Hamaney suikastından Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına… Trump’ın İran’a savaş açmadan önce görmezden geldiği uyarılar

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Hamaney suikastından Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına… Trump’ın İran’a savaş açmadan önce görmezden geldiği uyarılar

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İran’a savaş ilan edilmesinden birkaç gün önce, şubat ayında ABD Başkanı Donald Trump, Ulusal İstihbarat Direktörü’nü Oval Ofis’e çağırarak kapsamlı bir saldırı düzenlemenin doğru bir fikir olup olmadığını sordu.

O dönemde üst düzey danışmanları ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın son yılların en zayıf döneminde olduğunu ve bunun Trump’a İran’ın nükleer programını dağıtmak için nadir bir fırsat sunduğunu söyledi.

The Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan habere göre Trump, dönemin Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’a geniş çaplı bir saldırının başarılı olup olmayacağını ve hatta İran rejimini devirebileceğini sordu.

Toplantı hakkında bilgi sahibi kişilere göre Gabbard, Trump’ı İran’ın Dini Lideri’nin öldürülmesinin büyük olasılıkla daha sert ve nükleer silahlara sahip olmaya daha açık yeni bir rejimin kurulmasına yol açacağı konusunda uyardı.

Gabbard ayrıca Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği, bunun küresel enerji piyasasını tehdit edeceği ve bölgedeki ABD güçleri ile müttefiklerini hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Üst düzey askeri komutanlardan uyarılar

Uyarılar istihbaratla sınırlı kalmadı; üst düzey askeri komutanlar da Trump’a savaşın can kayıplarına yol açacağını, ayrıca halihazırda ciddi baskı altında bulunan ABD güçlerinin silah stokları ve savaşa hazırlık düzeyi konusunda endişeler bulunduğunu bildirdi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, temkinli olunması çağrısında bulunan önde gelen yetkililer arasında yer aldı. Vance, İran’ın müzakereler yoluyla nükleer programını tasfiye etmeyi kabul edebileceğini ve bir anlaşmaya varmanın, sonuçlarının kontrol edilmesi güç bir savaşa girmekten daha az maliyetli olacağını savundu.

Ancak ABD’li yetkililere göre Trump, sonunda Pentagon’un sunduğu planlara ikna oldu. Söz konusu planlar, İsrail’in İran yönetimini hedef aldığı süreçle eş zamanlı olarak İran’daki askeri tesislere ağır darbeler indirmeyi ve ülkenin askeri kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan kararlı seçenekler olarak nitelendirildi.

Kayıpların farkına varmadan zaferi kutlamak

Savaşın 28 Şubat’ta başlamasının hemen ardından, CIA Direktörü John Ratcliffe ile ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff, Mar-a-Lago’da düzenlenen bir bağış toplama etkinliğine katıldı ve Trump’a İsrail’in İran Dini Lideri Ali Hamaney’i öldürdüğünü bildirdi. Trump haberi duyunca o kadar memnun oldu ki ikiliden haberi salondakilere duyurmalarını istedi. Salon alkışlarla inledi.

frbgfrb
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninde bir kadın ABD Başkanı Donald Trump’a karşı bir pankart taşıyor, 9 Temmuz 2026. (Reuters)

Ancak bu zafer duygusu uzun sürmedi; zira askeri kayıplar ile ABD üsleri ve ekipmanlarında meydana gelen hasarlar, Washington’ın savaştan elde ettiği kazanımlara ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirmeye başladı.

Bu sırada İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel petrol ve gaz ticaretinin yaklaşık beşte birinin sekteye uğramasına yol açtı. Bu durum akaryakıt fiyatlarını yükseltirken, ABD yönetimi üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıyı da artırdı.

Çatışmalar sonucunda yaklaşık 3 bin İranlı ve 18 ABD askeri hayatını kaybederken, ABD Savunma Bakanlığı 756 Amerikalı askerin daha yaralandığını açıkladı.

ABD üsleri de zarar gördü, petrol rezervleri tüketildi ve mühimmat stokları azaldı. Savaş, ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin şansını da olumsuz etkilemeye başlarken, Trump’ın kamuoyu desteği başkanlığı döneminin en düşük seviyesine geriledi.

Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimlerde görev yapmış, Nükleer Tehdit Girişimi (NTI) uzmanı Eric Brewer, yaşananların öngörülebilir olduğunu belirterek, “Bunların hepsi bekleniyordu ve bu konuda uyarılar yapılmıştı” dedi.

Trump, 28 Şubat’ta başlayan saldırının düzenlenmesi emrini verdi ve İranlıları hükümetlerini devirmeye çağırdı. Aradan yaklaşık altı ay geçmesine rağmen, başkanın altı hafta içinde sona erdireceğini vadettiği çatışma, ufukta belirgin bir son görünmeksizin devam ediyor.

17 Haziran’da Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve 60 gün sürecek nükleer müzakerelerin başlatılması için geçici bir barış anlaşmasına varıldı.

Ancak anlaşma uzun sürmedi; Tahran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlaması üzerine Trump bunu anlaşmaya ihanet olarak değerlendirdi.

