Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

Bölgedeki mevcut durum, önemli bir gelişme olmadan ve değişmeden devam ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Elie el-Kuseyfi

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında geçtiğimiz eylül ayında gerçekleşen ve Netanyahu’nun Gazze ile ilgili ABD'nin 20 maddelik barış planını onaylamasıyla iki aşama arasında bir dönüm noktası oluşturan toplantı ile pazartesi günü Florida'da gerçekleşen toplantı aynı değildi. Bu son görüşme, iki tamamen farklı aşama arasında net bir kırılma noktası oluşturmazken bölgede yeni bir aşama için teorik ve pratik temeller atmadı. Aksine özellikle Trump’ın yaptığı açıklamalara göre son görüşme, daha ziyade Suriye ve Türkiye ile ilgili, daha az ölçüde de Gazze ile ilgili daha önce açıklanan tutumları yinelemek ve İran'ın nükleer ve füze programları ile ilgili diğer pozisyonları güncellemek için bir fırsat oldu.

Bu yüzden görüşme, özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş ve bunun son iki yıldır bölgede yarattığı etkiler sonrasında, bölgesel ve uluslararası değişikliklerden ciddi şekilde etkilenmemiş gibi görünen iki tarihi müttefik arasındaki toplantı geleneğinden sapmadı. Bu durum ne toplantı öncesinde ne de sonrasında bir sorun oluşturdu. Ancak Gazze'deki ateşkesin ardından Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin geleceği ve bölgedeki gelişmeleri ve bölgesel çıkarlarını yorumlamalarında görünen farklılıklar sorusu gündeme geldi. Görüşme sırasında, iki lider arasında ve ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir model oluşturabilecek gerçek bir ayrılık belirtisi olup olmadığına dikkat çekildi.

Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu.

Florida'daki görüşme, bu soruya ne bir cevap ne de cevabına dair bir ipucu barındırıyordu. Ki bu da bekleniyordu, ancak bu durum, sorunun artık geride kaldığı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde birçok sorunun ve belki de bazı ‘durumsal’ değişikliklerin konusu olmayacağı anlamına gelmiyor. Toplantı, Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin niteliği konusunu büyük ölçüde çözmüş olsa da bu ilişki, eylül ayındaki son toplantılarından bu yana geçtiğimiz üç ay içindeki gelişmelerden olumsuz etkilenmiş gibi görünmüyor. Buna karşın Trump gibi bir başkan için çifte öneme sahip olabilecek şahsi düzeydeki ilişki, Gazze'den Suriye ve Türkiye'ye, belki de Lübnan'a ve daha az ölçüde İran'a kadar, iki liderin mevcut sorunlara yaklaşımlarında farklılıklar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Gazze'de ateşkesin ilan edilmesinin ardından gündeme gelen Netanyahu'nun ‘yerine geçecek kişi’ sorunu, özellikle ABD yönetiminin şu anda onun yerine geçecek halihazırda bir aday olmaması ve Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın açıkça ifade ettiği üzere ‘Bibi’ye (Binyamin Netanyahu’nun lakabı) yönelik bölgesel hassasiyetin en azından şu aşamada Trump'ın ona verdiği desteği yeniden gözden geçirmesine neden olacak bir aşamaya gelmiş gibi görünmemesi sebebiyle ertelenmiş veya gündemden düşmüş gibi görünüyor. Onun varlığı Washington’ın bölgesel stratejisini etkilemediği ve bölgedeki nüfuz ve çıkarların belirlenmesi sürecinin son aşamasına henüz gelinmediği sürece bunun olması beklenmiyor. Dolayısıyla Netanyahu'nun sahneden çekilmesi talebi, yeni bir aşamaya geçiş için acil veya gerekli hale gelmiş değil. Bu da aynı zamanda bölgesel tarafların Washington üzerinde manevra yapma ve baskı uygulama kabiliyetine ve Washington'ın bölgesel müttefiklerinin taleplerini dengeleme ve çıkarlarına göre önceliklerini düzenleme kabiliyetine de bağlı.

sdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da bir araya geldi, 25 Eylül 2025 (Reuters)

