Barrack, Netanyahu’yu Gazze’de Türkiye’nin rolünü kabul etmeye ikna etmeye çalışıyor

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında Pazartesi günü gerçekleşen görüşmeden bir kare (İsrail hükümeti)
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında Pazartesi günü gerçekleşen görüşmeden bir kare (İsrail hükümeti)
TT

Barrack, Netanyahu’yu Gazze’de Türkiye’nin rolünü kabul etmeye ikna etmeye çalışıyor

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında Pazartesi günü gerçekleşen görüşmeden bir kare (İsrail hükümeti)
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında Pazartesi günü gerçekleşen görüşmeden bir kare (İsrail hükümeti)

İsrail basınında yer alan haberlerde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile pazartesi günü Kudüs’te yaptığı görüşmede, Trump yönetiminden “sert ve özel mesajlar” aldığı belirtildi. Görüşmenin, ay sonunda Florida’da yapılması planlanan ABD-İsrail zirvesi öncesinde gerçekleştiği aktarıldı. Barrack-Netanyahu görüşmesinin ana gündem maddelerinin Gazze, Suriye ve Trump’la yapılacak buluşma olduğu kaydedildi.

Gazze’de “kabul edilemez” açıklamalar

Gazze dosyasında, Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesi ele alınırken, Yedioth Ahronoth gazetesi Barrack’ın, Netanyahu’nun Türkiye’nin rolüne ilişkin kaygılarını gidermeye çalıştığını ve Türkiye’nin Gazze’de kurulması öngörülen uluslararası güce katılmasına ikna etmeye çalıştığını yazdı. Haberde, Barrack’ın Türkiye’nin Hamas üzerinde en fazla etkiye sahip ülke olduğunu ve silahsızlanma konusunda Hamas’ı ikna edebilecek en güçlü aktör konumunda bulunduğunu vurguladığı belirtildi.

frt
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şarm el-Şeyh Ortadoğu Barış Bildirgesi'ni imzalarken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı habere göre Barrack, Türkiye’nin Trump planını imzaladığını ve Hamas adına silahların teslimini içeren maddeye taahhüt verdiğini Netanyahu’ya hatırlattı. Türkiye’nin katılımının, şu aşamada çekimser olan birçok ülkeyi de uluslararası güce katılmaya teşvik edeceğini savundu.

Haberde, Barrack’ın “Türkiye’nin dışlanmasının diğer ülkelerin de geri adım atmasına yol açtığını, Başkan Trump’ın bu planın başarısız olmasına izin vermeyeceğini” söylediği aktarıldı. Ayrıca Netanyahu’nun “Hamas’ın silah bırakacağına güvenmediği” yönündeki açıklamalarının ve İsrail’in bunu zorla sağlayabileceğine dair ifadelerinin “kabul edilemez” olduğu ve planı tehdit ettiği uyarısında bulunduğu kaydedildi.

Bu bilgiler, İsrail Kanal 12 televizyonunun aktardıklarıyla da örtüştü. Kanal 12, Beyaz Saray’ın Netanyahu’ya “özel ve sert” bir mesaj gönderdiğini ve Hamas’ın üst düzey askeri isimlerinden Raid Saad’ın öldürülmesinin, Trump arabuluculuğunda varılan ateşkes anlaşmasının ihlali olarak görüldüğünü bildirdi.

Kanal ayrıca, Gazze savaşını sona erdirmeyi amaçlayan anlaşmanın ikinci aşamasına geçiş konusundaki görüş ayrılıkları ve İsrail’in bölgedeki genel politikaları nedeniyle Trump yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasında artan bir gerilim yaşandığını aktardı.

ABD’li iki yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Trump’ın damadı Jared Kushner’in Netanyahu’nun tutumundan “son derece rahatsız” olduğunu söyledi. Üst düzey bir ABD’li yetkiliye göre Netanyahu’ya verilen net mesajda şu ifadelere yer verildi: “Eğer itibarını zedelemek ve anlaşmalara uymayan bir lider olarak görünmek istiyorsan bu senin tercihin. Ancak Trump’ın arabuluculuğunda sağlanan Gazze anlaşmasının itibarını zedelemene izin vermeyiz.”

