Trump'ın Ortadoğu denklemindeki eksik unsur: Filistinliler

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump'ın Ortadoğu denklemindeki eksik unsur: Filistinliler

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Florida'daki konutunda sıcak bir şekilde karşıladı. Bu kamuoyu önündeki gösteri, Gazze'den İran'a kadar çeşitli konularda iki liderin ortak tutumlarını ve Netanyahu'nun ülkesinde karşı karşıya olduğu hukuki ve siyasi zorlukları yansıtıyor. Görüşme, Trump'ın Gazze için hazırladığı 20 maddelik planın ikinci aşamasına geçiş dahil olmak üzere, iki liderin önemli konularda olası taktiksel farklılıkları hakkında haftalarca süren spekülasyonların ardından gerçekleşti.

Trump, Ortadoğu'da kapsamlı ve kalıcı bir barışın sağlanmasını en önemli önceliği olarak görmeye devam ederken, Venezuela ve Nijerya gibi uzak yerlerde askeri operasyonları yoğunlaştırsa da barışçı bir lider olarak tarihi bir miras bırakma konusunda büyük hedefleri var.

Ancak, Trump'ın ilk döneminden bu yana yaklaşımında eksik olan ve bölgede anlamlı ilerlemeyi engellemesi muhtemel olan önemli bir unsur var. O da Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan milyonlarca Filistinlinin sesini duyurmak ve onları sürdürülebilir barışın kilit aktörleri olarak sürece dahil etmek için samimi bir çabanın sarf edilmesi. Bu hafta Trump ve Netanyahu'nun kamuoyu önünde sergiledikleri uyum, tanıdık bir gerçeği, yani ABD politikasının, Filistinlileri, Trump'ın Ortadoğu yaklaşımında en önemli öncelik olmaya devam eden ABD-İsrail stratejik ilişkisine bağlı ikincil bir ayrıntı olarak görmeye devam ettiğini yeniden teyit etti.

Bu durum, Trump'ın ilk döneminde büyük ölçüde geçerliydi. Görevdeki ilk yılında Filistin Yönetimi liderleriyle bazı dostane jestler ve sıcak ilişkiler kurduktan sonra, Trump Filistinlilere yönelik maksimum baskı ve izolasyon politikasına geçti. Washington’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) diplomatik ofisini kapattı ve 2018 yılında ABD’nin Filistinlilere yönelik yardımlarını kesti.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasındaki yönetimi, 2020'nin başlarında, Filistinlilerin sınırlı katkılarıyla hazırlanan ve liderleri tarafından eleştirilen ‘Barış için Refah’ planını yayınladı.

Trump, ilk döneminde Filistin meselesine gerçek bir öncelik vermeden İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Fas arasında normalleşme anlaşmalarının imzalanmasını sağladı.

Ancak, İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşme anlaşması ve Ortadoğu'da daha geniş bir barış arayışında olduğu için bu formülü tekrarlayabilmesi olası görünmüyor. İsrail ile Hamas arasında Gazze'de iki yılı aşkın bir süre devam eden yıkıcı savaş, İsrail'in davranışları ve geçtiğimiz yıl Ortadoğu’da gerçekleştirdiği askeri saldırılarla ilgili artan belirsizlik, Suudi Arabistan gibi önemli Arap ülkelerinin İsrail ile daha yakın ilişkiler kurma konusunda daha temkinli ve çekingen davranmasına neden oldu.

Trump'ın ikinci döneminin başlarında ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin bir anlaşma imzalandı, ancak bu anlaşma sadece birkaç hafta sürdü ve İsrail anlaşmayı feshederek askeri operasyonlarına yeniden başladı, Gazze'ye daha katı bir abluka uyguladı. Bu durum, o dönemin ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında milyonlarca Filistinlinin insani durumunu daha da kötüleştirdi. Trump yönetimi geçtiğimiz ekim ayında, Gazze'deki Filistinlileri kimin yöneteceği ve planın Hamas'ı silahsızlandırma hedefinin nasıl uygulanacağı gibi önemli konularda kasıtlı ve istisnai olarak belirsiz kalan 20 maddelik bir planın parçası olarak ikinci bir ateşkes anlaşması imzaladı.

