Trump'ın Ortadoğu denklemindeki eksik unsur: Filistinliler

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump'ın Ortadoğu denklemindeki eksik unsur: Filistinliler

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Florida'daki konutunda sıcak bir şekilde karşıladı. Bu kamuoyu önündeki gösteri, Gazze'den İran'a kadar çeşitli konularda iki liderin ortak tutumlarını ve Netanyahu'nun ülkesinde karşı karşıya olduğu hukuki ve siyasi zorlukları yansıtıyor. Görüşme, Trump'ın Gazze için hazırladığı 20 maddelik planın ikinci aşamasına geçiş dahil olmak üzere, iki liderin önemli konularda olası taktiksel farklılıkları hakkında haftalarca süren spekülasyonların ardından gerçekleşti.

Trump, Ortadoğu'da kapsamlı ve kalıcı bir barışın sağlanmasını en önemli önceliği olarak görmeye devam ederken, Venezuela ve Nijerya gibi uzak yerlerde askeri operasyonları yoğunlaştırsa da barışçı bir lider olarak tarihi bir miras bırakma konusunda büyük hedefleri var.

Ancak, Trump'ın ilk döneminden bu yana yaklaşımında eksik olan ve bölgede anlamlı ilerlemeyi engellemesi muhtemel olan önemli bir unsur var. O da Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan milyonlarca Filistinlinin sesini duyurmak ve onları sürdürülebilir barışın kilit aktörleri olarak sürece dahil etmek için samimi bir çabanın sarf edilmesi. Bu hafta Trump ve Netanyahu'nun kamuoyu önünde sergiledikleri uyum, tanıdık bir gerçeği, yani ABD politikasının, Filistinlileri, Trump'ın Ortadoğu yaklaşımında en önemli öncelik olmaya devam eden ABD-İsrail stratejik ilişkisine bağlı ikincil bir ayrıntı olarak görmeye devam ettiğini yeniden teyit etti.

Bu durum, Trump'ın ilk döneminde büyük ölçüde geçerliydi. Görevdeki ilk yılında Filistin Yönetimi liderleriyle bazı dostane jestler ve sıcak ilişkiler kurduktan sonra, Trump Filistinlilere yönelik maksimum baskı ve izolasyon politikasına geçti. Washington’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) diplomatik ofisini kapattı ve 2018 yılında ABD’nin Filistinlilere yönelik yardımlarını kesti.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasındaki yönetimi, 2020'nin başlarında, Filistinlilerin sınırlı katkılarıyla hazırlanan ve liderleri tarafından eleştirilen ‘Barış için Refah’ planını yayınladı.

Trump, ilk döneminde Filistin meselesine gerçek bir öncelik vermeden İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Fas arasında normalleşme anlaşmalarının imzalanmasını sağladı.

Ancak, İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşme anlaşması ve Ortadoğu'da daha geniş bir barış arayışında olduğu için bu formülü tekrarlayabilmesi olası görünmüyor. İsrail ile Hamas arasında Gazze'de iki yılı aşkın bir süre devam eden yıkıcı savaş, İsrail'in davranışları ve geçtiğimiz yıl Ortadoğu’da gerçekleştirdiği askeri saldırılarla ilgili artan belirsizlik, Suudi Arabistan gibi önemli Arap ülkelerinin İsrail ile daha yakın ilişkiler kurma konusunda daha temkinli ve çekingen davranmasına neden oldu.

Trump'ın ikinci döneminin başlarında ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin bir anlaşma imzalandı, ancak bu anlaşma sadece birkaç hafta sürdü ve İsrail anlaşmayı feshederek askeri operasyonlarına yeniden başladı, Gazze'ye daha katı bir abluka uyguladı. Bu durum, o dönemin ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında milyonlarca Filistinlinin insani durumunu daha da kötüleştirdi. Trump yönetimi geçtiğimiz ekim ayında, Gazze'deki Filistinlileri kimin yöneteceği ve planın Hamas'ı silahsızlandırma hedefinin nasıl uygulanacağı gibi önemli konularda kasıtlı ve istisnai olarak belirsiz kalan 20 maddelik bir planın parçası olarak ikinci bir ateşkes anlaşması imzaladı.

Trump, bu hafta Netanyahu ile yaptığı görüşmede, İsrail'in Gazze'de yaptığı hiçbir şeyden endişe duymadığını belirterek, İsrail'in Gazze anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ‘yüzde yüz’ yerine getirdiğini vurguladı. Ancak, devam eden askeri saldırılar ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardım ulaştırılmasını kısıtlaması gibi aksini gösteren kanıtlar var. Trump, Hamas'a silahsızlanmayı reddetmeye devam ederse ‘ağır bir bedel ödeyeceği’ tehdidinde bulundu ve Gazze için öngörülen uluslararası istikrar gücüne katılabilecek bir dizi ülkenin hareketin silahsızlandırılmasında rol oynayabileceğini söyledi. Ancak bu, içerdiği riskler nedeniyle olası görünmüyor.

