK Müzakere Heyeti Başkanı: KİK-Birleşik Krallık Anlaşması, çalkantılı bir dünyada stratejik bir adım

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Birleşik Krallık, Londra’da iki taraf arasında serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin resmen tamamlandığının duyurulmasının ardından kapsamlı stratejik iş birliğinde yeni bir döneme girdi. Anlaşma, yatırım akışlarını güçlendiren ve yedi pazardaki iş dünyası için geniş fırsatlar sunan yapısal bir dönüşüm niteliği taşıyor. Ayrıca bu anlaşma, Körfez ülkelerinin G7 üyesi bir devletle imzaladığı ilk serbest ticaret anlaşması olma özelliğini taşıyor.

KİK Müzakere Heyeti Başkanı Dr. Reca el-Merzuki, anlaşmayı ortak ticaret ve yatırım hareketlerini yeniden yönlendirecek kaçınılmaz stratejik bir adım olarak nitelendirdi. El-Merzuki, küresel ekonominin yüksek belirsizlik ve korumacı dalgalanmaların baskısı altında bulunduğu bir dönemde anlaşmanın önemine dikkat çekti.

El-Merzuki, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, KİK ülkeleri ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacminin hâlihazırda yaklaşık 80 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirtti. Serbest ticaret anlaşmasının, dünyadaki benzer anlaşmaların sonuçlarına dayanarak ticaret hacmini yüzde 60’tan fazla artırmasının beklendiğini ifade etti.

Olumsuz etkilerin hafifletilmesi

El-Merzuki, anlaşmanın küresel ekonomi açısından kritik bir dönemde imzalandığını belirtti. ABD’nin gümrük vergilerini artırma ve bazı önceki ticaret anlaşmalarını iptal etme yönündeki kararlarının riskleri yükselttiğine dikkat çeken el-Merzuki, bunun uluslararası ekonomik ilişkileri düzenleyecek istikrarlı ve net bir hukuki çerçeveye duyulan ihtiyacı daha da artırdığını söyledi.

sdvdf
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, Birleşik Krallık ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasını ticaret ve yatırım akışını yeniden yönlendirmek için stratejik bir adım olarak görüyor. (KİK)

Anlaşmanın, içerdiği ayrıntılı ve karşılıklı hukuki yükümlülükler sayesinde bu değişimlerin olumsuz etkilerini hafifletmeye katkı sağlayacağını ifade eden el-Merzuki, serbest ticaret çerçevesinin riskleri azaltarak taraflara geleceğe yönelik daha net bir perspektif sunduğunu kaydetti. El-Merzuki ayrıca, anlaşmanın kapsamlı yapısına dikkat çekerek, düzenlemenin yalnızca geleneksel mal ticaretiyle sınırlı kalmadığını; yatırım, hizmetler ve modern finansal hizmetler sektörleri için de bütüncül çerçeveler oluşturduğunu vurguladı.

Teknoloji ve bilgi transferi ile yatırım çekmeye yönelik bir platform

El-Merzuki, serbest ticaret anlaşmalarının yabancı yatırımları çekme ve teknoloji transferini hızlandırma açısından en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Benzer anlaşmaları imzalayan birçok ülkenin deneyimlerinin, doğrudan yabancı yatırım akışlarında yüzde 30’un üzerinde artış yaşandığını ortaya koyduğunu ifade etti.

El-Merzuki, KİK- Birleşik Krallık Anlaşması’nın öneminin, Birleşik Krallık’ın teknoloji ve yabancı yatırım ihraç eden başlıca ülkeler arasında yer almasından kaynaklandığını vurguladı. Bu durumun Körfez ekonomilerine nitelikli yatırım tabanını genişletme, bilgi birikimini artırma ve ileri teknolojileri transfer etme konusunda ek fırsatlar sunduğunu söyledi.

dv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Müzakere Heyeti Başkanı Dr. Reca el-Merzuki, KİK- Birleşik Krallık Anlaşması’nın imzalanması sırasında KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin arkasında duruyor. (DPA)

El-Merzuki, KİK ülkelerinin başta Çin olmak üzere büyük doğu ekonomileriyle imzaladığı diğer ticaret anlaşmalarıyla eş zamanlı atılan bu adımın, bölgenin Doğu ile Batı arasında bir köprü niteliği taşıyan stratejik konumundan azami ölçüde faydalanılmasını güçlendirdiğini belirtti. Bu yaklaşımın aynı zamanda farklı uluslararası ortaklarla dengeli ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini desteklediğini ifade etti.

