Beyaz Saray yalanladı, tartışma büyüyor:  Trump yönetimi Avrupa Birliği’ni bölmeyi hedefleyen gizli strateji hazırladı

Beyaz Saray, Avusturya, İtalya, Macaristan ve Polonya'yı bloğun politikalarından koparmayı amaçlayan bir stratejisi olduğu iddialarını reddetti

TT

Beyaz Saray yalanladı, tartışma büyüyor:  Trump yönetimi Avrupa Birliği’ni bölmeyi hedefleyen gizli strateji hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa'nın göç politikalarını transatlantik ilişkilere yönelik bir tehdit olarak görüyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa'nın göç politikalarını transatlantik ilişkilere yönelik bir tehdit olarak görüyor (Reuters)

İnci Mecdi

Savunma meselelerinde uzman bir Amerikan web sitesi, ABD Başkanı Donald Trump yönetimine atfedilen tartışmalı bir stratejik teklifi içerdiği iddia edilen bir belgenin ayrıntılarını yayınladı. “Avrupa'yı Yeniden Muhteşem Yapalım” başlıklı yeni strateji kapsamında dört Avrupa ülkesini Avrupa Birliği'nin politikalarından uzaklaştırmayı ve ABD'nin nüfuz alanına yaklaştırmayı amaçlıyor.

Arku’l Avsat’ın Defense One internet sitesinden aktardığı habere göre gizli belge, Washington'un Avrupa kıtasında siyasi bir depreme neden olacak bir adımla Avusturya, İtalya, Macaristan ve Polonya'yı Avrupa bloğunun politikalarından koparmaya çalışma niyetinden bahsediyor.

Avrupa'ya göç

Bu sözde sızıntı, resmi ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin yayınlanmasından bir hafta sonra geldi. 33 sayfadan oluşan strateji, “medeniyetinin silinmesi” olasılığına karşılık uyarısı, kıtanın demografisini değiştiren büyük göç dalgaları göz önüne alındığında, bazı Avrupa ülkelerinin “güvenilir müttefik” olarak kalıp kalamayacağına dair şüpheleri nedeniyle Avrupa'da geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Strateji  ayrıca mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde kıtanın “20 yıldan daha kısa bir süre içinde tanınmaz hale gelebileceğine” de dikkat çekti.

Sızdırılan belge, “ABD'ye sadık kalarak egemenlik arayışında olan ve geleneksel Avrupalı yaşam tarzlarını koruyan veya yeniden canlandıran” partileri, hareketleri, düşünsel ve kültürel figürleri destekleme ihtiyacına işaret ediyor. Bu eğilim, resmi stratejide “Avrupa ülkelerinde kıtanın mevcut gidişatına karşı direnişin geliştirilmesi” şeklindeki ifadenin bir uzantısı olarak görülüyor. Buna ek olarak, milliyetçi partilerin artan etkisine de güveniliyor.

Bu partilerin isimleri açıkça belirtilmese de, tahminler bunların arasında Fransa'da Marine Le Pen liderliğindeki “Ulusal Miting”, İspanya'da “Vox”, İngiltere'de “Reform” ve “Almanya İçin Alternatif” partilerinin de yer aldığını gösteriyor. Bunlara ek olarak, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni liderliğindeki “İtalya'nın Kardeşleri” Partisi de bulunuyor.

Sahte haberler

Beyaz Saray, belge ile ilgili haberi “sahte haber” olarak nitelendirerek hemen bu iddiaları kesin bir dille reddetti. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Yardımcısı Anna Kelly, Başkan Trump'ın “şeffaf” olduğunu söyledi. İmzalı resmi strateji belgesinin, onaylanmış tek belge olup, alternatif veya gizli bir versiyon olduğu fikrini reddetti

Gözlemciler, açıklanan stratejinin gerçekten de Avrupa Birliği'ne yönelik keskin bir bakışı yansıttığını, zira liderlerini kitlesel göç karşısında çaresiz kalmakla suçladığını söylüyor. Keza  Brüksel'in politikalarını ulusal egemenliği baltalamaktan, siyasi özgürlükleri kısıtlamaktan ve üye devletlerin rolünü zayıflatmaktan sorumlu tutuyor. Avrupa'nın göç politikalarını “kıtanın çehresini değiştirmek ve huzursuzluk yaratmak” olarak tanımlıyor.