asdefrgt
Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda savaşın tahrip ettiği bir mahallenin ortasında kurulan geçici pazarda toplanan Filistinlilerin görüldüğü havadan çekilen bir fotoğrafta (AFP)

Ancak, Trump’ın Ortadoğu denkleminde eksik olan en önemli unsur Filistinliler olmaya devam ediyor. 20 maddelik barış planı, Trump'ın başkanlık edeceği uluslararası bir barış konseyinin kurulmasını öngörüyor. Bu konseyde, Gazze sakinleri için kamu hizmetlerini ve belediyeleri yönetmekle görevlendirilecek, henüz isimleri açıklanmayan Filistinli teknokratlardan oluşan geçici bir geçiş dönemi yönetim komitesinde yer alacak Filistinliler için koltuklar ayrılmış durumda. Trump'ın 2026'nın başlarında bu önemli noktalarda genel ifadelerden somut adımlara geçmeyi planladığı söyleniyor, ancak önerilen yönetim düzenlemelerinin Filistin Yönetimi'ne bu çabalarda anlamlı bir rol vereceğine dair çok az kanıt var. Bunun nedeni ise şu anki İsrail hükümetinin buna kısmen de olsa karşı çıkıyor olması. Trump'ın planındaki en zayıf halka bu. Trump’ın Ortadoğu'ya yaklaşımının kronik bir özelliği de Filistinlileri çözümün ortakları statüsüne yükseltmeyen ve kendi işlerini yönetme konusunda daha güçlü bir ses vermeyecek sınırlı adımlarla yetinmek.

Dahası, Trump'ın Filistinlilerle ilişkileri kötüleştirme yönündeki genel yaklaşımı, sürdürülebilir yönetişim veya uygulanabilir hukuk ve düzen için iyiye işaret değil. Bu yaz, Trump yönetimi, Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkilileri ve eğitim veya tıbbi tedavi için ABD'yi ziyaret etmeyi planlayan sıradan Filistinliler de dahil olmak üzere, tüm Filistin pasaportu sahiplerinin ABD'ye seyahat etmesini yasakladı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre daha yakın zamanda, Trump yönetimi Filistinlileri, Suriyeliler ve birkaç Afrika ülkesinin vatandaşlarını da kapsayan daha geniş bir vize yasağına dahil etti. Bunun yanında, Başkan Yardımcısı J.D. Vance başta olmak üzere Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, 2024 yılında henüz başkanlık için adayken Trump'ın söylediği sözleri tekrarlayarak, ‘Filistinli’ kelimesini iç politikadaki rakiplerine karşı siyasi bir hakaret olarak kullanıyor. Bu durum, saygı görmeyi ve Trump'ın yaklaşımında Ortadoğu'nun geleceğinin bir parçası olmasını isteyen Filistinliler için umut verici bir tablo çizmiyor.

Daha etkili bir yol

Trump yönetimi Ortadoğu'da anlamlı ve kalıcı bir ilerleme görmek istiyorsa, Filistin cephesinde rotasını düzeltmeli. Temel konularda sıklıkla bölünmüş olan önemli Arap devletleri, Filistin davasını ilerletme ve iki devletli çözüme giden yolu destekleme konusunda şimdi her zamankinden daha birleşik görünüyor. Buna, Trump'ın Gazze'nin yeniden inşası için önemli miktarda finansman ve diğer kaynaklar sağlamasını ve bölgesel entegrasyon için daha geniş çaplı çabaları desteklemesini beklediği Arap Körfez ülkeleri de dahil.

Trump, öngörülemez olmasıyla gurur duyuyor ve zaman zaman Filistin meselesinde mevcut İsrail hükümetini tedirgin eden adımlar atıyor. Öyle ki bu yılın sonbaharında, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etme girişimlerine karşı sert bir uyarıda bulundu. Bu hafta, Trump ve üst düzey danışmanlarının Netanyahu'ya, hükümetinin Batı Şeria'da istikrarı bozan politikası konusunda uyarıda bulundukları bildirildi.

Ancak, Filistinlilerle daha güçlü bir iş birliği yapılmadıkça, bölgede barışın sağlanması için onların sesini duyurmaya yönelik çabalar ve mevcut İsrail hükümetinin yaklaşımından önemli ölçüde farklı yaklaşımlara sahip Ortadoğu'daki ortaklarla koordineli bir şekilde yürütülen çabalar olmadıkça, sürdürülebilir barışa doğru ilerlenemez. Bu olmadan, Trump'ın 20 maddelik planını ikinci aşamaya taşımaya yönelik çabalarının bölgede kalıcı bir barış sağlaması olası görünmüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

“Trump'ın ilk döneminden bu yana yaklaşımında eksik olan Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan milyonlarca Filistinlinin sesini duyurmak ve onları sürdürülebilir barışın kilit aktörleri olarak sürece dahil etmek için samimi bir çabanın sarf edilmesi.”



Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
TT

Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)

Ukrayna barış görüşmeleri dün Cenevre'de başladı ve gözlemciler bu görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ve son dönemde üzerinde değişiklikler yapılan plana dayalı siyasi çözüm için temel bir çerçeve oluşturulması açısından çok önemli olacağını öngörüyor.