Yeni aşama

HSBC Grubu CEO’su Georges Elhedery ise KİK ülkelerinin, sunduğu uzun vadeli büyüme fırsatları sayesinde stratejik açıdan giderek daha büyük önem kazandığını belirtti. Elhedery, bankacılık grubunun Körfez’deki altı ülkede köklü ve güçlü bir varlığa sahip olduğunu, Birleşik Krallık’ın da bankanın ana pazarlarından biri olduğunu ifade etti.

Elhedery, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bankanın bölgedeki varlığının yeni anlaşmanın doğuracağı fırsatları doğrudan görmesine imkân sağladığını kaydetti. Bankanın ekonomik bağların derinleştirilmesine katkı sunmaya, şirketler ve kurumlar arasında yeni ortaklıkların kurulmasını desteklemeye, yatırımları güçlendirmeye ve daha fazla büyümenin önünü açmaya hazır olduğunu vurguladı.

Ortak bildirinin imzalanması

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ile Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, geçtiğimiz çarşamba günü Londra’da iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin tamamlandığını ilan eden ortak bildiriyi imzaladı. Anlaşma, yıllar süren müzakere turlarının ardından sonuçlandı.

El-Budeyvi, anlaşmayı KİK- Birleşik Krallık ilişkilerinde ‘niteliksel bir sıçrama’ olarak tanımladı. Anlaşmanın iki bölge arasındaki ekonomik ilişkileri gelecek nesiller boyunca güçlendireceğini belirten el-Budeyvi, düzenlemenin tesadüfi olmadığını, Körfez’deki altı ülke ile Birleşik Krallık arasında ‘yıllar süren çalışma ve ortak siyasi iradenin’ ürünü olduğunu ifade etti.

Londra taahhüdü

Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada, KİK ülkeleriyle imzalanan serbest ticaret anlaşmasının Londra’nın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Umman ile uzun vadeli ortaklık taahhüdünü yansıttığını belirtti. Bakanlık, bunun KİK’nin bir G7 ülkesiyle yaptığı ilk serbest ticaret anlaşması olduğunu vurguladı.

Açıklamada, anlaşmanın iki taraf arasındaki siyasi ve güvenlik koordinasyonunun giderek arttığı bir dönemde şirketler ve yatırımcılar için hukuki güvence ile istikrar sağlayacak bir çerçeve sunacağı ifade edildi.

İngiliz verilerine göre, Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki mevcut ticaret hacmi yaklaşık 52,9 milyar sterlin (72 milyar dolar) seviyesinde bulunuyor. Ticaret hacminin yüzde 20 artarak yıllık yaklaşık 15,5 milyar sterlinlik (21 milyar dolar) ek büyüme sağlaması bekleniyor.

sdvdsfv
HSBC Grubu CEO’su Georges Elhedery

Anlaşmanın ayrıca Körfez ülkelerinin Birleşik Krallık pazarına ihracatını kolaylaştıracağı, hizmet ve meslek sektörlerini destekleyeceği, vize işlemleri ile iş ziyaretlerini basitleştireceği belirtildi.

Birleşik Krallık İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle, anlaşmanın Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki ortaklıkta ‘büyük bir adım’ olduğunu belirterek ticaret, yatırım ve inovasyon alanlarında yeni fırsatlar yaratacağını söyledi.

Birleşik Krallık’ın Ortadoğu ve Pakistan Ticaret Komiseri Sarah Mooney ise anlaşmanın gümrük vergilerini düşüreceğini ve iki tarafın ihracatını güçlendireceğini belirtti. Mooney, bunun yatırımcılara uzun vadeli kararlar alma konusunda daha fazla güven sağlayacağını ifade etti.


İsrail, Filistin'in el-Velece köyünü yıkım ve kuşatmayla yok etme tehdidi altında tutuyor

18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
TT

İsrail, Filistin'in el-Velece köyünü yıkım ve kuşatmayla yok etme tehdidi altında tutuyor

18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)

İsrail makamları, Yahudi yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve refahı adına, Batı Şeria’da binlerce yıldır varlığını sürdüren Filistin kasabalarını tasfiye etme politikası kapsamında, Kudüs’ün güneybatı mahallelerine komşu olan el-Velece köyündeki evleri yıkmaya başladı.