Diğer bir deyişle, Trump Netanyahu'yu övüp İsrail'in ateşkes anlaşmasına yüzde 100 bağlı olduğunu söylerken, diğer tarafların bağlılığını sorgulasa da, görüşme Gazze ve bölge genelinde İsrail ve ABD’nin önceliklerindeki farklılıklar hakkındaki önceki sızıntıları yalanlamadı. Ancak aynı zamanda, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşmesinde Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın rolünü öven Trump, İsrail'in Suriye'den başlayıp Doğu Akdeniz'den geçerek Afrika Boynuzu'na uzanan stratejik bir çatışmaya girdiği bir dönemde, Türkiye'nin Gazze'deki rolünü desteklemeye devam ediyor gibi göründü. Bu da ne iki liderin görüşmesinde ne de ABD ve İsrail'in bölgesel meselelere ilişkin politika ve önceliklerinde önemsiz bir ayrıntı değil. Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu. Suriye'den Yemen'e, Akdeniz'den Kızıldeniz kıyılarına kadar bölge ülkeleri arasında eşi ve benzeri görülmemiş bir jeopolitik rekabet varken, Trump bölgedeki müttefiklerine karşı ne tür bir tutum sergiliyor?

Florida

Florida’daki görüşmeyi, Gazze'deki ateşkesin ardından geçtiğimiz üç ayı Amerika ve İsrail'in değerlendirmesi olarak görecek olursak özellikle de Trump, İran'ın nükleer kapasitesini yeniden inşa ettiği ‘kanıtlanırsa’ yeni saldırılarla tehdit ettikten sonra ABD ve İsrail'in şu anda en az anlaşmazlık yaşadığı konunun İran olduğu söylenebilir. İran’ın füze programına gelince Trump, İran'ın nükleer programını kontrol altına almakla aynı önceliği vermeye Netanyahu kadar hevesli görünmüyordu. Trump'ın İran'la ilgili tehditler ve anlaşma arayışları arasındaki tüm açıklamaları, ABD’nin İran sorununa yaklaşımındaki belirsizliği teyit ediyor. Trump, İran'daki ‘başarılarından’ bir kez daha gurur duyduğunu gösterirken, daha da önemlisi, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını ‘Ortadoğu barışı’ ile ilişkilendirdi. Bu, Trump'ın kendisi ve yönetimi için bölgedeki ‘barışın’ önemini vurgulamak ve daha da önemlisi, Nobel Barış Ödülü yolunda şahsi bir başarı olarak görmek için kullandığı yöntemlerden biri.

Daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Başka bir deyişle, ABD Başkanı Gazze'deki savaşı sona erdirmeye kararlı ve savaşı yeniden başlatmak ya da İsrail'in çatışmayı tırmandırmasına ‘izin vermek’ konusunda hiçbir heves ya da istek göstermiyor. Ancak, anlaşmanın çökmesine yol açmamak kaydıyla, İsrail'in mevcut bombardıman ve saldırılarının hızına da karşı çıkmıyor. Peki ya ikinci aşamaya geçmek? Burada da, daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Bu, Netanyahu için çok hassas bir konu, çünkü sağ kanattan ABD yönetimine hiçbir taviz vermemesi yönünde baskı görüyor. Bu baskı, son iki gün içinde anlaşmanın ikinci aşamasının maddelerinden biri olan Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması meselesinde de açıkça görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Netanyahu, sınır kapısının açılabileceğini ima ettikten sonra, İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in baskısıyla geri adım attı, ancak bu, özellikle de toplantı öncesinde İsrail ordusuna Gazze'deki durumu sakinleştirmesi talimatı verilmiş olması nedeniyle Florida’daki görüşme öncesinde yapılan bir manevranın parçası olabilir. Ancak Trump, şu anda ABD'nin pozisyonunu iyi yöneten Hamas'a karşı bir şekilde ‘olumlu’ görünse de, net bir takvim belirlemeden ve konuyu yoruma açık bırakarak, Netanyahu ve hükümetini bir dereceye kadar tatmin edebilecek şekilde, Hamas'a silahsızlanması için zaman tanıdı.

frgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Washington'daki Beyaz Saray'da, 10 Kasım 2025 (AFP)