Trump, bu hafta Netanyahu ile yaptığı görüşmede, İsrail'in Gazze'de yaptığı hiçbir şeyden endişe duymadığını belirterek, İsrail'in Gazze anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ‘yüzde yüz’ yerine getirdiğini vurguladı. Ancak, devam eden askeri saldırılar ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardım ulaştırılmasını kısıtlaması gibi aksini gösteren kanıtlar var. Trump, Hamas'a silahsızlanmayı reddetmeye devam ederse ‘ağır bir bedel ödeyeceği’ tehdidinde bulundu ve Gazze için öngörülen uluslararası istikrar gücüne katılabilecek bir dizi ülkenin hareketin silahsızlandırılmasında rol oynayabileceğini söyledi. Ancak bu, içerdiği riskler nedeniyle olası görünmüyor.

asdefrgt
Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda savaşın tahrip ettiği bir mahallenin ortasında kurulan geçici pazarda toplanan Filistinlilerin görüldüğü havadan çekilen bir fotoğrafta (AFP)

Ancak, Trump’ın Ortadoğu denkleminde eksik olan en önemli unsur Filistinliler olmaya devam ediyor. 20 maddelik barış planı, Trump'ın başkanlık edeceği uluslararası bir barış konseyinin kurulmasını öngörüyor. Bu konseyde, Gazze sakinleri için kamu hizmetlerini ve belediyeleri yönetmekle görevlendirilecek, henüz isimleri açıklanmayan Filistinli teknokratlardan oluşan geçici bir geçiş dönemi yönetim komitesinde yer alacak Filistinliler için koltuklar ayrılmış durumda. Trump'ın 2026'nın başlarında bu önemli noktalarda genel ifadelerden somut adımlara geçmeyi planladığı söyleniyor, ancak önerilen yönetim düzenlemelerinin Filistin Yönetimi'ne bu çabalarda anlamlı bir rol vereceğine dair çok az kanıt var. Bunun nedeni ise şu anki İsrail hükümetinin buna kısmen de olsa karşı çıkıyor olması. Trump'ın planındaki en zayıf halka bu. Trump’ın Ortadoğu'ya yaklaşımının kronik bir özelliği de Filistinlileri çözümün ortakları statüsüne yükseltmeyen ve kendi işlerini yönetme konusunda daha güçlü bir ses vermeyecek sınırlı adımlarla yetinmek.

Dahası, Trump'ın Filistinlilerle ilişkileri kötüleştirme yönündeki genel yaklaşımı, sürdürülebilir yönetişim veya uygulanabilir hukuk ve düzen için iyiye işaret değil. Bu yaz, Trump yönetimi, Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkilileri ve eğitim veya tıbbi tedavi için ABD'yi ziyaret etmeyi planlayan sıradan Filistinliler de dahil olmak üzere, tüm Filistin pasaportu sahiplerinin ABD'ye seyahat etmesini yasakladı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre daha yakın zamanda, Trump yönetimi Filistinlileri, Suriyeliler ve birkaç Afrika ülkesinin vatandaşlarını da kapsayan daha geniş bir vize yasağına dahil etti. Bunun yanında, Başkan Yardımcısı J.D. Vance başta olmak üzere Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, 2024 yılında henüz başkanlık için adayken Trump'ın söylediği sözleri tekrarlayarak, ‘Filistinli’ kelimesini iç politikadaki rakiplerine karşı siyasi bir hakaret olarak kullanıyor. Bu durum, saygı görmeyi ve Trump'ın yaklaşımında Ortadoğu'nun geleceğinin bir parçası olmasını isteyen Filistinliler için umut verici bir tablo çizmiyor.