Bu, Rusya, Ukrayna ve Amerika Birleşik Devletleri'ni bir araya getiren üçüncü doğrudan müzakere turu. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de düzenlenen iki tur müzakere, çözümsüz kalan konularda görüşleri uzlaştırmada başarısız olmuştu.

Kremlin, erken tahminlerden kaçınılması gerektiğini belirterek, "Taraflar çarşamba günü (bugün) çalışmalarına devam edecekler" dedi.

Başkan Trump ise Kiev'i müzakereye ve "hızlı bir şekilde" anlaşmaya varmaya çağırdı.


85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
TT

85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler'de 85 ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da "yasadışı varlığını genişletmeyi" amaçlayan yeni önlemler aldığı gerekçesiyle dün İsrail'i ortak bir bildiriyle kınadı ve Filistin topraklarının ilhakının "demografik değişikliklere" yol açabileceği endişesini dile getirdi.

İsrail'in yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştıran önlemleri onaylamasından bir hafta sonra, İsrail hükümeti pazar günü, 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da arazi kayıt sürecini hızlandırmaya karar verdi.

Fransa, Çin, Suudi Arabistan ve Rusya da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler'in 85 üye ülkesi ve Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi çok sayıda kuruluş, "İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve eylemlerini" kınadı.

New York'ta yayınlanan açıklamada ülkeler, "bu kararların İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ve derhal geri alınması gerektiğini" belirterek, her türlü ilhak biçimine kesin olarak karşı olduklarını ifade ettiler.

 Ayrıca, "her türlü ilhak biçimine şiddetle karşı olduklarını" yinelediler.

Açıklama şöyle devam etti: “1967’den beri işgal altında olan Filistin topraklarının, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, demografik yapısını, karakterini ve yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm önlemleri reddettiğimizi yineliyoruz.”

“Bu politikalar uluslararası hukukun ihlalini teşkil etmekte, bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik devam eden çabaları baltalamakta ve çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına ulaşma olasılığını tehdit etmektedir” uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreteri António Guterres pazartesi günü İsrail'i "sadece istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmayıp, Uluslararası Adalet Divanı'nın da teyit ettiği gibi yasadışı olan yeni önlemlerini derhal geri çekmeye" çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yerleşim faaliyetleri 1967'den bu yana tüm İsrail hükümetleri altında devam etti, ancak özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşından bu yana, İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olan Binyamin Netanyahu'nun mevcut hükümeti altında hızı önemli ölçüde arttı.

İsrail'in işgal edip ilhak ettiği Doğu Kudüs dışında, Batı Şeria'da yaklaşık üç milyon Filistinlinin arasında 500 binden fazla İsrailli yaşıyor ve bu yerleşim yerleri Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor.


İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek
TT

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

 

İran yarın müttefiki Rusya ile birlikte Umman Denizi’nde ortak deniz tatbikatı düzenleyecek. Bu bilgi, İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’nın (ISNA) bugün aktardığı askeri yetkili beyanıyla duyuruldu. Tatbikat, ABD ile İran arasında gerçekleştirilen görüşme oturumunun hemen ardından geliyor.

Askeri Sözcü Hasan Maksudlu, ortak deniz tatbikatının Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde yapılacağını ve ‘bölgedeki deniz güvenliğini ve iki ülkenin donanma birlikleri arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi’ amaçladığını açıkladı. Sözcü, tatbikatın süresine dair bir bilgi vermedi.

İran, iki gün önce (pazartesi), stratejik Hürmüz Boğazı’nda Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) denetiminde başlayan tatbikatları duyurmuştu.

İranlı yetkililer, özellikle Tahran ile Washington arasındaki gerilimin yükseldiği dönemlerde, dünyanın önemli petrol ve gaz nakil güzergâhlarından biri olan bu boğazı kapatmakla tehdit etmişti. İran televizyonu, askeri tatbikatlar sırasında boğazın dün birkaç saatliğine ‘güvenlik’ gerekçesiyle kapatıldığını bildirdi.

ABD, İran ile devam eden görüşmeler sırasında iki ülke arasında anlaşmaya varılamaması durumunda askeri müdahale tehdidi çerçevesinde, Arap Körfezi sularına büyük bir donanma gücü yerleştirdi.

Görüşmeler, şubat ayı başında Umman himayesinde yeniden başladı. Bu, haziran ayında Israil’in İran’a yönelik yürüttüğü savaşın ardından yapılan ilk oturumdu. O dönemde Washington, İran’ın nükleer tesislerini bombalamış; Tahran ise karşılık olarak İsrail ve bölgedeki Amerikan üslerini hedef almıştı.

İran, görüşmelerin yalnızca nükleer programla sınırlı olduğunu vurgularken, Washington, görüşmelere İran’ın balistik füze programı ve Ortadoğu’daki silahlı gruplara -özellikle Hizbullah- desteğinin de dahil edilmesini talep ediyor.