Bölgede devam eden sert rekabete geri dönecek olursak bu rekabetin eksenleri henüz tam olarak oluşmamış olsa da, özellikle potansiyel ittifaklar açısından, Abraham (İbrahim) Anlaşmaları ve Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail arasındaki ittifak çerçevesinde İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki kesişimlerinden giderek daha fazla söz edilmeye başladı. Bu durum, Pakistan'ın birden fazla tarafla ortak çıkarları olması nedeniyle konumunun zorlu olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da dahil olmak üzere bu kesişimlerden ve ittifaklardan etkilenen ülkelerin, karşı kesişimler ve ittifaklar kurma girişiminde bulunup bulunmayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Ne olursa olsun, Yemen ve Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeler, daha geniş bölgesel manzara ve rekabet haritasının önemli bir parçası haline gelmiştir. Bunları Ortadoğu'da, daha spesifik olarak Arap Levant'ta, özellikle de Türkiye-İsrail rekabetinin zirveye ulaştığı Suriye'de yaşananlardan ayırmak artık mümkün değil. Bu da hem Netanyahu hem de Erdoğan ile dostluğuyla övünen ABD yönetimi ve Trump için can sıkıcı bir konu. Trump'ın, Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de işlerin yolunda gideceğini defalarca kez iddia etmesi, bunun gerçekten gerçekleşmesi için yeterli mi? ABD'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi temsilcisinin pazartesi günü İsrail'in Somaliland’i tanıma kararını desteklemesi, ABD'nin Afrika Boynuzu'nda ve belki de Yemen'de İsrail'e karşı taraflı bir tutum sergilediğini gösteriyor. Bu durumda, iki ülke arasındaki çatışmanın Somali, Somaliland ve genel olarak Afrika Boynuzu'na yayılması konusunda ABD'nin nasıl bir tutum sergiliyor?

Washington ve İsrail'in bölgesel meselelerde uzlaşıya varıp varmayacaklarını, yani Washington'ın İsrail'e Suriye'de ateşkes karşılığında Lübnan'da gerginliğin tırmanmasını kabul edip etmeyeceğini tahmin etmek zor.

Trump, Türkiye ve İsrail hakkında söylediklerini, Suriye ve İsrail hakkında da söyledi. Netanyahu'nun Florida'daki açıklamalarından İsrail'in Suriye ve Lübnan meselelerine yaklaşımının tamamen güvenlik temelli olduğu açıkça anlaşılırken, Trump iki ülke arasındaki ilişkilerin ABD'nin planladığı şekilde ilerleyeceğini belirtti. ABD Başkanı, yönetiminin her iki konuyu da ağırlıklı olarak siyasi bir perspektiften ele aldığı bir dönemde, sınır güvenliği ve azınlıkların, özellikle de Dürziler ve Hıristiyanların korunmasının önemini bir kez daha yineledi. Washington, Suriye'de Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yönetimini desteklemeye devam ediyor. Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada, elbette kendisinin bölgeye ilişkin hesaplamalarında göz ardı edemeyeceği Arap ülkeleri-Türkiye çatışmasında kilit bir figür olduğunu göz önünde bulundurarak, Şara'yı övdü. Washington, Lübnan'da özellikle İsrail ve Lübnan'dan siyasi müzakerecilerle güçlendirildikten sonra, Lübnan'ın güneyindeki ateşkesi izleyen ‘mekanizma’ komitesini artık daha fazla destekliyor. Ancak Lübnan, Suriye ve hatta Gazze'ye göre daha az bölgesel ve uluslararası koruma altında olduğu için ‘zayıf bir nokta’ olmaya devam ediyor. Öte yandan bu, İsrail'in Hizbullah'a daha fazla saldırmayı planlaması halinde bunun ABD'de anlayışla karşılanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü ABD'nin Lübnan'daki hesaplamaları, Washington'ın desteğiyle seçilen mevcut cumhurbaşkanı ve hükümeti desteklemeyi gerektiriyor. Şimdiye kadar, bu desteği özellikle de Trump'ın da tekrarladığı gibi, Washington, Lübnan hükümetinin ve desteklediği Lübnan ordusunun Hizbullah'ın silahları sorununu ‘çözme’ konusundaki sınırlarını anlayışla karşıladığını gösterdiğinden sonlandırması için bir neden görünmüyor. Ancak Trump'ın Hizbullah'ın kötü davranışlarına ilişkin yorumları, ABD'nin İsrail'in Hizbullah'a karşı tırmanışına yeşil ışık yakmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Burada, Washington ile İsrail arasında bölgesel meselelerde bir takas olacağını, yani Washington'ın Suriye'deki sükunet ve Lübnan'daki gerginlik karşılığında İsrail'i feda edeceğini öngörmenin kolay olmadığını belirtmek gerekir. Bu yaygın bir görüş olmakla birlikte, her bir konunun kendine özgü niteliği ve ABD’nin bölgesel çıkarları bağlamında bu konulara olan ilgisi göz önüne alındığında, birbirinden ayrılamayacak bu iki unsurun bir arada ele alındığı bu görüş tam olarak doğru değil. İsrail'in manevra alanı ve Tel Aviv'in, ABD yönetiminin kesin bir politikası olmayan kırılgan bölgelerde fiili durumu dayatma kabiliyeti küçümsenemez, ancak genel olarak, ‘bir dönüm noktası’ veya ‘tarihi’ olarak nitelendirilemeyecek olan Florida’daki görüşme, bölgedeki mevcut durumun değişmeyeceğini ilan ediyor. Bu durum, ABD yönetimi ile zaman kazanmaya devam eden Netanyahu'yu tatmin edebilir ve aynı zamanda Gazze Şeridi ve bölge ile ilgili tüm vaatlerini tek başına yerine getiremeyen Trump'ı da tatmin eder. Dolayısıyla, savaşın ve barışın olmadığı mevcut durum, Trump için bir nebze rahatlatıcı olmakla birlikte onu verdiği aşırı vaatlerden de kurtarıyor!



İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç

Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
TT

İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç

Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)

Lina el-Hatib

İran, Rusya ve Çin gibi müttefikleriyle iş birliği içinde, dünyanın en gelişmiş yaptırımları aşma sistemlerinden birini kurmak için on yıllar harcadı. Petrolü, isimleri, bayrakları ve sahipleri sürekli değişen bir gölge tanker filosuyla taşınıyor ve sevkiyatlar, menşeini gizlemek için denizde gemiden gemiye aktarılıyor. Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika'daki ticaret merkezlerindeki bir dizi paravan şirket, İranlı kuruluşları uluslararası pazarlardan ayıran katmanlar sağlıyor.

Döviz büroları, offshore hesaplar ve paravan şirketler, petrol gelirlerinin İran'dan geçmesine gerek kalmadan taşınmasına veya harcanmasına olanak tanıyor. İran Devrim Muhafızları, bu sistemi döviz cinsinden gelir elde etmek için kullanıyor ve İran para biriminin değeri düştükçe gelirleri artıyor.

İran'ın bu dallı budaklı sistemi, her yeni yaptırımı kendisini aşmanın yeni yollarını geliştirmeye teşvik eden bir motivasyona dönüştüren bir uzmanlık seviyesine ulaştığı izlenimini verebilir. Ancak bu izlenim, yaptırımları aşmanın İran'a maliyetini hafife alıyor ve sistemin kendi içsel zayıflıklarını göz ardı ediyor. Nitekim İran'ın gölge ekonomisi yeni yaptırımlara uyum sağlayabilir, ancak kapasitesi sınırsız değil.

İran’ın gölge ekonomisi

24 Ağustos'ta Washington, İran ekonomisinin etrafındaki çemberi daha da daraltmayı amaçlayan yeni bir önlem seti olan “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nu başlattı. İran ekonomisinin kırılganlığı, yeni yaptırımlar ve ayrıca yaptırımları aşma mekanizmalarının genişlemesi sebebiyle daha da kötüleşebilir. Zira her ek gizleme ve kamufle etme katmanı, işlem maliyetlerini artırıyor ve İran ağlarını uluslararası izlemeye karşı daha savunmasız hale getirebiliyor.

Gölgede faaliyet gösteren tanker filosu, İran'ın gizli sınır ötesi ticaret altyapısının en önemli bileşenlerinden biri. İran petrolü, sahipliği paravan şirketlerden oluşan katmanların ardında gizlenmiş, bayrakları, işletmecileri ve yöneticileri sürekli değişen, Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) sinyalleri kaybolabilen veya manipüle edilebilen gemilerle taşınıyor. Gemiden gemiye aktarmalar, bir başka belirsizlik katmanı daha ekliyor.

Gölge ekonomi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları artar

ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), İran sevkiyatlarının nihai varış noktalarına ulaşmadan önce aşamalar halinde birden fazla gemi arasında transfer edildiğini belgeledi. Bu işlem her yeni transferle petrolün menşeini kanıtlamayı giderek zorlaştırıyor. İran ayrıca petrol ve petrol ürünlerinin kaynağını gizlemeye çalışarak, bunları diğer ülkelerden geliyormuş gibi pazarlıyor.