Tekrarlanan aleni açıklamaları sırasında Trump, “kötüleşen Avrupa ülkelerini” ve onların “siyasi doğruculuğa takıntılı” liderlerini hedef alarak, göç politikalarının ülkelerini “yok ettiğini” ve bunun sonucunda Avrupa'nın “parçalandığını” varsaydı.

Ukrayna savaşı

Ukrayna savaşı da Atlantikli müttefikler arasında bir gerilim ve geniş çaplı anlaşmazlık noktasını temsil ediyor. Son günlerde ABD Başkanı Avrupalı liderlere yönelik açıklamalarını sertleştirerek onları zayıf olarak nitelendirdi ve Ukrayna'daki savaşı sonlandıramamakla suçladı. Trump ile Almanya, İngiltere ve Fransa liderleri arasında aynı konuyla ilgili gergin bir telefon görüşmesinin ardından gerginlik daha da arttı. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Washington ile ek görüşmelerin beklendiğini ve önümüzdeki hafta başında Ukrayna konusunda uluslararası bir toplantı yapılması olasılığının bulunduğunu vurguladı.

Bu yönelimler, ABD-Avrupa ittifakını parçalamaya yönelik girişimlere karşı uyarıda bulunan Papa 14. Leo’nun kayda değer tutumu da dahil olmak üzere kapsamlı eleştirilere yol açtı. Papa, Trump'ın bazı açıklamalarının ABD ile Avrupa arasındaki tarihi ittifakın doğasında “köklü bir değişikliği” temsil edebileceğini söyleyerek, bu ittifakın mevcut aşamada zarar görme tehlikesine karşı uyarıda bulundu.

Beş güç

İngiliz The Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, iddia edilen belge tartışmaya başka bir boyut kazandırıyor. Zira küresel nüfuz dengesini yeniden şekillendirecek bir hamleyle, ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya'yı kapsayan “beş temel güç” adı verilen yeni bir uluslararası blok oluşturulması önerisinden bahsediyor.

Daha önce Trump, Rusya'nın G8’den çıkarılmasından ve böylece grubun G7’ye dönüşmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek tartışmalara yol açmış ve bunu “çok büyük bir hata” olarak tanımlamıştı. Hatta daha da ileri giderek Çin'i de ekleyerek G9 adını verdiği bir grup oluşturmayı teklif etmişti.

Ulusal Güvenlik Stratejisi, bir adım daha ileri giderek, büyük güçlerin yer aldığı, üye devletlerin zengin olmasını ve demokratik sistemlerle yönetilmesini gerektiren G7’nin koşulları ile sınırlanmamış yeni bir blok inşa etmeyi öneriyor.

Beyaz Saray'dan gelen resmi yalanlamalara rağmen, bu sızıntılar Avrupa'nın transatlantik ilişkilerin geleceği ve Washington'un kıtanın siyasi haritasını yeniden şekillendirmedeki rolü konusunda giderek artan endişelerini büyütmeye devam ediyor. Daily Mail gazetesi, Avrupalıların tepkilerinin öfkeli ve hızlı olduğunu bildirdi. Chatham House Enstitüsü'nden araştırmacı Leslie Vinjamuri, yaşananların “Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan uluslararası liberal düzenin sonunu” temsil ettiğini söyledi.

Bazı Avrupalı ​​liderler, Washington'un milliyetçi ve Avrupa Birliği’ne şüpheyle yaklaşan partileri güçlendirebilecek şekilde, kıtanın iç siyasi işlerine tekrar müdahale etmesinden duydukları endişeyi dile getirdiler.

Artan gerilimin gölgesinde ABD Kongresi, ABD yönetiminin Avrupa'daki Amerikan askeri varlığını yasama organının onayı olmadan azaltma yetkisini kısıtlamayı amaçlayan Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nı oylamaya hazırlanıyor.



Laricani suikastı savaşı nasıl uzatabilir?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

Laricani suikastı savaşı nasıl uzatabilir?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran’ın ulusal güvenlikten sorumlu en üst düzey yetkilisi olarak öne çıkan Ali Laricani, ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın başlangıcından bu yana ülkenin askeri ve diplomatik stratejisinin başlıca mimarlarından biri olarak tanınıyordu.

İsrail dün düzenlediği hava saldırısında Laricani’nin öldüğünü açıkladı. Uzmanlar, bu adımın savaşın süresini uzatabileceği konusunda uyarılarda bulundu.