O tarihten bu yana tehdit ve müzakere döngüsü tekrarlandı. Trump anlaşmalara varıldığını duyurdu, ardından bu anlaşmalar çöktü; daha sonra İran’ı teslim olmaya zorlamak amacıyla güç kullanma tehdidinde bulundu ve yeni bir anlaşmaya varılabileceğine ilişkin işaretler ortaya çıktığında ise zaman zaman geri adım attı.

Savaştan ekonomik baskıya

Nükleer müzakereler için tanınan sürenin 17 Ağustos’ta sona ermesiyle Trump yönetimi, yeni ve geniş çaplı bir askeri saldırı düzenlemek yerine ekonomik baskıya yöneldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump’ın ‘rejimi devirmek’ amacıyla ekonomik baskı kampanyasına yöneldiğini söyledi.

Savaşın başlamasından altı ay sonra ‘rejim değişikliği’ yeniden ABD’nin İran politikasının merkezine otururken, çatışmanın hâlâ net bir sonu görünmüyor. Trump’ın ne istediği nükleer anlaşmayı elde edebildiği ne de Amerikalılara vaat ettiği hızlı sonuca ulaşabildiği görülüyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells, Trump’ın ‘İran’ın askeri kapasitesini ve nükleer tesislerini yok ettiğini’ ve şimdi deniz ablukası ile yaptırımlar aracılığıyla İran ekonomisini boğmaya hazırlandığını söyledi. Wells, “İran’ın nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyecek” ifadesini kullanırken, Tahran’a da “İran’ın bir anlaşmaya varması akıllıca olur, aksi takdirde ne olabileceğini biliyor” mesajını verdi.

Rapora göre böylece Trump yönetimi, savaşın başlamasından altı ay sonra karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İran’ın nükleer programının sona ermesini garanti altına alacak bir anlaşmaya varmak ya da teslim olmaya hazır görünmeyen bir rejime karşı ekonomik ve askeri baskıyı sürdürmek. Savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceği ile nihai sonuçları ise hâlâ farklı ihtimallere açık.



Suriye ve İsrail ilişkilerdeki kopukluğu onarıyor: Ürdün toplantısında neler yaşandı?

Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)
TT

Suriye ve İsrail ilişkilerdeki kopukluğu onarıyor: Ürdün toplantısında neler yaşandı?

Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)

Mustafa Rüstem

 Alışılmış diplomatik protokollerden ve normlardan çok uzak olan üst düzey Suriye ve İsrail heyetleri arasındaki görüşme, ilişkilerde on yıllarca süren kopmanın ve iki ülke arasında düşmanlıkla dolu tarihin ardından atılan ilk köprü gibi görünüyor. ABD arabuluculuğuyla Ürdün'de Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman arasında gerçekleşen görüşme, tüm buzdan kalıpları kırdı ve kapalı kapılar ardında müzakere edilen bir anlaşmanın başlangıcına dair spekülasyonlara geniş bir kapı açtı.

Gözlerden uzak bir buluşma

İsrail'in geçen hafta Suriye'nin kuzeyindeki İdlib kırsalında bulunan Ebu Zuhur Havaalanı'na (bir hava üssü) düzenlediği saldırı, gerilimi azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünse de Ürdün toplantısının iki ülke arasında güvenlik anlaşması görüşmelerini başlatmaya yönelik ilk ön adım olmasına dair beklentiler yüksek.

Ürdün Haber Ajansı, resmi bir kaynağa atıfta bulunarak, İsrail'in Suriye topraklarına hava saldırıları düzenlemesinin ardından, Suriye'nin talebi üzerine iki heyet arasında gerilimi azaltma ve sükuneti sağlama konularını görüşmek üzere bir toplantı yapıldığını doğruladı. Kaynak, “Ürdün Krallığı, İsrail saldırganlığının durdurulması ve geri çekilme anlaşmasına saygı gösterilmesi gerekliliğini vurgularken, Suriye hükümetinin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü koruma çabalarına mutlak desteğini teyit etmektedir” dedi.

Stratejik ve güvenlik araştırmacısı ve eski Ürdün İstihbarat Genel Müdürlüğü Başkanı Ömer el-Radad, özel bir röportajda, bu son toplantının ABD arabuluculuğuyla yapılan ilk toplantı olmadığını, özellikle Suveyda ve Güney Suriye'de çeşitli toplantılar yapıldığını açıkladı. “Ürdün'ün İsrail ile ilişkileri sıcak değil, ancak Türkiye ve Suriye ile sıcak” diye belirtti.

Şöyle devam etti: “Toplantıda, Suriye içindeki güvenlik ve askeri operasyonları koordine etmekle görevli, Amerikan gözetiminde Ürdün'de ortak bir operasyon odasının kurulması görüşüldü. Bu, bilhassa Ebu Zuhur Havaalanının bombalanması ve taşıdığı iki mesajdan sonra, Suriye'nin bölgesel çatışmalar, özellikle de Türkiye-İsrail anlaşmazlığı için önemli bir arena haline gelmesini önleyecektir. Söz konusu mesajlardan biri Şam'a idi ve Ankara, Türkiye ile ilişkilerini genişletmemesi gerektiği anlamını taşıyordu.” Radad, en kötü senaryoda bile, Tel Aviv ve Ankara arasındaki çatışmanın tırmanmasını beklemediğini, bunun yerine yeni askeri üslerin kurulması veya eski rejime ait üslerin yeniden inşasıyla ilgili olarak Suriye içinde bazı bölgelere yönelik saldırılarla sınırlı kalacağını belirtti.