Daha etkili bir yol

Trump yönetimi Ortadoğu'da anlamlı ve kalıcı bir ilerleme görmek istiyorsa, Filistin cephesinde rotasını düzeltmeli. Temel konularda sıklıkla bölünmüş olan önemli Arap devletleri, Filistin davasını ilerletme ve iki devletli çözüme giden yolu destekleme konusunda şimdi her zamankinden daha birleşik görünüyor. Buna, Trump'ın Gazze'nin yeniden inşası için önemli miktarda finansman ve diğer kaynaklar sağlamasını ve bölgesel entegrasyon için daha geniş çaplı çabaları desteklemesini beklediği Arap Körfez ülkeleri de dahil.

Trump, öngörülemez olmasıyla gurur duyuyor ve zaman zaman Filistin meselesinde mevcut İsrail hükümetini tedirgin eden adımlar atıyor. Öyle ki bu yılın sonbaharında, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etme girişimlerine karşı sert bir uyarıda bulundu. Bu hafta, Trump ve üst düzey danışmanlarının Netanyahu'ya, hükümetinin Batı Şeria'da istikrarı bozan politikası konusunda uyarıda bulundukları bildirildi.

Ancak, Filistinlilerle daha güçlü bir iş birliği yapılmadıkça, bölgede barışın sağlanması için onların sesini duyurmaya yönelik çabalar ve mevcut İsrail hükümetinin yaklaşımından önemli ölçüde farklı yaklaşımlara sahip Ortadoğu'daki ortaklarla koordineli bir şekilde yürütülen çabalar olmadıkça, sürdürülebilir barışa doğru ilerlenemez. Bu olmadan, Trump'ın 20 maddelik planını ikinci aşamaya taşımaya yönelik çabalarının bölgede kalıcı bir barış sağlaması olası görünmüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

“Trump'ın ilk döneminden bu yana yaklaşımında eksik olan Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan milyonlarca Filistinlinin sesini duyurmak ve onları sürdürülebilir barışın kilit aktörleri olarak sürece dahil etmek için samimi bir çabanın sarf edilmesi.”



Netanyahu: İsrail'in savaşları "henüz bitmedi"

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,15 Haziran 2026'da Kudüs'te basın toplantısında (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,15 Haziran 2026'da Kudüs'te basın toplantısında (AFP)
TT

Netanyahu: İsrail'in savaşları "henüz bitmedi"

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,15 Haziran 2026'da Kudüs'te basın toplantısında (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,15 Haziran 2026'da Kudüs'te basın toplantısında (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin son yıllarda elde ettiği “askerî başarıları” övdü ancak İsrail’in mücadelesinin henüz sona ermediğini ve “İran eksenine” karşı yapılacak daha çok iş olduğunu söyledi. Açıklamalarını, kendisine yakınlığıyla bilinen Kanal 14’e verdiği röportajda yaptı.

Netanyahu, İsrail’in son yıllarda İran, Hamas ve Hizbullah’a karşı yürüttüğü savaşların “sona erip ermediği” ya da “zaferle sonuçlanıp sonuçlanmadığı” yönündeki soruya, söz konusu cephelerde “büyük başarılar” elde edildiğini belirterek yanıt verdi. Ancak daha sonra gelen ısrarlı sorular üzerine, “Henüz bitmedi. Ortadoğu’da - ve dünyada - yaşamak istiyorsanız çok güçlü olmanız gerekir.” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, “İsrail her zamankinden daha güçlü. Bu tehditleri püskürttük ve büyük ölçüde zayıflattık. Ancak hâlâ yapılacak çok iş var. İran ekseninin kalıntılarıyla mücadele etmeliyiz ve barış anlaşmaları için fırsatları değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Açıklamalar, İran destekli Hizbullah ile süren çatışmaların ve İsrail’in Lübnan ile yakın zamanda imzaladığı, İsrail’in kademeli çekilmesini ve uzun vadede ilişkilerin normalleşmesini hedefleyen çerçeve anlaşmanın olduğu bir dönemde yapıldı.