ABD merkezli CNN, uzmanlara dayandırdığı haberinde, Laricani’nin yokluğunun İran yönetiminden en etkili ve söz sahibi seslerden birini kaybettireceğini ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakereleri zorlaştırabileceğini aktardı. Birçok gözlemciye göre Laricani, özellikle son haftalarda yaşanan istikrarsızlık ve Ali Hamaney’in vefatının ardından, fiilen İran’ın lideri konumundaydı.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nden araştırmacı Hamid Rıza Azizi, Laricani’nin rejimin derinliklerini iyi bilen bir isim olduğunu, on yıllar boyunca rejimin merkezinde bulunmasının farklı elit kesimler nezdinde geniş bir güven sağladığını söyledi.

Azizi, İran rejiminin birey kayıplarını aşacak kapasitede eğitimli olduğunu, ancak Laricani gibi çok yönlü deneyime sahip kişilerin kolayca yerinin dolmayacağını vurguladı.

Laricani’nin ölümünün savaşın gidişatına hemen yansımayacağını, ancak siyasi kriz yönetimini zorlaştıracağını belirten Azizi’ye göre Laricani, İran’ın siyasi söylemi ve uluslararası ilişkiler konusunda derin bilgiye sahipti.

Azizi, “Savaşın sona erdirilmesi için müzakere edebilecek bir koalisyon oluşturacak kişi, Laricani gibi farklı akımları bir araya getirebilecek eşsiz bir yetkiye sahip olmalı. Mevcut durumda, başlangıcından itibaren büyük ölçüde etkisizleştirilen ılımlı bir lider olan Mesud Pezeşkiyan, böyle bir rolü üstlenemez” değerlendirmesinde bulundu.

Yarım asırlık hizmet

Laricani, yaklaşık elli yıl boyunca, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), güvenlik kurumları, resmi medya ve İran parlamentosunda önemli görevler üstlendi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, Laricani’nin uzun siyasi kariyerini övdü; onu, ‘hayatının son anına kadar İran’ın ilerlemesi için çalışan bir isim’ olarak nitelendirdi ve dış tehditlere karşı birlik çağrısında bulundu.

Azizi, Laricani tarzı bir kariyerin İran’da nispeten nadir görüldüğünü belirterek, tek eksik konumunun devlet başkanlığı olduğunu ifade etti.

Azizi’ye göre Laricani, İran rejiminin değişken siyasi dinamiklerinde usta bir liderdi ve ‘pragmatik bir muhafazakâr’ olarak sistem içindeki farklı akımlarla çalışabilme kapasitesine sahipti.

1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında DMO’da komutanlık yapan Laricani, daha sonra resmi radyo ve televizyon kurumunun başkanlığını üstlendi.

Laricani, 2000’li yılların başında İran’ın başlıca nükleer müzakerecisi olarak görev yaptı. Batılı diplomatlar onu ‘deneyimli ve zeki’ olarak nitelendirdi. 2004’te Ali Hamaney’in danışmanı olarak atanmasının ardından güvenlik konularında etkisi giderek arttı.

Laricani, 2020 yılına kadar 12 yıl boyunca İran parlamentosuna başkanlık ederek nüfuz alanını genişletti.

2015 yılında CNN ile yaptığı röportajda Laricani, Obama yönetiminin müzakere ettiği ve İran’ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngören anlaşmayı överek, bunu ‘diğer meseleleri daha iyi anlamanın bir başlangıcı’ olarak nitelendirdi.

Geçen yıl İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından Laricani, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak yeniden ön plana çıktı ve birçok analist onu ülkenin en etkili karar vericisi olarak gördü.

Laricani’nin ölümü, savaşın süresini uzatabilir. İran devlet medyası pazartesi günü, 71 yaşındaki eski DMO komutanı Muhsin Rızai’nin emeklilikten dönerek yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in askeri danışmanı olduğunu duyurdu.

Azizi’ye göre bu gelişme, liderliğin giderek ‘Irak Savaşı kuşağına’ bağımlı hale geldiğini ve Laricani’nin pragmatik ağırlığı olmadan daha militarist bir tutum benimsemeye meyilli olduğunu gösteriyor.

DMO, Laricani’nin öldürülmesinin yeni saldırılara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

İran devlet televizyonu ise bugün, Laricani suikastına yanıt olarak Tel Aviv’in kümelenmiş savaş başlıklı füzelerle hedef alındığını bildirdi.