Batı Şeria ve bölgesel gerilim

Batı Şeria konusunda da Beyaz Saray’ın, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddetinden ve “Arap dünyasında provokasyon olarak algılanan” İsrail adımlarından giderek daha fazla endişe duyduğu belirtildi. ABD’li bir yetkili, Washington’un Netanyahu’dan İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmasını değil, İbrahim (Abraham) Anlaşmaları’nın genişletilmesine zarar verecek adımlardan kaçınmasını istediğini söyledi.

Aynı yetkili, Netanyahu’nun son iki yılda uluslararası alanda giderek yalnızlaştığını savunarak, “Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin neden onunla görüşmeyi reddettiğini ve Abraham Anlaşmaları’nın üzerinden beş yıl geçmesine rağmen neden BAE’ye davet edilmediğini kendisine sorması gerekir” dedi. Yetkili, Netanyahu’nun tansiyonu düşürmeye hazır olmaması halinde Washington’un Abraham Anlaşmaları’nı genişletme çabalarına zaman ayırmayacağını da ifade etti.

Beyaz Saray’da Netanyahu’ya öfke

Trump’ın, son dönemde Netanyahu’nun sert eleştirilerine maruz kalan Barrack’ı Kudüs’e göndermesi dikkat çekti. Netanyahu, Barrack için “Amerika’daki Türk büyükelçisi gibi davranıyor” ifadesini kullanmıştı. Barrack’ın İsrail demokrasisine ilişkin sözleri de Netanyahu’nun tepkisini çekmiş, Barrack bu açıklamalar için özür dilemişti.

Yedioth Ahronoth yazarı Nahum Barnea, ABD’li kaynaklara dayandırdığı yazısında, Washington’un Netanyahu’nun Trump’ın barış planını hayata geçirme konusunda samimi olmadığı ve İsrail’in sürekli savaş halinde kalması için çaba gösterdiği kanaatine vardığını yazdı. Barnea, Beyaz Saray’da Netanyahu’ya yönelik sert ve ağır ifadeler kullanıldığını, bunların bir kısmının doğrudan Netanyahu’ya da iletilmiş olabileceğini belirtti.

Suriye’de “kırmızı çizgiler”

İsrail basınına göre Barrack, Netanyahu’ya Suriye konusunda da “kırmızı çizgiler” iletti. Trump yönetiminin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı Washington’un bir müttefiki olarak gördüğü ve ülkenin istikrarı için desteklenmesi gerektiği görüşünde olduğu aktarıldı. ABD’nin, İsrail’in yoğun askeri operasyonlarının Suriye’de yönetimin çökmesine yol açmasından endişe duyduğu ve güvenlik anlaşmasına varılmasını istediği belirtildi.

Lübnan konusunda ise Trump’ın, İsrail’in Hizbullah’a karşı sınırlı baskıyı sürdürmesini desteklediği, ancak geniş çaplı bir savaşa onay vermediği ifade edildi.

İsrailli analistler, Netanyahu’nun Barrack’ın tüm taleplerini reddetmeyeceğini, ancak kesin taahhütlerden kaçınarak Trump’la 29 Aralık’ta Florida’da yapacağı görüşmenin önünü açmaya çalıştığını öne sürdü. Buna karşın Netanyahu’nun, Barrack’ın ofisine ulaşmasından hemen önce Suriye’ye hava saldırısı düzenlenmesi talimatı vererek bağımsız hareket ettiği mesajını da vermekten geri durmadığı kaydedildi.

vgt
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Pazartesi günü bir araya geldi (İsrail hükümeti)

Türkiye’ye mesaj olarak yorumlanan bir adımda ise Netanyahu’nun, Yunanistan Başbakanı ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideriyle üçlü bir zirve düzenleme kararı aldığı belirtildi. İsrail’de bu toplantı, Türkiye’ye yönelik doğrudan siyasi mesaj olarak değerlendirildi. Barrack ise görüşme sonrasında, temasların “bölgesel barış ve istikrarı hedefleyen yapıcı bir diyalog” olduğunu söyledi.