Avrupa'da sıcak hava dalgası devam ederken, yeni bir dalganın gelebileceği uyarısı yapılıyor

Macaristan'ın başkenti Budapeşte'deki Kahramanlar Meydanı'nda, sıcak hava dalgası sırasında polis su topuyla yoldan geçenlerin üzerine serinletici su püskürtülürken... 30 Haziran 2026 (AP)
Macaristan'ın başkenti Budapeşte'deki Kahramanlar Meydanı'nda, sıcak hava dalgası sırasında polis su topuyla yoldan geçenlerin üzerine serinletici su püskürtülürken... 30 Haziran 2026 (AP)
TT

Avrupa'da sıcak hava dalgası devam ederken, yeni bir dalganın gelebileceği uyarısı yapılıyor

Macaristan'ın başkenti Budapeşte'deki Kahramanlar Meydanı'nda, sıcak hava dalgası sırasında polis su topuyla yoldan geçenlerin üzerine serinletici su püskürtülürken... 30 Haziran 2026 (AP)
Macaristan'ın başkenti Budapeşte'deki Kahramanlar Meydanı'nda, sıcak hava dalgası sırasında polis su topuyla yoldan geçenlerin üzerine serinletici su püskürtülürken... 30 Haziran 2026 (AP)

Avrupa genelinde etkisini sürdüren sıcak hava dalgası, birçok ülkede rekor sıcaklıkların görülmesine neden olurken, uzmanlar önümüzdeki günlerde kıtanın bazı bölgelerini yeni bir sıcak hava dalgasının etkisi altına alabileceği uyarısında bulundu.

Mevcut sıcak hava dalgası bazı bölgelerde etkisini azaltmaya başlasa da Şarku’l Avsat’ın AFP'den aktardığı verilere göre özellikle Doğu ve Güney Avrupa'da 95 milyondan fazla kişi 35 derecenin üzerindeki sıcaklıklarla karşı karşıya bulunuyor.

Slovakya'da hava sıcaklığı 41,3 dereceye ulaşarak bütün zamanların en yüksek seviyesini gördü. Slovak Hidrometeoroloji Enstitüsü Sözcüsü Ivan Gartchar, rekorun ülkenin meteoroloji kurumu tarafından doğrulandığını açıkladı.

Eski Varşova'daki Kraliyet Kalesi önünde insanlar sıcak hava dalgası sırasında gölgede bekliyor. (Reuters)Varşova'daki Eski Kraliyet Kalesi önünde insanlar sıcak hava dalgası sırasında gölgede bekliyor. (Reuters)

Hırvatistan'da ise Split kentinde termometreler dün 39,5 dereceyi göstererek yeni bir rekora ulaştı. Hırvat Meteoroloji Kurumu'na göre bu değer, Temmuz 1950'de kaydedilen 38,6 derecelik önceki rekoru geride bıraktı.

Uzmanlar, Avrupa'da yaşanan mevcut sıcak hava dalgasının şimdiye kadarki en şiddetlisi ve iklim değişikliğinin bir sonucu olduğunu belirtiyor.

Sıcak hava Güney Avrupa'yı da etkisi altına alırken, İtalya'da yaklaşık 19 milyon, İspanya'nın güneybatısında ise 15 milyondan fazla kişi yüksek sıcaklıklarla mücadele ediyor.

Doğu ve Orta Avrupa'da, özellikle Macaristan'da nüfusun büyük bölümü 35 derecenin üzerindeki sıcaklıklara maruz kalıyor.

Her ne kadar bazı bölgelerde sıcak hava dalgasının etkisinin azaldığı görülse de uzmanlar, önümüzdeki günlerde yeni bir sıcak hava dalgasının etkili olabileceği konusunda uyarıyor.