Tahran'dan Hartum'a stratejik kaos dönemi

Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
TT

Tahran'dan Hartum'a stratejik kaos dönemi

Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla

Emced Ferid et-Tayyib

Günümüz dünyası, felaket boyutlarına ulaşan bir stratejik kaos ortamında yaşıyor. Öyle ki çatışmalar artık coğrafi sınırlarla sınırlı kalmayıp giderek artan bir eğilimle açık bölgesel çatışmalara dönüşüyor ve zamanla kapsamları genişliyor. Bu durum, caydırıcılığın aşınması, büyük güçlerin kutuplaşması ve dışarıdan desteklenen devlet dışı aktörlerin yükselişi sonucunda, uluslararası sistemin bölgesel çatışmaları kontrol altına alma ve bunların sınır ötesi çatışmalara dönüşmesini önleme kapasitesinin azalmasıyla öne çıkıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası çok taraflı uluslararası sistemi saran bu yapısal yetersizlik durumu, Rusya-Ukrayna savaşından başlayarak, ulusal dokunun parçalanması ve Sudan’da patlak veren savaşa, ardından Gazze’deki savunmasız halkın karşı karşıya kaldığı korkunç insani trajediye kadar, arka arkaya gelen silahlı jeopolitik patlamalar karşısında çaresiz kaldı. Bu yetersizliğin en kritik tezahürü ise ABD ve İsrail ile İran arasında doğrudan çatışmanın fitilinin ateşlenmesine kadar uzanıyor. Bu durum, mevcut dünya düzenini en zorlu beka sınavlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu sınavlar, birbiri ardına çatışmaların fitilinin ateşlenmesine tanık olurken, öncekilerin ateşi sönmeden ya da biraz olsun yatışmadan devam ediyor.

ABD-İsrail ortak askeri operasyonları, 28 Şubat 2026 tarihinde, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney dahil olmak üzere İranlı üst düzey yetkilileri, nükleer tesisleri ve önemli askeri mevzileri hedef alan yoğun hava saldırılarıyla başladı. İran ise buna, sadece İsrail'e değil, saldırıya katılmayan Arap ülkelerine de yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatarak karşılık verdi. Hatta saldırıya uğrayan ülkelerden bazıları, İran'a yönelik saldırıda hava sahalarının kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıkça ilan etmişti. İran'ın gerekçeleri ne olursa olsun bu misillemenin, gerginliğin tırmanmasını durdurmak için uluslararası destek elde etmekte kullanılabilecek siyasi sağduyudan yoksun olduğu da bir gerçekti. Ancak İran, komşularını da çatışmanın içine çekerek, bir nevi acı ortaklığı dayatarak, çatışma çemberini genişletmeyi tercih etti. Bu durum, petrol fiyatlarının yükselmesi, gaz üretiminin durması, Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve diğer önemli deniz geçitlerinin kapatılması nedeniyle, bölgeyi ve hatta tüm dünyayı muazzam ekonomik ve güvenlik risklerine açık hale getirdi.

Etiyopya’nın kuzeyinde Eritre ve güneyinde Somali ile yaşadığı gerilimler, konumunu daha hassas hale getirirken başka ülkelerde savaşa girme seçeneğinin riskini artırıyor. Zira bu, söz konusu ülkelere Etiyopya’ya saldırmak için meşru bir siyasi gerekçe sunabilir.

Kızıldeniz'in karşı kıyısında ise, Afrika Boynuzu'ndaki istikrarsızlığın en belirgin göstergesi, 2023 yılının nisan ayından beri süregelen Sudan’daki savaş olmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Sudan'ın komşusu olan birçok ülke bölgesel düzeyde savaşa müdahil oldu. Çad, Sudan'ın batısındaki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milislerinin operasyonları için bir harekat üssü, ikmal merkezi ve taktiksel derinlik olmaya devam etti. Ardından, Libya, Uganda ve Kenya'nın milislere silah ve paralı askerlerin ulaşımını kolaylaştırmanın yanı sıra siyasi ve diplomatik destek sağlama ve kendi topraklarında barındırma konusunda da rol oynadığına dair bilgiler ortaya çıktı. Ancak 2 Mart 2026'da Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi bir açıklamada, Sudan'ın Etiyopya topraklarından kalkan İHA’larla saldırılara maruz kaldığını duyuruldu. Ertesi gün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaptığı açıklamada, ABD'nin Etiyopya topraklarının Sudan'a insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlemek için kullanıldığına dair raporlardan haberdar olduğunu doğruladı. Bu bilgiler, dünyanın İran'daki çatışmaya odaklandığı bir dönemde ve geçtiğimiz yıldan bu yana HDK ile onu destekleyen bölgesel aktörlerin Etiyopya topraklarında bazı kişileri silah altına aldıkları, askeri eğitim kampı kurdukları ve paralı askerlere başvurdukları yönündeki haberlerin tekrarlanmasının ardından aktarıldı.