Suriye ve egemenliğe saygı

Bu arada, Şam bir İsrail heyetiyle görüşme yaptığını doğruladı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan diplomatik bir kaynak, Dışişleri Bakanı’nın başkanlık ettiği ve genel ile askeri istihbarat başkanlarını da içeren üst düzey bir Suriye heyetinin, pazar günü Amerikan arabuluculuğunda ve Ürdün’ün ev sahipliğinde bir İsrail heyetiyle görüştüğünü açıkladı.

Diplomatik kaynak, resmi Suriye Arap Haber Ajansı'na (SANA) verdiği demeçte, İsrail saldırılarını, tutuklamalarını ve hedefli saldırılarını durdurmak, gelecekte daha kapsamlı bir anlaşmanın temelini oluşturabilecek bir güvenlik anlaşmasına varmak amacıyla müzakere sürecini yeniden canlandırmak için, pratik mekanizmalar belirleme konusunda görüşmelerin devam ettiğini söyledi. Kaynak ayrıca, müzakere sürecine geri dönmenin yollarını araştırırken gerilimi azaltmak için pratik adımlar atıldığını da belirtti.

Resmi Suriye pozisyonu, herhangi bir güvenlik düzenlemesinde Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemen haklarına saygı gösterilmesinin gerekliliğini vurguladı. Kaynak, acil önceliğin İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024'ten önceki hatlara çekilmesi ve 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın tam olarak yeniden etkinleştirilmesi ve uygulanması olduğunu vurguladı.

Anlaşmanın kırılganlığı

Bu arada, Washington'daki Reconnaissance Research’in (Keşif ve İstihbarat Araştırmaları) CEO'su Abdulaziz el-Anjeri, toplantının barışın önünü açmasını beklemiyor. Ona göre herhangi bir güvenlik anlaşması, özellikle İsrail'in kendisini taviz vermeye zorlayacak bir Suriye askeri baskısı altında olmaması nedeniyle, kırılgan ve sınırlı kalacaktır. Aksine, İsrail’in hava saldırılarını durdurmasına ve 8 Aralık 2024 öncesi hatlara dönmesine ihtiyacı olan taraf Şam'dır. Bu nedenle, İsrail müzakerelere dengeli bir çözüm arama pozisyonundan ziyade, şartlarını dikte eden güçlü taraf pozisyonu ile yaklaşacaktır.

Anjeri, toplantının sızdırılmasının İsrail tarafından kaynaklandığının kanıtlanması durumunda, bunun Şam'ı içeride zor durumda bırakmak, İsrail ile herhangi bir açık taviz almadan müzakere ettiğini göstermek amacıyla Şam üzerinde ilave bir baskı taktiği olarak yorumlanmasının mantıklı olduğunu belirtti. Ona göre bu durum, özellikle ikili görüşmelerin mevcut Arap çerçevelerinden ve 2002'de Beyrut'taki Arap Zirvesi'nde kabul edilen Arap Barış Girişimi'nden bağımsız olarak ilerlemesi halinde, daha geniş bir Arap hassasiyetine yol açabilir.

Şunları da belirtti: “Şam bugün son derece zayıf bir konumda müzakereleri yürütüyor ve İsrail, gerçek bir askeri tehdit oluşturmayan tarafa adil bir barış teklif etmek için hiçbir neden görmüyor. Bu nedenle, bu aşamada muhtemel olan barış değil, Suriye'ye İsrail'den çok daha fazla kısıtlama getiren güvenlik düzenlemeleridir. Bunun tek istisnası Washington’un, daha büyük bir denge sağlamak için nüfuzunu kullanmasıdır ki, bunun için şu anda siyasi bir garanti de bulunmuyor.”

ABD Başkanı Donald Trump'ın bu tür görüşmeler için baskı yapmasıyla ilgili olarak Anjeri şu yanıtı verdi: “Başkan Trump müdahale ederse, amacı Suriye arenasının patlamasını veya İsrail-Türkiye çatışmasının arenası haline gelmesini önlemek olacaktır, Netanyahu'yu Şam ile kapsamlı bir barışa zorlamak değil. Washington durumu yatıştırmak isterken, İsrail ise Filistin arenasının ötesine, birden fazla bölgesel arenaya uzanan yayılmacı politikası göz önüne alındığında, en düşük siyasi maliyetle mümkün olan en büyük güvenlik garantilerini istiyor.”