El-Velece sakinleri, İsrail işgal güçlerinin bin yıllık köylerini parçalamak için sistematik bir şekilde çalıştığını ifade ediyor. Tarihi Osmanlı kayıtlarında 500 yıl öncesine dayanan ismiyle yer alan ve dünyanın en yaşlı ikinci zeytin ağacına ev sahipliği yapan köyde, son birkaç gün içinde yıkım faaliyetleri hız kazandı. İsrail makamları, köydeki 60 evden 38’ine yönelik yıkım operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Kalkınmayı engelleme ve boğma politikası

El-Velece köyünü tamamen nefessiz bırakmayı amaçlayan bu adımlar, kasabadaki üçüncü neslin de tıpkı önceki iki nesil gibi yeni evler inşa etmesini engellemeyi hedefliyor. Köy halkı, 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) sırasında, köylerinin karşısındaki dağın yamacına, Beyt Cela şehrinin hemen yakınına zorla göç ettirilmişti.

1948 savaşı sonunda İsrail ile Ürdün Krallığı arasında imzalanan ateşkes anlaşmaları çerçevesinde, el-Velece sakinleri köylerini terk etmek zorunda kaldı. Bölge halkının bir kısmı doğuya göç ederek, Yeşil Hat’tın diğer tarafında kalan ve o dönem 18 bin dönüm olan köy arazisinin yaklaşık 6 bin dönümlük kısmında "Yeni" el-Velece’yi kurdu.

1967 yılında Batı Şeria’yı işgal eden İsrail, yeni köy topraklarının yaklaşık üçte birini Kudüs Belediyesi sınırlarına dahil etti. Ardından köy arazilerini parça parça gasp etmeye başlayan İsrail, 1968 yılında "Har Gilo", 1971 yılında ise "Gilo" yerleşim birimlerini inşa etti. Günümüzde Har Gilo bin 600 Yahudi yerleşimcinin yaşadığı küçük bir kasaba konumundayken, Gilo 33 bin yerleşimcinin barındığı devasa bir şehre dönüştü.

sdvbgth
İsrail'e ait ağır iş makineleri, 18 Mayıs'ta işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velece'de bir binayı yıktı (Reuters)

İsrail makamları, el-Velece'nin büyümesini engellemek için köyü adeta abluka altına aldı. Bugün nüfusu sadece 3 bin olan köyün Kudüs belediye sınırlarına dahil edilen kısmına, onlarca yıldır hiçbir belediye hizmeti sunulmadı.

İsrail’in imar planlarını onaylamayı reddetmesi nedeniyle, bölge halkı yıllar boyunca ruhsatsız evler inşa etmek zorunda kaldı. El-Velece’nin Kudüs sınırlarına katılan ve yaklaşık bin kişinin yaşadığı Ayn el-Cüveyze mahallesindeki 60 evden 38’i hakkında, İsrail Adalet Bakanlığı Arazi Özel İşlemler Birimi tarafından yıkım kararı çıkarıldı. Kalan 22 evin de ruhsatsız olduğu ve benzer bir kaderi paylaşabileceği belirtiliyor. Yıkım kararlarının uygulanması halinde 380 kişi evsiz kalacak.

Yıkımlar, ruhsatsız inşaat yapanlara veya evini kendi yıkmayanlara ağır para cezaları öngören ve "Kaminitz Yasası" olarak bilinen düzenlemeye dayandırılıyor. Köy sakinleri 2018 yılında Yüksek Mahkeme’ye başvurarak yıkımların durdurulmasını ve bir imar planı hazırlanmasını talep etti. Mahkeme önce geçici durdurma kararı vermiş, Mart 2022'deki son duruşmada ise yetkililere imar planı imkanlarını incelemeleri için 6 aylık ilave süre tanımıştı.

axdfrgt
Bu ay Eski Kudüs'teki "Şam Kapısı"nda Yahudi aşırılık yanlıları (EPA)

Bu süreçte köy halkı, mimar Claude Rosenkovitch ve İsrailli insan hakları örgütleri "Bimkom" ile "Ir Amim"in desteğiyle kendi imar planlarını hazırlayıp belediye ve bölge planlama komitelerine sundu. Ancak bu planların tamamı, "doğal manzara ve çevresel değerlerin korunması" gibi gerekçelerle reddedildi.