Trump-İran Anlaşması: Ortadoğu'nun haritasını yeniden çizebilecek kırılgan ateşkes

4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)
4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)
TT

Trump-İran Anlaşması: Ortadoğu'nun haritasını yeniden çizebilecek kırılgan ateşkes

4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)
4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)

Ortadoğu, yaklaşık yarım yüzyıldır bölgedeki siyasi anlatıyı ve güç dengelerini şekillendiren düzeni değiştirebilecek tarihi bir dönüm noktasından geçiyor. Uzun süren yıpratıcı savaşın ve karşılıklı askerî-ekonomik baskıların ardından dünya, gelecek cuma günü Cenevre'de ABD ile İran arasında imzalanacak mutabakat zaptının resmî törenine odaklanmış durumda. Söz konusu anlaşma, Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda elektronik ortamda sonuçlandırılmıştı.

Anlaşma kapsamında derhal ateşkes yürürlüğe girerken, Lübnan cephesini de kapsayacak şekilde ateşkes süresi 60 gün uzatıldı. Bu gelişme, enerji arzının yeniden istikrara kavuşacağı beklentisiyle küresel enerji piyasalarına olumlu yansıdı ve petrol fiyatlarının gerilemesine katkı sağladı. Ancak Washington ve bölge başkentlerinde süren tartışmalar ve şüpheler, yeni anlaşmayı karmaşık bir siyasi ve askerî mayın tarlasının içine yerleştiriyor.

Gözlemciler, bu kuşkucu yaklaşımın Trump yönetiminin hem ABD içinde hem de uluslararası alanda yürüttüğü siyasi mücadelenin bir parçası olduğunu değerlendiriyor. Taraflar, anlaşmanın anlamı ve sonuçları konusunda kendi anlatılarını oluşturma yarışına girerken temel soru değişmiyor: Bölgesel barışın başlangıcına mı tanıklık ediyoruz, yoksa yeni bir çatışma turu öncesindeki geçici bir molaya mı?

Amerikan yönetiminde görüş ayrılığı

Beyaz Saray'ın kapalı kapıları ardında ve üst düzey toplantılarda, Başkan Donald Trump'ın çevresindeki ekibin anlaşma konusunda tam bir görüş birliği içinde olmadığı görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe, Başkan Trump ve üst düzey yetkililere İran'ın talep edilen nükleer tavizleri vermeye hazır olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler doğuran istihbarat bilgileri sundu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth'in de anlaşmaya yönelik çekincelerini dile getirdiği belirtilirken, Başkan Yardımcısı JD Vance, Steve Witkoff ve Jared Kushner müzakere sürecini destekleyen isimler arasında yer alıyor.

Bu görüş ayrılığı anlaşmanın mutlaka başarısız olacağı anlamına gelmese de Trump'ın istihbarat değerlendirmelerinden ziyade siyasi bir okumaya güvendiğini ortaya koyuyor. Anlaşma yanlıları, savaş sonrası oluşan güç dengesinin ABD'ye üstünlük sağladığını ve bunun Washington'a bölgedeki askerî yükü azaltacak bir anlaşma yapma fırsatı verdiğini savunuyor.

Onlara göre İran, ancak somut adımlar attığı takdirde önemli kazanımlar elde edebilecek ve Washington birkaç hafta içinde Tahran'ın gerçekten ciddi olup olmadığını anlayabilecek.

Buna karşılık sertlik yanlıları, İran'ın anlaşma sayesinde zaman kazanarak askerî ve ekonomik baskıyı hafifletebileceğini, ardından da uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddedebileceğini düşünüyor. Bu nedenle Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın şu sözleri dikkat çekiyor:

Sorun yalnızca anlaşmanın kendisi değil; Washington'un tarif ettiği tablo ile İran'ın anlattığı tablo birbirinden farklı görünüyor.

300 milyar dolarlık fon tartışması

Mutabakat zaptının en tartışmalı başlıklarından biri ekonomik boyut oldu. Özellikle İran'ın yeniden imarı ve kalkınması için 300 milyar dolarlık bir fon oluşturulacağı yönündeki iddialar yoğun tartışmalara yol açtı.

Trump, G7 Zirvesi kapsamında bulunduğu Evian'da yaptığı açıklamada, ABD'nin "şu aşamada İran'a herhangi bir yatırım yapmayacağını" belirterek Washington'un taviz verdiği yönündeki haberleri "gülünç" olarak nitelendirdi.

Trump, temel hedefinin İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak olduğunu vurguladı.

Başkan Yardımcısı Vance ise İran'ın Amerikan vergi mükelleflerinin parasından "tek bir sent bile" almayacağını söyledi. Vance'a göre uzun vadeli ekonomik destek ancak "performans karşılığı ödeme" modeline bağlı olacak.