İki tarafın sunabileceği tavizlerle ilgili sorularımıza cevaben, “Denklem eşit değil. Şam, güneyin silahlandırılması, Türk askeri varlığı ve Golan Tepeleri yakınlarında güçlerin konuşlandırılması konularında kısıtlamaları kabul etmek, ayrıca İran ve Hizbullah'ın Suriye topraklarına geri dönmeyeceğine dair garantiler de vermek zorunda kalabilir. Karşılığında ise hava saldırılarının durdurulması veya azaltılması, İsrail'in kısmi geri çekilmesi ve 1974'teki Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması düzenlemelerinin yeniden canlandırılması gibi tavizler elde edebilir” dedi.

Anjeri, Ürdün'ün rolünün sadece ev sahibi ülke olmanın ötesine uzandığına ve Suriye'deki durumun kontrolden çıkmasını önlemede doğrudan bir çıkarı olduğuna inanıyor. Zira Ürdün, sınır ötesine uzanan geniş aşiret ve kabile bağları veya olası yeni mülteci akınları nedeniyle ortaya çıkabilecek herhangi bir yeni kaostan hem güvenlik hem de sosyal istikrar açısından ilk etkilenen ülkeler arasında olacaktır. Bu nedenle, birincil siyasi sponsor ABD olsa bile, Ürdün'ün bu süreci kontrol etmeye çalışması doğaldır.

Bir telefon görüşmesi

 Mossad Direktörü Gofman, geçen hafta, özellikle 14 Ağustos'ta, Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanmasından sadece birkaç gün önce, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile bir telefon görüşmesi yapmıştı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu temas, Tel Aviv ve Şam arasındaki en üst düzey iletişimlerden birini temsil ediyordu ve Türk faaliyetleri ve artan askeri varlığı, silah satışları, insansız hava araçlarının temini ve Suriye ordusuna silah tedariki etrafında dönmüştü.

Buna karşılık, bu ayın 17'sinde Ebu Zuhur hava üssüne yapılan saldırıdan sonra Şeybani, Türk askeri personelinin eğitim ve askeri iş birliği amacıyla üssü ziyaret ettiğini belirtti. Aynı zamanda, şu anda Suriye Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere rehabilitasyon aşamasında olan havaalanında bir Türk üssü kurma niyetinin olmadığını da vurguladı. Henüz faaliyete geçmemiş olan hava üssünde herhangi bir Türk takviye birliğinin varlığına dair bilgileri yalanladı. Bu arada, Türkiye Savunma Bakanlığı, Suriye'nin askeri yeteneklerini geliştirme çabalarına destek vermeye devam edeceğini taahhüt etti ve İsrail'in saldırısından önce veya saldırı sırasında havaalanında herhangi bir Türk askeri personelinin bulunmadığını belirtti.

Olası senaryolar

Radad, Suriye politikasının “Amerikan koordinasyonu ve Avrupa'daki memnuniyet duygusuna ek olarak, doğasında var olan bilgelik ve pragmatizmine” işaret etti. Ona göre görüşmeler İsrail'in güney Suriye'deki müdahalelerine değindi, fakat varılan herhangi bir mutabakatın sonucu belirsiz ve nihai bir anlaşmaya varılması beklenmiyor. Belki de Suriye'nin nihai hedefi 1974’te belirlenen ateşkes hattına geri dönmektir.

“Her halükârda, sorun ancak Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında yaşananlara benzer bir güvenlik ateşkesi ve ardından bir barış anlaşmasıyla çözülecektir. Ancak Suriye'deki durum oldukça farklı, çünkü orada Hizbullah'ın varlığı veya Suriye'den İsrail'e yönelik herhangi bir fraksiyonun oluşturduğu tehdit yok” diye belirtti.

Geleceğe dair senaryolara gelince, Radad, Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanına yapılan saldırıyla duracağını tahmin ettiği gerilimdeki tırmanmaya değinerek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İsrail seçimleriyle ilgili bir başlık arayışında olsa da gerilimin daha fazla artmayacağını belirtti. Netanyahu’nun İsrail'in gücüne ve yedi veya sekiz cephede savaştığına kamuoyunu ikna ederek şansını artırmak istediğini de ifade etti.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu

ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu
TT

ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu

ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik tecrit sürecini başlatarak artırdığı bir dönemde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını kontrol altına almayı amaçlayan bir müzakere süreci başlatmak üzere salı günü Tahran'a yöneldi. Girişimin odağında özellikle Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması yer aldı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, Pakistan ile İran'ın daha fazla tırmanmayı önlemenin yolları ve çatışmaya müzakereler yoluyla çözüm bulunması konularını ele alan görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Amerikan saldırılarının İran'ın askeri ve nükleer tesislerinde hasara yol açmasının ardından İran ekonomisine yönelik baskıları daha da artırmaya hazırlanıyor. Wall Street Journal, Beyaz Saray Sözcüsü'nün, İran'ın bir anlaşmaya varmasının akıllıca olacağını, aksi takdirde sonuçların ne olacağının farkında olduğunu söylediğini aktardı.

Bu gelişmeler, Washington'ın İran'a yönelik ikincil yaptırımlarının kapsamını beş yeni sektörü içine alacak şekilde genişletmesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı sektörlerini hedef alan yeni yaptırımlar kapsamında yaklaşık 60 kişi, kuruluş ve gemi de yaptırım listesine alındı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, söz konusu adımı İran ekonomisinin finansman damarını kesmeyi amaçlayan ekonomik tecrit operasyonunun bir parçası olarak nitelendirdi.