devfd
Sudan'ın başkenti Hartum'un yakınlarındaki Lamab Mahallesi’nde hasar görmüş bir binanın önünde bir işçi, 30 Temmuz 2025 (AFP)

Sudan, geçmişte olduğu gibi bugün de çok sayıda bölgesel müdahalenin kurbanı olsa da Etiyopya'nın Sudan savaşına müdahil olması, tüm bölgeyi tehdit eden ciddi bir dönüm noktası. Sudan-Etiyopya denklemi, birçok faktörün karmaşıklığıyla iç içe geçti. Bunların başında Sudan'ın iç kesimlerinde Addis Ababa hükümetiyle çatışan Etiyopyalı milis grupların varlığı geliyor. Bu milisler arasında Fano milisleri (Amhara etnik grubu) ve Tigray güçleri bulunuyor. Ayrıca, Aromo güçleri Sözcüsü’nün ‘Etiyopya hükümetinin Sudan halkı ve ordusunun aleyhine yabancı güçleri desteklemesinin kabul edilemez olduğu’ yönündeki açıklamaları da dikkat çekti. Bunların hepsi, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in hükümetiyle geçmişte ve günümüzde gerginlikler ve çatışmalar yaşayan başlıca güçler.

Bunun yanında Etiyopya’nın kuzeyinde Eritre ve güneyinde Somali ile yaşadığı gerilimler, konumunu daha hassas hale getirirken başka ülkelerde savaşa girme seçeneğinin riskini artırıyor. Zira bu, söz konusu ülkelere Etiyopya’ya saldırmak için meşru bir siyasi gerekçe sunabilir. Öte yandan Sudan, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın inşasının tamamlanmasının ardından Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri suları konusunda yaşanan bölgesel gerginliğin üçüncü önemli tarafı. Tüm bu faktörler, Sudan-Etiyopya arasındaki sürtüşmeleri çok taraflı bir patlama potansiyeli barındıran bir alana dönüştürüyor.

Uluslararası alanda tutarlı bir güvenlik sistemini yeniden inşa etme iradesi yok ve bölgeyi tehdit eden en büyük tehlike belirli bir saldırı ya da sınır ihlali değil, çatışmaların topyekûn savaşlara dönüşmesini engelleyen kuralların zayıflaması.

Bazı ülkeleri -finansman, silahlandırma veya lojistik destek yoluyla- Sudan savaşına çekip bu savaşa dahil etmeye teşvik eden bölgesel güçler, şimdi tüm bölgeyi tehdit eden stratejik bir geri tepmeyle karşı karşıya. Ayrıca, sınır ötesi kimliklerin, kontrolsüz silahların ve çökmüş ekonomilerin kesiştiği bir bölgede, küçük bir kıvılcımın ittifak haritalarını zorla yeniden çizebileceği, kontrol edilemez yollar açıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'yı siyasi, askeri ve mali açıdan tüketti. Avrupa'nın bir uzlaşma sağlamadaki ya da hatta bağımsız bir güvenlik vizyonu oluşturmadaki yetersizliği, kıtayı dış güçlerin iradesinin esiri haline getirdi. Bu zayıflık, Afrika Boynuzu gibi kırılgan bölgelerdeki rolümüze doğrudan yansıdı. Avrupa, Sudan'daki savaşı ve ondan önceki Etiyopya iç savaşı gibi çatışmaları durdurmada herhangi bir aktif rol oynamakta başarısız oldu. Avrupa güçleri Avrupa-Avrasya sahnesiyle meşgulken, kenarlardaki patlamaları kontrol altına alma yeteneği geriliyor.

ds
Gondar ile Sudan sınırını birbirine bağlayan yolda bir kamyonun üzerindeki Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri’nden askerler, 24 Şubat 2024 (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM), bu bağlamda varoluşsal bir çıkmaza girmiş görünüyor. İran'daki ve ondan önce Ukrayna'da süper güçlerin çatışmaya doğrudan müdahil olması sonucu yaşanan felç hali, Sudan'daki savaşı durdurmadaki başarısızlığı, Gazze'deki insani kriz ve bağlayıcı bir müzakere süreci dayatmadaki zayıflığı, sivilleri koruma konusundaki yetersizliği; bunların hepsi, kolektif güvenlik kavramındaki derin krizin göstergeleridir. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları büyük güçler arasındaki kutuplaşmanın gölgesinde kaldığında, BMGK felç olmuş durumda uluslararası düzenin garantörü olmaktan çıkıp onun parçalanışının tanığına dönüşür.