Şirketlerin yapıları da benzer bir rol oynuyor. İran ile bağlantılı ağlar, varlıkların gerçek sahibini veya işlemlerin gerçek faydalanıcısını gizlemek için nakliye, danışmanlık, lojistik, emtia ticareti ve finansal hizmetler alanlarında faaliyet gösteren görünüşte sıradan şirketleri kullanıyorlar.

İranlı nakliye devi Muhammed Hüseyin Şamhani ile bağlantılı geniş ağ, bu taktiğin açık bir örneğini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı'na göre, bu ağ, Hong Kong ve Marshall Adaları da dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde faaliyet gösteren şirketleri kullanıyordu, aynı zamanda meşru ticari faaliyet görünümünü tehlikeye atmadan gemi operatörlerini ve yöneticilerini tekrar tekrar değiştiriyordu.

sdfghyju
 İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, Tahran'da Afganistan, Çin, İran, Hindistan ve Rusya'dan ulusal güvenlik sekreterlerinin ilk toplantısında konuşuyor, 26 Eylül 2018 (AFP)

İran ayrıca, yaptırım uygulanan İran bankaları ve kuruluşları adına ödeme yapan paravan şirket ağlarına ek olarak, döviz rezervlerini yurtdışında tutmak için döviz bürolarını ve aracıları da kullanıyor. Petrol satışları önemli miktarda Çin yuanı cinsinden gelir kazandırıyor ve bu gelirler, İran’dan geçmesine gerek kalmadan İran’ın  ithalatını finanse etmek veya diğer yükümlülüklerini karşılamak için kullanılabiliyor.

Bu örnekler, İran'ın gölge ekonomisinin direncini, meşru uluslararası ekonominin çekirdeğine entegre olmasından aldığını ortaya koyuyor.

Yaptırımları aşmanın maliyeti

Meşru ve yasadışı faaliyetlerin iç içe geçmesi, yaptırımların uygulanmasını daha da zorlaştırıyor. İran, kapatılan paravan şirketleri ve ABD makamları tarafından ifşa edilen aracıları sürekli olarak değiştiriyor, şirketlerin gerçek sahipliğini devrediyor, sahte belgeler düzenliyor ve ödemeleri yeniden yönlendiriyor; gölge ekonomisinin işleyişini sürdürmek için küresel ağına güveniyor.

Ancak bu adaptasyonun bir bedeli var. Yaptırımları aşmaya yönelik her yeni yol ek bir maliyet getiriyor. İran, alıcılara riskleri telafi etmek için petrolünü indirimli satmak, işlemleri gizlemek ve fonları transfer etmek için de aracılara ödeme yapmak zorunda kalıyor. Kendisi için güvenilir nakliye şirketleri, finans kurumları ve sigorta şirketlerinin sayısı da gitgide azalıyor. Dahası sermaye yurt dışında sıkışıp kalabilir, işlemler daha yavaş ve karmaşık hale gelebilir. Kaldı ki Tahran'ın aracı kurumlara bağımlılığı arttıkça onların üzerindeki nüfuzu da artıyor.

Gölge ekonomisi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları da artar. ABD Hazine Bakanlığı, yolsuzluk ve kötü yönetimin İran'ın gizli bankacılık sisteminin kaynaklarını tükettiğini belirtti.

Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı aynı hızda ve maliyetle hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır

Bu uyum, İran'ın yaptırımların baskısına dayanmasını sağlıyor, ancak ekonomisini giderek daha az verimli ve daha kırılgan hale getiriyor. Ekonomik Dışlama Operasyonu, bu kırılganlığı daha da kötüleştirebilir, çünkü ABD yaptırım listelerine sadece isimler eklemekle yetinmiyor, aynı zamanda İran ticari ağının bağlı olduğu dış altyapıyı, bankaları, sigorta şirketlerini, gemi bayrak kayıtlarını, limanlardaki hizmet sağlayıcılarını, deniz yakıtı tedarikçilerini, emtia tüccarlarını, döviz bürolarını ve nihayetinde İran mallarının alıcılarını hedef alıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, yabancı kurumlara, İran'ın yaptırımları aşmasına yardımcı olmanın, ABD finans sistemine erişimlerini kaybetmelerine neden olabileceği konusunda açıkça uyarıda bulundu. Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'un öncelikle finans kurumlarına odaklanarak, ikincil yaptırımları tekrar tekrar uygulamayı planladığını söyledi. Bu, başka bir paravan şirkete yaptırım uygulamaktan niteliksel olarak farklı, çünkü bu durum, söz konusu şirket ile iş yapan bankaları da yaptırımların hedefi haline gelme tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu da İran'ın güvenilir bankalara, dolar takas hizmetlerine, sigortaya, limanlara ve büyük emtia piyasalarına erişimini giderek zorlaştırıyor.