Ukrayna'nın Odessa kentinde insanlar, Avrupa'yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası sırasında Karadeniz'de serinliyor, (AFP)Ukrayna'nın Odessa kentinde insanlar, Avrupa'yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası sırasında Karadeniz'de serinliyor, (AFP)

Fransa ve Portekiz için yeni uyarılar

Fransa Ulusal Meteoroloji Kurumu uzmanlarından Patrick Galois, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Cuma gününden itibaren ve hafta sonu boyunca güçlü bir yüksek basınç sistemi bekliyoruz. Sıcaklıkların yeniden 35 derecenin üzerine çıkması muhtemel" dedi.

Fransa'da son günlerde etkisini gösteren olağanüstü sıcak hava dalgası hafiflemeye başlasa da ülkenin güneydoğusundaki dört bölgede turuncu alarm devam ediyor.

Son iki haftada sıcak hava dalgasından görece daha az etkilenen Portekiz'de ise bugünden (Çarşamba) itibaren özellikle kıyı kesimlerini etkileyecek yeni bir sıcak hava dalgası bekleniyor.

Meteoroloji uzmanı Jorge Ponte, ülkenin iç kesimlerindeki birçok bölgede turuncu alarm ilan edileceğini ve uyarının daha sonra ülkenin büyük bölümünü kapsayacağını söyledi.

Beklenen sıcaklıkların, 2003 yılında kaydedilen 47,3 derecelik ulusal rekorun altında kalacağı tahmin ediliyor.

Ponte, "Bizi endişelendiren yalnızca en yüksek sıcaklıklar değil, bu aşırı sıcakların günler boyunca kesintisiz devam edecek olması" ifadelerini kullandı.

Belgrad'da bir kişi, şiddetli sıcak hava dalgası sırasında gölgede dinleniyor. (AFP)Belgrad'da bir kişi, şiddetli sıcak hava dalgası sırasında gölgede dinleniyor. (AFP)

Akdeniz'de "tarihi" deniz sıcaklığı

İspanya Deniz Bilimleri Enstitüsü verilerine göre, Akdeniz'in kuzeybatısında deniz sıcaklıkları mevsim normallerinin ortalama 5,2 derece üzerine çıkarak tarihi seviyeye ulaştı.

Enstitü araştırmacılarından Justino Martinez, "Bu olgunun ortalama şiddetini hesapladığımızda 5,2 dereceye ulaşıyoruz. Önceki yıllarla karşılaştırıldığında bu, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek değer" dedi.

Martinez, bu rekorun büyük ölçüde son dönemde Avrupa'yı etkileyen aşırı sıcak hava dalgasından kaynaklandığını belirtti.

Araştırmacı, İspanya'nın Balear Adaları'nın kuzeyi ile Korsika ve Sardinya'nın batısını kapsayan bölgede yaşanan deniz sıcaklığı artışının, bugüne kadar kaydedilen günlük ortalamaların en yükseği olduğunu ifade etti.

Romanya'nın başkenti Bükreş'te vatandaşlar, kent merkezine kurulan su püskürtme sisteminin altında serinlemeye çalışıyor. (EPA)Romanya'nın başkenti Bükreş'te vatandaşlar, kent merkezine kurulan su püskürtme sisteminin altında serinlemeye çalışıyor. (EPA)

Martinez, ölçümlerin yalnızca uydu verileriyle elde edilen deniz yüzeyi sıcaklıklarına dayandığını kaydetti.

Kuzeybatı Akdeniz'deki rekor seviyelerin, sıcak hava dalgasının merkezinin Doğu Avrupa'ya kaymasının ardından oluştuğunu belirten Martinez, okyanusların sanayi devriminden bu yana insan faaliyetlerinden kaynaklanan fazla ısının yaklaşık yüzde 90'ını emdiğine dikkat çekti.

Bilim insanlarına göre Avrupa, dünyada en hızlı ısınan kıta olma özelliğini sürdürüyor.

 Budapeşte'de polisi aracından sıcak hava dalgası sırasında yayaların üzerine serinletici su püskürtülüyor. (AP)Budapeşte'de polisi aracından sıcak hava dalgası sırasında yayaların üzerine serinletici su püskürtülüyor. (AP)

Atmosfer sıcaklığındaki artışın havanın daha fazla nem tutmasına neden olduğu, bunun da daha şiddetli fırtınalar ve daha yüksek sel riski yarattığı belirtiliyor. Uzmanlar, bu aşırı hava olaylarının insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle daha da şiddetlendiğini vurguluyor.