Çatışmalar genellikle açıkça ilan edilmiş bir topyekûn savaş kararıyla değil, yanlış değerlendirmeler, hesaplanmamış tepkiler ya da daha geniş çaplı hesaplaşmalar için kırılgan bir alanın kullanılmasıyla başlar. İran'da olanlar buna bir örnek teşkil ediyor. Afrika Boynuzu'nda şekillenen durum ise bunun daha tehlikeli bir versiyonu olabilir. Çünkü buradaki devletlerin kırılganlığı daha derin, sınırları daha akışkan ve çatışmalarının tarihi daha karmaşık. Uyumlu bir güvenlik sistemini yeniden inşa etmeye yönelik uluslararası bir irade olmazsa, bölgeyi tehdit eden en büyük tehlike, belirli bir saldırı ya da sınır ihlali değil, çatışmaların topyekûn savaşlara dönüşmesini engelleyen kuralların zayıflaması olur.


Laricani suikastıyla Ayetullah'a gönderilen “sert mesaj”

Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
TT

Laricani suikastıyla Ayetullah'a gönderilen “sert mesaj”

Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)

İsrail, dün, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile Besic Güçleri Komutanı Gulamrıza Süleymani'nin, savaşın başlamasından ve çatışmaların ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana gerçekleştirilen en hassas suikast operasyonlarından biri olan saldırılarla öldürüldüğünü duyurdu. Bu hamle, yeni Dini Lider Mücteba Hamaeney’e gönderilen ‘sert bir mesaj’ olarak değerlendirildi.

Tahran, Laricani'nin akıbeti konusunda ilk saatlerde sessizliğini korudu. Resmi haber ajansları ise iki ismin öldürüldüğüne dair herhangi bir imada bulunmadan Laricani'nin el yazısıyla yazılmış bir mektubu ve Süleymani'ye ait başka bir mektubu yayınlamakla yetindi. Ancak daha sonra İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Süleymani'nin ABD-İsrail saldırılarında öldürüldüğünü doğruladı. Ardından İran Ulusal Güvenlik Konseyi gece saatlerinde bir taziye açıklaması yayınlayarak Laricani'nin de öldürüldüğünü teyit etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Laricani'nin ‘İran'ı fiilen yöneten bir çete lideri’ olduğunu belirterek, ona yönelik saldırının Tahran'daki yönetim yapısını zayıflatma ve İranlılara ‘kendi kaderlerini tayin etme fırsatı’ verme çabalarının bir parçası olduğunu söyledi. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise, saldırının İran'ın en önde gelen devlet adamlarından birini ve DMO'nun askeri kanadı olan Besic’in komutanını hedef aldığını doğruladı.

Savaşın on sekizinci günü, Tahran ve çevresinde eşzamanlı patlamalarla İran’a yönelik en şiddetli bombardıman gecelerinden biri yaşandı. Öte yandan İran, İsrail’e ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik yeni füzeli ve insansız hava araçlı (İHA) saldırılar düzenlediğini duyurdu.

Bu arada Reuters, üst düzey bir İranlı yetkilinin, Ayetullah Mücteba Hamaney başkanlığındaki yeni liderliğin, gerilimi azaltmaya yönelik arabuluculuk önerilerini reddettiğini aktardı. Yetkili, ABD ve İsrail boyun eğmeden önce ‘barış için zamanın uygun olmadığını’ vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, gerginliği tırmandıran söylemlerini sürdürdü. ABD'nin İran'ın askeri kapasitesini yok ettiğini vurgulayan Trump, Hürmüz Boğazı meselesinin çatışmanın odak noktası olmaya devam edeceğini belirterek, müttefiklerini boğazın güvenliğini sağlamaya davet etti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nın ‘savaş öncesindeki haline dönmeyeceğini’ söyledi. Kalibaf, boğazın, devam eden çatışmada stratejik bir koz haline geldiğini de sözlerine ekledi.