Yerleşimcilere özel çevre yolu

İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem, "doğal ve çevresel değerler" argümanının, Filistinlilerin imar ve kalkınma haklarını gasp etmek için kullanılan bir bahaneden ibaret olduğunu belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre örgüt, yerleşim projeleri söz konusu olduğunda bu değerlerin tamamen göz ardı edildiğini vurgulayarak şu örneği veriyor:

"Kudüs sınırlarına dahil edilmeyen köy topraklarında, Gush Etzion yerleşimcilerinin Kudüs’e ulaşımını sağlamak amacıyla 25 yıl önce El-Velece Çevre Yolu inşa edildi. Bu yol, askeri emirlerle kamulaştırılan araziler üzerinde, onaylı bir plan olmadan yapıldı. Gush Etzion Yerel Konseyi, Har Gilo yerleşimini genişletmek ve 560 yeni konut inşa etmek için bu yolun durumunu 'yasallaştırmak' üzere yakın zamanda bir imar planı sundu. Bu yeni konutlar, el-Velece köyünü batıdan tamamen kuşatacak."

dfvrbtyj
Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri arka planda görünürken, Gush Etzion yerleşim bloğundaki İsrail'e ait Efrat yerleşimi, (Reuters)

İsrail makamları, bir kısmı Kudüs sınırlarında kalan bu yeni yolu gelecekte her iki nüfusa da hizmet edecek bir ana ulaşım damarı olarak sunsa da Filistinlilerin bu yolu kullanarak Kudüs’e girmesi yasak olduğu için el-Velece halkı yoldan faydalanamıyor.

Ayrım Duvarı tarımı ve hayvancılığı bitirdi

İsrail yetkilileri, 2011 yılında Ayrım Duvarı’nın (Utanç Duvarı) inşasına başladığında, bölgenin tarihi simgesi olan antik taş duvarları (teraslar) korumayı da dikkate almadı. Ayn el-Cüveyze mahallesinin kuzeybatı ve güneyini çevreleyen 9 metre yüksekliğindeki beton duvar, el-Velece’nin 500 dönümlük arazisi üzerine kuruldu.

Duvar yüzünden köy sakinlerinin giriş çıkışları tek bir koridora indirgendi. Köylüler; zeytin ve badem ağaçlarının bulunduğu tarım arazilerinden tamamen yalıtıldı. Artık arazilerine yalnızca hasat döneminde, önceden koordinasyon sağlamak şartıyla ve Beyt Cela’daki tek bir kapıdan girmelerine izin veriliyor. Duvar aynı zamanda köydeki hayvancılığı bitirdi, mera alanlarını yok etti ve su kaynaklarına erişimi engelledi. Ayrıca yağmur suyu drenaj krizine yol açarak tarihi taş teraslara ciddi zararlar verdi.

Üç nesildir ev yapmaları yasak

İsrailli liberal yazar Naomi Susman, 18 Mayıs'ta el-Velece'de gerçekleştirilen yıkımlara tanıklık ettiği haberinde durumu şu sözlerle özetledi:

"Mülkiyet hakkını kimse inkâr edemediği halde, üç nesildir hiç kimsenin kendi ve atalarının toprağı üzerine yasal olarak ev inşa etmesine izin verilmedi. Ruhsatsız ev yapan herkes risk aldığını biliyor, ancak yaşamak için bir eve muhtaç olduklarından başka çareleri de yok."

we4rt
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria'daki el Hali kentinde haftalık denetimleri sırasında yerleşimcileri koruyor (Reuters)

Susman, İsrail Sivil İdaresi sorumluluğundaki "C Bölgesi"nde kalan bir evin yıkımı sırasında yaşanan şiddeti ise şöyle aktardı:

"Yıkım ekipleri geldi. Yollar dar ve dik olduğu için dozerlerin ilerlemesi zordu. Bu zorluğu aşmak için özel bir mülke zorla girip evlerin arasından yeni bir yol açtılar. Bahçesi dozerler tarafından ezilen bir köy sakini nereye gittiklerini sorduğunda, İsrail güçleri ona ses bombalarıyla karşılık verdi. 4 daire olması planlanan iki katlı bir binanın iskeletini, iç duvarlar için hazırlanan keresteler dahil her şeyi ezip yıktılar. O saatlerde evlerinde oturan çocuklar ve yaşlılar büyük bir korku içindeydi. Evleri şimdilik kurtulmuştu ama bir sonraki sefere nereye gideceklerini kimse bilmiyor."