Akdeniz'deki yüksek deniz suyu sıcaklıkları, Ekim 2024'te İspanya'nın son onlarca yıldaki en yıkıcı sel felaketlerinden birini tetikleyen fırtınayı da beslemişti. Felakette 230'dan fazla kişi hayatını kaybetmiş, ölümlerin büyük bölümü ülkenin doğusundaki Valensiya bölgesinde yaşanmıştı.


ABD-İsrail bombardımanları: İran’daki tarihi yapılar nasıl zarar gördü?

Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)
Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)
TT

ABD-İsrail bombardımanları: İran’daki tarihi yapılar nasıl zarar gördü?

Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)
Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)

İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik hava saldırılarında ülkenin en önemli tarihi ve kültürel miras alanları da zarar gördü.

Reuters’ın ateşkes öncesinde İran’da yaptığı saha incelemelerine göre bombardımanlarda en az 11 tarihi yapıda hasar meydana geldi.

UNESCO korumasındaki birçok alan da patlamaların şok dalgalarından zarar gördü.

Ajansın muhabirleri, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı ve Çehel Sütun Sarayı'nın yanı sıra Tahran'daki tarihi sarayları ziyaret ederek hasarı yerinde inceledi.

Uzmanlar ayrıca UNESCO listesindeki Trans-İran Demiryolu, İsfahan Ulu Camii ve yaklaşık 1800 yıllık Felakül Eflak Kalesi'nde de hasar oluştuğunu doğruladı.

İranlı yetkililerin ilk değerlendirmelerine göre İsfahan’da Sefeviler döneminden kalma Ali Kapu Sarayı'nda pencere ve kapılardaki camların yüzde 70'ten fazlası kırıldı, bazı bölümlerde sıvalar döküldü. Şah Camii'nde ise duvarlarda çatlaklar oluştu ve mavi çiniler parçalandı.

Tahran'daki UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Gülistan Sarayı da ABD ve İsrail'in bölgedeki bombardımanında zarar gördü. Haberde, saraydaki aynaların ve pencerelerin kırıldığı aktarılıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters’a konuşan, yaklaşık 30 yıldır sarayda çalışan bir arkeolog, saldırı sonrası gördüğü manzara karşısında "şoke olduğunu, donup kaldığını" söylüyor. Görevli, görünmeyen yapısal hasarlardan endişe duyduklarını ve bazı tavanların çökme riski taşıdığını ifade ediyor.

200'den fazla akademisyen, arkeolog ve uzmanın nisanda imzaladığı bildirgede, ABD ve İsrail'in bombardımanlarının İran'daki kültürel bölgelere "geri dönülmez zararlar verdiği" ifade edilmişti.

UNESCO henüz sahada inceleme yapmasa da uydu görüntülerini analiz ederek savaşta en az 7 kültürel alanda hasar oluştuğunu açıkladı. Ayrıca kurum, savaş öncesinde veya sırasında kendisine danışılmadığını bildirdi. Diğer yandan koruma altındaki alanların koordinatlarının çatışmanın tüm taraflarıyla paylaşıldığı ifade edilerek uluslararası hukuka uyulması çağrısı yapıldı.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İsfahan'da UNESCO korumasındaki Çehel Sütun Sarayı'nın hemen yanındaki valilik binasının hedef alındığını doğruladı. Ancak yalnızca askeri hedeflerin vurulduğunu, uluslararası hukukun çiğnenmediğini savundu. Beyaz Saray da operasyonun balistik füze kapasitesi ve askeri altyapıya yönelik olduğunu, sivillerin kasıtlı şekilde hedef alınmadığını öne sürdü.

Independent Türkçe, Reuters, The Art Newspaper