İran Ekonomi Bakanı Ali Medeni Zade ise “ABD yaptırımlarına tamamen hazırız” dedi. Devlet televizyonuna konuşan Zade, “Doğal olarak düşmanlar bize karşı ekonomik terör saldırısı başlatmak istiyor. Ancak bizim de kendi araçlarımız var ve bu oyunu nasıl oynayacağımızı biliyoruz. Yaklaşımımızın savunma amaçlı olduğunu ve sadece savunmayla yetineceğimizi düşünmemeliler. Aksine, bizden bir saldırı beklemeliler” ifadelerini kullandı.


Ukrayna 4 yıl önceki ‘İstanbul Anlaşması’ndan nasıl geri adım attı?

Bazıları, Ukrayna tarafının anlaşmayı reddetme nedenini ‘belirsiz güvenlik garantilerine’ bağladığını söylüyor (AFP)
Bazıları, Ukrayna tarafının anlaşmayı reddetme nedenini ‘belirsiz güvenlik garantilerine’ bağladığını söylüyor (AFP)
TT

Ukrayna 4 yıl önceki ‘İstanbul Anlaşması’ndan nasıl geri adım attı?

Bazıları, Ukrayna tarafının anlaşmayı reddetme nedenini ‘belirsiz güvenlik garantilerine’ bağladığını söylüyor (AFP)
Bazıları, Ukrayna tarafının anlaşmayı reddetme nedenini ‘belirsiz güvenlik garantilerine’ bağladığını söylüyor (AFP)

Sami Amara

Rusya, Ukrayna tarafının 2022 yılının mart ayında Ukrayna krizinin çözümüne dair İstanbul'da varılan anlaşmadan geri adım atmasından bu yana, bu anlaşmanın maddelerini uygulamaya hazır olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Bununla birlikte son yıllarda bu tutumuna, ‘yeni sunulacak herhangi bir teklifin sahadaki mevcut gerçekleri dikkate alması şartıyla’ ifadesini de ekledi.

Moskova o tarihte, Ukrayna’nın seçilmiş Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'i deviren darbeye tepki olarak 2014 yılının mart ayında tek taraflı ayrılıklarını ilan eden Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerini tanıdığını henüz açıklamamıştı. Ayrıca, bu iki ‘cumhuriyetin’ yanı sıra Zaporijya ve Herson bölgelerini ilhak etme kararını da henüz almamış, bu kararını 30 Eylül 2022'de duyurmuştu.

İstanbul Anlaşması

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Müşaviri ve İstanbul'daki müzakerelerde Rus heyetine başkanlık eden Vladimir Medinskiy ile Ukrayna heyetinin başkanı David Arakhamia tarafından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde imzalanan bu anlaşmanın maddelerine gelince, anlaşma Ukrayna'nın NATO'ya katılma talebinden vazgeçmesini, kalıcı tarafsızlığını ilan etmesini, topraklarını bütün yabancı askeri üslerden arındırmasını ve silahlı kuvvetlerinin mevcudunu azaltmasını içeriyordu.

Bununla birlikte anlaşmada, Ukrayna'ya NATO'nun 5. Maddesi'ne benzer bir alternatif olarak güvenlik garantileri sağlanması, Kırım Yarımadası ile Donbas bölgesinin bu garantilerin dışında tutulması ve bu iki bölgenin statüsüne ilişkin kararın iki ülke liderleri arasında yapılacak doğrudan müzakerelerde ele alınmak üzere ertelenmesi de yer alıyordu.

Bunların yanı sıra, Rusçanın bu iki bölgede resmi dil statüsüne kavuşturulmasının değerlendirilmesi, Ukrayna'nın söz konusu bölgelerde Rusça konuşan çoğunluğun ulusal haklarına zarar veren birçok yasayı yeniden gözden geçirmesi ve Rusya'nın Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne (AB) katılımına onay vermesi öngörülüyordu.

Rusya ise başkent Kiev'i kuşatan birliklerini geri çekme taahhüdünde bulunmuş ve ayrıca Ukrayna'nın kuzeyindeki Harkiv ile Çernihiv bölgelerinden de güçlerini çekeceğini duyurmuştu.

Ukrayna anlaşmadan neden vazgeçti?

İstanbul’daki görüşmelerde Ukrayna heyeti başkanı ve halihazırda Ukrayna Parlamentosu'ndaki (Rada) iktidar partisi Halkın Hizmetkarı Partisi’nin meclis grup başkanı olan (David) Arakhamia, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin, eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın telkiniyle İstanbul'da imzalanan metni onaylamayı reddettiğini itiraf etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin de ABD'li gazeteci Tucker Carlson'a verdiği röportajda, 2022 yılında Ukrayna ile yürütülen müzakerelerin fiilen tamamlandığını, ancak Rus güçlerinin Kiev'den çekilmesinin ardından Ukrayna tarafının üzerinde anlaşılan hususlardan vazgeçtiğini ve Zelenskiy'nin Rusya ile müzakereleri yasaklayan bir yasa çıkardığını ifade etmişti.