Çin problemi

Çin en büyük sınav olmaya devam ediyor. İran'ın yaptırımları aşma modeli, İran petrolünün birincil varış noktası veya döviz, emtia ve finansal aracıların kaynağı olarak giderek doğuya yöneldi. Çin'de tutulan İran petrol gelirleri, Çin'in İran'a ihracatını finanse edebilir ve geleneksel sınır ötesi bankacılık sistemine olan bağımlılığı azaltabilir.

dfvgthyj
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao Limanı’ndaki konteynerler, 9 Mayıs 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan  aktardığı analize göre Çin ile olan ilişki, İran'ın ekonomik direncine katkıda bulundu, ancak güç dengesi açıkça Pekin'in lehine ve çıkarına. İran petrolünün çoğu Çin'e satılırken, Çin petrol tedarikinde İran'a birincil kaynak olarak bağımlı değil. Pekin, 2021'de Tahran ile imzaladığı “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” anlaşmasını da büyük ölçüde hayata geçirmedi.

İran, Çin talebine, Çin para birimine ve onunla ticareti sürdürmeye istekli sınırlı sayıda aracıya aşırı derecede bağımlı hale gelirse, ekonomisi daha az çeşitli bir ekonomiye dönüşecektir. Tahran, Batı finans kurumlarına olan bağımlılığını, ticaret ve finans kanallarını kontrol eden diğer dış aktörlere olan bağımlılıkla değiştirebilir.

Çin ayrıca Washington için de siyasi maliyeti yükseltiyor. Büyük Çin bankalarına, rafinerilerine veya ticaret şirketlerine baskı uygulamak, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomi için sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun etkinliği nihayetinde Washington'un baskıyı bu sistemin daha yüksek seviyelerine yaymaya ne kadar istekli olduğuna bağlı olmayı sürdürmektedir.

Yaptırımların başarısı nasıl ölçülür?

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı, yaptırımların uygulanmasının, yaptırımları aşmanın dayandığı altyapıyı kademeli olarak ne ölçüde daralttığıyla ölçülebilir. Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı, aynı hızda ve maliyetle, aynı aracı kurumlar aracılığıyla hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır.

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın yabancı kuruluşlara olan bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden yararlanma yeteneğine bağlı olacaktır

 ABD’nin mevcut deniz ablukası kapsamında, İran ihracatına yönelik fiziksel kısıtlamalar mali baskıyı yoğunlaştırıyor. Denizcilikteki kısıtlamalar daha sonra hafifletilirse, İran neredeyse kesin bir şekilde önceki ticaret seviyelerine geri dönmek için gerekli ticaret ve finans ağlarını yeniden kurmaya çalışacaktır. Ancak, yeni aracı kurumlardan oluşan ağlar gibi alternatifleri kabul edilebilir bir maliyete bulması garanti değil.

İşte temel çatışma bu noktada; İran'ın ağlarını yeniden kurma gücü ile Washington'un bu ağların faaliyet gösterebileceği ekonomik alanı daraltma gücü arasında dönüyor.

cvfbghn
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, başkent Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında konuşuyor, 24 Ağustos 2026 (AFP)

İran'ın gölge ekonomisi adaptasyon yeteneğine sahip, ancak bankalar, limanlar, alıcılar, para birimleri ve dış ticaret hizmetleri de dahil olmak üzere küresel ekonomiye erişime büyük ölçüde bağımlı. Bu nedenle, gerçekten bağımsız değil. Bu bağımlılıklar onun Aşil topuğu ve bu durum, İran ile ikili ilişkilerinde üstünlüğü elinde bulunduran kendi müttefikleri için de geçerli.