Trump'ın danışmanları da ekonomik kazanımların ancak İran'ın nükleer programı konusunda açık adımlar atması ve silahlı gruplara verdiği desteği sona erdirmesi halinde mümkün olacağını savunuyor.

Obama anlaşmasının gölgesi

Mutabakatın elektronik ortamda imzalandığının açıklanmasının ardından, ABD Kongresi'nde de paralel bir siyasi mücadele başladı.

Cumhuriyetçi ve Demokrat milletvekilleri, henüz tam metni yayımlanmayan ve 14 maddeden oluştuğu belirtilen anlaşmanın ayrıntılarını incelemek istiyor.

Cumhuriyetçi Parti içindeki şahin kanat, özellikle de Senatör Lindsey Graham, yeni anlaşmanın eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan 2015 tarihli nükleer anlaşmanın değiştirilmiş bir versiyonuna dönüşmesinden endişe ediyor. Trump, ilk başkanlık döneminde söz konusu anlaşmayı sert biçimde eleştirmiş ve ABD'yi anlaşmadan çekmişti.

Senatör James Lankford gibi bazı Cumhuriyetçiler ise uluslararası yaptırımları ve İran'ın nükleer programını ilgilendiren herhangi bir anlaşmanın yalnızca yürütme organının kararıyla yürürlüğe girmemesi gerektiğini savunuyor. Bu isimlere göre anlaşma, kalıcılığını ve hukuki gücünü garanti altına almak için Kongre'nin onayından geçmeli.

Demokratlar ise daha karmaşık bir pozisyonda bulunuyor. Bir yandan çatışmaları sona erdirmeyi ve nükleer silahların yayılmasını önlemeyi amaçlayan diplomatik bir anlaşmaya doğrudan karşı çıkmaları zor görünüyor. Öte yandan süreci Trump yönetimine yönelik siyasi eleştiriler için kullanıyorlar.

Senato'daki Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, Amerikan halkının anlaşmanın tüm ayrıntılarını bilmesi gerektiğini belirterek, Trump'ın "tercih edilmiş başarısız savaş" olarak nitelendirdiği sürece girmesinden önceye kıyasla ABD'nin stratejik konumunun daha kötü hale geldiğini savundu.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


G7 liderleri Trump'ı "uzlaştırma" zorluğuyla karşı karşıya

Fransa Cumhurbaşkanı, dün Evian'da düzenlenen "G7 Zirvesi"ne katılmak üzere "Hotel Royal"e gelişinde (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı, dün Evian'da düzenlenen "G7 Zirvesi"ne katılmak üzere "Hotel Royal"e gelişinde (AFP)
TT

G7 liderleri Trump'ı "uzlaştırma" zorluğuyla karşı karşıya

Fransa Cumhurbaşkanı, dün Evian'da düzenlenen "G7 Zirvesi"ne katılmak üzere "Hotel Royal"e gelişinde (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı, dün Evian'da düzenlenen "G7 Zirvesi"ne katılmak üzere "Hotel Royal"e gelişinde (AFP)

G7 liderleri, dün Fransa'nın Evian kasabasında başlayan ve yarına kadar sürecek zirve için bir araya geldi. Zirve, Avrupa ülkelerinin ABD Başkanı Donald Trump'ın gümrük tarifeleri uygulama tehditleri ve yönetiminin küresel düzene bağlılığına ilişkin soru işaretleri karşısında yeni bir “uyum ve dengeleme” çabası içinde olduğu dönemde gerçekleştiriliyor.

Liderlerin gündeminde, İran savaşını sona erdirmeyi amaçlayan ön anlaşmanın ardından atılacak adımlar önemli yer tutuyor. Zirvenin ev sahibi olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, Ukrayna'daki savaşın sona erdirilmesine yönelik girişimler, küresel ekonomik dalgalanmaların azaltılması ve dijital alanın düzenlenmesi gibi başlıkları içeren kapsamlı bir gündem sunması bekleniyor.

Zirveye ayrıca İran meselesini görüşmek üzere Arap dünyasından da üst düzey isimler katılıyor. Bunlar arasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhamed bin Zayid Al Nahyan ve Katar Emiri Tamim bin Hamad Al Sani yer alıyor.