Ukraynalı kaynaklar da bu durumu doğruladı. Hatta bazı kaynaklar Kiev'in 2022 yılında İstanbul Barış Anlaşması'ndan geri adım atmasının tek bir nedene dayanmadığını, aksine birçok yerel ve uluslararası faktörün iç içe geçtiğini belirtti. Bu faktörler arasında, İngiltere'nin başı çektiği ‘Batı baskıları’ da yer alıyordu.

vfbg
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Ukrayna'nın önünde sonunda müzakere masasına dönmek zorunda kalacağı açık görünüyor” (AFP)

Ancak Johnson, tüm dünyanın aktardığı bu iddiaların aksine bir tutum sergileyerek bunları inkâr etti. Novosti haber ajansı, Johnson'ın Free Press gazetesine verdiği demeçte, “Avrupalı liderler, Kiev ziyaretimin müzakerelerin çökmesine neden olduğunu ve barış anlaşmasını imkânsız kıldığını söylediler” dediğini aktardı. Johnson, bu iddiaların ‘tamamen ve kesinlikle bir saçmalık’ olduğunu ifade etti.

Ukraynalı müzakere heyeti başkanı Arakhamia daha önce, Kiev'in anlaşmadan vazgeçme kararının, eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın, eski ABD Başkanı Joe Biden ile görüştüğü kısa ve sürpriz Washington ziyaretinin ardından Kiev'e gelmesinin sonrasında alındığını söylemişti. Moskova'nın, Washington ve Londra'yı "Moskova'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla anlaşmayı sabote etmekle" suçlarken dayandığı nokta da buydu.

Öte yandan, Ukrayna tarafının anlaşmayı reddetmesini ‘belirsiz güvenlik garantilerine’ ve iki tarafın Ukrayna'nın tarafsızlığı karşılığında kendisine sunulacak güvenlik garantileri konusunda temelden anlaşmazlığa düşmesine -ki bu durum Kiev açısından anlaşmayı uygulanamaz hale getiriyordu- bağladığını söyleyenler de var.

Bunun yanı sıra 2022 mart ayı sonlarında Rus güçlerinin Kiev çevresinden çekilmesinin ardından ‘sahadaki dengelerin değişmesi’ ve çatışmayı sürdürmenin daha iyi kazanımlar sağlayabileceğine inanan Ukrayna'nın pozisyonunun güçlenmesi de anlaşmanın reddedilme gerekçeleri arasında gösteriliyor.

Bu noktada Zelenskiy’nin, Johnson'ın Kiev ziyaretinden sonra -Ukrayna'nın bakış açısına göre- ordusunun büyüklüğünün sınırlandırılması ve kalıcı tarafsızlık gibi, egemenliğinin ihlali olarak değerlendirilen ağır maddeler içeren anlaşma taslağına işaret ederek, bunları ‘Rusya’nın imkânsız şartları’ olarak nitelendirdiğini hatırlatmakta fayda var.

Buna ek olarak Kiev, daha önce müzakerelerde vazgeçmeyi reddettiği topraklar konusundaki tutumuna geri döndü. Zira Zelenskiy, Rusya'ya yapılacak herhangi bir bölgesel tavizin -özellikle Kırım ve Donbas konusunda- ancak referandum yoluyla gerçekleşebileceğini açıklamıştı, ki Ukrayna'nın içinden geçtiği mevcut koşullarda böyle bir ihtimal uzak görünüyordu.

Görüş ve tutum farklılıkları

Böylece tüm bu faktörler bir araya gelerek, Moskova'nın ‘Batı aldatmacasından’ söz ettiği, Kiev'in ise anlaşmayı ‘silah zoruyla teslim olmak’ gibi gördüğü karşılıklı suçlamaların ortasında Ukrayna'nın, heyetinin İstanbul'da daha önce imzaladığı metinden geri adım attığını duyurmasının arkasındaki nedenleri oluşturdu. Belki de asıl tuhaf olan, İstanbul'da varılan anlaşma metinlerine yönelik anlaşmazlıkların, görüş ayrılıklarının ve alevlenen tartışmaların sadece Ukrayna tarafıyla sınırlı kalmasıydı. Üstelik bu metin hem Rusya hem de Ukrayna taraflarıyla iyi ilişkilere sahip olduğu bilinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde imzalanmışken.

Bu durum, Ukrayna krizinin karmaşık denklemlerinden biri ve ilerideki bir raporda ayrıca üzerinde durulmayı hak ediyor.

Ne var ki Ukrayna heyetinin önde gelen üyelerinden bazıları, İstanbul’daki görüşmelerin ilk turunun sonuçlarını hızlıca değerlendirmişti. Örneğin, istifa edip Ukrayna'dan kaçarak ABD'ye sığınmadan önce o dönem Devlet Başkanı Zelenskiy'nin ofisinde danışman olarak görev yapan Aleksey Arestoviç, ‘imzaların yüzde 90 oranında tamamlandığını’ söylemişti. Başka üyeler ‘bu anlaşmanın açık ara en önemli anlaşma olduğunu’ ifade ederken, bir diğer görüş ‘bunun iyi bir fikir olduğunu’ belirtiyordu. Daha sonraki görüşmelerde heyet başkanlığından uzaklaştırılmadan önce Ukrayna heyeti başkanı David Arakhamia'nın da vardığı sonuç buydu.