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın dışarıya bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden faydalanma yeteneğine bağlı olacaktır. ABD'nin lehine olan husus, İran'ın kayıt dışı ekonomisinin temel bir paradoks içermesidir: Ne kadar karmaşık hale gelirse, o kadar çok aracıya ve ortağa ihtiyaç duyuyor ve her ek taraf, Washington'un yaptırımları uygulama çerçevesinde hedef alabileceği yeni bir nokta oluşturuyor.


ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
TT

ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)

ABD'nin, İsrail'e yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde yeni bir silah satışına onay vermeye hazırlandığı ve pakette 40 bin adet 2 bin librelik (yaklaşık 1 ton) bomba bulunduğu bildirildi.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Amerikan vergi mükelleflerinin ödediği kaynaklarla finanse edilecek paket, Batı'nın cephaneliğindeki en ağır yıkıcı mühimmatlar arasında yer alan silahları içeriyor. Pakette 20 bin adet MK-84 tipi bomba, 20 bin adet BLU-117 tipi bomba ve tahkimatları delmek amacıyla kullanılan I-2000 Penetrator tipi 20 bin savaş başlığı bulunuyor.

The New York Times'ın bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı habere göre, Başkan Donald Trump yönetiminin söz konusu silah satışına onay verdiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili ise yaptığı açıklamada, "Tüm dış askeri satışlar, yürürlükteki prosedürler doğrultusunda ilerlemektedir" dedi. Yetkili, henüz tamamlanma aşamasında olan satışlara ilişkin ise yorum yapmaktan kaçındı.

Silah paketine ilişkin haberler, ABD Savunma Bakanlığının İran'daki savaşla bağlantılı olarak mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul ettiği bir dönemde gündeme geldi. Washington yönetiminin 28 Şubat ile 30 Haziran tarihleri arasında mühimmat için 22,3 milyar dolar harcadığı bildirildi.

Trump yönetimi, Şubat 2025'te İsrail'e bomba, füze ve bunlarla bağlantılı ekipmanların da yer aldığı 7,4 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Söz konusu pakette MK-84 tipi mühimmat da bulunuyordu.

Joe Biden yönetimi, Gazze'de sivil kayıplara ilişkin endişeler nedeniyle 2 bin librelik bombaların sevkiyatlarından birini askıya almıştı. Trump yönetimi ise 2025'in başında göreve gelmesinin ardından söz konusu bombaların İsrail'e teslim edilmesine onay verdi.


Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
TT

Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)

ABD, Güney Afrika vatandaşlarına vize verilmesine yönelik yeni kısıtlamalar getirdi. Karar, ABD Başkanı Donald Trump'ın apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ülkenin uyguladığı ırksal adalet politikalarını defalarca eleştirmesinin ardından geldi.

Trump, Güney Afrika hükümetinin toprak mülkiyetinin yeniden düzenlenmesi ve eski apartheid rejiminin ekonomik ve toplumsal mirasının ele alınmasına yönelik politikalarını birçok kez eleştirmişti. Söz konusu politikalar, beyaz azınlık yönetiminin sona ermesinin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen devam eden büyük eşitsizliklerin giderilmesini amaçlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, yeni uygulamaların "tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına, ırk temelinde ayrımcılığa ve/veya ırksal ya da etnik azınlıklara yönelik yakın zamanda gerçekleşmesi muhtemel şiddete teşvikte" bulunduğu değerlendirilen Güney Afrika vatandaşlarını hedef aldığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Başkan Trump'ın da açıkça belirttiği üzere, Güney Afrika halkı, Afrikaner azınlığının aleyhine olacak şekilde ırksal adaletsizlikleri gidermeye yönelik aşırı politikalar izleyerek ülke ekonomisini tahrip eden bir hükümetten zarar görüyor" dedi.

Rubio, vize kısıtlamalarının "ırk temelinde ayrımcılığı teşvik eden, şiddete kışkırtan veya tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına katkıda bulunan" kişileri hedef alacağını söyledi.

Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'daki bir görüşmede Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'yı, "beyazlara yönelik soykırım" olarak nitelendirdiği uygulamalar nedeniyle sert biçimde eleştirmişti. Trump yönetimi aynı yıl Güney Afrika'ya yüksek gümrük vergileri uyguladı ve Trump ayrıca Johannesburg'un ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi'ni boykot etmişti.