Rubio: Müzakereler başarısız olursa İran'la başa çıkmak için "başka bir yol" bulacağız

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
TT

Rubio: Müzakereler başarısız olursa İran'la başa çıkmak için "başka bir yol" bulacağız

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin ya İran’la iyi bir anlaşmaya varacağını ya da “başka bir şekilde” hareket edeceğini söyledi. Washington, üç ay önce başlayan çatışmada yakın vadede bir ilerleme sağlanma ihtimalini düşük görüyor.

Rubio Yeni Delhi’de gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin diplomasiye başarı şansı tanıyacağını, ancak gerekirse “alternatifleri” değerlendireceğini belirtti. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın dün temsilcilerine İran’la anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatı verdiğini söylemesinin ardından yapıldı.

Rubio, “Masada çok güçlü bir şey var; Hürmüz Boğazı’nı açabilme kapasitesi ve nükleer meseleye ilişkin gerçek, ciddi ve zaman sınırlı müzakereler yürütme imkânı… Bunu başarabileceğimizi umuyoruz” dedi.

Rubio ayrıca İran’la savaşın sona erdirilmesine yönelik bir anlaşmanın “bugün bile” gerçekleşebileceğini öne sürdü ve İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu vurguladı. “Dün gece, belki bugün bazı haberler alabileceğimizi düşündük” ifadelerini kullandı.

Lübnan dosyasına da değinen Rubio, İsrail’in güvenliğini koruma hakkına dikkat çekerek, “Eğer Hizbullah İsrail’e füze atarsa, İsrail’in karşılık verme hakkı vardır,” dedi.

Rubio, İran’ın nükleer meseleye ilişkin “gerçek, önemli ve zaman sınırlı” müzakerelere katılacağına inandığını belirterek, Trump’ın “acele etmediğini ve kötü bir anlaşma yapmayacağını” ifade etti.

Trump ise dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la anlaşmaya varılana ve resmi olarak imzalanana kadar ABD’nin İran limanları ve gemilerine yönelik ablukasının “tam güçle” devam edeceğini yazdı. Ayrıca “her iki tarafın da sakin olması ve işi doğru şekilde tamamlaması gerektiğini” belirtti.

Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada Washington ile İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir barış anlaşması taslağı üzerinde “büyük ölçüde müzakereyi tamamladığını” söyleyerek anlaşma beklentilerini artırmıştı.

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkiliye dayandırılan habere göre İran’ın, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarından kurtulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı açmayı “prensipte kabul ettiği” iddia edildi.

Ancak İran’dan bu iddiaya ilişkin herhangi bir doğrulama gelmedi.

Yetkili, ABD’nin başlangıçta boğazın yeniden açılmasını ve İran limanlarına yönelik ablukaların kaldırılmasını öngördüğünü, nükleer konudaki ayrıntıların ise daha uzun sürecek müzakerelerle netleşeceğini söyledi.

Ayrıca İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu tamamen ortadan kaldırmadığı yönündeki iddiaları da reddederek, meselenin “nasıl yapılacağına” dair olduğunu belirtti.

Başka bir ABD’li üst düzey yetkili ise önerilen çerçevenin müzakerecilere nihai anlaşma için 60 gün süre tanıyacağını ifade etti.

İranlı kaynaklar ise daha önce, uranyum zenginleştirme seviyesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde düşürülmesi gibi “pratik formüllerin” değerlendirilebileceğini belirtmişti.

İran, nükleer silah geliştirmek istediği yönündeki ABD ve İsrail suçlamalarını sürekli reddediyor ve uranyum zenginleştirmenin sivil amaçlı enerji üretimi için gerekli olduğunu savunuyor. Ancak Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ulaştığı zenginleştirme seviyesi, elektrik üretimi için gerekenin oldukça üzerinde bulunuyor.