Bu değerlendirmelerin dış siyaset çevrelerinde, örneğin Doğu Avrupa ülkelerinden Slovakya ve Macaristan'da, hatta bizzat ABD'de olumlu yankı bulması da dikkati çekiyor. O dönem Senato üyesi olan J.D. Vance'in 2022 yılında ‘barışın artık yakın olduğuna’ dair iyimserliğini dile getirdiği belirtiliyor.

Rusya’nın özellikle Devlet Başkanı Putin'in Rus güçlerini Ukrayna'nın başkenti çevresinden ve Harkiv ile Çernihiv bölgelerinin kuzeyinde ele geçirilen bazı alanlardan çekme kararının ardından, Ukrayna tarafındaki değerlendirmelerin ‘tutarsızlıklarını’ büyük bir şaşkınlıkla izlediğini belirtmek gerekir. Rusya’nın resmi tutumuna gelince, Devlet Başkanı Putin bu tutumu, Zelenskiy'nin anlaşmayı reddettiğini açıklamasının ardından aldığı kararlarla özetledi. Bu kararlar, Rusya'nın Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerini tanımasını, Zaporijya ve Herson bölgeleriyle birlikte bu iki cumhuriyetin Rusya Federasyonu'na katıldığını ilan etmesini ve aynı yılın Eylül ayında bu durumu tescilleyen anayasa değişikliklerinin yapılmasını kapsıyordu. Birçok gözlemcinin değerlendirmesine göre bu tablo, ‘asıl trajedi; Rusya'nın ileride öne süreceği şartlar, çatışmanın ilk aylarında sağlanması mümkün olan barıştan çok daha ağır olacak olması’ anlamına geliyordu.

İşte bu noktadan itibaren Kremlin, ‘yeni tekliflerin sahadaki mevcut durumu dikkate alması gerektiği’ ibaresini şart koşmakta ısrar etmeye başladı. Bunun yanı sıra Devlet Başkanı Putin, Ukrayna'nın Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerinin geri kalan topraklarından ‘gönüllü’ olarak çekilme şartını reddetmesi halinde, buraları askeri güç zoruyla bırakmak zorunda kalacağını ifade ediyordu. Bu durum, Rus güçlerinin ilerleyişini sürdürerek Donetsk ve Luhansk cumhuriyetleri içinde daha fazla toprak ele geçirme niyetine işaret ediyordu.

Tüm bunlar, Arestoviç'in ABD'ye kaçmadan önce İstanbul’da varılan anlaşmanın ‘açık ara en faydalı anlaşma’ olduğu yönündeki sözleriyle ve Ukraynalı siyasetçi, eski diplomat ve İstanbul görüşmelerindeki Ukrayna heyeti üyesi Aleksandr Çaliy'nin ‘iki tarafın Nisan 2022'de çatışmayı barışçıl bir çözümle bitirmeye çok yakın olduğu’ yönündeki ifadeleriyle örtüşüyor. Aynı görüşü dile getiren başka birçok isim de bulunuyor.

Sebep Batı ve Zelenskiy

‘İstanbul Antlaşması’ adını taşıyan bu anlaşmaya ev sahipliği yapan ve garantör olan ülke sıfatıyla Türkiye üzerinde durmak da gerekiyor. Dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da aralarında bulunduğu bazı yetkililerin, ‘müzakerelerin sistematik bir şekilde engellenmesinin arkasında Batı'nın yattığı’ yönündeki vurgularına işaret etmeliyiz.

Çavuşoğlu'nun bu konudaki şu sözlerini aktarabiliriz:

“Antalya'da ve İstanbul'da umutlanmıştık. Fakat daha sonra NATO dışişleri bakanları toplantısında şunu gördüm; NATO içinde savaşın devam etmesini isteyen ülkeler var. Savaş devam etsin, Rusya zayıflasın istiyorlar. Umurlarında değil Ukrayna'nın durumu.”

Bu durum, çatışmanın patlak vermesinden bu yana ‘Batı'nın savaşı son Ukraynalı askere kadar sürdürmek istediğini’ dile getiren Rus liderlerin dikkatinden de elbette kaçmamıştı.

Ayrıca AK Parti Genel Başkanvekili ve Haziran 2023'ten bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı olan Numan Kurtulmuş da o dönemde şu açıklamada bulundu:

“ABD'nin çatışmaların uzamasını kendi çıkarına gördüğüne dair raporlar var. Çatışmanın sürmesini isteyenler bulunuyor. Putin ve Zelenskiy imzalayacaktı. Ancak birileri bunu istemedi.”

En önemli tespiti ise, İstanbul görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanan ilk turunda Ukrayna heyeti başkanı olan Arakhamia'nın itiraflarını değerlendiren Putin'in sözlerine dair Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalarda görebiliriz. Rusya Devlet Başkanı Putin'in bir röportajında, Türkiye'nin arabuluculuğunda Ukrayna ile yaşananlara dair “Tam anlaşmaya varıyorduk İngiltere Başbakanı Boris Johnson girdi devreye. Ukrayna'yı yanlış yönlendirdi ve barış olmadı” sözleri hatırlatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Putin'in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili Bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız” açıklamasında bulunmuştu.

csdvghyju
Rusya, Ukrayna tarafındaki tahminlerdeki ‘dalgalanmaları’ büyük bir şaşkınlıkla izledi (AFP)

Amerikalı analist Ted Snider ise bir makalesinde şu değerlendirmede bulundu: “Rusya savaş cephelerinde ilerlemeyi sürdürürken Ukrayna'nın sonunda müzakere masasına geri dönmek zorunda kalacağı açıkça görülmektedir. Orada dört yıl önce vazgeçmek zorunda bırakıldığı anlaşmadan kesinlikle daha kötü bir anlaşma bulacaktır. O günden bu yana yüz binlerce Ukraynalı hayatını kaybetti ya da felç oldu, milyonlarca kişi ülkeden kaçtı ya da yerinden edildi, ekonomi, çevre ve altyapı yerle bir edildi. Savaşın ilk aylarındaki müzakerelerden uzaklaştırılarak yanıltılan Ukraynalılardan özür dilemelerinin zamanı geldi.”

Zelenskiy, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i arabulucu olmaya davet etmiş ve ateşkes için bir fırsat olduğunu vurgulamıştı, ancak Batı buna engel oldu. Her ne kadar bazı kaynaklara göre Bennett daha sonra bu açıklamalarının bir kısmından geri adım atmış olsa da konuyla ilgili olarak “O aşamada ateşkes an meselesiydi ama bilhassa İngiltere ve ABD, bu süreci durdurdu ve çatışmaları sürdürmeyi tercih etti" demişti.

Öte yandan bu hafta American Conservative dergisinde yayımlanan makalesinde Ted Snider'ın aktardığı bazı ikincil kaynaklar da bulunuyor. Bunlar arasında, Boris Johnson'ın müzakereleri sonlandırma kararında ‘etkili olduğunu’ belirten Zelenskiy'nin eski basın sözcüsü Iuliia Mendel de yer alıyor. Ayrıca, 2014 yılındaki ‘Yevromaydan (Avrupa Meydanı) Devrimi’ sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Ukrayna politikasını yürüten eski ABD Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland'ın, İstanbul görüşmelerinin, 'Ukrayna dışından bazı kişilerin' anlaşmaya şüpheyle yaklaşması üzerine başarısızlıkla sonuçlandığını’ söylediği aktarıldı.

Peki ya Zelenskiy?

2024 yılının mayıs ayında ‘görev süresi dolan’ Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin başta İngiltere, Fransa ve Almanya liderleri olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkeleri yöneticilerinin doğrudan telkiniyle, Ukrayna’daki savaşın uzamasından en çok fayda sağlayanların başında geldiğini söyleyenler de var. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Zelenskiy’nin yakın çevresindeki yolsuzluk vakalarına dair ortaya çıkanlar, bu çemberin her geçen gün daraldığını gösteren ve ‘vahim sonuçların habercisi olan’ pek çok delil barındırıyor.

Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu'nun, Zelenskiy’nin hükümetindeki bazı bakanların ve aralarında Başbakan Yardımcısı Olga Stefanishyna'nın da bulunduğu yurt dışındaki bazı temsilcilerinin ‘haksız kazanç sağlama’ suçlamalarına karıştığını ortaya çıkarmasından bu yana Zelenskiy, birçok gözlemcinin deyimiyle ‘sefil sonunu’ bekliyor. Zira onlardan önce de Zelenskiy'nin ‘Kvartal 94’ adlı tiyatro grubundaki eski ortağı olup İsrail'e kaçan iş insanı Timur Mindich, Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak ve daha pek çok üst düzey temsilcisi ve yardımcısı bu skandallara karışmıştı.

Kısa bir süre önce YouTube üzerinden yayımladığı videoyla Zelenskiy'yi, görev süresinin dolduğu Mayıs 2024'ten bu yana yapmaktan vazgeçtiği devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeye çağıran eski Başbakan Yardımcısı ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov, önümüzdeki günlerde başta Amerikalı milyarder Elon Musk olmak üzere bir dizi üst düzey yetkiliyle görüşmek üzere ABD'ye doğru yola çıkıyor.

Bu ziyaret, Ukrayna'da durumun patlama noktasına geldiği ve başkent Kiev ile diğer büyük şehirlerin cadde ve meydanlarını dolduran karton kutulara yazılmış pankartlara atıfla ‘karton protestolarının’ devam ettiği bir dönemde gerçekleşirken, Ukrayna'da iktidarın en üst kademesindeki tabloya dair bazı gerçekleri de gün yüzüne çıkarabilir. Söz konusu protestolar, Fedorov'un eski görevine dönmesine destek vermek ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin birçok politikasını protesto etmek amacıyla düzenleniyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.